Akşam Gazetesi

Akşam Gazetesi

  • Emzirme Döneminde Beslenme
    Emzirme Döneminde Beslenme
  • Serbest Radikaller Ve Hastalıklar
    Serbest Radikaller Ve Hastalıklar
  • Yaşlılıkta Beslenme
    Yaşlılıkta Beslenme
  • Alerjiye Karşı Zencefil
    Alerjiye Karşı Zencefil
  • Merkezi Sinir Sistemi Hastalıkları
    Merkezi Sinir Sistemi Hastalıkları
  • Beslenirken Kanserden Korunun
    Beslenirken Kanserden Korunun
  • Vitamin Deposu Kırmızı Biber
    Vitamin Deposu Kırmızı Biber

Emzirme Döneminde Beslenme

Emzirme döneminde annenin doğru beslenmesi hem bebeğin sağlılığı hem de annenin rahat bir emzirme dönemi geçirmesi için önemlidir. Emzikli bir annenin beslenme programı, bütün besin gruplarını içermeli ve diyet vitamin ve mineral yönünden zengin olmalıdır.
Anne sütü, bebek beslenmesinde yeri doldurulamayan bir doğa harikasıdır. Emziklilikte salgılanan süt, annenin aldığı besinlerin bir ürünüdür. Süt için gerekli olan besinler, annenin kendi gereksinimine ek sayılmalıdır. Bu nedenle gebelikte olduğu gibi emziklilikte de beslenmenin iki amacı vardır:

• Annenin besin depolarını dengede tutarak sağlığını korumak
• Salgılanan sütün yeterliliğini ve verimliliğini artırmak, dolayısıyla bebeğin normal büyüme ve gelişmesini sağlamak.

Emziren annenin yeterli süt salgılayabilmesi için günde, normal gereksinimine ek olarak 700 kaloriye ihtiyaç vardır. Bu miktarın 500 kalorisi annenin yediklerinden, 200'ü ise gebelikte kazanılan besin depolarından karşılanır. Bu durum bir çok emziklilik döneminde bulunan kişiler için, gebelik süresince kazanılan ağırlığın kaybedilmesinde büyük etkendir.

Emzirme annenin vücudunun tekrar gebelik öncesi görüntüye dönmesine yardımcı olur. Emzirmek uterusun kasılmasını uyarır, küçülmesini sağlar, annenin karın bölgesi daha hızlı bir şekilde biçime girer. Emzirirken düzenli ağırlık kaybı görülürken anne sütünün üretimi etkilenmez. Emziklilik dönemi boyunca birçok besin öğesine olan gereksinim artar.

Protein: Emzirme döneminde, normal diyetinizden yeterli düzeyde protein sağlayabilirsiniz. Örneğin, fazladan bir veya iki porsiyon süt tüketimi, hem daha fazla kalsiyum hem de protein almanıza neden olur.
Kalsiyum: Yeterli düzeyde kalsiyum tüketilmediği takdirde, vücudunuz kalsiyum depolarını kullanır. Bu durum, anne sütündeki kalsiyum düzeyini dengede tutmak üzere sisteme giren vücudunuzun bir uyum mekanizmasıdır. Dolayısıyla yeterli ve dengeli kalsiyum tüketimi emziklilikte önem taşır.

Bunların dışında emzikli bir annenin beslenme programı, bütün besin gruplarını içermeli ve diyet vitamin ve mineral yönünden zengin olmalıdır.

Emziklilikte yeterli ve dengeli beslenebilmek için neler yapmalı?

• Sıvı alımının günde ortalama üç litre (10-12 su bardağı) özellikle su, ıhlamur, nane, papatya gibi bitki çayları az şekerli veya şekersiz komposto ve meyve suları, limonata ve süt gibi hafif doğal içecekler tercih edilmeli.
• Emziklilik dönemlerinde sütün bollaşması için annenin iyi beslenmesi, stresten uzak ve yeterince dinlenmiş olması ve bebeğini sık aralıklarla emzirmesi önemlidir.
• Kalsiyum yönünden zengin olan süt, yoğurt ve peyniri belirtilen miktarlarda düzenli olarak tüketin. Süt tüketilemiyorsa sütlaç ve muhallebi yenebilir.
• Her gün bir adet yumurta ve bir porsiyon etli sebze yemeği veya kuru baklagil yemeğe özen gösterin.
• (n-3) yağ asitlerinden zengin su ürünleri tüketiminin artırılması anne sütünün bu yağ asitleri içeriğini arttırır. Özelikle balık, protein değeri ve omega-3 içeriği bakımından zengin bir besindir ve bu dönemde tüketimine ağırlık verilmeli.
• Kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur karışımı yemekleri, portakal, mandalina, domates, maydanoz, yeşil biber, taze soğan gibi C vitamini yönünden zengin sebze ve meyvelerle birlikte sık olarak tüketin.
• Vitaminlerin zengin kaynağı olan taze meyve ve sebzeleri her öğünde düzenli olarak tüketin.
• Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddesi içeren besinlerden mümkün olduğunca uzak durun.
• Mutlaka iyotlu tuz kullanın çünkü ana rahmindeki bebeğin gelişiminde önemli olan yetersizliği zeka geriliğine neden olan iyot, doğal besinlerle alınamaz.
• Çay, kahveyi günde iki kez tüketebilirsiniz. Fazla içilen çay, kahve ve koladan kafein süte geçerek bebeğin sağlığını olumsuz etkiler. Demir emilimini engellediği düşünülerek yemek sırasında ve yemekten hemen sonra çay-kahve alınmamalı. Bunun yanında demir emilimini kolaylaştırdığından C vitamininden zengin taze meyve suyu uygundur. Çayı tercih edecekseniz, ikindi ve kuşluk gibi öğün aralarında yani yemek yedikten bir-iki saat sonra açık olarak için.
• Sebzelerin, makarna ve eriştenin haşlama sularını dökmeyin. Kuru fasulye, nohut ve barbunya gibi baklagilleri iyice yıkadıktan sonra ıslatın. Bu suyu dökebilirsiniz. Ancak bebek için önemli olan bazı vitaminleri içerdiğinden haşlama suyunu dökmeyin.
• Et, tavuk, balık, yumurta, karaciğer, dalak böbrek gibi sakatatlar, ceviz, badem gibi kuruyemişler, üzüm, kayısı, erik, pestil gibi kurutulmuş meyveler, kuru fasulye, nohut, mercimek, barbunya gibi kuru baklagiller, pekmez ve yeşil yapraklı sebzeler demir yönünden zengin yiyeceklerdir. Günlük beslenmede sık tüketilmesinde fayda vardır.
• Demir yönünden zengin yiyeceklerle birlikte C vitamini kaynağı olan domates, biber, maydanoz, kıvırcık gibi taze sebze ve portakal, greyfurt, çilek gibi meyvelerin alınması demir emilimini artırır.
• Günlük beslenmesinde et tüketimi az olan annelerin, protein ihtiyacını karşılayabilmeleri için haftada en az beş öğün yumurta tüketimlerine özen göstermeliler.
• Yemeklerde kullanılacak yağ tüketimine dikkat edilmelidir. Kalori değerini yükselten kızartma ve kavurma türü besinlerden uzak durulmalı, genellikle besinleri pişirme yöntemi olarak haşlama, fırında ya da ızgara yöntemi kullanılmalı.


Kaynak:  Akşam Gazetesi

Serbest Radikaller Ve Hastalıklar

Modern yaşamın, sanayileşmenin ve teknolojinin ürettiği serbest radikallerden biraz da olsa uzaklaşmaya ve daha sağlıklı yaşayıp, geç ve dinç yaşlanmak için elimizden geleni yapmaya başladık. Şimdi moda akım, doğaya dönüş!

Doğadan uzaklaşmaya, endüstrileşmeye ve teknolojiye esir olmaya başladıkça, hayatımızı nasıl bir kaosa çevirdiğimizin nihayet farkına vardık. İltihaplar, yaşlanma, ilaçların yol açtığı hasarlar, dejenaratif artrit, bağışıklık sistemindeki bozukluklar, kanser ve kardiyovasküler hastalıklar gibi olumsuz fizyolojik rahatsızlıklardan serbest radikallerin sorumlu olduğu biliniyor. Modern yaşamın, sanayileşmenin ve teknolojinin ürettiği serbest radikallerden biraz da olsa uzaklaşmaya ve daha sağlıklı yaşayıp, geç ve dinç yaşlanmak için elimizden geleni yapmaya başladık. Şimdi moda akım, doğaya dönüş! Ancak uyguladığınız yeni yöntemlerin, aldığınız besinsel ya da bitkisel desteklerin ne kadarını tanıyor ve bilinçle yapıyorsunuz?

SERBEST RADİKAL NEDİR?

İnsan vücudundaki her hücre günde ortalama 10 bin serbest radikalin saldırısına maruz kalıyor. Yaşam tarzınızı değiştirseniz ya da çevreden maruz kaldığınız toksinleri, kirleticileri, ağır metalleri ve diğer tehlikeli maddeleri tümüyle ortadan kaldırsanız bile, serbest radikallerden tümüyle kaçmanız olanaksız. Antioksidan savunma sisteminiz yeterince iyi çalışmaz ve antioksidan besinleri yeterince tüketmezseniz ya da antioksidan etkili ek desteklerden yararlanmazsanız serbest radikaller hücrelere zarar verir ve birçok hastalığın başlangıcına zemin hazırlar. Serbest radikaller nefes aldığınızda ve yemek yediğinizde bile meydana gelir. Sigara içerken, hava kirliliğinden, egzoz gazlarından ve sulardan bedeninize girer.

KİMDİR BU ZARARLI RADİKALLER?

Vücutta metabolik işlemler sonucunda oluşan hidrojen peroksit veya yağlı besinlerin yüksek sıcaklıkta işlenmeleri, pişirilmeleri sonucu oluşan lipit peroksit en zararlı serbest radikallerdir. Bu bileşikler oksidatif stres adlı kimyasal işlemlerle genetik materyal DNA'yı hasara uğratarak hücre ölümünü artırır. Bu durumu en güzel cilt yaşlanmasında görebiliriz. Bu durumu engellemek, dejeneratif hastalıklara erken yaşlarda yakalanmamak ve hücre hasarını aza indirmek için yaşla birlikte güçsüzleşen antioksidan savunma sisteminizi güçlendirmelisiniz.

ANTİOKSİDAN BESİNLER YAŞLANMAYI GECİKTİREBİLİR
Serbest radikaller bedeninizin antioksidan aktivitesinden daha yoğun olduklarında bir dengesizlik oluşmakta ve hücrelerinizde oksidatif hasar meydana gelir. Yani serbest radikallerin üstün gücü antioksidan potansiyelinizden fazlaysa hücreler yaşlanır. Yaşla birlikte vücut daha fazla serbest radikale maruz kalır ve daha fazla üretir. Diğer taraftan bedeninizin doğal antioksidan üretimi yaşlandıkça azalır. Bazı uzmanlara göre antioksidan üretimi 25 yaşından itibaren yavaşlar.

Antioksidanların serbest radikallerle savaşma yetenekleri farklıdır. Ne kadar güçlü ve etkili olurlarsa antioksidan kapasite güçleri de o kadar fazladır. Bu nedenle her besin aynı güçte antioksidan etki göstermez. Tufts Üniversitesi'nde yapılan çalışmalarda hemen hemen her besinin ORAC değeri araştırılmış ve sebze ve meyvelerin en yüksek antioksidan içeriğine ve ORAC değerine sahip oldukları bulunmuş. Ancak henüz çoğu kişi günlük önerilen beş porsiyon sebze ve meyveyi tüketmedikleri için bu doğal antioksidanların gücünden mahrum kalıyor.

DOĞA ANTİOKSİDAN GÜÇLER

Brokoli, marul, ıspanak, domates, lahana, kayısı, havuç, kırmızı ve yeşil biber, kırmızı şarap üzüm çekirdeği, soğan, pırasa, kuşkonmaz, erik, ıspanak, çilek, vişne, kırmızı üzüm, yeşil ve siyah çay ve kırmızı şarap...

NE KADAR ORAC DEĞERİNE İHTİYACINIZ VAR?

Yapılan çalışmalarda günde yaklaşık üç-beş bin ORAC değerine sahip besin tüketildiğinde antioksidan bedenin kapasitesinin güçleneceği ve serbest radikal hasarından yeterince korunacağı belirtiliyor. Ne yazık ki, fast-food diyetlerle sadece bin 200 ORAC değeri tüketiliyor. Bu da yaklaşık günde üç porsiyon sebze ve meyve anlamına geliyor. Bu nedenle daha sağlıklı beslenmek, daha dinç olmak, serbest radikallerin dejeneratif hastalıklara yol açan etkilerinden kurtulmak, daha genç ve sağlıklı yaşlanmak için mutlaka ORAC değeri yüksek sebze ve meyvelere diyetinizde yer verin.

HER ZAMAN TAZESİ DEĞİL

Antioksidan güce sahip olan ve ORAC içeriği yüksek olan besinler sadece taze sebze ve meyveler değildir. Örneğin; taze eriğin ORAC değeri 9,49 iken, kuru erikte bu değer 57,7'dir. Yine taze üzümün ORAC değeri 4,46 iken, kuru üzümünki 28,3'tür.

ORAC KAPASİTESİ YÜKSEK OLAN BESİNLER

MEYVELER

Ispanak 1260
Brüksel lahanası 980
Alfaalfa filizi 930
Brokoli 890
Pancar 840
Kırmızı biber 710
Soğan 450
Mısır 400
Patlıcan 390

SEBZELER

Kara lahana 1770
Kuru erik 5770
Kuru üzüm 2830
Çay üzümü 2400
Böğürtlen 2036
Çilek 1540
Ahududu 1220
Erik 949
Portakal 750
Kırmızı üzüm 739
Kiraz 670


Kaynak:  Akşam Gazetesi

Yaşlılıkta Beslenme

Bilgisizlik, eve kapanma, hastalık, diş sorunu, bedensel yetersizlik gibi nedenler yaşlılarda besinsel eksikliklerin temel nedenleri arasında Dünya sağlık örgütüne göre; 45-59 yaş arası orta yaş, 60-74 yaş arası yaşlılık, 75-89 yaş arası ileri yaşlılık, 90 ve üzeri yaşlar ihtiyarlık olarak tanımlanmaktadır.

Yaşlanma deyince cildin kırışması, belin bükülmesi, gözlerin iyi görmemesi, hafıza kaybı ve bazı hastalıkların ortaya çıkması anlaşılır. Aksine insanın doğduğu tarihle hesaplanan yaşla, hissettiği yaş arasında büyük farklılıklar yaşanabilir. Bu durum fiziksel ve ruhsal sağlığımıza, beslenmemize ne kadar dikkat ettiğimize bağlıdır.

Günümüzde gelişmemiş ülkelerde ortalama yaşam süresi 48 yıl iken , Japonya'da 80 yıldır ama bilim adamlarına göre insanlar 150 yıl yaşayabilirler. Bunu başarabilmek için yeterli ve dengeli beslenmek, fiziksel aktivite ve stressiz yaşam gerekmektedir.
Yapılan çalışmalarda yaşlılarda besinsel eksikliklerin çok sık olduğu gözlenmiştir. Bilgisizlik, eve kapanma, bedensel yetersizlik, yoksulluk, hastalıklar, artan gereksinim, emilim bozuklukları, diş sorunları nedeni ile çiğnemede güçlükler, alkol ve ilaç kullanımı, iştahsızlık besin eksikliklerinin temel nedenleridir.

Çoğu yaşlıda A, B1, B2, B3, B12 , C, E vitaminleri, folik asit, demir, krom, çinko eksiklikleri bulunmaktadır. Bu vitaminlerin çoğu vücudun bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara yakalanma riskini de azaltmaktadır. Bu besin öğeleri yaşlılıkta değil orta yaşlarda miktarının artırılması ve yaşamın her anında beslenmeye dikkat edilmesi gerekmektedir.

Hücrelerin yıpranmasına neden olan ve yaşlanmayı yaratan mekanizmalar genlerin kontrolünden de etkilenmektedir. Genetiğe bağlı olarak ilerleyen bu hücre yıkımının kökeninde doğrudan ya da dolaylı olarak beslenmenin kalitesine bağlıdır. Son zamanlarda yaşlılığın önünü almak için başarılı sonuçlar veren çalışmalar yapılmıştır. Örneğin büyüme hormonumuz bağışıklık sistemimizi korumaktadır, fakat yaşla beraber daha az salgılanmaktadır. DHEA, 50 yaş sonrasında normaldekinin yüzde 30'u kadar üretilmeye başlar. Deney hayvanlarına verilen büyüme hormonu ve DHEA olumlu sonuçlar vermiştir.

Bir tür antioksidan olan alfa lipoic asit yaşlanmayı azaltan etkenlerden biridir, vücutta glukozun zararını azaltıp yaşlanma sürecini uzatmaktadır. Lycopene bir tür karotenoiddir ve seviyesi yaş ilerlerledikçe düşer, yaşlanmayı önleyici etkisi olduğu bilinmektedir.

Yaşlanmayı önleyen mucizevi bir yiyecek yoktur, genel olarak iyi bir beslenme alışkanlığı edinilmesi sağlıklı yaşlanmaya katkıda bulunur.

Genel öneriler:

• Yağ, şeker, tuz tüketiminizi azaltın.
• Yağı alınmış süt ve yoğurt kullanın.
• Günde ortalama 2.5 litre su için.
• Diyet lifi içeren sebze, meyve, tahıl, kurubaklagilleri tüketin.
• Kan bulgularınıza uygun olarak antioksidan vitaminler alın.
• Haftada iki kez balık tüketin.
• Etli pişirilen yemeklere dışarıdan yağ ilave etmeyin, eti kendi yağı ile pişirin.
• Katı yağ tüketiminizi azaltın.
• Yemeklerinize fındık yağ, ayçiçek ,soya, mısırözü yağlarını karışım halinde kullanın.
• Salatalarınıza zeytin yağ kullanın.
• Beyaz ekmek yerine kepekli, esmer ekmeği tercih edin.
• Sigara, alkol, kafein tüketiminizi azaltın.
• Ağız ve diş sağlığınıza dikkat edin.
• Yaşama sarılın, stresi yenme veya azaltma yollarını bulmaya çalışın.
• Düzenli olarak egzersiz yapın.
• Uygun vücut ağırlığınızı koruyun, şişmanlıktan sakının


Kaynak:  Akşam Gazetesi

Alerjiye Karşı Zencefil

Alerjik hastalıklar ve gıdalar arasında önemli bir ilişki var. Astım ve egzaması olanlar gazlı içeceklerden ve baharatlı yiyeceklerden uzak durmalı. Bu hastalara, bağışıklığı güçlendiren zencefil tavsiye ediliyor.

Vücuda giren her şey ona yabancıdır. Yiyecekler, içecekler, bitki sporları, bakteriler, polenler, toz, ilaçlar, kimyasallar, kozmetik ürünler... Bağışıklık sisteminin görevi ise bizi bu istiladan korumak. Normalde bağışıklık sistemi, bize hissettirmeden çalışır, ama hasta olunca ya da başka rahatsızlıklar nüksettiğinde varlığını hissederiz. Böyle bir aşamada, en ufak bir yabancı madde bile vücut tarafından aşırı tepkiyle karşılanabilir. Alerjik tepkiler, bronşların büzülmesi ya da cilt tahrişleri şeklinde olabilir. Bazen sadece yabancı maddeler değil, vücudun kendi dokuları da alerjiye sebep olabilir.

ASTIM

Hassas kişilerde toz, hayvan tüyü, polenler ya da belli bazı yiyecekler astım krizine yolaçabilir. Vücut buna tepki olarak mukus salgılar ve solunum yollarını daraltır. Ardından hırıltılı soluklar, göğüste sıkışma ya da nöbet gerçekleşebilir. Fazla antibiyotik tüketimi ya da anne sütü almayan çocuklarda astıma olan eğilim daha fazladır.

Astım Diyeti

• Mukus salgısını arttıran gıdalardan uzak durun. (mayalı ekmek, hamurişi, süt ürünleri vb.)
• Boğazı tahriş eden asitli gıdalardan kaçının. (gazlı içecekler, baharatlı yiyecekler vb.)
• Bağışıklığı güçlendiren ve genel sağlığı iyileştiren, alerji eşiğini yükselterek nöbeti önleyen gıdalar tercih edin. (Örneğin zencefil anti-alerjiktir ve mukus oluşumunu önler.)

SAMAN NEZLESİ

Pekçok insan için yaz mevsiminin başlama belirtisi olan hapşırma, burun akıntısı, göz ve boğaz kaşıntısı aslında yalnızca kuru bitkiler tarafından tetiklenmez. Bu maddelere karşı olan duyarlılık yıl boyunca başa çıkabileceğiniz bir düzeyde zaten vardır. Ancak polen, toz artışı, güneş ışığı ve diğer tetikleyiciler biraraya gelerek vücut için bir tehdit halini alır. Astım hastaları için belirttiğimiz önerileri saman nezlesi şikayeti olanlar için de geçerlidir.

EGZAMA

Egzama, ateş ve ciltte kaşıntılı kızarıklıklarla ortaya çıkar. Stresle birlikte aniden görülebilen egzama, alerjik bir reaksiyondur. En çok genelde sürtünmenin olduğu göz kapakları, dirsekler, dizlerin arkası, parmak araları ve kasıklar gibi derinin kıvrım yerleridir. Egzamadan şikayet edenler astım için verilen tavsiyeleri uygulayabilir. Eğer egzama stres nedeniyle ağırlaşıyorsa gerginliği arttıran kahve ve aşırı alkol tüketiminden uzak durun.

DERİ İLTİHABI VE KURDEŞEN

Her iki rahatsızlık da alerjik reaksiyonlar sonucu oluşur. Hassasiyet gösterilen bir maddeye temas edilmesi sonucu kızarma veya tahrişle ortaya çıkar. Kurdeşen, sıvı içerikli alerjenlerin kılcal damarlardan deri altına sızmasıyla oluşan kırmızı şişliklerdir. Saman nezlesi ya da gıda alerjisinin diğer bir belirtisidir. Yukarıda belirtilen öneriler bu hastalar için de geçerlidir.

GIDA HASSASİYETİ VE ALERJİLER

Bir gıdaya karşı olan hassasiyet alerjiyle aynı şey değildir. Gıda hassasiyeti, bağışıklık sisteminde güçlü bir reaksiyona neden olmaz. Ancak, bazı gıdaları vücudun olması gerektiği gibi kullanamamasıdır. Gıda hassasiyeti karın şişmesi, ishal, baş ağrıları, migren, cilt kızarıklığı, ağız yaraları gibi pekçok şekilde kendini belli edebilir. Kişilerin hassasiyet gösterdiği bazı gıdalar; süt ürünleri, buğday (gluten toleranssızlığı), maya, mantarlar, çikolata, yumurta, kabuklu deniz ürünleri, kimyasal katkı maddeleri, kahve, sitrik asit, ananas, kırmızı biber, sirke, şekerli yiyecekler vb.

ÇÖLYAK RAHATSIZLIĞI

Gluten (buğdayda, çavdarda ve çok az da olsa diğer hububatlarda bulunan bir tür protein) en çok toleranssızlık gösterilen gıdalardandır. Hassas insanlarda gluten, bağırsak yollarında iltihaplanmalara yol açabilir ve bağırsak maddeleri ememez duruma gelir. Eğer gluten toleranssızlığı probleminiz varsa her tür buğday içeren ürünlerden sakınmanız gerekir. Ayrıca süt, yoğurt, peynir alımını azaltmakta fayda vardır.


Kaynak:  Akşam Gazetesi

Merkezi Sinir Sistemi Hastalıkları

Multipl skleroz

Çevresel sinirlerin miyelin tabakasındaki kesintileriyle ortaya çıkan ve sinir sistemini etkileyen bir hastalıktır. Bazı hastalarda beyinde de hasara neden olabilir. Hastalık, yıllarca şiddeti artıp, azalarak süren ılımlı bir şekilde görülür.Bazen de 'golopan' dır, yani hızla gelişir ve ölümle sonuçlanır.

Multipl sklerozun henüz kesin tedavisi bulunamamıştır. Erken fark edilmiş mutipl skleroz, besinsel durumun düzeltilmesiyle hayli iyileştirilebilir. Özellikle amino asitler, temel yağ asitleri, temel mineraller, özellikle de çinko ve magnezyum, B12 de içinde olmak üzere B vitaminleri ve folik asit üzerinde durulmalıdır.

Öte yandan, hastalık semptomlarının gelişmesinde yiyeceklere karşı aşırı duyarlılık da rol oynayabilir. Birçok multipl sklerozlunun semptomları dokunan yiyecekler kesilince iyiye doğru gitmiştir. Bazı hastalara eşekotu yağının ve balık yağının yararlı olduğu görülmüştür. Ancak bu durumda dozajın yeterli olması önemlidir. Günde üç kez 3 kapsül 500mgr'lık eşekotu yağının yanısıra karma vitaminler ve mineraller alınmalıdır.

Maden zehirlenmesi özellikle de cıva zehirlenmesi mutipl sklerozu andırabilir. Bundan dolayıdır ki multipl skleroz tanısı konmuş her hastada cıva zehirlenmesi olup olmadığı araştırılmalıdır. Bunun için de en iyisi saçda mineral analizi ve idrarda cıva testi yaptırmaktır.

Polinevrit

Sinir iletiminde yetersizlik ya da anormallikle beliren bir grup sinir hastalığıdır. Başlıca belirtileri, bitkinlik, uyuşukluk, karıncalanma, duyu yitimidir. Hastalığın birbirinden değişik tipleri ve birçok nedeni vardır. Başlıcaları B6 vitamini zehirlenmesi; kurşun, cıva, böcek ilacı ve kimyasal madde zehirlenmeleri B12 vitamini eksikliği; E vitamini eksikliği; şeker hastalığı ve enfeksiyonlardır. Polinevrit, bazen besinsel eksikliklerin giderilmesi ve bağışıklık sisteminin B6 kompleksle, B12 vitamini enjeksiyonlarıyla ve temel yağ asitleriyle desteklenmesiyle iyileşebilir. Ayrıca hastada yiyeceklere karşı aşırı duyarlılık varsa gereken önlemler de alınmalıdır. Sık sık B12 enjeksiyonları yapılması yararlıdır. Şeker hastalığı ile ilgili polinevrit yüksek dozda B vitaminine ve eşekotu yağına olumlu yanıt verebilir.

Sara (epilepsi) nöbetleri

Böyle nöbetler ciddi tıbbi hastalıkların sonucudur ve doktorunuzca denetlenmeleri gerekir. Bir kez tıbbi tanı konduktan sonra, akıllıca bir besin tedavisi yararlı olabilir.

Hipoglisemi, manganez, kalsiyum, çinko, magnezyum ve başka besin maddeleri eksikliği, yiyeceklere karşı aşırı duyarlılık gibi durumlar, sara nöbetlerine neden olabilir. Saralı hastalara eşek-otu yağı ancak tıbbi gözetim altında verilmelidir, çünkü bazı sara hastalarında nöbetlerin sıklaşmasına ya da şiddetlenmesine neden olabilir.

Miyaljik ensefalomiyelit

Bu hastalığın belirtileri depresyon, yorgunluk, kas zayıflığıdır. Hastalığa bir virüsün yolaçtığı sanılıyor. Hastalar genellikle akut bir virüs enfeksiyonu geçirir gibidir ve bir türlü iyileşemezler. Bu durum yıllar sürebilir. Çoğu kez hastalığa tiroit bezi süpresyonu (salgı durması), besin eksiklikleri özellikle B vitaminleri, çinko ve magnezyum eksiklikleri besin alerjileri ve kronik kandida enfeksiyonu eşlik eder. Düzeltilmesi yarar sağlar.


Kaynak:  Akşam Gazetesi

Beslenirken Kanserden Korunun

Her zaman sağlıklı beslenmenin önemini vurgularken özellikle kanser tedavisi görenlerin beslenmelerine daha özen göstermeleri gerekiyor. İstatistikler bazı gıdaların bazı kanser tiplerinin riskini arttırabildiğini ya da azaltabildiğini gösteriyor.

Diyetin ve beslenmenin kanserin gelişiminde oynadığı rolü değerlendirmek ve açıklığa kavuşturmak için birçok araştırma yapılıyor. Hiçbir dolaysız neden-sonuç ilişkisi kanıtlanmadıysa da, istatistikler bazı gıdaların bazı kanser tiplerinin riskini arttırabildiğini ya da azaltabildiğini gösteriyor. İyi beslenme kanser tedavisi gören insanlar için önemli olsa da bu dönemde uygun beslenmek güç. Kemoterapi ve radyasyon tedavilerinde yeme alışkanlıkları bozuluyor. Mide bulantısı, iştahsızlık, ağız tadının olmaması, yorgunluk gibi olumsuzluklar yaşanabiliyor. Bazı kanser hastaları, tedavi altında değilken bile iştahlarını kaybeder. Uygun yemek kanser tedavisinin başarısı için önemlidir. Tedavi sırasında iyi beslenen kişi, vücut dayanıklılıklarını daha iyi korur ve böylelikle kemoterapinin ve radyasyon tedavisinin potansiyel yan etkilerine daha kolay atlatabilir. Ayrıca bu kişilerde enfeksiyon riski az olur ve tedavi sırasında aktif olmaya devam eder.

Kanser tedavisi sırasında sağlıklı bir diyet hemen hemen başka zamanlardakiyle aynı. Her gün dört temel gıda grubuna (meyve ve sebze, et ve diğer proteinler, tahıl ve süt ürünleri) ihtiyaç vardır. İdeal olarak, her gün dört ya da daha fazla porsiyon sebze ve meyva, tahıl (ekmek, hububat, makarna ve pirinç), iki-üç porsiyon protein (kümes hayvanı, balık, et ve tahılla karıştırılmış olarak fasulye, bezelye ya da kabuklu yemiş gibi bitkisel protein) ve süt ürünleri yenmeli. Tek bir oturuşta yeterli miktarda yiyemiyorsanız, sık ve küçük miktarlarda yenebilir. Yemeğinizi yavaş yavaş çiğneyin. Sıvıları yemek dışında için. İçtiğiniz sıvıların, meyve suları ya da süt gibi besleyici değeri olmasına dikkat edin. Karbonatlı içecekler, midenizi rahatlatıyorsa, tek başına soda içmek yerine meyve suyunu sodayla karıştırın.

Birçok kişi tedavi sırasında boşaltım sorunlarından kabızlık ya da ishalden söz eder. Bunlar, barsağı tahriş ederek ishale ya da barsağın faaliyetini yavaşlatarak kabızlığa yol açan ilaçlar dahil olmak üzere, çeşitli faktörlere bağlı olabilir. Alınan radyasyon da ishale neden olur. Kabızlık durumunda, lif açısından zengin gıdaların yenmesi sorunu önlemeye ya da sorunla mücadele etmeye yardımcı olabilir. Bu tür gıdalar arasında taze sebze ve meyvelar, kurutulmuş meyvelar, tahıllar ve ekmek ve kabuklu yemişler sayılabilir. Bol bol sıvı içmek de yardımcı olur. İshal, önemli miktarda mineral ve sıvı kaybına yol açabilir. Bazen lif oranı yüksek bir diyet, ishalin tedavisinde etkili olabilir. Kramplarınız varsa, her türden karbonatlı içecekler, lahana, karnabahar, çok baharatlı gıdalar ve hatta bazı çiklet çeşitleri gaza yol açabilir.

Son raporlar, diyetteki yağ tüketiminin göğüs kanseri sıklığıyla ilişkisiz olabileceğini düşündürüyor. Yağ tüketimi için hiçbir kural belirlenmemiş, ama genel olarak yağ tüketimi düştükçe kanser riskinin düştüğü görülmektedir. İhtiyatlı bir yağ tüketimi kuralı, toplam kalori tüketiminizin yüzde 30'udur.

Kanserde egzersiz

Son 10 yılda egzersizin kanser üzerine etkisi konusunda birçok çalışma yapıldı. Bazı kanser türlerinde, özellikle göğüs kanserinde, obezite kanser gelişimiyle istatistiksel olarak ilişkilidir. Düzenli egzersiz yapan kişiler obezlere göre daha düşük yağ oranına sahiptirler ve olası kanser riskini azaltır.

Egzersiz metabolizmayı hızlandırır. Bu metabolizma artışı sindirim ve boşaltım süreçlerinin artışına yol açar. Bu olayın, kanser yapan ve yenilen sağlıksız besinlerin metabolitlerini uzaklaştırdığı düşünülüyor. Kesin sonuç kolon ve diğer gastrointestinal kanser türlerinin azaldığını gösteriyor.

Doğru beslenme önerileri

• Lif açısından zengin gıdalar yiyin. Günde 25-33 gr. lif tüketimi önerilir. Diyet lifi, vücudu özellikle kalınbağırsak kanseri olmak üzere, bazı kanserden korur. Bu nedenle, taze meyve, sebze ve az işlenmiş tahıl ürünleri gibi çeşitli diyet kaynaklarını her gün yiyin.
• A ve C vitamini açısından zengin gıdaları her gün yiyin. A vitamini, ağız boşluğu, boğaz, gırtlak ve akciğer kanserleri dahil olmak üzere, bazı kanserlerin sıklığının azaltılmasına yardımcı olabilir.
• Brokoli, lahana, Brüksel lahanası, kıvırcık lahana, karnabahar, yer lahanası, hardal yaprakları ve İsviçre pazısı gibi sebzeleri düzenli diyetinizin bir parçası haline getirin. Araştırmalar bu gıdaların kalınbağırsak, mide ve akciğer kanserlerinin gelişimine karşı koruma sağladıklarını gösteriyor.
• Tuzlanarak, tütsülenerek ve nitratla işlenmiş gıdaları az tüketin. Bu gıda grubu sucuk, jambon ve diğerleri gibi tütsülenmiş ve konserve edilmiş etleri içerir. Yemek borusu ve mide kanseri sıklığı, bu gıdaları çok miktarda yiyenlerde daha yüksektir.
• Yemek pişirirken kullandığınız tuz miktarını, yarım kilo ette dörtte bir çay kaşığı tuz, pişirilmiş sebze ya da tahıl porsiyonu başına sekizde bir çay kaşığı tuzla sınırlayın. Jambon, soya sosu ya da turşu gibi aşırı tuzlu gıdaları seyrek ve az miktarlarda yiyin.
• Çok miktarda alkol almak karaciğer kanseri riskini arttırır. Alkol tüketimi sigarayla ya da tütün çiğnemeyle birleştiğinde, ağız, gırtlak, boğaz ve yemek borusu kanseri riskini arttırır. Günde iki ya da daha az bardak tavsiye edilir.


Kaynak:  Akşam Gazetesi

Vitamin Deposu Kırmızı Biber

Yemeklere acılık ve lezzet vermesi için kullanılan kırmızı biber, besin kaynağı olmasının yanı sıra antibakteriyel etkisiyle de hastalıkların önlenmesinde etkili.

A vitamini açısından oldukça zengin, posa içeriği yüksek bir besin olan kırmızı biber, C vitamini açısından da toplumda bilinenin aksine, limondakinden daha çok C vitamini içermektedir. Özellikle taze kırmızı biber, C vitamini açısından limondan yaklaşık yedi kat daha zengin bir üründür.
Bulaşıcı hastalıklara karşı etkilidir. Vücudun özellikle bulaşıcı hastalıklara karşı olan direncini artırıyor. Portakaldan daha fazla miktarda C vitamini içeren bu sebze, aynı zamanda içerdiği beta karoten ile bağışıklık sistemimizi güçlendirmektedir.

Beslenmede çok büyük öneme sahip kırmızı biber mide suyu ve tükürük oluşumunu artırır, sindirimi kolaylaştırır, romatizma, mafsal ve diş ağrılarını azaltır, krampları giderir, kolera ve gut hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalığa iyi gelir. Kanser riskini azaltır ve kanser tedavisinde kullanılır. Terlemeyi artırır, serinlik verir (sıcak iklimlerde kullanılmasının nedenlerinden birisi budur), öksürük ve boğaz ağrılarını gidermede (gargara olarak) kullanılır, sinir hastalıkları için doğal yatıştırıcıdır, vücuttaki aşırı yağ ve kolesterol birikiminin önlenmesini sağlar.

Antibakteriyel etkisi ile hastalıkların önlenmesinde de etkili olan kırmızı biber ülkemizde ağırlıklı olarak Kahramanmaraş, Gaziantep ve Şanlıurfa olmak üzere Güney ve Güneydoğu illerinde fazlaca tüketilir. Bu bölgenin kırmızı biberleri acı tiplerdir. Kırmızı biber kuzeyde ise en çok Bursa ve Bilecik'te üretilmektedir. Bu biberler ise genellikle tatlıdır.

Yemeklere acılık ve lezzet vermesi için kullanılan kırmızı biber, gerçek anlamda besin kaynağıdır. Turunçgillere göre daha çok C vitamini içeren kırmızı biberin içerdiği besin öğeleri şu şekildedir: 100 gram toz kırmızı biber; 318 kalori, 12 gram protein, 17,5 gram yağ, 25 gram posa, 148 miligram kalsiyum, 293 miligram fosfor, 2014 miligram potasyum, 4160 IU vitamin A, 0,33 miligram vitamin B, 0,9 miligram vitamin B2, 9 miligram niasin ve 76 miligram vitamin C içerir. Bu öğelerin bir bölümü, taze kırmızı biberde daha yüksek oranda bulunur.

İtalyan lezzetleri

Conrad İstanbul'un içinde bulunan Prego Restoran, bu sezon çok farklı. Mekan, güney İtalya sahillerinin yöresel lezzeti, dekorasyonda kullanılan modern sanat eserleri ve İtalyan Şef Angelo M. Faoro'nun özel spesyalleri ile gelenlere çok özel bir ambiyans sunuyor.

Ara Londra'nın ünlü restoran tasarımcısıHarry Gregory imzasını taşıyan dekorasyonda modern ve derin vernikli yüzeyler, serin camlar ön plana çıkıyor. Ayrıca modern sanat eserleriyle süslenmiş duvarlar mekana ayrıcalıklı bir görsel efeks sağlıyor.

Amerikan Hizmet Bilimleri Akademisi tarafından arka arkaya üç yıl beş yıldız pırlanta ödülüne layık görülen Prego Restoran'ın spesyalleri de çok özel: Sotelenmeş deniz tabağı, tavada kızartılmış sardalye, kuru fasulye ve taze soğan salatası; ızgara kalamar, midye deniz tarağı, balzamik radicchiolu ve ızgara muzlu biberli saf zeytinyağlı beyaz balık gibi spesyaller gelenleri damak zevkine hitap ediyor. Prego pazar ve pazartesi günleri kapalı.


Kaynak:  Akşam Gazetesi
 
E-Bültenimize Abone Olun
Top