Bebeğim ve Biz

Bebeğim ve Biz

  • Detox Tam Olarak Nedir?
    Detox Tam Olarak Nedir?
  • Evde bir abur cubur canavarı mı var?
    Evde bir abur cubur canavarı mı var?
  • Küçük Yaşlarda Sağlıklı Beslenme Alışkanlığını Kazandırırken Ailece Yenen Yemeklerin Etkisi Çok Büyük!!
    Küçük Yaşlarda Sağlıklı Beslenme Alışkanlığını Kazandırırken Ailece Yenen Yemeklerin Etkisi Çok Büyük!!
  • Doğurganlığı Ve Cinselliği Arttıran Beslenme Biçimi
    Doğurganlığı Ve Cinselliği Arttıran Beslenme Biçimi
  • Hiperaktivite Ve Beslenme
    Hiperaktivite Ve Beslenme
  • Emziklilik Döneminde Beslenme
    Emziklilik Döneminde Beslenme
  • Hangi ek besine ne zaman başlanmalı?
    Hangi ek besine ne zaman başlanmalı?
  • Bebeklerde Vitamin Eksikliği
    Bebeklerde Vitamin Eksikliği
  • Obezite merkezi açmak nereden aklınıza geldi?
    Obezite merkezi açmak nereden aklınıza geldi?
  • Hamilelik ve Beslenme
    Hamilelik ve Beslenme

Detox Tam Olarak Nedir?

Detoks, yanlış beslenme, stres, çevresel etmenler ve ilaç kullanımı ile beraber vücutta oluşan toksik madde birikimlerini uzaklaştırmak için yapılan bir programdır. Doğduğumuz günden beri birçok toksin ile karşı karşıya kalır, metabolizmamızdaki koruyucu bileşiklerle bu zararlı öğelerin olumsuz etkilerini yavaşlatmak için çalışırız. Ancak zamanla bu koruyucu kalkan, aşırı çevre kirliliği, egzoz gazı, sigara dumanı, aşırı alkol alımı, kullanılan gereksiz ilaçlar, aşırı katkı maddesi kullanımı, tarımsal ilaçlar, hormonlu gıdalar ve radyasyon gibi doğamıza aykırı bu yaşlandırıcı faktörlere karşı etkisiz kalabilir ve sağlığımız tehlikeye girebilir. Bunun için detoks programlarıyla düzenli olarak bedenimizi arındırmak, karaciğer, böbrek ve bağırsaklar kanalıyla İnsanın kendini daha mutsuz, daha yorgun, daha huzursuz hissetmesine neden olan toksik maddelerin vücuttan atılması gerekir.

Detox'u her kadın, hatta erkekler yapabilir mi?

Hamilelik ve emziklilik döneminde olan kadınlar, ciddi bir operasyon geçirmiş ya da kronik sağlık problemi olan kişiler, çocuklar, yaşlılar, ciddi kronik hastalığı olanlar detoks uygulamamalıdırlar ya da mutlaka bir doktor kontrolünden geçtikten sonra programa uygunluğu onaylandıktan sonra başlamalılardır. Bu kriteler dışındaki her kadın ve erkek detoks yapabilir ve yapmalıdırlarda.

Detox'a doğumdan sonra kaçıncı ayda başlanması uygun olabilir. Emzirme döneminde sakıncaları var mı?

Emziklilik dönemi tamamen kişiye özel bir durumdur, kişisel ihtiyaçlara yönelik planlanabilen özel detokslarla, doktorunun da uygun gördüğü durumlarda başlanabilir. Çok sıkı programlarla yürütülen bazı detoks programları süt verimini düşürebileceği için istenmez.

Detox yöntemi evde yapılabilir mi?

Tam verim alınmasa da tabii ki evde de yapılabilir. Bunun için bolca, mevsiminde (mümkünse organik tarımla yetişen) sebze ve meyve yemeliyiz. Özellikle kullanılması önerilen sebzeler: domates, enginar, salatalık, sarımsak, soya filizi, kurutulmuş domates, kereviz, zencefil, maydanoz, meyveler ise kırmızı erik, kivi, kayısı vişne ve böğürtlendir. Ara öğünlerde ise sebze ve meyve sularına ağırlık vermeliyiz, işlenmemiş tam tahıl ürünlerini, kuru baklagilleri, hayvansal omega 3 kaynağı balığı, barsak florası için yararlı olan iyi huylu bakteriler içeren yoğurdu ve makul miktarlarda tuzsuz yağlı tohumları beslenmemize katmalıyız.

Detoks programı süresince bol su içilmelidir. Sıvı ihtiyacının büyük bir kısmı sebze/meyve suları ve bitki çayları ile karşılanacaktır ancak yine de bu sürede bolca ılık su içilmesi de gerekir. Bitki çaylarından piyasada detox adı altında satılanlar dışında, zencefil, hindiba, rezene, yeşil çay da kullanılabilir. Bu süre içinde kafeinli içeceklerden, alkol ve hazır gıdalardan, sigaradan uzak durulmalıdır.

Detox'u ne kadar sürede bir tekrarlamak gerekir?

Kişinin bugüne kadar geçirdiği gerek psikolojik gerek fizyolojik değerlendirmenin yapılması sonucunda bu sürecin tekrarı ve uzunluğu hakkında karar verilir. Kişinin ihtiyaçlarına göre detoks programının içeriği, süresi ve tekrarı da değişmektedir. Ancak özellikle mevsim geçişleri, yoğun strese maruz kalınan durumlar, ağır ilaç kullanımı gibi dönemler ardından tekrarlanmalıdır.

Detox programı uygulanırken kişilerin en çok neye dikkat etmesi gerekir?

Detoksun amacı olan toksinlerden kurtulmak için en çok dikkat edilmesi gereken kuralların başında doğal ve organik beslenmeye dikkat etmektir. Bunun dışında mümkün olduğunca ruhsal ve fiziksel arınma için olumsuz dış etkenlerden de uzak durmak gerekir.

Detox'la ilgili tavsiyeleriniz ve eklemek istediğiniz bir uyarı bilgisi var mı?

Detoks vücudumuzda birikmiş olan toksinlerden arınma anlamına gelir kesinlikle zayıflama programları ile karıştırılmamalıdır. İki programın en önemli benzerlikleri detoksun da zayıflama diyetlerinde olduğu gibi kişiye özelleştirilmesi gerekliliği iken, en belirgin farkı detoksun kısa süreli beden temizliği olması, doğru beslenme ilkelerini öğretmek ve alışkanlık değiştirmekten uzak olmasıdır. Örneğin detoks süresince uygulanması gerekebilen bir günlük bir fasting programı kesinlikle sürekli uygulanması gereken alışkanlıklardan biri olarak kabul edilemez.


Kaynak:  Bebeğim ve Biz
 

Evde bir abur cubur canavarı mı var?

Çocuklarımız bizim için en değerli varlıklar... Onlara her zaman doğru yolu göstermeye çalışıyor, geleceklerinde her hangi bir rahatsızlık veya huzursuzluk olmaması için çabalıyoruz... Daha onlara hamile kalındığı andan itibaren tüm ebeveynlerin üzerinde büyük sorumluluk duygusu oluşmaya başlıyor. . Çocuklarımızın geleceği yönünde atacağımız adımları belirliyor, şüphesiz sağlıklı, kaliteli, mutlu ve huzurlu bir hayat sürmelerini diliyoruz. . Onların sağlıklı olarak yetişmeleri ve ömür boyu sağlıklı bireyler olarak hayatlarını sürdürmeleri için ise yeterli ve dengeli bir beslenme düzenlerinin olması ve bu alışkanlıkların daha bebeklikten başlayarak kazandırılmasının önemi büyük. . Maalesef büyük bir hızla fakat genellikle bilinçsiz bir çizgide büyüyen gıda sektörü, medyanın yanlış yönlendirmeleri, okullardaki yanlış beslenme stratejileri vb. çocuklarımızı tehdit ediyor ve onların ileride oluşabilecek obezite, diyabet, kalp rahatsızlıkları, metabolik sendrom gibi kronik rahatsızlıklara yakalanmalarına olanak veriyor.
 
Çocuklarımızı bu rahatsızlıklardan korumak bizim en büyük sorumluluklarımızdan birisi... Özellikle çocuklarımızı kanatlarımızın altından çıkarmadan önce vereceğimiz temel eğitim ve daha sonrasında da bu kontrolü bırakmadan dış dünyaya karşı açacağımız bir savaş bizim yapabileceğimiz ve yapmamız gereken yegane şey.
 
Peki durmadan abur cubur yemek isteyen, dışarıya her çıktığınızda fast-food restoranlarına gitmek için direten, siz her ne kadar uğraşsanız ve didinseniz de her gün yeni çıkan besinlerden almak isteyen, hatta bu yönde istekleri hiç bitmeyen çocuklarımızı nasıl koruyabiliriz? Zor diyorsunuz muhtemelen, çünkü eminim ki çocuklar cidden çok ısrarcı ve kural tanımaz gibi görünüyorlar. Bir ebeveyn olarak ta buna dayanamıyor olabilirsiniz çoğu zaman, çünkü ne de olsa sizinde bir duygusal kırılma noktanız var. Bazı durumlarda ise yapılan bazı hatalarımız da vardır muhakkak, ne de olsa hepimiz insanız. . Durmadan bir şeyler isteyen çocuğu yatıştırabilmek için yiyecekleri bir pazarlık aracı olarak ya da anlaşmazlıklarda rüşvet olarak ta kullandığınız olmuş olabilir. Ya da anne ve babalar olarak bazı durumlarda çocuğumuzu mutlu etmek için onu ödüllendirme yöntemi olarak ta yiyecekleri kullanmaktayız. Siz bu türde besinleri bu şekilde kullanmasanız bile öğretmenleri veya çocuğun bakımından sorumlu diğer kişileri bunu yapmaktan vazgeçirmek zordur.
 
Kullanılan bu taktikler ise genellikle çocuklarımızın ihtiyaç duydukları besinler yerine her zaman için veya sıklıkla çok fazla şeker içeren besinleri, kolalı içecekleri, hamur işi veya bol miktarda çikolata, cips türünde yiyecekleri tercih etmeleri ile sonuçlanır. Bunlar gibi yararı olmayan besinleri hatalı bazı davranışlarımız nedeni ile çocuklar kendilerince bağımsızlık ve ebeveynleri üzerinde bir güç hissi ile özdeşleştirmeye başlar, sağlıklı tercihler verildiğinde ise kendilerini cezalandırılıyor gibi hissetmeyi öğrenebilirler. Bu nedenlerle öncelikle çocuklarınızı besinlerle ödüllendirmeye veya besinleri bir rüşvet olarak kullanmaya son vermeliyiz ki daha baştan hataya düşmeyelim. Bu konuda alabileceğiniz bir diğer önemli önlem ise çocuğun bakımından sorumlu kişiye de durumun ciddiyeti konusunda vereceğiniz eğitim olabilir.
 
Fast-food restorantlarının ve gıda şirketlerinin çocukların dikkatlerini çekmek için hiç durmadan ürettikleri çizgi film karakterleri ve oyuncaklar arasında zaten çocukların doğru tercihler yapması beklenemez, çünkü onlar hangi besinler onlar için uygun ve hangileri değil bunu bilemezler. Hoşlarına giden karakterlere veya oyuncaklara göre tercihlerini yapacakları kesindir. İşte bu nedenlerle oldukça kararlı olmalı ve bu gibi durumlarda da çocukların bitmeyen isteklerine karşı koymayı başarabilmeliyiz. Unutmayın bunu onların iyiliği için yapmaktayız.
 
Evde bir abur cubur canavarı etrafa terör estiriyorsa neler yapmalısınız?
 
• Öncelikle çocuğunuza siz iyi bir örnek olmalısınız. Çocuğunuzla gittiğiniz alışverişte ona “Kendimi ödüllendirmek için çikolata alacağım” dediğinizde bu çocuğun doğal olarak bu tip besinleri ödül olarak algılamasına neden olacaktır.

• Eve mümkün olduğunca abur cubur niteliğinde besinleri almayın ve çocuğunuzun yanında bu tür besinler tüketmeyin.

• Çocuklarınızı reklâmlar hakkında ve kullanılan satış stratejileri hakkında eğitmeye başlayın. Yaşı küçük olsa bile sizin karşıt görüşlerinizi örnek alacaktır.

• Çocuklarınıza besinler ve sağlıklı beslenme konusunda eğitimler vermeye çalışın. Bu konuda zorlanıyorsanız bilginizi arttırmak için bir diyetisyenden yardım alın.

• Çocuklarınızı piyasada bulunan besinlerden maalesef tamamen uzaklaştırmanız mümkün olmayacaktır. Dolayısı ile zaman zaman bu tür besinlerin yerine geçebilecek daha sağlıklı besinler hazırlamaya çalışın veya ürünlerin içinde daha sağlıklı olanları ayırmaya çabalayarak bu alternatifleri çocuklarınıza belirli fakat uzun süreli aralıklarla sunun.

• Fast-food dan çocuklarınızı mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışın, eğer bu konu ile ilgili sorun yaşıyorsanız, evde daha sağlıklı alternatifleri çocuğa sunabilirsiniz. Örneğin Hamburger ve patates kızartması isteyen çocuğa evde hazırlayacağınız ızgara köfte içeren tahıllı ekmekten yapılmış bir sandviç, fırında üzerinde çok hafif yağ gezdirerek pişireceğiniz 2-3 ince dilim patates ve yanında 1 bardak ayran vermeyi deneyebilirsiniz.
 

Kaynak:  Bebeğim ve Biz
 

Küçük Yaşlarda Sağlıklı Beslenme Alışkanlığını Kazandırırken Ailece Yenen Yemeklerin Etkisi Çok Büyük!!

Birileri ile beraber yemek yerken gelişen sosyal ilişkiler bir topluma ait olma hislerini geliştirmektedir. Günümüzde çekirdek aileler ise bu paylaşımın en önemli merkezleridir. Aile ile beraber öğünlerde yemek yeme sosyalleşme ve bir topluma üyelik rolünün (modelinin) gelişmesi açısından elverişli bir zamandır. Ayrıca sağlıklı yeme alışkanlıklarının sağlanması için de bu zaman dilimi çok önemlidir. Bu öğünlerin beraber yenilmesi aile birliğinin gelişmesini sağlaması yanında, küçük çocukların kendilerini güvende ve korumada hissetmeleri açısından da gereklidir. Yapılan çalışmalar ailenin birliği beraberliği ve iletişimi, doğru ve sağlıklı yeme davranışlarının gelişmesi açısından birlikte yemek yemenin gerçekten önemli bir unsur olduğunu göstermektedir. Bilindiği gibi çocukluk çağı obezitesi Amerika başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde dikkatleri üzerine çeken ciddi bir sağlık problemidir. Çocukluk çağı obezitesi hızla artış gösterirken adolesan çağda yani ergenlik çağında gelişen obezite de üç katı kadar artış göstermiştir. Obezitenin nedenleri ise çok karmaşık olup bunun içinde, genetik faktörler, fiziksel aktivitenin azlığı, yağların aşırı tüketimi, enerjisi fazla besinlerin tüketimi, aile, okul ve toplumsal çevrelerdir. Aslında aileler çocuklarının diyet ve besine bağlı davranışları üzerine çok güçlü bir etkiye sahip olabilirler. Ayrıca çocukların kilo kontrolüne de.. Bunu sağlayabilmek ise küçük yaşlardan verilen beslenme eğitimine ve kazandırılan alışkanlıklara bağlıdır. Yine yapılan pek çok araştırma aile ile beraber yemek yenilmesinin çocukların diyetlerinin besinsel kalitesini arttırdığını göstermektedir. Kısaca aile ile beraber yemek yenilmesi diyet kalitesini arttıran, aşırı kilo alımını önleyen ve eğitim ile sosyal gelişimi destekleyen bir unsurdur denilebilinir. Bu nedenle beraber tükettiğiniz öğünlerin çocuklarınıza sağladığı avantajları göz önünde bulundurarak, bir beslenme düzenini evinizde kurmaya çalışın.

DAHA FAZLA BERABER YEMEK YEMEYE ÇALIŞIN!!

Yemekleri beraber yemek çocuğunuzun gelişiminde ve besinlere karşı sağlıklı bir tutumunun gelişmesinde faydalıdır. Bu aynı zamanda size sağlıklı yeme modelini sağlamak içinde olanak sağlamaktadır. Ayrıca çocuklarınızın sağlıklı besinler tükettiklerini de garanti altına almanızı sağlayacaktır. Burada kuşkusuz ebeveynlere büyük rol düşmektedir. Birlikte yemek yeme ve genel beslenme düzeninizi oluştururken kullanabileceğiniz bazı püf noktaları sıralamaya çalıştık.

Ailenizi yeni besinlerle tanıştırın, düzenli bir yemek yeme çizelgesi oluşturun ve bunu aile üyeleri ile temasa girerek uygulamaya çalışın.

Çocuklara özel bir besin sunmak yerine bütün ailenin yiyebileceği sağlıklı yemekler hazırlayın. Bu pozitif ve destekleyici bir ortam yaratacaktır.

Düzenli aralıklarla öğünleri planlayın. Uygun bir programınız olmazsa çocuklar daha fazla atıştırmak isteyecek yanlış seçimlere yönelecektir.

Genellikle öğünler planlandığında daha sağlıklı olur. O halde haftalık menüler planlamaya çalışın. Hazırladığınız pek çok menü örneğini saklayın bu şekilde gelecekte de buradan yola çıkarak ailenin sevdiği sağlıklı yiyecekleri kullanabilirsiniz. Atıştırmaları aralıklara bölün. En azından ana öğünden en az 1 saat önce olmasına dikkat edin. Günde 2–3 atıştırma yani ara öğün çocuklar için yeterli olacaktır.

Her gün en azından 1 öğünü beraber yemeği planlayın. Eğer bir öğün için herkesi bir araya getirmek mümkün gibi görünmüyorsa kahvaltılar iyi bir fikir olabilir. En azından haftada 1 akşam yemeğini de ayarlamaya çalışın. Ara ve ana öğünleri mutfakta veya yemek odasında yemeğe çalışın. Bilgisayarın veya televizyonun önünde yenilmesinden sakının.

SAĞLIKLI ÇOCUKLAR İÇİN SAĞLIKLI ALIŞKANLIKLAR

Eğer çocuğunuz aşırı kiloluysa veya kilolu olma riski taşıyorsa büyük ihtimalle “Onun için ne yapabilirim ?” diye soruyorsunuzdur. Eğer çocuğunuzun kilosu ile ilgili endişeleniyorsanız, ilk adım pediatristiniz, doktorunuz veya diyetisyeniniz ile konuşmak olmalıdır. Bir uzman ile iş birliği içinde çalışarak çocuğunuz aşırı kilolu mu ve sağlıklı kilosu ne olmalı sorularının cevaplarını belirleyin. Bazı vakalarda en iyi hedef; kilo almamak şimdiki kilosunu koruyarak büyüme ve gelişmesini devam ettirmesini sağlamak olabilir. Bu konuda bir uzmanla beraber çocuğunuzun sağlıklı kilosuna ulaşması için bir program hazırlayabilirsiniz. Sağlıklı kiloya ulaşma programının bir parçası olarak da, aileler çocuklarına evde birtakım sağlıklı değişiklikler yaparak yardımcı olabilirler. Bu sağlıklı değişikliklerden biri de elbette birlikte tüketilen öğünlerin sağlanması olacaktır. İnanın zaten çocuktaki pozitif değişiklikleri gözlemlemeniz çok zamanınızı almayacak. Unutmayın sağlıklı alışkanlıklar edinmek ve kilo alımı çevresel faktörlerden de çok etkilenmektedir.

KAYNAKLAR

• www.eatright.org sayfasından alıntı yapılarak çevrilmiştir.
• [Journal of the AMEriCAN DİETETİC ASSOCİATİON-April-2006 ( Adolescent and Parent Views of Family Meals-JAYNE A. FULKERSON,Phd; DIANNE NEUMARK-SZTAINER,Phd, MPH,RD;MARY STORY,Phd,RD.]


Kaynak:  Bebeğim ve Biz
 

Doğurganlığı Ve Cinselliği Arttıran Beslenme Biçimi

Toplumumuzda konuşulmaktan sıkça kaçınılan, utanç duyulan konuların başında gelen cinsellik yaşamımızın başından sonuna kadar her zaman bize eşlik eder. Bizleri leyleklerin getirdiğine inandırarak büyüten ebeveynlerimiz, doğduğumuz andan yaşlanıp bir köşeye çekildiğimiz ana kadar hayatımızın parçası olan bu konuya toplum olarak uzaktan baktığımızın bir göstergesidir. Hem değer yargılarımız hem de yetiştirilme tarzımız nedeniyle cinsellik saklanılması gereken bir durummuş gibi davranılır. Hâlbuki cinsellik kendini bilen her bireye öğretilmesi gereken ilklerden olmalıdır. İnsanoğlu bebeklik döneminde cinsel kimliğini öğrenmeye ve diğer cinsin nasıl olduğunu algılamaya çalışır. Bebeklikten ergenliğe, yaşlılığımıza kadar yaşamın her anında cinsellik mevcuttur. İşte bu nedenden dolayı cinsellik eğitimi daha küçük yaşlarda başlamalı ve utanılacak bir olgu olmadığı benimsetilmelidir.

Cinselliğin özü, kadının kendi cinsel gücünü öğrenme ve geliştirme, fiziksel ve ruhsal olarak bilgilenmesine dayanmaktadır. Birçok etken cinselliği ve doğurganlığı etkileyebilir, bunlar içinde bizim yön verebildiğimiz en önemli faktörlerden biri de beslenme biçimidir. Bunun yanında egzersiz yapma alışkanlığı, sigara/alkol tüketimi, hormonal dengeler, stres de cinselliği etkileyen önemli unsurlardır.

BESLENMENİN DOĞURGANLIK VE CİNSELLİKTEKİ ETKİSİ

Beslenme bir sanattır ve bu sanatta başarılı sonuçlar olmak bizim elimizdedir. İyi bir sanat eserinin kocaman alkışları hak etmesi gibi, doğru bir beslenme alışkanlığı kazanan bireylerde vücutlarınca mükafat görürler, genel iyi olma hali beraberinde pek çok hastalığa karşı koruyuculuk getirebileceği gibi doğru ve mutlu bir cinsel yaşamı da tattırır. Başarılı bir beslenme programı, günlük ihtiyaçlarınızı karşılayacak kadar karbonhidrat, yağ, protein, vitamin ve mineralleri içermelidir. Çünkü sağlıklı bir cinsellik ve doğurganlık için dengeli beslenmek şarttır. Vitamin ve minerallerin cinsellikte etkisi çok büyüktür, ancak doğru miktarda ve doğru zamanda almakta çok önemlidir.
Yeterli ve dengeli beslenme, çok çeşitli bitki karmaları ve sağlıklı yaşam tarzı ile cinselliğiniz sağlıklı bir hale gelecektir. Genel beslenme kuralların başında sayılan; ideal kiloda olmak bunun için az az sık sık beslenmek, karbonhidrat ve proteini dengeli almak, yağdan uzak durmak ve bol bol su içmek doğurganlık ve cinselliği de etkileyen unsurlardır. Unutulmaması gereken ilklerden bir tanesi de bitki çayları ve mutluluk verici besinlerdir. Mutluluk verici besin diyince akla ilk olarak çikolata, tatlı, dondurma, şekerli yiyecekler gelir. Hâlbuki posa miktarı yüksek besinler, yeşil yapraklı sebzeler, magnezyum içeriği yüksek besinler ve meyveler de mutluluk getiren besinlerdir. İllaki tatlı bir besin sizi mutlu ediyor ise bu besin sütlü bir tatlı olmalıdır. Yağ içeriği ve şeker oranı yüksek besinler kısa süreli keyif getirse de uzun sürede sağlığınızı olumsuz etkileyeceği için sakıncalıdır. Eğer doğru beslenme alışkınlıkları sizin yaşam tarzınızı oluşturuyor ise doğurganlığınız ve cinsel yaşamınız açısından sağlıklısınızdır.

DOĞURGANLIK VE CİNSELLİK ÜZERİNE YARDIMCI UNSURLAR

ÇİNKO

Erkekler için çok önemli olduğu bilinen çinko kadınlar için de çok önemlidir. Erkeklerde sperm üretiminde etkili olan çinko, kadınlarda da hem cinsel organların gelişmesinde hem de cinsel gücün ve doğurganlığın artmasında etkilidir. Bunun için de mutlaka yeterli miktarda çinko almalıyız. Vücutta bir asker gibi görev yapan çinko birçok hastalığa karşı da koruyucudur. Özellikle kış aylarında daha zinde ve sağlıklı olmanızı sağlayacak çinko cinsel sağlığınızı da destekleyecektir. Adet ağrılarının hafiflemesinde ve kısırlığın önlenmesinde de oldukça etkilidir. En iyi kaynakları istiridye, kırmızı et, kümes hayvanları, kabuklu deniz ürünleri, fasulye, fındık, hububatlar, zenginleştirilmiş kahvaltılık tahıl ürünleri ve süt ürünleridir. Çinkonun hayvansal kaynaklardan emilimi daha kolaydır.

SERATONİN

Giderek globalleşen bir dünyada iş hayatımızda ki yoğunluk, aileye karşı olan sorumluluk, günlük performansımızın devam ettirilmesi, fizyolojik ve ruhsal sağlınızın devamı için seratonin şart. Vücudumuzu birçok hormon yönetmektedir. En önemlilerinden biride mutluluk hormonu yani seratonindir. Artık kendinizi güzel ve iyi bulmuyorsanız, cinsel yaşamınızla ilgili sıkıntılar yaşıyorsanız bunun nedeni seratonin olabilir. Seratonin vücutta oluşan ve besinlerle alamadığımız sinir taşıyıcısıdır. Sinir sisteminde etkili olduğu için cinsel yaşam içinde çok önemlidir. Balık, tavuk ve kırmızı et, süt, kepek ekmeği, kuruyemişler, meyve tüketimi ile vücudunuzda seratanin salgılanacak ve bu besinleri yeterli miktarda aldığınızda bir problem kalmayacaktır.

KALSİYUM

Kadın sağlığında vazgeçilmez bir mineral olan kalsiyum cinsellik ve doğurganlık içinde vazgeçilmezdir. Yapılan araştırmalar kalsiyumun orgazmdan sorumlu olduğunu ve toplumumuzda da cinsel problemlerin bazılarının buna bağlı olduğunu göstermiştir. Bu nedenle özellikle kadınlar kalsiyum alımlarına dikkat etmeli ve kalsiyumdan zengin beslenmelidir. Menopoz dönemi içinde elzem olan kalsiyum kadınlar için önemli bir mineraldir. Süt ürünleri (özellikle yoğurt ve az yağlı peynir), koyu yeşil yapraklı sebzeler, soya fasulyesi, baklagiller, fındık, pekmez… Kalsiyumdan zengindir.

MAGNEZYUM

Az miktarda ki yetersizliği bile hemen biyokimyasal bozukluğa neden olan magnezyum, kalsiyumdan ayrı düşünülemez. Hatta kalsiyum, fosfor ve magnezyum sıkı 3 dost gibi davranırlar. Vücutta magnezyum yetersizliği olduğunda adet dönemi problemleri ve sıkça tatlı krizleri görülür. Gebelikte de adale kramplarına neden olur. Ve maksimum düzeyde stresin etkinliğini azaltır. Mutlaka magnezyum alımımız yeterli olmalıdır. Zengin kaynakları ise kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, badem, fıstık, muz, kakao ve taze meyveler.

FOSFOR

Fosfor diyince dişler akla gelir ve sağlıksız dişlerde güvensiz bir kadını işaret eder. Güzel bir kadının simgesi olan dişler için yeterli fosfor alınmalıdır. Vücutta bol miktarda fosfor bulunmaktadır. Ve protein alımınız yeterli olduğu sürece fosfor düzeyinizde yeterli olacaktır. Süt, peynir, yoğurt gibi süt ürünleri, karaciğer, fındık-fıstık, baklagiller ve kolalı içecekler fosfordan zengin kaynaklardır.

B VİTAMİNİ

B grubu vitaminlerin vücutta birçok etkinliği vardır. Bu vitaminler enerji üretimi, büyüme ve cinsiyet hormonları için gereklidir. B vitaminindeki Tiamin ( B1 vitamini) vücuttaki hücrelerin ürettiği enerji miktarını arttırır. Enerji miktarınız yetersiz olduğu takdirde cinsel sağlığınızda sorunlar çıkacaktır. En zengin kaynakları bitkilerin tohumları özellikle de endosperm kısımlarıdır. B vitaminleri içinde önemli bir diğer unsur da niasindir. Niasin kanı sulandırır ve kan akışını hızlandırır, kalp sağlığı için önemlidir. Besinlerle yeterli miktarda B vitamini almamız mümkündür. En zengin niasin kaynakları hayvansal kaynaklı yiyecekler (tavuk, balık, et gibi), bulgur ve kuru baklagillerdir. Ancak alkol alımı niasin seviyesini düşürdüğü için alkol alımına dikkat etmek gerekir.

E VİTAMİNİ

Kalp hastalığı riskini azaltan E vitamini adet kramplarıyla PMS sancılarını azaltır. Eski dönemlerde E vitamini çiftlik hayvanlarında doğurganlığı arttırmak için kullanılırdı. Çinko ve A vitamini, E vitamini ile bir araya gelince üreme bezlerinin işlevini arttırır. E vitamini eksikliğinde cinsel organlarda gelişme geriliği görülür. Aynı zamanda E vitamini vajina kuruluğunu önlemede etkilidir. Erkekler de ise prostat kanserini önlemede önemli etkisi vardır. Güzel ve genç görünmenizi sağlar. Bu kadar önemli etkileri olan E vitamini besinlerin işlenmesi sırasında bir miktar kaybolur. Bitkisel yağlar, yumurta, kuruyemişler, marul, soya fasulyesi, deniz ürünleri ve sakatatlar iyi kaynaklarıdır. Yeterli alım için zeytinyağını sofranızdan eksik etmeyin. Günde 2-3 tane fındık, ceviz yiyin. Kuru baklagil yemeyi unutmayın. Sebze ve meyvesiz bir gününüz olmasın.

KAFEİN

Kafein birçok bitkinin yaprağında, tohumunda ve meyvesinde doğal olarak bulunur. Çay, kahve, çikolata ve kolalı içecekler en iyi bilinen kaynaklarıdır. Kafein vücutta birikmez idrarla atılır. Bir yetişkin için alınması gereken günlük miktar 300 miligramdır. İçilen bir fincan kahve cinsel gücü olumlu yönde etkileyebilir ancak bu kişisel farklılıklar gösterebilir. Ancak kahve ve diğer kafeinli ürünlerin tüketiminde aşırıya kaçılmamalıdır.

C VİTAMİNİ

Vitaminler içinde adını en çok duyduğumuz vitamin C vitaminidir belki de. C vitamini deri ve cilt sağlığı için çok önemli bir vitamindir. Antioksidan olan C vitamini serbest radikal dediğimiz zararlı maddelerden vücudu korur. Cinsel aktivite üzerinde ve doğurganlıkta yardımcıdır, cinsel sağlığı korur. Yanlış saklama ve pişirme koşullarında etkinliğinin bir miktarını kaybeden C vitamini her öğünde besinlerle alınmalıdır bunun için sebze tüketimi her yemeğe eşli etmeli, taze limon suları kullanılmalıdır. Ülser, enfeksiyon, soğuk algınlığı, depresyon gibi daha bir çok durumda olumlu etkisi olan C vitamini böbreküstü bezlerden salgılanan çoğu hormon içinde gereklidir. En iyi kaynakları turunçgiller, yeşil yapraklı sebzeler, domates, çilek, böğürtlengiller ve kividir.

SİGARA

Sigara sağlığımıza zararlı olduğu gibi cinsel yaşantımız için de büyük tehdittir. Eğer sigara içme alışkanlığınız varsa bırakmanızı tavsiye ediyoruz. Eğer bırakamıyorsanız da mutlaka miktarını azaltın. Sigara sağlıksız ve kalitesiz bir yaşam biçiminin yanında doğurganlığınızı da azaltacaktır. Her geçen gün sağlığınızı tehdit eden sigara gebelikte düşük ve ölü doğumlara neden olabileceği gibi bebeğinizin de sağlığını olumsuz etkileyecektir. Genellikle gebelikte bırakılan sigara alışkanlığı doğumun ardından tekrar başlamaktadır. Hâlbuki planlı bir gebelik yapılmalı ve gebelikten daha önce terk edilmeli bu kötü alışkanlık. Gebelik süresince sigara içilmemeli ve bu kötü alışkanlıktan ömür boyu uzak durulmalıdır. Toplumumuz da sigara alışkanlığı artık çok erken yaşta başlamakta ve bu da cinsel gelişimi olumsuz etkilemektedir. Özellikle gelişme döneminde sigara asla içilmemelidir.

ALKOL

Alkol vücutta faydalı öğelerin yıkılmasında, kalp hastalıklarında ve daha birçok kronik hastalığın oluşmasında etkilidir. Üreme ile ilgili problemlere neden olabilir. Bu nedenle içilen içkilerden, alkol oranı düşük olan kırmızı şarap ve beyaz şarap tüketmenizi öneriyoruz. Az miktarda tüketilen şarabın cinsel sağlığınızda olumlu etkileri olacaktır.
Günümüzde birçok hastalıktan sorumlu olan alkol kısa sürede bağımlılık yaratmakta ve sinsi bir düşman gibi sağlığınızı elinizden almaktadır. Eğer kronik bir hastalığınız varsa alkol tüketmemelisiniz. Alkole azı karar çoğu zarar mantığı ile bile yaklaşmak aslında sakıncalıdır.

EGZERSİZ

Yaşam kalitenizi arttırmak için egzersiz şarttır. Olmazsa olmaz bir öğe olan egzersiz hem cinsel sağlığınız hem de doğurganlığınızı olumlu yönde etkileyecektir. Egzersizli bir yaşamla daha zinde olup mutluluğu yakalayacaksınız. Genellikle ev hanımları sürekli evdeyim zaten her an hareketteyim, çalışan kadınlar ise iş güç hep bir koşuşturma var, ayrıca bir egzersize ne gerek var der. Hâlbuki vücudumuzun egzersizi algılama biçimi farklıdır. Egzersizin düzenli olması ve süreklilik kazanması gerekir. Haftada 3 gün 30 dakikalık yürüyüşler, dans, plates, fitness ya da yoga gibi aktiviteler size mutlaka eşlik etmeli. Böylece hem daha sağlıklı olacak hem de cinselliğiniz ve doğurganlığınız olumlu etkilenecektir.

BİTKİ ÇAYLARI

Rahatlatıcı ve sakinleştirici etkisi olan bitkiler ve bunların çayları beden sağlığınızı koruduğu gibi cinsel yaşamınızda da faydalı olacaktır. Vücuttaki sıvıların akışını hızlandıran bu çaylar aynı zamanda kan dolaşımını da hızlandırır. Bitki çaylarının diğer bir özelliği de enerji seviyenizi arttırmasıdır. Bunun içinde kahvaltınızda ve ara öğünlerinizde mutlaka bir tane bitki çayı tüketin.

Önerilen bazı bitki çayları şöyledir;

GİNSENG: hormon sisteminizi uyarırken cinsellikte çok önemli olan yaşlanmayı geciktirir.

PAPATYA ÇAYI: sindirime de yardımcı olan papatya çayı sakinleştirici etkisinden dolayı cinsel sağlığınıza yardımcı olacaktır.

MEYAN KÖKÜ: cinsel aktivitenize yardımcı olacaktır.

KEKİK: özellikle erkeklerde etkili olan kekik kadınlar içinde vazgeçilmezdir.

REZENE: rezene çayı cinsel sağlığınız için mükemmel bir içecektir.

YASEMİN: etkili bir uyarıcıdır.

YAHOMBİN: Afrika da ki bir ağacın kabuklarından elde edilmektedir. Kanın cinsel organlara toplanmasını hızlandıran etkisi vardır.

SÜSEN: her iki cins içinde cinsel aktiviteyi arttırıcı etkisi vardır.

MAYDANOZ SUYU: yemeklerin vazgeçilmezi olan maydanoz ve maydanoz suyu cinsel sağlığınız içinde etkilidir.

ÇİKOLATA

Magnezyum, fosfor, kafein içeren çikolata cinsel mutluluğunuzda da etkilidir. Cinsel yaşamda sıkça adından bahsettiren çikolata zannedildiği gibi cinsel sağlığınız için faydalı değildir. Çünkü aşırı çikolata tüketimi sağlığınızı olumsuz etkileyecek ve dolayısıyla cinsel sağlığınızda bozulacaktır. Çikolata isteği tamamen magnezyum düzeylerinizle ilişkilidir. Eğer sürekli çikolata yemek istiyorsanız mutlaka magnezyum düzeylerinize baktırın ve bu isteği brokoli gibi magnezyumdan zengin diğer besinlerden karşılayın. Daha sağlıklı bir cinsel yaşam ve doğurganlık istiyorsanız bol miktarda yeşil yapraklı sebze yiyebilirsiniz.

KEREVİZ

Erken dönemde ki cinsel isteksizliği önler. İç salgı bezlerini etkiler ve cinsel sağlığınızı kuvvetlendirir. Özellikle ılıman iklimlerde yetişen kereviz kalsiyum, demir, potasyum, B vitamini, A vitamini ve C vitaminini içerir. Yunanlılar ve Romalılar tarafından çok önemsenen kereviz birçok kronik hastalığı önleyici etkisinin yanı sıra cinsel gücünüzü ve isteğinizi arttırır. Diyetlerde sürekli yer alması gereken kereviz idrar söktürücü, karaciğer temizleyici gücüyle beraber kan ve süt yapımında da etkilidir. Aynı zamanda cinsel gelişiminizi de etkiler.

ENDORFİN

Biz kadınlar endorfin bulunan yiyecekleri tükettiğimizde mutlu oluyoruz. Peki, bu şart mı? Yani mutluluk besinler demi gizli? Tabiî ki maksimum düzeyde dengeli ve sağlıklı beslenirsek mutlu oluruz. Her şeyden önemlisi sağlıklı oluruz. Mutluluk aslında saklanmıştır. İnsanoğlunun en son aklına gelecek yerde saklanmıştır. Yani içimizde. Bu nedenle mutlu olmayı bilmez, hep daha fazlasını isteriz. İçimizdeki ışığı yakaladığımızda ise onu asla bırakmayız. Mutlu olmak sadece iş, aile, aşk hayatını düzene sokmaz. Cinsel sağlığınızı ve doğurganlığınızı da olumlu yönde etkiler. Güzel görünmenizi ve kendinizi daima iyi hissetmenizi sağlar. Ancak bilimsel bakımdan endorfin içeren besinlerde mutluluk sağlamaktadır. Peki bu besinler nelerdir:

Dondurma: süt ve A,D,E vitaminlerinden zengindir. Ancak tüketirken dikkatli olmanızı ve light dondurmalar tüketmenizi öneririz.
Çikolata: Stresin en iyi ilacıdır bazılarına göre. Aman dikkat diyeceğimiz yiyeceklerden, sakın aşırıya kaçmayın.
Çilek: Güçlü bir C vitamini deposu. Cinselliği arttırıcı etkisi de unutulmamalıdır. Yaşlanmayı geciktirir.
Makarna: Enerji verici ve mutluluk sağlayıcı bir besindir. Salata ile ve kepekli olanları tüketmenizi öneririz.
Muz: Bir magnezyum deposu olan muz strese birebirdir, endorfin deposudur.

SU
Hayatımızda her şeyden vazgeçeriz ama sudan asla. Çünkü biyolojimiz sudan oluşmuştur. Su ile temizleniriz, su ile arınırız, yüzümüzü yıkayarak güne su ile başlar ve su ile duş alıp günü tamamlarız. Sabah ilk olarak su içer akşam uyumadan bir yudum daha içeriz. Soframızın daimi elemanıdır. Beslenmemizde de çok önemli etkileri olan suyun metabolizmayı arttırıcı etkisi de vardır. Cinsel sağlığımızda da, doğurganlığımızda da vazgeçilmez olan suyu bol bol tüketmeliyiz.

SAĞLIKLI BİR CİNSELLİK VE DOĞURGANLIK İÇİN;

• Sağlıklı beslenin.
• Günlük enerji, karbonhidrat, protein ve yağ alımınıza dikkat edin.
• Su içmeyi asla unutmayın ve 10–12 bardak su için.
• İşlenmiş ve katkı maddeleri içeren besinleri tüketirken dikkatli olun.
• Yeşil yapraklı sebzeleri sofranızdan eksik etmeyin.
• Bolca meyve tüketin ve kabuklu yenilebileceklerin kabuklarını soymayın.
• Zeytin yağ ve kuruyemişleri mutlaka tüketin ama miktarını iyi ayarlayın.
• Sigara ve alkolden elinizden geldiği kadar uzak durun.
• Egzersiz yaparak yaşam kalitenizi arttırın.
• Mutluluğun içinizde olduğunu unutmayın ve strese karşı savaş açın.
• Günde 2–3 fincan mutlaka bitki çayı için.
• Güne kafeinli bir içecekle (kahve gibi) başlayabilirsiniz ama güne kafeinle son vermeyin.
• Kahvaltıyı mutlaka yapın ve akşam öğünlerinizi hafif geçirin.
 

Kaynak:  Bebeğim ve Biz
 

Hiperaktivite Ve Beslenme

Aslında her çocuğun hareketli olması beklenir. Çocuk koşar, düşer ve gürültü çıkararak oynar.Bunların hepsi doğal karşılanabilir.Ancak Hiperaktivitede çocuğun hareketliliği aşırıdır ve yaşıtlarıyal kıyaslandığında farklılık hemen anlaşılır. Genellikle bu çocuklar sürekli hareket halindedir.

Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjileri vardır. Yükseklere tırmanır, koltuk tepelerinde gezer, ev içinde koşturur ve dur sözünden anlamazlar. Sakin bir şekilde oynamayı beceremez, bir süre sakin bir şekilde oturamazlar. Oturmaları gereken durumlarda ise elleri ayakları kıpır kıpırdır. Çok konuşur, iki konuşurken sık sık lafa girerler. Masanın başında oturamaz, dolayısıyle derslerini uygun mekanlarda çalışamazlar.

Aslında Hiperaktivite bir ögrenme bozuklugu degil, bir davranis sorunudur. Bir baska deyisle, hiperaktivite davranis sorunlarina sebep olabilen bir kisilik özelligidir. Hiperaktif çocuklar gereginden fazla hareketlidirler, düsünmeden davranir ve dikkatlerini (ilgilerini çekmeyen konularda) birkaç dakikadan fazla yogunlastiramazlar. Hiperaktivite okul çagindaki çocuklarin %3-5’inde bulunan ve erkek çocuklarda daha fazla rastlanan bir problemdir.

Hiperaktivite aile için oldugu kadar çocugun kendisi için de büyük bir stres kaynagidir. Hiperaktif çocuklar genellikle davranislarinin dikkat dagitici ve rahatsiz edici oldugunu bilirler, fakat bu konuda ellerinden bir sey gelmez.

Anne-babalarin bunu anlamalari ve çocuklarina sevgi ve destek vermeleri gerekir. Anne-babalar hiperaktivitenin getirdigi zorluklari asabilmek için çocuklarinin doktoru, ögretmenleri ve danismanlariyla isbirligi yapmalidirlar. Ayrıca, çocuğun, beslenme ve diyet uzmanı danışmanlığında, yeterli, dengeli ve durumuna uygun olarak beslenmesi düzenlemelidir.

Hiperaktif Çocukların Beslenmesi

Raflardaki rengarenk şekerlemeler, çeşit çeşit çikolatalar çocuklarımızı cezbediyor ancak onların beslenme dengelerini de bozar. Özellikle hiperaktif çocuklarda bu durum ebeveynleri epey sıkıntıya sokmaktadır.

Markete girdiniz, çocuğunuz hemen şekerlemelerin olduğu reyona gitti ve "bunu alalım" diye tutturmaya başladı. İstediği ürünü sepete atar atmaz "bunu da" diyerek başka bir ürünü işaret etti. Söz dinleyen bir çocuksa, uyarınızı anlayacak ve aldıklarıyla yetinecektir. Ya yerinde duramayan, kıpır kıpır, içi içine sığmayan bir çocuksa... Yerlere yatacak, o ürünü sepete koydurana kadar inadından vazgeçmeyecektir. Bir an önce kasaya ödemeyi yapıp çıkabilirseniz şanslı sayılırsınız.

Hiperaktif çocukların beslenmesine dikkat edilerek, davranışlarında olumlu gelişmeler kaydedilebilir.

Beslenme modelinin kişinin davranışı etkileyen etmenlerden biri olduğu ve gıda sanayinde besinlere eklenen kimyasal katkı öğelerinin hiperaktivite olgularında davranış değişikliğine neden olduğu saptanmıştır.

Hiperaktivite sendromu ve beslenme arasındaki ilişkiyle ilgili 1985 yılında yapılan bir çalışmada, katkı maddeleri eklenmiş besinlerin tüketilmesinden sonra hiperaktif çocuklarda rahatsızlık, huzursuzluk, dikkat kaybı gibi davranış bozuklukları görülmüştür. Son araştırmalar katkı maddeli gıdaların hiperaktif çocuklarda kısıtlanması gerektiği sonucunu ortaya çıkarmıştır.

Davranış bozukluğuna yol açan çok sayıda katkı öğesi ve bu öğelerin bulunduğu yiyecek grubu vardır.

Etsuyu, tavuksuyu tabletleri, hazır toz çorbalar, salam, sucuk gibi raf ömrü uzun et ürünler, margarinler, hazır kekler, şekerlemeler, hazır toz tatlılar, pudingler, dondurmada veya evde yapılan keklerde kullanılan vanilya, gazoz, kolalı içecekler, çikolatalar, hazır meyve suları, bisküviler ve şekerlerde bulunan katkı maddelerinin davranış bozukluğuna neden olduğunu söyleyen araştırmalar bulunmaktadır.

Şeker Tüketimi

Şekerlerin içinde bulunan katkı maddelerinin yüksek enerji sağlamaları nedeniyle hiperaktif çocuklar için oldukça olumsuz etkiler yapabilir, hiperaktif çocuklara yüksek enerjili gıdalar verilirken dikkatli olunması gerekmektedir.

Hiperaktif çocukların beslenmesine dikkat edilerek, davranışlarında olumlu gelişmeler kaydedilebilir. Özellikle annelere önemli görevler düşer.

Hiperaktif çocukların mümkün olduğunca ne yiyip içtikleri sıkı kontrol edilmelidir.

Herhangi bir besin öğesini aldıktan sonra alışılmışın dışında bir davranış gösterdiğinde o yiyecek takip edilmelidir. Hiperaktif çocuklar boş enerji kaynakları verilmeden, katkı maddeleri katılmamış doğal gıdalarla beslenmelidir. Bazı hiperaktif çocukların süt, yumurta ve balık gibi proteinli gıdalara da duyarlı olduğu gözlenmiştir. Bu çocukların az miktarlarda sık beslenmesi gerekir.

Beslenme önerisi

Hiperaktivite sendromunda yapılacak beslenme önerilerinin o çocuğa özel olması gerekir.

Diyet ve beslenme önerileri yapılırken, çocuğun beslenme hikayesi alınarak davranışları ile beslenme özellikleri arasındaki ilişkilerin iyi değerlendirilmelidir.

Son yıllarda yapılan araştırmalarda bulunan olumlu sonuçlara dayanarak Omega-3 suplemanı vb. besin destekleri çocuğun beslenme düzeni ve biyokimyasal bulguları değerlendirildikten sonra gerekiyorsa önerilebilir.


Kaynak:  Bebeğim ve Biz
 
 

Emziklilik Döneminde Beslenme

Hamilelik dönemindeki beslenme bebeğin sağlıklı bir şekilde dünyaya gelmesi için ne derece önemli ise, emziklilik dönemindeki beslenme de o derece önemlidir. Bir bebeğin büyüme ve gelişme döneminde alması gereken en önemli besin anne sütüdür ve annenin yeterli miktarda ve nitelikte süt üretebilmek için beslenme tarzına dikkat etmesi gerekir. Anne sütü, bebek beslenmesinde yeri doldurulamayan bir doğa harikasıdır.
 
Emziklilikte salgılanan süt, annenin aldığı besinlerin bir ürünüdür. Süt için gerekli olan besinler, annenin kendi gereksinimine ek sayılmalıdır. Bu nedenle gebelikte olduğu gibi emziklilikte de beslenmenin 2 amacı vardır.

* Annenin besin depolarını dengede tutarak sağlığını korumak
* Salgılanan sütün yeterliliğini ve verimliliğini artırmak, dolayısıyla bebeğin normal büyüme ve gelişmesini sağlamak

Emziklilik genellikle meme büyümesi, süt salgılanmasının başlaması ve devamı olarak üç dönemdir ve hormonlar tarafından kontrol edilir. Büyümenin çok hızlı olduğu yeni doğan döneminde bebeğin hayatındaki en önemli konu beslenmedir. Anne sütü, bebek beslenmesinde yeri doldurulamayan bir doğa harikasıdır. Annenin günlük tükettiği besinlerin çeşit ve miktarı, vücut depo düzeyi, psikolojik durumu gibi etmenler süt miktarını ve kalitesini etkiler.
 
Anne sütü bebeklerin büyüme ve gelişmelerini en iyi şekilde sağlamanın yanında, onları özellikle ishal olmak üzere pek çok bulaşıcı hastalıktan, kansızlıktan ve yaşamın ileri dönemlerinde ortaya çıkan kalp-damar hastalıklarından korur. Ayrıca anne ve bebek arasında psikolojik bir bağın kurulmasına aracı olur.
 
Emziklilikte salgılanan süt, annenin aldığı besinlerin bir ürünüdür. Süt için gerekli olan besinler, annenin kendi gereksinimine ek sayılmalıdır. Anneler, hangi şartlar altında olursa olsun, bebeğinin sağlığını geliştirecek ve büyümesini destekleyecek yeterli kalite ve miktarda süt üretebilirler. Ancak iyi beslenen annelerin sütlerinin kötü beslenen annelerin sütlerinden özellikle vitamince daha zengin olduğu araştırmalarla gösterilmiştir.
 
Emziklilik döneminin başarılı bir şekilde geçirilmesi için gerekli koşullardan biri, annenin iyi beslenmesidir. Sağlıklı bir anne günde ortalama 700–800 mililitre süt salgılar. Emziren annenin yeterli süt salgılayabilmesi için günde, normal gereksinimine ek olarak yaklaşık 700 kaloriye ihtiyacı vardır. Bu miktarın 500 kalorisi annenin yediklerinden, 200'ü ise gebelikte kazanılan besin depolarından karşılanır. Bu durum gebelik süresince kazanılan ağırlığın kaybedilmesinde büyük etkendir. Eğer anne, günlük alması gereken fazladan 500 kalori yerine daha çok alırsa kilo problemi yaşanır. Emzirme annenin vücudunun tekrar gebelik öncesi görüntüye dönmesine yardımcı olur. Emzirmek uterusun kasılmasını uyarır, küçülmesini sağlar, annenin karın bölgesi daha hızlı bir şekilde biçime girer. Emzirirken düzenli ağırlık kaybı görülürken anne sütünün üretimi etkilenmez.
 
Anne sütünü neler artırır?

• Bebeğinizi doğar doğmaz ilk yarım saat içinde emzirmelisiniz. Daha sonra bebeğiniz istedikçe sık sık emzirmeye devam etmelisiniz.
• Düzenli, yeterli ve dengeli olarak bütün besin gruplarını içeren bir beslenme programı uygulamalısınız.
• Sıvı alımınızı (çorbalar, şekersiz komposto suları, ayran vb.) artırmalısınız. Özellikle günde 2,5–3 litreye yakın su tüketmelisiniz.
• Sıvı alımınızı artırırken bitki çaylarından destek alabilirsiniz. Örneğin ısırgan otu çayının anne sütü oluşumunda olumlu etkileri bilinmektedir.

Emziklilikte yeterli ve dengeli beslenebilmek için neler yapmalıyız? 

- Sıvı alımı günde ortalama 3 litre (10–12 su bardağı ) kadar olmalı ve özellikle su, ıhlamur, nane, papatya gibi bitki çayları, az şekerli veya şekersiz komposto suları, meyve suları, limonata ve süt gibi hafif doğal içecekler şeklinde tercih edilmelidir.

- Emziklilik dönemlerinde sütün bollaşması için annenin iyi beslenmesi, stresten uzak ve yeterince dinlenmiş olması ve bebeğini sık aralıklarla emzirmesi önemlidir. - Kalsiyum yönünden zengin olan süt, yumurta, peynir gibi besin grupları mutlaka günlük beslenme programınızda yer almalıdır.

- Protein ihtiyacınızın karşılanması için her gün mutlaka yumurta veya etli sebze yemeği veya kurubaklagil yemeği beslenme programınızda yer almalı.

- ( n–3 ) yağ asitlerinden zengin su ürünleri tüketiminin artırılması anne sütünün bu yağ asitleri içeriğini arttırmaktadır. Özelikle balık, protein değeri bakımından ve omega–3 içeriği bakımından zengin bir besindir ve bu dönemde tüketimine ağırlık verilmelidir.

- Kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur karışımı yemekleri, portakal, mandalina, domates, maydanoz, yeşil biber, taze soğan gibi C vitamini yönünden zengin sebze ve meyvelerle birlikte tüketmeye özen gösterin.

- Vitamin ve minerallerin zengin kaynağı olan taze meyve ve sebzeleri her öğünde düzenli olarak tüketin.

- Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddesi ( dayanıklılığını arttırmak amacı ile eklenen) içeren besinlerden mümkün olduğu kadar uzak durun.

- Mutlaka iyotlu tuz kullanın çünkü ana rahmindeki bebeğin gelişiminde önemli olan, yetersizliği zeka geriliğine neden olan iyot, doğal besinlerle alınamaz.
 
- Çay ve kahveyi günde 2 kez tüketebilirsiniz. Fazla içilen çay, kahve ve koladaki kafein süte geçerek bebeğin sağlığını olumsuz yönde etkiler. Demir emilimini engellediği düşünülerek yemek sırasında ve yemekten hemen sonra çay ve kahve alınmamalıdır. Bunun yanında demir emilimini kolaylaştırdığından dolayı, C vitamininden zengin olan taze meyve suları daha uygun bir seçimdir. Çayı tercih edecekseniz, ikindi ve kuşluk gibi öğün aralarında yani yemek yedikten 1–2 saat sonra açık olarak için. İçecek olarak ıhlamur, nane, papatya, kuşburnu, ısırgan otu gibi bitki çaylarını tercih edin.

- Et, tavuk, balık, yumurta, karaciğer, dalak böbrek gibi sakatatlar, ceviz, badem gibi kuruyemişler, üzüm, kayısı, erik, pestil gibi vb kurutulmuş meyveler, kuru fasulye, nohut, mercimek, barbunya vb kuru baklagiller, pekmez ve yeşil yapraklı sebzeler demir yönünden zengin yiyeceklerdir. Demir eksikliği emziklilik dönemlerinde sık karşılaşılan bir sorundur. Anne sütüyle bebeğe geçen demir bebeğin demir depolarının dolması ve kan yapımında kullanılması açısından önemlidir. Günlük beslenmede mutlaka yer almalıdır. 

- Demir yönünden zengin yiyeceklerle birlikte C vitamini kaynağı olan domates, biber, maydanoz, kıvırcık gibi taze sebzeler ve portakal, greyfurt, çilek gibi meyvelerin alınması demir emilimini artırır.

- Günlük beslenmesinde et tüketimi az olan anneler, protein ihtiyacını karşılayabilmeleri bakımından haftada en az 4 öğün yumurta tüketimlerine özen göstermeliler. - Yemeklerde kullanılacak yağ tüketimine dikkat edilmelidir. Kalori değerini yükselten kızartma ve kavurma türü besinlerden uzak durulmalı, genellikle besinleri pişirme yöntemi olarak haşlama, fırında ya da ızgara yöntemi kullanılmalıdır.
 

Kaynak:  Bebeğim ve Biz
 

Hangi ek besine ne zaman başlanmalı?

Kişinin temel ihtiyaçlarından birisi olan beslenme, büyüme, gelişme ve sağlığın korunmasındaki en önemli faktördür. Bunun için her bireyin doğumdan itibaren protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve minerallerden oluşan besin öğelerinden yaşına uygun bir şekilde, her gün yeterli ve dengeli olarak alması gerekir.

Çocuklar sürekli büyüyen bir organizmaya sahip oldukları için besin ihtiyaçları da yaş dönemlerine göre farklılık gösterir. Bu nedenle; çocukların büyüme ve gelişmelerinin yakından izlenmesi çok önemlidir.

Anne sütü bebeklerin gereksinimleri olan bütün öğeleri içeren eksiksiz ve mucizevi bir besindir. Bu nedenle bebekleri ilk 6 ay boyunca su bile vermeksizin sadece anne sütüyle beslemek, bebeklerin bütün ihtiyaçlarının karşılanarak sağlıklı gelişmesini, büyümesini ve hastalıklardan korunmasını sağlar.

Bebeğin ilk 6 ay tüm gereksinimlerini karşılayan anne sütü bu aydan itibaren bebeğin besin ihtiyacındaki artış nedeniyle gereksinimlerini karşılayamaz. Bu nedenle diyete daha katı besinleri eklemek gerekir.

Bebekler Neden Ek Gıdaya İhtiyaç Duyarlar?

1. Bebeğin besin ihtiyacındaki artış nedeniyle, 6. aydan sonra bebek, anne sütünden ihtiyacı olan enerji, protein ve diğer besleyici faktörleri yeterince alamaz.
2. Bebekler, ilk 6 ay yeterli olacak kadar demir deposu ile doğmaktadır, fakat 6. ay sonrasında bu miktar yetersiz kalır.
3. Bebekler artık sıvı olmayan yarı katı gıda maddelerini kabul edebilecek duruma gelir ve bu ileriki dönemlerde olumlu bir beslenme alışkanlığı edinmesini sağlar.
4. Bebekler kendi bağışıklık sistemlerini geliştirmek zorunda olduklarından dış çevre ile beslenme yoluyla bir bağ kurmalıdırlar.
5. Bebekler annelerinden daha bağımsız hale gelirler, bu da sosyal gelişimleri için oldukça önemlidir. 6. Bebeklere değişik lezzetlerde ve tarzlarda yemekler sunmak, çocukluk çağındaki yemek sevmeme alışkanlığını önlemede yardımcı olur.

Bütün bu nedenlerle bebeğin anne sütü yanında başka besinlere de gereksinimi vardır ve bebeğin fizyolojik gelişimine uygun ek gıdalara başlanmalıdır. Ancak anne sütü emzirme bu dönemde de sürdürülmelidir.

Bebeğe başlanacak ilk ek besinler elma veya şeftali suyu ve püresi ile yoğurttur. Bunları izleyerek diyete sebzeler, diğer meyve suları, yumurta, etler eklenir. Sebze ezmeleri ve çorbaları her gün taze olarak pişirilir. İçine un ve yağ da eklenerek, zenginleştirilir.

Yoğurt: İlk kez bir kaşık verilerek miktarı zamanla artırılır. Yapılışı: Yoğurt yapmak için pastörize edilmiş ve kaynatılmış süt 40-45 ºC (el dayanır, dayanmaz) sıcaklığa getirilir. Bir kilogram süte, 1 yemek kaşığı yoğurt ezilerek ilave edilir. Sütün üzeri kapatılarak, kalın bir örtü ile sarılır veya ılık bir yerde 5-6 saat mayalandırılır. Bebeklere her gün taze yoğurt verilmelidir.

Meyve Suyu ve Ezmesi (püre): Meyve veya sebze suları hazırlanırken önce meyve yıkanır, kabukları soyulur, cam rendede rendelenir, süzülerek meyve suyu elde edilir. Meyveler sıkılır sıkılmaz bekletilmeden bebeğe verilmelidir. Günde 1 çay kaşığı ile başlamak suretiyle miktar gittikçe artırılır.

Tahıllar: Pirinç unu, buğday unu, pirinç, bulgur, ekmek içi, yoğurtla çorba yapılarak verilir. Tarhana çorbası da bebek için uygun ek besindir. Baharatsız yapılan tarhana çorbası da 6. ayda çocuklara verilebilir. Bir silme yemek kaşığı tarhana, 1 bardak su ile karıştırılıp kaynatılır, ılık olarak çocuğa verilir.

Sebze çorbaları: Yoğurda alışmış bebeğe 1 yemek kaşığı başlamak suretiyle verilmeye başlanır. Yapılışı: 1 orta büyüklükte patates, 1 küçük havuç veya taze kabak, 2 yaprak ıspanak veya diğer yeşil yapraklı sebzeler, 1/2 tatlı kaşığı bitkisel sıvı yağ. Sebzeler yıkanır, kabukları incecik soyulur, kazınır veya ayıklanır. 1.5 su bardağı su kaynama derecesine gelince havuç ve patates konup yumuşayıncaya kadar pişirilir. Yeşil yapraklı sebze eklenip 5 dakika daha pişirilir. Ateşten alınıp ezilir.1 çay kaşığı bitkisel sıvı yağ eklenir. Çocuk büyüdükçe sebze çorbası daha koyu olarak hazırlanır. Pişen sebzeler cam rendeden geçirilerek verilir.

Yumurta: Yoğurt, meyve, tahıllı besinler ve sebze çorbasına alıştırılmış bebeğe, suda katı pişmiş yumurta sarısından 1 çay kaşığı verilir ve miktarı zamanla arttırılır. Tencereye su içine yumurta yıkanıp konur. Kaynama derecesindeki suda 10 dakika pişirilir. Kabuğu soyulup akı ayrılarak sarısı verilir. Yumurta, sebze çorbasına karıştırılarak verilebileceği gibi, ekmek içi ve sütle ezilerek de verilebilir. Yumurta beyazı 7-8. aylarda verilir.

Et ve Kuru Baklagiller: Yoğurt, sebze, tahıllı besinlere alışmış bebek, sebze çorbasının içine biraz kıyma konularak ete alıştırılır. Zamanla tavuk ve balık etleri de sebzelerle birlikte ezilerek verilebilir. Kıyma: Hafif ateşte kendi verdiği suyunu çekene kadar ısıtılıp yukarıda hazırlanan sebze çorbası ve diğer çorbalar içine katılarak bebeğe verilebilir. Kıyma, en uygun et verme şeklidir. Köfte olarak: İki kere çekilmiş kıyma, az miktarda bayat ekmek içi ve az tuzla iyice yoğrulur. Köfteler kızartma dışı bir yöntemle (yağsız tavada, ızgara, ….) pişirilir. Normal büyüklükte bir köfte içinde 30 g. kadar et vardır. İlk başlarken 1/5 köfte verilir, miktarı gittikçe artırılır. Tavuk eti, balık eti: Tavuk eti kemiklerinden, balık kılçığından iyice ayrılır, ezilerek verilir veya sebze çorbası içine katılır. Kurubaklagiller: Yine kıyma yerine, sebze çorbasına kırmızı-sarı mercimek, pişmiş nohut konularak çocuk bu besinlere alıştırılır. Kırmızı veya kabuksuz sarı mercimek iyi pişirildiği takdirde bebek için iyi bir protein kaynağı olur. Diğerleri de dış zarları ayrılıp iyi pişirilerek verilebilir.

Ek besinlere alıştırma döneminde, bebeğe her bir besin tek tek, az sulu kıvamda verilir. Altıncı aydan sonra yukarıdaki yiyeceklerin miktarları biraz daha arttırılarak çocuğa verilir. Yedinci aydan sonra çocuk, ailenin yediği baharatlı ve çok yağlı olmayan yemekten alabilir. Yemeğin sadece suyu değil, kendisi de ezilerek verilmelidir. Ayrıca yemeklere ilaveten çocuğun günde 2 su bardağı kadar yoğurt veya süt ile 1 yumurta yemesi sağlanmalıdır.

ANNELERE ÖĞÜTLER

• Et suyu sanıldığı gibi besleyici değildir. Etin kendisi ezilerek verilmelidir.
• Yemeğin yalnız suyu değil, taneli kısımları da suyu ile ezilerek bebeğe verilmelidir.
• Bebeğe verilecek besinlere tuz eklenmemeli, acılı ve baharatlı olmamalıdır. 
• Şeker, şekerli çay ve lokum bebeğe yarardan çok zarar verir. 
• Besinler kaşık ve bardak kullanılarak verilmelidir.
• Beslenirken bebeğin başının altına yastık konarak dik tutulmalıdır. 
• Beslendikten sonra ağzı temizlenip omuza bastırılarak gazı çıkarılmalıdır. 
• Bebeğe ek besinler teker teker alıştırılmalı, ilk kez denenecek besinler haftada bir çeşit olacak biçimde başlanmalıdır. 
• İlk kez denenen besin tek öğün olarak ve çok az miktarlarda verilmeye başlanmalı, bebeğin alımına uygun olarak miktar ve öğün sayısı artırılmalıdır.
• İlk kez denenecek besinler bebeğe açken verilmeli, bebek almazsa zorlanmamalı, bir süre geçtikten sonra yeniden denenmelidir.
• Bebek bir besin aldıktan sonra alerji belirtisi gösterirse besin kesilmeli, 15-20 gün sonra tekrar denenmelidir. 
• Sebze, meyve, pirinç, mercimek, iyice yıkandıktan sonra kullanılmalıdır. 
• Bebeğe verilecek yiyecekler doğal ve taze ürünler kullanılarak hazırlanmalı, konserve, dondurulmuş yiyecekler, katkı maddeli hazır besinler verilmemelidir. Hazırlanan yiyecekler uzun süre oda ısısında bekletilmemelidir.
• Gıda hijyenine uyularak hazırlanan yiyeceklerin hazırlanmasında kullanılan su kaynatılmalı, gereçler kaynatılarak temizlenecek türden seçilmelidir.
• Besinler hazırlanmadan ve bebek beslenmeden önce eller kesinlikle yıkanmalıdır.

MUCİZEVİ TEK BESİN: ANNE SÜTÜ

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve UNICEF, anne sütü ile beslenmenin doğumdan hemen sonra başlamasını, ilk 6 ayda sadece anne sütü verilmesini ve emzirmenin 6. aydan sonra uygun besin takviyeleri ile 2 yaş ve üzerine kadar devam etmesini önermektedir. Çünkü anne sütü, bebeğin ilk 6 ay ihtiyacı olan protein, yağ ve vitamin gibi her türlü besin değerini içeren ideal besin kaynağıdır. İçindeki koruyucu maddeler, bebeği enfeksiyonlardan korur. Hazmı kolay olan anne sütü, daima taze, temiz ve bebeğe vermek üzere hazırdır. Bu yüzden, “Bebeğinizi, ilk 6 ay sadece anne sütü ile besleyin.”


Kaynak:  Bebeğim ve Biz
 

Bebeklerde Vitamin Eksikliği

Bilindiği gibi günümüzde bebeklerin doğumdan itibaren ilk altı ay boyunca yalnız anne sütü ile beslenmesi ve bu süre içinde su dâhil hiçbir ek besin verilmemesi önerilmektedir. İlk altı ay tek başına anne sütü ile besleme ardından, uygun ek besine geçilmesi ve devam edilmesi gerekmektedir.

Anne sütünün içeriği, annenin beslenmesinden bağımsız olarak bebeğin gereksinimlerine göre düzenlenir ve her anne bebeği için en uygun sütü üretir. Fakat ayrıca anne sütü veya biberon maması ile beslenen bebeğin enerji ve besin ihtiyaçları ilk aylardan itibaren hızla artmaya başlar. Bu altı aylık dönemde ve bu dönemden sonra bebeğin beslenmesinde anne sütü veya biberon mamaları tek başına yeterli değildir. Bebeğin artan besin ihtiyaçlarının karşılanması ve sağlıklı gelişiminin hem fiziksel hem de zihinsel olarak sürdürebilmesi için, anne sütü veya biberon mamasının yanı sıra ek vitaminlere de ihtiyaç vardır.

Anne sütü, D ve K vitaminleri dışında ilk 6 ayda bebeğin tüm gereksinimlerini karşılayacak düzeydedir. Bu nedenle doğumdan itibaren bebeklere anne sütü dışında günde 400 ünite D vitamini desteği sağlanmalıdır. Bu destek en az iki yaşına, tercihen 5 yaşına kadar sürdürülmelidir. Doğumdan sonra tüm bebeklere uygulanan K vitamini ile K vitamini eksikliğine bağlı herhangi bir sorunun ortaya çıkması da önlenmektedir.

Ayrıca bebekler çok az miktarda A vitamini deposuyla doğarlar. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde annelerin yetersiz ve dengesiz beslenmelerinden dolayı sütlerinde başta D vitamini olmak üzere bazı vitamin eksiklikleri görülebilir. Bu eksiklikler bebekler üzerinde bazı olumsuz gelişmeleri beraberinde getirebilir. Örneğin A vitamini eksikliği, doğuştan gelen bağışıklığı azaltır. Fiziksel ve zihinsel gelişmede olduğu gibi görme fonksiyonları üzerinde de geriliğe yol açabilmektedir. Bu eksiklik bebeklerde kilo alamama, boy uzamasında gerilik, gözün parlaklığını yitirerek aşırı kuruması, gece körlüğü şeklinde kendini belli edebilir. Aynı şekilde C vitamini eksikliğinde büyüme ve gelişme olumsuz yönde etkilenir, kemiklerin, dişlerin ve derinin gelişimi bozulabilir.

D vitamini kemiklerde kalsiyum ve fosfor dengesini düzenleyen bir vitamin olduğundan dolayı eksikliğinde kas güçsüzlüğü, kafatasında yumuşama, asimetri, geciken bıngıldak kapanması, kalça kemiği eğrilikleri ve raşitizm riski gibi sorunlar ortaya çıkabilir.

Bebeklerin sinir sisteminin gelişmesinde B1 vitamini, vücutta ödemin önlenmesinde E vitamini, kanamaların önüne geçmede K vitamini oldukça önemlidir. Tüm bu vitaminlerin erken yaşlardaki eksikliği ileride ortaya çıkabilecek sağlık problemlerinin de temelini oluşturmaktadır. Bu nedenle özellikle vitamin eksikliği tespit edilen bebeklere doktor kontrolü altında vitamin takviyesi yapılması önerilmektedir.

Bebeklerde A Vitamini Eksikliği

Bebekler doğduklarında A vitamini seviyeleri düşüktür. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde annedeki ve anne sütündeki A vitamini eksikliğine bağlı olarak A vitamini takviyesi olmadan normal bir bebeğin karaciğer deposunda uygun olan minimum miktara ulaşamadığı ve bu miktarı koruyamadığı gözlenmiştir.

Bebeklerde A vitamini eksikliğinde fiziksel ve zihinsel gelişme geriliği görülür. Görme fonksiyonları ve bağışıklık sistemi etkilenir. Enfeksiyonlara karşı direnç azalır, diyare insidansı artar. Gece körlüğü, kseroftalmi morbidite ve mortalitede artış ortaya çıkar.

A vitamini eksikliğinde nötrofil, makrofaj ve natural-killer hücrelerin fonksiyonu azalır.A vitamini takviyesi infeksiyon hastalıklarına yakalanma oranını ve infeksiyon hastalıklarından ölüm oranını önemli derecede azaltır. A vitamini takviyesi ile kızamık, diyare ve anemi hastalıklarının şiddeti azalır. Büyüme ve hemoglobin sentezinde A vitamini seviyesi oldukça önemlidir.

Bebeklerde D Vitamini Eksikliği

Yenidoğan bebeklerin D vitamini deposu tamamen annedeki D vitamini miktarına bağlıdır. Ancak anne sütü ve inek sütü D vitamini bakımından fakir kaynaklardır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde annelerde yetersiz beslenmeden kaynaklanan D vitamini eksikliği yoğun olarak görülmektedir. Bu durum annenin sütüne ve bebeğin beslenmesine direkt olarak yansımaktadır.

D vitamini takviyesi olmadan anne sütü ile beslenen ve yeterli günışığı alamayan infantlar D vitamini eksikliği ve raşitizm riski ile karşı karşıyadırlar. Beslenmeye bağlı raşitizm, gelişmekte olan ülkelerde ve Türkiye’ de yaygın bir sağlık problemidir.

Bebekler anne sütü dışında D vitaminini güneş ışığından da alabilirler. Ancak bu, çoğu zaman gerekli seviyelerde olamamaktadır. Özellikle kış aylarında güneşin yeterli miktarda kendini göstermemesi, bebeklerin sıkı sıkıya giydirilmeleri ya da sürekli kapalı mekanlarda olmaları, anne ve bebeğin teninin esmer olması güneş ışığından yeterli D vitamini almalarını engellemektedir.

Ayrıca bu yolla alınacak D vitamini kolaylıkla ölçümlendirilemediği için bebeğin yeterli miktarı hangi koşullarda ve ne kadar süreyle güneş ışığında kalarak elde edebileceği çoğu zaman sağlıklı bir şekilde belirlenememektedir.

D vitamini büyüme, gelişme ve iskeletin mineralizasyonunda kritik bir öneme sahiptir. Eksikliğinde özellikle kemik gelişimi için çok önemli olan kalsiyum ve fosfor mekanizması bozulur. Sıkça görülen raşitizm tablosu oluşur. Anne sütü ile beslenen bebeklerde oluşabilecek D vitamini eksikliğini önlemenin en güvenilir yolu günde 400 IU D vitamini takviyesi yapmaktır.


Kaynak:  Bebeğim ve Biz
 

Obezite merkezi açmak nereden aklınıza geldi?

Obezite tüm dünyada gittikçe artan ve artık bir hastalık olarak algılanan durumdur. Maalesef ülkemizde de hızla artmakta ve %27 prevelans göstermektedir. Bunun dışında da kalmak ve duyarsız davranmak yanlış olur inancındaydım. Önce tüm hastalarımızın ortak problemlerinden yola çıkıp buna bağlı olarak standartlaşan doğruları kullanıp bilgilerimizi bir merkez kanalıyla duyuralım istedim. Özellikle çocuklara yönelik bu merkez tedavi ve eğitim amaçlı olacak, içinde spor, eğitim seminerleri, beslenme terapileri merkezimizde olacak... devamını yaşadıkça birlikte göreceğiz...

Sizin söylemek istediğiniz bir nokta var mı?

Beslenme ne yazık ki hemen diyeti cağrıstırıyor bizlere... Oysa diyet yapmak demek yemeklerden kısıtlanmak demek değil yeme alışkanlıklarımızda sağlımızı ve vücudumuzu tehdit edici unsurlara karsı Secici bir tavır içine girmek…

Moda diyetlerin peşine düşmeden kendi vücudumuzu tanıyarak çocukluktan yaşamımızın sonuna kadar farkındalıkla hareket etmenizi öneriyorum...

Yeni neslin beslenme alışkanlıklarında yanlış olan nedir? Ne yapmak gerekir?

Günümüzde çocuklar ve gençler biyolojik ve psikososyal pek çok sağlık sorunu ile karşı karşıyadır. Bunların en başında ise sağlıksız, yetersiz ve dengesiz beslenme alışkanlığı ve buna bağlı olarak gelişen hastalıklar ilk sırada yer almaktadır. Çocuklar önceki yılara göre daha fazla hayvansal gıdalar, yağlı ve şekerli yiyecekler, fast food tüketirken, daha az lifli yiyecekler, daha az sebze meyve ve kurubaklagil tüketmekte özellikle demir ve kalsiyumdan fakir beslenmektedirler. Ayrıca yanlış beslenme alışkanlıkları ile beraber hareketsiz yaşam süren, boş zamanlarını bilgisayar veya televizyon karşısında yüksek kalorili yiyecekler atıştırarak geçiren, spor ve egzersize yer vermeyen çocuklarda şişmanlık ve buna bağlı olarak gelişen kronik rahatsızlıklar yüksek oranda görülmektedir. Son zamanlarda yapılan araştırmalar çocukluk ve gençlik çağında oluşan şişmanlığın çeşitli sağlık sorunlarının doğrudan ya da dolaylı nedeni olarak gösterilmektedir. Araştırmalarda şişman çocukların %30 unun ise şişman yetişkinler olduğu rapor edilmiştir. Genel olarak erişkin şişmanların yaklaşık %66 sının şişmanlık başlama yaşının 5-6 yaş olduğu hatta erişkin yaş şişmanlığın sorumlusunun 2 yaş üzeri şişmanlık olduğu vurgulanmaktadır. Pek çok kronik rahatsızlığın (Tip I diyabet, kalp rahatsızlıkları, kanser vb..) ilk adımı olan obezite ise çocuklarımızı bu denli tehdit etmekteyken bizim bu konuda çok hassas olmamız gerekiyor. Çocuklarımız bizim gözbebeklerimiz ve gelecek neslin soyağaçları. Hem kendi sağlıkları hem de çocuklarının sağlıklı olabilmeleri için sabırla doğru beslenme alışkanlıklarının küçük yaşlardan başlanarak kazandırılmaya çalışılması gerekmektedir.

Peki yetişkinlerle çalışıyorsunuz, en çok netür sorunlarla karşılaşıyorsunuz? En çok yapılan beslenme hatası nedir?

Yetişkin danışanlarımızla karşılaştığımız sık sorunlar ise; kahvaltı etmemeleri, su tüketimlerinin çok az olması, öğün atlama, öğün sayılarının gereğinden çok az olması. Genelde mutlaka 3 ara 3 ana olmak üzere 6 öğün önermekteyiz. Hatalı besin seçimleri, çok hızlı bir şekilde yemek yeme, fiziksel aktivitelerinin azlığı vb. genel beslenme bilgisinin yetersizliğinden kaynaklanan sorunlar oluyor Biz genel anlamda uyguladığımız sistem içerisinde her zaman için doğru beslenme alışkanlıklarını kazandırma amaçlı bir çizgide ilerliyoruz. Her bireyin biyolojik bulgularını, genetik, metabolik ve sosyal yapısını inceleyerek aslında bir haritasını çıkarıyoruz diyebilirim. Daha sonra elimizde bulunan bilgiler ışığında danışanımızla beraber, birlikte çıktığımız yeni yolculukta kendi zevkleri ve sosyal yaşamına da uygun olabilecek sağlıklı bir beslenme programı oluşturuyoruz.

Siz nasıl bir beslenme programı uyguluyorsunuz? Bir günlük beslenmenizi bize anlatır mısınız?

Mutlaka güne 1 su bardağı sıcak su (1 dilim limonlu) ile başlıyorum sonra mutlaka kahvaltımı eder ve öğünlerimi hiç atlamadan günü tamamlarım. Aralarda bitki çayları, sütlü kafeinsiz kahve, light meyveli yoğurt gibi besinler tüketiyorum. Öğlen ve akşam yemeklerinde ise ya bol salata veya sebze yemeğim ya da ızgara yanında yine salatam olur. Haftada 2-3 kez mutlaka balık yemeye çalışıyorum ve mutlaka hergün 45’er dakika sabah ve gece bile eve dönsem spor yapmaktan vazgeçmem.

Fast-food, a yönelmekteki en büyük etken Büyükşehirlerdeki koşuşturmalı yaşam biçimi. Bu durumda ne tür çözümler önerirsiniz?

Büyük şehirlerdeki koşuşturmalı yaşam biçimi insanları hızlı hareket etmeye pratik çözümler bulmaya yönlendiriyor. Fakat yinede ben bu yaşam tarzına sahip biri de olarak bunun fast food tüketmek için bir bahane olduğunu düşünmuyorum. Her restoranda mutlaka bir çeşit salata ve ızgara et/tavuk/balık vb. alternatifler vardır. Yanında ise bir bardak taze sıkılmış meyve suyu veya 1 bardak ayran bulmak bana mümkün görünüyor. Bence tamamen bu konuda bilinçlendirilme çözüm olacaktır.

Anne adaylarına ve annelere beslenmeyle ilgili ne söylemek istersiniz?

Peki anne ve babalar bu konuda neler yapabilirler?

Özellikle 1-6 yaş dönemi yeterli ve dengeli beslenme bilincinin çocukta gelişebileceği dönemdir. Bu dönemde çocuk grubu aile bireylerini taklit etmektedir. Öncelikle aile kendi uygunsuz beslenme alışkanlıklarını düzeltmeye başlamalı ve çocuğa örnek bir model olduğunu unutmamalıdır. Bunun dışında;

• Çocuk, düzenli ögün yemeye alistirilmalidir.
• Günlük beslenmesinde tüm besin gruplarina yer verilmelidir.
• Su içme aliskanligi kazandirilmali, hazir meyve sulari ya da kolali içecekler gibi mesrubatlardan uzak tutulmalidir.
• Yemek, ödül olarak kullanilmamalidir.
• Yeme konusunda çocuga baski yapilmamalidir.
• Ögünler disinda abur-cubur olarak adlandirilan yagli, sekerli ve fastfood tarzi gidalarin tüketimi önlenmeli ve çocuk bunlari tüketmeye alistirilmamalidir.
• Ara ögünlerinde süt+meyve, ya da ekmek+peynir+domates gibi saglikli gidalardan olusan ögünler olusturulmalidir.
• Hamburger yerine yagsiz tost veya peynirli sandiviç i tüketmesini sağlayın.
• Simit ve ayran da hem ekonomik hem de hamburgerden saglikli bir ogun olusturacaktir.
• Yavas yavas degisik besinler tattirilmali ve saglikli-sagliksiz gida ayirimi ögretilmelidir
• Sabahlari kahvaltı yapmak ıstemıyorsa evden cikmadan hic degilse 1 bardak sut + 1 elma dan olusan bir kahvalti yapmasını saglayın.
• Çocugun, yasina ve begenisine uygun bir egzersiz programina katilmasi saglanmalidir.
• "Tombul" çocugun saglikli cocuk olmadigi yetiskinlerce kabul edilmelidir.

Ergenlik döneminde büyüme hızlı bir grafik sergilediği için beslenme önemli bir faktördür. Bu yaş grubu için yeterli gıdaya ulaşamamak daha çok gelişmekte olan ülkelerde önemli bir problem olarak görülürken gelişmiş ülkelerde dengesiz beslenmeye bağlı olarak şişmanlık ve ilgili sorunlar öne çıkmaktadır. Ergenlik dönemindeki sağlıklı beslenme alışkanlığı ileriki yaşlardaki bazı hastalıkları önlemede ve kalıcı bir beslenme alışkanlığı kazandırmada önemli yer almaktadır. Kız çocuklarında menarsın baslaması ıle bırlıkte besın ıhtıyacları artmakta, ozellıkle demıre gereksınım de artmaktadır. Bu donemde kız cocuklarında demır eksıklıgı anemısı eger onlem alınmazsa cıddı boyutlara surukleyebılır. Demır gıbı kalsıyumda buyume ve gelısmekte olan ergenlerde onemlı bır yere sahıptır. Kemık gelısımının yetersızlıgı genel saglık durumlarını olumsuz etkıler.

Çocuklar genellikle içmeyi, yemeğe tercih ederler ve böylece kolayca doygunluk hissi duyarlar. Bu çocukların ailelerine, yemekten 1 saat önce ve yemek sırasında çocukların sıvı alımını kısıtlamaları önerilir.

Yemek porsiyonları annenin kendi ölçüsüne göre değil, çocuğun gereksinimine göre ayarlanır.

• Yemek için yeterli zaman verilir. Ancak yarım saatten fazla uzamasına da izin verilmez.

• Bir öğünde verilen besin reddedildiyse, tamamen farklı bir besin denenir. Onun da reddedilmesi halinde, bir sonraki öğüne kadar herhangi bir besin verilmeden beklenir.

• Ara öğünlerin, küçük porsiyonlar şeklinde olmasına dikkat edilir. Aksi halde bir sonraki ana öğünün yenmesi engellenir.

• Herhangi bir nedenle (özel durumlar dışında) ödül olarak şeker ve tatlı türünden besinlerin verilmemesine özen gösterilir.

• Yiyecekler çocukların kolay yiyebileceği türden hazırlanır. Örneğin, küçük dilimlenmiş havuç, salatalık, küçük şekillenmiş köfte, sigara böreği, karikatürize edilmiş kurabiye, kek vb. besinler çocuklar tarafından kolay tüketilir.

• Çocuklar anlatılanı değil, gördüklerini taklit ederek öğrenirler. Bu nedenle anne – baba ve çocuğun bakımından sorumlu diğer kişilerin olumlu yeme davranışı içinde olmaları gerekir.

• Grup halinde, yaşıtlarıyla yemek yemek yada arkadaşlarının evinde, restoranda, piknikte yemek, çocuklarda, özellikle seçici çocuklarda olumlu yeme davranışının gelişmesine yardımcı olur.

• Geçici olarak bir yiyeceğe düşkünlük veya reddetme okul öncesi dönemde görülen yaygın bir sorundur. Normal gelişimin bir parçası olarak kabul edilen bu durum, çocuğun bağımsızlığının bir ifadesidir. Bu nedenle ailelere, çocuğu yemek konusunda zorlamanın doğru olmadığı, bunun sorunu kötüleştireceği, ancak reddedilen besinin bir süre sonra tekrar denenmesi gerektiği belirtilir.

• Yemek saatlerinin, çocuğun gününün hoş bir bölümü olmasına özen gösterir.

• Öğünlerin düzenli olarak, günün belirli saatlerinde yapılmasına dikkat edilir.

Çocuğun beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesinde ailenin büyük rolü bulunmaktadır. Öncelikle annenin beslenme konusunda bilinçlenmesi, pişirme tekniklerini öğrenmesi ve çocuğunun hangi besinden ne kadar tüketmesi gerektiğini bilmesi gerekir. Eğer çocuğa kızartma veya tatlı yemen yasak derken karşısında siz bu yiyecekleri tüketirseniz başarılı sonuçların elde edilmesi de mümkün olmamaktadır. Sonuçta çocuk ebeveynleri ne yerse onu tüketme eğilimindedir. Öncelikle ailenin beslenme alışkanlıklarını değiştirmesi gerekir. Bunun yanında zayıflama programında ailenin çocuğun yanında olduğu hissinin duyulması için seanslara anne ya da babayla katılımı başarıyı artıracaktır. Aktivitenin de önemli olması nedeniyle hafta sonları ailecek yapılan yürüyüşler veya yüzme gibi sportif aktivitelerde bu ivmeyi artıracaktır.

Sosyoekonomik yönden düşük bir bölgede yapılan bir çalışmada

Dünya sağlık örgütü 10-19 yaş grubunu adölesan 15-24 grubunu gençlik dönemi olarak tanımlamaktadır. Türkiye de ise toplumun %29.1 ini dünya sağlık örgütüne göre adölesan döneminin bir parçası olan 15 yaş altı nüfus da içine alan grup oluşturmaktadır.

Düzensiz öğün ve öğün aralarında atıştırma örüntüsü, ev dışında yemek yeme alışkanlığı ve fast food beslenme biçimi genç nesilin beslenme alışkanlıklarının tipik özelliklerindendir.

Türkiyede okulçağı çocuk ve gençlerde beslenme ile ilişkili sorunlar arasında zayıflık, şişmanlık ve ilgili sorunlar, avitaminozlar, anemi, basit guatr ve diş çürükleri yer almaktadır. Aynı zamanda yetersiz ve dengesiz beslenme öğrencilerin dikkat sürelerini kısalttığı, algılamalarını azalttığı, öğrenmede güçlük ve davranış bozuklukları ile okula devamsızlık ve okul başarısında düşmeye neden oldukları bilinmektedir.


Kaynak: Bebeğim ve Biz
 

Hamilelik ve Beslenme

Gebelik süresince, sağlıklı bir bebeğin gelişimini sağlamak için çoğu besin öğesinin gereksinimi artmaktadır. Diyetiniz bütünüyle yetersizse, bebeğinizin gelişimi bozulabilir ve düşük doğum ağırlıklı doğabilir.

Bütün besin gruplarının dahil olduğu yeterli ve dengeli düzeyde alım, artan besin öğesi gereksinimini sağlamak için en iyi yoldur. Hamilelikte alınan kilonun kalitesi çok önemlidir. Annenin hamilelik sırasında alacağı toplam kilo , hamileliğin seyri ve sonuçlarına çok önemli katkılar sağlar. Anne adayının alacağı kalori kısıtlanacak anlamında olmamalı , gereksiz kalori yüklü gıdalar beslenme programından çıkartılarak doğru bir beslenme planlaması yapılmalıdır.

Unutulmaması gereken, ikiz veya daha fazla bebeğiniz için beslenirken, kalori gereksiniminizin ikiye katlanmadığıdır. Gerçekte sizin ve bebeğinizin enerji gereksinimini temin etmek için,günlük 300 kalorilik bir ekstra enerji ilavesi yapılarak tüm gereksiniminiz karşılanmış olur. Normal hamilelikte max 14 kg , min 7 kg alınır. Hamileliği esnasında çok kilo aldığı halde zayıf bebek dünyaya getiren annenin beslenme programı dağılımında,besin değeri fazla olmayan ( tatlı,hamur işi,meşrubat,çikolata vb) ancak kalorisi yüksek olan besinler daha fazla yer almaktadır. Böyle bir duruma meydan vermemek için anne adayının bebeğinin gelişimini çok iyi bilmesi ve aylara göre özellikle belirli besin gruplarına ağırlık vermesi önerilir.

Hamilelik diyetinin ana kriterleri; yeterince yüksek biyolojik değerde protein içermesi, (doku sentezi ve yeterli protein birikimini sağlayabilmek için) ,alınan kaloriyi sağlıklı bir şekilde alabilmek adına tuz , vitamin , mineral ve su açısından dengeli olmasıdır.

Hamilelik döneminde bebeğin tek bir hücreden 3,5 kg lık bebeği oluşturan çok sayıda hücreye dönüşmesi, böyle bir hızlı gelişim için protein ihtiyacı artmaktadır. Bu nedenle;

• Bebeği besleyen plesantanın gelişmesi için proteine ihtiyaç artar.
• Fetusu çevreleyen sıvı ; onu çeşitli şok ve travmalara karşı korur ve bu sıvı protein içerir. Dolayısıyla oluşumu için proteine ihtiyaç artar.

Bebeği Geliştiren Protein. . . Gelişen bir bebeğin vücut hücreleri çoğunlukla proteinden yapılır. Vücudunuzdaki değişiklikler ve özellikle de plesanta,proteine gereksinim duyar. Gebelik döneminde günlük fazladan 10 gr proteine ihtiyacınız vardır.
En iyi protein kaynakları, yumurta, et, tavuk, balık, süt, yoğurt, peynir, fındık, ceviz ve kurubaklagillerdir.

Fetus İçin Enerji. . . Proteinin görevini gerçekleştirebilmesi için. enerji gereksiniminizin yeterli düzeyde karşılanması gerekmektedir. Yeterli düzeyde tüketmiyorsanız,vücudunuz proteinleri hücrelerin yapılması için değil,enerji elde etmek için kullanır. Enerjinin başlıca kaynağı ise karbonhidratlardır. Fakat fazla karbonhidrat alımı ,vücutta yağ birikimini artıracağından dolayı diyetle yeterli ve dengeli miktarlarda alınmalıdır.

En iyi karbonhidrat kaynakları, ekmek, makarna, pirinç, mısır, tam tahıllı yiyecekler, kurubaklagillerdir. Vitaminler. . . Gebelik süresince belirli vitaminlere olan gereksinim artmaktadır. Belirli vitaminler,yeni bir yaşamın oluşumunda etkili olan hücre bölünmesi için özellikle önemlidir.

A vitamini ; sizin ve bebeğinizin tüm vücut dokularının ve hücrelerinin sağlığına ve büyümesine katkıda bulunur. Gebeliğiniz süresince normal diyetiniz yeterli düzeyde A vitamini sağlamaktadır. Ekstra bir desteğe ihtiyacınız yoktur.

En iyi A vitamini kaynakları ;balık,yumurta,karaciğer ve kırmızı et,süt ve yoğurt A vitamininin,havuç,kayısı,kabak,kavun,şeftali gibi sarı besinler,ıspanak,brocoli,maydanoz,dereotu,roka,tere gibi yeşil sebze ve meyveler beta-karotenin en iyi kaynaklarıdır. (beta-karoten ; A vitamininin ön maddesidir. ) Gebelik süresince,sağlıklı bir gebelik için besinlerden gelen enerjinin kullanılmasında daha fazla Tiamin,Riboflavin ve Niasine gereksinim vardır.

En iyi kaynakları; et, makarna, pilav, kurubaklagiller, tam tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler, süt, peynir, yoğurt, mantar, yerfıstığı ve yumurtadır.

Özelikle DNA oluşumu, kan yapımında önemi olan B12 vitaminine olan ihtiyaç ,yine bu dönemde artmaktadır. Yanlızca hayvansal kaynaklı gıdalardan sağlandığı için vejeteryanların özellikle dikkat etmesi gereken önemli bir konudur.

Başka bir B grubu vitamini olan folata gereksinim ,gebelik öncesi 400 mcg dan gebelik süresince 600 mcg a çıkmaktadır.

En iyi folik asit kaynakları; yeşil yapraklı sebzeler, karaciğer, böbrek gibi organ etleri, pancar, brocoli, bamya, kurubaklagiller ve buğday embriyosudur. Gebelikte gereksiniminiz olan kalsiyumun vücudunuzda emilimine yardımcı olmak için, yeterli düzeyde D vitaminine ihtiyacınız vardır.

D vitamini yağlı balıklar, yumurta sarısı, peynir ve sütte bol miktarda bulunur.

Mineraller. . . Vücut yapısının gelişimi için, protein ve vitaminler ile birlikte mineraller,kan hücrelerinin ve diğer vücut dokularının yapımında görev alırlar. Sağlıklı bir gebeliği destekleyen birçok vücut sürecinde rol oynarlar.

Gebelik süresince vücut özellikle iki minerale gereksinim duyar. Bu mineraller kalsiyum ve demirdir. Yeterli düzeyde tüketmiyorsanız, büyüyen bebeğiniz kemiklerinizdeki kalsiyumu,kanınızdaki demiri kullanacaktır…

Kalsiyum. . . Gebelik süresince kemik yapısını oluşturan kalsiyumun yeterli miktarda alımı,bebeğin iskelet yapısı gelişirken annenin de kemik kitlesinin korunumuna yardımcıdır. Gebelik süresince yeterli miktarda kalsiyum tüketimi daha sonraki dönemde osteoporoz riskinden sizi korur. Gebe kadınların günlük kalsiyum ihtiyacı 1000 mg dır.

En iyi kalsiyum kaynakları; yağsız ya da az yağlı süt, yoğurt ve peynir, sardalya ve hamsi gibi kılçığıyla yenilen balıklar, kurubaklagiller, yeşil sebzeler, fındık, badem ve kuru incirdir.

Demir. . . Neden daha fazla demire gereksinimimiz var ?

Gebelik süresince annenin kan hacminde % 50 artış olmaktadır. Kanın bir bileşeni olan hemoglobin yapımı için demir elzemdir. Hemoglobin,gelişen bebeğe plesanta boyunca ve tüm vücutta oksijen taşınmasında görev alır.

Gebelikteki demir ihtiyacını karşılamak için yeterli miktarda demir alımı zordur. Demir her ne kadar besinlerde yaygın oranda bulunsa da ,yeterli oranda emilememektedir ve çoğu annenin gebelik öncesi demir depoları çok azdır.

En iyi demir kaynakları; karaciğer ve tüm kırmızı etler, yumurta, kurubaklagiller, pekmez, yeşil sebzeler, domates ve kuruyemişlerdir.

Hayvansal gıdalardaki demirin emilimi daha yüksektir. Bitkisel gıdalardaki fitik asit,oksalik asit ve çaydaki tanin demiri bağlayarak yarayışlılığını azaltır. Özellikle bitkisel gıdaların hayvansal gıdalarla ve C vitaminiyle birlikte tüketimi demir emilimini artırır.

Çinko. . . Yeni vücut proteinlerinin yapımında, bebeğinizin hücre büyümesinde ve beyin gelişiminde rol oynayan diğer bir elzem mineraldir. En iyi çinko kaynakları; deniz ürünleri,etler,buğday embriyosu,kurubaklagiller ve mantardır.

Su. . . Su önemli besin öğelerindendir. Vücudun taşıma sisteminin bir parçası olan su,besin öğelerini vücut hücrelerine taşır ve bazı ürünleri ortamdan uzaklaştırır. Besin öğelerinin bebeğinize plesenta yoluyla taşınmasını sağlar.

Gebelikte Kabızlık. . . Gebelikte oluşan hormonal değişiklikler, genişleyen uterusunuza uyum sağlamak için kaslarınızı gevşetir. Bu gevşeme,barsak hareketlerinizin yavaşlamasına neden olur. Bu durum ,kabızlık hissinin oluşmasına neden olabilir. Demir suplementi kullanıyorsanız,bu kabızlığı daha da şiddetlendirmektedir. Bazı gebeler,kabızlık ve bebekten gelen baskı ile beraber hemoroid problemiyle de karşılaşmaktadırlar.

Gebelikte Ödem. . . Ödem, özellikle gebeliğin son üç ayında görülen doğal bir olaydır. Vücudunuz kan hacmini artıran bir depo görevi görecek şekilde,ellerde,el ve ayak bileklerinde su depolar. Kazanılan bu su,doğum sırasında oluşacak kayıpları dengeler ve sonrasında anne sütünün üretiminde kullanılır.

Ödemi engellemek için aşırı miktarda tuz tüketimini kısıtlamaya gerek yoktur. İyotlu tuz kullanılmalı ve sıvı tüketimini de azaltmamalısınız.

Eğer aşırı ödem gelişmişse, bu preeklemsinin ya da toksik bir durumun göstergesi olabilir.


Kaynak:  Bebeğim ve Biz
 
E-Bültenimize Abone Olun
Top