Cosmopolitan

Cosmopolitan

  • Bağışıklık Sistemi
    Bağışıklık Sistemi
  • Siyahın Şehri PRAG
    Siyahın Şehri PRAG
  • Buzların Dansı
    Buzların Dansı
  • Flamenkonun Lezzeti
    Flamenkonun Lezzeti
  • Mersin Mutfağı
    Mersin Mutfağı
  • Lezzetin Dili
    Lezzetin Dili
  • Hipoglisemi
    Hipoglisemi

Bağışıklık Sistemi

Bağışıklık sistemi güç kazandıkça, metabolizmayı tehdit edebilecek mikroplar, bakteriler, mantarların yaratabileceği riskler azalma eğilimi çizmektedir çünkü vücudumuzun savunucuları saat başı 10 milyondan fazla antikor üreterek savaş açmaktadır.

1. Kırmızı Et: Güçsüz Noktalarda Destek

Çinko, organizma için esansiyel bir mineraldir.Optimal sağlık için her gün belirli miktarlarda alınması gereken biyolojik bir eser elementtir. Çinko eksikliği özellikle Amerikan gençliğinde ve vejeteryanlarda sık görülen bir durumdur ve bağışıklık sisteminin olumsuz etkilenmesine neden olur. Çok düşük seviyelerde bile yaşanan çinko eksikliği enfeksiyonlara yakalanma riskini artırmaktadır. Vücudu adeta istila eden bakteri ve virüslerle mücadelede savaşan beyaz kan hücrelerinin üretiminde önemli olan bu mineral beslenmemizde yeterli miktarlarda yer almalıdır. Bunun için yağsız kırmızı et, zenginleştirilmiş mısır gevreği, kümes hayvanları, süt ve yoğurt tüketilmelidir.

2. Turuncu Renkli Besinler: Koruyucu Kalkan

Cildimiz, fark etmesek de aslında bizi dışardan gelen saldırılara karşı müdafa eden koruyucu bir kalkan gibi görev yapmaktadır. Cildin daha güçlü bir savunma yapabilmesi için de iyi beslenmesi gerekmektedir. Bunun için cilt sağlığında önemli olan A vitamini yeterli tüketmeliyiz. A vitaminini karşılamanın en iyi yollarından biri de beta karoten içeren gıdaların diyette fazlaca yer almasıdır. Havuç, kabak, bal kabağı, topatan kavunu ve tatlı patates en zengin kaynaklardandır.

3. Mantar: Beyaz Kan Hücre Üretimine Yardımcı

Yüzyıllardır, dünyanın dört bir yanındaki insanlar mantara bağışıklık sistemini koruyucu olarak görev biçmekteydi, yapılan son çalışmalarda bunu adeta tasdikler niteliktedir. Mantarın beyaz kan hücre üretimine yardımcı olup, daha agresif mikrop öldürücüler haline getirdiği gözlenmektedir. Bu sonuçlar damak tadına önem veren kişileri oldukça sevindirecektir pek çok yemeğe güzel aroma katan mantar farklı tipleri ile de çeşitlilik getirmektedir. Soslara, sebze yemeklerine, hamur işlerine eşlik edebilen, garnitür olarak sunulabilen, her tür pişirme metoduna açık bu sebzeyi siz de mutfağında daha sık bulundurmalısınız.

4. Çay

Vücudun enfeksiyonlarla mücadelesi bir savaş olarak değerlendirilebilir, her savaş sonrası olduğu gibi geride kalan enkazların da temizliği titizlik gerektirmektedir. Bağışıklık sistemi istenmeyen istilacıları yok ederken, bir yandan da yarattıkları tahribatları onarmaya çalışmaktadır ve bu aşamada istek dışı da olsa serbest radikaller oluşabilmektedir. Hücreleri hasara uğratabilecek, yaşlanma ve kanser hücrelerinin gelişimine neden olabilecek bu bileşiklerin uzaklaştırılabilmesi için antioksidanlar devreye girmektedir.

Bu nedenle beslenmemizde bol miktarda sebze, meyve tüketmeli, siyah ve yeşil çay tüketimimizi de artırmaya gayret etmeliyiz. Poşet veya demlik olarak tüketilebilecek çayların poşet olanlarını tercih etmeniz durumunda içeriğindeki yararlı bileşiklerden daha iyi yararlanmak için poşetin yukarı aşağı sallanması etken maddelerin 5 kat daha fazla yayılmasına yardımcı olabilmektedir.

5. Kefir: Destek güç

Barsaklardaki mukoza tabakasında yer alan trilyonlarca iyi huylu bakteri metabolizmanın zararlı bileşiklerce kuşatılmasını engellemektedir. Ancak bu iyi huylu bakterilerin sayıları antibiyotik kullanımı, dengesiz diyetler gibi faktörlerle azalabilmekte ve kişileri enfeksiyonlara açık hale getirebilmekte, ishale benzer belirtilerin oluşmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle yoğurt ve bir tür fermente süt ürünü olan kefir tüketerek vücudumuza destek güç göndermekte fayda vardır. Piyasada light formları da bulunan kefir, eski zamanlardan beri tüketilegelmekte, sağlıklı bakterilerin barsak florasında artışına yardımcı olmaktadır. Bu canlı besinin daha yararlı olabilmesi, daha başarılı sonuçlar doğurması için yeterli miktarlarda, düzenli tüketimi çok önemlidir.

6. MUSKAT ÜZÜM

Kırmızı-mor arası rengi, oval yuvarlak arası şekliyle göze hitap eden, leziz tadıyla meyve severleri güldüren Muskat üzümü, sağlık faydaları ile de pek çok çalışmaya konu olmuştur. Kalın, etli kabuğu ve büyük çekirdeği ile fark yaratan muskat üzümünün ortalama % 90 sağlık avantajı bu özelliğinden ileri gelmektedir. Muskat üzümünün diğerlerinden en belirgin farklarından biri ekstra kromozomlara sahip olmasıdır. Bu sayede daha yüksek fitokimyasal aktiviteye sahip profil oluşmakta, örneğin diğer üzümlerde olmayan ellagik asit gibi sağlık faydası gösteren bileşikler yer almaktadır. Muskat üzümünde 21 farklı fitokimyasal vardır. Bunlar arasında muskata özel olan ve üzerinde en çok araştırma yapılan ellagik asit hücre fonksiyonlarının normal gelişimine katkıda bulunmaktadır. Bunun dışında kuersetin serbest radikal hasarına karşı mücadele edip, genel iyi hal durumuna katkıda bulunmaktaylen, antosiyaninler göz, sinir sistemi gelişimine yardımcı, kan damarlarının korunmasında etkilidir. Proantosiyanidinler ise yine göz ve cilt sağlığına yardımcı, bağışıklık sistemini koruyucu ve inflamasyon önleyicidir.

7. BETA GLUKAN

Ekmek mayasından elde edilen ‘beta-glukan’ bağışıklık sistemini güçlendiren, besinlerde doğal olarak bulunan bir maddedir. Vücudun doğal savunma mekanizması dahilinde zararlı bileşikleri yok ederek, metabolizmayı serbest radikallere karşı koruyabilmektedir. Öte yandan kişisel direnci güçlendirebilir, performansı artırarak enfeksiyon durumlarında yaşam kalitesini yükseltebilir.


Kaynak:  Cosmopolitan
 

Siyahın Şehri PRAG

900 Yıllık bır gecmısı olan sehıre adım attıgınızda bellegınızde canlandırdıgınızla ,gorduklerınız arasında baglantı kurmakta zorlanmıyorsunuz ınanın... Mıtolojıye gore 6.yuzyılda efsanevı prenses Lıbuse ve prens Lrenst’ın kurdugu kabul edılen Prag 9.yuzyıldan ıtıbaren çeklerın baskentı olur.1989 yılında ıse tarıhe Kadıfe Devrım olarak gecen hareketle demokrasıye gecer.

Sehırlerın hep bır rengı olduguna ınanırım,akdenız sehırlerı sarı ve mavının karısımını tasırlar,İspanya Endülüs’ın kırmızısını tasır,kuzey kentlerı buz mavısını dogudakı sehırlerse bılge yesılı anımsatır.”Mutlak “ gıbı sıyahın rengı Prag’dır bence.

Gızemlı ve buyulu bır atmosferde, kentın bır oyuncak bahcesı gıbı duran yapılarının arasına ve yansımalarla dolu sokaklarına karıstıgımda kendımı adeta bır masalda sandım.Prag’a gıtmek demek ,ona tutkun bır saır olan Nezval’ın sozcuklerıyle “yagmur parmaklı “bır kentle elele tutusmak demektı.Masalsı bır dunyanın ıcınde ,kral ve kralıcenın kuklası,Bohemya’nın cam ıslerı,golge tıyatroları,Vıtava ve Karlovı Köprusu kentın damarları gıbıdır.

Goethe’ye gore ‘Dunya tacının en guzel mucevherı”,Mılen Kundera’ya gore gulusun,unutusun ve huznun sehrı,Nazım Hıkmet’e gore;

Yagmurların ıcındeydı Prag
Bır golun dıbınde gumus kakmalı bır sandıktı
Icınde genc bır kadın uyuyordu
Camdan kuslar arasında...

Gezdıkce buyulendıgım bu sehırde huznun kokusu oylesıne duyuluyordukı... Prag’da yıne cok sevdıgım dıger uc sehır gıbı bır ırmakla ıkıye ayrılıyordu.”Vıtava “ırmagı...

Kafka’nın o bunalımlı ama her satırında kendınızı farklı algılılatan satırları yazdıgı kafede kahvemı yudumlarken ,aynı zamanda cok ılgınc bır saat olan “Astronomıcal Clock” ızlıyordum...Bu topraklar hepımızın hayatında oldukca farklı sayfalar acan unlulerı yetıstırmıstı.Ornegın Mılos Forman” Haır “ve “Amedeus Mozart”fılmlerının yapımcısı, gızemlı muzısyen” Leos Janareck” ve fotograflarıyla gercegı ne denlı carpıcı yansıtan Josef Sudak bu havayı soluyup bu yollarda yurumustu...

Kıta Avrupasının bu kadar geleneklı ve eskı sehrı yasanmıslıklarını ne kadar mutfagına ve yemek alıskanlıklarına tasımıstı acaba? Cek mutfagı Alman,Macar,Polonya mutfagının etkısı altında kalmıstır. Cek mutfagı bır cok klasık cesıtler ıcerır, krema soslu domuz,doldurulmus yufka(dumplıng),dana fıleto...Et mutlaka garnıtur olarak patates veya pılavla servıs edılır.Rosto ve gulasın gercek kaynagı yıne Prag’dır.Tuzlama Lahana,meyvalı hamur tatlısıyla servıs edılen tas kebabının tadına bır turlu alısamadıgımıda soylemelıyım.

Gunun ana ogunu oglen saatlerınde yenır ve tıpık menu genellıkle corba,et,patates pılav ve hamur tatlılarından olusur.Basıt bır kahvaltı ve aksam yemegıne ek olarak Cekler saat 10’da ‘Scavına’dedıklerı bır tur atıstırma alıskanlıgına sahıptırler. Cın seyahatımde rastladıgım Dumplıng yanı bır cesıt mantı yemeklerının yanında mutlaka servıs edılmekte...Cok kalıtelı sarapları oldugunu soyleselerde cek bırası gercekten son derece guzel ve yaygın olarak tercıh edılmekte.Favorı aperatıflerı “Bechemoıva” adlı lıkordur.Bu lıkor saglıklı bıtkıler kullanılarak hazırlandıgı ıcın ıyılestırıcı etkısının oldugunada ınanılmaktadır.

Ayrıca bızdekı tavsan kanı caylara benzemesede oldukca kalıtelı ve mıs gıbı kokan cayları oldukca bılındık bır lezzete sahıp...Bır zamanlar musevılerın yasadıgı bolgelerde ozellıkle mezeler cok ozenle hazırlanan ozel et yemeklerıde var.Vejeteryen ve kollestrolu yuksek kısıler ıcın cok tercıh edılmıyecek bu mutfakta her ne kadar sınıtzel Prag’ın ozel yemeklerınden olmasada sunumu tamamı ıle buraya has patates salatası,cottege peynırı(bızdekı lor peynırı gıbı) ve mantar sote...Bohemya ve Monavıa pastaları en sevılen tatlıları.

Klasık muzık notalarının havasına asılı kalacak kadar romantızmı ıcınde barındıran bu sehır bosuna “YuzRuhun Kentı”ısmını almamıs..Kafka’nın sevgılısı Mılena’nın ısmını alan cafede romlu kahvemı yudumlarken bır yarımın burada kaldıgına emın sehıre ıstemeden veda ettım...Lutfen hayatınızı Prag’ı gormeden sonlandırmayın..

HASTALIKSIZ BİR KIŞ İÇİN 6 KURAL

Havaların soğuduğu şu günleri sağlıklı geçirmek için yapılması gerekenlerin bir listesini hazırladık…

1- Baklagilleri ihmal etmeyin: Kuru fasulye, nohut, mercimek, barbunya gibi türleriyle iyi birer protein kaynağı olan baklagiller, et veya kıyma eklenmeden de tüketilebilecek bir besin grubudur. Haşlama olarak sebze yemeklerinize ve salatalarınıza da ilave edebilirsiniz. Haftada 2-3 kez tüketilmelidir.

2- Gribe karşı C vitamini: Vücut direncinin azalmasıyla baş gösteren gripten korunmak için kuşburnu, maydanoz, kırmızı ve yeşil sivri biber, roka, kivi, portakal, mandalina ve limon gibi C vitamini yönünden zengin meyve ve sebzeler daha fazla tüketilmelidir.

3- Bağışıklık için sebze tüketin: Sebze ve meyveler, önemli vitamin ve mineral kaynağı olmalarının yanı sıra antioksidan özellik gösterirler. Toksinlerin uzaklaştırılmasında önemli rol üstlenen A, C, E vitaminlerinin kaynaklarıdır. Özellikle koyu yeşil, sarı, turuncu, kırmızı ve mor sebze ve meyveler beslenme düzeninde sıklıkla yer almalıdır. Her gün en az 5-6 porsiyon sebze ve meyve tüketilmelidir.

4- Kahve yerine kuşburnu: Soğuk kış günlerinde çay, kahve, kola, kakao gibi kafein içeren içecekler yerine C vitamini yönünden zengin olan kuşburnu çayı gibi bitki çayları, yeşil çay, rezene, melisa, papatya ve ısırgan otu çayı gibi rahatlatıcı ve bağışıklık sistemini güçlendirici bitki çayları tercih edilmelidir. Su tüketimine de yaz dönemindeki kadar önem verin, 2.5-3 litre suvı tüketin.

5- Sıvıyağ kullanın: Kış aylarında fazla miktarda yağ tüketimi, kilo artışlarına neden olur, vücudun bağışıklık sistemini olumsuz etkileyerek hastalıklara yakalanma riskini artırır ve hastalık süresini uzatır. Bu nedenle tereyağı ve margarinlerden kaçınılmalı, sıvı yağlar kullanılmalı.

6- Güneş ve süt ürünleri şart: Kış mevsiminde güneş, yüzünü daha az gösterdiğinden, güneşten alınan UV ışınları ile deride sentezlenen D vitamininden bu mevsimde yoksun kalınır. Özellikle kemik ve diş gelişimi için önemli olan kalsiyumun vücutta kullanılmasını, depolanmasını sağlayan D vitamini gereksinimini karşılamak için güneş ışınlarından yararlanılabildiği ölçüde yararlanılmalı, süt ve süt ürünleri, balık gibi diğer D vitamini kaynakları da tüketilmelidir.

FİTOTERAPİ

Fitoterapi Yunanca phytos=bitki ve therapy=tedavi kelimelerinin birleşiminden oluşan dilimize “Bitkisel Tedavi” diye çevirebileceğimiz insanlık tarihi kadar eski bir bilimdir. Çünkü varlığı, birebir insanın varlığıyla ilintilidir. Aynı şekilde hastalıklar da insanın yeryüzündeki macerasıyla birlikte ortaya çıkmış ve insanlar bu hastalıklara çare bulmak amacıyla en önce doğaya koşmuşlardır.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 1980 yılında Tıbbi Bitkileri " bir veya birden fazla organıyla tedavi edici veya hastalıkları önleyici olabilen veya herhangi bir kimyasal-farmasötik sentezin öncüsü olabilen bitki çeşitleridir." şeklinde tanımlamıştır.

Kısaca “tıbbi bitkilerle tedavi” anlamına gelmekte olan “FİTOTERAPİ”, terim olarak ilk kez Fransız hekim Henri LECLERC (1870-1955) tarafından kullanılmıştır. Hastalıkların, tedavi edici değere sahip taze veya kurutulmuş bitki kısımları (DROG) ya da bunlardan elde edilen ekstraksiyon ürünleri kullanılarak üretilen çay, damla, draje, kapsül, şurup, tablet ile tedavi edilmesi “fitoterapi” olarak değerlendirilmektedir. Fitoterapi, farmakognozinin modern tedaviye uygulanışı olarak görülmektedir.

Fitoterapi, günümüzde alternatif tıp konuları arasında değerlendirilmekte ise de, aslında birikimi, gelişimi ve uygulanışı ile birçok tıp bilimine öncülük etmiştir. Kronolojik olarak da klasik tıp yöntemleri ve tıp kurallarına karşı bir alternatif değil, tam tersi diğer tedavi yöntemleri, fitoterapiye bir alternatif olarak gelişmişlerdir.

Gerek insan sağlığı ve gerekse doğa ve çevre sağlığı, fitoterapinin gerekliliğini güçlendirmektedir. Bugün, dünya nüfusunun çoğunluğu için bitkiler, en seçkin ilaç kaynaklarındandır. Büyük farmasötik firmalar, yeni lider yapılar için bir kaynak olarak yüksek bitkilere yeniden ilgi göstermektedirler.

Bitkisel kökenli doğal etken maddelerin (alkaloitler, glikozitler, sabit ve uçucu yağlar, terpenler gibi) ve sentetik kimyasal bileşiklerin saflaştırılmış tek madde halinde çağdaş tedavi alanında kullanılmaları yanında, “FİTOTERAPÖTİK=FİTOFARMASÖTİK=FİTOFARMAKA” olarak isimlendirilen “kimyasal analizlerle karakterize edilebilen ve biyolojik etkilerine bağlı olarak doz-cevap ilişkileri ortaya konabilen bitkisel hammaddeli ilaçlar” olarak tanımlanabilen bitkisel ilaçlardan da yararlanılmaktadır. Fitoterapinin, var olan kimyasal ilaçlarla tedavinin yerine geçmesi söz konusu olmasa da, tedavide kimyasal ilaçlara destek vermesi hem hastanın hem de doktorun bazı sıkıntılarını ortadan kaldırmaktadır.

Bitkisel ilaca ilginin yeniden canlanmasının ana kaynağı, modern ilaçların her hastalığı tedavi etme yeteneğine sahip olmayışı, birçok yan etkilerinin bulunuşu ve çok pahalı oluşudur. Bitkisel preparatların yan etkisinin hemen hemen hiç bulunmaması, bazen bunların sentetik ilaçlara tercihini bile sağlamaktadır. Bitkisel ilacın etkisi geç görüldüğü için uzun süre kullanılması gerektiğini, en az üç aylık kullanım sonrasında, preparatın etkisi hakkında bir bilgiye sahip olunabileceğini akılda tutmak yerinde olur.

Bilimsel temele dayanan ve yararları kanıtlanmış fitoterapötiklerin tedavide uygun bir yer almasını sağlanması için eczacıların olduğu kadar diğer, tıp mesleğini seçmişlerinde kolektif gayretlerine gereksinme vardır. Özellikle tıp doktorlarının bitkisel ilaçları benimsemesini sağlamak, ülkemizde fitoterapinin geleceğini belirleyecek bir kriter niteliğindedir.

Bitkilerin hastalık tedavisinde kullanılmasının ilk bilimsel izleri ve yazılı delilleri beşbin yıl öncesi erken dönem Çin, Hint ve Yakındoğu medeniyetlerine kadar uzanmaktadır. Bitkilerle sağaltım, günümüzde de modasını yitirmeyen bir bilimdir. Uzak geçmişin doğal reçetelerinin halen birçok hastalığa çare olması, özellikle uzmanlarca hazırlanan yapay ilaçların bir takım yan etkilerinin ortaya çıkması, bu bilime olan ilginin artarak devam etmesinin başlıca nedenlerinden biridir.

Sizlere bir fikir vermesi açısından bazı bitkilerin sağaltıcı özelliklerine bakalım;

ALFALFA (Yonca ) : Doğal Kalsiyum ve Vitamin kaynağıdır. Pek çok vitamin ve mineralin yanında aminoasidleri de içerir. Mükemmel gıda kaynağıdır. Romatizmadaki şişme ve iltihabı azaltır. Kabızlıkta rahatlatıcıdır.

ASTRAGALUS (Geven otu ) : Bağışıklık sistemini güçlendirir. Gribe karşı antikor üretimini ve bunların hastalıklarla savaş kabiliyetini arttırmakta etkilidir. Sadece gribe karşı dayanıklılığı arttırmakla kalmayıp aynı zamanda hastalığın süresini de kısaltır.

BİLBERRY'S ( Yaban Mersini ) : Göz üzerinde ışığa duyarlılığı arttırmak,gözün değişen ışık kaynaklarına adaptasyonunu sağlamak ve bilhassa gece şartlarında görüşü kuvvetlendirmek gibi yararlı etkileri vardır.

CAT'S CLAW ( Kedi Pençesi ) : Fiziksel ve ruhsal bitkinlik çekenlerde enerji verici, sindirim sistemi rahatsızlıklarında rahatlatıcı bilhassa aşırı aktif veya stresli yaşayanlar için enerji kaynağıdır.

CATNIP ( Kedi nanesi ) : Sindirim sistemindeki gazı giderir, İshali kontrol eder, Bronşitte, kramplar ve hasta mide için yararlıdır, Spazm çözer, sakinleştirir. Vücut ısısını arttırmadan terlettiği için soğuk algınlığı ve gripte kullanılır. Yetişkinler ve çocuklarda ateşi düşürür.

CITRIN&CHROMIUM ( Garcinia combogia ) : Aldığımız proteini kasa, şekeri de enerjiye dönüştürerek kilo kaybetmemize yardımcı olan doğal bir üründür.

DANDELION (Karahindiba ) : Tüm dünyada yetişen bu bitkinin yaprakları böbrekleri çalıştırarak idrar söktürücü özellik gösterir .İdrar yolları,böbrekler ve karaciğer üzerinde canlandırıcı etkiler yapar.

DONG QUAI (ANGELICA SINENSIS - Melek otu) : Dong Quai Çin,Kore ve Japonya'da yetişen aromatik bir bitkidir. Ginseng kadar meşhur bir bitkidir. Çok amaçlı bir kadın toniği olarak düşünülür. Çin'de genellikle kalp, dalak,ciğer ve böbrek güçlendirilmesinde kullanılır. Kadın ve erkekler için genel bir kan toniğidir.

ECHİNACEA ( Kirpi otu ) : Günümüzde Avrupa ve ABD'de Echinacea'nın en yaygın kullanım alanı solunum sistemi rahatsızlıklarıdır. Bunlar; soğuk algınlığı, grip, otitis media, öksürük ve bronşit' tir. Echinacea bütün dünyada bu alanlardaki kullanımı ile haklı bir şöhrete ulaştı. Bir çok araştırma raporu bu durumu desteklemektedir.

GİNKGO BİLOBA ( Japon Eriği ) : Gelişmiş hafıza, zihinsel etkinlik, konsantrasyon kabiliyeti, sosyallik ve ruh hali, özellikle yaşlanma için kullanılmıştır. Kullanıldığında;sinir,tansiyon,baş ağrıları,baş dönmesi,bunama belirtileri,akıl hastalığı,kulak çınlaması,görme problemleri gibi hastalıklarda azalma olduğu görülmüştür.

GUARANA ( Brezilya kakaosu ) : Amazon ormanlarına özgü bir bitkidir. Bilinen en zengin kafein kaynağıdır. Ruhsal çöküntü,aşırı yorgunluk ve stresten kaynaklanan baş ağrılarında sıkça kullanılır.

HOPS ( Şerbetçi otu ) : Sinir sistemi üzerine sakinleştirici etkileri ile bilinen bir bitkidir. Gerginlik,sıkıntı,stres ve asabiyetten kaynaklanan uykusuzluk durumlarında kullanılır. Uyku verici ve kabusları önleyicidir, Kas spazmlarında faydalıdır, Ağrı kesici ve ateş düşürücüdür, Alkol alma isteğini azaltır,sinirden kaynaklanan gastrik mide hareketlerini kontrol eder.

LEMON BALM ( Oğul otu ) : Sinir sistemi ve uyku rahatsızlıklarında sakinleştirici olarak kullanılır. Sinir bozukluğundan kaynaklanan mide ağrısı ve tansiyon yüksekliklerinde faydalıdır.

MILK THISTLE EXTRACT ( Deve dikeni sütü) : Karaciğer takviyesi aynı zaman da karaciğerde biriken toksinlerin atılmasını sağlar.

MOUNTAIN GRAPE (Dağ üzümü ) : Vatanı batı Avrupa olan bu bitki tonik ve alteratif özelliklere sahiptir. Kirli kanın temizlenmesi,psoriasis ve sifilis'te kullanılması tavsiye edilir. Kabızlık hallerinde ise Cascara Sagrada ile kombine edilerek kullanılır. Sindirim ve absorbsiyonu arttırır.

PSYLLIUM SEED (Karnıyarık otu çekirdeği) : Vatanı Avrupa ve Asya olan bu bitki demulsent ve emolyent etkileriyle bilinmekte ve halk arasında kullanılmaktadır. Mükemmel bir barsak ve kolon temizleyicisidir.

ROSE HİPS ( Kuşburnu ) : Bilinen en zengin doğal vitamin C kaynağıdır. Vitamin C grip,soğuk algınlığı, gibi salgın hastalıklardan korunmada son derece faydalıdır. Vücut dokularının gelişimi ve güçlenmesi için son derece önemlidir.

SARSAPARILLA ( Saparna ) : Anavatanı Amerika ve Batı Hindistan olan bu bitki insan vücudunda testosteron üretimine yardımcı olan doğal bir steroid içerir. Hormon dengelenmesi, cinsel yaşamın canlandırılmasında kullanılır. Ayrıca cilt hastalıklarında,romatizma ve karaciğer rahatsızlıklarında olumlu etkileri görülmüştür.

UVA URSI ( Ayı üzümü ) : Vatanı Avrupa ve Asya olan bu bitki asırlardır idrar söktürücü etkileri ile bilinmekte ve halk tarafından kullanılmaktadır. Bugün de halk arasında böbrek,idrar yolları enfeksiyonlarında,yüksek tansiyonda idrar söktürücü olarak kullanılmaktadır.

VALERIAN (Kedi Otu ) : Sıkıntı, stres ve asabiyetten kaynaklanan uykusuzlukların giderilmesinde kullanılan sakinleştirici özellikli bir bitki' dir.


Kaynak:  Cosmopolitan
 

Buzların Dansı

Dostoyevskinin Suç ve Ceza Romanında St.Petersburg’da geçirdiği zorlu günlerin tersine; St.Petersburg muhteşem yapıları ve barındırdığı köklerim nedeniyle uyanıkken bile yaşadığım bir rüya şehiri olmuştur.

Çarlık Rusya’nın başşehri; eski adıyla Leningrad yeni adıyla St.Petersburg…

İnanılmaz binaları içimize; “anılarla dolu bir odadan bir daha dönmemek üzere çıkarmışcasına” hüzün dolduran bir şehir…Eğer siz yıllar önce ailenize ait bir adres arıyorsanız kapıların üstündeki numaralardan yararlanmaya kalkmayın, sizin zil sanıp çaldığınız düğme apartmanın “giriş şifresi” gibi bir şaşırtmaca olabilir. 

Bu ülkenin büyüklüğü, şehirlerinin sokakları arası genişliği, ucsuz bucaksız gibi gelen meydanlarıyla çok paraleldi. “hermitage” meydanında ya da bir başka deyişle eski kışlık saray’ının meydanında bu günlerde çok az para ve votka karşılığında muhteşem klasikler çalan müzisyenler var. Puşkin’in, Gogol’un, Dostoyevski’nin dünyasından da izler aradığınız bu kentte, ekim devriminden izler bulmak mümkün değil yinede Bolşevik ihtilalinin ve Lenih’in anısını yaşatan en önemli şehir.

Kadınların güzelliğine diyecek yok onca ırkın arasında kusursuz yaratılan bu varlıklar ne yazık ki aynı oranda soğuklarda. Peter ve Paul kalesinin karşısında uzanan sahilde yürürken onca soğuğun insanın tabiatına işlememesinin imkansızlığını anlıyorum. Nevski Bulvarın’da vitrinleri dolduran lüx hayvar, fransız konyağı, İskoç viskisi, lüx sofra takımları ne büyük çelişki geçmişle…

Ama güzel bir Rus Restoranında babanemin anlattığı “Proşki”yi yiyip, devlet sanatçılarının ağzından Balaylaka’yı dinlemek hayali gerçekleşti. Bale ve opera başlı başına bir tören bu ülkede…

Venedik, Amsterdam, St.Petersburg sevdiğim üç şehirde de su, kanallar ve iki yaka var. St.Pitersburg kanallarını, evlerin heyula gibi uzayan gölgelerini, Petra Gevşki’nin arkadaşlarıyla birlikte hapsedildiği kaleyi düşünüyorum. Neva ırmağını…, Avrora Zırhlısının Kışlık Saray’ı topa tutuşunu dile getirmişti Sn. Nedim Gürsel bir yazısında. Aynı duyguyu yaşayan Nazım Hikmt’in dizelerini hatırlayalım.

Neva Nehrinde buzlar kızarırken
Onlar çocuk gibi iştahlı
Rüzgar gibi cesur
Kışlık saraya gidecekler
Ve demir, kömür ve şeker
Ve kırmızı bakır
Ve mensu cat
Ve sevda ve zülum ve hayat
Ve bilcümle sanayi kollarının 
Ve küçük ve büyük ve Beyaz Rusya
Ve Kafkasya ve Sibirya ve Türkistan
Ve Kedili Volga boylarının 
Ve şehirlerin 
Bir şafak vakti karanlığın kenarından 
Karlı çizmelerini onlar
Mermer merdivenle bastığı zaman
Oysa nasıl değişti her şey.

St.Peterburg’u anlatmaya devam edersem Rus Mutfağına ve de onun İstanbul’daki temsilcisi Rejans’dan söz edemeyeceğim.

Beyaz Ruslar’ın kenti St.Peterburg’dan gelip, Olinya geninde yer alan “kendine özgü bu yerde” böf strogorof, Borç Çorbası Kievski, Piroşki’nin en orijinal tadına uyan vardı, votkanın içindeki liha tadı ise

Rus mutfağının ortak özelliği ülkenin hemen hemen her yerinde yetişen anomatik otlar ve baharatlar. Dereotu, nane, soğan, saımsak, karabiber, sofranın yanı sıra tarçın ve tarhun otu tatlı ve tereyağıyla hazırlanan soslar. Çorba, sebze, et ve balık çeşitleri genelde ekşi krema ve soslarda var.

St.petersbur’da Zakuski adıyla ikram edilen meze tabağı, somon füme, söğüş et, patlıcan, enginar dolma, yumurta ve havyar içeriyor. Zakuski votka mutlaka bu tabakla ikram ediliyor. O kadar soğuk iklim olurda çorba olmaz mı, içerisi de çok zengin balıktan, sebzeye, ete kadar her şey…

“Ucha çorbası” bizdeki düğün çorbası gibi, Borç ve Shtci hepimizin bildiği tadlar lahana, patates, pancar, balık veya et…ve “smetana” yani krema ve tereyağından oluşan ekşi krema.

İklimin yetersizliği sebzede lahana, pancar, turp, patates, soğan ve salatalık sınırlarımı getiriyor. Tarım ve kapitalizm sebze çeşidini arttırmış.

Değişim ete’de yansımış. Haşlama, kızartma, ızgara etler revaçta. Ukraynalılar domuz, ördek sevenin, asya bölgesi at, keçi, ineği tercih ediyor. Hepsinin ortak özelliği elma, tuzlu mantar, ham orman yemişleriyle yenmesi.Balıktan çok zengin olan bu ülke sosa önem vermekte balık yapılışında.

Kestaneli pasta, Risel Kompast, Rus mutfağının tatlılarda pek söz sahibi olmadığının kanıtı. Çünkü enerji ulusal içki olan “Limonga”dan sağlanıyor.

Magnezyum ve Premenstrual Sendrom

Premenstrual sendrom (PMS), kadınlarda adet öncesi dönemde başlayan ruhsal ya da fiziksel birtakım belirtilerle bu dönemi kadınlar açısından oldukça güç bir hale getiren, kadının yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir dönemdir. Bazı kadınlar bu dönemi çok rahat geçirirken bazılarında görüln belirtiler ağır seyredip günlük aktiviteyi olumsuz etkileyebilir.

PMS'in fizyolojik belirtileri arasında; karın bölgesinde şişlik ,cilt bozukluğu, kilo alma, uyku sorunları, göğüslerde hassasiyet, iştahın artması, sık yeme ihtiyacı, tatlıya düşkünlük, kabızlık, baş ağrısı, bel ağrısı, çarpıntı yer alırken, PMS'in psikolojik belirtileri arasında; duygusal dalgalanmalar, olumsuz düşünceler, ağlama nöbetleri, depresyon, yorgunluk, halsizlik, konsantrasyon güçlüğü, kendine güvenin azalması, unutkanlık, gerginlik, kızgınlık ve öfke hali, seksüel isteklerde değişiklikler gibi pek çok sorunla karşılaşılabilinir. Bu belirtiler genellikle adetin başlamasından bir hafta önce ortaya çıkar ve genellikle adetin görülmesiyle birlikte birkaç gün içerisinde kaybolur.

PMS mineral yetersizliği (magnezyum, çinko), vitamin yetersizliği, hormonal dengesizlik (progesteron yetmezliği ve diğer hormonal değişimler), kan şekerinin düşük olması vücutta aşırı sıvı tutulumu, beyindeki bazı kimyasal ileticiler ve çeşitli psikolojik nedenlere bağlı olarak gelişebilir.

Magnezyum vücutta yağların yakılması ve enerji üretimi, depresyonla mücadele, daha sağlıklı bir kalp damar sisteminin sağlanması, kalp ritminin düzeninin sağlanması, migren ağrılarının önlenmesi, vücudumuzdaki kas ve sinir fonksiyonlarının yürütülmesi, kemik güçlülüğünün sağlanması ve diş sağlığı, depresyonla mücadele gibi önemli işlevleri olan hayati bir mineraldir. Eksikliği ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Özellikle magnezyum eksikliği PMS semptomlarının pek çoğunun ana nedenlerindendir.

Magnezyumun PMS öncesi kullanımı sinirlilik, baş ağrısı, kramplar, iştahsızlık gibi sorunlarda önemli azalmalar sağlar. PMS öncesi dönemde magnezyumdan zengin besinleri (ceviz, fındık,badem gibi yağlı tohumlar, kurubaklagilleri tam tahıllar, koyu yeşil yapraklı sebzeler, deniz ürünleri ve etler) tüketerek ve kullanılacak magnezyum suplementi ile bu sorunları en az düzeye indirmek ve rahat bir dönem geçirmek mümkündür. Magnezyum tek başına kullanıldığında (200mg/gün) sıvı tutulumunu ve göğüs hassasiyetini %40 oranında azaltmaktadır. Yine günlük olarak alınan 200 mg magnezyum ve ek olarak alınan kalsiyum ve B6 vitamini desteği ile mentrüel kramplar, sinirlilik hali, yorgunluk ve su tutulumu azalmaktadır. 

ÇİMEN SUYU
Çimen suyu Agropiron familyasından gelen, yapraklarından suyu veya toz formu elde edilebilen, klorofil, amino asitler, mineral, vitamin ve enzimler içeren bir bitkidir.

Literatürde çimen suyunun insan sağlığı üzerine olumlu etkilerini içeren çalışmalara rastlanmamıştır. Kısıtlı sayıda deneğin katıldığı, kısa süreli bir çalışma sonucunda kolit problemlerinin tedavisinde yardımcı olduğunu gösteren bir sonuca varılmıştır.

Önerilen kullanım alanları:

Çimen suyu son yıllarda ülkemizde kan temizleyici, vücut toniği, cilt temizleyicisi, detox, zayıflama, kansere karşı koruyuculuğu ile tanınmaya başlasa ve mucizevi olarak anlatılsa da gerçekten hangi alanlarda kullanılmalıdır incelemek gerekir. Özellikle grip, öksürük, bronşit, ateş, ağız yaralarının tedavisine yardımcı olarak ağız yoluyla alınması önerilmektedir. Doğu tıbbına göre gut, romatizmal ağrılar, sistit, kronik cilt hastalıkları ve kabızlık sorunlarında da etkili olarak kullanılan çimensuyu uzun yıllar tedavilere eşlik etmiştir. 

İçeriğindeki klorofil ile oksijenin hücrelere taşınmasına yardım ederek, hastalıklara karşı savaşmada hücrelere yardımcı olur, zararlı bakterileri bağışıklık sisteminin yok etmesi için güçlendirir ve kansere karşı savaşta metabolizmaya yardımcı olabilir. Aktif maddelerin etkili olabilmesi adına mutlaka sıkılarak tüketilmesi gereken çimen suyu, soya filizi veya ayçekirdeği gibi salatalara eklenerek tüketilmemelidir. Öte yandan çimen suyunun bu bahsedilen faydaları gösterebilmesi için yüksek dozajlarda ve düzenli kullanılması gerekmektedir. 

Çimen suyu diyeti:

Çimen suyuna ağırlıklı olarak yer veren bu diyetlerde kişiler evlerinde ektikleri çimen suyunu içmekte diyetlerinde ciddi değişiklikler gerçekleştirmektelerdir. Örneğin et, tüm süt ürünleri ve pişmiş gıdaların yasaklandığı bu diyetlerde amaç ‘canlı besinler’ tüketmek, beslenmede çiğ sebze, meyve, pişmemiş kökler, yağlı tohumlar artırılmaktadır. 

Genel olarak güvenli kabul edilen çimen suyunun bazı bireylerde baş ağrısı, uçuk, boğazda şişkinlik yaratabilmektedir. Çimen suyunun içiminden bir süre sonra başlayan alerjik belirtilerle kendini gösteren sıkıntılara acilen dikkate elınmalıdır. Çimen suyu hamileler, emzikliler tarafından tüketilmemelidir. 

Günlük dozaj

Sağlığın korunması için hergün 1-2 kez, 2-4 oz çimen suyunun aç karna alınması önerilmektedir. Detoksifikasyon için günlük kullanımının 3-4 olarak artırılması faydalı olabilir. Ancak kişisel ihtiyaçlarımıza göre aşırı doz tüketmemeye dikkat edilmelidir, aksi takdirde yüksek enzimatik konsantrasyondan ötürü mide bulantısı yapabilir.

KAYNAKLAR:
1. http://www.cancer.org/docroot/ETO/content/ETO_5_3X_Wheatgrass.asp?sitearea=ETO
2. http://en.wikipedia.org/wiki/Wheatgrass


Kaynak:  Cosmopolitan

Flamenkonun Lezzeti

Flamenkonun Lezzeti

Bazen hiç ummadıgınız bır ses, sizi gercekten yasamak ıstedıgınız topraklara çeker. Benim için bu ses kızımın klasik gitarından cıkan bir Pepe Romero şarkısıydı... Sarkının calınısındakı huzunden mı benım ne olursa olsun illede gormek ıstedigim bu topraklara gıtmek ıcınbır bahane aramamdanmıydı bılmıyorum ama...

Fenikelıler, Yunanlılar, Romalılar tarafından ıstıla edilen bu topraklar aynı zaman da Afrıka’dan gelen adetleriyle “Endulus” kulturunu gunumuze degın yasatarak dahada ilgimi cekmekteydı. İtalya’da Roma’dan baslayıp vatikan, Venedik, Cenova, Milano, Nice, St. Tropez’de devam eden bu yolculuk kararıyla... bu sehırlerı gezıp Barcelona’da buldum kendımı...

Önemlı bır kesıf olacaktı benım ıcın hem dogu hem batı kulturunun sentezını bizim ulkemız dısında da. Denızcılıgı sayesınde yasayan bu topraklarda yine kulturun en dogru yansımalarından bırı olan yemek kulturunu bilmek...

İnsan tasvırlerınde mukemmele yakın tanımlamalarda bulunan sevgili Mine Kırıkkanat’ın dedıgı gıbı İspanyolların kadınları tam kadın erkekleride tam erkek gorunumundeydı.. Yanı konusmaları, tavırları, bakısları ve duruslarıyla etkıleyıcı magrur...

Barcelona belkıde son 50 yılın en sıcak yazını yasıyordu. Kalabalık caddeleri, asık suratlı ama magrur ınsanları arasında pek yabancılık cekmeden her yuzde bır ız bularak yuruyordum. Bu kültürden etkilenmemi sağlayan müzik yine başucumdaydı. 4 yıl önce daha I. pod olmadığından yanımda götürdüğüm cd player’dan flamenko’nun içimi vuran sözleri ve müziğini dinliyordum.

Flamenko ses, dans ve gitarın halkın feryatlarıyla mor dağlara yansıyarak sunduğu İspanyol stili.. Bana göre flemenko İspanyol yaşamının nerede yaşanıyor olursa olsun modern yaşamın merkezinde duran süreçlerin sırlarını açığa vuran işaretleriydi.

Modernliğin en önemli ve en genel çelişkileri bir araya yığılmış, öze indirgenmiş ve sıkıştırılarak bir şarkıcının feryadına ve dinleyicisinin tepkisine sığdırılmış gibiydi flamenko. Sadece vücut dili kullanılarak anlatılan yakarış.

İspanyol yaşam tarzı içinde oluşan başka bir zenginliği ifade etme biçimi ise yemek kültürü, Akdenizli beslenmeyi en iyi yaşatacak şekilde sık sık, azar azar besleniyorlardı.

İspanyolların en belirgin özelliklerinden biride durmadan yemek yemeği ve çok geç saate kadar bu alışkanlıklarını sürdürmeleriydi. Eğlenmeyi-yaşamayı-saate aldırmadan yapacak kadar güvenen bu insalar sabahın erken satlerinde hafif bir kahvaltı, 11’de bir daha kahvaltı, 13’de atıştırarak “topa’s”lar, 14-15 arası öğlen yemeği çok geç saatte yenen akşam yemeği.

Galiçya, Katala ayrımı yemek kültürünede yansımıştır. Galiçya’da “Fabada” adı verilen meşhur fasulye yemekleri, balık çorbası, Katalan bölgesinde ise et ve balık yemekleri...

Mesleğim gereği mümkün olduğunca sebzelisini seçmeye çalıştığım “Paella’nın” deniz mahsulleriyle yapılanı yendiğinde pek vazgeçmeniz mümkün değildir.

Yalnız İspanya Restoranlarında çok aç olsanızda “Per Faver” yani “Please” yani lütfen demeden istenilen yiyeceğiniz asla size iletilmeyecektir.

İspanya Topraklarını ziyaret ettiğim günler ve yazınki oldukça sıcak hatta son 30 yılın en sıcak günleriydi. İspanyol mutfağında sık sık tüketeceğiniz soğuk çorbalar bu sıcaklarda çorba severleri mutlu etmek için olsa gerek... ”Islatılmış ekmek” anlamındaki bir sözlükten tüketilen çorbayı yerken yine mesleğim gereği nelerden oluştuğunu öğrenmeden edemedim. Domates, sirke, sarımsak, zeytin içi, soğan, salatalık ve yerşil biberin pişirilmiş ve ekmek kırıntılarından oluşuyor.

İçine arap kültürünü yansıtarak içi konulan “ yağda kızartılmış ekmek, parça parça doğranmış sebze ve katı yumurta en kuvvetli parçalardır.

Kastilya, Katulanya, Bask, Galiçya, Andakusya (Endülüs) gibi yörelerin hepsi mutfağını etkilemiş bu ülkelerin. Özellikle kızartmalarıyla ün yapmış Endülüs yani Kuzey Afrika mutfağının ve 1500’lü yıllarda bölgede yaşamış Yahudilerin izlerini taşıyor. Kastilya ve Kuzey İspanya’da Fransız mutfağının etkileri görünür.

Bizim meze tadını arıyarak oturduğum “Tapas” restauranlarında sıcak veya soğuk “tapas”ların tadı kimine göre mükemmel kimine göre berbat. Ekmek, zeytin, badem ve çeşitli soslarla süslendiğinde Tapas’a dayanmak zor...

Caddelerinde yürürken Barcelona veya Madrid’in Qaıidin’in etkisinin yanısıra her tarafta gördüğüm şarküteri dükkanlarıydı. Zeytin, peynir çeşitleri her öğün tüketilmekteydi. Eti seven İspanyollar pişirirken etleri kırmızı biber, sarımsak ve domatesle tadlandırarak kullanıyor.

Eğer bir gün İspanya ya yolunuz düşerse, size biraz ipucu vermek isterim. Asla hiçbir ispanyol mutfağında hiçbir isteğinizi lütfen demeden istemeyin.

Nos Puede Traer...... , Por Favur? (...... alabilir miyim lütfen?)
La Carte..... menü
Un vasolunacopa...... bardak
Un palillo...... kürdan
Un cuchillo..... bıçak
Un cenicero.... kültaplası
La cuenta...... hesap

Me Puede Trear...... ?(biraz.... . alabilir miyim?)
Pan...... ekmek
Leche.... . süt
Sal.... . tuz
Agua.... . su
Limon...... limon
Hielo.... . buz
Pimienta.... . biber
Mantequilla.... . tereyağı

Lo Quiero.... (.... . şeklinde olmasını rica ederim)
Al horno...... fırınlanmış
A la parrilla.... . ızgara
Hervido.... . poşe edilmiş
Asado.... . fırında kızartılmış
Frito.... . kızarmış
Poco hecho.... . az pişmiş

Eğer evinizde eşinize yada çoçuklarınıza bir ispanyol süprizi yapmak istiyorsanız, işte size taylanca tarifler.

Kızarmış Ekmekli Escalivada

Patlıcan ve biberle yaratacağınız zahmetsiz ama lezzeti harika bir aparatif. Hazırlamak için 2 adet patlıcan, 2 adet kırmızı biber, 1 yemek kaşığı zeytinyağı, 1-2 diş doğranmış sarımsak. Ligt ekmek dilimlerini kızartıp üzerine domates halkaları, patlıcan, biber, sarımsakdan hazırlanan karışımı koyup 1 er damla zeytinyağı damlatıyorsunuz. Escalivada yedikten sonra pizza yemek istemiyeceksiniz.

Limonlu Otlu Tavuk

1-2 diş sarımsak, 1 yemek kaşığı zeytinyağı ve az miktarda tuzu havanda beraber dövünüz. Bu karışımı 4 tane tavuk budunun etrafına sürün. Tavukları buz dolabına alıp 2 saat bekletin. Fırın tepsisine 4 adet halka limon yerleştirin ve üzerine tavukları koyun. 220 derecede pişireceğiniz enfes bir yemek sofralarınızı süsleyecek.

İspanyol yemekleri lezzetli olduğu kadar estetik olarakta göze çok hitap ederler. Bu nedenle bir yerlerde ispanyol yemeği görürseniz mutlaka görünümünden farkedebilirsiniz. Diğerlerinden çok farklıdırlar. Sanırım bunun nedenide sürekli yemek yiyor olmaları. Harika bir kültür, enfes tatlar, romantizm, dans, heyecan... ispanya gerçekten heyecanı yaşanması gereken bir nefes.

İSPANYA’DA BAŞLAYAN SIFIR BEDEN YASAĞI

Başta Amerika ve İngiltere olmak üzere Türkiye’ye kadar yayılan sıfır beden ( yani 32 beden ), Beden Kitle İndeksinin (kilo/boy2) 18. 5 in altında olmasıdır. Beslenme ve tıp dünyasınca sağlıksız bir durum olarak nitelendirilmektedir.

Başta İspanya olmak üzere bazı ülkelerde sıfır bedene savaş açılmıştır. Ülkemizde de sıkça adı geçen sıfır beden gelişme çağındakileri ve gençleri yanlış yönlendirebileceği için bu konu ile ilgili mesaj verirken mutlaka çok dikkatki olunması gerekmektedir. bu durum özendirici olup sağlık için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Dış görünüş sağlığın önüne geçmemelidir.

Medyada yer alan bazı bilinçsiz açıklamalar insanları yanlış beslenmeye itmekte ve sağlıklarını olumsuz etkilemektedir. Zayıf olmak estetik açıdan göze hoş gelebilir. Ancak zayıflık hiç bir zaman sağlığınızı tehtid etmemelidir. Kadınlar arasında yarış haline gelen sıfır beden hali artık vücudunuzu zorladığınızı gösterir. Özellikle vücuttaki yağ miktarının azalması ile menstrual siklusta sapmalar, gebe kalamama, aşırı sinirlilik, çabuk yorulma ve daha birçok fiziksel problemi ortaya çıkarır. Sıfır beden diyince sadece zayıf bir insan akla gelmiyor. Beden sağlığının yanında ruh sağlığıda önemlidir. Ve sıfır beden haline nasıl gelmiş olduğuda öenmlidir. Bu durum gerçek bir hastalık hali olabileceği gibi, bir özenme hali de olabilir. Zayıflığın hormonal durumlara, parazit, enfeksiyon, sindirim sistemi hastalıkları, yetersiz enerji alımı ve öğün atlama gibi nedenlere de bağlı olabileceği umutulmamalı, nedeni çok iyi araştırılmalıdır. Besin alımına ve kiloya aşırı bir takıntı, yemeyi reddetme, yemek yiyor gibi görünme ancak gerçekte tüketmeme ( Anoreksia Nervosa), yemek yiyip pişman olma ve hemen ardından bilinçli kusma ( Bulimia Nervosa), aşırı zayıf olmayı takıntı haline getirme ve ruh halinin bozuk olması artık bu durumun bir hastalık olduğunu ve tedavi edilmesi gerektiğini gösterir. Türk toplumu olarak sıfır beden haline genetik olarak yatkın değiliz. Bizler daha çok balık etli diyede tanımlayabileceğimiz beden kitle indeksinin 18, 5 – 25 aralığında olduğu durumdayız. Bu aralık Dünya Sağlık Örgütünün tanımladığı kilo açısından sağlıklı olma durumudur.

İlk olarak İspanya da 32 beden olan mankenlerin defilelere çıkması yasaklandı. Yasaklılık hali bir önlem olarak düşünülebilir. Ancak beslenme açısından alınması gereken önlem, beslenme eğitimi ile insanlara sağlıklı beslenmeyi öğretmelidir. Her birey farklı hücre ve gen taşımaktadır. Dolayısıyla beslenme alışkanlıkları ve size uygun beslenme şeklide farklılık gösterir. Beslenmeniz ile ilgili aklınızda oluşmuş sorular varsa mutlaka bir diyetisyenden yardım almalısınız. Dönem dönem ortaya atılan bu tür spekülasyonlardan etkilenmeden, doğru beslenme alışkanlıkalrını yaşam tarzı haline getirmelisiniz. Ancak bu şekilde daha kaliteli yaşayabilirsiniz.


Kaynak:  Cosmopolitan
 

Mersin Mutfağı

Bu ay ülkemizin güneyinde yıllar once cocuklugumun yaz aylarının gectigi ilimizi İçel’in ya da Mersin’in mutfagını tanıtmak istiyorum sizlere…Yaşam hiç ummadıgınız anda bir daha görmem sandıgınız mekanları karsınıza çıkarıverir.Özel bir nedenle bulundugum bu ilimizde geleneklerle yemek alıskanlıgının ne kadar paralel oldugunu gördüm.

Tarihi M.Ö 6300 dayanan Mersin’de, Şelcukluların’da izlerine rastlanırken bu dönemde henüz bir köy olan bölge, göçmen bir Türk aşiretine ev sahipligi yapıyor ve adınıda bu aşiretten alıyor.

Çukurova bölgesinin bir takım politik nedenlerle pamuk üretimine yönledirilmesi ve bu bölgenın demiryolu agına baglanması Mersin’in kaderini degiştiriyor…Bu dönemde Mersin hızla, Çukurova’nın tarım urunlerinin ihraç edildigi bir liman ve ticaret merkezi haline geliyor. Şehirin kültürünün bu denli renkli olmasında Levanten Hiristiyanlar, ortodoks arapların rölü yadsınamaz…

Güneyin acılı, ekşilive baharatlı yiyecekleri Mersin mutfagınında karekteristik özelligi..Etnik özelliklerin ön plana cıktıgı yöremizde Dügün, Dogum, Cenaze gibi özel günlerde daha çok Kavurma, Peynir Böregi, Bişi, Şeker Helvası ve İnce Ekmek önemli yiyecekler…
Yemeklerin sunumlarıda ayrı bir seremoni peşkir üzerinde bir siniyle verilen.Arabaşı Çorbası kayısısıyla meshur mut yöresinde ayrı birr önem taşıyormüş.Mut yöresinde eskiden uzun kıs gecelerinde, arabası sırası tertip edilirmiş.Ev sahibi birr tavuk keser ve bulamaç adını verdikleri bu çorbayı hazırlarmış.Yer minderlerine oturmuş misafirler sohbet edip manıler söylerken tepsi ile boş fincanlar gelir ve yüzük oyunu oynanırmış…

Adını sıkca duydugum ama artık yapılmadıgı söylenen tatlılardan biriside çökelek ekşişi.Söz ekşi tadından açılmışken ilimizin mutfagında sıkca kullanılan “Nar Ekşi”sine “ Kara Ekşi” dendiginede şahit oldum.Merakım nedeniyle populilaritesi oldukca artan bu sosun yada ilave tadın nasıl hazırlandıgını ögrendım…Eylül ve ekim aylarında toplanan narların daneleri bir torbaya alınarak teknede çigneniyor ve yıllarca saklanabiliyor…daglarda yabani olarak yetiştirilen sumac agacının meyvaları toplanıyor, kurutuluyor ve dibeklerde dövuluyor ve goruk denilen uzumun olmamıslarıda ilin yemeklerindeki ekşi tad kaynaklarından birisi…

Peki neden bu ekşi istegi ?Yörenin sıcaklıgına baglı ferahlık arayısı… Kahvaltıyı eger birr Mersin evinde yapıyorsanız bazlamasız birr sofra düşünülemez.İçine konulan çökelek, peynir, sogan veya kavurmayla enerji bombardımanıyla güne başlıyorsunuz…

Sıcaga care özellikle yazın domatesle hazırlanan ve ogle yemeklerinde tek basına ögün olabilen Batırık Mersin mutfagının olmazsa olmazı…Allahım işte agır olmayan düşük kalorili birr yemek yiyecegim derken o güleryüzlü sıcak insanlar nasıl yapıldıgının sorusuna gülerek cevap veriyorlar…Domatesi, Soganı dügürcük denilen ince bulguru birlikte yoguruyorsunuz.Dügürcükler yumusayınca kıyılmıs maydanoz, feslegen ve yeşil sogan sapları eklenip karıstırılıyor.Tuz nihayet soguk su, dövulmüş fıstık, küncü, ceviz içide eklendimi son derece masum gözuken birr kalori bombası daha size…Kıs ayını limoni bahar havası içinde gectigi bu ilimizde çorbalarda es geçilmemiş…Kulak, Topalak, Maş ve yüzük Çorbası...Çorbaların cogu sogukta içilebiliyor…

Herşeyden önemlisi tatlı dilleri, renklı külturlerinin mütevazı yureklli insanları Cızlama, Pekmezli ekmek, Gaygana, haslanmıs İçli Köfte, Tantuni, Su helvesı ve niceleriyle benim beslenme uzmanlıgımın sınırlarını zorladılar..

Cezerye adı verilen ve havuctan elde edilen enerji deposu tatlı bu mutfagın A ve B vitamininden zengin en bilinen tatlısı.

http://www.mersin.gov.tr

Mersin mutfağı

Doğanın ve kültürün zenginliği

Mersin Akdeniz’in verdiği balık ve diğer deniz ürünleri ile ovadan dağlara doğru değişken bir iklimin çeşitlenen tarım ürünlerine sahip. Bu zengin fauna ve flora ortaya büyük bir mutfak çıkarıyor. 

Akdeniz’in bütün kıyıları gibi tarih boyunca insanların sürekli hareket ettiği, deniz ticareti yolu ile farklı bölgelere gidip gelen gemilerin insanların taşıdıkları kültürel çeşitlilik de bu özelliğe eklendiğinde zengin bir mutfak ortaya çıkıyor. Bu mutfak deniz sahilinden Toroslar’ın yükseklerine doğru yayılan yerleşimlerde de farklılıklar gösteriyor. 

Mersin ve çevre turizm merkezlerinin tümünde yerel mutfağın ürünleri bulunabiliyor. Kebap çeşitleri mutfağın esasını oluşturuyor. Kebap çeşitlerinden bazıları sabah kahvaltısı ya da ara zamanlarda "atıştırmalık" olarak da yeniyor. En yaygın olanı, kebapçıların yanında neredeyse her sokak başında bulunanı Tantuni. Küçük parçalara ayrılmış biftekten yapılıyor. 

Kebabın çeşidini ise saymak mümkün değil, onlarca çeşidi var. Ama Çukurova ve Güneydoğu’da ortak özellikler gösteren mutfağın Mersin’e özel yanları da var. Fırında veya kızartılarak yapılan içli köfte Mersin’de haşlanarak yapılıyor ve daha hafif oluyor.

Deniz ürünlerine gelince "Jumbo" denilen iri karidesler, doğu Akdeniz’in en beğenilen balığı lahos, çipura, kalamar, akya, eşkina, ahtapot, kalamar, subye diye sıralanıyor.

Başka yerlerde pek bulunamayacak bir özel yiyecek "zahter" leblebi tozu, dövülmüş karpuz çekirdeği, susam ve yiyeceğe adını veren baharat zahterden (zahter kekik’in yakın akrabasıdır) oluşan karışımla hazırlanıyor. Ekmeğin içi açılıp önce saf zeytinyağına banılıyor, sonra da bu karışım serpilip kapatılıyor. Değişik lezzetleri denemeyi sevenlere önerilir. Yöre halkı kahvaltıda yiyor.

İçeceklerin popüler olanları şalgam suyu, yazın meyan şerbeti ve yemeklerden sonra Mersin usulü Tarsusî kahve. Tarsusî aslında bildiğimiz Türk kahvesi ama küçük fincanda değil de çay bardağında geliyor.

Tatlı çeşidi de zengin; en özgün tatlı havuçtan yapılan cezerye. Her yerde bulunuyor, Kadayıfın salamura yapılmamış taze peynirli olanı diye tarif edebileceğimiz künefe de çok ünlü.

Son zamanlarda yeni icat bir tatlı daha çıktı. Özellikle rakı sofralarının sonunda sunulan bu tatlı Mersin tarımının yeni ürünü avokado, tahin, dövülmüş ceviz ve balla yapılıyor. Mersinlilerin yeni gözdesi olmaya aday.

Yöre mutfağının lezzetli yemekleri acılı ve bolca baharatlıdır. Gerçi turizm geliştikçe servis anlayışı da değişiyor, garsonlar önceden uyarıyorlar ama gene de dikkatinizi çekmekte yarar gördük.


Kaynak:  Cosmopolitan
 

Lezzetin Dili

TAYLAN’CA

Merhaba sevgili “Cosmopolitan” okuyucuları bundan yıllarca önce memnuniyetle yazdığım dergimizde tekrar yer almaktan son derece mutluyum. Dilerim her ay sizlere aktarmaya çalışacağım bilgilerle hem yaşama genel bakışınızda hem de beslenmeyi hayatımıza koyduğumuz değerde yeni ufuklar açılacaktır. Yazılarım 4 ana başlıkta toplanmakta; lezzetin dilinde bir mutfak tanıtılacak, yeniliklerde beslenme yenilikleri aktarılacak, hobi mi – kalori mi? Ve bunları değiştirelim bölümü…

1 - LEZZETİN DİLİ

Bu yıl Tibet’e gitmeden önce Beijing veya başka bir deyişle Pekin’e yaptığım gezimde Çin mutfağını bir kez daha mercek altına aldım ve sizlerle mutfağın incelikleri paylaşmak istedim.

Çinlilerin “yemeklerle beslenmek ilaçlarla beslenmekten iyidir” diye bir atasözü vardır. Bu söz, insanların sağlıklı beslenirken yemeklerin yapısına özen göstermeleri gerektiğini ifade ediyor. Bazı kişiler ekonomik durumları iyi olmamasına rağmen mümkün olduğu kadar yemekleri iyi ve sağlıklı bir şekilde hazırlamaya çalışıyorlar. Ekonomik durumu iyi olanlar da sağlıklı yemeklere daha büyük önem veriyorlar. Zaman içinde yemek faaliyeti insan yaşamının değişik yönlerini de ilgilendirmeye başlamış. Böylece, toplumsal ilişkiler için protokol ve yemek geleneğinin yanında, yeni yıl ve bayramlar için, inançlar, düğün ve cenaze, doğum ve doğum günü için de yemek yemek gelenekleri meydana gelmiş. 

Toplumsal temaslar için protokol ve yemek geleneği esas olarak sosyal yaşam alanında kendini gösteriyor. Yakınlar ve dostlar arasındaki temaslar, bilindiği gibi oldukça fazla bu çevrede, örneğin çocuk doğumu ve yeni bir eve taşınma gibi önemli olaylarla karşılaşıldığı zaman, genellikle hediyeler alınır, ziyaretler gerçekleştirilir. Ev sahibinin ise herşeyden önce düşündüğü şey, konuklara hangi yemekleri ve içecekleri vereceğidir. Mümkün olduğu kadar bol ve güzel yemekler hazırlanmalı, konuklar memnun edilmeli masada artan ne kadar yiyecek varsa ev hanımının yemeğinin bolluğu onaylanmış oluyor. İşadamları da iş görüşmeleri ve pazarlık yaparlarken “iş yemeklerine” alışkınlar. Yemek bittiğinde, iş de olmakta!

Her bölgenin örf ve adetlerinin değişik olması nedeniyle konuklara verilen yemekler de kendi özelliklerine sahiptir. Eskiden Beijing’de misafirler makarnayla ağırlanırsa, ev sahibinin misafirlerin kalmalarını istediği anlamına geliyormuş. Eğer misafirler kalırlarsa ev sahibi yakınlık göstermek için misafirleri bu Jiao Zi (mantı) ile ağırlar. Yakın ve dostlar ziyaret edilirken hediye olarak “Jingbajian”, yani sekiz çeşit pasta verilir. Güney Çin’deki bazı köylerde ise ev sahibi gelen misafirlere çay getirdikten sonra hemen mutfağa giderek pasta yapmaktaymış, ya da birkaç yumurta ya da birkaç parça “Niangao” (yapışkan pirinçten yapılmış bir tatlı) haşlanarak şeker konulmuş halde misafirlerini bunların tadına bakmaya davet eder, sonra da asıl yemeği pişirirmiş.Bu tatlılardan “Niangao” yu tattım.

Çin’in doğusunda bulunan Fu Jian eyaletindeki Quanzhou kentinde halk ziyarete gelen misafirleri meyvelerle ağırlar. Yerel halk kitleleri buna “Tian Tian”, yani “Tatlı Tatlı” derlermiş. Bu aynı zamanda misafirleri tatlıyı yemeye davet etmek anlamı da taşır. Ayrıca meyveler arasında mandalina ve mevsim gereği sanırım bol bol karpuz vardı.Karpuzlar yemek bitimi dilimlenmiş kabuklu ve üçgenler şeklinde masamızda oluyordu. bulunmalıdır.• 

Misafirler yemeğe davet edilirken bölgelere göre, gelenekler de farklıymış. Beijing bölgesinde en basitinden sekiz tabak soğuk yemek ve 8 kase sıcak yemek olmalıdır.İçinde zencefil diye yediğimiz “kaz ayağı” semizotu diye yediğimiz bitki kökleri ve ekmek yerine her masanın vazgeçilmezi pilav gibi. Çin’in kuzeyinde bulunan Heilongjiang bölgesinde ise konukları ağırlamak için çift sayılı yemekler verilmeli, yani her yemek çift sayılı olmalıymış. Ayrıca bazı yerlerde yemekte mutlaka balık da olmalı. Balık, ailenin zengin olduğunu ve “fazlası var” demek istediğini gösterirmiş. Toplumsal yaşamda en fazla yer verilen ve en görkemli düzenlenen yemekler arasında, örneğin kız isteme yemeği, kız veya delikanlıyı görme yemeği, nişan yemeği, düğün yemeği ve yeni evli kızın anne-babayı ziyaret yemeği gibi yemekler varmış. İçlerinde en görkemlisi düğün yemeği. Örneğin, Çin’in kuzey bölgesinde yer alan Shanxi eyaletinde düğün yemeklerinin her birinin anlamı farklıdır. İlk yemek kırmızı ettir. Yani “kırmızı” ile “tüm ailenin mutluluklarla dolu” olduğu ifade edilir. İkinci yemek, “mutlu aile”dir; bu “tüm ailenin neşe içinde bir araya gelme ve mutluluklardan yararlanması” anlamına gelir. Üçüncü yemek ise Babaofan’dır. Aşureye benzeyen bu yemek, yapışkan pirinç, Çin hurması, zambak, kuru meyveler ve nilüfer tohumları gibi sekiz malzemeden yapılırmış. Bu yemeğin anlamı, birbirini severek evlenenlerin sonuna kadar beraber yaşamalarıymış.

Yemeklerle tedavi ve ilaçlı yemekler 

Öte yandan eskiden Çinliler tümüyle doğadan yararlanarak pek çok ilaç ve “doğal ilaç” kavramını yaratmışlar. Böylece Çin’e özgü bir hekimlik ve eczacılık anlayışı oluşturulmuş. Bu hekimliğin, insanların yiyip içtikleriyle çok sıkı bir ilişkisi var. İlaçlar yemek olarak kullanılabilir; aynı biçimde yemekler de ilaç olarak yenebilir. Böylece yemeklerle tedavi yöntemi ve “ilaçlı yemekler” geliştirilmiş.Yemeklerle tedavi Çin’de halk arasında eskiden olsun bugün olsun çok yaygındır ve Çin’in yemek geleneklerinde özel bir yer tutar. Araştırmalarına göre hekimliğin yemeklerle birleşmesi ve mutfakla bağlantısı, bir gelenek olarak, Zhou dönemindeki (M.Ö 1046-256) hekimlik-yemek sisteminde kendisini gösterir. Eski eserler arasında yemeklerle tedaviyle ilgili pek çok kitap vardır. Tang hanedanı (618-907) döneminde hekimlik uzmanı Sun Simiao’nun yazdığı “Qianjinfang” ve “Qianjinyifang” adlı iki eserde yemeklerle tedavi hakkında özel bölümler yer almakta bu eserler, eski zamanlarda yemeklerle tedavi biliminin gelişmesine derin etki yapmış.

Sun Simiao, insan sağlığının akılcı yemekler temelinden geçtiğini, rastgele ilaçların kullanılmamasını, doktorların her şeyden önce hastalığın nedenini iyice öğrenmesi ve hastalarını öncelikle yemeklerle tedavi etmesi gerektiğini, yemeklerle iyi tedavi sonucu alınmaması durumunda ilaçların kullanılmasının da gecikme yaratmayacağı görüşünü savunuyordu.Bir nebze ilk diyetisyenler yine Çin’den çıkmış. Çin’de halk arasındaki yemeklerle tedavi yöntemleri ve ilaçlı yemeklerin yapımı da Sun Simiao’un bu görüşüne dayanarak gelişmiş.

• Sun Simiao 100 yılı aşkın bir süre yaşamış. Bu çarpıcı gerçek sayesinde zamanında ve daha sonra da insanlar Sun Simiao’nun yemeklerle tedavi ve sağlık teorisini gönüllü olarak kabul edildi. Bundan sonra yemeklerle tedavi ve ilaçlı yemekler, halk arasında yaygın olarak bedeni sağlamlaştırma, hastalıkları önleme ve tedavi etme yöntemi haline geldi. 

• Yemeklerle tedavi, yemeklerin ilaç olarak kullanılmasına dayanır. Çin’de günlük sebzelerle hastalıkları önleme ve tedavi etme yöntemleri hemen hemen her ailede bilinmekte. Örneğin bir ailede nezle olan varsa, ona birkaç dilim zencefil, yeşil soğanın beyaz kısmı ve şekerle pişirilen çorba, sıcak sıcak içirilir. Nezleli kişi iyice terledikten sonra genellikle şifa bulur. Çinlilerin sağlık için şöyle bir deyimleri vardır: “Yatakta yatarken turp, kalkarken zencefil”. Yani insan sabah zencefil, akşam ise turp yemelidir. 

• Bugün de halk arasında tuz, sirke, zencefil, soğan ve sarmısak gibi malzemelerle tedavi yöntemleri geliştirilmekteymiş. Örneğin son yıllarda sirke ve gazlı bir içecek birleşimiyle sağlıklı bir içecek içtim. Bu içecek Çin’de halen çok yaygın. Yemeklerle tedavide, “Hua Zhuan” adı verilen yeni bir sistem de dikkat çeker. “Hua Zhuan”, sözcük olarak “çiçeklerden yapılan yemekler” anlamına gelir. “Hua Zhuan” M.Ö 6. ve 7. yüzyıldaki İlk Bahar ve Son Bahar döneminde gelişmeye başlamış ve 7. yüzyıldaki Tang hanedanında doruğa ulaşmıştır.

• Çin’de 1000’den fazla çeşit çiçek vardır. Çin’in kuzeyinde 100’den fazla yemeklik çiçek bulunur. “Bitkilerin kralı” olarak adlandırılan, Çin’in güneybatısındaki yemeklik çiçeklerin çeşidi ise 260’ı aşmış durumda.
• Yemeklik çiçeklerle hastalıklar tedavi edilebilir. Özellikle bayanlara yemeklik çiçek yemeleri tavsiye ediliyor. Örneğin, aşk sembolü olan güller, bayanların adet günlerini ayarlamak ve kan dolaşımını normalleştirmenin yanında estetik için de çok yararlıymış. Şeftali çiçekleri, balık ve karideslerden yapılan yemekler, kan, akciğer, dalak, mideyi besler ve güçlendirmekte. Bu yemekler ayrıca bayanların ciltlerini güzelleştirme işlevi de gösterir.Ben hepsini denedim.

• İlaçlı yemekler söz konusu olduğunda ise ilaçlar yemek olarak kullanılır. Yani ilaç kullanımı, yemek yeme yöntemiyle yer değiştirir, hastalıklar önlenir ya da tedavi edilir. İlaçlı yemekler, eski çağlardan bu yana halkın beğenisini giderek daha çok kazanmaktadır. Sık sık görülen ilaçlı yemekler arasında lapalar, hamur işleri, çorbalar ve bazı diğer yemekler vardır. Ayrıca son yıllarda özel olarak ilaçlı yemekler satan restoranlar da açılmıştır.İlaçlı yemekler çok çeşitli olmalarına rağman her birinin kendi özelliği vardır. Örneğin, Çin yerpatatesi, yaşotu tohumları, hurma ve pirinçten yapılan “çocuk lapası” çocukların dalak ve mide zayıflığı hastalıklarını tedavi edebilir. Ayrıca mandalina kabuğu gibi malzemelerden yapılan “Chuanbeichenpiqingtang” şurubu da, öksürüğe iyi gelir. Adamotu çorbasından yapılan “Shenzhiqingtang” ise hastalar ve yaşlılar için besleyici ve kuvvetlendiricidir. 

• Çin’in “Gıda Sağlığı Yasası”nda, gıdalara ilaç katılmasının yasak olduğu belirlendi. Ancak bu, halk arasında yaygın olan ilaçlı yemeklere aykırı bir durum oluşturuyor. Bu çelişmeyi çözmek için ilgili kurumlar, gıdalara katılabilen Çin ilaçlarını içeren bir liste açıkladı. Listede Çin hurması, kuru zencefil, muşmula ve nane gibi yiyecekler bulunuyor.

• Çin’in ilaçlı yemekleri yalnız yurtiçinde rağbet görmüyor, bunun yanı sıra uluslararası pazara da girmiş durumda. Kasımpatı içkisi, mandalina kabuğu çayı, Fuling keki ve ilaçlı zeytin gibi Çin ilaçlı yemek ve içecekleri her geçen gün daha fazla yabancının yemek dünyasına girmekte.

2 - YENİLİKLER ( Post – it şeklinde olursa )

“Şeytan detaylarda gizlidir.” Gün geçmiyor ki biz beslenme uzmanları yenilikler öne sürmeyelim ancak şimdi aktaracaklarım en son önerilerimiz. 

Kilo almak istemiyorsanız ve hatta vermek istiyorsanız “10” mükemmel öneri;

1 – Her gün aynı saatte aynı giysiyle bir kez tartılın.

Normalde diyet programlarımızda haftada bir kez tartılmayı önerirdik, ama saplantı haline getirmeden her gün aynı saat ve durumda tartılan kişilerin kilo almadığı, almaya başladığı anda %72’sinin diyete başladığı ve sağlıklı beslenme alışkanlığını bu yüzden hayatına mutlaka geçirdiği tespit edildi. 

2 – Günde 2 saatten fazla televizyon seyretmeyin.

Günde 2 saatten fazla televizyon seyrettiğinizde %7 daha fazla kalori alma riskiniz var. İki saatten sonra evinizde yapabileceğiniz bir ‘egzersiz kasedi’ sizi çok daha sağlıklı kılar.

3 – Haftada üç kez arkadaşlarınızla görüşün.
Kilo verirken birinin desteği nedense önemlidir bilirsiniz… Minneapolis Üniversitesi diyetisyenlerinden Maryon Franz’ın önerisi sizin gibi kilo vermeye çalışan 3 arkadaşınızla ( en fazla ) iletişim kurarak, stres haline getirmeden bir diğerinizi kontrol etmek, sıklıksa haftada 3 kez – katılıyorum…

4 – Günde 2 ana öğünde 2 ara öğünde mümkünse yüksek posalı beslenmeliyiz.
Biliyorsunuz ki yüksek posalı diyet kalori alımımızda ki kısır döngüyü kırıp kendimizi daha tok hissetmemizi sağlayacaktır. Her gün 13gr en az (yani 2 kabuklu elma ) ya da 1 dilim tahıllı ekmek tüketimi yapmaya dikkat etmeliyiz.

5 – 5000 adım… 

Ortalama insanın çalışırken, evindeyken bir yerden diğerine ulaşırken ne kadar adım atıyor çok oturanlar hariç tabii!!! Yüksek HDL ( iyi huylu kolestrol ), düşük kan basıncı, glukoz ( şeker ) seviyemizin kontrolü hep fiziksel hareketliliğimizle ilgili eğer her gün 5000 adım atıp ( adım ölçer almayı öneriyorum ) birde bunu gün be gün arttırırsak mükemmel.

6 – Eğer her gün ( max ) 6 kaçamak yaparsanız ve bunları yazarsanız ve hepsine bir parasal değer verip kendinize o kadar parasal ceza verirseniz yediklerinize daha dikkat ettiğiniz tespit edilmiş. Her gün 3 ana, 3 ara öğünü numaralandırınız. 

Kahvaltı 5
Kuşluk 5 
Öğlen 10
İkindi 15 YTL…….örneğin
Akşam 20
Yatarken 25
Her öğüne verdiğiniz kaçamak cezasını yanındaki TL’yi hafta sonunda arkadaşınıza ödeyin bakalım ne oluyor.

7 – Her gün mutlaka 7 saat uyuyun.

Chicogo Üniversitesi’inde yapılan çalışmalarda az uyuyan kişilerde iştah hormonunun çok fazla tetiklendiği bulunmuş. Glombia Üniversitesi Tıbbi Araştırma Merkezinden James Gangwish’in yaptığı araştırmasına göre günde 4 saatten az uyuyan kişilerin %234 oranında diğer kişilere göre obezite riski artmış.

Önerim akşam yemeğinizi yiyin 2 saat dinlenin, güzel bir mevsim meyvesi ve kitap eşliğinde yeşil çayınızla uykuya dalın.

8 – Her gün en az 8 bardak su için yani 2 Lt.
Son olarak Almanya’da yapılan araştırmalar da günde 8 bardak içilen suyun metabolizma hızını %30 arttırdığı tespit edilmiş. Suyu diğer sıvılarla değiştirmeyin. Özellikle sıcak, soğuk, ılık yemekten önce, yemekten sonra gibi uyarılarım yok ama ılık olursa suyunuz çok iyi…

9 – Günde Maximum 9 saat çalışın.
Eğer çalışma hayatımız 9 saatimizin üstüne çıkıyorsa bilin ki kilolarınız gelmeye başlayacaktır. Zamansızlık size egzersiz yapamama, stres ve maalesef değişen kilo seviyesi getirecektir.

10 – Kendinize yiyeceklerin Glisemik index tablosunu edinin ve bunun içinden 10 tanesini her gün hayatınızda dikkat altına alın eğer bunu uygulayabilirseniz %15 daha fazla kilo verme kolaylığınız var… deneyin.

Birbirinden güzel 10 yeni öneri dilerseniz hayatınıza sokup yeni yıla girmeye 3 – 4 ay kala sağlıklı bir vücuda sahip olmaya ne dersiniz?

3 - Hobi’mi Calori mi ? ( Squash )

Modern çağın hastalıkları diyebileceğimiz masa başında çalışanların en büyük sıkıntısı, omuz, boyun, sırt ve bel ağrıları, kronik yorgunluk gibi problemlerle baş etmek için en etkili sporlardan biri squashdır. Squash, boyun ve sırt çevresindeki kaslarda biriken laktik asidin giderilmesinde etkili olup, vücut ve kas koordinasyonunu da sağladığından faydalı olmaktadır. Yurt dışında 140 farklı ülkede, 140 yıldan fazla süredir farklı formlarda oynanagelmekte olan bu spor ülkemizde yeni yeni önem kazanmaktadır.

Tarihçesine baktığımızda haylaz İngiliz çocuklarının dünya spor tarihine bir katkısı olarak düşünebileceğimiz squash, tenis kortu bulmakta zorlanan gençlerin sokak aralarında yaptıkları tenis maçları ardından gelişmiştir. Çıkardıkları gürültü veya kırdıkları camlar yüzünden uyarılan çocukların yumuşak yada "squash" tipinde bir top ile oynamaya başlamaları ile spor gelişmiştir. Londra’da açılan özel kortlar ardından prim yapan squash için I. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra büyük şampiyonalar, ulusal ve uluslararası ligler başlamıştır. 1929 yılında squash derneği kurulduğunda sadece İngiltere'de değil tüm squash oynayan ülkeler de aynı çatı altında toplandı.1969 yılında bu dernek Uluslararası Squash Federasyonu (International Squash Rackets Federation) bünyesine dahil edildi.

Bir top, raket ve spor ekipmanları yanında bolca hareket, mücadele ve stratejik düşünce gücü gerektiren bir spordur. Fiziksel güç ile hızlı düşünüp, atak karar verme mekanizması gerektirdiği için beyin gücünün de gerektiği bir spor dalı, stresten uzaklaşmak için birebir etkili bir aktivitedir. Oldukça hareketli bir spor olduğu için vücudun hemen hemen her bölgesini çalıştırmakta özellikle kalça, bacak ve kollara odaklanmaktadır. 10 dakika tenis oynayarak 70 kalori yakarken, 10 dakika squash oynayarak 140 kalori harcayabilirsiniz, Dikkat: Her spor da olduğu gibi squash öncesinde ısınma hareketleri yapılmadan oynanmamalıdır. Öncesinde streching hareketleri ve 15 dakika ip atlama, yürüme, koşma gibi kondisyon ağırlıklı bir çalışma yapmak yerinde olacaktır.

Squash, aynı anda tüm eklemleri aynı anda çalıştırabilen ender spor dallarından biri. Ama en çok omuzları, diz ve ayak bileklerini çalıştırıyor. Bu nedenle bu bölgelerde sorunlu olanlar squashdan uzak durmalılar ya da öncelikle bu kaslarını geliştirmelilerdir.

4 - BUNLARI DEĞİŞTİRELİM ?

Bazen minicik bir özen haytımızda beklenmedik güzellikler oluşturur. Bakın bunlardan birisi…

PEDOMETRE ( Adım Ölçer )

Yürüyüş, jogging gibi fazla ekipman gerektirmeyen aktiviteleri daha çekici, keyifli hale getiren, yurt dışında son zamanlarda sıkça kullanılan adımsayarlar oldukça motive edicidirler de. Sabah uyanır uyanmaz pantolonunuzun beline ya da kemerinize takacağınız bu küçük cihazlar tüm gün attığınız adımları sayacak siz de günlük aktivite miktarınızı belirlemiş olacaksınız. Bu minik cihazlar farklı elektronik donanımlara bağlı olarak, toplam yakılan kalori miktarı ve toplam mesafeleri de verebilmektedir.

Sağlıklı yaşam için önerilen her gün 10,000 adım atmaktır. Ancak bu rakama hemen ulaşamayabilirsiniz, tavsiyem önce bir günlük tutup her gün ortalama kaç adım attığınızı yazmanız ve bu sayıyı kademeli olarak artırmak için hedefler belirlemenizdir.

Örneğin:

• Asansör kullanmak yerine basamakları çıkmak.
• Arabanızı daha uzağa park etmek, otobüsten bir durak önce inmek.
• Köpeğinizi dolaştırmak. 
• İşyerinizde her saat başı küçük yürüyüşler yapmak, başka kattaki tuvaleti ya da çay ocağını kullanmak. 
• Öğle tatilinde 10 dakikalık yürüyüşler yapmak. 
• Televizyon kumandasını saklamak. 
• Telefonla konuşurken telsiz telefonunuz varsa etrafta yürümek. 
• Kısa mesafeler için arabayı almamak. 

Sevgiler


Kaynak:  Cosmopolitan

Hipoglisemi

Hipoglisemi (kısaca “hipo”), kandaki şeker (glikoz) düzeyinin anormal derecede düşük olması demektir. Beyin sürekli olarak tek enerji kaynağı olan glikoz ikmaline bağımlı olduğundan, bu durum tehlikelidir. Genellikle, tedavi edilmemiş ya da yeterince kontrol altına alınmamış şeker hastalığı olanlarda görülmekle birlikte, sadece onlarla sınırlı değildir.

Sağlıklı insanlarda kan şekeri değerleri 70–110 mg/dl aralığında yer alır. Kandaki şeker seviyesi 60 mg/dl'nin altına düştüğünde çarpıntı, terleme, halsizlik gibi belirtiler oluşur. 50 mg/dl'nin altında ise bu belirtilere baş ağrısı, davranış değişiklikleri, konsantrasyon sorunları, bellek bozulması gibi sinir sistemi işaretleri de eklenir.

Tedavi edilmeyen hipoglisemi bilinç kaybına yol açabilir. Beyin, bilinç kaybedildiği sırada, enerji yokluğundan hasara uğrayabilir. Neyse ki, çoğu kişi, kandaki glikoz düzeyinin düşük olduğuna ilişkin bir çeşit uyarı alır ve böylece karbonhidrat açısından zengin gıda maddesi yemek ya da içmek için zamanları olur.

Şeker (glikoz) vücut için iyi bir yakıttır, beyin ve sinirler içinse tek enerji kaynağıdır. Sinir sistemi şekeri depolayamayacağından, kandan gelen sabit miktara bağımlıdır. Vücudumuz kandan alınan şeker seviyesinin her zaman doğru olduğundan emin olmak için, emniyet mekanizmalarıyla donatılmış bir kontrol sistemine bağlıdır. Pankreasta üretilen insülin ve glukagon hormonları, bu dengeyi sağlamada anahtar rol oynamaktadır.

Diyabeti olmayanlarda besinlerin emilimini takiben kan şeker düzeyi artar. Kan hücrelerinin ihtiyaç duyduğu şekerin hücre içine alınmasını sağlamak üzere insülin hormonu pankreastan salgılanıp kana verilir. İnsülinin görevi hem kasların bunu yakıt olarak yakmasını, hem de karaciğerin bunu depolamasını sağlamaktır.

Kan şeker seviyesi çok düşerse bu kez, glukagon hormonu görev üstlenir. Bu hormonun görevi, kan şeker seviyesini tekrar normal seviyesine yükseltmek için karaciğerin depoladığı şekerin bir kısmını salıvermesini sağlamaktır. Genellikle İnsülin ve glukagon, kan şeker seviyesini dengelemek için birlikte çalışırlar.

BELİRTİLER

Hafif hipoglisemilerde kan şekeri düşmesine yanıt olarak vücudun adrenalin salgılaması artar ve çok sayıda belirti ortaya çıkar:

Titreme, Terleme, Halsizlik, Uykuya eğilim, Baş ağrısı, Açlık hissi, Çarpıntı, Nabız düzensizliği Konsantrasyon eksikliği, Sinirlilik, Saldırganlık, Konuşma güçlüğü, Koordinasyon bozukluğu, Bilinç karmaşası, Hayal görme, Tam bilinç kaybı, Kasılma nöbetleri.
Genellikle titreme, baygınlık ve çarpıntı vardır ve ayrıca bol terleme olabilir. Davranışlar çok kez mantıksız ve düzensiz olur ve sarhoşlukla karıştırılabilir.

NEDENLER

Diyabetlilerde, doğru kan glikoz düzeyinin sürdürülmesi, iğne ile alınan insülin miktarı ile yenen yemek miktarının dengelenmesi anlamına gelir. Hipoglisemi’nin en yaygın nedeni, nispeten fazla dozda insülin alınmasıdır. Alınan insülin dozu normalde alındığı kadar olsa dahi, alınan karbonhidrat miktarı azaltılırsa ya da sarf edilen güç nedeniyle vücut yakıtı normalden daha hızlı kullanırsa, hipoglisemi krizi oluşabilir.

Ağızdan alınan hipoglisemi ilaçları (diyabetlilerin sık sık kullandığı, kan glikoz seviyesini düşüren ilaçlar) da kandaki şeker düzeyini düşürebilir.

Hipoglisemi ayrıca, karaciğeri veya böbrekleri etkileyen bazı rahatsızlıkları olanlarda ya da pankreas veya tiroit bezi gibi endokrin sistemi bozuklukları olanlarda görülebilir.

TEŞHİS

Hipoglisemi krizi, kanda çok fazla şeker olması (hiperglisemi) ile karıştırılabilir. Emin değilseniz, söz konusu kişiye daima bisküvi ya da süt gibi biraz şeker içeren besin maddeleri verin. Kişinin bilinci tamamen yerinde olduğu sürece, zarar vermez.
Bu tür durumlar, kişinin kan şekeri düzeyinin kontrol edilmesiyle teyit edilebilir.

TEDAVİ

Derhal yapılacak tedavi şeker içeren yiyecek yemek veya içecek içmektir. Ardından, bisküvi ya da sandviç gibi, etki süresi daha uzun olan karbonhidratlı yiyecekler yenmelidir. Bu, genellikle krizi sona erdirir. Diyabeti olanlar daima beraberlerinde bu tür yiyecekler taşımalıdırlar.
Acil durumlarda, özellikle kişi kendinde olmayıp HİÇBİR yiyecek veya içecek verilmemeli ise, iğne ile glukagon hormonu verilebilir.

KOMPLİKASYONLAR

Hipoglisemi krizinin kendisi vücut için tehlikeli olmamakla birlikte, boğulma riski nedeniyle, bilinç kaybı tehlikelidir. Dolayısıyla, derhal şekerli bir şey yiyerek ya da içerek hipoglisemi krizini durdurmak önemlidir.

Alkol, vücudun glikozu serbest bırakma kapasitesini etkileyebilir. Diyabetlilerin günde 2-3 kadehten fazla alkol içmemeleri ve alkol içtikten sonra çerez yemeleri tavsiye edilir.

HİPOGLİSEMİNİN ÖNLENMESİ

Hipoglisemi krizinden kaçınmanın en güvenli yolları, kandaki şeker düzeyini düzenli aralıklarla kontrol etmek ve başlangıç belirtilerini anlayabilmektir. Diyabeti (şeker hastalığı) olan çocukların anne-babaları, belirtilerini çabukça anlarlar. Yine de çocuklar, belirtilerin başladığını kendileri anladıkları zaman kullanmak üzere daima çikolatalı bisküvi taşımak için teşvik edilmelidir. Yetişkinler de yanlarında şeker içeren yiyecek ve içecekleri bulundurmalıdırlar.


Kaynak:  Cosmopolitan
 
E-Bültenimize Abone Olun
Top