Feminen

Feminen

  • İki Yolla Sıcak Yaza Serin Merhaba
    İki Yolla Sıcak Yaza Serin Merhaba
  • Light Yemekler
    Light Yemekler
  • Sıvı Tüketimi
    Sıvı Tüketimi
  • Kemik Hırsızı Osteoporoz
    Kemik Hırsızı Osteoporoz
  • Hafta Sonu Tatiliniz Kabus Olmasın!
    Hafta Sonu Tatiliniz Kabus Olmasın!
  • Yeme Davranışı Bozuklukları
    Yeme Davranışı Bozuklukları
  • İştahı Azaltan Yiyecekler
    İştahı Azaltan Yiyecekler
  • Hijyenik Mutfaklar Sağlıklı Lezzetler
    Hijyenik Mutfaklar Sağlıklı Lezzetler
  • Sizce Beslenme Meme Kanserini Önlemede Ne Derece Etkili?
    Sizce Beslenme Meme Kanserini Önlemede Ne Derece Etkili?
  • Yazın En Büyük Sıkıntısı Selülit
    Yazın En Büyük Sıkıntısı Selülit
  • Beslenme Ve Metabolizma
    Beslenme Ve Metabolizma
  • Tavuklu Bastilla (Fas Mutfağı)
    Tavuklu Bastilla (Fas Mutfağı)
  • Emziklilik Dönemi
    Emziklilik Dönemi
  • Geleneksel Gürcü Mutfağı
    Geleneksel Gürcü Mutfağı
  • Menopoz Dönemi
    Menopoz Dönemi
  • Premenstrual Sendrom = (PMS)
    Premenstrual Sendrom = (PMS)
  • Diyetle İlgili Bilgiler - Sebze Ve Meyveler
    Diyetle İlgili Bilgiler - Sebze Ve Meyveler
  • Dünya Mutfağı - Rus Mutfağı
    Dünya Mutfağı - Rus Mutfağı

İki Yolla Sıcak Yaza Serin Merhaba

Karpuz

Sıcak yaz günlerinde akla ilk gelen en lezzetli serinleme yöntemlerinden birisi şüphesiz karpuzdur. Latince ismi "Citrullus Vulgaris" olan karpuz kabakgillerdendir. Anavatanı Afrika'nın tropikal bölgeleri olan karpuz, buradan ticari gemilerle Akdeniz ülkelerinde, en sonunda tüm dünyaya yayılmıştır. Eski Mısırlılar zamanında karpuzun yetiştirildiği antik kalıntılardaki duvarlara yapılan resimler sayesinde tespit edilmiştir.

Bugün dünyada yaklaşık 500 çeşit karpuz yetişmektedir. Bunlar kabuğunun, çekirdeklerinin biçimine, rengine ve ağırlığına göre farklılık gösterir. Özellikle Temmuz ortasından Ağustos sonuna kadar bol miktarda bulunan karpuz, alaca yeşil, sert kabuklu büyük meyveler veren, bir yıllık otsu bitkidir.

Yaz aylarının vazgeçilmezi karpuz %95 su içermesinden dolayı serinletici olduğu gibi vücudu temizleyici özelliğe de sahiptir, böbreklerdeki üre ve ürat tuzlarını temizlemesinden dolayı kum ve taştan şikâyeti olanların sıklıkla tüketmeleri önerilir. Karpuz nikotin ve sigaranın yol açtığı diğer zehirleri temizleyip, C vitamini, Beta karoten sayesinde çeşitli kanser türlerinde antioksidan özellik göstermektedir.

Karpuz sadece sıcak yaz günlerinin harika meyvesi değil astım, aterosklerozis, diyabet, kolon kanseri ve artrit gibi rahatsızlıklara karşı yatıştırıcı özelliği olan sulu bir meyvadır. Tatlı, sulu karpuz doğadaki çok önemli antioksidanların paketlenmiş hali gibidir. Vitamin C ve vitamin A nın inanılmaz iyi bir kaynağıdır. Bu şekilde vücudumuzu serbest radikallere karşı kuvvetli bir koruyucu etki gösterir. Serbest radikaller ise vücudu yıkıcı zararlar veren maddelerdir. Serbest radikaller kolesterolü oksitleyip kan damarı duvarlarına yapıştırarak kalp krizi veya inmeye neden olabilirler. Ayrıca solunum yollarını tıkayarak şiddetli astıma neden olabilirler. Ayrıca osteoartrit ve romatoid artritlerde olan inflamasyonu arttırabilir, kolondaki hücreleri yıkarak kanser hücrelerine dönüşmelerine neden olabilirler. Fakat karpuz içinde bulundurduğu C vitamini ve beta-karoten sayesınde bu zararlı moleküllere karşı vücudu korur. Karpuz enerji üretiminde rol oynayan B vitaminlerinden de zengindir. B6 vitamini ve B1 vitamini ayrıca magnezyum ve potasyum açısından da karpuz zengin bir kaynaktır. İçerdiği yüksek potasyum ve likopen ile kalp fonksiyonlarının, kan basıncının düzenlenmesine ve kalbi enfarktüs tehlikesine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. Domates, mango vb besınlerde bulunan likopenin çok iyi bir kaynağı olan karpuz likopenin kansere karşı koruyucu olması bakımından önemli bir besindir. ( prostat kanseri, meme kanseri, akciğer kanseri, kolorektal kanser vb. ) Ayrıca içerdiği antioksidanlar sayesinde gözlerimizi de koruyucudur. Bunların yanında ise diğer meyvelerden çok daha az kalori içermektedir ve su oranı bilindiği gibi çok yüksek bir meyvedir. İyi bir lif kaynağı olduğundan bağırsak hareketlerini düzenler ve bağırsak kanserini bu şekilde de önlemede rol oynar. Karpuz çekirdekleri de içinde bulunan Cucurbocitrin adlı madde ile kan basıncını düşürmeye ve böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı olur. Ancak şeker içermesi nedeniyle diğer meyveler gibi karpuz da tüketimde aşırıya kaçılmamasına dikkat edilmelidir.

Karpuz Alırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Tatlı, sulu ve olgun bir karpuz seçmek için birkaç noktaya dikkat edilmesi gerekir. Karpuzun kabuğunun rengi mat olmalı ve tırnağınızla hafifçe kazıdığınızda yeşil kısım kolayca çıkmalıdır. Şekli simetrik olmalıdır. Toprağa oturan kısmının rengi açık sarı olmalı, beyaz veya yeşil olmamalıdır. Olgun karpuz süresi çok uzun olmamak şartıyla oda sıcaklığında tutulmalıdır. Buzdolabında 1 hafta süreyle saklanabilir. Eğer kesmece karpuz alacaksanız, içinin renginin parlak kırmızı, çekirdeklerinin de koyu kahverengi veya siyah renkte olmasına dikkat edin. Çekirdeksiz karpuz alıyorsanız dikkat edilmesi gerekir. Çünkü çok fazla beyaz çekirdek, karpuzun olgunlaşmadan toplandığını gösterir.

Dondurma

Yaz aylarında ikinci serin unsur ise vazgeçilmez tatlardan biri olan dondurmadır. Dondurmanın nerede ve nasıl ortaya çıktığı araştırıldığında, net bir cevap alınamasa da birçok rivayetle karşılaşılıyor. Dondurma muhtemelen soğutulmuş şarap ve diğer buzlanmış nektarlardan gelişmiştir. Milattan önce 4. yy. 'da Büyük İskender buzlu nektarları bulmasıyla da anılmaktadır. Eski Roma kayıtlarından elde edilen bilgilerde ise İmparator Neron'un Apenines dağına kar ve buz getirmeleri için köleler yolladığı ve bu karlara meyve nektarı, bal ve şerbet karıştırttığı da kayıtlıdır. Bir diğer iddia ise, ilk dondurmanın günümüzden yaklaşık 3 bin yıl önce Çin'de bulunduğudur. Anlaşıldığı gibi dondurma ile ilgili rivayetler bitmek bilmiyor.

Dondurmanın beslenme ve sağlık anlamında yerine değinecek olursak ise çocuk ve yetişkin beslenmesinde sağlıklı bir tatlı olduğunu söyleyebiliriz. Esas yapısını süt oluşturur, bu nedenle sütün içerdiği besin öğelerine benzer oranda kalsiyum, fosfor, magnezyum, A, B2, C, D ve E vitaminlerini içermektedir. İçindeki süt insülin dengesini sağlarken kalsiyum da kemik sağlığını korur. Süt ve yoğurttan sonra en iyi kalsiyum kaynağıdır. Tüketirken dikkat etmemiz gereken nokta, dondurmanın sağlık ve hijyen kurallarına uygun hazırlanmış olmasıdır. Kalorisi kısıtlı diyetlerde ve diyabet hastalıklarında diyet ürünlerin yenmesi önemlidir. 100 gr dondurmada, 135 mg kalsiyum bulunur. 100 gr çikolata 528 kaloriye eşitken, 100 gr meyveli dondurma sadece 160-180 kaloridir, kaymaklısı ise 200-250 kaloridir. Çocuklara 2-3 yaşından itibaren dondurma verilebilir. Ancak, özellikle küçük çocuklar için, dondurma oda sıcaklığına yakın bir ısıda verilmelidir. Bekletilen bir dondurma tekrar soğutulmamalıdır.

Dondurma satın alırken dikkat edilmesi gerekenler

Dondurmayı tüketirken dikkat etmemiz gereken en önemli nokta, dondurmanın sağlık ve hijyen kurallarına uygun hazırlanmış olmasıdır. Özellikle dondurmanın yapıldığı sütün pastörize olması ve hazırlanırken mikroorganizmalarla bulaşmasının önlenmesi gereklidir. Süt mikroorganizmalar için çok iyi bir ortamdır. Özellikle yaz aylarında bakteriler daha kolay üreyebilmektedir. Bu nedenle çok kolay bozulur ve sağlığa zararlı bir duruma gelir. Bu nedenle açık satılan dondurmalarda dikkatli olunmalıdır. Paketlenmiş dondurmalar tercih edilebilir. Bu ürünlerde de dikkat edilmesi gereken saklama şekli ve son kullanma tarihidir.

Yaza Özel Taylight Dondurmalı Meyve Salatası

Malzemeler;

1/2 Kiwi
½ elma
1/2armut 
1/2 dilim ananas
5 adet çilek
1 Top diyet dondurma

Hazırlanışı;

Meyveleri yıkayıp kabuklarını soyarak küçük dilimler halinde doğrayın. Payreks bir tabağa, tüm meyveleri koyarak güzelce karıştırın. Hazırlamış olduğunuz karışımın üzerine 1 top dondurma ilave ederek servis yapabilirsiniz. Afiyet olsun


Kaynak:  Feminen
 

Light Yemekler

Yaz aylarında vücut hatlarını belirginleştiren kıyafetlerin giyilmesi, bikini sezonunun açılması gibi nedenlerle kuşkusuz zayıf, kilolu herkesin az çok kilo verme istekleri ortaya çıkar. Besin seçimleri daha hafif, su içerikli gıdalara kayarken, belki de sıcak havaların etkisiyle öğünler de pek çokları tarafından geçiştirilmeye çalışılır. Atıştırma tarzı besin seçeneklerinden meyveler, light bisküvi türü ürünler ya da yoğurt, dondurma, sütlü tatlı, közlenmiş/ haşlamış mısır gibi seçimler ağırlıklı olarak tüketilirken. Ana öğün olarak zeytinyağlılar, salatalar ve bazen de ızgara partileri sıklaşır hayatımızda.

Bu hafta, Türk beslenme alışkanlıklarında her yıl gözlemlediğimiz bu değişimi işlemek istedik. Doğru seçimler yapmak adına size yardımcı olacağına inandığımız bazı genel bilgileri ve light yemek tariflerini paylaşacağız.

Unutulmamalıdır ki:

• Light ürünler, diyabetik ürünlerden farklıdır. Light ürünlerin, normal ürünlere göre şeker, yağ ve kalori miktarları minimum %25 daha düşüktür. Şeker içeriklerinin çok düşük, posa içeriklerinin yüksek, yağın ise kısıtlı olması gerekmektedir, mutlaka etiket bilgilerini dikkatlice okuyun ve tanıdık markaları tercih etmeye çalışın.

Ayrıca light ürünleri kalorisiz düşünüp aşırı tüketimlerinden kaçının.

LİGHT ÜRÜN SINIFLANDIRMASI:

Düşük Kalorili Besin: Besinin gram başına kalori miktarı 0. 4 kalori ve altında olduğunu belirtir.

Kalorisi Azaltılmış: Referans ürüne göre kalorisi üçte bir miktarıyla azaltılmış olduğunu belirtir.

Şekersiz: İçeriğinde sofra şekeri içermez, diğer besin grupları referans ürünlerle eşdeğerdir.

Tuz oranları azaltılmış ürünler: Sodyumsuz ( porsiyon başına 5 mg ve altı sodyum içeriği), Sodyumu Azaltılmış (porsiyon başına 35 mg ve altı sodyum içeriği), Düşük Sodyumlu ( porsiyon başına 140 mg ve altı sodyum içeriği)

Ekstra Yağsız: Yüzde 5 ve daha altı yağ içeriği olduğunu belirtir.

Yağsız veya Düşük Yağ Oranı: Toplam içerdiği yağ oranı yüzde 25 ve daha düşük olduğunu belirtir.

Kolesterolü Azaltılmış Ürünler: Kolesterolsüz ( her porsiyonda 2 mg veya daha altı kolesterol içeriği), Kolesterollü (her porsiyonda 20 mg ve daha altı kolesterol içeriği), Kolesterolü Azaltılmış (her porsiyonda yüzde 75 ve daha altı kolesterol içeriği)

Diabetik Ürünler: Şeker yerine sakarin, aspartam, asesulfam-K gibi kalori içermeyen tatlandırıcılar veya dekstroz, maltoz, mısır şurubu, furuktoz gibi kalori içeren tatlandırıcılar kullanılan besinler.

• Meyveli light yoğurtlar son günlerde Pazar payı en hızlı artış gösteren, pek çok kişinin buzdolabını süsleyen atıştırmalar halini almıştır. Ancak bunlarında fazla tüketimi fazla kilolara davetiye çıkarabilir çünkü içeriklerinde şeker bulunmaktadır. Light ürünlerde muadil ürüne göre şeker ve kalori miktarı azaltılmıştır ancak yine de şeker içerir. Bu nedenle meyveli yoğurdunuzu kendiniz yapmaya gayret edin. 150 gram light veya probiyotik yoğurda, sevdiğiniz ½ porsiyon mevsim meyvesi ya da kurutulmuş meyveleri dilimleyin, 1 çay kaşığı keten tohumu ekleyin afiyetle yiyin. Açlık hissinize göre 1 yemek kaşığı sade yulaf veya sade mısır gevreği de ekleyebilirsiniz. Tatlı hissini artırmak için doğal tatlandırıcılardan da az miktarlarda katabilirsiniz, bunlardan toz formda olanlar daha kolay karışacaktır.

• Bir ürünün içeriğinde hangi malzemelerin diğerlerine oranla fazlaca kullanıldığını anlamak için içindekiler kısmını takip edin. Unutmayın içindekiler listesinin ilk sıralarındaki malzemeler o üründe en çok kullanılmıştır, sonlara doğru kademeli olarak miktarlar azalmaktadır.

• Diyetinizde kepek ya da lif içeren ürünleri tüketmeniz, yüksek posa içeriği ile tokluk hissi sağlayacağı için önemlidir. Önemli olan kalori hesaplaması değil, lif içeriğidir çünkü kepekli ekmek ile beyaz ekmeğin kalori değerleri birbirine çok yakındır. Kepekli ürünleri su, çay, bitki çayı ile birlikte tüketmeniz bu gıdaların etkinliğini artıracaktır.

• Haşlanmış ve közlenmiş mısır yemek istiyorsanız bunun için en iyi öğün ikindi saatleridir. Ara öğün yerine geçebilecek bu besini 1 orta boy tüketmeye çalışın, bolca çiğneyip sindirimi ağızda başlatıp içeriğindeki şekerimsi lezzetleri de hissedip tatlı ihtiyacınızı bile baskılayabilirsiniz.

• Karpuz tüketiminizde 1 porsiyon meyve yerine 2 parmak kalınlığında yarım ay dilimi kesilmiş miktarda tüketebilirsiniz. Ancak kan şekeri dengesi için 1 kibrit kutusu peynir veya 1 adet kepekli grisini de yanında yemelisiniz. Bu tarz bir beslenme de ikindi ara öğünü için güzel bir seçim olacaktır.

• Abur cubur besinleri atıştırmak yerine sebze (domates, salatalık, marul) ve meyve (ekşi tatları nedeniyle kan şekerini daha yavaş yükselttiği için yeşil erik ve vişne) harika seçimler olacaktır.

• Sütlü tatlılar, dondurma tatlı kaçamakları için kötünün iyisi alternatiflerdir. Canınız gerçekten tatlı istiyorsa (ki bunu lütfen yemeden önce kendinize sorun) evde, tatlandırıcılı, light sütlü hazırlanmış bir sütlü tatlı ya da 3 top light dondurma tercih etmelisiniz.

• Artan su ihtiyacınızı karşılamak adına ilk seçiminiz su olmalıdır. Eğer su içmeyi sevmiyorsanız içerisine bir iki damla meyve suyu veya 1 dilim limon ve 1 dal nane ekleyebilirsiniz. Su dışındaki seçimleriniz ayran, soda, soda-ayran, light buzlu çaylar, bitki çayları olmalıdır. Unutmayın bitki çaylarını buzlu da içebilirsiniz, normal usul demledikten sonra buzlu su, limon, meyve dilimleri veya çubuk tarçınla damak zevkinize uygun tatlar yaratabilirsiniz. Yine kereviz, domates, salatalık, ıspanak suyu gibi sebze suları da tüketilebilir.

• Buzlu dondurmalı içeceklerden uzak durmaya çalışın. Sıcak havalarda içinizi serinleten kremalı, buzlu, dondurmalı, meyve şerbetleri ve bolca şekerle tatlandırılmış lezzetli oldukları kadar adeta kalori bombardımanı olan soğuk içeceklerden uzak durun. Bunlar neredeyse ana öğünde almamız gereken kalori miktarlarına eşit olup, kan şekeri ve insülin dalgalanmalarına neden olduklarından yağ yapıcı etki göstermektedirler.

• Buzda badem, kabak ve ay çekirdeği yemek yaz zevklerinizden birkaçı ise bu alışkanlıklarınızı da tekrar gözden geçirin. Küçük ebatları ile sevimli, lezzetleri ile çekici, ağza değdiklerinde sanki bağımlılık yaratırcasına kendinizi durduramadığınız bu atıştırmalar farkında olmadan birkaç öğünlük kalori ihtiyacınızı sağlamanıza neden olabilirler. Yağlı tohumlar yüksek E vitaminleri, kaliteli yağ içerikleri ile pek çok sağlık faydası sağlasalar da aynı oranda yüksek kalorileri ile de kilo kontrolü için tehlike yaratabiliriler.

• Açık alanda mangal keyfi yapmanın zevkini çıkarın ama bırakın mideniz de rahat etsin. Açık havanın rahatlatıcı etkisi ve mangaldan yayılan kokunun iştah açıcılığıyla normalde tüketilenin çok üstünde yeriz ve ardından hiç anlamadan yaz boyu kilo aldım diye yakınırız. Bunu engellemek için mangal yaparken mutlaka sebze şişlere de ağırlık vermelisiniz. Mevsim yeşillikleri ile hazırlanmış büyük kase salata, közlenmiş sebzeler yanında yağsız kırmızı et, tavuk veya yağsız kıymadan hazırlanmış köftelerden oluşmuş bir tabak ve yanında 1 bardak light ayran içerek barbekü zevkinizden mahrum kalmadan dostlarınıza eşlik edebilirsiniz.

Buzlu çorba

Malzemeler:

1) 10 Yaprak pazı
2) Yarım demet maydanoz
3) Yarım demet dereotu
4) 1adet tavuk göğsü
5) 4 kaşık light yoğurt
6) İsteğe göre tuz, karabiber

Hazırlanışı:

Tavuk göğsü haşlanır süzülür. Suyuna pazı yaprakları doğranır ve pişirilir soğuması beklenir. İçine haşlanmış tavuk maydanoz dereotu tavuk didilir. Yoğurt ilave edilir tuz ve karabiber ekilir servis tabağına alınır. Not: Servis tabağında buz parçaları koyulabilir. Afiyet olsun.

Damlasakızlı diyet muhallebi

Malzemeler

1 litre diyet süt 
Yeteri kadar doğal tatlandırıcı (5-6 paket yeterli olacaktır)
1. 5 kahve fincanı pirinç unu 
1 kahve fincanı nişasta
1 su bardak su
5-6 adet damlasakızı


Yapılışı

Süt ve doğal tatlandırıcıyı bir tencereye koyarak karıştırın. Bir su bardağı su ile pirinç unu, nişasta ve dövülmüş damlasakızını da ezdikten sonra bu karışıma ilave edin. İyice karıştırın. Orta ateşte karıştırılarak koyulaşıncaya kadar kaynatın. Koyulaştıktan sonra ateşten alıp kâselere koyarak soğumaya bırakın.

Kabak Topları

Porsiyon: 4-5 kişilik

Malzemeler:

500 gr ıspanak, 1 adet soğan, 500 gr kabak, ½ avuç içi haşlanmış esmer pirinç, 1 yemek kaşığı dövülmüş ceviz, yarım tatlı kaşığı köri, yarım tatlı kaşığı karabiber, yarım tatlı kaşığı kırmızı toz biber, 3 adet yumurta akı, 1 adet domates, tuz

Hazırlanışı:

Ispanakları yıkayıp 5 dakika buharda pişirin. Robottan geçirin, Ayrı bir tencerede küçük doğranmış soğanı, kabukları soyulup doğranmış kabak ve esmer pirinci baharatlar ve tuzla çok az suyla kısık ateşte pişirin. Robottan geçirin. Yumurta aklarını ekleyip karıştırın. Krem karamel kalıplarının dibini folyoyla kaplayın. Dibine domates dilimlerini yerleştirin. Üzerine ıspanak püresini koyun. En üste de kabaklı karışımı yayın. Önceden ısıtılmış 180 derecede benmari usulü pişirin. Servis tabağına ters çevirin. Afiyet olsun.

Otlu Makarna

Malzemeler:

1 su bardağı haşlanmış kepekli makarna, 1 diş sarımsak, 1 yemek kaşığı zeytinyağı, maydanoz, dereotu, fesleğen, yarımşar çay kaşığı karabiber, kırmızı toz biber, kimyon ve tuz.

Hazırlanışı:

Makarnalar tuzlu suda 9 dakika kadar haşlanır. Zeytinyağın içine sarımsaklar konup renkleri değişene ve koku verene kadar pişirilir. İnce kıyılmış otlar yağın içine konup altı kapatılır. Makarnalar ve baharatlar eklenip kısık ateşte bir süre karıştırılır.


Kaynak:  Feminen
 

Sıvı Tüketimi

Su başta olmak üzere, içecekler ve besinlerin içeriğinde bulunan görünür/görünmez su, "sıvı" olarak tanımlanır ve bireyin günlük sıvı gereksinimi, içtiği su ve içecekler ile yediği besinlerin içindeki su ile karşılanır.

Yaşam için Elzem Olan Suyun / Sıvının Vücuttaki Görevleri

• Yediğimiz besinlerin sindirimi, emilimi ve hücrelere taşınması,
• Hücrelerde yaşam ve sağlık için gerekli biyokimyasal tepkilerin oluşması,
• Hücrelerin, dokuların organ ve sistemlerin çalışması,
• Metabolizma sonucu oluşan zararlı maddelerin taşınması ve atılması,
• Vücut ısısının denetiminin sağlanması,
• Eklemlerin kayganlığının sağlanması olarak sıralanabilir.

İnsan bedeninin kemik, deri, bağ dokusu ve yağ dışındaki tüm öğeleri, vücut suyu içinde özetli halindedir. Vücudun yaşamsal en küçük birimi hücrelerdir. Hücrelerdeki yaşam için gerekli olan bütün biyokimyasal tepkimeler bu çözelti içinde oluşur. Hücrelerin yaşamsal faaliyetleri ve bu sayede vücut fonksiyonlarının yerine getirilmesi vücudun su dengesinin korunması ile mümkündür. Bu dengenin korunmasına "hidrasyon" denir. Vücudun su dengesi, solunum yoluyla, idrarla, terle ve dışkı ile kaybedilen su miktarının içilen su, içecekler ve yiyecekler içindeki su miktarları ile sağlanır. Vücudunuz ihtiyacı olduğundan daha az suya sahip olduğunda dehidrasyon görülür.

Vücudunuz normalin yalnızca %1'i altında olduğunda aşırı susarsınız, normalin %5 altında olduğunda ateşiniz hafif yükselir ve normalden %10 su eksiğiniz olursa morarırsınız ve yürüyemezsiniz. Bu nedenle çok ciddi bir durumdur.

Su hidrasyon için en iyi yöntemdir. : Kahve, çay ve kola gibi kafeinli içecekler, verdiklerinden fazla su atımına neden oldukları için, vücudun sıvısını azaltmaktadır. Alkollü içecekler de aynı şekildedir. Su içme, vücudun sıvı ihtiyacı için en iyi yöntemdir.

Suyun insan yaşamındaki önemi nedir?: Su, insan yaşamında hayati bir önem taşımaktadır. Vücudumuzdaki su oranı yaşam sürecimiz boyunca değişim göstermektedir. Yeni doğan bir bebekte vücut ağırlığının %75'i sudan oluşmakta iken bu oran çocuklarda %70, yetişkinlerde %60 ve yaşlılarda %50 şeklindedir. Yetişkin bir insan bir kısmı yiyeceklerden karşılanmak üzere günde 2–3 litre suya ihtiyaç duyar. Kanın %92'si su, kemiklerin %22'si su, beynin %75'i su ve kasların %75'i sudur.

Vücuttan Su Nasıl ve Ne Miktarda Atılır?: Besin tüketimi ile vücutta oluşan zararlı maddeleri atmak, vücut ısı dengesini sağlamak için:

• Böbreklerden........................................ yaklaşık 1500 mL/gün
• Deriden ................................................ yaklaşık 500 mL/gün
• Barsaklardan ....................................... yaklaşık 300 mL/gün
• Solunumla ........................................... yaklaşık 300 mL/gün
olmak üzere toplam ~2.5 litre / gün su / sıvı kaybı olur.

Sıcak havalarda, fazla fiziksel aktivite yapıldığında, fazla proteinli ve tuzlu besinler tüketildiğinde, terleme ve idrarla, vücut ısısını arttıran ateşli hastalıklarda solunum yolu, ishalde ise barsak yolu ile sıvı kaybı artar. Böyle durumlarda vücudun sıvı/su gereksinmesinde de artış olur. Vücuttaki suyun dengede tutulmasının yaşamsal önemi vardır. Bu nedenle dengeyi korumak için bu suyun yerine konması gerekir. Kaybolan sıvının karşılanabilmesi için beyindeki susama merkezi uyarılır ve susama duygusu gelişir. Susama merkezi, su kaybı sonucu, plazma yoğunluğu % 1 oranında arttığında uyarılır. İshalde suyla birlikte su dengesinde rolü olan sodyum, potasyum gibi mineraller de yitirildiğinden susama duygusu gelişmeyebilir.

Yeterli su içmek...

Sağlığınızı ve dinçliğinizi geliştirebilir: Su bu kadar çok vücut fonksiyonu için önemli olduğundan optimal sağlığa ulaşmak için yeterli su almak optimal sağlık için anahtardır.

Çeşitli hastalıklara karşı korunmaya yardımcı olur: Araştırmalar daha yüksek oranda su tüketiminin aşağıdaki hastalık risklerini düşürdüğünü göstermiştir: 

• Soğuk algınlığı 
• Kabızlık 
• İdrar yolu enfeksiyonları 
• Böbrek taşları 
• Mesane kanseri

Görünüşünüzü geliştirebilir: Su cilde en son ulaşmaktadır; eğer vücudunuz yeterli su almazsa, cildiniz bundan diğer organlardan fazla etkilenir. Su, cildin susuz kalmasını önleyerek, cildinizi daha düzgün, yumuşak, esnek ve kırışıksız hale getirir.

Kilo kaybetmenize yardımcı olabilir: İnsanlar genellikle susuzlukla (açlığı) mide kazıntısını karıştırırlar, bu nedenle aslında sadece vücudumuzun içecek ihtiyacı varken abur cubur yeriz. Su içmek tok hissetmenize yardımcı olarak, iştahınızı azaltır.

Araştırmalar yeterli su içmenin şu faydaları sağlayabileceğini göstermektedir:

• Egzersiz sırasında size daha fazla enerji verir 
• Egzersiz sırasında yaktığınız kaloriyi arttırır 
• Vücudunuzdaki yağ stoklanmalarını azaltır

ÖNERİLER

Su ve içecekler vücut su dengesinin korunmasında önemlidir.

Yaşam için elzem öğe olarak tanımladığımız suyu temiz, sağlığı bozmayan kaynaklardan karşılamalıyız.

İnsan besin almadan günlerce yaşayabilir, günlerce susuz yaşam ise olanaksızdır.

Özellikle ishal durumunda tuz, şeker karışımı sıvı yaşam kurtarıcıdır.

Su İhtiyacı Nasıl Karşılanır? : İnsan su ihtiyacını:

• İçme suyu ile ................................................... 1500-2000 mL/gün
• Yiyecek ve içeceklerle ..................................... 1000 mL/gün
• Metabolizma sonucu oluşan su ile ..................... 260 mL/gün karşılar.

Günde kaç litre su içmeliyiz?: Ne kadar su içmeniz gerektiği çeşitli etkenlere bağlıdır: vücudunuzun büyüklüğü, fiziksel olarak ne kadar aktif olduğunuz ve iklim Genel bir kural olarak, ortalama bir kişi her gün kaybedilen vücut sıvılarını yeniden almak için 1.5 ile 2.5 litre su içmelidir.
Ayrıca hamilelerin daha fazla su tüketmeleri gerekmektedir. Bu durum anne ve bebek arasında ortaya çıkan su transferi düşünüldüğünde ve anne karnındaki bir bebeğin günde yaklaşık 1 lt. su tükettiği dikkate alındığında annenin daha fazla su tüketmesini zorunlu kılmaktadır. Hamilelik döneminde kadınlar normal dönemden yaklaşık 8lt. daha fazla su taşırlar.


Kaynak:  Feminen
 

Kemik Hırsızı Osteoporoz

Osteoporoz, kemiğin mineral içeriğinin azalması nedeniyle dayanıklılığının azalması, yani kalitesinin düşmesidir. Kemik yaşam boyu sürekli yapılan, yıkılan canlı bir dokudur. Yaşam süresince eski kemik yıkılır ve bunun yerini yeni kemik alır. Kemik bal peteği görünümünde olup başta kalsiyum olmak üzere önemli mineralleri depolar. Yirmi-yirmibeş yaşlarına kadar yiyeceklerden alınan kalsiyumun kemiği yenileme kapasitesi kemiğin yıkım hızından daha yüksektir. Otuzlu yaşlarda tepe kemik kütlesi adı verilen en yüksek kemik kütlesine ulaşılır. Bu dönem kemiğin en güçlü olduğu dönemdir. Kırk yaş civarında kemik kütlesi yavaş yavaş azalmaya başlar.

Osteoporozdan etkilenen insanların %80'i kadınlardır. Kadınlarda 40 yaşına kadar yapım-yıkım olayları dengeli bir şekilde devam ederken, bu yaştan itibaren yıllık %0, 5'lik bir oranda geri dönüşümsüz bir kemik kaybı olur. Bu, özellikle menopozdan itibaren daha da hızlanır ve menopozda olan bir kadın her yıl tüm vücut dokusunun %1-1, 5'luk bir kısmını kaybeder. Bu kayıplar 10-15 yıllık hızlı bir dönemden sonra oldukça azalır.

İnce kemik yapısı olanlarda, ailesinde ve özellikle ailesindeki kadınlardan birinde kemik kırığı öyküsü ya da boyunda kısalma öyküsü bulunan kadınlarda, 45 yaşından önce kendiliğinden ya da ameliyatla yumurtalıkların alınması neticesinde menopoza giren kadınlarda, uzun süre adet görememe şeklinde adet düzensizliği olan kadınlarda, kalsiyumdan yetersiz beslenen kadınlarda, yaşamlarında egzersize yer vermeyen, sigara içen, aşırı alkol kullanan kadınlarda, kortizon ve diğer bazı ilaçları kullanmak zorunda olanlarda ve başta hipertiroidi (tiroid hormonlarının yüksek olması) olmak üzere çeşitli hormonal hastalıklarda osteoporoz riski artmıştır. Başlamış bir osteoporoz süreci sonucu kaybedilen kemiği yerine geri getirmek zordur. Ancak süreç bazı tedavilerle büyük oranda durdurulabilir. Bunun sonucunda ileri derecede osteoporoz olguları hariç, kırık oluşma riski de önemli derecede azalmış olur.

OSTEOPOROZDAN KORUNMA

Yaşamın her döneminde sağlığımızın temelini oluşturan beslenme kemiklerimizin gelişmesi ve korunması açısından da çok önemlidir. Osteoporoz olma olasılığını arttıran beslenme ile ilgili faktörler arasında; yetersiz kalsiyum ve D vitamini alınması yanı sıra, beslenme sorunları, proteinin fazla alınması, yüksek sodyum içeren diyetler, çinko yetmezliği, düşük florid alınması, B, C ve K vitamin yetmezliği, aşırı kahve, alkol tüketimi gibi faktörler yer almaktadır. Osteoporozdan korunmanın başlıca yöntemi ise; tepe kemik kütlesine erişinceye kadar olan dönemde güçlü, sağlam kemik yapıyı oluşturmak ve sonraki yaşlarda kaybı engellemektir.

Yaşamın her döneminde sağlıklı kemiklere sahip olabilmemiz için, iskeletimizin gelişmesi sırasında kemik kütlemizi en yüksek düzeylere çıkarabilmek amacıyla özellikle yeterli kalsiyum alınmasına önem verilmelidir. Aynı şekilde kemik yıkımının arttığı dönemlerde de kemik kütlemizi korumak ve yıkımı azaltmak amacıyla yine başta kalsiyumdan zengin gıdalara yer verecek şekilde beslenmemize dikkat etmemiz gerekmektedir. Beslenme programımızda kalsiyum emilimini arttıran ve atılımını azaltan faktörler üzerinde de bilgi sahibi olmalıyız.

• Aldığınız kalsiyum miktarını arttırın

Kalsiyum sadece kemik sağlığı için değil, diğer vücut fonksiyonları içinde gerekli bir mineraldir. Vücudumuz kanda belirli bir miktar kalsiyum bulundurmak zorundadır. Kaslarımızın kasılması, kalp ritmi ve normal kan akışkanlığı için kalsiyuma ihtiyaç vardır. Bunlar kalsiyumun kemik yoğunluğu üzerindeki etkisinden daha öncelikli fonksiyonlarıdır. Bu fonksiyonları yerine getirebilmek için yeterli kalsiyum almıyorsak vücudumuz depoları yani kemikteki kalsiyumu kullanacaktır. Ne kadar kalsiyuma ihtiyacınız olduğu cinsiyetinize, yaşınıza ve osteoporoz riskinize bağlıdır.

Yaşam Boyu Günlük Kalsiyum Gereksinimi

 Çocuklar  Kalsiyum (mg/gün)
 1-5 yaş  500-800
 6-10 yaş  800-1000
 Gençler  1200-1500
 Erkekler  
 25-50 yaş  1000
 60 yaş ve üzeri  1000-1200
 Kadınlar  
 25-50 yaş  1000
 50 yaş üzeri  1000-1500
 Gebe ve emzikliler  1200-1500
 
D vitamini kalsiyumun barsaktan emilimine ve kemikler tarafından depolanmasına yardımcı olan bir hormondur. Günlük ihtiyacımız olan miktar 400-800 İU'dur. Güneş ışığının etkisi ile ciltte, karaciğerde ve böbrekte sentezlenerek aktif D vitamini haline dönüşür. Kış aylarında, güneş ışığından yeterli yararlanamama durumlarında sentezi azalmaktadır. İleri yaşlarda özellikle böbrekten yapımının azalması yaşlanma sonucu osteoporozun artmasına yol açan önemli bir durumdur.

Kalsiyum kaynakları:

   Ölçü  Kalsiyum( mg )
 Yağlı süt  1 Su Bardağı  291
 Yağlı yoğurt  1 Kap  400
 Beyaz peynir  Kibrit Kutusu  190
 Kaşar-çedar-permesan peynir  Kibrit kutusu  200-300
 Ayran  1 Su Bardağı  285
 Balık  1 Porsiyon (100 gr)  200
 Sardalya  1 Porsiyon  300
 Ispanak  1 Porsiyon  125
 Börülce  1 Porsiyon  160
 Soya  1 Porsiyon  225
 Salata ( yeşil )  1 Porsiyon  235
 Mercimek  1 porsiyon  59
 Nohut  1 Porsiyon  92
 Portakal  1 Orta Boy  72
 Muz  1 Orta boy  100
 Kivi  1 Orta Boy  170
 Yumurta sarısı  1 Adet  147
 Fındık  100 gr  200
 Badem içi  100 gr  250

• Sigara içmekten kaçının; Sigara içenler içmeyenlere göre daha fazla osteoporoz riskine maruz kalmaktadır.
• Alkol kullanımından kaçının; Fazla miktarda (günlük 100 ml'den fazla) alkol tüketen kişilerde osteoporoza yakalanma riski daha yüksektir.
• Aşırı miktarda kahve tüketmeyin; Aşırı miktarda kahve tüketimi idrar ve bağırsak kalsiyum atılımını etkilemektedir. Günde 150 mg kafein (yaklaşık bir bardak kahve) idrar kalsiyumunu günde 5 mg arttırmaktadır. Düşük dozlarda kafeinin etkisi önemsizdir.
• Hayvansal proteinden zengin gıdaları aşırı tüketmeyin; Proteinden zengin diyetler kalsiyumun idrarla atılımını arttırmaktadır.
• Egzersiz yapın ve yaşam boyu aktif kalın; Sedanter yaşam ve uzun süreli yatak istirahati osteoporoz riskini arttırır.

YAZA ÖZEL YOĞURTLU YEMEK TARİFİ

BUZLU ÇORBA

Malzemeler:

1) 10 Yaprak pazı
2) Yarım demet maydanoz
3) Yarım demet dereotu
4) 1adet tavuk göğsü
5) 4 kaşık light yoğurt
6) İsteğe göre tuz, karabiber

Hazırlanışı:

Tavuk göğsü haşlanır süzülür. Suyuna pazı yaprakları doğranır ve pişirilir soğuması beklenir. İçine haşlanmış tavuk maydanoz dereotu tavuk didilir. Yoğurt ilave edilir tuz ve karabiber ekilir servis tabağına alınır. Not: Servis tabağında buz parçaları koyulabilir. Afiyet olsun.


Kaynak:  Feminen
 

Hafta Sonu Tatiliniz Kabus Olmasın!

Hafta sonunda geç saatte kalkıldığı için beslenme düzeni bozulur. Ayrıca ailelerle yapılan kahvaltılar, brunchlarla yeme isteği ve yenilen besinlerin miktarı artar. Bunlardan zarar görmemek için bazı önemli noktalara dikkat etmemiz gerekir.

Hafta içi yoğun bir şekilde çalıştıktan sonra yorgunluğu üzerimizden atmak için hafta sonunda gezer, alışveriş yapar, sinema, tiyatro ya da konsere gider ve sevdiğimiz yiyecekleri yeriz. Güne yoğun bir kahvaltıyla başlar, genellikle geç kahvaltı yaptığımız için öğle öğününü de genellikle atlarız ve akşama kadar gezip, eğlendikten sonra bir şeyler yemeğe karar verir ve gün boyu hiç bir şey yemediğimiz için de genellikle ne yediğimize pek fazla dikkat etmeyiz.

Kahvaltı geç dahi yapılmış olsa, akşama kadar hiçbir şey yememek, beden için sağlıklı bir davranış olmayacaktır. Belki gezerken veya eğlenirken açlık hissedilmeyecek ve bu nedenle hiçbir şey tüketilmeyecektir; ama evden çıkarken çantaya atılacak bir meyve veya birkaç adet bisküvi ile pratik bir öğün oluşturabilir ve bedenin uzun süre aç kalması engellenebilir. Uzun süre aç kalan vücut, aç kaldığı bu dönemde ihtiyacı olan enerjiyi depolardan karşılayacak ve dolayısıyla bu nedenle açlık hissedilmeyecektir; ancak daha sonra vücut yenilenleri kullanılan depoların yerine koyacaktır. Bu nedenle öğün atlamak yerine, kahvaltınızı geç yaptığınız için bunun paralelindeki diğer öğünlerinizi kaydırabilirsiniz ve böylece öğün atlamamış olursunuz.

Hafta sonu için güzel bir tatil planlayıp bedenlerini ve ruhlarını dinlendirenler, tatil sonrasının kabus olmaması için özellikle açık büfeden sağlıklı seçimler yapmalıdırlar. Her öğünde lif açısından zengin sebze, salata muhakkak tüketmelidirler. Yemeğe salata veya bir kase çorba ile başlamak sonrasında daha fazla yenilmesini de önleyecektir. Kızartma yerine ızgara veya fırında pişirilmiş et, tatlı büfesinden ise sütlü tatlılar, alkol olarak da şarap tüketilmesinde fayda vardır.

Beyin, yemeğe başlandıktan yaklaşık 20 dakika sonra tokluk merkezini uyarır. Dolayısıyla bu süreyi doldurmak ve daha fazla yememek için yemekte oyalanmak gerekir. Bunun için de ideal yöntem, gıdaları yavaş ve iyi çiğneyerek yemek yeme süresinin uzatılmasıdır. Bu hem fazla gıda alımını önler hem de alınan gıdaların daha kolay sindirilmesini sağlar. Tabağınızdaki yemekle oyalanmanız daha az yemenizde etkili bir yöntemdir.

Restorana kurt gibi aç gitmeyin

• Çay, kahve, kola gibi kafeinli içecekler fazla tüketilmemeli.

• Kan şekerinin dengelenmesi ve bağırsak hareketlerinin artması için her gün en az 30 dakika yürüyüş yapılmalı.
• Yemek yenecek mekana kurt gibi aç gitmemeli, sipariş vermeden ekmek sepetindekiler bitirilmemeli.
• Ekmek üzerine yağ sürülmemelidir; bu işlem en bayat ekmeğin bile lezzetli olmasına sebep olabilir.
• Mönüye göz atmak için iki dakika daha uzun süre harcanmalı.
• Lezzetli olduğu kadar besleyici de olan bir yemek seçilmeli.

Sağlıklı öneriler

• Kahvaltı günün en önemli öğünüdür, kesinlikle atlanmamalı. Kahvaltıda peynir, zeytin, kepekli ekmek, domates, salatalık, omlet, menemen veya haşlama olarak yumurtayı yavaş yavaş yemenizde fayda var.
• Kahvaltıda eğer kek tüketmek isteniyorsa, kepekli undan ve kurutulmuş meyvelerden yapılmış bir kek yenmeli.
• Öğle, akşam yemeği ve ara öğünler atlanmamalı, az az ve sık sık beslenmeli.
• Sıvı alımına dikkat edilmeli ve günde yaklaşık 2-2,5 litre su içilmeli.
• Bağırsak hareketlerinin düzenlenmesi amacıyla sebze ve meyve tüketimi artırılmalı. 
• Kızartmalar yerine ızgara, fırında ya da haşlama yöntemi ile pişirilmiş yemekler yenmeli.
• Yarım porsiyonlar sipariş edilmeli ya da tam porsiyon arkadaşlarla paylaşılmalı.
• Yenilemeyenleri eve götürme seçeneği olduğundan illa bitirmek için ısrar edilmemeli.

Haftanın öğüdü

Diyete kaldığınız yerden devam edin

Sağlıklı beslenme bilincinin edinilmesi elbette zor, bu nedenle diyetisyeninizden destek almanızda fayda var. Bu süreçte maalesef kaçamaklar da olabiliyor. En fazla da hafta sonunda. Eğer diyet programınızda olmayan sakıncalı yiyecekler yemişseniz diyetinize en baştan başlamak zorunda değilsiniz. En azından yediğiniz yiyeceklerin etkisini azaltmak için diyetisyeninizden bir-iki günlük detoks programı isteyebilir ve sonrasında kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Tabii ki bunu alışkanlık edinmemek şartıyla.

Haftanın yemeği

Çabuk pizza


Malzemeler: 2 dilim kepekli ekmek, 2 yemek kaşığı domates püresi, 30 gram mozarella peyniri, kekik, karabiber.

Yapılışı: 2 dilim kepekli ekmek üzerine 2 yemek kaşığı domates püresini, 30 gram az yağlı mozarella peynirini, çeşitli otları ve karabiberi koyun. Ekmekleri peynir eriyinceye kadar fırında pişirin. İstediğiniz kadar salatayla servis yapın.

YAZA GİRERKEN HANGİ YİYECEKLERİ NASIL TÜKETMELİYİZ?

Yaz aylarına girmemize sadece aylar kaldı.Bahar gülen yüzüyle önümüzdeki güneşli günleri müjdeler gibi..Çiçekler gibi renklenip, açılıp, saçıldığımız bu mevsimlerde kuşkusuz sıkı ve formda bir vücut, toksinlerden arınmış, dinç, sağlıklı bir beden hepimizin hayali..Kendimize bakmamız, bedenimizi güzel güneşli günlere de aynı kışın gösterdiğimiz hassasiyeti göstererek hazırlamamız, itinayla beslememiz ve korumamız gerekmektedir. Unutmayın çiçekler bile onları yaşamak için kullandıkları temel öğeleri edindikleri topraktan ayırdığınızda kurumaya, sağlıklarını yitirerek solmaya başlarlar. Bu nedenle işte size yaza geçiş aşamasında da sağlıklı, dinç ve formda olabilmek için çeşitli öneriler…

• Sadece bahar veya yaz ayına özel değil her zaman önerdiğimiz gibi bol su tüketin (günde 2,5-3 litre). Bol su tüketmek hem vücudunuzu forma sokmada hem de vücudunuzdan toksinleri atmanızda yardımcı olacaktır. Ayrıca bahar ve yaz aylarında vücut aşırı sıcak ortamlarda terlemeyle birlikte su, sodyum, potasyum gibi birçok öğeyi kaybettiği için su tüketimi ayrı bir önem kazanmaktadır.

• Sıvı ihtiyacı için suyun yanı sıra ayran ve sıvı oranı yüksek meyve ve sebzeler öncelikle tercih edilmelidir.

• Sıcaklık artışları metabolizmada bir miktar yavaşlamaya neden olur. Bu nedenle yaz aylarında kış aylarına nazaran daha az enerji alın.

• Bunun yanında bahar ayları davetkâr, taze havası ile iştahımızı açabilir, siz ise porsiyonlarınızı azaltma yoluna gidin ve çeşitli besinleri tüketin özellikle bahar ve yaz aylarında meyve-sebze çeşidinde ki artışlardan yararlanın ve bol bol meyve sebze tüketin (en az 5-6 porsiyon). Meyveleri kabuklarıyla tüketmeye özen gösterin. Yağ oranı düşük, lifli hafif gıdalar tercih edip aşırıya kaçmadan yemek yemeye çalışın. Kızartmalardan ise uzak durun.

• Ayrıca gazlı, şekerli ve kafein içeren içeceklerden uzak durun. Alkol metabolik stresi arttırıp yaşlanmayı hızlandırmaktadır bu nedenle alkollü içeceklerden de uzak durmaya çalışın. Fakat illaki alkol tüketmek istiyorsanız beyaz veya kırmızı şarap gibi daha az enerji sağlayan içecekleri tercih edin ve günde bayanlar için 1 erkekler için ise 2 kadehi geçmeyin.

• Yediğiniz yemeğin tuzuna bakmadan tuz eklemeyin.

• Şeker ve şekerli besinlerin tüketimini minimuma indirin.

• Sigarayı hayatınızdan çıkarmaya çalışın ve sigara içilen ortamlardan da uzak durun.

• Gün içinde egzersize zaman ayırın. Yaşınıza, kilonuza ve nabız hızınıza göre uzman eşliğinde kendinize bir egzersiz programı ayarlayın. Unutmayın günde yapacağınız en az yarım saat kadar tempolu yürüyüşün bile sağlığınıza ve formunuza katkısı çok büyüktür. Ayrıca nasıl olsa sporla yakıyorum harcadığım kalori kadar yiyebilirim yanılgısına düşmeyin. Harcanan kalori ile yiyecekler ile alınan kalori ve bu kalorinin vücutta kullanımı farklıdır.

• Son olarak yeterli düzeyde uyumaya özen gösterin.. Stresi kontrol altına alın.


Kaynak:  Feminen
 

Yeme Davranışı Bozuklukları

Günümüzde görülen yeme bozuklukları arasında anoreksiya nervoza, bulimia nervoza ve atipik yeme bozukluğu (kontrolsüz yeme ve binge-eating disorder) olmak üzere 3 rahatsızlık bulunmaktadır. Geçtiğimiz yıllara kadar, sadece üst ve orta sınıftaki ergen ve genç kadınlarda görüldüğü düşünülse de aslında bu bozuklukların toplumun daha geniş bir kesimini tehdit ettiği şimdi daha açık bir şekilde biliniyor. Yeme bozukluklarının genel toplumda olma riski ise ortalama %30. Bu durum, kadınlar arasında fiziksel görünüşün ve ince yapının önemi vurgulanarak kar-amaçlı kültürün gelişmesinin bir sonucu. Özellikle bazı sanayileşmiş batılı toplumlar zayıflığı, fiziksel güzelliğin en önemli parçası olarak görünüyor. Araştırmalar bu eğilimin özellikle son yıllarda daha da arttığını gösteriyor. Yeme bozuklukları sadece sık rastlanan hastalık değil aynı zamanda son 30 yıl içerisinde oranını 2 katına çıkartan bir hastalık. Ve hızla da ilerliyor. Bununla birlikte hastalığın görüldüğü yaş her geçen gün biraz daha düşüyor (5 yaş).

Yeme davranışı bozukluğu genellikle yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerde görülmektedir. Şişmanlıktan korkulması, genç kızlarda mankenlere özenti, gelişim sorunları, psikolojik etmenler nedenler arasındadır. Yeme bozuklukları, yediğinden suçluluk duyarak kusma, tiksinerek yememe veya bir daha yiyemeyecekmiş gibi aşırı yemeden dolayı açığa çıkmaktadır.

Daha çok genç kızlarda görülmekle birlikte aktör, manken, hostes ve dansöz gibi dış görüntüsü ön planda olan mesleklerde de ve son zamanlarda erkeklerde de görülebilmektedir. Yeme bozukluğu olan kişilerde homoseksüellik, aseksüellik, depresyon, anksiyete, kişilik bozuklukları ya da uyuşturucu madde kullanımı daha sık görülmektedir.

Vejetaryenler, atletler ve ölümcül kronik hastalığı olanlarda da yeme bozukluklarına sık rastlanır. Kalıtsal faktörler, yetiştirilme özellikleri, kültürel ve biyolojik özellikler kişinin yeme bozukluğu geliştirmesine önemli katkılarda bulunur.

Zayıflık hastalığı olarak bilinen anoreksia ve bulimia gibi yeme bozuklukları beyinde kalıcı hasarlar bırakabilmekte ve kilo kaybıyla birlikte beyin kütlesinde de azalma ve beyindeki kimyasal reaksiyonlarda değişiklik olabilmektedir.

ANOREKSİYA NEVROZA

Açlık hastalığı olarak da adlandırılan Anoreksiya'da besin alımına, kiloya ve zayıflığa karşı takıntılı olan kişiler zayıf olsalar dahi yemeği ve aç olduklarını redderler. Çok düşük kalorili bir diyet tükettikleri için vücut ağırlıkları zamanla azalır. Genellikle ergenlik döneminde başlamakta ortalama 17 yaş ama nadiren 40 yaşın üzerinde de görülebilmekte.

Anoreksiyalı bir kişi,

Kilo almaktan korkar, şişmanlık onlar için kâbus gibidir. Eski kilolarına ya da çevrelerinde görünüm olarak beğeni kazanan kişilerin kilosuna inmek için hedef belirler, gün içinde farklı zamanlarda tekrar tekrar tartılırlar. Toplum içerisinde ufak porsiyonlar tüketirler, aç olsalar bile tok olduklarını söylerler. Kısa sürede çok fazla kilo verirler. Kabızlık ve düzensiz menstürasyon sorunları vardır, tüylenme ve saç dökülmesi problemi yaşarlar. Normal miktarda besin tükettikten sonra mide bulantısı veya şişlik hissederler. Hiperaktif, depresif, korkak ve agresif olurlar. Gitgide sosyal çevrelerini kısıtlarlar. Sürekli spor veya ağır egzersizler yaparlar. Özellikle temizlik ve ders çalışma ile ilgili saplantılara rastlanabilir. Cinsel gelişimlerinde sorun olduğu gibi, cinsel isteksizlik ve diğer cinsel sorunlar da beraberinde gözlenebilmektedir.

BULİMİA NEVROZA

Psikolojik kökenli bir hastalıktır. Anormal yeme alışkanlığı ile kendini belli eder ve daha sonra kilo almayı önlemek için uygunsuz davranışlar gösterir, hasta kusar, laksatif ve diüretik ilaçlar alıp, lavman yaparak yediği yiyecekleri çıkarır. Aç kalırlar, ya da aşırı egzersiz yaparlar. Genellikle ergenliğin son veya erişkinliğin ilk dönemlerinde görülmektedir.

Bulimiyalı bir kişi,

Kendini iyi hissetmediği, karmaşa ve stres içerisinde olduğu zamanlarda veya diyetlerden sonra aşırı açlık duygusuyla tıkınmaya başlamakta rahatlama hissinden sonra suçluluk duygusuyla yenilen yiyecekleri çıkarmaktadırlar. Yemekten sonra ortadan kaybolmakta ve genellikle banyoya gitmektedirler. Depresif belirtiler veya bozukluklar, %30'unda uyuşturucu madde veya alkol bağımlılığı görülebilmektedir. Mide asidinin ağıza gelmesi ile diş çürükleri, mide delinmeleri, ellerin üzerine kusmak için zorlama sırasında oluşan diş izleri ve yaralar, adet düzensizlikleri görülebilmektedir.

ATİPİK YEME BOZUKLUKLARI

Fazla Yeme… kontrolsuz yeme…

Kendini kontrol edemeden yeme bir hastalık sayılmaktadır. Bulimikler gibi aşırı kalorili yiyecekler birden tüketilir ve ama vücutlarından atmazlar. Borderline bir kişilik bozukluğu sayılabilir. Bu kişilerin kimlik duygusunda, duygu durumunda ve ilişkilerinde sürekli bir tutarsızlık vardır. Çaresizlik duygularını yenmek için beden ağırlığı, biçimi ve yeme davranışları üzerinde aşırı bir denetim sağlamaya çalışırlar. Bunu başaranlarda anoreksia nervoza, başaramayanlarda ise kontrolsüz yeme nöbetleri görülmektedir.

Gece Yeme Sendromu… Binge eating…

Günlük enerjinin an azından %25'ni akşam yemeği ile ertesi sabah arasında geçen sürede almaktadırlar. Bu durum uyku bozukluklarına bağlı olabilir veya uyku apnesinin bir özelliği olarak da kabul edilebilmektedir. O nedenle bu hastalar gündüz uyuklar vaziyette dolaşırlar. Binge eating bir psikiyatrik hastalıktır, depresif bir davranış ile karakterize olmasına rağmen gün içindeki seyirleri birbirinden farklılık göstermektedir. Kontrol edilemeyen aşırı yemek yeme nöbetleri vardır ve obezlerin neredeyse %30'unda görülmektedir.
Hasta sabahleyin uyandığı zaman iyi durumdadır ve gün ilerledikçe ruhsal durumu bozulmaktadır.

TEDAVİ

Yeme bozukluklarının tedavisi zor. Mümkün olduğunca çabuk profesyonel yardım alınmalı. En iyi tedavi yöntemi tıbbi, psikolojik ve beslenme konsültasyonunu içeren kombine bir çalışma ile gerçekleşmektedir. Anoreksialı kişi tehlikede olmadığına ve yardıma gerek duymadığına inanır, Bulimialı kişi ise sorunun farkındadır ama tekrar kilo alma korkusu ile tedavi görmek istemez. Tedavi süreci birkaç aydan birkaç yıla kadar sürebilir. Ancak tedaviden sonra da tekrarlayabilmesi hala bir sorun olmaya devam edebilmektedir.


Kaynak:  Feminen
 
 

İştahı Azaltan Yiyecekler

İştah azaltıcı etkisi olduğu kanıtlanan 40 özel besini diyet yaparken deneyebilirsiniz. Bu besinlerin vücut üzerindeki etkileri, içeriklerindeki bazı maddeler ve görevleri şöyle sıralanıyor:

Karbonhidratlar

Kepek, buğday gibi tahıl ürünlerinde, sebze ve meyvelerde bulunur. İçeriğindeki lifler, sindirim sistemini harekete geçirir. Özellikle kompleks karbonhidratlar insanı tok tutarak açlık hissini engeller.

Triptofan

Proteinlerin büyük bir bölümünde bulunan bir çeşit aminoasittir. Triptofan, vücutta serotoninin oluşmasında ve hücrelere taşınmasında önemli bir görev alır. Serotonin ise iştah hissini azaltır. Özellikle muz, avokado, yulaf ve peynirde bulunur.

Krom

Bu oligoelement, vücuttaki insulin dengesini korur. Bu denge kan şekerinin düşmemesi veya azalmaması açısından çok önemlidir. Kan şekerinin düşmesi açlığa yol açar. Krom ihtiyacınızı karşılamak için fındık, ceviz gibi kabuklu yemişler, brokoli ve tahıl ürünleri yiyebilirsiniz.

Albümin

Bir tür taşıyıcı proteindir. Can sıkıntısını giderir ve iştahı kapatır. Bu protein, triptofan oluşturarak beyine taşır ve serotonin üretimini artırır. Bezelye, fıstık ve fasulyede bulunur.

Früktoz

Meyvelerden elde edilen doğal şekerdir. Kan şekeri dengesini kesinlikle etkilemez. Ayrıca yemek sonrası tatlı ihtiyacı duymanızı engeller. Çilek ve bal, fruktozun ana kaynağıdır.

İyot

Tiroit hormonlarının yapımı İçin gereklidir. Açlık duygusunun gelişmesini engeller. Balık, iyotlu tuz ve soğan, iyot açısından oldukça zengindir.

HAFTANIN ÖĞÜDÜ: İŞTAH KESEN ÖNERİLER

1. Karnabaharı ve brokoliyi hafifçe haşlayıp yoğurtla tatlandırın. Bu karışım lif açısından zengin olduğundan sizi uzun süre tok tutar.

2. Salatalığı iyice yıkayın ve kabuklarıyla birlikte ince dilimler halinde kesip üzerine bol bol dereotu serpin. Bu sebzenin kalorisi yok denilecek kadar az ve oldukça tok tutucudur.

3. Tatlı olarak 250 gr. mor eriği biraz tarçınla haşlayın. Bu meyve früktoz açısından oldukça zengin olmakla birlikte tatlı ihtiyacınızı da karşılayacaktır.

4. Albümin iştahı kapatır. Bir porsiyon yeşil fasulyeyi 20 dakika suda haşlayıp sirke, karabiber ve biraz tuzla tatlandırın. İsterseniz yağsız krema da katabilirsiniz.

5. 200 gr. ananası incecik doğrayın ve süzgeçten geçirin. İçine 100 gr. kefir ve taze nane ekleyin. Ananasın içindeki enzimler, protein sindirimini hızlandırdığından oldukça doyurucudur. Ayrıca selülit oluşumunu da engeller.

6. Kendinize yeşil salata, uskumru veya ton balığı, kivi ve portakaldan oluşan bir ziyafet hazırlayın. Balığın içeriğindeki İyot, tiroit bezinin İşlevlerini hızlandırdığından açlık hissi giderilir.

7. Öğünler arasında acıktığınızda kuru erik yiyin. Kuru erik kan şekerinin düşmesini engeller. Ancak fazla abartmayın. Çünkü bir kuru erikte 8 kalori var.

8. Haftada iki yumurta yiyin. Çünkü yumurtada bol miktarda triptofan var. Bu da neşenizin yerine gelmesini sağlar.

9. Enerjisiz kalmak için 1 demet maydanozu blenderden geçirip sebze suyla karıştırın. Bir-iki damla acı biber sosu ekleyin ve bunu bir güzel için. Bu içeceğin içindeki C vitamini ve bitkisel maddeler yağ yıkımını kolaylaştırır.

10. Kırmızı elmayı ince dilimler halinde kesip 1 çay kaşığı kıyılmış ceviz ve yarım çay kaşığı yonca balıyla karıştırın. Bu karışımın içeriğindeki değerli lifler hem doyurucu hem de bağırsakları çalıştırıcı etki gösterir.

11. Yağsız kaşarı ince ince dilimleyin ve siyah zeytin ile süsleyin. Üzerine 1 yemek kaşığı sirke dökün. Bu, birkaç saat için açlığınızı giderecektir.

12. Karaciğerlerinizi çalıştırmak için 10 adet enginar kökünü, içine 1 doğranmış soğan, karabiber tanesi ve yarım limon katılmış suda haşlayın. Daha sonra 1 çay kaşığı bal, iki sap kekik ve biraz limon suyunu kaynatın. Enginar köklerini süzün ve hazırlamış olduğunuz karışımın İçinde biraz pişirip çıkarın.

13. Bol bol böğürtlen yiyin. Böğürtlen sizi hem neşelendirir, hem de tok tutar. Kan şekerinizin yükseleceğinden korkmayın. Çünkü böğürtlenin İçeriğindeki doğal şekerler kan şekerini hiçbir şekilde etkilemez.

14. Kahvaltıda armut yiyin. Armutu rendeleyin ve yulafa katın. Bu karışıma biraz da yoğurt ekleyin. Armutun içeriğindeki früktoz uzun süre açlık hissetmemenizi sağlar.

15. Günü canlı geçirmek için kendinize yulaf ezmesi hazırlayıp içine kuru meyveler katın. Bu, karbonhidrat ihtiyacınızı karşılayacaktır.

16. Kendinize portakal ve 50gr. ıspanak yaprağından oluşan bir salata hazırlayın. Salatayı 50gr. yağsız yoğurt, bir tutam tuz ve karabiberden oluşan bir sosla tatlandırın. Hem enfeksiyonlara karşı korunun hem de midenizi doyurun.

17. Meyve suyunun içine katacağınız soda, magnezyum ihtiyacınızı karşılayacak ve açlığınızı giderecektir.

18. Bezelyenin içeriğinde de bulunan albumin, iştahınızı kapatmak için iyi bir besindir. Bu nedenle sık sık bezelye çorbası için.

HAFTANIN BESİNİ: ANANAS

Ananasta, Bromelain adlı protein sindirici bir enzim bulunmaktadır. Bromelain sindirimi kolaylaştırır ve bağırsaklardaki alkalin (alkalik) ortamı olumlu etkiler. Vücudun su tutması olarak bilinen ödemi azaltır. Antiinflamatuar (iltihap giderici) etkisi sayesinde romatoid artrit, sinüzit ve idrar yolu enfeksiyonları tedavisinde yardımcı olduğu da klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır Aşırı trombosit yapışkanlığını önlediği için doğal bir kan incelticidir. Bromelain’in balgam veya sümük yoğunluğunu azaltması, astım ve kronik bronşit hastalarına faydalı olabilmektedir. Bromelain; amoxicilin, erythromycin, penicillamine ve penicilin V gibi antibiyotiklerle beraber kullanıldığında destekleyici etkileşim yapmaktadır. UYARI: Bromelain heparin, warfarin ve aspirin gibi kan inceltici ilaçlarla beraber kullanılmaması tavsiye edilmektedir. Çok nadiren de olsa bazı kişilerde alerjik reaksiyonlar oluşturabilir veya kalp hızını (nabız) yükseltebilir.


Kaynak:  Feminen
 

Hijyenik Mutfaklar Sağlıklı Lezzetler

Günlük beslenme önerilerine dikkat ediyorsunuz, her besin grubundan yeterli ve dengeli tüketme ilkesine uyuyorsunuz peki bu kesinlikle doğru beslendiğiniz anlamına gelir mi? Maalesef hayır çünkü doğru seçimler yapmak, doğru porsiyonlar tüketmek kadar, sağlıklı yemek pişirme tekniklerine uymak da çok önemlidir. Evde ve toplu beslenme sistemlerinde, ön haşlama, derin yağda kızartma, haşlama, ağır ateşte pişirme, buharda pişirme, ızgara etme, fırında tencerede pişirme gibi... pek çok pişirme yöntemi uygulanmaktadır.

Yanlış pişirme yöntemleri, besinlerin yapılarında bazı değişikliklere ve vitamin kayıplarına neden olarak zararlı bileşikler oluşturabilir, kanser gibi kronik hastalıklara neden olabilir. Özellikle protein ve yağ içeriği fazla olan besinlerin (et vb.) direkt ateş ile temas ederek, dumanla tütsülenerek pişirilmesiyle kanser yapıcı maddeler oluşur.

Sağlıklı Mutfaklar için Sağlıklı Pişirme Teknikleri Önerileri:

Sebze Meyveler:

Sebze ile meyvelerin uygun koşullarda saklanmaması ve pişirilmemesi halinde, mikroplara karşı koruyucu maddelerin etkisiz hale geldiği bildirilmiştir. Örneğin; meyvelerin kesildikten ya da suyu sıkıldıktan sonra bekletilmemesi gerekir.

Taze sebzeler önce ayıklanmalı, yıkanmalı, sonra doğranmalı ve yeteri kadar su ile pişirilmelidir. Vitamin mineral kaybını minimalize etmek için mümkünse sebzeleri elinizle büyük parçalar halinde doğramalı, bıçakla kesmemelisiniz. Sebze haşlarken vitamin değerlerinin kaybolmaması için suyu sebzelerin üzerine bir parmak çıkacak şekilde koymalısınız. Taze fasulyenin kılçıklarını ise haşladıktan sonra keserseniz vitamin değerinin kaybolmasını önlerseniz.

Türk mutfağında neredeyse her yemekte bulunan soğanın pişirme şekli de maalesef yanlıştır. Soğan içeriğindeki yararlı öğeler yağda kavrulurken yok olmaktadır. Bunun için sebze yemeklerinde harç hazırlarken et ve/veya domates suyla hafif sotelenip, soğan sebzelerden 3-5 dakika önce katılmalıdır. Sebze yemeklerinde vitamin ve mineral kaybını önlemek için en doğru olan, çok az suda, kapağını sıkça açık kapatmadan pişirmek gerekir.

Taze sebzeleri yağda kızartmayın, fazla kalori alma tehlikesi dışında kanserojen etki oluşturabilirsiniz. Sebze ve kuru baklagilleri yıkamadan yemeyin, pişirmeyin. Çünkü tarım ilaç kalıntılarını pişirme yolu ile yok edemezsiniz.

Süt ve Süt Ürünleri

Sütlü tatlı yaparken de süt, un ve şeker birlikte pişirildiğinde sütün besin değeri azalır. Şekerdeki karbonhidrat sütteki protein ile birleşince bir tepkime oluşur ve kanserojen maddeler açığa çıkar. Bu nedenle şekerin uzun süre ısıya maruz kalmasından kaçınılmalıdır. Örneğin muhallebi pişirirken şeker ocaktan indirdikten sonra eklenmelidir. Reçeli de çok kaynatmamalısınız.

Et ve Et Ürünleri

Etler hemen tüketilmeyecekse birer yemeklik miktarlarda, yassı şekilde paketlenmiş olarak normal buzdolabı buzluklarında 1 hafta, derin dondurucularda 3-4 ay süreyle saklanabilir.

Dondurulmuş besinler, özellikle etler, buzu çözdürüldükten sonra yeniden dondurulmamalı. Buz çözme işlemi, oda sıcaklığında, soba/radyatör üzerinde ve altında, hafif ateşte veya güneşli yerlerde yapılmamalı, buzdolabının alt raflarında bekletilerek gerçekleştirilmeli. Çözülmüş besinler de bekletilmeden pişirilmelidir. Limon suyu etleri yumuşatır. Sert etler bile limon suyu ilave edilerek pişirilirse hem yumuşak ve lezzetli olur, hem de çabuk pişer. Yine balık için de benzer durum geçerlidir. Derin dondurucudan çıkmış bir balık pişirecekseniz çözülmüş balığı bir süre sütte bekletmelisiniz bu hem oluşabilecek kötü kokuyu önler hem de çıtır çıtır bir lezzet katar.

Eti 35 dakika süreyle ızgara yaparsanız veya 5 dakika süreyle kızgın yağda kızartırsanız, kanserojen maddeler oluşmaktadır. Eti sebzelerle birlikte pişirirseniz - türlü, kıymalı taze fasulye gibi- o zaman zararlı madde oluşumunu çok büyük oranda önlemiş olursunuz. Eti tek başına yemek yerine daha çok sebze ile karıştırarak yemek her zaman daha sağlıklıdır.

Yumurta pişirirken önce yumurtayı güzelce ovarak yıkayın, haşlama suyu kaynama noktasına geldikten sonra toplam süre 12 dakikayı bulana dek kaynatın. Ancak kesinlikle sıcak su içerisinde bekletmeyin bu yumurta sarısı etrafında yeşil bir halka oluşmasına neden olur bu hem besleyiciliği azaltır hem de göz zevkini bozar.

Balık alırken; parmakla bastığınızda iz kalmıyor, kaslar hemen düzeliyorsa, gözleri parlak ve lekesiz, solungaç kısımları kırmızı ise balık tazedir. Bayat balık ayrıca, kokusuyla kendini ele verir. Tavuğun kalitesi ise öncelikle bilinen bir marka olmasından ve daha sonra göğüs etinin dolgun ve sıkı olmasından anlaşılır. Tavuk tazeyse göğüs kemiğinin ucu esnek olur. Tavuğun derisinde oluşan mavi lekeler bozulma işaretidir.

Konserve alırken dikkat

Kapakları bombeli konserveler, sağlık için son derece tehlikelidir ve zehirlenmelere yol açabilir. Mutlaka son kullanma tarihlerini kontrol etmelisiniz. Konservelerin suyu dökülmemelidir.

Kuru baklagiller

Kuru baklagil ve tahılları kuru, nemli olmayan yerlerde saklayın aksi takdirde küf toksinleri oluşturabilirsiniz. Kullanmadan önce çok iyi ayıklayıp, bir gün önceden ıslatın, ıslatma suyunu dökün ancak haşlama suyunu dökmeyin.

Dikkat:

Özellikle salça, turşu, reçel vb. gibi besinleri boşalmış deterjan ve ilaç kutularında, boyalı plastiklerde saklamayın. Kurşun ve kanser yapıcı diğer maddeler yiyeceğe geçer.

Küf ve toksin üremiş besinlerden uzak durun.

Tarhana, kuru sebzeler gibi güneşte kurutarak hazırlanan besinlerde gazete kağıdı yerine temiz bezler kullanın ve yerlere sermek yerine masa üzerinden işlemi gerçekleştirin.


Kaynak:  Feminen
 
 

Sizce Beslenme Meme Kanserini Önlemede Ne Derece Etkili?

Bugün artık meme kanseri kadınların korkulu rüyası niteliğini kazanmış bir kanser türüdür. Kadınlarda en çok görülen kanser meme kanseridir. Prevelansı tüm dünya ülkelerinde özellikle de gelişmiş ülkelerde oldukça yüksektir ve meme kanseri sebebiyle meydana gelen ölümlerin sayısı her geçen gün daha da artmaktadır.

Meme kanseri ülkelerin birçoğunda kadınlar açısından ele alındığında en yaygın kanser türü olarak nitelendirilmektedir. Bunun yanı sıra yaşamları boyunca her dokuz kadından birinin bu hastalığa yakalanacağı işaret edilmekte ve gelecek on yıl içerisinde de dünya genelinde yaklaşık olarak beş milyon kadının bu hastalıktan etkileneceği ifade edilmektedir. Meme kanseri kadınlarda yalnız en çok görülen kanser türü değildir, aynı zamanda batı ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkede kanserden olan ölümlerin başlıca nedenleri arasında sayılmaktadır.

Dünya nüfusu içinde meme kanseri prevelansı Asya ülkelerinde ve gelişmekte olan ülkelerde Batı ülkelerinden beş kez daha az görülürken prevelansı gelişmiş ülkelerde daha yüksektir. Türkiye açısından bakıldığında ise, kadınlar arasında en sık görülen on kanser tipi içerisinde meme kanseri birinci sırada yer almaktadır. Ülkemizde kadınlarda meme kanseri Sağlık Bakanlığı 1999 yılı sağlık istatistiklerine göre %24,1 olarak ilk sırada yer almaktadır. Bu sonuçlar gerek Türkiye’de gerekse dünyada meme kanserinin önemini ortaya koymaktadır.

Meme kanseri nasıl gelişir ve risk faktörleri nelerdir?

Memede salgı yapan hücreler tarafından oluşturulan lobül (süt bezi) adı verilen yapılar bulunmakta, lobüllerin birleşmesiyle de loblar oluşmaktadır. Lobüller birbirlerine süt kanalları ile bağlanmakta ve süt kanalları da meme başına doğru birleşmektedir. Meme kanseri lobülleri veya süt kanallarını oluşturan hücrelerin kontrolsüz olarak çoğalmaları sonucu gelişmektedir.

Meme kanserinin oluşmasında genetik ve çevresel pek çok faktörün etkisi bulunmaktadır. Ailede meme kanserinin varlığı, menarş ve menopoz yaşı, ilk gebelik yaşı, emzirme, düşükler, doğum kontrol hapı kullanımı, hormon tedavisi, sosyoekonomik durum, eğitim durumu, obezite, fiziksel aktivite, pestisitlere maruziyet, sigara kullanımı, beslenme gibi pek çok faktöre bağlı olarak meme kanserine yakalanma riski artmakta veya azalmaktadır.

Risk faktörleri meme kanserini nasıl etkiler?

• Aile bireyleri arasında özelliklede anne, kız kardeş gibi meme kanserine yakalanmış bireyin bulunması, hücre DNA’sında meydana gelen hasarın tamirinde rol oynayan ancak mutasyona uğramış olan ve bu şekilde nesilden nesile aktarılmış olan BRCA1 ve BRCA2 genlerinin taşınması da meme kanserine yakalanma riskini artırır.

• Menarş yaşının erken olması öte yandan da menopoza geç girilmesi fertil çağı uzatmakta, bu sırada meme bezleri daha uzun süre östrojen hormonu etkisi altında kalmakta ve meme kanseri riski artmaktadır.

• İlk doğumun yapıldığı yaş önemlidir. İlk doğumunu otuz yaşından sonra gerçekleştiren kadınlarda meme kanseri görülme riski, yirmi yaşından önce gerçekleştirenlere göre daha fazladır. Ergenlikle kadının memesinde başlayan değişim ve gelişim, gebelik ile tamamlanmaktadır. Gebelik tamamlanana kadar memedeki hücreler, genetik değişikliklere açık hücrelerdir. Geç gebelik, hücrelerin genetik değişikliğe açık olma süresini uzatmakta ve kanserojen etkenlere maruz kalma süresini artırmaktadır. Hiç çocuk doğurmayan kadınlarda ise risk bu nedenle yükselmektedir.

• Emzirme meme kanserine karşı koruyucu bir faktördür. Özellikle emzirme süresinin uzun olması meme kanserine yakalanma riskini azaltmaktadır. Çocuklarını 24 ay emziren kadınların meme kanseri riski, çocuklarını 1-6 ay emziren kadınlara göre daha azdır.

• Gebelik sırasında meme hücrelerinin çoğaldığı bir sırada meydana gelen düşükler, meme hücrelerinin kanserojenlere duyarlılığını artırmakta ve meme kanseri riski artmaktadır.

• Doğum kontrol haplarının hamileliği ve menopoz semptomlarını önlemesi sebebiyle meme kanseri riskini artırdığı üzerinde durulmaktadır. Doğum kontrol haplarının östrojen bileşenleri içermesi nedeniyle de meme kanseri riskini artırdığı; ancak hap kullanmayı bıraktıktan on yıl sonra bu riskin tamamen ortadan kalktığı belirtilmektedir.

• Meme kanseri teşhisi konan kadınların % 70’i, menopozun görüldüğü 50 yaşın üzerindedir. Menopoz nedeniyle uzun süre (5–10 yıldan fazla ) östrojen tedavisi gören kadınlarda, meme kanseri riski artmaktadır.

• Sosyoekonomik düzeyi ve eğitim düzeyi yüksek olan kadınlarda meme kanseri görülme oranı daha fazladır. Sosyoekonomik düzeyi yüksek olan ailelerin çocukları daha iyi beslendikleri için daha erken gelişmekte ve daha erken yaşta menarş gerçekleşmektedir. Buna bağlı olarakta doğurganlık süresi uzamaktadır. Ayrıca eğitim ve iş nedeniyle daha geç evlenilmesi, daha çok doğum kontrol hapı kullanımı, daha geç çocuk doğrulması meme kanseri riskini artırmaktadır.

• Fiziksel olarak pasif bir yaşam biçimi hem şişmanlığa neden olur. Sedanter bireylerde meme kanseri riski daha fazladır.

• Şişmanlık, yüksek yağlı beslenme ve gereksinimden fazla yeme olarak tabir edilen, meme kanseri için oldukça önemli bir risk faktörüdür. Şişmanlıkta yağ hücrelerinde vücut içi östrojen sentezi gerçekleşmekte, bu ise meme hücrelerine giren serbest östrojen oranını artırarak, meme kanseri gelişimine neden olabilmektedir.

• Besinlerle alınan pestisitler, meme hücrelerinde östrojen aktivitesi yaparak, farklılaşmalara, aşırı bölünmelere neden olarak meme kanseri riskini artıran diğer bir risk faktörüdür.

Beslenme ne kadar önemli bir faktördür?

Beslenme belki de en önemli meme kanseri risk faktörüdür. Yanlış beslenme alışkanlıkları riski artırır, ancak sağlıklı beslenme alışkanlıkları riskin azaltılması açısından son derece önemlidir.

Yağlar özellikle doymuş yağlar meme kanser riskini artırmaktadır. Tekli doymamış yağ asitleri özellikle zeytinyağında bulunan oleik asit meme kanserine karşı koruyucu bir etki göstermektedir. Çoklu doymamış yağ asitlerinden omega-3 yağ asitlerini içeren besinler (balık, kanola ve soya yağı gibi) meme kanseri riskini azaltmaktadır. Ayrıca yağdan zengin bir diyet şişmanlıkla ilintili olduğu için beslenmede yağ miktarına dikkat edilmeli, tam yağlı ürünler yerine yarım yağlı veya yağsız olanlar tercih edilmelidir.

Diyet posası östrojenin barsak florasında geri emilimini engelleyerek, dışkıyla atılmasını sağlar, bu nedenle diyet posası meme kanserine karşı koruyucudur. Beslenmede posanın önemli kaynakları olan sebze ve meyvelere yer verilmeli, ancak pestisit alımını minimuma indirmek için iyi yıkamaya dikkat edilmelidir. Sebze ve meyveler aynı zamanda biyoaktif ve kanser önleyici pek çok bileşiği de yapılarında bulundurmaları nedeniyle meme kanserine karşı koruyucu etkiye sahiptirler.

A, C, E vitamini gibi vitaminlerin ve selenyum gibi minerallerin antioksidan özelliklerinden dolayı, meme kanserine karşı koruyucu oldukları gösterilmiştir. D vitamini ve kalsiyumun da olumlu etkileri bulunmaktadır. Beslenmede bu vitamin ve minerallerin tüketimine yer verilmelidir.
Kafein tüketiminin meme kanseri ile herhangi bir ilişkisi bulunmazken, alkol ve sigaranın meme kanseri ile pozitif bir ilişkisi bulunmaktadır. Sigara çeşitli kanser yapıcı maddeler içermekte, alkol ise vücut içi östrojen seviyelerini artırmaktadır.

Fitoöstrojenler hormon benzeri yapılardır, meme dokusunda östrojen reseptörlerine bağlanarak, östrojenin olumsuz etkisini engellerler. Bu nedenle beslenmede soya fasulyesi, sebze ve meyveler, tam tahıl ürünleri gibi fitoöstrojenlere yer verilmelidir.

Sonuç olarak meme kanseri çeşitli etkenlere bağlı olarak gelişmektedir, beslenme şeklimiz en temel etkisi bulunan faktördür. Besinler bir yandan kanser yapıcı, diğer yandan kanseri önleyici maddeleri birlikte içerir. Beslenme şeklimizde yapacağımız değişiklikler besinlerle alınacak kanserojen veya kanser yapıcı olmayan bileşiklere de etki edeceğinden, doğru bir beslenme alışkanlığı edinmek bizi meme kanserine karşı koruyacaktır.


Kaynak:  Feminen
 

Yazın En Büyük Sıkıntısı Selülit

Yaz aylarına çok az kaldı… Bahara daha yeni merhaba diyorduk ki işte kısa süre sonra yaza gireceğiz. Bayanların en büyük sıkıntıları ise bir güzellik kusuru olarak kabul ettikleri selülit. Özellikle yaz aylarında kumsallarda maalesef bu gözler önüne serilen, derinin alt tabakasında, yağ dokusunun hemen çevresinde oluşan ve derinin üst bölümünde pütür pütür görüntü bırakan bir hastalık. Keşke sihirli bir değnek olsa ve anında bu problemimizi ortadan kaldırabilse ne hoş olurdu öyle değil mi?

Maalesef hayatta masallardaki gibi kullanabileceğimiz sihirli bir değnek yok. Fakat selülitle baş edebilme konusunda yapabileceklerimiz var!!

Özellikle kadınlarda görülen ve deri altı yağ hücre gruplarının kan ve lenfatik dolaşımını bozmasıyla oluşan selülit, deride çöküntülerle ve portakal kabuğu görünümüyle kendini gösteriyor.

Selülit daha çok ergenlik, hamilelik ve menopoz gibi hormonların daha çok değişime uğradığı dönemlerde ortaya çıkıyor olmasına rağmen, kişinin genetik yapısı, metabolizma hızı, dolaşım sistemi, sindirim ve boşaltımda yaşadığı sorunlar, doğum kontrol hapları, alınan hormon ilaçları, dengesiz ve düzensiz beslenme, aşırı hareketsizlik, stres, sigara ve alkol tüketimi de selülit oluşumunda etken faktörlerdir.

Sıklıkla bölgesel olan selülit, kilolu, zayıf, balık etli, uzun, kısa her yaştaki erişkin kadında görülebiliyor. Selülit nadiren erkeklerde de oluşuyor, ancak kadınlarda daha büyük sorun olması, östrojen hormon düzeyinin onlarda daha fazla olmasıyla ilgili. Selülitin tek nedeni östrojen değil; başka tetikleyiciler de var. Sigara damarların en büyük düşmanı. Güçlü bir damar daraltıcı özelliğe sahip olan sigara, cildin yeterince beslenmesini engelleyerek selülite neden oluyor. Hareketsiz yaşam biçimi, sürekli bacak bacak üstüne atarak oturmak, çok dar pantolon ve diz altı çorap giymek de dolaşım sistemini ve lenf sisteminin düzenli çalışmasını engelleyerek selülite yol açabiliyor. Bunlar, kişinin yaşam tarzı ve alışkanlıklarına bağlı etkenler. Ancak selülitin, kan dolaşımındaki bozukluklar, ailesel yatkınlıklar ve hormonal etkenler gibi elimizde olmayan nedenleri de var.

Selüliti önlemek için ilk alınacak önlem, sigarayı bırakmak. Düzenli spor yapmak yalnızca genel vücut sağlığı için değil, selüliti önlemek için de çok önemli. Günde 30-60 dakika yapılan yürüyüş, bisiklete binmek veya merdiven inip çıkmak kan dolaşımını düzenleyerek selülit oluşumunu engelliyor. Yalnızca kilo vererek selülitten kurtulmak mümkün değil. Beslenme alışkanlığını değiştirip, bilinçli beslenmeye geçmek önemli. Beslenme ne kadar tek yönlü olursa, selülit de o kadar çabuk oluşuyor. Özellikle fast food ve hazır yemekler dokuları kötü yönde etkiliyor. Hayvansal yağlar, fazla şeker ve tuz da oldukça zararlı. Bunlar yağ hücrelerini şişiriyor, dokularda su birikmesine yol açıyor ve vücudun atıklardan temizlenmesini önlüyor. Günlük beslenme programında tuz, şeker ve yağdan fakir, sebze ve meyvelerden zengin bir diyet kan dolaşımını artırıp bağırsakların düzenli çalışmasını sağlıyor. A ve C vitamini alımını artırmanın selüliti azalttığı düşünülüyor. Bu nedenle, mutlaka günlük meyve tüketimine özen göstermek gerekiyor. Bol lifli gıdalar ve çinko alımı da selüliti engelliyor. Selülit önlemekte bol su içmek de önemli. Su, idrar oluşumunu artırarak vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlıyor.

Beslenmeye ve yaşam biçimine yönelik alınacak önlemler

• Günde en 2,5-3 litre su içilmeli.
• Günde 30-60 dakika egzersiz yapın,hayatınıza hareket katın
• Rafine şekerlerden uzak durulmalı ve günlük tuz tüketimi azaltılmalı.
• Yemeklerde kullanılan yağ miktarı azaltılmalı.
• Alkol, sigara, koyu çay-kahve ve gazlı içeçek tüketimi minimuma indirilmeli.
• Yemekleri pişirirken kızartma yerine haşlama ya da buğulama yöntemi tercih edilmeli.
• Mümkün olduğunca mevsiminde ürünler tüketmeye özen göstermeli, dondurulmuş ve konserve ürünlerden kaçınılmalı.
• Metabolizmanın düzenli çalışması için öğün atlamamaya özen gösterilmeli.
• Çok sık kilo alıp vermekten kaçınılmalı.
• Günlük alınan posa miktarı artırılmalı, posanın en iyi kaynakları sebze, meyve ve kurubaklagiller mutlaka beslenme sisteminin içerisinde yer almalı.
• Stresten uzak durmaya çalışın.

Sihirli Değnek Yok! Ama Selülite Destek Tedavi İle Kısa Zamanda Sonuç Alınabilmekte!!

Selülitle baş etme beslenme ve yaşam biçiminin sağlıklı bir şekle dönüştürülmesi yanında selüliti azaltma amaçlı tedavilerle de desteklenirse, işte o zaman kısa zamanda sonuç alınması sağlanmaktadır. Selülitle savaşmak için günümüzde tıp doktorları, uzay bilimciler ve kozmetologların işbirliği ile uzun yıllar süren araştırmalar neticesinde geliştirilen, özellikle akut lenf dolaşım bozukluklarının tedavisinde önemli yer tutan, toksin arındırma ve vücut sıkılaştırma amaçlı kullanılan “Vacustyler”, ”SPM Vacupress”, “Slide Styler” vb.. uygulamalar bulunmaktadır. Yani yaşam tarzı değiştirmek, beslenme biçiminizi sağlıklı bir hale getirmekle beraber, uzman terapistlerce kişisel ihtiyaçlarınız ve hedefleriniz doğrultusunda özel programların belirlenmesiyle, selülit tedavisinde kısa zamanda sonuç almanız artık çok uzak değil..Bu uygulamaların yanında selülit tedavisinde masajın da ayrı bir önemi bulunmaktadır.Ayaktan başlanarak diz, baldır ve kalçalara kadar uygulanan selülit masajı sayesinde bozuk kan dolaşımı yeniden düzenlenmekte, toksik maddelerin atılması ve hücrelere daha iyi oksijen gitmesi sağlanmaktadır.Böylece selülit tedavisi etkin bir biçimde uygulanabilmektedir.


Kaynak:  Feminen
 

Beslenme Ve Metabolizma

Metabolizmanızın devamlılığı için beslenme sisteminizde bütün besin gruplarına yer vermelisiniz. Metabolizma hızının kilo alıp vermede önemli etkisi olduğunu unutmayın!

Metabolizma, vücudun temel fonksiyonlarını devam ettirebilmek için bir günde ihtiyacı olan minimum enerji miktarıdır. Dinlenme anında vücudun kalori harcama hızına bakılarak ölçülür ve kişiden kişiye değişiklik gösterir. Yemek yeme, uyuma, temizlenme ve benzeri faaliyetler sırasında vücudumuz devamlı kalori yakar.

Metabolizma vücut bileşimleri tarafından etkilenmektedir. Bu bileşimler, vücuttaki kas ve yağ dokularının birbirlerine oranıdır. Kaslar vücutta yağlardan daha fazla kalori kullanırlar. Kaslı bir vücuda sahip kişilerin, daha az vücut yağına sahip olmalarından dolayı daha hızlı metabolizmaları vardır. Örneğin aynı boy ve kiloda olan iki kişiyi ele alalım. Bunlardan düzenli olarak aerobik yapan, vücut geliştirme, fitness ve benzeri aletli programları uygulayan kişinin vücut yağ oranı daha düşüktür. Diğeri ise hiçbir sportif aktivite yapmadığı için vücut yağ oranı öbürüne oranla daha yüksektir ve dolayısıyla metabolizma hızı da yavaştır. Başka bir deyişle, birinci kişinin vücut fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için, ikinci kişiden daha fazla kalori harcaması gerekir.

İnsan vücudunun yüzde 63'ü su, yüzde 22'si protein, yüzde 13'ü yağ ve yüzde 2'si de mineralden oluşur. Vücudumuzdaki her bir molekül yediğimiz yiyeceklerden ve içtiğimiz sudan meydana gelir. Yüksek kalitede ve doğru seçimlerle yediğimiz besinler bizi sağlıklı kıldığı gibi hastalıklara yakalanmadan bir ömür sürmemizi de sağlar.

Gerekli besinler

Vücudumuzun altı çeşit besine ihtiyacı vardır. Üç ana yapı karbonhidrat, protein ve yağlardır. İkisi vücuttaki enzimleri ve kimyasal reaksiyonları teşvik eden vitamin ve minerallerdir. Son besin grubu ise liflerdir.

Karbonhidratlar bize enerji sağlar, beyni besler, protein yakımının kontrolüne yardımcı olur ve toksinlerle savaşır. Yediğimiz yağlar ve et içermeyen yiyeceklerin çoğu bize karbonhidrat sağlar. Yalnız bunlar hem besin değerleri hem de sağladığı enerji çeşidi bakımından farklılıklar gösterir. Basit karbonhidratları daha çok "şekerler" olarak tanırız. Bunları şekerin kendisinden alabileceğimiz gibi bal, çoğu meyve ve sebzelerden de temin edebiliriz. Basit karbonhidratlar tatlıdır ve kolay sindirilir. Bize hızlı bir şekilde enerji sağlarlar ama karbonhidrat kaynağımızın temelini oluşturmamalıdırlar.

Asıl karbonhidrat kaynaklarımız kompleks karbonhidrat ve nişastalar olmalıdır. Kompleks karbonhidratlar pirinç, şehriye, nişasta, buğday ve diğer hububatlar, kurubaklagiller, meyve ve lifli sebzelerdir.

Proteinler vücudun yapıtaşlarıdır. Kemik ve kas oluşturmanın yanı sıra onarımlarını da yaparlar, sindirime yardımcı olurlar ve bağışıklık sistemini beslerler.

Proteinimizi temel olarak et, balık, süt ürünleri, fındık ve az miktarda da sebzelerden sağlarız. Sıklıkla birinci ve ikinci kalite, tamamlanmış ve tamamlanmamış ya da yüksek ve düşük kalite proteinlerden söz edildiğini duyarız. Bu terimler proteinlerin sağladığı aminoasitlerle ilgilidir. Hayvansal kaynaklı proteinler vücudun ihtiyaç duyduğu sekiz temel aminoasidi içerir. Fakat bitkisel proteinler bunların bazılarını içermez.

Yağlar genellikle diyetin düşmanları olarak bilinir fakat onlarsız da yapamayız. Vücudun gelişmesi, yenilenmesi, vücut sıcaklığının sabit tutulması ve yaşamsal organların korunması için yağlara ihtiyaç vardır. Yağlar konsantre enerji kaynaklarıdır. A, D, E ve K vitaminlerini de içerirler.

Kas dokunuzu artırmalısınız

Metabolizmamızın devamlılığı için, sağlıklı olarak bütün besin gruplarını içeren bir beslenme sistemine girmemiz gerekmektedir. Alınan günlük enerjinin yüzde 55-60'ının karbonhidratlardan, yüzde 15-20'sinin proteinlerden, yüzde 20-25'inin yağlardan elde edilmesine dikkat edilmelidir.

Metabolizma hızının kilo alıp vermede de önemli etkisi var. Bazal metabolizma hızınız ne kadar düşükse, kilolu olma ihtimaliniz de o kadar yüksektir. Eğer hızlıysa şanslısınızdır, vücudunuz enerji sağlamak için daha hızlı kalori yakıyor demektir. Eğer yavaşsa çok fazla kalori almamalısınız, ihtiyacınızdan fazlası yağ olarak depolanacaktır. Kiloluysanız ilk işiniz metabolizmanızı hızlandırmak olmalı. Bunu yapmak için de kas dokusunu artırmanız gerekli. Kas dokunuz ne kadar fazlaysa metabolizmanız da o kadar hızlanır, ince kalma şansınız artar. 40 yaşından sonra kas dokusu azalmaya başlar. Bu nedenle düzenli egzersizle metabolizmayı hızlandırmak ve vücut fonksiyonlarının daha mükemmel olmasını sağlamak sağlıklı yaşam için bir koşuldur.

Yavaş bir metabolizmaya sahip olduğunuzda üşüme, kuru bir cilt, yavaş nabız, düşük tansiyon ve peklik gibi birçok rahatsızlığı da kabullenmiş olmaktasınız.

Haftanın öğüdü

Vitamin ve mineralsiz olmaz

Vitaminler büyümemiz, gelişmemiz ve sağlılığımızı korumamız açısından hayati öneme sahiptir. Vitaminlerin yediğimiz gıdalardan enerji üretiminden, saç ve deri sağlığını korumaktan ve vücudun diğer besinleri kullanabilmesini sağlamaya kadar pek çok rolü vardır. Eksiklikleri ciddi hastalıklara yol açabilir fakat fazlası da tehlikelidir. Mineraller ise vücudumuzun kemik, tırnak, diş ve kan hücrelerinin oluşumu için yeryüzü türevli inorganik madde ihtiyacını karşılar. Sağlıklı ve dengeli bir beslenme ile bunların hepsini sağlamak mümkündür.

Haftanın besini

Sudan vazgeçmek mümkün değil

Yediğimiz besinlerin sindirimi, emilimi ve hücrelere taşınması, hücrelerde yaşam ve sağlık için gerekli biyokimyasal tepkilerin oluşması, hücrelerin, dokuların, organ ve sistemlerin çalışması, metabolizma sonucu oluşan zararlı maddelerin taşınması ve atılması, vücut ısısının denetiminin sağlanması, eklemlerin kayganlığının sağlanması için mutlaka su içmeliyiz.


Kaynak:  Feminen
 

Tavuklu Bastilla (Fas Mutfağı)

Malzemeler; 1 küçük tavuk; 2 çorba kaşığı tereyağı( Biz 2 yemek kaşığı sıvı yağ kullanmanızı öneririz fakat tarifin aslı tereyağdır ); 1 büyük soğan, ince doğranmış; 2/3 fincan soyulmuş, doğranmış badem; 2 tatlı kaşığı rendelenmiş zencefil; 2 tatlı kaşığı toz şeker; 1/8 tatlı kaşığı safran; 5 adet yufka; 3 çorba kaşığı taze kişniş; bir miktar zeytinyağı; 1,5 tatlı kaşığı tarçın; tuz, karabiber; 3 çorba kaşığı doğranmış maydanoz; Servise sunarken kullanmak üzere pudra şekeri ve tarçın… 4 yumurta;

Yapılışı ; Tavuğu, soğan, zencefil, safran, kişniş, 1 tatlı kaşığı tarçın, maydanoz, tuz ve karabiberle birlikte tencereye koyun. Tavuğun üzerini kaplayacak kadar su koyun; üstünü kapayın, tavuk yumuşayıncaya kadar ağır ateşte yaklaşık 45 dakika pişirin. Önceden fırını 200-250 derecede ısıtın. Tavuğu ayrı bir kaba çıkarın. Pişirme suyunu koyu bir sos oluncaya kadar kaynatın ve bir kenara koyun. Tavuk elle tutulabilecek kadar soğuyunca derisini soyun. Kemiklerini ayırın ve iri parçalar halinde doğrayın. Yoğunlaşmış sosun yarısına çırpılmış yumurtaları ve tereyağını(sıvı yağı) karıştırıp, yumurtalar pişinceye kadar ağır ağır pişirin. Bir kenara koyun. Bademleri yağsız olarak, sık sık karıştırarak, hafifçe kahverengileşinceye kadar kavurun. Bademlerin üzerine geri kalan tarçını ve şekeri ekleyin. Fırın tepsisini biraz yağlayın. Yufkaları ikiye bölün. Toplam 10 parça “bastilla” olacak Her parçanın ortasına sos olmuş pişirme suyunu yayın. Onun üzerini yumurtalı karışımla kaplayın. Üzerine tavuk parçalarını ve bademleri koyun. Yufkanın kenarlarından bohça olacak şekilde katlayın. Burada altta kalan yufka katının ince olmamasını sağlayın; mesela altta da iki kat yufka olsun. Yani bir şekilde bohçanın eksik veya ince kalan yerlerini daha fazla yufkayla takviye edebilirsiniz. Bu kaplama ve bohçalamaları yaparken katmanları zeytinyağlamayı unutmayın.

Hazırladığınız 10 adet “bastilla”yı önceden ısıtılmış fırında 25-30 dakika (ya da kızarıncaya, gevrekleşinceye kadar) pişirin. Servis yaparken, “bastilla”ların üzerine gezdirerek pudra şekeri ve tarçın ekleyin.

CİLT BAKIMI

Cildiniz sağlıklı bedeninizin aynasıdır. Sağlığınız aynı zamanda cildinize yansır, çünkü vücudunuz vitamin, mineral ve önemli elementleri cilt altında depolar ve iç organlarımızda ihtiyaçlarını buradan karşılarlar.Eğer vücudunuz gün içinde mevsimsel, hormonal değişiklikler, hava kirliliği, aşırı stres, yaşam tarzı gibi nedenlerle stres altındaysa bu krizi çok zarar görmeden atlatmak, telafi etmek için ana deposu olan ciltten tüm ihtiyacını karşılamaya çalışacaktır.Bundan ötürü ise cilt azalan depolara bağlı olarak savunmasız kalıp yaşın da ilerlemesi ile kurumaya başlar. Kozmetik ürünler kullanıyor olsanız bile sağlıklı ve güzel bir cilt için yediklerinizin sürdüklerinizden daha büyük bir önem taşıdığını unutmayın.

Bedenimizin en önemli koruyucu organı deridir. Bizi mikroplardan, enfeksiyon ve alerjik şoklardan korur. Bunun yanı sıra deri, bedenin su, tuz ve organik madde kaybını önleyen, kullanılmış besin maddeleri ile suyun atılmasını sağlayan dört önemli organdan biridir. Bedenden atılması gereken maddelerin dörtte birini atmakla görevli olan derinin işlevlerindeki herhangi bir aksaklık, öteki dışkılama organlarını da (böbrek, akciğer, bağırsak) olumsuz etkileyebilir.

Pek çok kişiye büyük sıkıntılar yaşatan deri hastalıkları genellikle içsel problemlerden kaynaklanır. Derimiz, bizimle dünya arasında köprü görevini üstlenir, işte bu yüzden yaşamımızdaki uyumsuzlukları, genellikle derimiz dışa yansıtır. Bu uyumsuzluklar fiziksel veya genetik kökenli olabileceği gibi karaciğere, böbreklere, dolaşım sistemine veya öteki beden sistemlerine odaklanmış da olabilir.

Deri hastalıkları, çeşitli iç hastalıklarının bir dışavurumu olduğu için tedavisinde de pek çok bitki kullanılabilir, ama bunların arasında öncelikle anılması gereken bazı özel bitkiler vardır.

En çok kullanılan yara iyileştirici bitkiler:Sinirliot, aynısafa, atkuyruğu, civanperçemi, arslanpençesi, sarıkantaron, karakafesotu, yoğurtotu (yapışkanotu), mayıspapatyası, ısırganotu, ceviz yaprağı,üzüm çekirdeği özleri ve meşe kabuğudur.Bitkiler tek tek ya da bir arada harmanlanarak, 2-3 haftalık çay kürü biçiminde kullanılabilir. Bunun için de yarım veya bir tatlı kaşığı bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır, 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak taze demlenmiş çay, soğutulmadan, aç karnına veya öğün aralarında içilir. Bu deride belirgin düzelmelere yol açacaktır. Ayrıca derisi duyarlı ve sorunlu pek çok kimse, şeker ve dondurma, çikolata gibi yiyeceklerden uzak durmalıdır.

Birçok deri hastalığının tedavisinde A vitamininden yararlanılır. Genellikle yüksek dozlar kullanılır. Akneli ya da derisi güneşe karşı çok duyarlı kişiler A vitamini desteği almalıdır.

Bunun yanı sıra çeşitli besin öğeleri ve cilde faydaları şöyle sıralanabilir:

Omega 3 ve Omega 6: Elzem yağlar cilt hücrelerini saran zarı güçlendirir. Cildin daha genç görünmesini sağlar, kırışıklıkları önler. Cilt üzerindeki yaraların enfeksiyon kapmasını engeller, çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Elzem yağların eksikliği, cildin kurumasına ve çabuk yaşlanmasına neden olur. Ayrıca, Omega yağlarının ideal dengesiyle gelen düzenli kan dolaşımı sayesinde cilde daha fazla oksijen taşınır. Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengesi, akne, siyah nokta gibi cilt sorunlarının giderilmesinde de etkilidir.

A Vitamini: Cildin mukus zarlarını korur ve kırışıklıklara engel olur.

B Vitamini: B2 vitamini burun ve üst dudak arasındaki maymun çizgisi denen dikey çizgilerin oluşumunu engeller.

Biotin ; Süt, yumurta, domates, greyfurt, badem, marul ve karnabaharda bulunan biotin de sağlıklı, parlak bir cilt ve saçlar için gereklidir.

C Vitamini: Kolajen oluşumu için önemlidir.

E Vitamini: Stresin neden olduğu kırışıklıklar için etkilidir.

Evening primrose oil: İçeriğinde linoleik asit vardır, sağlıklı cilt gelişimi için önemli rol oynar.

Magnezyum: Kolajenden magnezyum kaçışını ve bunun neden olduğu kırışıklığı engeller.

Koenzim Q 10: enerji üretiminde ve antioksidant olarak görev almaktadır. Antioksidant özelliğiyle yaşlanmanın etkilerini azaltıcı rol üstlenir. Koenzim Q 10 un cilt ve saç sağlığı üzerinde de olumlu etkileri vardır.

Sağlıklı bir deri için bu önerilere uyun!

• Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmayın. 
• Günde en az 8-10 bardak su için. 
• Sigaradan ve içilen ortamlardan uzak durun. 
• Alkol ve kafein tüketmekten kaçının. 
• Çok makyaj malzemesi kullanmayın. 
• Hayatınızdaki stres faktörleri ile mücadele edin ve rahatlamayı öğrenin. 
• Düzenli olarak spor yapın. 
• Florlu sulardan içmeyin. 
• Saunaya girin. 
• C ve E vitamini içeren kremler kullanın. 
• Bulunduğunuz ortamdaki havanın nemli olmasını sağlayın. 
• Demir yönünden zengin gıdalar tüketin. (Kabak, buğday, ciğer, yumurta, badem, kuru üzüm, yulaf ve mercimek) 
• C vitamini içeren gıdalar tüketin. (Kırmızı biber, portakal, greyfurt, limon, kavun ve domates gibi...) 
• Mineral içeren mantar, ciğer, somon arpa ve muz gibi besinler tüketin. 
• Magnezyum içeriği zengin, badem, yulaf, arpa, peynir, tuna balığı, patates, mısır ve içeriğinde E vitamini zengin, çekirdek, brokoli, ıspanak tüketin. 
• A vitamini açısından zengin, yumurta, süt, peynir, yoğurt, balık, karides, tavuk eti gibi besinler tüketin. 


Kaynak:  Feminen
 

Emziklilik Dönemi

Anne sütü, bebek beslenmesinde yeri doldurulamayan bir doğa harikasıdır. Emziklilikte salgılanan süt, annenin aldığı besinlerin bir ürünüdür. Süt için gerekli olan besinler,annenin kendi gereksinimine ek sayılmalıdır.Bu nedenle gebelikte olduğu gibi emziklilikte de beslenmenin 2 amacı vardır.

* Annenin besin depolarını dengede tutarak sağlığını korumak

*Salgılanan sütün yeterliliğini ve verimliliğini artırmak, dolayısıyla bebeğin normal büyüme ve gelişmesini sağlamak.

Emziren annenin yeterli süt salgılayabilmesi için günde, normal gereksinimine ek olarak 700 kaloriye ihtiyaç vardır. Bu miktarın 500 kalorisi annenin yediği besinlerden,200 'ü ise gebelikte kazanılan besin depolarından karşılanır.Bu durum bir çok emziklilik döneminde bulunan kişiler için ,gebelik süresince kazanılan ağırlığın kaybedilmesinde büyük etkendir.

Emzirme annenin vücudunun tekrar gebelik öncesi görüntüye dönmesine yardımcı olur. Emzirmek uterusun kasılmasını uyarır, küçülmesini sağlar,annenin karın bölgesi daha hızlı bir şekilde biçime girer.Emzirirken düzenli ağırlık kaybı görülürken anne sütünün üretimi etkilenmez.

Besin Öğeleri…

Emziklilik dönemi boyunca birçok besin öğesine olan gereksiniminiz artar. Protein ve kalsiyum özellikle karşılanması gereken besin öğelerinin başında gelmektedir. Yeterli düzeyde kalsiyum tüketilmediği takdirde, vücudunuz kemiklerdeki kalsiyum depolarını kullanır.Bu durum,anne sütündeki kalsiyum düzeyini dengede tutmak üzere sisteme giren vücudunuzun uyum mekanizmasıdır.Kalsiyum kayıpları,yaşınız ilerledikçe osteoporoz oluşumu için büyük bir risktir.Vücut hücrelerinin yenilenmesi ve doku sentezinin devamı için de protein tüketimi yeterli ve dengeli miktarlarda alınmalıdır.

Yine emziklilik döneminde magnezyum, çinko, b vitaminleri, folik asit ve manganez, bakır gibi minerallere olan gereksinimler de, artan ihtiyaçlar arasında yer almaktadır.

Sıvı Alımını Unutmayın!

Özellikle emziklilik döneminde, süt üretiminin devamlılığı için sıvı alımı çok önemlidir. Ortalama günde alacağınız 3 lt sıvı tüketimi ve bebeğinizi sık aralıklarla emzirmeniz sütün devamlılığında en önemli faktörler arasında yer almaktadır.

Emziklilikte yeterli ve dengeli beslenebilmek için neler yapmalıyız?
 
- Sıvı alımı günde ortalama 3 litre (10-12 su bardağı) kadar olmalı ve özellikle su, ıhlamur, nane, papatya gibi bitki çayları, az şekerli veya şekersiz komposto suları, meyve suları, limonata ve süt gibi hafif doğal içecekler şeklinde tercih edilmelidir. 

- Emziklilik dönemlerinde sütün bollaşması için annenin iyi beslenmesi, stresten uzak ve yeterince dinlenmiş olması ve bebeğini sık aralıklarla emzirmesi önemlidir. 

- Kalsiyum yönünden zengin olan süt, yumurta, peynir gibi besin grupları mutlaka günlük beslenme programınızda yer almalıdır. 

- ( n-3 ) yağ asitlerinden zengin su ürünleri tüketiminin artırılması anne sütünün bu yağ asitleri içeriğini arttırmaktadır. Özelikle balık, protein değeri bakımından ve omega-3 içeriği bakımından zengin bir besindir ve bu dönemde tüketimine ağırlık verilmelidir. 

- Kuru fasulye , nohut , mercimek ve bulgur karışımı yemekleri , portakal , mandalina , domates , maydanoz , yeşil biber , taze soğan gibi C vitamini yönünden zengin sebze ve meyvelerle birlikte tüketmeye özen gösterin 
- Vitamin ve minerallerin zengin kaynağı olan taze meyve ve sebzeleri her öğünde düzenli olarak tüketin. 

- Salam , sosis , sucuk gibi katkı maddesi ( dayanıklılığını arttırmak amacı ile eklenen) içeren besinlerden mümkün olduğu kadar uzak durun. 

- Mutlaka iyotlu tuz kullanın çünkü ana rahmindeki bebeğin gelişiminde önemli olan ,yetersizliği zeka geriliğine neden olan iyot , doğal besinlerle alınamaz. 

- Çay ve kahveyi günde 2 kez tüketebilirsiniz. Fazla içilen çay , kahve ve koladaki kafein süte geçerek bebeğin sağlığını olumsuz yönde etkiler. Demir emilimini engellediği düşünülerek yemek sırasında ve yemekten hemen sonra çay ve kahve alınmamalıdır. Bunun yanında demir emilimini kolaylaştırdığından dolayı ,C vitamininden zengin olan taze meyve suları daha uygun bir seçimdir. Çayı tercih edecekseniz, ikindi ve kuşluk gibi öğün aralarında yani yemek yedikten 1-2 saat sonra açık olarak için. İçecek olarak ıhlamur , nane, papatya , kuşburnu,ısırgan otu gibi bitki çaylarını tercih edin. 

- Et, tavuk , balık, yumurta , karaciğer , dalak böbrek gibi sakatatlar , ceviz , badem gibi kuruyemişler , üzüm , kayısı , erik , pestil gibi vb kurutulmuş meyveler , kuru fasulye , nohut , mercimek , barbunya vb kuru baklagiller , pekmez ve yeşil yapraklı sebzeler demir yönünden zengin yiyeceklerdir. Günlük beslenmede yer almasında fayda vardır. 

- Demir yönünden zengin yiyeceklerle birlikte C vitamini kaynağı olan domates , biber , maydanoz , kıvırcık gibi taze sebzeler ve portakal , greyfurt , çilek gibi meyvelerın alınması demir emilimini artırır. 

- Günlük beslenmesinde et tüketimi az olan anneler , protein ihtiyacını karşılayabilmeleri bakımından haftada en az 4 öğün yumurta tüketimlerine özen göstermeliler. 

- Yemeklerde kullanılacak yağ tüketimine dikkat edilmelidir.Kalori değerini yükselten kızartma ve kavurma türü besinlerden uzak durulmalı, genellikle besinleri pişirme yöntemi olarak haşlama ,fırında ya da ızgara yöntemi kullanılmalıdır. 


Kaynak:  Feminen
 

Geleneksel Gürcü Mutfağı

Gürcü mutfağı, Türk damak zevkine aykırı gelmeyen, yakınlıktan dolayı az çok bildiğimiz tatlardan oluşan, içine hafif Rus lezzetini de katan bir mutfak. Gürcü mutfağında ceviz ve mısır çok bol kullanılmaktadır. Geçmişte gürcülerin evlerinin önünde mutlaka “havli” denilen misir, fasulye, patates, lahana vb ürünlerin dikimi ve ekimini yaptiklari bahçeleri vardı. Meyve yetistirmekte gürcülerde çok önemliydi. Kisin ambarlarda bir çok çesit meyveleri ve kuruyemisleri çesitli saklama sekilleriyle saklarlardı. Sebze ağırlıklı bir mutfağa sahip olan Gürcüler, patlıcan, lahana, pancar ve pırasayı mutfaklarında bolca tüketirler. Sofralarının ana yemegini misir ekmegi ve lahana ile yapilan yemekler olusturur. Ekmekler “ketsi” denen tastan bir kabin içinde pisirilir, hatta düğünlerde eskiden dügün sahibi tüm köylüye un verir gelirken ketsi yapip getirmelerini söylerdi. Et olarak beyaz etin tercih edildiği mutfaklarında tavuk ile yapılan yemeklerin özel bir yeri vardır. Öyle ki tavuk etini "baja"da olduğu gibi cevizle ya da cevizli soslar eşliğinde tüketirler. Geleneklerine çok bağlı olan Gürcüler Gürcistanın çeşitli bölgelerine özgü mutfaklarını her zaman korumayı bilmişlerdir. Örneğin Kaheti bölgesinin en önemli özelliği şaraplarıdır. "Kahuri Gyino" adlı şarap ve annenizin yaptığı ekmek anlamına gelen "Kahuri dedas purebi" adlı ekmek, Kaheti kökenli Gürcülerin sofralarında her zaman yer alır. "Pahalı" adını verdikleri mezeler, bu mutfakta önemli bir yere sahiptir ve ıspanak, patlıcan, pancar ile bulundukları yörelere özgü özel otlarla hazırlanır. Çeşitli eğlencelerde veya toplanmalarda ise patates haslanir pekmez ile yenilir. Hiçbir zaman kahvaltısız güne başlamayan Gürcülerin bir çeşit tulum peyniri olan "gudis kveli" kahvaltı sofralarının ana malzemesini oluşturur. Ve kahvaltılarında her zaman çay içmeyi tercih ederler.

Düğün sofraları ise gürcülerde çok önemli bir yere sahiptir. Geleneklerine bağlı olan Gürcüler mutluluğun rengi olan mavi örtüler sererek düğün sofralarını renklendirirler. "Dedispurebi" adı verilen ekmekler ev fırınlarında pişirilir ve parçalanmadan masalara konur. Düğünlerde mutlaka bir çorba bulunur. Yine gürcü kavurmasi, pilav, ayran, gürcüce (cevizli tavuk), komposto bulunur. Tatli ayri bir çesit olarak verilir. Eski dügünlerde tatli olarak mutlaka “hasuta” denilen muhallebi yapılırmış. Kesmaçorba (Süt ve makarna gibi kesilmis hamur ile yapilir) mutlaka yapilirmis. Düğün yemeği; et çeşitleri, balık çeşitleri, mezeler, turşular, soslar, salatalar ve çeşitli yeşilliklerden oluşur. Özellikle dananın sırt bölümünden haşlanarak yapılan yemek, parçalandıktan sonra sıcak olarak tüketilir. Bu etten geriye kalan kemik kısmına ise konukların hatıra olarak imza atması bir başka gelenektir. Bir çeşit peynirli börek olan "haçapuri" ve mısır unundan yapılan "çadi" de bu sofranın diğer geleneksel lezzetlerini oluşturur. Düğün sofralarında şarabın yanı sıra, meşhur maden suları borjomi ve limonata da tüketilen diğer içkilerdir. Kültürlü, güzel söz söyleyen, şarkı bilen ve sözü dinlenen biri konuklar içinden "tamada" olarak seçilir ve tamada genellikle beyaz şarap içilen düğün yemeğinde ilk kadehi Allah ve yeni evliler şerefine kaldırma görevini üstlenir. Düğün yemeği mutlaka meyva ve tatlı ile sonlanır. Gürcülerde bir aileden ölü çıktığı zaman ise o evde üç gün yas tutulur. Cenaze evine komsular üç gün boyunca yemek getirirler. Cenazeye gelen kisileri köylüler evlerinde agirlarlar.

GÜRCÜ USULÜ AYVALI ET

MALZEMESİ

1 kg kuşbaşı dana eti
Yarım kg puli eti 
2 adet kuru soğan 
1 adet domates 
1 kg. ayva 
1 kahve fincanı toz şeker
1 çay kaşığı tuz

TARİFİ

Burada karşımıza değişik bir et çıkıyor: Puli eti. Sığırın kol kısmından alınan, kemiksiz, sinirli ve adeleli bir bölümdür Puli eti. Jöleli, lokumlu bir ettir, daha çok yaşlılara, çocuklara yönelik yemeklerde kullanılır.Önce kuşbaşı etleri ve yine kuşbaşı doğranmış puli etini yemeklik kıydığımız kuru soğanla birlikte pişirelim (1 bardak su koyup). Etler yumuşayıncaya, kabuklarını ve çekirdeklerini temizlediğimiz ayvaları dilimleyerek (elma dilimi şeklinde) tencereye ekleyelim. Rendelediğimiz domatesi, toz şekeri, tuzu ve sıcak suyu da katalım. Ayvalar pişince yemeğimizi sıcak sıcak servis yapalım.


Diyetinizi suçlamayın vücudunuzu dinleyin

Herkesin vücut haritası farklıdır. Örneğin tiroit hormonu ya da demir eksikliği sorununuz varsa, herkeste mucizeler yaratan diyet, sizde hiç işe yaramayabilir

Evrende farklı din, dil, ırk ve kültürden gelen milyarlarca insan yaşamaktadır. Kimi eş, kimi kardeş, kimisi arkadaş ya da akraba... Her biri farklı özellikler taşıyan farklı bireyler... Ancak bizleri ayıran belki de en önemli nokta, "genetik yapımızdır". Nasıl ki parmak izimiz bir başkasınınkinden tamamen farklı ise, vücut haritamız da diğerlerine göre farklılık gösterir.

Dolayısıyla herhangi bir diyet programına başlamadan önce kişinin beslenme hikâyesi dinlenmeli, metabolizmasının durumu, sağlığı, yeme alışkanlıkları ve ailesindeki genetik rahatsızlıklar sorgulanmalıdır. İkinci olarak da belli klinik bulguların üzerinde durulması gerekmektedir. Bu bilgilerden hareketle, sağlıklı kilo kaybı ve kilonun korunmasında büyük ölçüde başarı sağlanabilir. Yani kişiye özel diyet reçetesi bu noktada çok önemlidir. Peki ya bunları ihmal edersek?

Kilo alıp vermemizde, vücudumuzdaki birtakım mekanizmalar önemli rol oynar. Bunların başında kan şekeri dengesi, kan depolarının düzeyi ve hormonal yapı (tiroit hormonunun işlerliği) gelmektedir. Bir kişi sağlıklı besleniyor ve buna rağmen kilo veremiyorsa sözünü ettiğimiz bu dengelerde sorun olabilir. İnsülin direnci, tiroidin iyi çalışmaması, düşük demir, B-12 düzensizliği, vücuttaki ödem, hormonlardaki düzensizliklere bağlı olarak kilo vermek zorlaşabilir.

İŞTE KİLO VERMEYİ ZORLAŞTIRAN SAĞLIK SORUNLARI

İNSÜLİN DİRENCİ

İnsülin, kas ve yağ dokusunda glikozun kullanılmasını artırırken, karaciğerde fazla şeker depolanmasına yol açar. İnsülin direnci, insülin yokluğu demek değildir, vücutta insülin vardır. Hatta normal düzeyin üstünde salgılandığından şişmanlık da görülmektedir. Fakat kas, yağ, karaciğer dokusunda insüline karşı direnç vardır.

MEGALOBLASTİK ANEMİ

B - 12 ve folik asit eksikliğinde oluşan anemidir. B - 12 ve folik asit, DNA gelişmesi için gerekli olan vitamin gruplarıdır. Bunların eksikliğinde DNA gelişimi yeterli olmaz, hücre yapılamaz. Kemik iliğinde alyuvar yapımı etkilenir ve anemiye yol açar. Bu alyuvarların ve bunların öncülleri normalden büyüktür; bunun için bu megalo ismi verilmiştir.

B - 12 sinir sistemi için gerekli bir vitamindir, eksikliğinde sinir sistemiyle ilgili sorunlar da çıkar. B - 12 ve folik asit takviyesiyle tedavi edilir.

DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ

Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) göre hemoglobin değerinin erkeklerde 14gr / dl, hamile olmayan kadınlarda 12gr / dl'nin altına düşmesi, anemi olarak tanımlanır. Halsizlik, çabuk yorulma, baş ağrısı, baş dönmesi, çarpıntı, nefes darlığı, huzursuzluk anemiye ait genel bulgulardır. Demir eksikliğinde spesifik bulgular, tırnaklarda kolay kırılma, uzunlamasına kabarık çizgiler, düzleşme ve çukurlaşma, dil papillalarında düzleşme, yutma güçlüğü ve gastrik yakınmalardır.

ÖDEM

Ödem, vücutta sıvı birikmesidir. El ve ayaklarda, göz kapaklarında şişme görülür.

Ödem neden oluşur?

1. Böbrek hastalıkları,
2. Karaciğer hastalıkları,
3. Kalp hastalıkları,
4. Hormonal hastalıklar,
5. Damar tıkanıklıkları,
6. Nedeni bilinmeyen ödem: Genellikle genç - orta yaşlı bayanlarda görülür. Gerginlik, fazla kilo, karbonhidrat tüketimi, bol tuzlu diyet gibi nedenler ödeme yol açabilir. Tedavinin ilk şartı tuzu kısıtlamaktır. Doktor kontrolünde alınacak idrar söktürücü ilaçlar da şişlikleri azaltabilir.

HİPOTİROİDİZM

Tiroit bezi boyunda yer alır, yaşamın ilk yılında beynin normal gelişimini sağlamada ve sonrasında gelişme sürecinde önemli rol oynar. Tiroit bezi, beynin enerji düzeyi metabolizmasında rol oynayan Tiroksin adlı bir hormon salgılar. Hipotiroidizm, bu hormonun yetersiz salgılanmasıdır. Tedavisi, L - Tiroksin maddesini içeren tiroid hapı ile yapılır.

Belirtileri nelerdir?

Halsizlik, çabuk yorulma,
Kalp atışlarının yavaşlaması,
Ses kalınlaşması, kısık sesle konuşma,
Kabızlık,
Terleme azlığı,
Guatr,
Adet düzensizliği,
Kas krampları.

POLİKİSTİK OVER SENDROMU

En sık 30 yaş altı kadınlarda görülen ve âdet düzensizliği, kısırlık, kıllanma, şişmanlık, kan şekeri düzensizlikleri ile yumurtalıklarda çok sayıda küçük kistler ile tanımlanmış bir hastalıktır. Hastaların yüzde 40'ı şişmandır. Genetik faktörlerin rol oynadığı hastalığın temelinde hipofiz bezinden salgılanan LH ve FSH hormonlarının anormal şekilde salınması yatar. Bu dengesizlik sonucu her ay yumurtlama olmaz. Polikistik over hastalığı, üreme çağındaki kadınların yüzde 3-10'unu etkileyen bir sorundur. Yüksek östrojen düzeylerine bağlı olarak rahim kanseri riski oluşturabilir.

Haftanın bilgileri

Kahvaltıyı sakın atlamayın

Kahvaltı yapmadan güne başladığınızda, kolesterol seviyenizin yükselmesine zemin hazırlarsınız. Kahvaltıyı atladığınızda, ayrıca kan şekerinizin dengesi bozulacağından gün içersinde daha fazla kalori almaya eğilimli olursunuz, böylece kilo artışınız hızlanır.

Yeşil çay insülini de dengeliyor

Yeşil çay, içindeki EGCG (Epigallokateşin Gallat) adı verilen kimyasal madde sayesinde kanser hücrelerinin gelişmesini önlüyor. Ayrıca bu maddenin vücutta insülin dengeliyici özelliği bulunmaktadır.

Kansere karşı zeytinyağı

Zeytinyağında bulunan oleik asidin, meme kanseri tetikleyicilerinden olan bir genin harekete geçmesini engellediği ortaya çıktı.


Kaynak:  Feminen
 

Menopoz Dönemi

*****Menopoz Bir Hastalık Değil, Doğal Bir Süreçtir!!!*****

Menopoz döneminin tedavi edilmesi gereken bir hastalık olmayıp tümüyle doğal bir süreç olduğu asla unutulmamalıdır.Ama beden sağlığınızı destekleyecek düzeyde hormon üretilmesi için menopoz döneminde her kadının fiziksel,duygusal,ruhsal ve durumsal açıdan çok sağlıklı olarak girmesi gerekir. Başka bir deyişle kadının gelecekteki sağlığı yalnızca bedeninin fiziksel sağlık durumuna değil,bugüne dek nasıl yaşadığının ve bugün kendisi için neler yapığının yansıması olan,fiziksel olmayan destek sisteminin durumuna da bağlıdır.Menopoz genellikle yaşamımızın orta noktasında ortaya çıktığından biraz durup düşünmek ve sağlığımızı korumak için gereken her şeyi yapıp yapmadığımızdan emin olmak için çok uygun bir zamandır. Menopoz nedir? Menopoz;vücutta östrojen seviyesinin azalmasına bağlı olarak ,kadında aylık periyotların sonlandığı, yaşam döngüsünde görülen doğal bir süreçtir. Östrojen nedir? Östrojen ,yumurtalıklardan salgılanan bir dişilik hormonudur.

Kanda östrojen yoğunluğunun azalması sonucu kemiklerdeki kalsiyum kaybı hızlanmakta ve osteoporoz riskinin artmasına neden olmaktadır. Aynı zamanda östrojen kalp ve damarlar için de son derece etkili bir koruma faktörü içermektedir.

Özellikle ; *Östrojenler toplam kolesterolü düşürerek kan yağlarını olumlu etkiler ve HDL/LDL dengesini ayarlar.

*Östrojenler vücudun 'radikal avcısı'dır.Vücutta serbest radikallere karşı andioksidanlara benzer bir etki mekanizmasına sahiptirler.

*Östrojenlerin doğrudan doğruya damar genişletme etkisi vardır.Böylelikle damar içinde kan akışı iyileşir ve tek tek organların daha iyi kanlanması sağlanır.

Dolayısıyla menopoz dönemi ve sonrasında, östrojen eksikliğine bağlı olarak kadınların özellikle kalp hastalıkları ve osteoporoza karşı hassasiyeti artmaktadır.

Menopozun Belirtileri Nelerdir? Bir kadının menopoza girdiğinin ilk belirtisi adetlerin kesilmesidir. Bunun yanı sıra ateş basması, terleme, sinirlilik, uykusuzluk, cinsel isteksizlik, vajinada kuruluk, idrar kaçırma, düzensiz kanamalar menopozu düşündüren bulgulardır.

MENOPOZ VE KİLO KONTROLÜ

HRT (Hormon Replasman Tedavisi) ve kilo alımı Son çalışmalar,kilo alımı ile HRT arasında herhangi bir bağlantı kuramamıştır.Hatta ,Amerikada yapılan geniş bir araştırmada,HRT kullanan kadınların,menopoz öncesi ve sonrasında almayanlara oranla az farkta olsa daha düşük kiloda kaldıkları görülmüştür. Bazı kadınlarda,HRT su toplamaya neden olmakta bu da vücudun şişman görülmesine neden olabilmektedir.Kilo alımı , vücudun yağ miktarındaki artışıyla orantılıdır. Dolayısıyla bu dönemde alınan kilolar gerçek yağ artışı değil , vücudunuzun yapmış olduğu ödem de olabilir.

HRT ve kilo kaybı Birçok kadın bu dönemde kilo vermenin zor olduğunu düşünür.Oysaki sağlıklı beslenmenin kuralları çerçevesinde ,iyi bir tıbbi bakımla elde edilen verilerin neticesinde bireyin özel gereksinimlerinin belirlenerek buna yönelik bir beslenme programıyla, çok rahat bir şekilde sağlıklı olarak kilosunu kontrol altına alabilir.

Orta yaş döneminde kilo kontrolünün ilk beş adımı: Adım 1 : Sağlık için ölçü alın.(bel/kalça oranı,beden kitle indeksi ve beden yağı yüzdesi.)

Adım 2 :Metabolizmanızdaki stres yaratıcılarını araştırın. ( meslek stresi,akut yada kronik hastalık,hasta bakımı vb )

Adım 3 : Tiroid testlerini gözden geçirin. 

Adım 4 : İnsülin ve kan şekeri düzeylerini normalleştiren ve hormonları dengeleyen besinler tüketin.

Adım 5 : Egzersiz

Menopozda beslenme ilkeleri

*Dengeli beslenmeyi amaç haline getirmelisiniz.Yaşam tarzınızı ve beslenme alışkanlıklarınızı yeniden gözden geçirmeli ve uzun vadeli düşünmelisiniz.

*İdeal vücut ağırlığınızı korumaya özen göstermelisiniz,kilolu iseniz zayıflamalı ,düşük kilolu iseniz ideal vücut ağırlığına ulaşmaya çalışmalısınız. Çünkü menopozdan sonra vücut,yağ dokusundaki östrojenden de yararlanmaktadır.

*Sağlıklı bir yaşam çizgisini yakalamak için düzenli klinik bulgularınıza baktırmalı,buna paralel olarak sağlıklı beslenme ilkeleriyle ,doğru beslenmeye özen göstermelisiniz.

*Günlük öğün sayınızı artırmalı ,böylelikle artan yaşla beraber düşen metabolizma hızınızı korumaya çalışmalısınız.

*Her yaş döneminde yeterli kalsiyum alımına dikkat etmelisiniz.menopoz dönemi öncesi günlük kalsiyum ihtiyacı 1000 mg/gün iken,bu dönem sonrası günlük ihtiyacınız 1500 mg/gün ' a kadar çıkmaktadır.Özellikle süt ve süt ürünlerinin yanı sıra yeşil yapraklı sebzeler,kurubaklagiller,fındık ,badem,kuru incir en iyi kalsiyum kaynaklarıdır.

*Aşırı protein tüketiminden kaçınmalısınız.Çünkü yüksek proteinli diyet idrarla kalsiyum atımını arttırır ve osteoporozis için önemli bir risk faktörüdür.Önerilen protein miktarı,günlük hayvansal kaynaklı besinlerin ağırlıklı olduğu diyette 1 g/kg , bitkisel ağırlıklı diyette ise 1,3 g / kg dır.

*Balık,fındık,ceviz ve zeytinyağına dayalı,tahıl,az yağlı süt ve peynirlerle zenginleştirilmiş,domates,salatalık,yeşil biber gibi vitamin,mineral ve lif kaynaklarını,bitkisel östrojenlerle yüklü soya ürünlerini ve keten tohumunu daha çok tüketerek bu dönemi daha sağlıklı geçirebilirsiniz.

*Yemeklerde tuz kullanımına dikkat etmeli,salamura besinlerden uzak durmalısınız.Hormonal değişimin görüldüğü bu dönemde,vücudunuz ödem yapmaya yatkın olduğundan dolayı aşırı tuz tüketiminiz,ödeminizi artıracaktır.Aynı zamanda aşırı tuz tüketimi idrarla Ca atımını da hızlandıracaktır.

*Günlük gerekli D vitamini ihtiyacı karşılanmalıdır.Güneş ışınlarından uygun şekilde ve düzenli olarak yararlanılmalı,kış günlerinde öğle vakitleri,yaz aylarında ise kuşluk ve ikindi vakitlerinde güneşlenmelisiniz.

*Sigara içmemeye özen göstermelisiniz.Sigara,kandaki C vitamini düzeyini ve serum östrojen düzeyini düşürücü olumsuz etkiye sahiptir.

*Yapılan fiziksel aktivite, gençlikte kemik kütlesini artırmada,yaşlılıkta ise kemik kaybını önlemede son derece önemli role sahiptir.Dolayısıyla düzenli olarak egzersiz yapmaya özen göstermelisiniz.

*Alkollü içeceklerden ve kafeinden uzak durmalısınız.Alınan alkol ,kemik oluşum hücrelerini olumsuz etkilemekte ve kalsiyum emilimini engelleyici etkiye sahiptir.


Kaynak:  Feminen
 

Premenstrual Sendrom = (PMS)

Adet öncesi günler, fiziksel ve ruhsal sıkıntılar getirir. Yediğine içtiğine dikkat eden kadınlar bu dertli günleri biraz daha kolay atlatabilir.

Her ayın biz kadınları çileden çıkaran muhtelif günleri vardır. Bu günler aynı zamanda çevremizdekilere de bize verdiği kadar sıkıntı ve stres verir. O gün ne giysek yakıştıramayız kendimize, saçlarımız bir türlü forma girmez, cildimiz renksiz, mattır. Her zaman giydiğimiz giysiler dar gelir. Canımız sürekli tatlı yemek ister. Herkesin her sözü özellikle kişisel algılanır ve zaman zaman öfke nöbetleri, zaman zaman da ağlama krizleriyle bu dönemi menstrüel kanamamız başlayana kadar yaşarız. Kadınlarda adet öncesi başlayan ve ruhsal ya da fiziksel birtakım belirtilerle kendini belli eden bu duruma premenstrual sendrom (PMS) adı verilir. Bu belirtiler genellikle adetin başlamasından bir hafta öncesinde ortaya çıkar ve genellikle adetin görülmesiyle birlikte birkaç gün içinde kaybolur. PMS'nin fizyolojik belirtileri arasında; karın bölgesinde şişlik, cilt bozukluğu, kilo alma, uyku sorunları, göğüslerde hassasiyet, iştahın artması, sık yeme ihtiyacı, tatlıya düşkünlük, kabızlık, baş ağrısı, bel ağrısı, çarpıntı yer alır. Psikolojik belirtiler arasında da duygusal dalgalanmalar, olumsuz düşünceler, ağlama nöbetleri, depresyon, yorgunluk, halsizlik, konsantrasyon güçlüğü, kendine güvenin azalması, unutkanlık, gerginlik, kızgınlık ve öfke hali, cinsel istekte değişiklik sayılabilir.

Neden bu dönemde aldatıcı kilo alınır?

Alınan kiloların büyük kısmı yağ değil, bu dönemde östrojen ve progesteron hormonlarının değişen dengeleri sonucunda vücutta biriken ödem yani sıvıdır. Bu dönemde yine, hormonal değişimler sonucu, bağırsakların normal düzeyde çalışamamasından dolayı görülen kabızlık da şişkinlik hissi vererek kilo aldığınızı düşündürür. Adet dönemi biter bitmez bağırsakların normal hıza dönmesi sonucu kabızlık sona erer. Hormonların normal dengeye ulaşmasıyla birlikte vücutta biriken sıvı atılır, kilonuz normale döner. Ancak regl döneminden birkaç gün önce vücudunuzun ihtiyacı olan kaloriden fazlasını alırsanız kilo alma ihtimaliniz de yükselir.

O günlerde nasıl beslenmeliyiz?

• Kan şekerini koruyabilme amaçlı, kompleks karbonhidrat içeren besinlere ağırlık verilmeli, (Kurubaklagiller, kepekli ürünler, bulgur vb.)
• Magnezyum içeren besinler tercih edilmeli, gerekirse magnezyum takviyesi alınmalı, (Brokoli, kabak, et, süt, balık, yumurta, kurubaklagiller, tam tahıllar, çikolata, badem iyi birer magnezyum kaynağıdır)
• Alınan tuz miktarına dikkat edilmeli, vücutta ödem varsa azaltılmalı. Tuz içerikli hazır gıdalardan ve salamura besinlerden uzak durulmalı,
• Kabızlığı önleme ve tokluk hissini artırma amaçlı, posalı besinlere ağırlık verilmeli, (özellikle sebze ve meyveler)
• Kesinlikle öğün atlamadan, azar azar ve sık sık yemeye özen gösterilmeli B6 vitamini içeren besinler diyette mutlaka yer almalı, (Brokoli, ıspanak, buğday embriyosu, domateste bulunur)
• Çay, kahve, alkol tüketimi sınırlandırılmalı,
• Hormonal dengeyi korumada önemli olduğu, için mutlaka egzersiz yapılmalı ve
• Stresten uzak durmak için birtakım aktivitelere yönelinmelidir. (yoga gibi)

Regl Döneminde neden tatlıya eğilim artar?

Adet dönemi öncesi kadınların çikolata ve diğer tatlı, şekerli yiyecekleri yemek istemesinin nedeni, östrojen hormonunun vücutta dolaşımının azalmasıdır. Östrojen kadınlar için "uyarıcı" bir hormondur. Vücuttaki seratonin, noradrenalin ve endorfin hormonlarının üretimini artırır. Östrojenin azalmasıyla kan şekerindeki düşme eğilimi artar, dolayısıyla iştah metabolizması uyarılır. Sürekli tatlı yeme ihtiyacı hissedilir. Özellikle bu dönemde az ve sık aralıklarla beslenmeye ve glisemik indeksi (kan şekerini uyarıcı etkisi) düşük besinleri tercih etmelisiniz.

HAFTANIN ÖNERİSİ:

ÖDEMDEN KURTULMAK İÇİN, NE YEMELİ, NE YEMEMELİ?

Ödem azaltıcı besinler: 

* Bol su içmek (maksimum 2, 5-3 litre)
* Karahindiba 
* Tarçın ve karanfille yapılmış çay 
* Yeşil yapraklı besinler 
* Maydanoz 
* Kiraz sapı 
* Kabuklu armut
* Şekersiz şeftali reçeli

Ödem artırıcı besinler: 

* Tuzlu yiyecekler 
* Alkol 
* Kola 
* Meyankökü içeren yiyecekler 
* Tatlı yiyecekler 
* Karbonhidratlar

HAFTANIN LEZZETİ:

TAYLIGHT ELMALI TATLI: (MASUM TATLI)

Porsiyon: 1 kişilik

Malzemeler:

1 orta boy elma
Bir tutam tarçın(kan şekerini dengeler)
1 tatlı kaşığı kadar dövülmüş ceviz
1 top diyet dondurma

Hazırlanışı: Elmanın kabuklarını soyduktan sonra ortadan ikiye bölelim. Ve üzerine tarçın serpiştirerek fırınlayalım. Piştikten sonra üzerine dövülmüş cevizimizi serpelim. Diyet dondurmayla beraber servis yapalım. (aynı tarifi, ikiye bölünüp soyulmuş ve ortasına karanfil batırılıp haşlanmış ayva ile de deneyebilirsiniz)

Kalori Hesabı: Elmalı tatlımızın 1 porsiyon için toplam enerji değeri 120 cal.


Kaynak:  Feminen
 

Diyetle İlgili Bilgiler - Sebze Ve Meyveler

Günde 2-5 porsiyon meyve, 2-8 porsiyon sebze tüketmek hem kalp-damar hastalıklarına, hem de bazı kanser türlerine karşı korunma sağlıyor

Beslenme alışkanlıkları kardiyovasküler hastalıklar ve kanserde önemli rol oynuyor. Yüksek oranda sebze ve meyve tüketimi birçok kronik hastalıklardan korunmada etkili. Araştırmalara göre Batı ülkelerinde günde 3 ve üzeri porsiyon meyve tüketiliyor ki bu rakam kronik hastalıklardan korunmada yeterli bir rakam değil. Normalde günde 2-5 porsiyon arasında meyve, 2-8 porsiyon arasında sebze tüketmek gerekiyor.

Sebze ve meyve tüketimi ile, kalp-damar hastalıkları, bazı kanser türleri, inme, Alzheimer hastalığı, katarakt ve yaşla ilintili fonksiyonel kayıp riskinin azalması arasında kuvvetli bir ilişki var. Bu etkinin sebze ve meyvelerin içerdiği diyet posası, folat, potasyum ve C vitamini, E vitamini, beta-karoten gibi antioksidan vitaminler dışında güçlü antioksidan etkinlik gösteren biyoaktif fitokimyasal bileşenlere bağlı olduğu belirtiliyor.

Liflerin gücü

Vücudumuzda gerçekleşen ve oksidasyon denen bir grup kimyevi reaksiyon sonucunda ortaya çıkan bazı maddeler, bilhassa DNA üzerinde hasara yol açarak çeşitli hastalıklara zemin hazırlar. Sebze ve meyvelerde bulunan lifler, yediklerimizle birlikte istemeden alınan çeşitli zararlı maddeleri emerek dışkı ile vücuttan atar. Amerikalı kadınlar üzerinde yapılan bir diğer araştırmaya göre, günde iki porsiyondan fazla sebze ve meyve tüketenlerde, akciğer kanseri görülme riski yüzde 21-32 oranında daha az. Ayrıca, karnabahargiller (lahana, brokoli, karnabahar), turunçgiller ve karotenden zengin sebzelerin akciğer kanserinin gelişme riskini azalttığı bildiriliyor.

PÜF NOKTASI

Hafta sonunda neler yemeliyiz?

Hafta sonunda geç saatte kalkıldığı için beslenme düzeni bozulur. Ayrıca kışın yeme isteği artar. Bunlardan zarar görmemek için bazı önemli noktalara dikkat etmemiz gerekir.

Hafta içi yoğun bir şekilde çalıştıktan sonra yorgunluğu üzerimizden atmak için hafta sonunda gezer, alışveriş yapar, sinema, tiyatro ya da konsere gider ve sevdiğimiz yiyecekleri yeriz. Kış mevsimine girdiğimiz günlerde ise yeme isteğimiz daha da artar.
Tatile gidenler ise açık büfeden sağlıklı seçimler yapmalıdırlar. Her öğünde lif açısından zengin sebze, salata muhakkak tüketmelidirler. Yemeğe salata veya bir kase çorba ile başlamak sonrasında daha fazla yenilmesini de önleyecektir. Kızartma yerine ızgara veya fırında pişirilmiş et, tatlı büfesinden ise sütlü tatlılar, alkol olarak da şarap tüketilmesinde fayda vardır.

Beyin, yemeğe başlandıktan yaklaşık 20 dakika sonra tokluk merkezini uyarır. Dolayısıyla bu süreyi doldurmak ve daha fazla yememek için yemekte oyalanmak gerekir. Bunun için de ideal yöntem, gıdaları yavaş ve iyi çiğneyerek yemek yeme süresinin uzatılmasıdır. Bu hem fazla gıda alımını önler hem de alınan gıdaların daha kolay sindirilmesini sağlar. Tabağınızdaki yemekle oyalanmanız daha az yemenizde etkili bir yöntemdir.

Sağlıklı öneriler

Kahvaltı günün en önemli öğünüdür, kesinlikle atlanmamalı. Kahvaltıda peynir, zeytin, kepekli ekmek, domates, salatalık, omlet, menemen veya haşlama olarak yumurtayı yavaş yavaş yemenizde fayda var.

Kahvaltıda eğer kek tüketmek isteniyorsa, kepekli undan ve kurutulmuş meyvelerden yapılmış bir kek yenmeli.

Öğle, akşam yemeği ve ara öğünler atlanmamalı, az az ve sık sık beslenmeli.

Sıvı alımına dikkat edilmeli ve günde yaklaşık 2-2,5 litre su içilmeli.

Bağırsak hareketlerinin düzenlenmesi amacıyla sebze ve meyve tüketimi artırılmalı. 

Kızartmalar yerine ızgara, fırında ya da haşlama yöntemi ile pişirilmiş yemekler yenmeli.

Restorana kurt gibi aç gitmeyin

Çay, kahve, kola gibi kafeinli içecekler fazla tüketilmemeli.

Kan şekerinin dengelenmesi ve bağırsak hareketlerinin artması için her gün en az 30 dakika yürüyüş yapılmalı.

Yemek yenecek mekana kurt gibi aç gitmemeli, sipariş vermeden ekmek sepetindekiler bitirilmemeli.

Ekmek üzerine yağ sürülmemelidir; bu işlem en bayat ekmeğin bile lezzetli olmasına sebep olabilir.

Mönüye göz atmak için iki dakika daha uzun süre harcanmalı.

Lezzetli olduğu kadar besleyici de olan bir yemek seçilmeli.

Yarım porsiyonlar sipariş etmeli ya da tam porsiyon arkadaşlarla paylaşılmalı.

Yenilemeyenleri eve götürme seçeneği olduğundan illa bitirmek için ısrar edilmemeli.

DİYET YEMEKLERİ

Diyet Karnıyarık

Malzemeler:

1 patlıcan,
4 orta boy soğan,
½ kg yağsız kıyma,
4 orta boy domates,
4 adet sivri biber,
1-2 sap maydanoz,
1 bardak su,
Tuz ve karabiber

Hazırlanışı:

Patlıcanları 200 derecede ısıtılmış fırında 20 dakika pişirin. Harcı için soğanları ve domatesi ayrı ayrı rendeleyin. Yeşil biberleri ve maydanozu ince ince kıyın. Hiç yağ koymadığınız bir tavada yağsız kıymanızla soğanı kavurun. Yine 200 derecedeki fırında suyunu çekene kadar pişirin. Kıyma kendi suyunu ve yağını salacaktır. Daha sonra da sırasıyla içine domatesleri, yeşil biberi, maydanozu, tuz ve karabiberi ekleyerek beş dakika kadar pişirin. Patlıcanları yağsız bir tepsiye dizerek üstlerini yarın. İçine harcı doldurun. Üstlerine kabuğu soyulmuş bir dilim domates ve tam bir sivri biber ile süsleyerek, bir bardak suyu üzerlerine gezdirin. 200 derecedeki fırında suyunu çekene kadar pişirin. Afiyet olsun.

Domates soslu balık

Porsiyon: 4 kişilik

Hazırlanma Süresi: 15 dakika
Pişme Süresi: 20 dakika

Malzemeler:

600 gr dilimlenmiş taze tonbalığı
4 domates
4 soğan
2 diş sarımsak
3-4 dal maydanoz
1-2 defneyaprağı
2 çorba kaşığı kapari
1 çorba kaşığı sirke
1 su bardağı su
1 çay kaşığı kekik
2 çorba kaşığı zeytinyağı
Tuz, karabiber

Hazırlanışı:

Domatesleri soyup küp küp doğrayın. Maydanozu temizleyip kıyın. Soğanı soyup küçük küçük doğrayın. Sarımsakları soyup ezin. Zeytinyağını tencerede ısıtıp soğan ve sarımsağı pembeleştirin. Domates ve defneyaprağını ilave edip 5 dakika pişirin. Balık, tuz, kekik ve sirkeyi ekleyin. Sirke buharlaşınca bir bardak suyu ilave edip tencerenin kapağını kapatın ve 15 dakika pişirin. Kapariyi sudan geçirip süzün ve balığa ekleyin. Balığı kevgirle ayrı bir tabağa alıp sosunu yüksek ateşte koyulaşıncaya kadar pişirin. Ateşten alıp balığı ekleyin. Üzerini kapatıp 5 dakika dinlendirin. Maydanoz serpip sıcak olarak servis yapın. Kalori Hesabı: Domates soslu balığın 1 porsiyonu 295 kaloridir.

DÜNYA MUTFAĞI HİNDİSTAN

Doğu’nun kalabalık ve gizemli ülkesi Hindistan… kendine özgü yaşam tarzıyla her zaman merak uyandıran bu büyülü diyar, baharat temeline dayanan mutfağıyla ilgi çekiyor. Bu ülkenin mutfağında yer alan her yemeğin kendine özel birkaç baharat çeşidi var. Bir karışım olan köri, siyah kimyon ve hardal taneleri, tarçın çubukları ve zencefil çok sık kullanılan baharlar. Özel bir karışım olarak adlandırabileceğimiz körinin bilinen kesin bir reçetesi yok. Tüm dünyada olduğu gibi Hindistan’da da çok sevilen bu baharatın aileden aileye değişen formülleri var. Bir gelenek halinde kuşaktan kuşağa aktarılan bu formüllerin her biri farklı aromaya sahip. Körinin yanı sıra Garam masala da bir baharat karışımıdır. Garam masala 5 – 6 baharın karışımı ile elde edilir.

Hindistan mutfağını bir bütün olarak değil de bölgelere göre incelemek daha doğru bir yaklaşım. Kuzeybatı bölgesinin mutfağı yemek çeşidi zenginliğiyle dikkat çekiyor. Bunların arasında en çok bilinen Biryani, pilav ve kuzu etinden yapılır. Garam masala da özellikle bu bölgenin vazgeçilmezleri arasındadır. Kuzeyin diğer olmazsa olmazları; yoğurt ve sarımsak. Yoğurtla birçok çeşit baharlı içecek de hazırlanır. Doğu Hindistan yani Bengal bölgesi, hardal gibi sert aromalarıyla bilinir. Yemeklerde ağırlıklı olarak sıvı yağ kullanan Bengalliler kırmızı et yerine deniz ürünlerini tercih ederler. Güney Hindistan ise çok tüketilen Hindistan cevizi ile tanınır. Bölgede Hindistan cevizi ile hazırlanan o kadar çok yemek var ki adeta tuz niyetine kullanılıyor. Buğdayın yerini burada pirinç alıyor.


Kaynak:  Feminen
 

Dünya Mutfağı - Rus Mutfağı

Rus mutfağını birkaç cümle ile anlatmak mümkün değil. Vahşi steplerden, görkemli imparatorluk şehirlerine, verimli vadilerden balta girmemiş ormanlara kadar Rusya'nın alabildiğine geniş topraklarında değişik kültür ve damak tatlarını barındıran, muhteşem bir o kadar da ihtişamlı bir mutfağı var. Her bölgenin coğrafi koşullarına uygun ayrı bir mutfak kültürü ve damak tadı var. Kuzey Rusya'da 'Shchi' (lahanalı ve balıklı bir çorba), lahanalı yemekler, çavdar ağırlıklı bir içki olan 'Kvass' ve genelde arpa içerikli yemekler tercih edilirken, Don bölgesinde 'Ucha' denilen ve domatesle hazırlanan balık çorbası, Güney Rusya'da ülkenin dünyaca ünlü 'Borsc çorbası' tercih ediliyor. Ormanlık bölgelerin mutfağında ise av etleri, tütsülenmiş etler, kurutulmuş balıklar, mantar ve orman yemişleri başrol oynuyor. Bizim şiş kebaba Ruslar ‘Şaşlık’ diyorlar. Etler biraz daha iri doğranıp aralarına soğanlar yerleştirilerek şişe diziliyor. Mantar, hemen hemen her yemekte yer alıyor. Tatlılar, yaban mersini ve ribes gibi orman yemişleri ve balla hazırlanıyor. Yabanmersini, ribes, fındık ve bal gibi. Bal, ayrıca Sibirya'nın bazı bölgelerinde kuvvetli içkilerin yapımında da kullanılıyor.

Rus mutfağının özellikleri

Her ne kadar bünyesinde ayrı mutfak kültürlerini barındırsa da Rus mutfağının en büyük ortak özelliği, ülkenin hemen her yerinde yetişen aromatik otlar ve baharat.

RUS MUTFAĞININ ÖZEL TATLARI

Ordövr tabağı-Zakuski

Rus mutfağının dünyaca tanınan en ünlü yemeklerinden biri: 'Zakuski'. Rusların meze olarak adlandırdıkları bu tabak aslında çeşitli soğuk ve sıcak büfe yemeklerinden oluşuyor.

Çorbalar- Supy

Rus mutfağında çorba her şey demek. Çünkü içeriğinde yok yok. Balıktan, sebzeye, ete kadar değişik besinleri içeren çorbalar komple bir öğün sayılabiliyor.

Sebzeler-Ovoschi

Rus mutfağının en çok kullanılan sebzeleri; lahana, pancar, turp, patates, fasulye, mantar, soğan ve salatalık.

Et- Masnye Bliuda

Antik çağlarda Rus sofralarında dana ve sığır etleri pek nadir görülürdü. Çünkü bu hayvanlardan tarım için yararlanılırdı. Şimdilerin Rus mutfağında haşlama, ızgara ve kızarmış etler revaçta.

Balık-Ryba

Gerek tatlı su gerekse tuzlu su balıkları açısından çok zengin olan Rus mutfağında bu besinler çeşitli usullerle hazırlanıyor. Haşlama, ızgara ya da kızarmış balıklar değişik soslarla sunuluyor.

Tatlılar- Sladkie Bliuda

Her ne kadar Rus mutfağının özellikleri arasında tatlılar pek söz sahibi olmasa da değişik meyvelerle hazırlanıp ihtişamla sunulması dikkat çekiyor. Orman meyveleri, konserve meyveler, meyve şekerlemeleri ve bal genelde tatlıların baş malzemelerini oluşturuyor. 'Risel ve Kompot', komposto meyve, jöle ve peynirle hazırlanıyor. 'Pasha ve Kulic' Ortodoks Rusların Paskalya bayramının geleneksel tatlıları olarak tanınıyor.

İçecekler

"Limonnaya" denilen limonlu votka, içine bir limon kabuğu ilave edilip 2 hafta bekletildikten sonra içiliyor.

HAVYAR HAKKINDA

Rus mutfağı denilince akla ilk havyar gelir. Havyar, dişi mersinbalığının döllenmemiş yumurtalarından elde ediliyor.

Yeni davranışlar yeni kiloları önler

Kilo vermenin de, formda kalmanın da sırrı 'davranış değişikliği tedavisi'. Yeme alışkanlıklarınızda yapacağınız küçük oynamalar mucizeler yaratabilir

Kilo vermek isteyen birçok kişi, düşük kalorili diyet ve egzersiz programlarıyla arzuladığı kiloya kavuşabilir ancak bir süre sonra eski alışkanlıklara geri dönüldüğü için verilen kilolar fazlasıyla geri alınabilinir. Bu nedenle 'davranış değişikliği tedavisi', diyet kadar önemlidir. Ne yediğiniz kadar, nasıl yediğiniz de önemlidir. Neyi, nasıl ve ne zaman yediğinizi gözlemleyin, olması gerekenlerle karşılaştırıp nerede yanlış yaptığınızı bulduktan sonra onları değiştirin. Bu, sizi zayıflatacaktır.

Davranışlarınızı not edin

Başlangıç olarak, yediklerinizi ve yaptığınız egzersizleri not edebilirsiniz. Ana ve ara öğünler, yemek yenilen yer, zaman ve birlikte yenilen kişiler, yenilen yemeklerin miktar ve çeşidi ile yerken kendinizi nasıl hissettiğinizi yazmak bu çalışmada kilit rolü oynayabilir. Bu çalışma, sizi şişmanlatan nedenleri bulmanıza yardımcı olacaktır.

En sık yapılan hatalar

En sık yapılan hatalar şöyle sıralanabilir:

• Çok fazla ve hızlı yemek yemek, 
• Lokmaları çiğnemeden yutmak, 
• Öğün atlamak, 
• Su içmemek ya da az içmek, 
• Yemek yerken TV izlemek, 
• Stresli durumlarda aşırı yemek yemek, 
• Akşam yemeğinden sonra atıştırmaya devam etmek.

Altın öğütler

Gereksiz kilo almamak için de ilk aşamada şu alışkanlıklarınıza dikkat edebilirsiniz:

• Evde canınız sıkıldıkça buzdolabı kapağını açma alışkanlığından vazgeçin, 
• Yemekleri küçük lokmalar halinde ve iyice çiğneyerek tüketin, 
• Yemekleri mutfakta tabağınıza servis edip masaya getirin, 
• Yemek biter bitmez masadan kalkın, 
• Doyana kadar sebze yemeği ve sossuz hazırlanmış salata hakkınız olduğunu unutmayın. 
• Kızartmalardan ve hamur işlerinden mümkün olduğunca uzak durun, 
• Stresliyken buzdolabına saldırmayın! 
• Günde 3 ana ve 3 ara öğün tüketin; ara öğünlerinizi asla atlamayın 
• Su, sindirimi hızlandırıp, toksik maddelerin atımını sağlayacaktır. Günde en az 2 litre su için.


Haftanın bilgisi

Mutlu ve tok bir yaşam için 'serotonin'

Doygunluk, rahatlık ve mutluluk duygusunu 'serotonin' hormonu sağlar. Açlık duygusunu da önleyen serotonin, yani mutluluk hormonu salgılandığında zihin daha açık olur ve daha iyi öğrenmeyi sağlar. Çilek ve muz, stresin etkilerini azaltan ve beyine mutluluk veren serotonin maddesi içerir. Ayrıca beyinde serotonine dönüşen 'triptofan'dan zengin balık, beyaz et, süt ürünleri, avokado, yağsız peynir, yulaf, taze fasulye, yumurta gibi yiyecekler de, tüketilmelidir. Ciddi bir atıştırma sebebi olan stresi azaltmak için gevşeme tekniklerini öğrenmek, spor yapmak, açık havada yürümek ve günde bir-iki saat dışarı çıkıp, güneş ışığı almaya çalışmak da serotonin seviyesini arttırmak için yardımcı olacaktır. Omega-3 yağı da kandaki serotonin seviyesini artırır.


Kaynak:  Feminen
E-Bültenimize Abone Olun
Top