Milliyet Gazetesi

Milliyet Gazetesi

  • Zayıflatan hormon!
    Zayıflatan hormon!
  • Daha sağlıklı yaşamanız için 45 öneri
    Daha sağlıklı yaşamanız için 45 öneri
  • Onun sapı bunun kökü' demeyin, vejetaryen beslenmeyi deneyin!
    Onun sapı bunun kökü' demeyin, vejetaryen beslenmeyi deneyin!
  • Bebek gibi uyuyabilirsiniz
    Bebek gibi uyuyabilirsiniz
  • Yararları kadar zararları da var
    Yararları kadar zararları da var
  • Ramazanda nasıl beslenmeli?
    Ramazanda nasıl beslenmeli?
  • Çocuğunuzun beslenme çantasında neler olmalı?
    Çocuğunuzun beslenme çantasında neler olmalı?
  • Flavonoidler nasıl koruyor
    Flavonoidler nasıl koruyor
  • Sadece operasyon yetmez
    Sadece operasyon yetmez
  • Demir eksikliği ve 'kansızlık'
    Demir eksikliği ve 'kansızlık'
  • Doğru beslenmeyle strese savaş açın
    Doğru beslenmeyle strese savaş açın
  • Normal kilonuzu nasıl öğrenirsiniz?
    Normal kilonuzu nasıl öğrenirsiniz?
  • Reflüye dikkat
    Reflüye dikkat
  • Tatiliniz tuvalette geçmesin!
    Tatiliniz tuvalette geçmesin!
  • Migreni tetikleyen besinler
    Migreni tetikleyen besinler
  • 5 kilo vermek için 25 öneri
    5 kilo vermek için 25 öneri
  • Mavi yolculukta nasıl beslenelim?
    Mavi yolculukta nasıl beslenelim?
  • Damar dostu olan vitamin
    Damar dostu olan vitamin
  • Kortizon kullanırken nasıl beslenmeli?
    Kortizon kullanırken nasıl beslenmeli?
  • Yeşillik yemek için bir neden daha: K vitamini
    Yeşillik yemek için bir neden daha: K vitamini
  • Mucize diyet yoktur
    Mucize diyet yoktur
  • Yanlış beslenme sindirimi etkiler
    Yanlış beslenme sindirimi etkiler
  • Gençler dikkat!
    Gençler dikkat!
  • Serinleten öneriler
    Serinleten öneriler
  • Zehirlenmemek için ne yapmalı?
    Zehirlenmemek için ne yapmalı?
  • Karaciğerin dostu enginar
    Karaciğerin dostu enginar
  • Kilo verememenin gizli bir nedeni
    Kilo verememenin gizli bir nedeni
  • Tahıl giren eve doktor girmez!
    Tahıl giren eve doktor girmez!
  • Sizi korkutan bir sporu deneyin
    Sizi korkutan bir sporu deneyin
  • Sağlığınız için sağlıklı ürün
    Sağlığınız için sağlıklı ürün
  • Zinde bir yaşam için 50 adım (1)
    Zinde bir yaşam için 50 adım (1)
  • Yeşil, vücudu akort ediyor
    Yeşil, vücudu akort ediyor
  • Yoğurt her derde deva
    Yoğurt her derde deva
  • İyi beslenme sınavda başarının anahtarı
    İyi beslenme sınavda başarının anahtarı
  • Vücudunuzu meyvelerle savunun
    Vücudunuzu meyvelerle savunun
  • Haftada 4 kez spor zayıflatır
    Haftada 4 kez spor zayıflatır
  • Yaşlılıkta sebze ve meyve diyeti önemli
    Yaşlılıkta sebze ve meyve diyeti önemli
  • Şok diyetin faturası ağır
    Şok diyetin faturası ağır
  • Obeziteden onu nasıl korumalı?
    Obeziteden onu nasıl korumalı?
  • Tadın gizemi
    Tadın gizemi
  • Vücudumuzun A, B, C'si
    Vücudumuzun A, B, C'si
  • İştahı kesen yiyecekler
    İştahı kesen yiyecekler
  • Kurubaklagiller: Kanserden menopoza her derde deva
    Kurubaklagiller: Kanserden menopoza her derde deva
  • Yaz' için sağlığınızı tehlikeye atmayın!
    Yaz' için sağlığınızı tehlikeye atmayın!
  • Gıdaların iyileştirici gücü
    Gıdaların iyileştirici gücü
  • Köri, Alzheimer'a karşı koruyucu
    Köri, Alzheimer'a karşı koruyucu
  • Anti-aging'de
    Anti-aging'de "İlk 3"
  • Bahar yorgunluğunu 'beslenme'yle yenin
    Bahar yorgunluğunu 'beslenme'yle yenin
  • Vücudun olmazsa olmazları
    Vücudun olmazsa olmazları
  • Beslenmemizde bakırın önemi
    Beslenmemizde bakırın önemi
  • Bahar yorgunluğuna karşı önleminizi alın
    Bahar yorgunluğuna karşı önleminizi alın
  • Eksik krom alımı hastalık nedeni
    Eksik krom alımı hastalık nedeni
  • Detoks yapma zamanı geldi
    Detoks yapma zamanı geldi
  • Bağışıklık sistemimizin yardımcısı: ÇİNKO
    Bağışıklık sistemimizin yardımcısı: ÇİNKO
  • Motivasyonsuz diyet başarıya ulaşmaz
    Motivasyonsuz diyet başarıya ulaşmaz
  • Kan basıncında sodyum ve potasyuma dikkat
    Kan basıncında sodyum ve potasyuma dikkat
  • Hangi besine ne zaman başlamalı?
    Hangi besine ne zaman başlamalı?
  • İyi kalplilerin minerali magnezyum
    İyi kalplilerin minerali magnezyum
  • Adı gibi olmayan hastalık: Şeker
    Adı gibi olmayan hastalık: Şeker
  • Yanlış pişirme yöntemi besinin yapısını bozar
    Yanlış pişirme yöntemi besinin yapısını bozar
  • Kim, ne kadar kafein tüketmeli?
    Kim, ne kadar kafein tüketmeli?
  • Antioksidan ve hücre koruyucusu: Selenyum
    Antioksidan ve hücre koruyucusu: Selenyum
  • Besinlerin uzun yolculuğu
    Besinlerin uzun yolculuğu
  • Kilonun azı da çoğu gibi zarar
    Kilonun azı da çoğu gibi zarar
  • Tamamen yağsız diyet sağlıklı değil
    Tamamen yağsız diyet sağlıklı değil
  • Limon yemek zayıflatır mı?
    Limon yemek zayıflatır mı?
  • Kan pıhtılaşması ve K vitamini tedavisi
    Kan pıhtılaşması ve K vitamini tedavisi
  • Her derde maydanoz
    Her derde maydanoz
  • Sağlıklı gözler için bol meyve yiyin
    Sağlıklı gözler için bol meyve yiyin
  • Önce tuzu kesin
    Önce tuzu kesin
  • Sağlam sinirler için B vitamini
    Sağlam sinirler için B vitamini
  • Teşhisi zor hastalık: Çölyak
    Teşhisi zor hastalık: Çölyak
  • Sağlıklı ve güzel bir cilt için bitki çayı için
    Sağlıklı ve güzel bir cilt için bitki çayı için
  • 2005'in beslenme mirası
    2005'in beslenme mirası
  • Diyet bozmayan yılbaşı sofrası!
    Diyet bozmayan yılbaşı sofrası!
  • Böbreklerdeki ağrı kaynağı
    Böbreklerdeki ağrı kaynağı
  • Sebze ve meyve sağlık kalkanı
    Sebze ve meyve sağlık kalkanı
  • Beslenme ve metabolizma
    Beslenme ve metabolizma
  • Özel yiyeceklerle hafızanı güçlendir
    Özel yiyeceklerle hafızanı güçlendir
  • Hafta sonunda neler yemeliyiz?
    Hafta sonunda neler yemeliyiz?
  • Mucizevi besin: YUMURTA
    Mucizevi besin: YUMURTA
  • Hücrelerinizi meyve ve sebze ile koruyun
    Hücrelerinizi meyve ve sebze ile koruyun
  • Zayıflamada son keşif: Obestatin
    Zayıflamada son keşif: Obestatin
  • Riskli lezzet: Kebap
    Riskli lezzet: Kebap
  • Şişmanlığın ölçüsü kilo değil
    Şişmanlığın ölçüsü kilo değil
  • Enerjik kalmamızı etkileyen faktörler
    Enerjik kalmamızı etkileyen faktörler
  • Hem doyuruyor hem hayat kurtarıyor
    Hem doyuruyor hem hayat kurtarıyor
  • Yeni bir yeme bozukluğu
    Yeni bir yeme bozukluğu
  • Gripten korunmak için sık sık balık yiyin
    Gripten korunmak için sık sık balık yiyin
  • Mucizevi besin: Makarna
    Mucizevi besin: Makarna
  • En sağlıklı tatlılar sütlü olanlar
    En sağlıklı tatlılar sütlü olanlar
  • Tane tane şifa
    Tane tane şifa
  • Kışın hasta olmak istemiyorsanız bu yazıyı okuyun
    Kışın hasta olmak istemiyorsanız bu yazıyı okuyun
  • Ege mutfağı vücudu koruyor
    Ege mutfağı vücudu koruyor
  • Kuru meyvelerin mucize yararları
    Kuru meyvelerin mucize yararları
  • Karadenizliler daha çok iyotlu tuz tüketmeli
    Karadenizliler daha çok iyotlu tuz tüketmeli
  • Bulgur deyip geçmeyin...
    Bulgur deyip geçmeyin...
  • Sebze yemeden savunma olmaz
    Sebze yemeden savunma olmaz
  • Bomba gibi kahvaltının sırrı yulaflı gevreklerde
    Bomba gibi kahvaltının sırrı yulaflı gevreklerde
  • Baharat yolu
    Baharat yolu
  • Vücudun zırhı: Kuru baklagiller
    Vücudun zırhı: Kuru baklagiller
  • Her derde deva
    Her derde deva
  • Yeni davranışlar yeni kiloları önler
    Yeni davranışlar yeni kiloları önler
  • Sofranızdan çorbayı eksik etmeyin
    Sofranızdan çorbayı eksik etmeyin
  • Yiyecek alırken nelere dikkat etmek gerekir?
    Yiyecek alırken nelere dikkat etmek gerekir?
  • Doğru bilinen yanlışlar
    Doğru bilinen yanlışlar
  • Her güne bir mönü
    Her güne bir mönü
  • Hangi besini nasıl pişirmeliyiz?
    Hangi besini nasıl pişirmeliyiz?
  • Sağlıklı hayatın sırrı haftada 3 kez spor
    Sağlıklı hayatın sırrı haftada 3 kez spor
  • Hangi besini nasıl pişirmeliyiz?
    Hangi besini nasıl pişirmeliyiz?
  • Sağlıklı ve zinde yaşamın sırrı posalı besinler
    Sağlıklı ve zinde yaşamın sırrı posalı besinler
  • Yorgunluğa karşı harekete geçin
    Yorgunluğa karşı harekete geçin
  • Hamilelikte bunlara dikkat!
    Hamilelikte bunlara dikkat!
  • Sabah kahvaltısı kilo probleminin azalmasını sağlar
    Sabah kahvaltısı kilo probleminin azalmasını sağlar
  • Gut hastalığı ile nasıl başa çıkılır?
    Gut hastalığı ile nasıl başa çıkılır?
  • Glisemik indeks ne işe yarar?
    Glisemik indeks ne işe yarar?
  • Sağlık kaynağı 9 mineral var
    Sağlık kaynağı 9 mineral var
  • Kalp sağlığı ve beslenme
    Kalp sağlığı ve beslenme
  • Yaz tatili için beslenme sırları
    Yaz tatili için beslenme sırları
  • Alkol beslemez, süründürür
    Alkol beslemez, süründürür
  • Zindelik için kahvaltı şart
    Zindelik için kahvaltı şart
  • Vücut gıdaya tepki verirse
    Vücut gıdaya tepki verirse
  • Yaşlanma, fiziksel egzersizle yavaşlar
    Yaşlanma, fiziksel egzersizle yavaşlar
  • Demir yoksa kan da yok!
    Demir yoksa kan da yok!
  • Alzheimer hastası yoğun ilgi ister
    Alzheimer hastası yoğun ilgi ister
  • Hücrelerinizin erken ölümünü engelleyin
    Hücrelerinizin erken ölümünü engelleyin
  • Çocuklarınızı sakın kalsiyumsuz bırakmayın
    Çocuklarınızı sakın kalsiyumsuz bırakmayın
  • Hücrelerinizin erken ölümünü engelleyin
    Hücrelerinizin erken ölümünü engelleyin
  • Kolesterolü düzenli egzersizle düşürün
    Kolesterolü düzenli egzersizle düşürün
  • Selülitle baş etmenin yolları
    Selülitle baş etmenin yolları
  • Bağırsaktaki sorunları spor yaparak aşın
    Bağırsaktaki sorunları spor yaparak aşın
  • Bağırsak sorunu yaşamamak için ilaç gereksiz, çözüm elinizde
    Bağırsak sorunu yaşamamak için ilaç gereksiz, çözüm elinizde
  • Tiroit bezi sorunu kadınlarda daha sık
    Tiroit bezi sorunu kadınlarda daha sık
  • Emzirmek, kan şekerini dengeler
    Emzirmek, kan şekerini dengeler
  • Metabolizmamızı nasıl hızlandırabiliriz?
    Metabolizmamızı nasıl hızlandırabiliriz?
  • Vejetaryenseniz bol soya fasulyesi yiyin
    Vejetaryenseniz bol soya fasulyesi yiyin
  • Yeme bozuklukları
    Yeme bozuklukları
  • Canınız abur cubur isterse erik yiyin
    Canınız abur cubur isterse erik yiyin
  • Emziklilik döneminde beslenme
    Emziklilik döneminde beslenme
  • İyi uyumak istiyorsanız akşam et, balık yemeyin
    İyi uyumak istiyorsanız akşam et, balık yemeyin
  • Stresli günlerde beslenme
    Stresli günlerde beslenme
  • Uzun yaşamın sırrı bu diyette saklı
    Uzun yaşamın sırrı bu diyette saklı
  • Şifa kaynağı: Kefir
    Şifa kaynağı: Kefir
  • Yemeği nasıl ısıtıyorsunuz?
    Yemeği nasıl ısıtıyorsunuz?
  • Besin alerjisine karşı ne yapmalı?
    Besin alerjisine karşı ne yapmalı?
  • Zayıflamak için semizotu ve havuç yiyin
    Zayıflamak için semizotu ve havuç yiyin
  • Yağ hem yararlı hem zararlı
    Yağ hem yararlı hem zararlı
  • Haftada 5 gün sporla kolesterol düşürülebilir
    Haftada 5 gün sporla kolesterol düşürülebilir
  • Bölgesel zayıflama
    Bölgesel zayıflama
  • Diyetinizi suçlamayın vücudunuzu dinleyin
    Diyetinizi suçlamayın vücudunuzu dinleyin
  • Evlendikten sonra neden kilo alırız!
    Evlendikten sonra neden kilo alırız!
  • Hazımsızlık çekerseniz tuzlu nane çayı için
    Hazımsızlık çekerseniz tuzlu nane çayı için
  • Diyet açısından önemli noktalar
    Diyet açısından önemli noktalar
  • Buzdolabınız bahar aylarına hazır mı?
    Buzdolabınız bahar aylarına hazır mı?
  • Evden uzaktayken sağlıklı beslenme
    Evden uzaktayken sağlıklı beslenme
  • Migren atağı başlayınca 2 kivi, bir de elma yiyin
    Migren atağı başlayınca 2 kivi, bir de elma yiyin
  • Bu ikiliye dikkat: Nezle ve grip
    Bu ikiliye dikkat: Nezle ve grip
  • Süt midenizi şişiriyorsa kakao ekleyerek için
    Süt midenizi şişiriyorsa kakao ekleyerek için
  • Kurt kadın olunan günler
    Kurt kadın olunan günler
  • Kırmızı eti kesmeyin sadece daha az yiyin
    Kırmızı eti kesmeyin sadece daha az yiyin
  • Plaza şişmanlarına katılmamak elinizde
    Plaza şişmanlarına katılmamak elinizde
  • Erkekler
    Erkekler "aşk simidi" meselesini nasıl halledecekler?
  • Peynir zaten kibrit kutusu kadar, bir de kireç gibi olmasın'
    Peynir zaten kibrit kutusu kadar, bir de kireç gibi olmasın'
  • TAYLAN KÜMELİ ve SAĞLIKLI BESLENME
    TAYLAN KÜMELİ ve SAĞLIKLI BESLENME
  • Sebze nasıl sevdirilir?
    Sebze nasıl sevdirilir?
  • Diyabetinizi kontrol edebilirsiniz
    Diyabetinizi kontrol edebilirsiniz
  • Bayramda tatlı yemekten kaçının, bol bol su için
    Bayramda tatlı yemekten kaçının, bol bol su için
  • Hastalıksız bir kış için 6 kural
    Hastalıksız bir kış için 6 kural
  • Yapay tatlandırıcılar zararlı mı, yararlı mı?
    Yapay tatlandırıcılar zararlı mı, yararlı mı?
  • Savunma sisteminizi güçlendirin
    Savunma sisteminizi güçlendirin
  • C vitaminli kış bakımı
    C vitaminli kış bakımı
  • İshal tedavisi
    İshal tedavisi
  • Sağlıklı beslenenler vitamin ve mineral desteğine ihtiyaç duymaz
    Sağlıklı beslenenler vitamin ve mineral desteğine ihtiyaç duymaz
  • Mucize diyetler!
    Mucize diyetler!
  • Sağlıklı beslenenler vitamin ve mineral desteğine ihtiyaç duymaz
    Sağlıklı beslenenler vitamin ve mineral desteğine ihtiyaç duymaz
  • Egzersizden vazgeçmeyin
    Egzersizden vazgeçmeyin
  • Etkili bir savunma aracı: Pos
    Etkili bir savunma aracı: Pos
  • Beslenme ve yaşlılık
    Beslenme ve yaşlılık
  • Altı ayda ideal kilo
    Altı ayda ideal kilo
  • Strese karşı B vitamini
    Strese karşı B vitamini
  • Şekerle mücadele vakti
    Şekerle mücadele vakti
  • D vitamini ihmale gelmez!
    D vitamini ihmale gelmez!
  • Zekanızı B vitaminiyle geliştirin
    Zekanızı B vitaminiyle geliştirin
  • İyi kolesterolü nasıl yükseltiriz!
    İyi kolesterolü nasıl yükseltiriz!
  • Sağlığınız bayrama kurban gitmesin
    Sağlığınız bayrama kurban gitmesin
  • Sebze ve meyve sularını ihmal etmeyin
    Sebze ve meyve sularını ihmal etmeyin
  • Ne kadar alkol yararlı?
    Ne kadar alkol yararlı?
  • Melek besinler ve faydaları
    Melek besinler ve faydaları
  • Süt hormonunun dengesine dikkat
    Süt hormonunun dengesine dikkat
  • Hormonlar ve kilo
    Hormonlar ve kilo
  • Organik olmayan besinden kaçının
    Organik olmayan besinden kaçının
  • Besin destekli savunma
    Besin destekli savunma
  • Lahanagillerin sağlığa katkısı
    Lahanagillerin sağlığa katkısı
  • Meme kanserini önleyen beş besin
    Meme kanserini önleyen beş besin
  • Sadece sofra süsü değiller
    Sadece sofra süsü değiller
  • Duygusal açlık kilo aldırır
    Duygusal açlık kilo aldırır
  • 14 Şubat'a özel mönü
    14 Şubat'a özel mönü
  • Diyette başarılı olmanın sırları
    Diyette başarılı olmanın sırları
  • Yemek bitiyor, açlık geçmiyor
    Yemek bitiyor, açlık geçmiyor
  • Mucizevi bir meyve: Ananas
    Mucizevi bir meyve: Ananas
  • Damar ve kalp dostu meyveler
    Damar ve kalp dostu meyveler
  • Tohumlarla gelen sağlık
    Tohumlarla gelen sağlık
  • Karaciğer ve beslenme
    Karaciğer ve beslenme
  • Kolesterol düşmanı
    Kolesterol düşmanı
  • Kilo verirken yağ yakmanın yolları
    Kilo verirken yağ yakmanın yolları
  • Diyeti renklendirin!
    Diyeti renklendirin!
  • Kansere karşı mercimekli savunma
    Kansere karşı mercimekli savunma
  • Acıyla gelen sağlık
    Acıyla gelen sağlık
  • Ne sağlıktan ne lezzetten vazgeçin!
    Ne sağlıktan ne lezzetten vazgeçin!
  • Ekmeğin esmeri vitamin deposu
    Ekmeğin esmeri vitamin deposu
  • Kapsüle giren besinler
    Kapsüle giren besinler
  • Yeşil çay sağlık kaynağı
    Yeşil çay sağlık kaynağı
  • Ödemlere geçit vermeyin
    Ödemlere geçit vermeyin
  • Kadınlar 'gün'de şişmanlıyor
    Kadınlar 'gün'de şişmanlıyor
  • Doğru beslenin, formda kalın
    Doğru beslenin, formda kalın
  • Çocuğunuzun zekâsı beslenmeye de bağlı
    Çocuğunuzun zekâsı beslenmeye de bağlı
  • Egzersiz yaparken beslenme
    Egzersiz yaparken beslenme
  • Reflüyü ortadan kaldırmanın yolları
    Reflüyü ortadan kaldırmanın yolları
  • Yanlış diyet hasta eder!
    Yanlış diyet hasta eder!
  • Yeşil yapraklı sebzelerden şaşmayın
    Yeşil yapraklı sebzelerden şaşmayın
  • Sarımsağı çiğ yiyin
    Sarımsağı çiğ yiyin
  • Uzun vadeli düşünün
    Uzun vadeli düşünün
  • Kuşkonmaz için en ideal zaman
    Kuşkonmaz için en ideal zaman
  • Kalp sağlığınız için kiraz
    Kalp sağlığınız için kiraz
  • Her gün mutlaka süt için
    Her gün mutlaka süt için
  • Besinlerin süperstarı!
    Besinlerin süperstarı!
  • Çalışan kadınlarda kilo sorunu
    Çalışan kadınlarda kilo sorunu
  • Kalbinizi koruyun
    Kalbinizi koruyun
  • Obezitede ürküten tablo
    Obezitede ürküten tablo
  • 100 kalori yakmanın 100 yolu
    100 kalori yakmanın 100 yolu
  • Doğru içecekleri ve besinleri seçin
    Doğru içecekleri ve besinleri seçin
  • Az ye zinde yaşa
    Az ye zinde yaşa
  • Yaşamın kaynağı Su
    Yaşamın kaynağı Su
  • Tatilde kilo almamanın yolları
    Tatilde kilo almamanın yolları
  • Bahanelerin arkasına sığınmayın
    Bahanelerin arkasına sığınmayın
  • Tatil sonrasında ne yapmalı?
    Tatil sonrasında ne yapmalı?
  • Ramazanı sağlıklı geçirin
    Ramazanı sağlıklı geçirin
  • Sağlıklı zayıflamanın temel noktaları
    Sağlıklı zayıflamanın temel noktaları
  • Diyetiniz hafta sonu nasıl gidiyor?
    Diyetiniz hafta sonu nasıl gidiyor?
  • Kiloyu korumakla ilgili en çok sorulan sorular (1)
    Kiloyu korumakla ilgili en çok sorulan sorular (1)
  • Kiloyu korumakla ilgili en çok sorulan sorular (2)
    Kiloyu korumakla ilgili en çok sorulan sorular (2)
  • Hayatımızı değiştiren tahıllar
    Hayatımızı değiştiren tahıllar
  • Neden tatlı isteriz?
    Neden tatlı isteriz?
  • Su-tuz dengesi
    Su-tuz dengesi
  • Özel günlerde doğru beslenme
    Özel günlerde doğru beslenme
  • Savunmanızı güçlendirin
    Savunmanızı güçlendirin
  • Yeni yıla sağlıklı bir başlangıç
    Yeni yıla sağlıklı bir başlangıç
  • Sindirimi kolaylaştıran ürünler
    Sindirimi kolaylaştıran ürünler
  • Her lokmanın tadını çıkarın
    Her lokmanın tadını çıkarın
  • C vitamininden destek alın
    C vitamininden destek alın
  • Sağlıklı beslenme tatili
    Sağlıklı beslenme tatili

Zayıflatan hormon!

Zayıflatan hormon!

Zayıflamada gerçek sırrın vücutta olduğunu biliyor musunuz? Peki hormonların zayıflattığını?

TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

Vücudumuzda ghrelin isminde bir hormon vardır. Bu hormon yoğun bir şekilde midenizde ve az miktarda bağırsakta, beynin hipotalamus bölgesi, böbrek, plasentada ve hipofizde yapılmaktadır. Ghrelin, büyüme hormonunun salgılanmasında ve enerji metabolizmasının düzenlenmesinde görev alır. Ancak zayıflama üzerine etkisi besin alımını düzenlemesi ve enerji harcanmasında görevli olmasından kaynaklanmaktadır.
Zannedildiği gibi zayıflamayı sağlamaz. Aksine midede ghrelin salgılanınca iştah artar ve yemeyi başlatır. Vücudunuzda bu hormonun baskılanmasını sağlayan başka hormonlar da vardır. Bunlardan bir tanesi kolesistokinindir. Yani kolesistokinin tokluk sağlayan bir hormondur. Doksanlı yılların başlarında leptin hormonu, 67 yıl önce ghrelin ve şimdi de obestatin keşfedildi. Leptin ve insülin vücudunuzda yemeyi engelleyen hormonlardandır. Obestatin de ghreli'nin etkisini azaltıcı işleve sahiptir.

Aşının mantığı
Obezite aşısının da temel mantığı, acıkınca yeme isteği uyandıran ve kiloya neden olan ghrelin hormonunun kontrol altına alınmasıdır. Bilim adamlarının çalışmalarında ghreli'nin yüksek oranda dışarıdan verilmesiyle yeme miktarının arttığı bulunmuştur. Obestatin verilmesiyle de yeme isteğinin %50 oranda azaldığı ve kısa sürede kilo kaybı olduğu görülmüştür.
Bunun nedeni obestatinin vücutta ghrelin hormonunu baskılamasından kaynaklanmaktadır. Ancak yan etki olarak mide bulantısı olabilir. Böyle yan etkiler uzun dönemde sorun oluşturacaktır.
Yeryüzünde 1 milyar kilolu ve obez insan varken böyle çalışmaların yapılması umut ışığı oluşturuyor. Ancak atlanan bir konu var ki, bu araştırmaların hepsi hâlâ deneme sürecinde. Yani insanlarda tedavi için kullanılmıyor.
Kullanılsa dahi hiçbir kilolu kişi için kesin çözüm oluşturamaz. Çünkü sağlıklı beslenmeyi uygulayamadığınızda verilen kilolar bugün olmasa bile yarın geri döner.

Haftanın önerisi

Eğer kilolu ya da obezseniz;
  • Medyada çıkan her haber sizi aldatmasın, mutlaka uzmandan bu konuyla ilgili bilgi alın.
  • Kendi başınıza diyet yapmayın.
  • Komşunuzun ya da yakın arkadaşınızın diyetini uygulamayın.
  • Beslenme programları kişiye özel olmalıdır, çünkü sizin vücut dilinizle annenizin vücut dili aynı değildir.


  • Daha sağlıklı yaşamanız için 45 öneri

    Daha sağlıklı yaşamanız için 45 öneri

    Gerek evde gerek bir restoranda yemek yerken bazı noktalara dikkat ederseniz hem kilo almazsınız hem de hastalığa yakalanma riskini azaltarak daha sağlıklı bir hayat sürdürebilirsiniz


    1. Yemeklerinizi hazırlarken ve pişirirken zeytinyağı, kanola yağı, mısırözü yağı, ayçiçek yağı gibi kalp dostu yağları kullanın.
    2. Probiyotik yoğurtlar gibi bağışıklık sisteminizin güçlenmesine yardımcı yoğurtları tüketin.
    3. Kalp sağlığı için önemli olan esansiyel yağları, diyetimizde düşük olan E vitamini, selenyum ve magnezyum gibi mineralleri içeren ceviz, fındık, badem gibi kabuklu yemişleri öğün aralarında atıştırmak için kullanın.
    4. Günlük 2,4 gramdan fazla sodyum tüketmeyin. Sodyum içeriği düşük besinleri tercih edin.
    5. Koyu renkli besinleri tüketin. Kırmızı, yeşil ve mor renkli besinlerin kansere karşı savaşan bileşikleri içerirdiğini unutmayın.
    6. Somon, ringa ve alabalık gibi omega 3 yağ asitleri açısından zengin, kalp dostu balıkları tüketin.
    7. Posa kaynağı ve diyabete karşı savunma sağlayan esmer pirinci beyaz olana tercih edin.
    8. Kolesterol düşürücü çözünür posa içeren besinleri (yulaf ezmesi, kurubaklagiller, arpa ve elma) tüketin.
    9. Her gün en az beş porsiyon sebze ve meyve tüketin ancak bunu dokuz porsiyona çıkarmayı hedefleyin.
    10. Yüksek kan basıncını düşüren potasyum bakımından zengin haşlanmış patates, yoğurt, muz, portakal ve domates suyu gibi besinleri hayatınıza dahil edin.
    11. Prostat kanserine karşı koruma sağlayabilen kimyasalı (likopen) içeren domatesi ve domatesi pişirerek hazırlayacağınız domates soslarını tüketin.

    Posa alımınızı artırmak için
    12. Ara öğünlerinizde atıştırmalık olarak meyve tercih edin.
    13. Seçiminizi yüzde 100 tam tahıllardan üretilmiş ekmekten yana kullanın.
    14. Meyve suyu içmektense meyvenin kendisini yiyin.
    15. Meyve ve sebzelerinizi tüketirken kabuklarını eğer mümkünse soymayın.
    16. Kahvaltılık gevreklerinize, yoğurt ve salatalarınıza posa kaynağı ve omega 3 açısından zengin olan keten tohumunu ekleyin.
    17. Yoğurdunuzu sade tüketmek yerine içine meyve doğrayın.
    18. Yemeklerinize ve salatalarınıza haşlanmış kurubaklagilleri ekleyin.
    19. Şehriye çorbası yerine mercimek çorbasını tercih edin.
    20. Tencere yemeklerinin (mesela güveç tarzında olanlar) üstüne ufalanmış ekmek yerine yulaf serpiştirin.
    21. Küçük parçalar halinde doğranmış brokoli, kabak ve havuçları haşlayıp makarnanıza ekleyin.
    22. Balık, tavuk ve yumurtalı salatalarınıza ızgara sebze ilave edin.
    23. Sandviçinizi arasına taze marul ve ıspanak yaprakları ekleyerek tüketin.
    24. Kahvaltılık gevreklerinize kurutulmuş meyveleri ekleyin.

    Kilo kontrolü için
    25. Tam yağlı veya yarım yağlı sütler yerine yağsız olanları tercih ederek her porsiyonda 45-72 kalori daha az alın.
    26. Kızartılmış balık yerine ızgara balık tercih edin.
    27. Kilo değişikliklerinizi belirli aralıklarla tartılarak izleyin ve kilonuz kontrolden çıkmadan gerekli önlemleri alın.
    28. Sıvılarla aldığınız kalorileri takip edin. Meyveli soda, meyve suları ve alkol gibi kalorili içecekler siz fark etmeden aldığınız kalorilerin artmasına neden olur.
    29. Sağlıklı pişirme yöntemlerini tercih edin, gerekirse bu konuda uzmanlardan destek ve eğitim alın.
    30. Besinleri kızartmak yerine ızgarada, fırında pişirerek veya haşlayarak tüketin.
    31. Sos hazırlarken çok az yağ ilave ederek hazırlayın çünkü yağların hemen hepsinin 1 yemek kaşığının 120 kalori içerdiğini bilin.
    32. Yüksek yağlı besinlerden vazgeçmeyin, bu besinleri alternatifler üreterek tüketin (örneğin kızarmış köfte ve beyaz ekmekle hazırlanmış hamburger yerine, ızgara et ve çok tahıllı ekmek ile hazırlanmış sandviçi tercih edin).
    33. Besinleri gün içinde küçük öğünler ve porsiyonlar halinde tüketin.
    34. Yemeklerinize çorba ve salata ekleyerek kalori yerine miktarlarını artırın.

    Sağlıklı atıştırma için
    35. Mikrodalgada veya teflonda yapılmış yağsız patlamış mısır tüketin.
    36. Atıştırmak için light peynirle beraber tahıllı kraker veya ekmek tüketin.
    37. Küçük porsiyonlarda atıştırma yapın ve atıştırmak için içeriği zengin besinleri tercih edin.
    38. Bir avuç bademi hem atıştırmak hem de iştahınızı bastırmak için kullanın

    Dışarıda yemek yerken
    39. Açılış yemeğinizi iştah açan besinlerden seçin.
    40. Kızartılmış tavuk, balık yerine ızgarada veya fırında pişirilmiş olanları tercih edin
    41. Yemek ve salatalarınıza soslarını masaya getirildiğinde kendiniz ekleyin.
    42. Yemeklerin nasıl hazırlandığını sormaktan çekinmeyin.
    43. Yemeklerin hepsini tüketmeye çalışmayın, kalanları paketlettirebileceğinizi unutmayın.
    44. Yemeklerde sağlıklı birkaç alternatif sunan restoranları seçin.
    45. Pizza yemeye karar verdiğinizde, yanında yiyeceğiniz besinleri seçerken yüksek yağ içerikli etleri atlayıp salatalar üzerine yoğunlaşın.

    Haftanın besini

    Taylight biber kebabı
    Malzemeler: 10 adet dolmalık biber, 200 gram çökelek, iki domates, bir kuru soğan, isteğe göre kuru nane, karabiber, kimyon ve pul biber, makul miktarda tuz, yarım su bardağı bulgur, bir çay bardağı ılık su, bir yemek kaşığı sıvıyağ.
    Hazırlanışı: Domates ve soğanları küp küp doğrayıp dolmalık biber hariç diğer malzemelerle karıştırın. Biberleri malzemeyle doldurun. Fırın tepsisine yerleştirin. Orta derecede ısıtılmış fırında biberler kızarıncaya kadar pişirin.

    Onun sapı bunun kökü' demeyin, vejetaryen beslenmeyi deneyin!

    'Onun sapı bunun kökü' demeyin, vejetaryen beslenmeyi deneyin!

    Araştırmalar kalp hastalıkları, hipertansiyon, diyabet ve bazı kanser türlerinin 'iyi beslenen' vejetaryenlerde daha az görüldüğünü gösteriyor

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Çoğu insan için bir beslenme, hatta yaşam tarzı olan vejetaryenlik daha geniş olarak ele alındığında et, kümes hayvanları ve balık ürünlerini tüketmeden onların yerine tahıl, kurubaklagil, yağlı tohum ve sebze-meyvelerin tüketildiği bir beslenme tarzıdır. Vejetaryen beslenme de kendi içinde şu bölümlere ayrılır:
  • Lakto-ovo-vejetaryenler: Yumurta ve süt ürünlerini tüketirlerken diğer et, tavuk vb. hayvansal gıdaları diyetlerinden çıkarırlar.
  • Lakto-vejetaryenler: Et, kümes hayvanları, balık ve yumurtayı tüketmezken sütü ve diğer süt ürünlerini tüketmektedirler.
  • Katı vejetaryen veya veganlar: Et, kümes hayvanları, balık, yumurta, süt, peynir ve diğer süt ürünleri dahil hayvansal ürünlerin hiçbirini yemezler.Veganlar ayrıca besinlerin hazırlanmasında içine eklenen hayvansal kaynaklı (tereyağ vb.) hiçbir şeyi de tüketmezler.
  • Semi vejetaryenler: Sadece et, kümes hayvanları veya balığı ara sıra tüketirler.


  • Vejetaryenlik sağlıklı 'ama'...
    Araştırmalar vejetaryen beslenme ile sağlık arasında olumlu bir ilişki olduğunu gösteriyor. Özellikle kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet, şişmanlık, böbrek taşı, safra kesesi hastalıkları ve bazı kanser türleri vejetaryenlerde daha az görülmektedir. Fakat vejetaryen olmak sağlıklı bir yaşam sürüldüğü anlamına gelmez. Doğru planlanmamış bir beslenme programı sağlığınızı riske de atabilir. Çeşitli besin yetersizliklerine neden olabilir.

    Nelere dikkat edilmeli?
    Protein: Hayvansal kaynaklı besinler proteinin yoğun kaynaklarıdırlar. Fakat kuru baklagiller, yağlı tohumlar, çekirdek, tahıllar, sebzeler de protein içerir. Doğru kullanılırsa bitkisel kaynaklı besinler de bol protein içerir.
    B12 vitamini: Sadece hayvansal besinlerde bulunur. Süt ve yumurta tüketen bir vejetaryende vitamin yetersizliği görülmeyebilirken, bir veganın dışardan B12 vitamini alması gerekir.
    D vitamini: Özellikle veganların D vitamini konusunda dikkatli olmaları gerekir. Güneş ışığından yeteri kadar faydalanamayanların da bu duruma dikkat etmeleri gerekir.
    Kalsiyum: Süt ürünleri tüketen vejetaryenler için sorun teşkil etmeyen kalsiyum, besin seçimlerini doğru yapamayan ve süt ürünlerini tüketmeyen vejetaryenler için sorun oluşturur.
    Demir: Hayvansal kaynaklı besinler demirin en iyi kullanılıp emildiği yani biyoyararlılığın en iyi olduğu kaynaklardır. Bu nedenlerle vejetaryenlerde demir emiliminin arttırılması üzerinde durulmalıdır. Yemeklerde C vitamininden zengin besinlerin tüketilmesi demir emilimine yardımcı olacaktır.
    Çinko: Çinko yetersizliğinde pek çok sağlık sorunu ortaya çıkabilmektedir. Dolayısı ile çinkonun iyi kaynaklarının yanında emilimini olumlu veya olumsuz etkileyebilecek, posa içeren besinlerin doğru bir programla tüketilmesi gerekir.

    Haftanın besini
    Vejetaryenseniz soya kullanın
    Soya fasulyesi çok besleyicidir ve çok fazla miktarda protein içerir. Kuru baklagillere nazaran daha fazla protein ve kalsiyum barındırır. Hatta çoklu doymamış yağ asitlerinden de zengin olan soya fasulyesi pek çok soya ürününün yapımında kullanılır ve vejetaryen beslenmesinde önemli yeri olan bir besindir. Özellikle protein ve kalsiyum ihtiyacını karşılama konusunda vejetaryenlerin tercih etmeleri önerilen önemli gıdalardandır. Soya sütü, soya unu, soya proteini, tofu, soya filizi, tam soya fasulyesi, soya sosu yemek pişirirken kullanılabilinecek soya ürünleridir.

    Bebek gibi uyuyabilirsiniz

    Bebek gibi uyuyabilirsiniz

    Kaliteli bir uyku uyuyamamaktan yakınıyorsanız bu sorununuzu çözmeniz hiç de zor değil. Özellikle yeme-içme alışkanlıklarınızda yapacağınız sağlıklı bir ayarlama bebek gibi mışıl mışıl uyumanızı sağlayabilir

    Ruhsal ve fiziksel olarak dinlenebilmek, güne enerjik başlamak için birinci kural kaliteli bir uykudur. Uykunun süresinden çok kalitesinin önemine dikkat çeken uzmanlar, herkesin ihtiyaç duyduğu uyku süresinin farklı olduğunu ve dönemsel olarak değişiklik gösterebileceğini söylüyor. Çağımızın hızlı temposunda önerildiği gibi günde sekiz saat uyumak herkes için mümkün olmayabilir ama en azından bu süreyi verimli kılmak elimizde.

    Ne yapmalı?
    Biyolojik saatinizi ayarlayın: Biyolojik saatimizi her gün benzer saatlerde uyumaya alıştırmalıyız. Nasıl metabolizmamıza belli saatlerde ara öğün yapma alışkanlığı kazandırıp saate bakmadan acıktığımızı hissediyorsak, uykuya dalma ve uyanma saatlerimiz de bu şekilde belirlenebilir olmalı. Tabii ki hayatımız buna her zaman elverişli olmayabilir ama önemli olan genelde bu ritmi yakalayabilmek.
    Hacmi büyük, kalorisi düşük beslenin: Yatmadan önce hafif, uykunuzu kaçırmayacak şeyler yiyin. 19.30-20.00 saatlerinde yediğinizi varsaydığımız akşam yemeğinizden iki saat sonra bir porsiyon mevsim meyvesi yanında bir çay bardağı kadar light yoğurt veya süt içmek hem besleyici hem de rahatlatıcı olacaktır. Ilık süte bir miktar tarçın ekleyerek sakinleştirici etki sağlayabilir ve kan şekeri dengesine de yardımcı olabilirsiniz.
    Bitkisel çayları gün boyu tüketin: Kafeinli içeceklerden uzak durum. Insomnia yani uykusuzluk problemi çeken kişilere kediotu, fırıldak çiçeği, yulaf sapı ve papatya bitkilerinin kullanımı yardımcı olabilir.
    Stres yapmayın: Yapılmayan işleri, ödenmeyen faturaları, sinirlendiğiniz sevgilinizi düşünerek yatağa girmeyin. Su stresten arınmak için en önemli yardımcılardan biridir. Stres atmak için oda ısısında su için, elinizi yıkayın, ılık bir duş yapın. Sizi mutlu eden olayları, kişileri, anları hayal ederek uykuya dalın.

    Altı öğün kuralına uyun
    Kendinizi şımartın: Minik hediyeler, kendinize ayıracağınız birkaç özel saat enerjinizi yerine getirebilir. Bunun için bir spa merkezinde bir gün veya hafta sonu geçirebilir, uzun zamandır almak istediğiniz bir kıyafeti alabilir, bir konsere ya da sinemaya gidip keyif yapabilirsiniz.
    Vücudunuzu doğru besleyin: Uzun süreli zindelik hissi için güne mutlaka kahvaltıyla başlayın. Ekmek, mısır gevreği gibi karbonhidratlar serotonin denen hormonun salgılanmasına neden olarak rahatlatıcı bir işlev görürler. Basit şeker oranı yüksek besinlerden, kafein oranı çok yüksek olan içeceklerden uzak durun. Bunlar günün ilerleyen saatlerinde sersemlik hissi yaratabilir.
    Altı öğün kuralına uyun; üç ana, üç ara öğün beslenmeyi hayat felsefesi haline getirin. Taze ve mevsime uygun sebze ve meyveleri yemeye çalışın.
    Alkol tüketmemeye özen gösterin. Mayalı içecekler bazı bireylerde uyku hali yaratabileceği gibi bazı kişilerde ani enerji iniş çıkışlarına neden olabilir. Özellikle enerji içecekleri veya bunlarla hazırlanan alkollü içecekler gece boyunca kişilere enerji sağlarken, uyku kalitesinin çok düşük olmasına yol açabiliyor.
    Uykusuzluk ya da uykuya aşırı meyil vücudun belli vitamin ve mineraller açısından fakir olduğunu gösterebilir. Bunun için kan tahlilleri yaptırmalı, gerekli destekleri uzman kontrolünde almalısınız.

    Haftanın öğüdü

    Hareketli olun
    Akşamüstü egzersizleri ile deşarj olabilir, daha derin uyumak için aklınızdaki sıkıntıları unutturacak, fazla enerjiyi atmanıza yardımcı olacak bir egzersiz programına katılabilirsiniz. Spor vücudun enerji üretmesine sebep olur, yorulmasına değil. Çalıştırdığınız kaslar metabolizmanızı hızlandıracak, hareket anında salgılanan hormonlar mutluluk ve zindelik getirecektir.
    Açık havada, bol oksijenli ortamlarda yapılan spor, daha rahat uyumanıza yardımcı olabilir. Ancak başarılı bir sonuç elde etmek için spor aktivitelerini kasları gevşeten seanslarla sonlandırmak gerekiyor.

    Haftanın besini

    Kediotu uykusuzluk için çözüm olabilir
    Avrupa'da uyku sorunu çeken kişilere önerilen kediotu herhangi bir yan etki göstermeden sinir sistemini etkileyerek uykuya dalmaya ve uyku kalitesine yardımcı oluyor. Hafif ve orta derecede insomniası olanlarda etkili olduğu söyleniyor. Bazı çalışmalarda, kediotunun stres yönetiminde, endişeli ruh yapısına sahip kişilerin tedavisinde de etkili olduğu gözlemleniyor.

    Yararları kadar zararları da var

    Yararları kadar zararları da var

    Balık, yumurta ve kahve tüketirken zararlarını göz ardı etmemeliyiz

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    BALIK
    Yağ oranı düşük olan balık hayvansal proteinin önemli bir kaynağıdır. Balık yüksek kaliteli protein, omega 3, omega 6, vitamin ve mineral içermesi açısından besin değeri yüksek bir besindir. Kalp sağlığı üzerine koruyucu etki göstererek, kötü huylu kolesterolün azalmasını, iyi huylu kolesterolün artmasını sağlayan, bu sayede kan damarlarının tıkanmasını önleyerek dolaşımın akışkanlığını devam ettiren omega 3 yağ asitleri yönünden zengin olan balığın bu etkileri konuyla ilgili çok sayıdaki araştırmayla da desteklenmektedir.
    Omega 3 yağ asitlerinin sağlık üzerine bir diğer etkisi kansere karşı koruyucu kalkan işlevi görmesidir. Özellikle göğüs, prostat ve kolon kanserinde omega 3'ün yararlı olduğu bilinmektedir. Balığın özellikle çocuklarda zekâyı geliştirici özelliği vardır. Düzenli olarak omega-3 bakımından zengin besinler tüketenlerde beyin yaşlanması daha da yavaşlar.
    Peki balığın vücuda verebileceği zararlar olabilir mi? Evet, maalesef günümüzde çevresel kirlenmeler nedeniyle yediğimiz balıklar da beyin hasarına neden olan cıva ve "poliklorine bifeniller" (PCBs) ile kirlenmiş durumdadır. Özellikle çocukların, doğurganlık çağındaki kadınların, gebe ve emziklilerin ağır bir metal olan civayı almaları, beyin gelişimlerini olumsuz etkileyebileceği için, yüksek cıva içeren balık tüketimlerini kısıtlamaları gerekir. Bu nedenle kılıçbalığı, kiremitbalığı, uskumru gibi cıva ile kirlenme oranı yüksek olan balıklar tüketim açısından tercih edilmemelidir.

    KAHVE
    Son çalışmalarda kahvenin siroza ve diyabete karşı koruduğu görüşü yer almaktadır. Yine çalışmalarda kahvenin en genel antioksidan kaynağı olduğu, mutasyona uğramış gen taşıyan bireylerin meme kanseri risklerini azalttığı bulunmuştur. Hafızayı artırabileceği kanıtlanmıştır.
    Kahve tüketimi düşük riskini artırabileceği için hamileyken kahve tüketilmemelidir. Kafein uykusuzluğa, mide ekşimesine ve reflüye neden olabilir. Eğer kahve tüketmeyi seviyorsanız, günlük maksimum 4 fincanla sınırlandırın; ancak eğer kafeinle ilgili problemli genlere sahipseniz günlük 1 fincanı geçmeyin.

    YUMURTA
    Yumurta iyi kalite protein kaynağı olan, yapısında kolin (özellikle hafıza kaybına karşı koruyucu etkisi bulunur), lutein ve zeaksantin (gözü katarakt ve maküler dejenerasyona karşı koruyan karotenoidlerdir) gibi esansiyel aminoasitleri içeren önemli bir besindir. Ancak orta boy bir yumurtada ise 187 mg kolesterol bulunur. Önerilerde herhangi bir hastalığı bulunmayan bireylere günlük olarak kolesterol takibini yaptıkları sürece 1 adet yumurta tüketebilecekleri; ancak önemli hastalığa sahip olanların, kalp hastalıklarının oluşmasını engellemek için tükettikleri yumurtayı haftada bire düşürmeleri gerektiği belirtilmektedir.



    Ramazanda nasıl beslenmeli?

    Ramazanda nasıl beslenmeli?

    Ramazanda uzun süre aç kalmak metabolizmayı etkiliyor. Bu yüzden, oruç tutanların ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşmamak için beslenme konusunda bazı inceliklere dikkat etmesi gerekiyor

    Ramazan boyunca tutulan oruçta uzun süre aç kalınması metabolizmayı yavaşlatır ve besinlerin yağ haline gelmesini kolaylaştırır. Oruç tutarken vücut hareketlerimiz yavaşlar ve metabolizma hızımız düşer. Ani ve fazla miktarda yemek yediğimiz için yemek sonrasında kan şekerimiz hızla artar, ardından yine hızla düşer.
    Bu durumu genelde iftar sonrasında kendimizi yorgun, bitkin hissetmemizle, üşümemizle hissederiz. Ayrıca açlık durumunun uzun süre devam etmesi baş ağrısı, baş dönmesi, unutkanlık, dalgınlık, dikkatsizlik, uykuya eğilim, sinirlilik, hazımsızlık, şişlik, ekşime gibi sorunlara da neden olur ve iş verimi düşer. Özellikle iftar saati yaklaştıkça sinirlilik, ani öfke patlamaları, konsantrasyon bozukluğu, baş ağrısı, mide bulantısı ve halsizlik gibi belirtiler artar.
    Ağır iftar yemeklerinden sonra ani kalp krizleri bile görülebilir. Çünkü uzun bir açlık sonrası ağır yemek kalbin yükünü artırır. Bu durum yüksek tansiyona, beyin kanaması ve felç geçirmeye de yol açabilir.
    Eğer ramazan boyunca beslenme konusunda bazı noktalara dikkat edersek, bu rahatsızlıklara karşı önlemimizi almış olur ve sağlıklı bir ay geçirebiliriz.

    Sıvı tüketimine dikkat
    Porsiyon miktarlarını fazla artırmadan ve yenilenlerin içeriğinde bulunan maddelere (yağ, karbonhidrat, protein, vitamin, mineral) dikkat ederek ve en önemlisi de pişirme yöntemlerinden sağlıklı olanları seçerek ramazanı daha dinç ve daha sağlıklı bir şekilde geçirmek mümkün.
    Dikkat edilmesi gereken ilk nokta sahur ve iftarda yeterli sıvı alımıdır. Sıvı tüketimini artırmak için iftarda ilk yemek olarak çorba tercih edilebilir. Gün içinde susuz kalınacağından iftar ile sahur arasında sıvı ihtiyacı çok iyi karşılanmalı. En az 2-2,5 litre su içilmeli, ayrıca ayran, taze sıkılmış meyve ve sebze suları, çorba, komposto gibi içeceklerle sıvı alımı artırılmalı.

    Vücudunuza bir anda yüklenmeyin
    Bir anda fazla miktarda yemek yemenin vücuda yükleyeceği yükü azaltmak için iftar iki öğüne bölünmeli. Gün boyu açlıktan sonra iftarda hızlı ve fazla yemek tüketilmemeli, yavaş yavaş ve küçük porsiyonlar halinde yenmeli. İftar ile sahur arasına küçük ara öğünler eklenmeli, böylece hem bir defada fazla miktarda yemenin vereceği olumsuzluklar engellenmeli hem de yavaşlayan metabolizmaya destek olunmalı.
    Mutlaka sahura kalkılmalı; sahurda peynir, yumurta, yoğurt gibi hafif besinler tüketilmeli. Sahur yemeklerinde seçilen besinler yüksek enerji içeren ve kolay hazmedilecek besinler olmalı. Yavaşlayan metabolizmayı hızlandırmak, kilo alışını engellemek için fiziksel aktivite artırılmalı.

    Bol sebze ve meyve yenmeli
    Her akşam pide tüketmek yerine özel davetler için kendine bir ödül verme alışkanlığı geliştirilmeli. Kızartmalardan, mayalı besinlerden (hamur işlerinden), aşırı şeker ve yağ içeren besinlerden, şerbetli tatlılardan, çok tuzlu veya baharatlı yemeklerden, sucuk, sosis, pastırma gibi şarküteri ürünlerinden, bal, kaymak ve gazlı içeceklerden uzak durulmalı.
    Kan şekerini hızla yükselten besinler yerine posa miktarı fazla olan besinler (kepekli ekmek, çok tahıllı ekmek, çavdar ekmeği, kepekli makarna, kepekli pirinç gibi), sebze, meyve, kuru baklagiller, ceviz, fındık ve badem tercih edilmeli.

    Haftanın öğüdü

    Kimler oruç tutmamalı?
    Oruç sağlıklı insanların metabolizmalarını değiştirmez fakat özel durumları olan bazı insanların oruç tutması sakıncalıdır: l Şeker ve tansiyon hastaları l Hamileler l Emzirenler (Sıvı alımı azalır ve süt verimi etkilenir, bebek için sakıncalıdır) l 9 yaşın altındaki çocuklar
    Akli dengesi ve psikolojik durumu bozuk olanlar
    Çok yaşlı ve hasta olanlar
    Verem ve kanser hastaları
    Ağır kalp ve böbrek hastası olanlar
    Mide ülseri, safra kesesi iltihabı veya taşı olanlar
    Karaciğer yetmezliği olanlar
    Ağır enfeksiyon geçirenler veya ateşli hastalıkları olanlar
    Sık ilaç alması gerekenler


    Haftanın besini

    Hurma
    Hurma ramazan sofralarının vazgeçilmezidir. 200 kadar çeşidi vardır. Ülkemizde Ege ve Akdeniz bölgelerimizin kıyı şeridinde yetiştiriliyor.
    Hurma yüksek lifle beraber fosfor, kalsiyum, demir, sodyum, potasyum, magnezyum, A vitamini, B1, B2, B3, B6, folik asit gibi vitamin ve mineralleri de oldukça yüksek oranlarda içeriyor.
    Düzenli tüketildiğinde kalp ve damar hastalıkları riskini azaltıyor, kabızlığı önlüyor. Fakat yüksek miktarda şeker içerdiğinden kan şekerini de yükseltiyor.


    Çocuğunuzun beslenme çantasında neler olmalı?

    Çocuğunuzun beslenme çantasında neler olmalı?

    Okulların açılmasıyla çocukların beslenme saatleri de düzenlenmeli. Beslenme çantalarındaki gıdalar çocukların gelişimleri açısından büyük önem taşıyor

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Uzun bir yaz dönemi geride kaldı ve okullar açıldı. Tatil sonrası değişen uyku düzeni, yeni beslenme saatleri ve düzenine uyum için anne babalara önemli görevler düşüyor.
    Çocuk beslenmesinde de bireyin yaşına ve olması gereken ağırlığa uygun bir diyetle beslenmesi sağlanmalı, yanlış beslenme alışkanlıkları düzeltilmelidir.

    Beslenmede yarış olmaz
    Süreç gerektiren beslenme eğitimi için öncelikle çocuklara ısrarcı olunmamalıdır. Anneler arasında yapılan en büyük yanlış başka çocuklarla kendi çocuklarını karşılaştırmaktır. Beslenme bir yarış, ödül ya da cezalandırma değildir. Besin seçimlerinde her öğünde dört besin grubunun (süt ve süt ürünleri; et, tavuk, balık, yumurta, kuru baklagil, fındık, vb; taze sebze ve meyve; tahıllar (ekmek, pirinç, bulgur, bisküvi vb.) beraber tüketilmesine özen gösterilmeli, beslenme çantası hazırlarken buna dikkat edilmelidir.
    Ara öğünler için taze meyve, çok tahıllı un ve kurutulmuş meyve/ yağlı tohumlarla hazırlanmış ev yapımı kurabiye veya sebzeli / peynirli poğaçalar veya üçgen sandviçler doğru alternatiflerdir. Ana öğün için ise bozulacak yemeklerden kaçınmalı, çok tahıllı ekmekler ile hazırlanmış sandviçler (içeriğine her gün farklı bir malzeme katarak bıkkınlık önlenmelidir), taze / mevsiminde meyve, yoğurt, söğüş yenebilecek sebzeler, UHT kutulu sütler veya katkısız meyve suları, kuru yemişler, kuru meyveler tercih edilmelidir. Büyüme yoğurtları olarak satılan gelişime katkı sağlayan süt ürünleri de güzel tatlı alternatifleri olabilir.

    Kahvaltı çok önemli
    Araştırmalar, okula kahvaltı ederek giden çocukların başarısının, kahvaltı etmeyenlere oranla çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Benzer şekilde çeşitli bilimsel çalışmalar, zamansızlık ya da kilo vermek amacıyla kahvaltıyı atlayan yetişkinlerde gün içinde performans düşüklüğü görüldüğüne işaret ediyor. Bunun için bu yaşlarda çocuklara kahvaltı etme alışkanlığının kazandırılması çok önemlidir.

    Salam ve sucuk sakıncalı
    Her çocuğun besin ihtiyacı farklı olduğu için kahvaltı mönüleri için de belli bir reçete vermek mümkün değildir. Ancak besin çeşitleri ile ilgili önerilerimiz olabilir. Et grubundan çeşitli peynir türleri tercih edilmeli, sosis, salam, sucuk gibi şarküteri ürünlerinden uzak durulmalı, yumurtaya mutlaka yer verilmelidir. Süt şekersiz, tat katmak isteniyorsa ballı ya da pekmezli tüketilmelidir. Meyve bütün halde tüketilmeli ya da katkısız, taze meyve suları seçilmelidir. Sebze olarak C vitamini yüksek gıdalar alınmalıdır.
    Okuldan dönen çocuklar uzun ve yorucu geçen bir günün ardından çok acıkmış olabilirler.
    Bu durumda okul dönemine özgü yeni öğün saatlerini yeniden planlamalısınız.

    Haftanın öğüdü
  • Çocuklara iyi bir rol model olmak için tüm aile üyeleri doğru beslenme alışkanlıkları izlemelidir. Tüm aile bireylerinin bir arada sofrada oturarak beslenmesi de alışkanlık haline getirilmelidir. Gazlı içeceklerin zararını, içilmemesi gerektiğini savunan bir ebeveynin gazlı içecek tüketmesi örneğinde olduğu gibi 'dediğimi yap, yaptığımı yapma' mantığı gütmek doğru sonuçlar doğurmayacaktır.
  • Yemek ceza veya pazarlık aracı olmamalıdır. Çocuğa yemeğin gelişimi için önemli olduğu anlatılmalıdır.
  • Oyun oynarken, televizyon izlerken beslenmek çocuğun farkında olmadan fazla besin tüketmesine ya da iştahsız çocuklarda doygunluk hissinin çabuk oluşmasına neden olabilir.


  • Flavonoidler nasıl koruyor

    Flavonoidler nasıl koruyor

    Vücuda zarar veren öğeleri etkisiz hale getiren 'flavonoidler' hastalıklara karşı direnci artırıyor

    bir kibrit kutusu lezzet / TAYLAN KÜMELİ

    Yeterli ve dengeli beslenme sistemi içerisinde yer alan bazı besinlerin sağlığı geliştirici, hastalık risklerini azaltıcı etkileri bulunmaktadır. "Fonksiyonel besin" olarak tanımlanan bu besinlerin sağlık üzerine etkileri bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
    Fonksiyonel besinlerden biri olan "flavonoidler" antioksidan özellikleri olan yani vücuda zarar veren öğeleri etkisiz hale getiren bitkisel maddelerdir. Çeşitli flavonoid türleri bulunmaktadır. Kimyasal yapı ve şekillerinden kaynaklanan farklılıklar nedeniyle bu değişik türlerin vücuttaki etkileri de farklıdır. Flavonoidler aynı zamanda meyve ve çiçeklere renklerini veren, çevresel stres faktörlerine karşı bitkilerde koruma sağlayan maddelerdir. İnsanlarda ise flavonoidler;
  • Antioksidan aktiviteleri ile "serbest radikal" olarak adlandırılan ve hücrelere zarar veren maddeleri yakalayarak zararsız hale getirirler.
  • Bazı durumlarda antibiyotik gibi zararlı mikroorganizmanın fonksiyonunu baskılarlar, böylece virüslere ve bakterilere karşı koruma sağlarlar
  • Bağışıklık sisteminin dayanıklılığını artırırlar. Damarları korurlar.
  • C vitamininin gücünü artırırlar.
  • Vücutta ülser ve ishal gibi hastalıklarda ve romatizmal durumlarda ilaç gibi hareket ederler.
  • Vücutta "histamin" adı verilen ve alerjik reaksiyonlara neden olan maddenin neden olduğu alerjik reaksiyonların önlenmesini sağlarlar.
  • Vücut için önemli olan enzimlerin aktivitelerini düzenlerler.
  • Kanserli hücrelerin çoğalmasını engellerler. Yapılan çalışmalarda flavonoidlerin akciğer kanseri oranını %50 azalttıkları, tümör hücrelerinin çoğalmasını engelledikleri gösterilmiştir.

  • Soğan, elma, yabanmersini, kayısı, armut, çilek, ahududu, pırasa, domates, lahana, brokoli, ıspanak, maydanoz, böğürtlen, vişne, kiraz, erik, siyah üzüm, kırmızı şarap, turunçgiller, yeşil çay flavonoidlerin en yaygın besinsel kaynaklarıdır.

    Haftanın öğüdü
    Siyah ve yeşil çayda kimyasal yapıları farklılık göstermekle birlikte önemli miktarda flavonoid bulunmaktadır. Günlük 4 - 6 fincan yeşil çay tüketimi mide, kolon, meme, sindirim sistemi kanseri riskinde azalma sağlamaktadır.
    Yeşil çayda bulunan flavonoidler emilerek kan dolaşımına geçerler ve çeşitli dokulara giderek içerisindeki bu flavonoidlerin özellikleri sayesinde dokuya özel etki gösterirler.
    Kanserin her aşamasında etki gösteren yeşil çay, kanser hücrelerinin ölümünü sağlar. Vücudun kanser tedavisi için kullanılan kemoterapi ilaçlarına cevabını artırırlar.

    Haftanın besini
    Yabanmersini
    Karadeniz bölgesi dağlarında doğal olarak yetişen çalımsı bir bitkidir. Koyu kırmızı siyah renkli lezzetli meyveleri vardır. İçerdiği flavonoidler sayesinde antioksidan aktiviteye sahip olan yabanmersini özellikle ışığın az olduğu ortamlarda daha iyi görme sağlar, ışığa duyarlılığı artırır, gözün değişen ışık kaynaklarına adaptasyonunu sağlar. Damarlar üzerine koruyucu etkisi bulunur.

    Sadece operasyon yetmez

    Sadece operasyon yetmez

    Fazla kilolarından kolay bir şekilde kurtulmak isteyenlerin başvurduğu mide kelepçesi yönteminin incelikleri nelerdir?

    Obezite (vücutta yağ dokusunun normalden fazla olması) tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de gitgide yaygınlaşan bir sorundur. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nden yapılan son açıklamalarda, Türkiye'de şişmanlığın görülme sıklığının arttığı ve sağlık üzerindeki etkilerinin ciddi boyutlara ulaştığı bildirilmiştir.
    Durum böyle olunca, pek çok ciddi hastalığa, üretkenlikte azalmaya, sağlık harcamalarında artışa ve sosyal dışlanmalara neden olabilecek bu tehdidin tedavisi de önem kazanıyor.
    Daha formda, ince ve alımlı olma adına bireyler çeşitli moda diyetlerden tutun cerrahi müdahalelere kadar metotlar deneyebiliyor. Bunlardan biri de son günlerde gündeme gelen, kolay yoldan kilo vermek isteyen fazla kiloluların dikkatini çeken mide kelepçesi.
    Obezitenin tedavisinde en önemli basamak, sorun oluşmadan önlenmesi ve bunun için de halkın ve sağlık çalışanların bilinçlendirilmesidir. Obezitenin oburluk ya da sadece irade eksikliğinden kaynaklanmadığını bildiğimiz günümüzde bilincin yükseltilmesi ve eğitim temel piyonlardır. Yaşam değişikliği, hayat boyu uygulanacak yeni beslenme alışkanlıklarının kazandırılması ve fiziksel aktivitenin artırılması, egzersizin hayat boyu devamı öncelikli yöntemlerken bazı vakalarda farmakolojik ve / veya cerrahi yöntemler de gerekebiliyor.

    Mide iki bölüme ayrılıyor
    Cerrahi tedaviler gıda yoluyla alınan kalorilerin azaltılması ve lokalize yağ dokularının uzaklaştırmasına yönelik olarak iki şekilde sınıflandırılıyor. İlk grupta yer alan mide kelepçesi, cerrahi işlem sonucu hastanın gıda alımını azaltıp kilo kaybı sağlar. Beden kitle indeksi 40'ın üzerinde olan morbid obez grubuna giren bireylerde, kalp ve solunum yetmezliği, uyku apnesi, bacaklarda şişme gibi ciddi sorunlara neden olan ileri şişmanlık durumlarında ve seçilmiş kişilerde denenebilecek bir müdahaledir.
    Bu yöntemde mide iki bölüme ayrılmakta, tüketilen besinler önce küçük hacimli mideye ulaşmakta ve ani tokluk hissi yaratmakta, buna bağlı olarak da besin alımı kısıtlanmaktadır.
    Operasyon öncesi bir beslenme uzmanı ile görüşme yapıp beslenme öyküsünün alınması, yanlış beslenme alışkanlıklarının tespit edilmesi, kalori alımının yüzde 25 oranında azaltılması, aşırı kalori kısıtlı diyetlerin ya da aşırı ve düzensiz besin kaçamaklarının yapılmaması gerekiyor. Fiziksel aktivitenin de yürüyüş, bisiklet, yüzme gibi egzersizlerle artırılması öneriliyor.
    Doktorunuzun istediği tahlil ve muayeneleri de tamamlamalı, bu görüşmede aklınıza takılan tüm soru işaretlerini aydınlatmalı, yapılacak işlemler hakkında detaylı bilgi istiyorsanız sormalı, operasyon öncesi nasıl beslenmeniz gerektiğini ve eğer varsa alınması gereken ilaçları öğrenmelisiniz.

    Ameliyattan sonra ne yapmalı?
    Operasyona karar veren hastaya tüm muhtemel komplikasyonların anlatılması gerektiği gibi operasyon sonrası artık eski yeme alışkanlıklarına devam etmemesi gerektiği de bildirilmelidir.
    Operasyon sonrasında doktorunuzun önerisiyle bir-iki gün içinde hastaneden ayrılabilirsiniz ancak rutin kontroller için görüşmelerinizi aksatmamalı, diyet uzmanının da bulunduğu bir ekip tarafından takip edilmelisiniz.
    Bu tedaviye ihtiyaç duyan kilolu kişilerin çoğunun genetik, duyusal, hormonal vb. nedenlerden ötürü aşırı yeme sıkıntılarını biliyoruz. Bunların hiçbiri operasyon sonrasında bir anda geçmeyecektir. Bu konuda davranış değişikliği tedavisinin yapılması zorunludur.
    Ameliyatın ardından katı gıdalara geçiş zamanı iyi ayarlanmalı, başarılı sonuç almak için yeterli ve dengeli mönüler uygulanmalıdır. Az az ve sık sık yemek, gıdaları çok iyi çiğnemek, sıvı alımını yemeklerle birlikte değil, öğün aralarında yapmak ve özellikle küçük hacimli ama yüksek kalorili besinlerin tüketiminden kaçınmak gerekiyor.

    Haftanın bilgisi

    Uygunluk ölçütleri
    Obezite tedavisinde önemli bir yere sahip cerrahi müdahaleler çok çeşitlidir ve her birey için uygun olan farklı yöntemler vardır. Buna tabii ki detaylı bir sağlık kontrolünden geçtikten sonra doktorunuz karar verecektir. Smith ve Goulder'un 2001 yılında yayınladığı, obezlerde cerrahiye uygunluk ölçütleri şöyledir: Hastanın psikolojik yönden uygun olması, beden kitle indeksinin 40'ın üzerinde olması ya da 35'in üzerinde ancak obezite komplikasyonlarının bulunması, uzun süreli tedaviye rağmen kilo verememiş olması ve kabul edilebilir bir operatif riskin olması.


    Demir eksikliği ve 'kansızlık'

    Demir eksikliği ve 'kansızlık'

    Demir metabolik işlevlerimiz için önemli fonksiyonlara sahip bir mineraldir. Bu elementin yetersizliğine bağlı olarak kansızlık görülür

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Metabolizmanın canlılığı için gerekli olan vitamin ve mineraller içinde en önemlilerinden biri demirdir.
    Sağlıklı, yetişkin bir bireyin vücudunda ortalama 35 gram kadar bulunan demirin en önemli görevi kanda oksijenin taşınmasına yardım etmesidir. Ayrıca bağışıklık sistemi ve bilişsel performans için de gerekli bir elementtir.
    Bireyin bir günde kaybettiği demir ortalama 0.9 mg olarak hesaplanmıştır. Normal bir beslenme programındaki demirin % 10'unun emildiği düşünülecek olursa günlük alınması gereken demir miktarı 9 mg kadar olmalıdır. Bu gereksinimin karşılanamadığı ve vücutta yeteri kadar demir kalmadığı zaman "demir yetersizliği anemisi" adını verdiğimiz bir durum gözlenir.
    Ayrıca kansızlık diye tabir edilen durum görülmektedir. Anemi durumunda baş dönmesi, yorgunluk, iştahsızlık, sindirim sisteminde bozukluklar, kısa nefes alıp verme gibi belirtiler görülmektedir.
    Kansızlık, çocuklarda büyümeyi olumsuz etkilemekte, zihinsel yetenekleri zayıflatmakta ve enfeksiyonlara karşı direnci azaltmaktadır.

    Pika tehlikesi
    Pika en az 1 ay süreyle yenilebilir olmayan maddeleri sürekli yeme eğilimi içinde olma hali olarak tanımlanabilir. Pikada çocuk; çivi, bozuk para gibi maddeleri yemeye çalışır. Pika görülen çocuklar ile ilgili olarak demir eksikliği anemisinden de şüphelenilmesi yerinde olacaktır.

    Haftanın besini
    Kırmızı et
    Kırmızı et yüksek oranda protein içeren, aynı zamanda da yapısındaki vücut tarafından emilebilme özelliği yüksek olan demir sayesinde bizi kansızlığa karşı koruyan önemli bir besindir. Kırmızı etin içerdiği proteinler önemli bir enerji kaynağı olmalarının yanı sıra vücutta önemli görevlerde rol alırlar. Doku yapımı, doku onarımı ve büyüme ve gelişme açısından da en temel yapı taşlarıdır. Kırmızı et içerdiği demir sayesinde vücudu kansızlığa karşı korur.
    Fakat bu etkisini daha da artırabilmek amacıyla C vitamini açısından zengin besinlerle tüketilmesi önemlidir.
    Pişirirken özellikle yağda kızartmak yerine fırın, ızgara veya haşlama tarzında tüketilirse daha faydalı olacaktır.

    Haftanın öğüdü
    Demir eksikliği anemisinden korunabilmek için:
    Demirin iyi kaynağı olan besinler (karaciğer, kırmızı et, balık vb.) tüketilmelidir. Demirin emilimini arttırmak amacıyla, özellikle yemeklerle birlikte domates, mandalina, maydanoz, kivi, portakal türünden bir C vitamini kaynağı tüketmek gerekir. Çünkü C vitamini demir emilimini arttırmaktadır.

    Doğru beslenmeyle strese savaş açın

    Doğru beslenmeyle strese savaş açın

    Sağlığı olumsuz etkileyen stres, doğru beslenmeyle alt edilebilir; hatta motivasyona bile çevrilebilir!

    TAYLAN KÜMELİ - bir kibrit kutusu lezzet

    Stres insanın ortaya çıktığı ilk zamandan beri var olmasına rağmen özellikle son otuz yıl içinde evrensel bir ilgi odağı haline geldi. Bu ilginin nedeni de stresin insan sağlığı ve iş yaşamındaki performansını olumsuz yönde etkilemesi...
    Bugün çalışma hayatındaki bireyler, başarılı olmanın yarattığı baskı ve gerilimin altında. Bu baskı ve gerilimler en üst düzey çalışandan en alt düzey çalışana kadar herkes için geçerli ve iş hayatının ayrılmaz bir parçası.

    Vücudu nasıl etkiler?
    Stres vücutta bazı değişikliklerin oluşmasına neden olur:
  • Stres kan basıncını artırır ve beslenmeden bağımsız olarak kandaki kolesterol düzeyini yükseltir. HDL (iyi huylu kolesterol) seviyesini düşürür.
  • Östrojen üretimi azalır, düzensiz âdetler başlar.
  • Kan şekerinin yükselmesine neden olur.
  • Omurga, mide, sinir ve kardiovasküler sistemi, iç salgı bezlerini ve bağışıklığı etkiler. Bu da kalp atışı ve tansiyonu etkiler.
  • Asit ve toksin salgısına neden olur. Mide asit salgısı artar. Vücudumuz stresle karşı karşıya kaldığında bedendeki vitamin ve mineralleri daha hızlı tüketmeye başlar.


  • Stres ve beslenme
    Doğru bir beslenme, stresli zamanların üstesinden gelmemizde bize yardımcı olacaktır.
  • Günlük beslenmede vücudun ihtiyacı olan et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, tahıllar, taze sebze ve meyveler gibi besin öğelerine muhakkak yer verilmelidir. Aniden besin alımının azaltıldığı veya kesildiği diyet programları gerginliğe, sinirlilik haline, ileri aşamalarda da davranış bozukluklarına yol açabilir.
  • Sabahları beynin akaryakıtı yoktur. Bu yüzden yataktan kalkınca biraz sinirli ve dikkatsiz oluruz. Güne kahvaltıyla başlamak günümüzün verimli geçmesini sağlar.
  • Strese karşı dengeli beslenmenin yanında su tüketimine de dikkat edilmelidir. Her gün 2.5-3 litre su tüketilmelidir.
  • Antioksidan özelliği olan A, C, E vitaminleri ve çinko ile selenyum gibi mineralleri içeren besinler tercih edilmeli.
  • Sarmısak seratonin salgısını artırır.
  • Kepekli ekmek, pirinç ve makarnada bulunan glusidlerin sinir sistemine sakinleştirici etkisi vardır.


  • Haftanın besini
    Fesleğen soslu makarna

    Malzemeler:
    1 su bardağı haşlanmış kepekli makarna, 1 diş sarmısak,1 yemek kaşığı zeytinyağı, dereotu, fesleğen, 60 g parmesan peyniri, tuz.
    Hazırlanışı:
    Makarnalar tuzlu suda 9 dakika kadar haşlanır. Zeytinyağının içine sarmısaklar konup renkleri değişene ve koku verene kadar pişirilir. İnce kıyılmış fesleğenler yağın içine konup altı kapatılır. Parmesan peyniri rendelenir ve makarnanın üzerine ilave edilir, hafifçe karıştırılır. Hazırlanan sos eklenip servis yapılır. Afiyet olsun.

    Normal kilonuzu nasıl öğrenirsiniz?

    Normal kilonuzu nasıl öğrenirsiniz?

    Sağlıklı bir kiloda olduğumuzu ya da olmadığımızı hangi ölçütlere bakarak anlıyoruz?

    Obezite ya da halk arasında bilinen adıyla şişmanlık, estetik bir sorun değil, mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.
    Genel veya belirli bölgelerde (lokal) yağ miktarının, olması gerekenden fazla toplanması şişmanlık olarak tanımlanabilir. Başka bir deyişle şişmanlık, yağ hücrelerinde aşırı yağ birikimidir. Biz bunu genelde erişkinlerde gözlemlerken, yağ hücrelerinin artmasıyla ortaya çıkan şişmanlığı ise çocuklarda görmekteyiz.

    Tanı nasıl konulur?
    Şişmanlık tanısı için ölçüm yapılırken vücut ağırlığının ideal ağırlığa oranına bakılır. Bunun için kullandığımız kriterler Beden Kitle İndeksi (BKİ), vücut yağ yüzdesi, bel çevresi ölçümü, kalça çevresi ölçümü ve diğer antropometrik ölçümlerdir. Şişmanlık için en yaygın kullanılan ölçüm Beden Kitle İndeksi ve bel çevresi ölçümüdür.
    BKİ vücut ağırlığının (kg), boyun karesine (metrekare) bölünmesi ile hesaplanır. Bu değer yaş ve cinsiyetten bağımsızdır.
    Bununla beraber, BKİ kullanımı çocuklarda, hamilelerde ve çok adaleli sporcularda doğru sonuç vermez, ayrıca bize genel bir değerlendirme şansı verip kişiye özel bulgu vermediğinden fazla tercih edilmez. Bu noktada bireylerin kas, kemik, su ve yağ değerlerinin de değerlendirilebildiği bir ölçüm yapılması daha yerinde olacaktır.
    BKİ hesaplamasında örnek: Bir bireyin ağırlığı 78 kg., boyu ise 1.67 metredir. Bu bireyin BKİ değeri: 78 / (1.67)2= 27.96'dır.

    Bel çevresi ölçümü
    Vücuttaki toplam yağ miktarı önemli olmakla beraber, yağın nerede biriktiğini bilmek daha da önemlidir. Karın çevresinde yağ birikimi, kalça ve vücudun diğer bölgelerinde yağ birikiminden daha fazla sağlık risklerine neden olur. Bu risk için basit fakat doğru bir yöntem bel çevresi ölçümüdür. Bununla birlikte, bel çevresi ile ilişkili hastalık riskinin, farklı toplumlarda değişkenlik gösterdiği de unutulmamalıdır.

    Bel-kalça oranı
    Bel-kalça oranı=Bel çevresi (cm.) / kalça çevresi (cm.)... Bel / kalça oranı erkeklerde 1.0, kadınlarda 0.8 üzerine çıkmamalıdır. Çıkarsa şişmanlığa bağlı kronik hastalıkların görülme riski artar.
    Örneğin belinizi 75 cm., kalçanızı 102 cm. olarak ölçtünüz ve 75/102=0.73 değerini buldunuz. Bulduğunuz sonucu, cinsiyetinize ve yukarıdaki ideal oranlara göre değerlendiriniz.

    Vücut bileşim analizi
    Vücut bileşimi analizi yöntemlerinden biri, bio-elektrik empedans (BIA) tekniğidir. Bu, vücuttaki yağsız dokuların yüksek miktarda su ve elektrolit içermesi ve iyi iletken olması prensibine dayanır. Öte yandan vücuttaki yağ çok az su içerdiği için iletkenliği düşüktür.
    Düşük enerjili ve yüksek frekanslı elektrik sinyali kullanılarak vücudun karşı direnci ayaktan ayağa ölçülür. Vücut analiz cihazı kişinin kilosu, boyu, yaşı, cinsiyeti ve günlük aktivitesine bağlı olarak toplam vücut suyu, yağsız vücut kütlesi, yağ kütlesi ve bazal metabolizma hızı değerlerini otomatik olarak hesaplar. Vücut ağırlığının kişiye özel değerlendirilmesinde en etkili yöntemlerden biridir.

    Haftanın öğüdü

    Diyet kişiye özel olmalı
    Kilo vermek, kilo almak veya korumak adına uygulanacak beslenme programı (diyet) kişiye özel olmalıdır. Sağlıklı bir diyet için diyetisyeniniz tarafından yaşınıza, cinsiyetinize, vücut ağırlığınıza, boyunuza, aktivite düzeyinize, çalışma koşullarınıza, genetik özelliklerinize, metabolizmanızın durumuna, biyokimyasal bulgularınıza (tüm metabolizmanızı gösteren kan değerleriniz), özel durumlarınıza (Öğrenci misiniz? Herhangi bir hastalık geçirdiniz mi? Gebe veya emzikli misiniz? Kullandığınız herhangi bir ilaç var mı?), yaşam şeklinize, beğenilerinize ve beslenme alışkanlıklarınıza uygun olarak "size özel" hazırlanmış, yeterli ve dengeli beslenmenizi sağlayacak beslenme programını uygulamanız, sonrasında da yeterli ve dengeli beslenmeyi ömür boyu alışkanlık haline getirmeniz gerekiyor.


    Haftanın bilgisi

    Beden Kitle İndeksi değeri hatalı mı?
    Beden Kitle İndeksi kişilerin vücut ağırlıklarının, topluma ait ortalamadan ne kadar saptığını gösteren bir değerdir. Araştırmalarda bulunan sonuçlara paralel olarak karın-göbek bölgesi diğer bölgelerine oranla genişlemiş kişilerde, nefes darlığı ve sindirim başta olmak üzere pek çok başka şikayet de oluştuğundan BKİ yanında bel-kalça oranı değerlendirmesini de yapmak gerekir. Bu sapmaların kişinin sağlığını tehdit edip etmediğine karar vermek içinse diğer risk faktörleri de göz önüne alınarak "kişiye özel" değerlendirme yapılmalıdır.

    Reflüye dikkat

    Reflüye dikkat

    Erişkinlerin yaklaşık yüzde 20'sinde görülen reflünün ilerlemesi bazı düzenlemelerle engellenebilir

    TAYLAN KÜMELİ - bir kibrit kutusu lezzet

    Halk arasında 'Mide Reflüsü' olarak bilinen 'Gastro Özofageal Reflü' hastalığı mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Reflü, asitli mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun asitten kendini koruma özelliğinin yok olmasından kaynaklanır.
    Erişkinlerin yaklaşık yüzde 20'sinde reflü görülmektedir. Reflü hastalığı, asitli ve/veya safralı mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun kendini asitten ve/veya safralı mide içeriğinden koruyamaması nedeniyle oluşur.
    Yemek borusunun alt ucunda mide içeriğinin yemek borusuna geçişini engelleyen bir kapak mekanizması vardır. Reflü hastalarında en sık görülen özellik bu mekanizmanın gevşekliğidir. Bu durum sıklıkla mide fıtığıyla birlikte yaşanır. Mide boşalım bozukluğu ya da bozulmuş yemek borusu hareketi bu hastalığı tetikleyen diğer nedenlerdir.

    Şikâyetler ve tedavi
    En sık görülen şikâyetler şunladır: Mide yanması, göğüste yanma, ekşime, ağza gelen acı bir tat, ağız kokusu, özellikle yemeklerden sonra ve tok karna yatıldığında geceleri rahatsız eden şişkinlik, geğirme ve boğulma hissi, kalbe baskı ve çarpıntı, derin nefes almada güçlük. İleri aşamalarda da, kronik farenjit, kronik sinüzit, alerjik astım ve diş çürükleri görülür.
    Reflü tedavisinde 4 yöntem bulunmaktadır. Bu yöntemler reflünün şiddetine ve ilerlemesine göre doktorunuz tarafından belirlenmelidir. Yaşam tarzı değişiklikleri, ilaç tedavisi ve cerrahi tedavi ve endoskopik tedavi tip ve evrelerine göre hastalığın iyileştirilmesini sağlayan yöntemlerdir.

    Alabileceğiniz önlemler

    Bazı düzenlemeler hastalığın ilerlemesini engelleyebilir ve kişiyi rahat ettirebilir.

    Yüksek yastıkta yatın
    Yatarken vücudun üst kısmı ile başın yüksekte olmasını sağlayın. 25-30 derece diklikte bir açıyla yatıldığında mide içeriğinin yemek borusu ve yutağa doğru yukarı kaçışı azalır.

    Yatmadan önce besin almayın
    Yatmadan 2 saat önce besin almamaya özen gösterin. Boş bir mideyle yatmak reflü olasılığını en aza indirir. Bu nedenle yemeklerden sonra bir süre yatmayın ve uzanmayın.

    Sigara ve alkol kullanmayın
    Sigara, asit salgısını uyarıp mide kapakçık basıncını düşürerek reflünün artışına yol açar. Sigara ve alkol kullanmayın.

    Asitli içecekler içmeyin
    Kolalı içecekler, kahve, çikolata, yağlı, acılı, baharatlı yiyeceklerden kaçının. Asitli içecekler ve bu tür besinler, asit salgısını uyarıp mide kapakçık basıncını düşürerek reflünün artışına yol açarlar.

    Sağlıklı beslenin
    Sık öğünlerle az miktarda besin alın. Bir defada çok fazla yemek yerine, sık sık ve az miktarda yemeyi tercih edin. Fazla yemek, mide içi basıncı artırdığından geri kaçışı şiddetlendirir.

    Dar kıyafetler giymeyin
    Karın bölgesini sıkan kıyafetlerden kaçınmalısınız. Kemerinizi çok sıkmamaya hatta mümkünse kemer kullanmamaya çalışın.

    Fazla kilolarınızı verin
    Düzenli spor yaparak ve dengeli beslenerek fazla kilolarınızı vermeye çalışın.
    Kilolu insanlarda karın iç basıncı daha yüksek olduğundan reflü yakınmaları artabilir.

    Tatiliniz tuvalette geçmesin!

    Tatiliniz tuvalette geçmesin!

    Genellikle yaz aylarında daha sık görülen tatilci diyaresi sorununu yaşamamak için hijyen kurallarına mutlaka çok dikkat etmek gerekiyor

    Tatilci diyaresi olarak da bilinen ishal türü seyahatlerin ardından mide-bağırsak florasındaki hassasiyete bağlı olarak genellikle yazın kendini gösterir. Peki, bu sorunla karşılaşmamak için neler yapmamız gerekiyor? İşte öneriler...

    Mamalarda kaynamış su kullanın
    Çeşme suyunu içmek ya da diş fırçalamak için kullanmayın.
    Çeşme suyundan yapılmış buz kullanmayın.
    Bebek maması hazırlamak için en az beş dakika kaynamış su kullanın.
    Bebekler için en kaliteli ve güvenli besin anne sütüdür. Ancak seyahat süresince anne sütü bazı kadınlarda azalabiliyor. Bu durumda su tüketimi artırılmalıdır.
    Sadece pastörize süt için.
    Açılmamış şişelerde sunulan içecekleri için.

    Çiğ ya da az pişmiş etleri yemeyin
    Çiğ sebze ve meyveleri soymadan yemeyin.
    Ispanak, marul, lahana gibi yıkanması zor sebzeleri tatilde tüketmemeye çalışın.
    Çiğ veya az pişmiş etleri yemeyin.
    Kabuklu deniz ürünlerini tercih etmeyin.
    Sokak satıcılarından yemek almayın.
    Sıcak ve iyi pişmiş yemekleri yiyin. Soğumaya bırakılan sıcak yemekler bakteri üretebilir.
    Ellerinizi sık sık yıkayın.
    Mümkünse çocukların emeklemesini engellemeye çalışın.

    Tedavi etmek için...
    Eğer kendinizde veya çocuğunuzda ishal belirtileri gördüyseniz, temiz olduğundan emin olduğunuz yemekleri yemeye ve içmeye devam edin. Sıvı kaybını engellemek için su, meyve suyu, kafeinsiz meşrubatlar, tuzlu krakerler, çorbalar ilk önerilen besinlerdir.
    Özellikle çocuklar için sıvı kaybı en tehlikeli semptomdur. Bunun ciddi belirtileri azalmış idrar, ağız kuruluğu, çökmüş gözler ve azalmış gözyaşıdır.
    Kaybı gidermeyi amaçlayan ve ağız yoluyla alınan sıvılar tatilci diyaresi yaşayanlara, özellikle küçük yaştaki bireylere öneriliyor. Bu sıvılar çoğunlukla sodyum, potasyum, klor ve az miktarda da şeker içerir.
    Eğer bu ürünlere ulaşamıyorsunuz şu karışımı hazırlayabilirsiniz: Yarım çay kaşığı tuz, iki çay kaşığı şeker veya pirinç unu, çeyrek çay kaşığı potasyum klorür, yarım çay kaşığı trisodyum sitrat (yerine kabartma tozu kullanılabilir), bir litre içme suyu.
    Gün boyu bu karışımdan azar azar içilmelidir. Fazla içilmesi durumunda mide bulantısı yapıp kusma eğilimini artırabileceği için miktarların makul olması da önemlidir. Çok ciddi belirtilerin görüldüğü durumlarda acilen bir hastaneye başvurulmalıdır.

    Haftanın öğüdü

    Ne zaman hastaneye gitmeli?
    Şu belirtiler devam ederse mutlaka bir hastaneye acilen gitmelisiniz: İshal çok şiddetliyse ve iki-üç günden uzun sürüyorsa, dışkıda kan ve mukotik yapı varsa, ishal sürekli tekrarlıyor ve kilo kaybı yaşanıyorsa, ishale ateş, karın ağrısı, ateş gibi semptomlar eşlik ediyorsa.

    Haftanın besini

    Klorür, iki elementten oluşan bir tuz türevidir. Vücut ağırlığının ortalama yüzde 0,15'ini oluşturur ve hücre dışı sıvıda yer alır. Vücudun asit baz dengesinin sağlanması ve gastrik sıvılar için zorunlu bir öğedir. Klorür sofra tuzu dışında deniz yosunu, maya, domates, marul, kereviz ve zeytinde bulunur. Tuz ikamesi olarak kullanılan potasyum klorürde de vardır.
    Vücutta fazla sıvı kaybına bağlı olarak klorür eksikliği görülebilir. Bu da aşırı terleme, kusma ve ishale neden olur. Eksiklik durumunda vücut sıvılarında alkalilerin artışı, dehidrasyon ve idrarla potasyum kaybı görülür.

    Migreni tetikleyen besinler

    Migreni tetikleyen besinler

    Sıcaklarda artan migren ataklarında nasıl beslenmeli, nelerden kaçınmalıyız?

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Ataklar halinde oluşan bir tür baş ağrısı olarak tanımlanan migreni hangi faktörlerin tetiklediğini bilmeniz önemlidir. Bunun için atak geldiği sırada neler yiyip içtiğinizi düşünebilirsiniz. Beklenen bir krizden yaklaşık üç gün önce, bir günlük meyve ve sebze orucu tutun. Sonraki iki gün şunlardan kaçının: Kahve, şeker, peynir ve süt, mayalı ürünler, narenciye, konserve ürünler, kızarmış yiyecekler, baharatlı yiyecekler, fıstık, alkol.
    Kriz döneminden önceki 4 - 6 hafta içindeki her haftada 1 gün bol bol su için. Kriz sırasında 2 kivi, 1 orta boy elma yiyin. İlk belirtilerin gözlenmesinden önceki üç gün boyunca, günde iki defa naneli yeşil çay için. En az bir defa boyun ve omuz bölgesine derin doku masajı yaptırın. Her sabah 10 - 15 dakika yoga yapın. Akşam yemeğini en geç saat 20.00'de, yavaş yavaş yiyin. Fırsatınız olursa yürüyün ya da yüzün. Gece geç vakte kadar uyanık kalmaktan kaçının.

    Haftanın besini
    Fırında kabak
    Malzemeler: 1 kg kabak, 2 domates, 45 sivri biber, 45 diş sarmısak, yarım demet dereotu, 1 yemek kaşığı zeytinyağı, tuz.
    Hazırlanışı: Kabaklar soyulur, halkalar halinde dilimlenir. Bir tepsiye yayılır. Üzerine soyulup doğranmış domatesler, iri parçalar halinde biberler ve küçük doğranmış sarmısaklar konur, tuzlanır. İnce kıyılmış dereotu da en üste yayıldıktan sonra zeytinyağı gezdirilip fırında kızarıncaya kadar pişirilir. Afiyet olsun.

    Haftanın öğüdü

    Ağrılı günlerde ne yemelisiniz?
    Sebze çorbası, rafadan yumurta, patates ve diğer sebzelerin püreleri, ızgara balık, muz, elma ve armut, papatya ve nane çayı, bol su.
    Asitli ve baharatlı yiyeceklerden ise kaçının.

    5 kilo vermek için 25 öneri

    5 kilo vermek için 25 öneri

    Bu yıl beş kilo vermek mi istiyorsunuz? Sunduğumuz önerilerin ışığında beslenme alışkanlıklarınızda yapacağınız küçük değişikliklerle amacınıza ulaşabilirsiniz

    Beslenme alışkanlıklarında yapacağınız küçük değişiklikler, istediğiniz gibi formda bir vücuda sahip olmanızı sağlayabilir. Kalori hesabı yaparak her zaman başarılı sonuçlar alamayabilirsiniz! Önemli olan hatalı beslenme alışkanlıklarınızın, diyetisyeniniz eşliğinde adım adım düzeltilmesi ve sağlıklı beslenmenin yaşam biçimi haline getirilmesidir.
    Vücudunuzu bir makineymiş gibi düşünün. Kilonuzu dengede tutabilmeniz için aldığınız kalori ile harcadığınız kalorinin birbiriyle uyumlu olması gerekir. Çoğumuz genellikle harcadığımızdan daha fazla kalori alırız. Eğer her gün 100 kalori daha az alırsanız, bir yılda beş kilodan fazla kilo verebilirsiniz. Bunu sıkı bir diyet yapmak yerine beslenme alışkanlıklarınızda yapacağınız küçük değişikliklerle sağlayabilirsiniz.
    İşte işinizi kolaylaştıracak öneriler...
    1) Tam yağlı süt ürünleri yerine yağsız veya yarım yağlı süt ürünleri tüketmeye başlayın.
    2) Restoranda yemek siparişi verirken, tam yerine yarım porsiyon isteyin. Haftada iki kez dışarıda yemek yiyorsanız bile, bu maddeyi uygulamanız sonucunda kalori alımınız önemli ölçüde azalacaktır.
    3) Yemeklerinizdeki tereyağı ve margarin miktarını azaltın. Sadece kahvaltınızdan azaltacağınız bir miktar tereyağı bile kilo vermenize yardımcı olacaktır.
    4) Yemeklerinizde yağ miktarı yüksek olan et suyunu mümkün olduğunca az kullanın.
    5) Kırmızı et yerine tavuk ya da hindiyi tercih edin.
    6) Her sabah büyük bir bardak su için.
    7) Sosis, salam, sucuk, jambon gibi et ürünlerini kalori bakımından yüksek olduğu için sınırlı miktarda tüketin.
    8) Şekerli bir kahve veya kapuçino yerine doğal tatlandırıcı içeren bir kahveyi tercih edin.
    9) Mutlaka patates yiyecekeniz, kızarmış patates yerine fırında patatesi tercih edin. Bu size ortalama 90 kalori kazandırır.
    10) 10 dakikayla başlayarak her gün düzenli biçimde 30 dakika egzersiz yapmaya başlayın. Örneğin her gün düzenli olarak 30 dakika yürürseniz, kilo vermeniz kolaylaşır.
    11) Yumurta hem tok tutan hem de oldukça sağlıklı bir besindir. Haftada iki-üç kez (kolesterolünüz yüksekse bile bir-iki kez) tüketin.
    12) Patlamış mısır seviyorsanız, yağsız ve tuzsuz yemeye özen gösterin.

    Küçük porsiyonları tercih edin
    13) Şekerli tatlılar ya da hamur işleri yemek yerine meyveli veya sütlü, mümkünse doğal tatlandırıcı ile yapılmış tatlılar veya diyet dondurma tercih edin.
    14) Normal soda yerine şekersiz, light soda için. Tansiyon probleminiz varsa, mineralleri tansiyonunuzu etkileyebileceği için, soda içmemenizi öneririz.
    15) Evde tatlı yapmayın. Yaparsanız tadına bakmak veya hepsini yemek tehlikesi olacaktır.
    16) Beyaz ekmek yerine esmer ekmek yiyin. Hem yediğiniz sandviçten ortalama 100 kalori kâr edersiniz hem de esmer ekmek kana daha yavaş karışır, kan şekeriniz daha dengeli olur ve bu nedenle daha geç acıkırsınız.
    17) Yağlı peynir yerine yağsız veya az yağlı peynirleri tercih edin.
    18) Mutfağınızda yağlı mayonez yerine yağsız mayoneze yer verin.
    19) İş kırmızı et yemeye geldiğinde miktarında ölçülü olun. Sağlıklı olan miktar haftada iki kez bir porsiyon (100 gram) tüketmektir.
    20) Kullanıyorsanız, normal bira yerine light bira için.
    21) Salata soslarından yağsız olanları tercih edin.
    22) Asansör yerine merdivenleri kullanın.
    23) Hiçbir şeyi abartılı yemeyin. Yemeklerinizin porsiyonlarını azaltın. Küçük paketleri veya porsiyonları tercih edin.
    24) Tavuğu derisini çıkararak yiyin.
    25) Dondurmanıza çikolata sosu koymak yerine onu taze meyvelerle süsleyin.

    Haftanın besini

    Bol sıvı tüketin
    Suyun / sıvının vücuttaki görevleri yediğimiz besinlerin sindirimi, emilimi ve hücrelere taşınması; hücrelerde yaşam ve sağlık için gerekli biyokimyasal tepkilerin oluşması; hücrelerin, dokuların, organ ve sistemlerin çalıştırılması; metabolizma sonucu oluşan zararlı maddelerin taşınması ve atılması; vücut ısısının denetiminin sağlanması ve eklemlerin kayganlığının sağlanması olarak sıralanabilir.
    İçmeniz gereken suyun miktarı çeşitli etkenlere bağlıdır: Vücudunuzun büyüklüğü, fiziksel olarak ne kadar aktif olduğunuz ve iklim. Genel kural, her gün kaybedilen vücut sıvılarını yeniden almak için 1,5-2,5 litre su içmektir. Hamilelerin ise daha fazla su içmesi gerekir.

    Haftanın öğüdü

    Ne yapmalı, ne yapmamalı?
    Güne erken başlayın, yedi-sekiz saatten fazla uyumayın, uyandıktan sonra yatakta kalmayın.
    Günlük hayatınızda hızlı tempoyla yürümeye çalışın.
    Haftanın dört-beş günü egzersiz yapın, pasif yerine aktif jimnastiği tercih edin. Aktif ve hareketli kişilerle birlikte olmaya özen gösterin.
    Hafta sonları için aktif planlar yapın. Ayakta durmaya ve yürümeye daha fazla zaman ayırın.
    Bir şey getirip götürmek için çocuklarınızı kullanmayın.
    Her gün yarım saat daha az TV seyredin.
    Çarşıya yemekten sonra çıkın. Hazır yiyecekleri satın almayın.
    Yeme isteği uyandıran TV programlarını ve reklamları izlemeyin.

    Mavi yolculukta nasıl beslenelim?

    Mavi yolculukta nasıl beslenelim?

    Hareket alanının daraldığı mavi yolculuklar tatilcileri fazla yemeğe yönlendirebilir

    TAYLAN KÜMELİ - bir kibrit kutusu lezzet

    Uzun zamandır arı gibi çalıştınız ve artık harika bir tatili hak ettiniz. Sevdiklerinizle çıkacağınız mavi turun hayallerini kuruyor bir yandan da dilediğinizce yiyip içip kilo almadan tatili tamamlamak istiyorsunuz. İşte bu biraz zor, bunun için mutlaka doğru beslenme alışkanlıklarınıza devam etmeli, yeterli ve dengeli beslenmeye, bolca hareket etmeye özen göstermelisiniz. Hareket alanımızın daraldığı mavi yolculuklar kişileri fazla yemeğe, özellikle de abur cubura yönlendirebilir. Bu riskli durumları engellemek için zararlı atıştırmaları ortama sokmamaya dikkat etmelisiniz.

    Hafif bir kahvaltı
    Sabah kahvaltısı ve öğle öğünlerini daha hafif geçirirseniz uzun sohbetlerin yapılabileceği akşam yemekleri için bonus kaloriler ayırabilirsiniz. Sabah kahvaltısı için iyi seçimler tam tahıldan yapılmış ekmek, peynir, bolca söğüş sebzelerden oluşan klasik Türk usulü kahvaltı ya da meyve ve light süt eşliğinde tüketebileceğiniz bol posalı, şekersiz mısır gevrekleri ya da yulaftır. Mısır gevreği tüketirken içine katacağınız bir tatlı kaşığı kadar ketentohumu ve diyet lifleri de tokluk hissinizi uzatır.

    Kendinizi sorgulayın
    Bir miktar su veya light sütle pişirebileceğiniz yulafa, tarçın, taze meyve ve bir tam ceviz içi ekleyerek kahvaltınızı lezzetli bir ziyafete dönüştürebilirsiniz. Ara öğünler ne zaman olursa olsun asla unutmamanız gereken küçük atıştırmalık beslenme saatleridir. Su ve elektrolitleri geri kazandıracak, ayran, soda/ayran karışımları, probiyotik yoğurtlar, ölçülü tüketilebilecek light bisküviler, porsiyon kontrolüne dikkat ederek tüketmeniz gereken meyveler olabilir. Bir şeyler yemeden önce kendinizi sorgulayarak, 'Gerçekten aç mıyım yoksa sadece başkaları yiyor diye ya da yemeği karşımda gördüm diye mi yiyorum' sorusunu cevaplamanızı rica ediyorum. Bu sayede hayat boyu kilo sorunlarından uzak duracağınız aşikâr.

    Haftanın besini

    Hafif geçirmek istediğiniz öğle yemekleriniz için, yoğurdun besleyiciliği, ferahlatıcılığı ve doyurucu özelliklerinden faydalanarak hazırlanan ayran aşını gönül rahatlığıyla tüketebilirsiniz. 150 gram light yoğurdu 1 su bardağı su ile sulandırın. İçine 1 yemek kaşığı haşlanmış nohut ve 1 yemek kaşığı haşlanmış buğday ekleyip kıyılmış dereotu, nane ve biraz da sumak ile servis edin. Dilerseniz içerisine katacağınız rende salatalık veya marul ile de farklı tatlar yakalayabilirsiniz.

    Haftanın öğüdü

    ABD'de yapılan en son çalışmalara göre normal kilolu bireyler, fazla kilolu ve şişman olanlara göre her gün daha fazla meyve ve posa tüketmektedir. Bunun için günlük meyve tüketiminin artırılması çok önemlidir. Ara öğünlerde 1 orta boy armutla 4 gram, 1 porsiyon elma veya çilekle 3 gram, muz tüketerek de 2 gram posa almış olursunuz. Meyvelerinizi ara öğünler dışında salata, yoğurt, mısır gevreklerinize ekleyerek de değişik tatlar yaratabilirsiniz.

    Damar dostu olan vitamin

    Damar dostu olan vitamin

    P vitamini, kılcal damarların geçirgenliği ve yapısının korunmasında son derece etkilidir

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    P vitamini, varlığının anlaşılmasından bu yana 65 yıl geçmesine rağmen, etkileri günümüzde daha yeni yeni anlaşılmaya başlanan bir vitamindir. Biyoflavonoid olarak bilinen P vitamini, turunçgillere sarı ve turuncu rengini veren suda çözünen vitaminlerden biridir.
    C vitaminine oldukça benzer özellikler taşır ve genellikle C vitaminiyle aynı besinlerde bulunur. Ortak özellikleri, flavon denilen vücut için oldukça yararlı öğeleri içermeleridir. Daha çok meyvelerin posasında bulunur.
    Kılcal damar geçirgenliği üzerine olan etkisinden dolayı, geçirgenliğin İngilizce karşılığı olan "Permeability" kelimesinin ilk harfini alarak P vitamini olarak isimlendirilmiştir. Hücrelere atardamar ile getirilen oksijen ve besin dokularda kullanıldıktan sonra ortaya çıkan karbondioksit ve diğer atık maddeler toplardamarlarla uzaklaştırılır.

    P vitamininin etkileri

    Genellikle C vitamini ile ortak çalışırlar. Benzer etkiler gösterirler.
  • C vitamininin emilimini artırır ve onu okside olmaktan (kayba uğramaktan) korur. Dolayısıyla C vitamininin etkili olduğu tüm konulara dolaylı yoldan katkı sağlar ve C vitamininin kullanımını artırır.
  • Kollajen doku denen destek yapının sağlığı ve dayanıklılığı üzerine olumlu etkilidir.
  • Kılcal damarların geçirgenliği ve yapısının korunması üzerine son derece yararlıdır. Kılcal damarların yırtılmasını ve kanamasını önler. Ayrıca bunların dayanıklılığını sağlayarak enfeksiyonlara karşı koruyuculuk sağlar.
  • Damarların geçirgenliğini artırarak arterosklerozdan (damarlarda plakların oluşması nedeniyle tıkanması) korur.
  • Alerjik olaylarda etkili alerjen madde olan histamin maddesinin salınışını azaltır.
  • Menopozda D vitamini ile birlikte alınan P vitaminin östrojen hormonuna benzer etki gösterebildiği için sıcak basması şikâyetlerini önleyebileceği belirtilmektedir.
  • P vitamininin vücutta depolanmayıp fazlası atıldığı için, fazla tüketiminin herhangi bir zararlı etkisi bulunmamaktadır.


  • Haftanın öğüdü
    Ne kadar P vitamini?
    Günlük alınması gereken miktarlar için günümüzde kesin bir rakam yok. Rutin, hesperidin, quersetin gibi türleri daha faydalı görülüyor. Her bir çeşidinden 50'şer mg veya hepsi bir arada olduğunda 125250 mg kadarı olumlu etkiler için yeterli görülmektedir.
    Doğal kaynakları: Turunçgil meyvelerinin beyaz derisi ve dilimleri, limon, portakal, greyfurt, domates, kayısı, kiraz, üzüm, kuşburnu, böğürtlen, yabanmersini, karabuğday, kuşüzümü, brokoli, marul, yeşilbiber, soğan, yeşil çay, kırmızı şarap, atkestanesi kabuğu, yerfıstığı.

    Kortizon kullanırken nasıl beslenmeli?

    Kortizon kullanırken nasıl beslenmeli?

    Bazı hastalıkların tedavisinde önerilen kortizonun ciddi yan etkileri var. Bu yüzden kortizon kullanırken beslenme biçimimize dikkat etmemiz gerekiyor

    Normalde kortizon böbreküstü bezinin dış kısmından salgılanan, kan şekeri sentezini ve proteinlerin yapıtaşlarına parçalanmasını artıran bir hormondur. Ayrıca kortizon, tıbbi tedavilerde oldukça sık kullanılan ilaçlardan da biridir.
    Kortizon ilaçları yüksek dozda, uzun bir süre kullanıldığında ise ciddi yan etkiler oluşturabilir. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir:
    Tedaviye bağlı Cushing Sendromu: Omuzlar ve karında yağ toplanması, vücutta su ve tuz tutulumuna bağlı ödem ve tansiyon yükselmesi, kemik erimesi, kaslarda erime gibi problemler görülür.
    Psikolojik bozukluklar: Depresyon görülebilir. Bu gibi durumlar anksiyete ile birlikte yemek yemeye fazla yönelmemize neden olabilir. Antidepresan kullanıyorsanız bu metabolizmanızın yavaşlamasına neden olacağından kilo almanız kolaylaşır.
    Ülser oluşumu: Kortizon mide asit salgısını artırırken, koruyucu mukus tabakasını da bozar. Ayrıca yara etrafında yara dokusunu oluşturacak olan hücrelerin de aktivitelerini azalttığı için ülser oluşumuna neden olur.
    Şeker hastalığı oluşumu: Kortizon kan şekerinin kullanılmasını sağlayan hormon olan insülinin etkilerine zıt etki ederek kan şekerini yükseltir. Yatkın kişilerde şeker hastalığı görülebilir. Gebelerde kortizon kullanımı gebelik şeker hastalığının ortaya çıkma riskini artırır.
    Ödem ve yüksek tansiyon: Kortizon vücutta su ve tuz tutulumuna neden olur. Su ve tuz tutulması özellikle böbrek, kalp yetmezliği ve hipertansiyon hastalarında belirgin sorunlar yaratabilir.

    Daha az tuz
    Kortizon kullanıyorsanız tuz tüketimini azaltmalısınız çünkü kortizon böbreklerden tuzun (sodyumun) geri emilimini artırır. Kortizonun yüksek tansiyona neden olmasının başlıca nedeni budur. Fakat kortizonun böbrek üzerinde yalnız tuz tutma etkisi yoktur. Bir de potasyum atma etkisi vardır. Bunun için kortizon kullanan kişilerde potasyum kayıpları çok görülür.
    Potasyum kaybı kas güçsüzlüğüne yol açar, birçok hormonun salgılanma fonksiyonlarında ve kalbin kasılma işlevinde de olumsuz etkilerini gösterir. Tuzu azaltırken, potasyum bakımından zengin olduğundan ve yağsız rejimlere büyük ölçüde yardım ettiğinden sebze-meyve tüketimini artırmak da faydalıdır. Dolayısıyla bol sebze ve meyve tüketilmelidir. Tatlılardan ve yağlı besinlerden ise kaçınılmalıdır.

    Bol kalsiyum alınmalı
    Sürekli kortizon tedavisi gören hastalarda kemik yıkımı hızlanır. Kortizon kalsiyumun bağırsaktan emilimini azaltarak osteoporoza neden olur.
    Kortizon kullanan kişiler düzenli biçimde kemik mineral yoğunluğu ölçümü yaptırlmalı ve kalsiyum açısından zengin beslenmelidirler. Süt, yoğurt, peynir (tuzsuz), yeşil yapraklı sebzeler, soya fasulyesi, kurubaklagiller, fındık ve küçük balıklar zengin kalsiyum kaynaklarıdır.

    Tatlılardan uzak durulmalı
    Kortizon kullanan hastalarda iştah da çok açılır. Özellikle karbonhidrat içeren besinleri yemeye eğilim artar. Bunun nedeni vücudumuzdaki karbonhidrat (şeker) metabolizmasının bozulmasıdır. Kortizon kan şekerinin yükselmesine neden olur. Çünkü glikozun yani kan şekerininin hücre içine girişini azaltır (kan şekeri yükselir), karaciğerde ve çizgili kaslarda glikojen sentez ve depolanmasını artırır. Bu durum iştahın artmasına neden olup şişmanlığın önünü açar.

    Haftanın öğüdü

    Sodyum içeriği yüksek besinlerden kaçının
    Tüm konserveler, midye, karides, havyar gibi deniz ürünleri, jambon gibi şarküteri ürünleri, domuz eti, sakatatlar, kereviz, rokfor, kaşar, otlu peynir vb. tuzlu peynirler, süt tozu, tuzlu veya peynirli krakerler, patlamış mısır ve türevleri, böreklik yufka, kahvaltılık tuzlu margarinler, salata sosları, kabartma tozu, hazır çorbalar, ketçap ve turşu sodyum içeriği çok yüksek besinlerdir. Bu besinleri kortizon kullanırken tüketmeyin. Ayrıca sofra tuzundan ve diğer tuzlu besinlerden de kaçınılması gerekiyor.

    Yeşillik yemek için bir neden daha: K vitamini

    Yeşillik yemek için bir neden daha: K vitamini

    K vitamini hücre gelişimi ve kan pıhtılaşması için elzemdir

    TAYLAN KÜMELİ - bir kibrit kutusu lezzet

    K vitamini adını, en belirgin özelliklerinden biri olan kanın pıhtılaşması anlamına gelen koagülasyon kelimesinden almıştır. Bitkilerde, "filokinon" ve "fitomenadion" olarak iki farklı form halinde sentezlenir. K - 2 denen ikinci formu ise bağırsaklarda bakteriler tarafından üretilen organik bileşenlerdir.
    K vitamini yağda erir, ısıya dayanıklıdır. Alkali, kuvvetli asitler, radyasyon ve okside edici ajanlar tarafından etkisizleşir. Fazla E vitamini alınması, K vitaminin emilimini bozarken yoğurt, kefir asitlenmiş süt, bağırsaklardaki bakterilerin K vitamini üretmesini artırır. Barsak bakterilerinin aleyhine olan antibiyotikler ise K vitamini üretimini engelleyebilmektedir.
    K vitamini, hücre gelişimi ve kan pıhtılaşması için elzem bir vitamin çeşididir. Homeostatik (iç dengeyi sağlayıcı) etkisi dışında, anti - kanserojenik, anti - osteoporoz ve anti - aging özellikleri de vardır. Kemik kitlesinin inşasında da görev almaktadır, bazı çalışmalar özellikle yaşlılarda kemikleri güçlendirdiğini göstermektedir. Pıhtılaşmada ve kemik yapımında kalsiyuma yardımcıdır.

    Farklı formları var
    Tufts Üniversitesi'nde yakın zamanda sonuçlanan bir çalışmaya göre K vitamini türevi olan filokinon hakkında detaylı bilgiler açıklanmıştır. Bitkiler tarafından sentezlenen filokinon özellikle koyu yeşil yapraklı sebzelerde fazlaca bulunmaktadır. Çalışma sonucunda K vitamininin diğer 2 temel türü olan manakinon ve dihidrofilokinon'dan da bahsedilmiştir, bu türevler de et, süt ve süt ürünleri, tahıllar ve fırınlanmış gıdalarda bulunmaktadır.
    Gıdaların içeriğindeki K vitamininin farklı formları bulunmaktadır. Araştırmacılar menakinon seviyeleri için farklı besinleri incelemişler, buna göre kırmızı et ve süt ürünlerinde menakinon az miktardayken, tavuk, çedar peyniri ve yumurta sarısında fazla bulunmuştur. Menakinon diğer dokulara kıyasla beyin dokusunda daha çoktur, çalışma mekanizması tam anlamıyla bilinmemekle birlikte incelemeler sürmektedir.

    K vitamini kaynakları

    En çok karaciğer, koyu yeşil yapraklı sebzeler, kenevir tohumu, şalgam yaprağı, brüksellahanası, balık, peynir, tereyağı, lahana gibi besinlerde bulunur. En zengin yeşil çay (100 gr'da 700 mikrogr.) iken siyah çayda sıfırdır. Çiçekyağı, patates, ekmek gibi besinlerde yok denebilecek kadar azdır. Soya fasulyesi, tofu ve geleneksel bir Japon yemeği olan Natto, içeriğindeki yoğun izoflavonlar ve K vitamini ile menopoz sonrası kemik kaybını azaltmaktadır.

    İlaç etkileşimleri

    K vitamini eksikliğinde, sindirim sisteminde kanama gibi rahatsızlıklar gibi nadir durumlar yaşanır. Kanama ve deride morarmalar, yüzde ateş basması, kızartı, kaşıntı ve karaciğer bozukluğu olarak belirti verir. Geniş spektrumlu oral antibiyotiklerin uzun süreli kullanımında K vitamini eksikliği yaşanabilir.

    Mucize diyet yoktur

    Mucize diyet yoktur

    Her okuduğunuza inanmayın; birçok insan için geçerli olabilecek, tek tip beslenmeye yönelten "mucize diyet" diye bir kavram yoktur


    Kısa vadeli hedefler peşinde olmayan, doğruları yapmak isteyen insanlar mucize peşinde olmazlar. Eğer yaşamımız boyunca istediğimiz kilo ve görünümde olmak istiyorsak, o zaman yaşamımız boyunca uygulayacağımız ve vazgeçmeyeceğimiz doğruları, yani sağlıklı beslenme ilkelerini öğrenmemiz şarttır.
    Her insanın doğduğu andan itibaren daha sonraki beslenme düzenini birçok faktör belirler. Bu faktörlerin en önemlilerini şöyle sıralayabiliriz: Genetik faktörler, kişinin kan bulguları ile belirlenebilen organik durumu, sosyal yaşamı ve beslenme alışkanlıkları.
    Gazetelerde, dergilerde ya da kitaplarda yer verilen ve çekici bir tanımlamayla "mucize" oldukları bildirilen rejim listeleri hem yanılsama yaratıyor hem de bunları deneyip başarısız olan insanların daha fazla umutsuzluğa kapılmasına neden oluyor. Oysa birçok insan için geçerli olabilecek, tek tip beslenmeye yönelten "mucize diyet" diye bir kavram yoktur. Öğrenmeniz gereken tek şey sağlıklı beslenme ilkeleridir.

    Genetik faktörler
    Sağlığımız yiyip içtiğimiz şeylerden ve yaşam tarzı seçimlerimizden etkileniyor. Bilimsel araştırmalar göstermiştir ki yaptığımız seçimler sağlığımız üzerinde çok büyük değişiklikler yaratabilir.
    Genlerimizdeki küçük farklar vücudunuzun gıdaları nasıl metabolize ettiğini, besinleri nasıl kullandığını ve zararlı toksinleri nasıl vücudunuzdan çıkardığını belirler. Bütün bunlar genel sağlığınızı etkiler. Bunları bildiğinizde, beslenme sisteminizi ve yaşam tarzınızı optimum beslenme ve sağlığınız için değiştirip şekillendirebilirsiniz.
    Örneğin, bazı genleriniz kalp rahatsızlığı geçirme riskine sahip olduğunuzu işaret ediyorsa, verilecek beslenme listeleri ve egzersiz tavsiyeleri bu rahatsızlığın gelişme ihtimalini azaltacaktır.

    Kişinin organik durumu
    İnsanlar beslenme sistemlerini değiştirmek için bir uzmana danışmaya başladıklarında, diğer faktörler gibi vücutlarının o anda içinde bulunduğu durumu öğrenir ve belki de daha önce farkında bile olmadıkları birçok gerçeği fark ederler.
    Herhangi bir rahatsızlığı olmadığını düşünen birçok insan yaptırılan bazı kan tahlillerinin sonucunda şeker hastalığı riskine sahip olduklarını, magnezyum seviyelerinin düşüklüğünü, buna bağlı sonuçları ve sebepleri öğrenebilirler.

    Sosyal yaşam
    Kilo vermek isteyen insanların hepsi aynı hayatı yaşamıyor. Bir işadamının devamlı seyahat etmesi gerekir. Bir ev kadını her gün ailesi için yemek yapmak ve evde bulunmak zorundadır. Bir marangoz bedeniyle çalışırken bir ofis görevlisi çoğunlukla beyni ile çalışmaktadır. Dolayısıyla herkes bir yandan beslenirken bir yandan da değişik hayatlar yaşıyor ve enerjiler harcıyor.
    Bu yüzden herkes için aynı, ortak ya da benzer diyeti uygulamaya kalktığınızda hem uygulanabilirlik açısından birçok sorunla karşılaşabilir hem de gerçek
    ihtiyacınıza uygun olmayan şeylerle kendinizi beslemeye kalkışabilirsiniz.
    Beslenme sistemimizi değiştirmemek için aslında birçok sebep bulabiliriz. Sosyal yaşamımız bize bu sebepleri vermek için birçok fırsatla doludur. Ama uzun vadeli olarak bir karar vermişsek, bu sebeplerin hepsini ortadan kaldırmamız mümkündür.

    Beslenme alışkanlıkları
    Beslenme alışkanlıkları değiştirilmesi oldukça zor olan bir konudur. Ama yediğimiz şeyin vücudumuza ne yaptığını öğrenirsek, ondan uzak durmak için irademizin sesini daha istekle dinleyebiliriz.
    Eğer bir evde hep hayvansal yağlardan yapılan yemeklerle büyüme çağı geçirilmişse, bir genç devamlı olarak fast food ve atıştırma tipi besinleri alışkanlık edinmişse, bunun sabırla zararlarının gösterilmesi ve değiştirilmesi gereklidir.
    İştah, vücudun ağırlığı tarafından değil; lif, besin ve kalori yoğunluğu tarafından kontrol edilir. Kalori miktarını yiyeceğin hacmine göre hesaplamak faydalıdır. En az kalori alarak doymamızı sağlayacak olan yiyeceklerin hangileri olduğu çok açık: Yeşil sebzeler, baklagiller ve bazı meyveler.
    Çoğumuz çok fazla yağ yeriz, fakat bilimsel araştırmalar çok az yağ yemenin de problem olabileceğini gösteriyor. İdeal sağlık, beslenme sisteminizdeki yağ asitlerinin doğru bir şekilde dengelenmesine de bağlıdır. Az yağlı bir beslenme sistemi, eğer daha fazla doymuş yağ ve aşırı miktarda rafine karbonhidrat içeriyorsa, çok yağlı bir beslenme sisteminden daha kötü olabilir. Yağın çeşidi, miktarından daha önemlidir.

    haftanın besini

    Soğuk çorba
    Malzemeler (iki kişilik): Bir çay bardağı haşlanmış nohut, bir çay bardağı haşlanmış kuru fasulye, bir çay bardağı haşlanmış yeşil mercimek, bir çay bardağı haşlanmış aşurelik buğday, 200 gram diyet yoğurt, birkaç yaprak pazı, nane, tuz.
    Hazırlanışı: 200 gram diyet yoğurdun içine daha önceden haşlanmış olarak hazır bulundurduğunuz yeşil mercimek, nohut, kuru fasulye ve aşurelik buğdayı ekleyip üzerine su ilavesiyle çorba kıvamına getirin. İçine taze olarak doğranmış pazı ve naneleri ekleyip az miktarda tuz ilavesiyle için.

    haftanın öğüdü

    Dışarıda yemek yerken...
    Yemek yiyeceğimiz mekana kurt gibi aç gitmemeli, siparişimizi vermeden ekmek sepetindekileri bitirmemeliyiz.
    Ekmeğimizin üzerine yağ sürmemeliyiz; bu, en bayat ekmeğin bile lezzetli olmasına sebep olabilir.
    Mönüye göz atmak için iki dakika daha uzun süre harcamalıyız.
    Lezzetli ve yumuşak olduğu kadar besleyici de olan bir yemek seçmeliyiz.
    Yarım porsiyonlar sipariş etmeli ya da arkadaşımızla paylaşmalıyız.
    Yiyemediklerinizi eve götürme seçeneği olduğunu hatırlayıp illa bitirmek için ısrar etmemeliyiz.
    Yarım saatlik bir yemek sonrası yürüyüşün zevkini çıkarmalıyız.

    Yanlış beslenme sindirimi etkiler

    Yanlış beslenme sindirimi etkiler

    Yanlış beslenme kabızlığın oluşumunda en büyük nedendir. Sindirim sistemi için egzersiz de önemlidir

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Kabızlık dışkının bağırsaktan geçişinin yavaşlamasıyla ortaya çıkan bir rahatsızlıktır ve üç temel tipe ayrılabilmektedir. Birincisi; merkez sinir sistemi bozulduğuna bağlı olarak oluşan kabızlıktır. Sinir sistemiyle ilgili bir hastalıktan, stresle ya da ilaç kullanımından kaynaklanan dışkılama uyarısı yokluğu ya da düzensizliği durumudur. İkincisi; dışkılama refleksinde bozukluğa bağlı olarak oluşan kabızlıktır. Hemoroit, apse, daralma (stenoz) gibi barsak lezyonlarına, barsak yumuşatıcılarının yanlış kullanımına, karın içi organlarının iltihaplanmasına, vücuttan genel su kaybına bağlı dışkı miktarında azalma sonucu ortaya çıkabilen bir durumdur. Üçüncüsü de mekanik kabızlıktır. Genel sıvı kaybının yanı sıra, dışkının içerdiği su ve dolayısıyla hacmi azalır. Bir diğer nedende barsak kaslarının ya da istemli karın kaslarının zayıflaması sayılabilmektedir.
    Yanlış beslenme, egzersiz yapmamak, stres ve depresyon hali, seyahat, ateş, uzun süren yatak istirahati, karın ameliyatları, yıpratıcı hastalıklar, gebelik, sakinleştirici ilaçlar, alüminyum mide asidini giderici ilaçlar, kalsiyum içeren ilaçlar, Alzheimer, Parkinson, omurilik zedelenmesi, felç gibi sinir sistemi hastalıklarında, fazla alkol ve kafeinli içeceklerin kullanımı, laksatif ilaçların uygun olmayan kullanımı da kabızlığa yol açar.

    Nelere dikkat etmeliyiz?
  • Su tüketimini yüksek tutmak çok önemli. (Günde 2,5-3lt. su içirilmelidir.)
  • Özellikle kepekli ürünleri tercih etmek,
  • Kuru meyvelerden özellikle erik, incir ve kayısıyı tercih etmek,
  • Sebze tüketimini arttırmak. Örneğin; roka, lahana, ıspanak, maydanoz, dereotu, marul.
  • Tahıl ve baklagil grubunun tüketimine yer vermek,
  • Meyve tüketimini arttırmak,
  • Bitki çaylarını tüketmek,
  • Süt ve yoğurt grubunu tüketmek.
  • Keten tohumu kullanmak,
  • Fındık, ceviz ve badem gibi kuruyemişler tüketmek.


  • Neler yapmalıyız?
  • Kabızlığın oluşumunda en büyük nedeni yanlış beslenme oluşturmaktadır.
  • Öğün atlamamak ve yemekleri küçük lokmalar halinde ve yavaş yavaş çiğneyerek tüketmek çok önemli.
  • Özellikle kahvaltı öğününü atlamamak çünkü bağırsaklar için günün en önemli zamanı sabah uyandıktan sonraki ilk saatteki zaman dilimidir.
  • Yataktan kalkınca beyin, kalın bağırsağın duvarındaki kaslara 'uyan' mesajı yollayarak kasılma işlemini başlatır.
  • Egzersiz yapmak da çok önemlidir. Yürüyüş, aerobik, jogging ve yer hareketleri kalın bağırsağın kasılmalarını kolaylaştıran sporlardır.
  • Haftada en az 3 kere yarım saat kadar tempolu yürümek veya sabah kahvaltıdan önce 15 dakika boyunca aerobik yapmak karın kaslarınızın çalışmasını sağlayarak kabızlık probleminizi önleyecektir.


  • Haftanın öğüdü
    Bunu biliyor muydunuz?
    Sinemeki, kabızlığı giderici, müshil etkisi yaratan bir bitkidir. Fakat bu bitki, kalın bağırsaklarda sıvı ve mineral salgılanmasını artırıcı etki yapar, bunların geri emilimini engeller. Bu nedenle aşırı kullanımı vitamin ve mineral eksikliklerine neden olabilir. Ayrıca hatalı kullanımı dışkılama için temel hareketi sağlayan villüslerin düzleşmesine neden olarak, sürekli doz artırımını gerektirip, ilerde kalıcı kabızlığa neden olabilir. Bu tarz şikayetlerde beslenme uzmanınıza danışmalı, beslenme ve egzersiz çözümlerinden fayda görülemezse, mutlaka doktora danışılmalıdır.



    Gençler dikkat!

    Gençler dikkat!

    Daha güzel görünmek için kendilerine uygun olmayan diyet programlarını uygulayan genç kızlar çeşitli sağlık sorunlarına davetiye çıkarıyor

    Ergenlik çağı güzel görünmek için çabaların arttığı bir dönemdir. Bu dönemde özellikle genç kızlarda yeme davranışında normalden sapmalar gözlemlenebiliyor. Fazla kilolarından yakınan genç kızlar, yaş gruplarına uygun olmayan ve almaları gereken besin öğelerini karşılamayan zararlı zayıflama diyetlerini bilinçsizce uygulayabiliyor, bu da çeşitli yeme davranışı bozukluklarına yol açabiliyor.
    Özellikle 13-14 yaşları bu açıdan çok kritik. Anoreksiya nervozaya varan yeme davranışı bozuklukları en çok bu yaşlarda ortaya çıkıyor.

    Hormon sistemi bozuluyor
    Kilo vermek için bilinçsizce uygulanan çok düşük kalorili diyetler, büyümenin ciddi bir hız kazandığı bu yaşlarda metabolizmanın dengesini bozuyor ve hormon sisteminin de aksamasına neden oluyor.
    Bu durumdan en çok etkilenen organlardan biri tiroit bezidir. Tiroit hormonlarının fonksiyonları bozulunca elektrolit dengesizlikleri, ergenliğin gecikmesi, kan şekerinin düşmesi, kortizon hormonunun yükselmesi, büyüme faktörünün azalması gibi pek çok sağlık sorunu görülüyor.
    Sağlıksız diyetler genel olarak baş ağrısı, sinirlilik, yorgunluk, bulantı, kusma, ishal, kabızlık, safra ve böbrek taşı, kalp ritminde bozukluk, tansiyon düşüklüğü, adet düzensizliği, saç dökülmesi gibi sorunlara neden oluyor.
    Oysa ergenlik dönemindekilerde aşırı kilolu olma veya obezite durumu varsa tedavi, diğer yaş gruplarına göre daha özenli bir yaklaşımı gerektiriyor. Büyüme ve gelişmenin doruk hız yaptığı bu dönemde, tüm besin öğelerini dengeli olarak içeren, yeterli kaloriyi sağlayan, büyümeyi engellemeden zayıflamayı sağlayacak bir beslenme programı uygulanmalı.
    Çok düşük kalorili diyetler yağları değil, proteinleri yakıyor ve diyet bırakıldığında hızla kilo alımına neden oluyor. Dolayısıyla sağlıksız bir zayıflama ortaya çıkıyor.

    Onlara örnek olmalıyız
    Aslında bu tür sorunlarla karşılaşmamaları için çocuklarımıza daha en başta sağlıklı beslenmenin ilkelerini öğretebilir ve dengeli beslenmeyle onlara örnek olabiliriz. Besinlerde çeşitliliğin sağlanması, yağ ve şekerin sınırlandırılması, lif bakımından zengin besinlere yer verilmesi, vitamin ve minerallerin yeterli düzeyde alınması ve sağlıklı vücut ağırlığının korunması obezitenin ve çeşitli sağlık sorunlarının önlenmesi için atılabilecek önemli adımlardır.

    Serinleten öneriler

    Serinleten öneriler

    Yaz aylarında sıcaklık artışıyla beraber kendini gösteren sorunlardan kurtulmak için yeme-içme tarzınızda "sağlıklı" düzenlemeler yapmalısınız

    Güneşin çok daha yoğun şekilde kendini gösterdiği yaz aylarında nefes alamama, ateş basması, baş dönmesi, yorgunluk, halsizlik gibi şikayetler herkesi rahatsız ediyor.
    Bunaltıcı sıcaklarda en sık karşılaşılan sorun güneş çarpmasıdır. Belirtileri baş ağrısı, mide bulantısı, kusma, baş dönmesi, aşırı yorgunluk ve halsizliktir. Bu durumla karşılaşıldığında, hemen serin bir yerde dinlenmeye geçilmeli ve bol sıvı alınmalıdır.
    Normal şartlarda metabolizma denilen, vücuttaki kimyasal olaylar sonucu gelişen enerji ile vücut ısısı oluşur. Metabolizma ise vücudun beden hareketleriyle orantılı olarak artar. Vücut solunum ve terleme gibi faaliyetlerle bu ısıyı 36 derece dolaylarında tutmaya çalışır.

    Kimler risk altında?
    Sıcak havada artan terlemeyle vücut ısısı normale düşürülmeye çalışılır. Havaların çok ısındığı dönemlerde artan terlemeye rağmen vücudun ısı kaybı yeterli olamaz. Hava sıcaklığı yanında rutubetin artması, terin buharlaşmasını engellediğinden ısı kaybını daha da azaltır. Yani sıcaklığın artmasıyla birlikte havanın nem oranının artması vücutta ısı birikimine, bu da ısı artışına bağlı hastalıkların gelişmesine neden olur. Bu arada terle kaybedilen su ve tuz gibi bazı maddelerin kaybı ve bunların yerine konulamaması hastalık tablosunu ağırlaştırır.
    Yaşlılar, bebekler, şişmanlar, kalp-damar hastaları, yanık, egzama, sedef, cilt hastalıkları, ter bezi bozuklukları olanlar, hareketsiz kalanlar, alkolikler, sporcular, nöbetçi askerler, madenciler ve itfaiyeciler risk altındadır. İshal, kusma gibi sıvı kaybına neden olan rahatsızlıklar bu mevsimde daha çok önemlidir. Sıvı kayıpları yerine konulamadığında özellikle yaşlılar ve bebeklerde ölüme yol açabilir.

    Nasıl beslenmeli?

    Yaz aylarında sıvı kayıpları daha çok olduğu için günde 2-2,5 litre su içilmeli.
    Spor yapanlar, ağır işlerde çalışanlar daha fazla su içmeli.
    Ayran mineral dengesini oluşturduğu için yaz aylarında daha çok içilmeli. Yoğurt veya cacık da tüketilebilir.
    Tavuk yemeklerinin ve sütlü ürünlerin tazeliğinden emin olunmalı.
    Ağır yemekler yerine bol sebze ve meyve tercih etmekte yarar var.
    Öğle yemeklerinde yağlı, tuzlu ve kuru yiyeceklerden kaçınılmalı.
    Hafif yiyecekler yenmeli, yanlarında ayran, su, meyve suyu gibi bol sıvı alınmalı.
    Alkol ve kafein idrar artışı ve sıvı kaybı yaptığı için sıcak saatlerde içilmemeli.


    Haftanın öğüdü

    Güneş çarpmasında ilkyardım
    Güneş çarpmasında gerçek vücut sıcaklığı 41 dereceyi aşar, bu durumda merkezi sinir sistemi bozukluğu ve terleyememe görülür. Asıl sorun terleyemediğimizde başlar. Merkezi sinir sistemiyle ilgili bozukluk olan olgularda, tuhaf davranışlar, tuhaf konuşma, kasılma, nöbet geçirme, koma görülebilir. Böyle bir durumda, hastayı sıcak ortamdan uzaklaştırın, yatırarak veya oturtarak dinlendirin. Güneş çarpmasına maruz kalan hasta için derhal serinletici önlemler alın. Öncelikle giysilerin çıkarılıp hastanın esintili ve serin bir yere alınması çok önemli. Bilinci yerinde değilse, yarı baygın veya nöbet geçiriyorsa kesinlikle ağzından sıvı vermeyin.
    30 dakika içinde iyileşme görülmezse, bilinci bulanıklaşırsa ve vücut ısısı düşmezse hastayı en kısa sürede hastaneye ulaştırın.

    Haftanın besini

    Yoğurt
    Yoğurt kandaki asit baz dengesini sağlıklı hale getirir. Elektrolit dengesine katkıda bulunur.
    Zararlı bakterilerin üremesini durdurarak bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.
    Sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına etki eder, mide rahatsızlıklarını önler.
    Şeker hastaları için yararlı bir besindir, kan şekerini düzenleyici etkisi vardır. Kaymağı alınmış ve mutlaka ekşimemiş yoğurt tercih edilmelidir.
    Bağırsak düzensizliklerinin giderilmesine, özellikle çocuk ve yetişkinlerde karşılaşılan ishallerin tedavisine yardımcı olur.
    Bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve zararlı mikropların çoğalmalarına, hatta yaşamalarına engel olur.
    Kanser riskini azaltır, özellikle kolon kanserine karşı koruyucudur.
    Vücuttaki kolesterol miktarının azalmasına yardımcı olur, LDL kolesterolü azaltır.
    Süt ve süt ürünlerini tükettikten sonra laktoz intoleransı nedeniyle bağırsaklarda gaz problemi yaşayan kişilerde laktozun parçalanması nedeniyle gaz oluşumunu azaltır.
    Gıda zehirlenmelerine karşı koruyucudur.
    Bağırsaklarda B vitaminlerinin bolca üretilmesini sağlar.
    Rahatlatıcı etkisi nedeniyle iyi ve rahat bir uyku için idealdir.

    Zehirlenmemek için ne yapmalı?

    Zehirlenmemek için ne yapmalı?

    Özellikle yaz aylarında besin zehirlenmesi vakalarında artış görülüyor. Oysa gıdaların satın alınmasından hazırlanmasına, pişirilmesinden saklanmasına kadarki aşamalarda bazı noktalara dikkat ederek sağlığımızı korumamız mümkün

    Halk sağlığını yakından ilgilendiren ve özellikle yaz aylarında tehlikeli boyutlara ulaşan sağlık problemlerinden en belirgini besin zehirlenmesidir.
    Besin zehirlenmesi bir mikroorganizma veya bu mikroorganizmaya ait toksine bulaşmış bir besinin tüketilmesinin ardından 72 saat içinde, ishal, bulantı, kusma, karın ağrıları, karında kramplar gibi sindirim sistemini ilgilendiren yakınmaların ortaya çıktığı bir hastalıktır. Bu hastalıkta kişisel dirence ve mikroorganizmanın gücüne göre farklı derecelerde sorunlar yaşanmaktadır.
    Besin zehirlenmesinin yaz aylarında artmasının sebebi ise mikroorganizmaların daha çok oda sıcaklığı ve üstündeki sıcaklıklarda çoğalma eğilimi göstermesidir.

    Riskli besinler hangileri?
    Hastalıklı, yanlış şartlarda depolanmış hayvansal gıdalar (özellikle hasta kümes hayvanları ve deniz ürünleri) bulaşıcı bakterileri içerebiliyor. Bu yüzden besin alışverişinizi yaptığınız marketin güvenilirliğine, ürünün tanınmış markalardan olmasına, kaliteli üretim şartlarına uygun çalışan firmaların ürünlerini almaya çalışın.
    "Kırmızı alarmlı" bazı besinler:
    Özellikle köfte, kümes hayvanları, yumurta, balık gibi yüksek proteinli gıdalar.
    Fast food restoranlarda sunulan ızgara türü yiyecekler, açıkta bekletilen ve servis edilen mayonezler ya da kremalı soslar.
    Hazırlanması sırasında eller yoğurma, harmanlama gerektiren, bol malzemeli yiyecekler.
    Pastörize edilmemiş süt ve bu sütten hazırlanan ürünler ve tatlılar.
    Oda sıcaklığında iki saatten fazla bekletilmiş ve tüketilmeden önce tekrar ısıtılmayan gıdalar. Oda ısısında bekleyen, ısıtılan ve sonra tekrar soğutulan yemekler.
    Kabuklu deniz ürünleri.
    Kirli sularla sulanan sebze ve meyveler.

    Ortamın temizliği çok önemli
    İşlenmemiş gıdaya katılan maddeler de çeşitli bakteriler içerebilir. Özellikle pişirmeden servis edeceğiniz yemeklerde tüm malzemelerin hijyeninden emin olmalısınız.
    Yemek pişirirken kullanılan malzemeler kadar hazırlandığı ortamın temizliği de önemlidir. Pişirilmemiş yiyeceklerle pişirilmiş yiyeceklerin aynı ortamda hazırlanıp saklanmaması, hazırlayan kişinin ellerini sıklıkla yıkaması, eldiven kullanması, saçlarını örtmesi, tırnaklarının mümkünse kısa olması ve fırçalanması büyük önem taşır.
    Gıda hazırlanması için kullanılan her yüzey çok temiz tutulmalıdır. Her bir gıda kırıntısı, kalıntısı veya noktasını mikropların potansiyel bir kaynağı olarak düşünün. Bulaşıklarla ve mutfak ekipmanlarıyla temas eden kıyafetler her gün değiştirilmeli ve kullanım önceside kaynatılmalıdır. Çöp kovaları deterjanla her hafta yıkanmalıdır.
    Pişirme sıcaklığı da besin hijyeninin sağlanmasında çok önemlidir. Gıdanın bütün kısımları en az 70 derecede pişirilmelidir. Örneğin tavuk pişirildiğinde bile kemiklerin yanlarında pişmemiş kısımlar kalabilir, dolayısıyla tamamen pişinceye kadar tekrar fırına konulmalıdır.

    Oda ısısında çözdürmeyin
    Isının gıdaya homojen dağılması, iç sıcaklığın mümkünse termometre ile ölçülmesi gerekli. Yani pişirdiğiniz et nar gibi kızarmış görünse de içi çiğ kalabilir, bu da besin zehirlenmelerine yol açan bakterilerin burada üreyebilmesi için uygun ortam oluşturur. Daha çok basınçlı buhar üfürmeli fırınlarda, düdüklü tencerelerde veya mikrodalga fırınlarda yüksek derecelerde pişirmek daha güvenli yöntemlerdendir.
    Pişirdiğiniz besinleri 60 derece üzerinde sıcak, 10 derece altında soğuk ortamlarda saklayın. Uygun saklama mikropların çoğalmasını yavaşlatır ancak organizmaları öldürmez. Bu nedenle yemekleri, tüketmeden önce bir kez daha yeniden bütün kısımların ısısı en az 70 dereceye ulaşıncaya dek ısıtın.
    Bilinen markalar olmak şartıyla dondurulmuş hazır gıdalar oldukça hijyeniktir diyebiliriz. Ancak bu aşamada besinin çözdürülmesi önem taşıyor, bu durum dondurulmuş besinlerde de geçerli. Bu besinler için en uygun çözdürme ortamı mikrodalga fırınlar ya da buzdolabının alt kısımlarıdır. Asla oda ısısında çözdürmemelisiniz.
    Her türlü ürünün üretim ve son kullanma tarihlerini okumalısınız. Tarihi geçmiş, ambalajı eskimiş, kutusu çatlamış ya da bombe yapmış ürünleri almamalısınız.

    Belirtileri neler?

    Dondurma, krema, mayonez, patates salatası tüketimi ile açığa çıkan, Stafilacocous Aureus adlı bir bakterinin yol açtığı zehirlenmeler kusma, karın ağrısı, ishal şeklinde kendini gösterir.
    Tahıldan yapılan yemekler, pilav ve süt ürünleriyle açığa çıkan, Basillus Cereus adlı bir bakterinin yol açtığı zehirlenmeler karın ağrısı ve kusma şeklinde kendini gösterir.
    Pişirilip saklanmış etlerle açığa çıkan, Clostridrum Perfingens adlı bakterinin yol açtığı zehirlenmeler kramp şeklinde karın ağrısı, ishal şeklinde kendini gösterir, ciddi sağlık riskleri oluşturabilir.
    Deniz ürünleriyle açığa çıkan, Vibrio Parahaemolyticms adlı bakterinin yol açtığı zehirlenmeler ishal ve karın ağrısı ile kendini gösterir.
    Süt ve dondurmayla açığa çıkan, Versinia Enterosolitica adlı bakterinin yol açtığı zehirlenmeler ateş, kanlı ishal, karın ağrısı ile kendini gösterir.
    Süt, süt ürünleri ve yumurtayla açığa çıkan, Salmonella bakterisi kaynaklı zehirlenmeler karın ağrısı, ateş ve ishal ile kendini gösterir.
    Su ve yiyeceklerle bulaşan, çok ciddi sağlık tehditleri yayan E. Coli tipi bakteriler, türlerine göre şiddetli ishal ve karın ağrısı ile kendini gösterir.
    Ev konserveleriyle açığa çıkan Clostridum Botilinum ise görme bozukluğu ve yutma güçlüğüne neden olabilir.


    Haftanın öğüdü

    Su ve tuz takviyesi şart
    Zehirlenme durumunda dikkat edilecek en önemli husus su ve tuz takviyesidir. Mide-bağırsak sistemini yormayacak gıdalar yenmeli, yağlı ve posalı besinlerden (meyve, sebze vs.) uzak durulmalıdır. Fazla işlem görmeyen çorbalar, ayran, kola, şeftali, vişne, elma suyu gibi bağırsak hareketlerini yavaşlatıcı sıvılar içilmeli; patates haşlama, püre tüketilmelidir.
    Yağsız peynir, yağsız yoğurt ve yağsız ayran da alınabilir. Yoğurtta bulunan bazı yararlı bakteriler bağırsaktaki zararlı maddelerin parçalanmasına veya mikropların yok edilmesine yardımcı olur. Bu nedenle gerek bazı gıda zehirlenmelerinde gerekse kimyasal zehirlenmelerde yararı olabileceği düşünülüyor.

    Karaciğerin dostu enginar

    Karaciğerin dostu enginar

    Mineral bolluğu bakımından en zengin sebze olan enginar, her derde deva olarak kabul ediliyor

    TAYLAN KÜMELİ - bir kibrit kutusu lezzet

    Latince adı 'Cynara scolymus' olan, eski Yunancada 'anginara' diye adlandırılan enginar önceleri Sicilya'da sonraları da tüm Akdeniz sahilinde ilaç niyetine kullanılmış tır. Yağlı bitkiler hariç hiçbir sebze veya meyva, mineral bolluğu bakımından enginarla yarışamaz. Bol miktarda potasyum, kalsiyum ve manganezden başka A, B1 ve C vitaminleri içeren enginarın en büyük özelliği karaciğeri temizlemesi ve safranın kolay akışını sağlamasıdır.
    Romatizmalılara kullanılması önerilen enginar, unlu yiyeceklerin sindirimini kolaylaştırdığı gibi idrar söktürücü özelliğe da sahiptir. Diyet yapanlar için gözardı edilemeyecek olan enginarın 100 gramı sadece 53 kalori içerir. Enginar bünyesinde bulunan 'cynarin' in kolesterol ve amonyağı düşürücü etkiye sahip olması kalp krizi risklerini azaltır.
    Karaciğer ve kalbin en iyi dostu olan enginar kanı temizler ve yorgunluğu giderir. Diğer zehirli maddeleri ve yorgunluk maddelerini idrarla dışarı atarak vücuda dinçlik verir.
    Beyin yorgunluğunu çabucak geçirir, kalp adalelerini kuvvetlendirir, üre ve kolesterolü düşürerek kalbin rahat çalışmasını sağlar.

    Haftanın tarifi
    Enginarlı salata

    Malzemeler: 3 diş sarımsak / 1 yemek kaşığı ince kıyılmış biberiye / 2 yemek kaşığı zeytinyağı / 200 gram yeşil salata / 1 kutu enginar kalbi / 2 dilim diyet etimek / 20 gram ayçiçeği çekirdeği içi / 200 gram körpe ıspanak yaprağı / 3-4 sap fesleğen / 3 adet yeşil limon / 1 çay kaşığı tuz / Karabiber
  • 1 adet yeşil limonun kabuğunu ince ince rendeleyin ve suyunu sıkın. 6 yemek kaşığı limon suyunu, limon kabuğu rendesi, tuz, karabiber, 1 diş ezilmiş sarmısak, biberiye, 100 mililitre su ve 2 yemek kaşığı zeytinyağıyla karıştırın. Enginarları ince ince dilimleyin ve hazırladığınız sosa katıp karıştırın. 30 dakika sosu çekmesi için bekletin. Etimekleri küp şeklinde bölün. Kalan sarmısakları sıkıp etimeklere katın. Ayçekirdeği ekleyin.
  • Yeşil salatayı ayıklayıp yıkayın. Yapraklarını koparıp körpelerini 3 santimetre. genişliğinde parçalara bölün. Ispanak ve fesleğen yapraklarını ufalayın. Salata, ıspanak ve yeşillikleri karıştırın.
  • Enginarları biraz sosla servis tabağına alın. Yeşillikli karışımı sosla karıştırıp, enginarların üzerine koyun. Son olarak salatanın üzerine etimek ve ayçiçeği çekirdeklerini serpin.

  • Kilo verememenin gizli bir nedeni

    Kilo verememenin gizli bir nedeni

    Polikistik over sendromundan mustarip kadınların çoğu kilo vermek veya kilolarını korumak için mücadele ediyor. Ancak diyet programları tek başına uygulandığında başarılı olamıyor. Mutlaka egzersiz de yapmak gerekiyor

    Dünyanın her tarafında milyonlarca kadın polikistik over (çok kistli yumurtalık) sendromu ile mücadele ediyor ve menopoz öncesi dönemde (15-45 yaş arası) kadınların yaklaşık yüzde 10'unda bu sendrom görülüyor.
    Üzerinde ısrarla durulması gereken ve beslenme yönü oldukça önemli bir problem bu. Konuyla ilgili araştırmalarda yeterli ve dengeli bir diyet programının egzersiz programıyla birlikte uygulanmasının, karşılaşılan sorunların azaltılmasında, hatta düzeltilmesinde oldukça etkili olduğu gösteriliyor.
    Polikistik over sendromu âdetin olmaması, vücutta tüylenme ve obeziteden oluşan bir hastalık. Diğer pek çok hormonal hastalık gibi nedeni tam olarak bilinmiyor. Ancak stres, obezite, insülin direnci, sinir sistemindeki bazı hormonların salınımındaki bozukluklar ve genetik faktörlerin rolü üzerinde duruluyor.

    Hastalığın belirtileri
    Polikistik over sendromu beyinde hipofiz bezinden salgılanan iki hormon olan LH ve FSH hormonlarının anormal şekilde üretilmesinden kaynaklanıyor. Bu dengesizlik neticesinde her ay düzenli olarak yumurtalıklarda yumurtlama gerçekleşmez, âdet kanaması seyrek olur veya hiç olmaz. Kilo fazlalığına bağlı olarak insüline karşı bir direnç ortaya çıkabilir. İnsülin direnci de şeker metabolizmasında bozukluk ve şeker hastalığına eğilimi artırır. İnsülin direncinin hastalığın bir belirtisi mi yoksa hastalığın esas nedeni mi olduğu tam olarak bilinmiyor.
    Tüm bu belirti ve şikayetler kişiden kişiye göre değişiyor. Bazı belirti ve bulgular bir kişide görülürken, diğer belirti ve bulgular başka bir kişide görülebiliyor. Bu durum hastalığın gözden kaçmasına, atlanmasına neden olabiliyor.

    Tanı ve tedavi
    En sık görülen belirtiler âdet düzensizliği, sivilce, yağlı cilt, tüylenmede artış, infertilite (kısırlık) ve kilo artışıdır. En sık rastlanılan düzensizlik seyrek âdet görme şeklindedir. Zaman zaman âdet kanamasının hiç olmaması da görülebilir. Gecikmeyi takiben görülen kanama genelde fazla miktarda ve uzun süreli olur. Bu düzensizlik yumurtlamada bir bozukluğun işaretçisidir.
    Sendromun tanısı klinik bulgular, laboratuvar tetkikleri ve ultrason incelemesinin bir arada değerlendirilmesiyle konur. Ultrasonografide yumurtalık kenarlarında çok sayıda küçük kist saptanır. Bu kistler sadece birkaç milimetre çapındadır ve tek başlarına sorun yaratmazlar. Kadınların yüzde 20-30'unun yumurtalıklarında çok sayıda küçük kistler görülmesine rağmen ancak yüzde 5-10'unda bu sendromun bulguları vardır.
    Tedavisi endokrinolog, jinekolog ve diyetisyenin yer alacağı bir ekip çalışmasını gerektirir. Tedavide asıl amaç yumurtlamayı yeniden sağlamaktır.
    Polikistik over sendromu ile insülin direnci sıklıkla bir arada görüldüğünden tedavisinde yeni yaklaşımlardan biri de insülin duyarlılığını artıran ilaçların kullanımıdır. Çocuk isteyen hastalarda tek başına bu ilaçların verilmesi veya tedaviye yumurtlamayı uyaran ilaçların eklenmesi ile çok iyi sonuçlar alınabiliyor.
    Bu sendromdan mustarip kadınların çoğu kilo vermek veya kilolarını korumak için mücadele ediyor. Diyet programları tek başına uygulandığında başarılı olamıyor. Çünkü temel problem olan yaşam tarzının değiştirilmesi gerekiyor. Kişinin önce oturup kendi yaşam tarzını gözden geçirmesi ve bu yaşam tarzının kilo almasına veya kilosunu koruyamamasına neden olduğunu fark etmesi şart.

    Egzersiz yapmak şart
    Sendromlu kadınlarda özellikle bel ve karın bölgesindeki kilo artışı, kalça bölgesinden daha fazla oluyor. Bu durum, altta yatan bozulmuş şeker ve insülin metabolizmasının bir göstergesidir. Kilo vermek bu sendromunun birçok belirtisinde düzelmeye neden olmasına rağmen bu bireylerin çoğu kilo vermekte zorlanıyor.
    Sendromlu kadınlar düşük yağ içeren diyet programlarından çok fazla fayda görmüyor. Buna karşılık karbonhidrat tüketiminin düşürülmesi ve farklı karbonhidrat içeren gıdaların alınması gerekiyor. Her öğünde doğru karbonhidrat kullanımı ve yeterli protein tüketimi düşük kan şekeri ataklarını da kontrol altında tutabiliyor. Diyetle birlikte egzersiz de yapıldığı takdirde başarılı olunabiliyor.

    Haftanın öğüdü

    Polikistik over sendromunda nasıl beslenmeli?
    Fazla kiloların zaman kaybedilmeden verilmesi, insülin direnci, obezitenin neden olacağı diğer risk faktörleri ve tedavinin seyri açısından önemli.
    Kilo verme sürecinde sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanılmalı ve ilerleyen dönemlerde de yaşam tarzı haline getirilmeli.
    Dengelenmiş bir diyet uygulanmalı. Diyet programı karbonhidrat, protein ve yağların dengeli dağıldığı bir program olmalı.
    Az ve sık beslenme modeli benimsenmeli, üç ana öğün arasında küçük ara öğünler tüketilerek kan şekeri dengesi sağlanmalı.
    Beslenmede şeker oranı düşük posa miktarı yüksek olan sağlıklı karbonhidratlar tercih edilmeli.
    Posa açısından zengin olan, vitamin ve mineral deposu sebze ve meyvelerin tüketimine ağırlık verilmeli, günde en az dört-beş porsiyon sebze-meyve tüketilmeli.
    Porsiyon kontrolü yapmak, yemekleri yavaş yemek, besin gruplarında sağlıklı olanları tercih etmek kilo kontrolünün sağlanması açısından önemli.
    Doğru beslenme önemli ancak tek başına yeterli değil. Düzenli egzersiz yapmak gerekir.


    Haftanın besini

    Krom
    Vücuttaki basit şekerin parçalanmasında önemli rol oynayan krom, kolesterol, yağ ve protein sentezi için hayati bir mineraldir. Krom kan şekeri düzeyinin sabit kalmasını sağlar.
    Kemik erimesiyle savaşta ve yaşlanmayı geciktirmede etkili olduğu, kas oluşumunu da desteklediği biliniyor. Yumurta sarısı, istiridye, yerfıstığı, üzüm suyu, peynir, buğday ve mayada bulunur. Krom yetersizliğinde huzursuzluk, yorgunluk, şekere karşı tolerans bozukluğu, damar sertliği riskinde artış, fazla kilo alımı görülebilir.

    Tahıl giren eve doktor girmez!

    Tahıl giren eve doktor girmez!

    Tahıllar, bağırsak kanserinden kadın hastalıklarına kadar pek çok rahatsızlığın önüne geçmede etkili

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Dört temel besin grubundan biri olan tahıllar, vücudun enerji ihtiyacının büyük çoğunluğunu karşılaması nedeniyle beslenmemizde önemli bir yere sahiptir. Önemli olan bu besin grubu içerisinde doğru seçimler yapmak, büyük ölçüde karmaşık karbonhidratları tercih etmektir. Bu gruptan yiyecek seçimi yaparken, kalorisi azaltılmış ve B grubu vitamin içeren diyet ürünler de tercih edilebilir, ancak bu ürünler kalorisiz olarak düşünülüp aşırı miktarlarda tüketilmemelidir.
    Tahıl taneleri temel olarak yüksek posa, düşük yağ, yüzde 10-15 oranında protein, nişasta, B ve E vitaminleri, kalsiyum, magnezyum, potasyum, demir gibi mineraller ile elementler içermektedir. Ancak öğütme işlemi sırasında bu değerli besin beyazlaştırılarak maalesef en faydalı kısımları ziyan edilir.

    Menopoz döneminde yiyin
    Tam tahıl taneleri, hem pek çok kronik hastalığı önlediğinden, hem de zayıflama diyetlerinde tokluk hissi sağladığı için beslenmemizde sıklıkla kullanılmalıdır.
    Tahılların özellikle mide ve kolon kanseri ne ve kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyucu olduğu ispatlanmıştır.
    Tam tahıl taneleri, içeriğindeki koruyucu bileşikler, posa, dirençli nişasta sayesinde bağırsak çeperine koruyucu kalkan olur, yüksek lif oranıyla da bağırsak aktivitesini artırarak kabızlık sorunlarını önleyebilir. Tahıllar bileşimlerindeki bitkisel östrojenler ile potansiyel hormonal etkileriyle kadınlarda östrojen seviyelerini dengeleyerek günümüzde pek çok kadının şikâyetçi olduğu kist ve miyom oluşumunu engellemede de etkilidir. Ayrıca tam tahılların menopoz sırasındaki yorgunluk, ateş basması ve ruhsal durumdaki dengesizlikleri normale döndürebildiği de saptanmıştır.

    Haftanın besini
    Bulgur
    Çok besleyici olan bulgur zengin bir folik asit kaynağıdır. Çocuklar ve hamile kadınlar için çok önemli bir besindir. Toplam yağ oranı düşüktür ve doymamış yağ asitleri içerir. Kolesterol içermez. Buğdayın sahip olduğu besinler pişirme işlemi sırasında tane tarafından emilen suyla tanenin içine nüfuz eder ve besin değeri kaybolmaz. Bulgur yüksek mineral ve posa nedeniyle besin emilimini hızlandırır, kabızlığı engeller ve kolon kanserini önler.

    Sizi korkutan bir sporu deneyin

    Sizi korkutan bir sporu deneyin

    Geçen hafta başladığımız "Zinde bir yaşam için 50 adım"a son 25 maddeyle devam ediyoruz

    26) Ufak bir çocuğu veya köpeği ödünç alın: Çocuğunuz veya köpeğiniz yoksa, bir ay için cumartesi ve pazar günleri bir yakınınızın küçük çocuğuna bakın ya da arkadaşınızın köpeğini yürüyüşe çıkarmayı üstlenin.
    27) Spor yapın: Öğle yemeği randevularınızı spor salonunun randevuları ile değiştirin. Sağlıklı, ufak bir öğle yemeğinden sonra spor ayakkabılarınızı giyin, arkadaşınızla buluşun ve bir yerlere gidin. Hızlı bir yürüyüşe çıkın veya mevsimine göre yüzmeye ya da bir aerobik sınıfına katılın.
    28) Zoru deneyin: Hiç denemediğiniz fakat istediğiniz ama gözünüzü korkutan bir spor var mı? Dağcılık, buz pateni, ralli size korku mu veriyor? Eğer fiziksel olarak bunları yapmaya uygunsanız hemen bunlarla ilgili bir kursa yazılın. Bu, belki de hayatınız boyunca vazgeçemeyeceğiniz bir uğraş olacak ve kilolarınız tahmininizden çok önce kaybolup gidecek.
    29) Günde bir saatinizi kendinize ayırın: İşyerinde çok kötü bir gün geçirdiyseniz, arkadaşlarınız ile oturup sohbet etmek güzel. Fakat sohbet ederken biraları bitirip fıstık kesesini parlatmayın. Yorucu bir günün sonunda bisikletle dolaşmayı deneyin, ne kadar dinlendiğinizi göreceksiniz.
    30) Dans edin: Sadece cuma geceleri dans etmek yerine bir hafta boyunca, gün aşırı dans edeceğiniz yerlere gidin veya sevgilinizi, eşinizi bir dans kursuna yazılmanız konusunda ikna edin.
    31) Etrafı toplayın: Halının üzerine yayılmış gazeteleriniz milattan önceye mi ait? Yerleri en son ne zaman sildiğinizi hatırlayabiliyor musunuz? Biraz iş yapmaktan kimseye zarar gelmez. Ayrıca kilolarınızı daha çabuk vermenizi sağlar.
    32) Tekrar çocuk olun: Çocukluğunuzda en çok sevdiğiniz oyunları hatırlayın. Paten kaymak mı yoksa ip atlamak mı? Bunları tekrar denemeyi düşünün.
    33) Asansöre binmeyin: Önünüze gelen her merdiveni egzersiz yapacağınız bir fırsat olarak düşünün, istediğiniz kiloya gelinceye kadar asansöre binmeyi aklınıza bile getirmeyin.
    34) Kaslarınızı geliştirin: Eğer vücudunuzu geliştirmediyseniz hemen çalışmaya başlayın. Egzersiz hocalarından veya onların önereceği yeni başlayanlar için vücut geliştirmeyle ilgili bir videokasetten yararlanın. Gözle görülür bir şekilde kilo verirken vücudunuz, kaslarınız gelişecek ve metabolizmanız en fazla yağ yakacak şekilde çalışacaktır.
    35) Spa ve Wellness Merkezi'nde detoks programına gidin: Bu hem zihin hem de beden için çok iyi bir deneyim olur. Pek çok egzersiz yapacak, düşük yağlı yiyecekler yiyecek ve birbirinden rahatlatıcı masajlarla bol bol şımartılacaksınız. Başlangıçta ne kadar kilolu olursanız olun, bir hafta sonunda bunların büyük kısmını sağlıklı olarak vermiş olacaksınız.
    36) Yavaş yemek yiyin: Fazla kilolular, hızlı yemek yiyenlerdir. Arkadaşlarınızla veya ailenizle ne zaman yemek yerseniz yiyin, yemeği en son bitiren kişi siz olun.
    37) Dar gelen giysilerinizi deneyin: Her sabah kalktığınızda ilk işiniz üzerinize dar gelen pantolon veya şortları denemek olsun. Bu dikkatli yeme konusunda sizi gün boyu motive edecektir.
    38) Hayallerinizi kutulayın: İstediğiniz kiloya indiğinizde yapmayı planladığınız her şeyi hatırlatacak bütün fotoğrafları, reklamları, yazıları kesip bir kutunun içine koyun. Bir şeyler atıştırmak istediğinizde ya da spor yapmaya hevesli olmadığınızda kutuyu açıp bakın.
    39) Yatak odası atıştırmalarından uzak durun: Eğer siz de yatak odası dahil, evin her tarafında atıştırıyorsanız, bunu bir kere daha düşünün. Ne kadar çok yerde yemek yemek için kendinize izin veriyorsanız, o kadar çok yemek yiyorsunuz demektir. Bir süre için yemek saatleri, yemek masası dışında yemek yemeyi kendinize yasaklayın.
    40) Kendinizi ödüllendirin: En çok sahip olmak istediğiniz beş eşyanın listesini yapın. Her 1 kilo verdiğinizde ve bunu bir hafta koruduğunuzda, kendinize listedeki bir şeyi satın alın.
    41) Diyetle ilgili konuşmayı yasaklayın: Bir şeyi, ilgili olmayan kişilerle ne kadar çok konuşursanız, hayatınız o kadar etkilenir. İlgisi olmayan insanlarla diyetiniz ve beslenme tarzınızla ilgili konuşmaları kendinize yasaklayın. Diyet yapmanızı desteklemeyip eleştiren biriyle konuşurken eğer sözü açılırsa nazikçe konuşmak istemediğinizi belirtin. Bu sizi daha çok motive edecekse, kilolarınızı sessizce verin.
    42) Beraber diyet yapabileceğiniz bir arkadaş bulun: Her sabah birbirinize telefon açıp o gün yemek listenizde ne yemek olduğunu anlatın. Ayrıca canınız yasak olan bir şeyi çektiğinde telefonla konuşursanız bu istekten vazgeçebilir, birbirinize yardımcı olabilirsiniz.
    43) Tasarruf yapın: Gerçekten ihtiyacınız olmayan bir şeyi ne zaman yemek isterseniz, ona vereceğiniz parayı bir kavanozun içine atın. Birkaç hafta sonra paraların çokluğu size ne kadar çok şey yemediğinizi hatırlatacak ve bu para ile kendinize bir hediye alabileceksiniz.
    44) Sevgilinizle yemek yerine yürüyüşe gidin: Sevgilinizle sürekli ağır yemekler yemek yerine, bazen de spor kıyafetler eşliğinde yürüyüşler yapın. Bu seçim ikinizi de mutlu edecektir.
    45) Kendinize hoş şeyler söyleyin: Doğru bir şey yaptığınızda, mesela bir kilo verdiğinizde veya başkasının tabağında kalan pirzolaları görmezden geldiğinizde, kendinize hoş bir şeyler söyleyin ve övünün.
    46) Aşık olun: Aşk, kiloları eritir. Çünkü aşıkken kim yiyecekleri düşünebilir ki?
    47) Kilo vermek için bir mazeret bulun: Genelde insanlar düğünlerden, mezuniyet törenlerinden, özel davetlerden önce kilo vermeye çalışırlar, iyi bir bahane. Siz de önünüzde düğün ya da başka bir tören yoksa, bir bahane yaratın. Örneğin, gelecek ay şirket genelinde bir toplantı varsa, bu toplantıda çalıştığınız bölümü tanıtacak bir rapor sunmayı teklif edin. Yalnızca kilo vermekle kalmayıp şirketteki kariyerinizi de sağlamlaştıracaksınız.
    48) Abur cubur yemeyin: Verilecek kilolar bir yanda, kilolarınıza kilo katacak abur cuburlar diğer yanda ve siz bugüne kadar hiç aç kalmasanız da bunlardan bir türlü uzak kalamadınız. Bütün gün yapacaklarınızı planlayın. Sinemaya gidin, yürüyün, kendinizi bir romanın içine gömün. Ne yaparsanız yapın, yeter ki buzdolabından uzak durun.
    49) Kendinize karşı katı olun: Gerçekten "bir kereden hiçbir şey olmaz" mı? Belki de bunun için kilo vermeye çalışıyorsunuz. Canınız dondurma çektiğinde veya canınız spor yapmak istemediğinde "hayır" demesini bilin... Kendinizi biraz zorlamanız, kilo vermenizi çabuklaştıracaktır.
    50) Mayonuzu giyin: Yılın hangi mevsimi olursa olsun bir boy aynasının karşısına geçin, mayonuzu giyin. Bu daha fazla egzersiz yapmanız ve diyetinize sadık kalmanız için yeterlidir.

    Haftanın besini

    Şekersiz komposto
    Osmanlılarda sofranın vazgeçilmezi olan, daha sonra Ramazan'a has ya da lohusa döneminde hatırlanan bir içecek haline gelen ve giderek önemini yitirmeye başlayan komposto aslında yaz aylarında da unutulmaması gereken tatlar arasındadır. Yaz mevsiminde, artan sıvı tüketimini artırmak adına, serinlemek için çok tükettiğimiz gazlı, şekerli, kafeinli içecekler yerine saf su, taze sıkılmış meyve suyu, soda, soğuk çay, su içeriği yüksek yaz meyveleri ve şekersiz kompostoları sıklıkla tüketiniz. Komposto; doğal tatlandırıcı, yaz meyveleri ve aroma artırıcı karanfil, tarçın, nane, elma, portakal, armut dilimleri, gül suyu veya yaprağı, belki de az miktarda vanilya ile hazırlandığında hem tatlı bir kaçamak, hem de su ihtiyacını karşılamanın keyifli bir aracı olacaktır.



    Sağlığınız için sağlıklı ürün

    Sağlığınız için sağlıklı ürün

    Tarımda kullanılan bazı ilaç ve gübrelerin zararlarından, organik ürünler sayesinde kurtulabilirsiniz

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Yoğun olarak yaşanan sanayileşme ve kentleşme olgusu, nüfus yoğunluğunun ağırlıklı olarak kentlere kaymasına ve mevcut tarım alanlarının sanayi arazilerine ve yapılaşmaya ayrılmasına neden oldu.
    Tarım nüfusu ve tarım alanlarının azalmasına rağmen, artan dünya nüfusunun artan ihtiyacını karşılamak için tarımsal üretimde yüksek verim elde etmek amacıyla, insan sağlığına da zarar veren kimyasal koruyucu ve kimyasal gübre, kimyasal zirai mücadele ilaçları ve bunun gibi kimyasallardan yararlanma yoluna gidildi.
    Organik tarım ise üreticilerin doğayı ve tarım alanlarını tahrip etmeden, insanlara olumsuz yan etkileri bulunmayan bitkisel ve hayvansal üretimi kapsamaktadır.

    Haftanın öğüdü
    Organik ürünü tanı
    Organik ürünleri satın alırken ve tüketirken aşağıda belirtilen hususlara dikkat edilmelidir:
    1- Üzerinde ürünün adı ve organik ürün olduğu açıkça belirtilmelidir.
    2- Ürünün yılı, kime ait olduğu yönetmelik ve eklerine uygun olarak üretilmiş ve satın alınmış olduğu belirtilmelidir.
    3- Organik ürün logosu, kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun adı, logosu ve sertifika numarası bulunmalıdır.

    Haftanın besini
    Organik kuru kayısı
    Kayısılar renklerinin açılması için taze iken kükürtlenerek kurutulmaktadır. Ancak organik ürünlerde renk açıcı olarak kükürdün kullanımına izin verilmediğinden organik kayısılar kükürtlenmeksizin kurutulur ve bundan dolayı renkleri sarı olmayıp tamamen doğal kurutma rengine sahiptir. Besleyici ve potasyum açısından çok zengindir. Sindirim sorunlarına iyi gelir; stresi, kansızlığı önler. İçerdiği A vitamini akne gibi cilt bozukluklarını önler. Enfeksiyonlara karşı bağışıklık sistemimizi de güçlendirir.

    Zinde bir yaşam için 50 adım (1)

    Zinde bir yaşam için 50 adım (1)

    Zararın neresinden dönerseniz kârdır! Size sunduğumuz 50 maddeye kulak verdiğinizde yavaş yavaş hem fazla kilolarınızdan kurtulacak hem de daha sağlıklı olacaksınız

    Yaşınız ne olursa olsun, daha sağlıklı bir hayat sürdürmek için geç kalmış değilsiniz. "Artık benden geçti" deyip yemek konusundaki "kötü" alışkanlıklarınıza teslim olmayın. Önerilerimize kulak verdiğinizde fazla kilolarınızdan kurtulacak ve kendinizi daha zinde hissedeceksiniz.

    1) Tamamen unutun: Sık yediğiniz, yağ oranı yüksek bir yiyeceği seçin ve onu bir süre için tamamen unutun. Bir süre sonra o yiyeceğin tadı belleğinizden silinecek ve tüketme sıklığınız azalacaktır.
    2) Yiyeceklerinizin miktarını ve yeme hızınızı azaltın: Her zaman yediğiniz miktarı düşürün ve yeme hızınızı azaltın. Hâlâ istediğiniz şeyi yiyor olacaksınız. Büyük bir ihtimalle kendinizi aç hissetmeyecek ve her gün esaslı bir şekilde kalori tasarrufu yaptığınızı göreceksiniz.
    3) Aynı tadı verenler arasından her zaman daha düşük kalorilisini seçin: Örneğin portakal suyu (bir fincanı 110 kalori) yerine domates suyu (bir fincanı 45 kalori) için. Yarım bardak vişne suyunu yarım bardak soda ile karıştırdığınızda kalorisi yüzde 50 düşer.
    4) Ölçüyü kaçırmayın: Dışarıda yemeğe çıktığınız zaman, zararsız bir başlangıç yemeği ve salata yiyin.
    5) Yağ defterini kapatın: Restoranların cazibesine kapılmayın. Neyi sipariş edip etmemeniz gerektiğini nasılsa çok iyi biliyorsunuz.

    Dolap operasyonu
    6) Atıştırmayı bırakın: Arabanın içinde atıştırıyor musunuz? Telefonla konuşurken bir şeyler yiyor musunuz? Vazgeçin!
    7) İçtiğiniz süte dikkat edin: Eğer her gün süt içiyorsanız, yağsız sütleri tercih edin. Her gün bir fincan yağlı süt yerine içeceğiniz bir fincan yağsız süt, haftada 32 gram yağ almayı engeller.
    8) Ev yemeklerine "dur" deyin: Annenizin ya da akrabalarınızın davetlerini kabul etseniz de sofrada ağır yemeklere dur deyin.
    9) Buzdolabınıza baskın yapın: Bu baskın her zamanki gibi bir şeyler atıştırmak için olmasın. Buzdolabının kıyısında köşesinde kalmış bol kalorili yiyecekleri, mutfak dolabınızdaki yağlı cipsleri, mısır gevreklerini ve kuruyemişleri atın. Mutfağınızda sizin için kötü olan hiçbir yiyeceği bulundurmayın.
    10) Hafta sonlarını özelleştirin: Ağır yemeklere ve yağlı brunch'lara son verin. Bunun yerine iki dilim ekmek kızartın, üstüne taze çilek veya ananas koyun. Şarap veya az alkollü bira için. Pazar öğleden sonraları dondurulmuş yoğurt yiyin.

    İçki yerine su ve soda
    11) Sinema mönünüzü değiştirin: Artık sinemaya giderken yiyeceğinizi yanınızda götürün. Bu sağlıklı bir sandviç olabilir.
    12) Daha çok su ve soda için: Alkolün yerine su ve soda içmeye özen gösterin. Vücudunuzdaki yağ parçacıklarının azaldığını göreceksiniz.
    13) Vücudunuzu lifle doldurun: Aç kalmaktan kaçının. Çok lifli besinler midenize dolgunluk hissi verir. Böylece mideniz kazınmayacak ve açlık hissetmeyeceksiniz.
    14) Yağa "dur" deyin: Vermeyi amaçladığınız kilonun yanında günde almanız gereken yağ miktarı, aldığınız günlük kalorinin yüzde 25-30'unu oluşturur. Bu miktarı aşmayın.
    15) Diyet yiyeceklere sadık kalın: Birkaç kilo verince hemen rahatlamayın, ihtiyacınız olan besinleri bol miktarda depolayın. Meyve ve sebzeler, sebze çorbaları, bulgur, ayıklanmamış (esmer) pirinç gibi.

    Kremayı bırakın
    16) Çikolata yeme isteğinizi bastırın: Âdet öncesi dönemde çikolata yeme isteğinizi kesinlikle engelleyemiyorsanız, küçük mini barlardan alın veya şekersiz, sıcak kakao, diyet kakaolu dondurma ya da yağsız puding kullanın.
    17) İşkolik olun: Şirketin yemekhanesine gitmeme kararı alın. Kafeinsiz kahve, bitki çayı ve açık çay içmek için ya da kendi getirdiğiniz kepekli sandviçi yemenin dışında... Şirketteki doğum günü ve partilerde şerefe kaldırdığınız kadehin içinde soda olsun.
    18) Kremayı kesin: Krema yağ demektir. Bunun tek istisnası yağsız krem peynir olabilir.
    19) Kalorileri azaltın: Kalorileri azaltmayı bir oyun haline getirin. Gün geçtikçe fazladan yediğiniz şeyler yavaş yavaş ortadan kalkacaktır.
    20) Kahvaltı yapın: Hiçbir zaman kahvaltıları atlamayın. Yağsız normal veya probiyotik yoğurdun içine çilek dilimleyin. Yulaf gevreği ekleyip yemeyi deneyin. Nefis ve doyurucu olacaktır.

    Daha çok sebze tüketin
    21) Bütün dikkatinizi yiyeceğinizde toplayın: Kilosundan yakınanlar genelde yemek yerken TV seyreden ya da konuşan kişilerdir. Sofrada insanlarla konuşmak dışında yemek yerken bütün işlerden vazgeçin.
    22) Sebzeye ağırlık verin: Sağlığınız için günde en az beş-dokuz porsiyon sebze ve meyve yemeniz gerekir. Bunu gerçekten deneyin. Şişkinlik hissetmeden nasıl tok kaldığınıza şaşıracaksınız. Doygunluk hissi veren bu yağsız ve bol lifli yiyecekler, yememeniz gerekenlere midenizde çok az yer bırakacaktır.
    23) Fast food'a dikkat edin: Fast food yemek zorunda kalırsanız, sade hamburgeri ve diyet içecekleri tercih edin.
    24) Vücudunuzu çalıştırın: Sizi daha aktif olmaya zorlayacak part-time bir iş edinin ya da gönüllü yapacağınız bir iş bulun.
    25) Süratinizi artırın: Yaptığınız iş ne olursa olsun, daha fazla kalori yakacağınız bir seviyeye getirin.
    Haftaya diğer 25 maddeyle devam edeceğiz.


    haftanın besini

    Çilek ve yoğurtlu mus (Dört kişilik)
    Malzemeler: İki su bardağı light yoğurt, 30 orta boy çilek (Büyükse 15-20 tane), 10 kayısı, bir tatlı kaşığı şekerden yapılmış doğal tatlandırıcı, dört yulaflı diyet bisküvi, 10 nane yaprağı.
    Hazırlanışı: Kayısıların çekirdeklerini çıkarıp doğrayın. Çilekleri küçük küçük doğrayın. Yoğurdu robota alıp çilek, kayısı ve doğal tatlandırıcıyı ilave edip püre kıvamında ezin. Hazırladığınız yoğurtlu püreyi, içine birer adet yulaflı diyet bisküviyi ufaladığınız dört küçük kaseye paylaştırın. Üstlerini alüminyum folyo ile örtüp buzdolabında birkaç saat bekletin. Nane yapraklarıyla süsleyip servis yapın.



    haftanın öğüdü

    Beş altın kural
    Tüm yaşamımız boyunca uyduğumuzda kilo alma riskimizi minimuma indiren altın kurallar:
    1) Asla öğün atlamayın.
    2) Yemeklerinizi hızlı yemeyin.
    3) Yemeklerinizi küçük lokmalar halinde yiyin.
    4) Bol bol su için (Günde ortalama 2-2,5 litre).
    5) Mümkün olduğunca fazla hareket edin.


    Sağlık haberleri

    Diyet yapanlar için
    Fransa'nın ünlü bitkisel besin takviyesi markası Laboratoire Physcience'ın çıkardığı Success 10/10 beyinde tokluk hissi uyandırarak yemek yemeyi engelliyor. Kısa sürede fazla kilolardan kurtulmayı sağladığı iddia edilen Success 10/10 Türkiye'de satışa sunuldu.


    Kilo verdiren termal şort
    Kan dolaşımını hızlandıran termal sauna şortunun bir haftada 10-15 cm. incelttiği söyleniyor. Termal tuz ise kalça, göbek ve beldeki yağları yakıyor. Bilgi için tel: (0212) 292 72 73

    Yeşil, vücudu akort ediyor

    Yeşil, vücudu akort ediyor

    Sebze ve meyve tüketiminin artırılması sağlıklı beslenme önerilerinin ana kuralı halini aldı. İşte yeşil yapraklı sebzelerin yararları...

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Klorofil, sindirilebilir protein, vitamin, mineral, enzim ve karotenoidlerin zengin bir kaynağıdır. Kalorisi kısıtlanmış diyetlerde çok iyi bir besleyicidir. Klorofilin zarar görmüş dokuların iyileşme hızını arttırdığı bulunmuştur. Özellikle sindirim sisteminde kötü koku yaratan bakterileri yok ederek sindirim sistemine yardımcı olur. Ayrıca klorofil hemoglobine çok benzer yapıdadır, kan yapımını artırdığı da düşünülmektedir. Klorofilin zarar görmüş dokuların iyileşme hızını artırdığı bulunmuştur. Vücut fonksiyonlarının dengeli çalışmasını sağlayıp vücudun gereksinim duyduğu besinleri en üst seviyede kullanmalarına yardımcı olabildiği gibi vücudu zararlı maddelerden de temizleyebilir. Bu özelliğinden dolayı vücudumuzu "akort edici" denilebilir. Zararlı toksinlerden koruyucu özelliği dışında, bu toksinleri arıtarak adeta vücudun doğal deodorantı olarak da görev yapar.
    Bu nedenle beslenirken koyu yeşil yapraklı sebzeler ile maydanoz, dereotu, naneyi bolca tüketmeliyiz.
    Örneğin ödem sorunu çeken, sık sık hastalanan kişiler beslenmelerinde maydanoza ağırlık verdiklerinde başarılı sonuçlar almaktadırlar. Çünkü maydanoz suyundaki yüksek klorofil miktarı kanı artırarak oksijeni metabolize eder; böbrekleri, karaciğeri, idrar yollarını temizler.

    Haftanın öğüdü
    Yeşil sebzelere rengini, klorofil adı verilen pigment verir. Klorofil sıcağa dayanıklı olmadığı için çok pişirilen sebzeler renklerini yitirir, bu nedenle yeşil sebzeler kısa sürede, az su ve yağla pişirilmelidir. Böylece sebze hem lezzetini hem de besin değerini çok fazla yitirmemiş olur. Ayrıca sebze yemeği pişerken kapağı sıkı sıkıya, sürekli kapalı tutulursa yeşil renk hızla kahverengiye dönüşeceğinden tencerenin kapağı ara sıra açılmalıdır. Yeşil sebzelere renginin korunması için bazen soda eklenmektedir. Soda yemeğin hem lezzetini bozar hem de besin değeri kaybına yol açar, kesinlikle eklenmemelidir.

    Yoğurt her derde deva

    Yoğurt her derde deva

    Pek çok rahatsızlığa iyi gelen yoğurt hemen hemen herkesin günlük beslenmesinde mutlaka yer vermesi gereken bir besin

    Yoğurt birlikte yaşayan süt asidi bakterileriyle aşılanmış sütten meydana getirilen ekşi bir süt ürünüdür.
    Bileşimi bakımından süte çok benzer. Diğer süt ürünlerinde sütün bileşimine katılan maddelerin miktarında, süte göre büyük bir değişiklik görülür. Halbuki yoğurttaki değişiklik pek fazla değildir. Ancak folik asit gibi bazı B vitaminlerinin miktarları yoğurtta daha çoktur.

    İlaç gibi tavsiye edilir
    Yoğurt yüksek miktarda protein, kalsiyum, fosfor, iyot, flor ve çeşitli vitaminleri de içerir. Zengin bir karbonhidrat (laktoz), protein, yağ, vitamin, kalsiyum ve fosfor kaynağıdır. Sindirimi kolaydır. Asit konsantrasyonu yüksek olduğundan zararlı bakteriler yoğurtta çoğalamaz. Ayrıca laktoz intoleranslı (süt şekerine duyarlı) kişilerin tüketmesine elverişli, tümör önleyici ve kolesterolü düşürücü özellikleri vardır. Yoğurttaki bakterilerin ürettiği antibiyotikler ve antimikrobiyal (mikroplara karşı koruyucu) maddeler insanları zararlı mikroorganizmalara karşı korur. Bu nedenle yoğurt, her yaş grubundaki insanın günlük beslenmesinde bol ve ucuz bir şekilde yararlanabileceği fermente bir süt ürünüdür.
    Sabah kahvaltıdan sonra yenen yoğurt sindirimi kolaylaştırıp bağırsakların çalışmasına yardım eder. Yaşına bakmaksızın hemen hemen herkes için uygundur. Ancak midesi çok duyarlı olanlara, onikiparmak bağırsağı ülseri olanlara dokunur.
    Hastalar ve zayıf bünyeliler için sütten daha besleyici ve sindirimi kolay bir gıdadır. Aynı zamanda bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve zararlı mikropların çoğalmasına, hatta yaşamasına engel olan bir besindir. Bu nedenle tifo ve ishal zamanlarında yoğurt bir ilaç gibi tavsiye edilir. Tüberkülozlu hastalar üzerinde de antibiyotik etkisi gösterir. Bulaşıcı hastalıkların tedavisinde de önemli bir rol oynar.
    Obezite ve aşırı kilo bilindiği gibi ciddi sağlık sorunlarıdır. Ayrıca obezite ve aşırı kilolu olmak tip 2 diyabet, kalp hastalıkları, bazı kanser türleri ve hipertansiyonun da gelişmesine neden olur. Bu durumların önüne geçilmesinde kilo vermenin ve vücut yağını azaltmanın önemli etkisi vardır.

    Kilo vermede etkili
    Son araştırmalar günde üç-dört porsiyon yağı azaltılmış süt ürünleri tüketmenin yağ yakılmasında ve kilo verme
    üzerinde etkisi olduğunu gösterdi. Yoğurt, süt, peynir gibi süt ürünlerinin bireyin özelliklerine göre ayarlanmış bir beslenme programına günde üç-dört porsiyon eklenmesinin düşük kalsiyum içeren veya kalsiyum suplemanı alarak bu eksiğini kapamaya çalışan bireylere göre daha verimli olduğu saptandı.
    Bazı çalışmalar alınan kalsiyum ve kilo verme arasında bağlantı olduğunu ifade ediyor. Büyüme çağındaki çocukların ve gençlerin de günde yeterli miktarda süt grubu besinleri tüketmeleri onların da obezite risklerini azaltıyor.

    haftanın öğüdü

    Yoğurdun faydaları
    Yoğurt zararlı bakterilerin üremesini durdurarak bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.
    Sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına yardımcı olur, mide rahatsızlıklarını önler.
    Şeker hastaları için yararlı bir besindir. Kan şekerini düzenleyici etkisi bulunmaktadır. Kaymağı alınmış ve ekşimemiş yoğurt tercih edilmelidir.
    Bağırsak düzensizliklerinin giderilmesine, özellikle çocuk ve yetişkinlerde karşılaşılan ishallerin tedavisine yardımcı olur.
    Bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve zararlı mikropların çoğalmasına, hatta yaşamasına engel olur.
    Kanser riskini azaltır, özellikle kolon kanserine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır.
    Vücuttaki kolesterol miktarının azalmasına yardımcı olur, LDL kolesterolü azaltır.
    Gıda zehirlenmelerine karşı koruyucudur.
    Suyuyla birlikte yenmelidir, suyu vitamin içerir.
    Rahatlatıcı etkisi olduğu için iyi bir uyku için idealdir.
    Kalsiyumun daha fazla emilmesini ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesini sağlar.
    Antibiyotik kullananlar, ilacın etkisiyle zarar görebilecek yararlı bakterilerin korunması için yoğurt yemelidir.
    Midesi çok duyarlı olanlara, oniki parmak bağırsağı ülseri olanlara dokunabilir. Bu durumda dikkatli tüketilmelidir.

    Haftanın yemeği

    Süt ürünleri salatası
    Malzemeler: Yarım göbek salata, bir demet semizotu, 60 gr. diyet beyazpeynir, bir salatalık, bir küçük boy kabak, 100 gr. diyet yoğurt, bir tutam tuz, bir tutam nane, iki diş sarmısak.
    Hazırlanışı: Göbek salatayı güzelce yıkadıktan sonra ince ince kıyın. Semizotunu da yıkadıktan sonra elinizle parçalara bölün. Semizotu ve göbek salatayı salata tabağında güzelce karıştırın. Üstüne peynir rendeleyin.
    Salata sosunu hazırlamak için: Salatalığı ve kabağı güzelce yıkayıp rendeledikten sonra bir tabağa koyun. Sarmısakları ezdikten sonra yoğurtla karıştırın. Tuzu ekleyin. Bu karışımı, hazırladığınız salatalık ve kabağın üzerine döküp karıştırın.
    Daha önce hazırlamış olduğunuz salata ortada kalacak şekilde salata tabağının kenarlarına bu karışımı dökün, son olarak üstüne nane serpin.


    Haftanın bilgisi

    Probiyotik ve prebiyotikler
    Probiyotikler bağırsaktaki mikroorganizma dengesini iyileştirerek bağırsak sağlığı üzerinde yararlı etkiler gösteren canlı mikro organizmalardır. Probiyotik bakterilerin fermante edilmiş süt ürünlerine eklenmesi bu besinlerin tedavi edici değerlerini artırır. Probiyotik tedavisi ile patojenlere karşı direncin ve bağışıklık uyarımının sağlanabileceği kesinleşmiş bir gerçektir. Önemli olan bu bakterilerin kalın bağırsağa değişime uğramadan ve canlı olarak ulaşmasıdır. Mide salgısı ve safra asitleri gibi çeşitli fiziksel ve kimyasal engeller nedeniyle bu probiyotiklerin bir kısmı kolona ulaşıp orada yerleşebilir ve ancak bundan sonra önceden yerleşik durumda olan mikroflora ile rekabet edebilir.
    Probiyotiklerin karşılaştığı bu sınırlamaları aşmak için son yıllardaki yaklaşım, probiyotiklerin prebiyotikler ile kullanılmasıdır. Prebiyotikler kalın bağırsaktaki bakterilerin çoğalmasını veya aktivitesini geçici olarak stimüle eden ve sindirilmeyen besin kaynaklı öğelerdir.


    İyi beslenme sınavda başarının anahtarı

    İyi beslenme sınavda başarının anahtarı

    Araştırmalara göre, bazı yiyecekleri daha fazla yiyerek algılama yeteneğini artırmak mümkün

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Sınav günleri yaklaşırken, öğrencilerde oluşan stres beraberinde "yeme davranış bozukluğu"nu getiriyor. Yeme davranış bozukluğu; kilo kayıplarına, mide bulantısına, kabızlığa, baş dönmesine ya da aşırı kilo almaya neden olabiliyor. Her besin grubundan yeterli miktarda tüketmek, başarının anahtarı olacaktır.

    Kahvaltı çok önemli
    Sınava hazırlanan kişiler çeşitli nedenlerle sabah kahvaltısını atlıyor. Oysa sabah kahvaltı eden kişilerin başarı oranlarının ve dikkat düzeylerinin yüksek olduğu görülmüştür. Bu yüzden mutlaka güne süt, kepekli ekmek, peynir, yumurta, pekmez, yulaf ezmesi gibi besleyici değeri yüksek gıdalar ile başlamak gerekiyor. Kan şekerinin düşmemesi için de ara öğünler atlanmamalıdır. Ara öğünler; basit şeker içeren, kan şekerinin hızla yükselip düşmesine sebep olan tatlı, çikolata, hazır meyve suları yerine kan şekerini yavaş yükselten ve düşük kalori içeren meyve, yoğurt gibi gıdalardan oluşmalıdır. Yağsız et, yoğurt, salata, sebze yemeği ve kepekli ekmekten oluşan akşam yemekleri en idealidir.

    Kafeinli içeceklere dikkat!
    Özellikle bu dönemde çay, kahve ve kola gibi kafeinli içeceklerden uzak durmak gereklidir. Stresin azaltılması açısından antioksidan içeren besinlerin tüketilmesi yararlı olur. Dengesiz beslenme, aşırı şeker tüketimi, kola ve cips, uzun süre açlık, az öğünlü besin tüketimi hafızayı zayıflatır.

    Sınav için öneriler

  • Sınavdan bir gün önce şimdiye kadar yemediğiniz besini ilk defa o gün tüketmeyi denemeyiniz.
  • Mümkünse dışarıda yemek yemeyiniz, evde daha önce yediğiniz yemekleri tercih ediniz.
  • Kan şekerinizin ayarlanması ve başarı oranınızın artması açısından tatlı, çikolata gibi gıdalar yerine kan şekerinizi yavaş yükselten meyve, kepekli ekmek, süt ve ürünleri gibi gıdaları tercih ediniz.
  • Sınava girmeden önce şekerli gıdalar tüketmeyiniz. Kan şekerinizin düşmemesi için küçük kepekli sandviç, kepekli bisküvi, paket süt, su gibi besinler tüketiniz.
  • Konsantrasyonu artıran, dikkat ve düşünce gücünü artırıcı zengin demir içeren bir beslenme uygulayın.
  • B vitamini, stresi ve beyin yorgunluğunu önlüyor. B vitaminini ekmek, kuru baklagil ve tahıl gibi gıdalardan almak mümkün.


  • Vücudunuzu meyvelerle savunun

    Elma fitokimyasallardan (bitkisel kimyasallar) flavanoidlerin ve fenollerin önemli bir kaynağıdır. Fitokimyasallardan özellikle quersetin kalp hastalıklarına, fenolik bileşikler ise kronik hastalıklara karşı koruyucudur.
    Elma çözünür ve çözünmez posayı beraber içerir. Damarları tıkayan LDL kolesterol seviyelerini düşürerek arterlerin tıkanmasını, kalp krizini ve felci önler. Yapısındaki çözünmeyen posa ile sindirim sisteminde LDL kolesterole yapışır ve vücuttan uzaklaştırılmasını sağlar. Çözünebilir posa pektin ile karaciğerde üretilen LDL kolesterol miktarını azaltır. Elma kabızlığa ve kolon kanserine karşı korunmaya da yardımcıdır.
    Elma güçlü antioksidan etkilere sahip C vitamini, quersetin, kateşin, floridzin ve klorejenik asidin önemli kaynağıdır. Antioksidan aktivitesiyle ve posa içeriğiyle kansere karşı da koruyucudur.

    Kansere karşı koruyucu
    Kayısı insan vücudunun günlük enerji ve protein gereksiniminin karşılanmasına çok az katkıda bulunmakla birlikte mineral maddelerden potasyum ve vitaminlerden betakaroten bakımından çok zengindir. A vitamininin öncül maddesi olan betakaroten vücudu ve organları saran epitel doku, göz sağlığı, kemik, diş gelişmesi ve endokrin bezlerinin çalışması için gereklidir. Üreme ve büyümede, enfeksiyonlara karşı vücut direncinin artmasında önemli rol oynar.
    Kayısı yapısındaki posanın hastalıklarla savaşma özelliğiyle ve içerdiği A vitamini sayesinde kalbi ve gözleri (katarakt vb.) korur, yüksek betakaroten ve likopen aktivitesiyle LDL kolesterolün hücrelere zarar vermesini önler. İçerdiği bileşiklerin antioksidan etkileriyle kansere karşı da koruyucu, muazzam bir meyvedir.
    Kiraz bedendeki ürik asit düzeyini düşürerek gut hastalarına yararlı olur, diş çürümelerini engelleyen bazı maddeleri içerir. Kiraz meyvesinin sapları sağlığımıza yararlıdır. Kiraz aynı zamanda idrar söktürücüdür. Kan ve idrar yollarını temizlediği saptanmıştır. Safra akımında sorunu olanlara tavsiye edilir. Ayrıca iyi bir bağırsak düzenleyicisidir.
    Koyu renk meyveleri zengin demir içerikleriyle iyi bir kan yapıcıdır. İyi görmeyi sağladığı ve dişleri çürümekten koruduğu da söylenir. Kiraz yüksek miktarda A, B1, B2, B3, B6, C vitaminleri içerir. Ayrıca fosfor, kalsiyum, demir, sodyum, potasyum gibi mineraller açısından da zengin sayılır.

    Bir potasyum deposu
    Erik antioksidan olan klorojenik asit ve neoklorojenik asit adlı iki fenolü içerir. Vücuda zarar veren oksijen radikallerinin yıkıcı etkilerini önleyen bu maddeler, özellikle beyin hücrelerimizin önemli bir kısmını oluşturan ve hücre membranlarımızın yapısında bulunan yağları, oksijen radikallerinin zararlı etkilerinden korur. Erik yapısındaki C vitaminiyle demir emilimini artırır. Ayrıca A ve B2 vitaminlerinin, diyet posasının ve potasyumun da önemli bir kaynağıdır.

    Antioksidan kaynağı çilek ve karpuz

    Çilekte bulunan fenollerden çileğe parlak kırmızı rengini veren antosiyaninler aynı zamanda antioksidandır. Bu etkileriyle organ sistemlerimizi oksijenin zararlı etkilerine karşı korur, kanserli hücrelerin çoğalmasını engeller ve görme fonksiyonuna yardımcı olurlar. Çilekteki bu fenol içeriği çileği aynı zamanda hem kalp dostu hem kansere ve inflamatuvar hastalıklara karşı koruyucu yapar.
    C vitamini yönünden zengin olan çilek K vitamininin, manganezin, diyet posasının da önemli bir kaynağıdır. Ayrıca potasyum, riboflavin, B5 ve B6 vitaminleri, omega 3 yağ asidi, magnezyum ve bakır da içerir.
    Karpuz zengin bir C ve A vitamini kaynağıdır. Ayrıca pembe karpuz çok önemli bir antioksidan olan likopenin de önemli bir kaynağıdır. Bu antioksidan serbest radikallere karşı vücudu korur ve kanser oluşumu önler. Astım, diyabet, kolon kanseri ve artritlere karşı koruyucu etkileri de bulunur.

    Haftanın öğüdü

    Yerken dikkat!
    Tarım ilacı kalıntılarını minimuma indirmek için meyveler tüketilmeden önce akan su altında iyice yıkanmalıdır.
    Çilekler yenmeden ya da herhangi bir karışıma eklenmeden önce çok iyi yıkanmalıdır. Bol kumlu ortamlarda yetişen çilek, yere de yakın olduğu için hijyen kurallarına göre tüketilmelidir. Bunun için su dolu bir kabın içinde bir süre bekletmeli, sonra da zedelemeden suyun altında yıkanmalıdır.
    Meyveler uygun koşullarda saklanmadıkları zaman mikroplara karşı koruyucu maddeler etkisiz hale gelir. Örneğin, meyvelerin kesildikten ya da suyu sıkıldıktan sonra bekletilmemesi gerekir. Bekletildiğinde mikrobiyolojik riskin yanında vitamin kayıpları da olur.
    Kabuğu ile yenebilen meyveler posa alımını artırmak için kabuklarıyla tüketilmelidir.
    Meyvelerin yararlı etkilerinden yararlanabilmek için her gün en az iki-üç porsiyon tüketilmelidir.

    Haftada 4 kez spor zayıflatır

    Haftada 4 kez spor zayıflatır

    Daha sağlıklı, mutlu, kaliteli ve uzun bir yaşam için hangi sporu seçmeli, ne kadar spor yapmalısınız? İşte yanıtlar...

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Uzun yaşamak, hayatı zinde, kaliteli, nitelikli geçirmek istiyorsanız spor yapıyor olmalısınız ya da en yakın zamanda spora başlamalısınız! Fiziksel görünüşünüzü güzelleştirmek ve zindelik sağlamak için yarışmalara katılacak profesyonellikte sporcu olmak zorunda da değilsiniz. "Düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme" bütünü kas gücünü, dayanıklılığı, koordinasyonu artırıp, kardiyovasküler uyumu sağlar, şişmanlık riskini azaltır, daha mutlu ve stressiz bireyler yaratır.
    Doğru kilo kaybı yağ kaybıdır; bunun için vücudun "çalışan işçileri" olan kas kitlesini artırmalı metabolik faaliyeti yükselterek yağ yakımını hızlandırmalısınız. Bunun en temel yolu da diyet programları için her zaman söylediğimiz "kişiye özel" ilkesinin spor programları için de uygulanmasından geçmektedir. Kendi vücudunuza, yaşam şartlarınıza ve isteğinize uygun bir spor seçip o sporu yapmayı sürdürmelisiniz.

    Kısırlığa yol açabilir!
    Son çalışmalar kadınların son yıllarda uyguladıkları ağır diyet ve sporla bünyelerindeki yağ oranını tükenmeye yakın hale getirdiklerini, bunun da kısırlığa giden sonuçlara neden olabileceğini, hamile kalmakta zorlanabileceklerini göstermiştir.
    Dikkat edilmesi gereken en kritik nokta, harcanan eforun şiddeti, yani yoğunluğudur. Spor hekimi efor testiyle egzersiz nabzını belirleyebilir. Eforunuzun yoğunluğu, egzersiz yaparken ıslık çalmanızın veya yanınızdakilerle konuşmanızın mümkün olacağı bir şiddette olmalıdır. Ayrıca, egzersiz yoğunluğu çok hafif de olmamalı, ter atılmalıdır.

    Nasıl ve ne kadar?
    Uzmanlar kilo kontrolü için haftada en az 2, kilo kaybı içinde haftada en az 4 kez spor yapmayı öneriyor. Spor öncesi ne çok aç, ne de tok olmalısınız. Sıvı alımını takip etmelisiniz.

    Egzersiz konusunda kendinizi test edin

    1) Haftada kaç kez spor yapıyorsunuz?
    a) Hiç
    b) Haftada 1 veya 2 kez
    c) Haftada 3-4 kez
    d) Haftada 5 veya daha fazla

    2) Bir günde spor yapmak amacıyla ortalama kaç dakika hareket ediyorsunuz...
    a) 10 dakikadan az
    b) 10-20 dakika
    c) 20-30 dakika
    d) 30 dakika veya daha fazla

    3) Spor yaparken ya da ağır bir aktivite sonrasında kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
    a) Pek hareketli sayılmam.
    b) Nefesim kesilmez, terlemem.
    c) Normalden hızlı nefes alırım.
    d) Normalden çok daha hızlı nefes alırım, terlerim.

    A'lar çoğunluktaysa:
    Sağlığınızı ciddi şekilde riske atıyorsunuz. Az hareket bile hareketsizlikten iyidir. Azar azar başlayın, performansınız yükseldikçe yaptığınız aktiviteyi artırın.

    B'ler çoğunluktaysa:
    Fena değil. Az da olsa hareket ediyorsunuz. Fayda sağlamak için biraz daha aktif olmalısınız. 10 dakikalık aktivitelerle başlayıp, birkaç hafta içinde bunu günlük 30 dakikaya, daha sonra da 60 dakikaya çıkarmak hedefiniz olmalı.

    C'ler çoğunluktaysa:
    Düzenli egzersizin faydalarını hissediyor olmalısınız. Haftanın çoğu günü yarım saatlik bir aktiviteniz var. Amacınız bunu artırmak her güne yaymak ve aktivite süresince hafif ısınma hissedip hafif şekilde nefes nefese kalmak olmalıdır.

    D'ler çoğunluktaysa:
    Süpersiniz! Aktivite süresince ciddi ısı artışı hissediyor, nefes nefese kalıyorsunuz. Egzersizin sağlığınız açısından faydalarını görmeye başlamış olmalısınız. Eğer performansınızdan memnunsanız bu seviyede tutmak için çalışın, artırmak niyetindeyseniz bir egzersiz uzmanı eşliğinde çalışın.


    Yaşlılıkta sebze ve meyve diyeti önemli

    Yaşlılıkta sebze ve meyve diyeti önemli

    Yaşlıların yeterli ve dengeli beslenmesi sadece yeme düzeniyle ilişkili hastalıkların oluşumunu azaltmaz, sağlıklarını da geliştirir. Böylece onların daha aktif, daha kaliteli, daha mutlu bir yaşam sürmelerine yardımcı olur

    Vücudumuz yıllar geçtikçe değişmeye, birtakım eksiklikler duymaya başlıyor. Yaşlanmak hepimizin yaşadığı bir süreç ama bilim adamları bu süreçte nasıl beslenmemiz ve kendimize nasıl bakmamız gerektiğini bilirsek 150 yaşına kadar yaşamamızın mümkün olduğunu söylüyor. Tabii ki kaliteli bir hayat sürmek en önemli husus.
    Yaşlanma deyince cildin kırışması, belin bükülmesi, gözlerin iyi görmemesi, hafıza kaybı ve bazı hastalıkların ortaya çıkması anlaşılır. Ancak insanın doğduğu tarihle hesaplanan yaşıyla hissettiği yaş arasında büyük farklılıklar olabilir. Bu durum fiziksel ve ruhsal sağlığımıza, beslenmemize ne kadar dikkat ettiğimize bağlıdır.

    Yağ kitlesinde artış
    Biz yaşlanırken meydana gelen fizyolojik ve fonksiyonel değişiklikler, hastalıklar ve kullandığımız ilaçlar beslenmemizi önemli bir şekilde etkiliyor. Yaşın ilerlemesiyle bireyin besin ihtiyaçlarını etkileyen vücut bileşenlerinde de önemli değişiklikler meydana geliyor.
    Dünya Sağlık Örgütü'ne göre; 45-59 yaş arası orta yaş, 60-74 yaş arası yaşlılık, 75-89 yaş arası ileri yaşlılık, 90 ve üzeri yaşlar ihtiyarlık olarak tanımlanıyor. Vücut ağırlığı 30 ile 60 yaş arasında yavaş yavaş artıyor, 60'tan sonra ise çok yavaş azalıyor. Ayrıca kas kitlesinde azalmalar görülüyor. Bunun nedeni hareketin azalması, yaşa bağlı hormonlarda azalma (östrojen, testosteron), metabolizma ve kas protein sentezinde oluşan değişikliklerdir. Ayrıca toplam vücut ağırlığında değişiklik olmadığı halde toplam yağ kitlesinde artma, yağsız kas kitlesinde azalma gözlemleniyor. Kemik dokusu ise hem erkek hem de kadında azalıyor. Kadında menapozdan sonra kemik kaybı daha hızlı oluyor.

    İştahsızlık ve depresyon
    Yaşlıların hastalık, psikososyal stres veya ekonomik güçlükler nedeniyle beslenmelerini düzenleyebilme kabiliyetleri azalır. Ayrıca 60 yaş civarında tat ve koku alma bozukluğu başlar. 70 yaşın üstündeki kişilerde ise bu daha belirgin bir hal alır. Tatlı, tuzlu, ekşi ve acıyı algılama yeteneğinde düşüş görülür. Hastalıklar ve kullanılan ilaçlar da tat ve koku alma bozukluğuna katkıda bulunur.
    Yiyeceklerin görüntüsü, tadı, kokusu, hazırlanışı, içeriği ve sunumu iştah üzerinde etkilidir. Bunun yanında yeteri miktarda yiyecek alındığında mide duvarının gerilmesiyle beyne gönderilen uyarılar tokluk hissinde önemli rol oynar. Bu refleks yaşlanmayla aşırı cevap verir hale gelir ve erken tokluğa yol açarak yiyecek alımını azaltır. Yaşlanmayla midenin boşalması gecikir, bu da hormonal değişikliklere neden olarak açlık hissini baskılar.

    Vitamin ve mineral eksiklikleri
    Depresyon da yaşlılarda sık görülür. Aslında iştahsızlığın tedavi edilebilir bir sebebidir. Kilo kaybı olan yaşlılarda muhakkak depresyon faktörü düşünülmelidir. Yapılan çalışmalar yalnız yemek yiyen yaşlıların, aile bireyleri ile yemek yiyenlere göre daha düşük enerji aldığını göstermiştir.
    Çoğu yaşlıda A, B1, B2, B3, B12, C, E, D vitaminleri, folik asit, demir, krom, çinko, magnezyum eksiklikleri bulunur. Yaşlıların günlük diyetlerine ek olarak vitamin / mineral desteği almaları uygun olabilir.
    Yaşlılarda homosisteinin yükselmesi görülebilir. Bu durum da kalp damar hastalıklarıyla alakalıdır. Folik asit ilavesi (B12 ve B6 da eklenebilir) homosistein seviyelerini düşürür. Sebze ve meyve açısından zengin bir diyet folik asitin en önemli kaynağıdır. Yapılan bir çalışmada E, C ve karotenoitler açısından zengin beslenen kişilerde kalpten ölümlerin daha az olduğu gösterilmiştir. Yine antioksidanlardan yana zengin yiyecekler tüketen toplumlarda kanser daha düşüktür.
    Yaşlanmayla beraber bazı göz hastalıkları da görülür. Bu hastalıkların önlenmesinde çinko ve antioksidan bakımından zengin bir diyet önemlidir. Düşük kemik yoğunluğu yaşlılarda sıktır. Yaşlı kişide osteoporoz ve osteomalazi de bir arada bulunur. İlave kalsiyum alınması uygundur. D vitamini de kalsiyum emilimi için gereklidir.
    Yaşlanmayla birlikte cildin D vitamini üretebilme yeteneği azalır. Özellikle huzurevi gibi kapalı alanlarda yaşayan yaşlılarda D vitamini yetersizliği fazladır ve takviyesi gerekir.
    Bu vitaminlerin çoğu vücudun bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara yakalanma riskini azaltır. Bu besin öğelerinin yaşlılıkta değil, orta yaşlarda miktarının artırılması ve yaşamın her anında beslenmeye dikkat edilmesi gerekiyor.

    Alzheimer

    Alzheimer bellek, dil ve mantıklı düşünme de dahil olmak üzere bütün zihinsel yetilerde ilerleyici kötülemeye, gündelik etkinlikleri ve davranışları yerine getirme yetisinde değişikliklerin eşlik ettiği bir hastalıktır. 30'lu yaşlarının sonlarında Alzheimer hastalığına tutulduğu bildirilen bireyler olmakla birlikte, hastalık genellikle 60 yaşından sonra ortaya çıkar. Yapılan araştırmalarda B12 ve folik asit eksikliği olan kişiler Alzheimer hastalığı yönünden yüksek riskli bulunmuştur.
    E vitamini gibi antioksidanlar da Alzheimerin seyrini olumlu yönde etkilemektedir.

    Haftanın öğüdü

    Genel kurallara uyun
    Yağ, şeker ve tuz tüketimini azaltın.
    Günlük beslenmede süt grubu besinler mutlaka yer almalıdır. Yağı alınmış süt ve yoğurt kullanın.
    Günde ortalama 2,5 litre su için. Yaşlıların ortalama günlük su ihtiyaçları 1,5-2 litredir. Su tüketimine çok dikkat etmek gerekiyor.
    Diyet lifi içeren sebze, meyve, tahıl, kurubaklagilleri tüketin.
    Kan bulgularınıza uygun olarak antioksidan vitaminler alın.
    Haftada iki kez balık tüketin.
    Etli pişirilen yemeklere dışarıdan yağ ilave etmeyin, eti kendi yağıyla pişirin.
    Katı yağ tüketiminizi azaltın.
    Yemeklerinizde fındık, ayçiçeği, soya, mısırözü yağlarını karışım halinde kullanın.
    Salatalarınızda zeytinyağı kullanın.
    Beyaz ekmek yerine kepekli, esmer ekmeği tercih edin.
    Sigara, alkol, kafein tüketimini azaltın.
    Mutlaka kahvaltı yapın
    Yaşama sarılın, stresi yenme veya azaltma yollarını bulmaya çalışın.
    Düzenli olarak egzersiz yapın.
    Uygun vücut ağırlığınızı koruyun, şişmanlıktan sakının.
    Yeterli ve dengeli beslenmek için dört ana besin grubundan yani süt-süt ürünleri, et, yumurta ve kurubaklagiller; sebze ve meyve, ekmek ve tahıl grubundan besin bulundurun.
    Öğün sayısını artırın, azar azar ve sık yemek yiyin (üç ana, üç ara). Sabah kahvaltısı kesinlikle yapılmalı ve atlanmamalıdır. Kahvaltının günün en önemli öğünü olduğunu unutmayın!
    Yağlı besinlerin tüketimini sınırlandırın.
    Kırmızı et yerine tavuk ya da hindi etini tercih edin.
    Sindirim sisteminde rahatsızlık yaratmayacak pişirme yöntemlerini kullanın. Haşlama, ızgara ve fırında pişirme yöntemlerini tercih edin. Kızartma ve kavurma yöntemleri sağlığa uygun değildir.
    Yemek yemek için yeterli zaman ayrılmalı ve hızlı yemek yenmemelidir.

    Üç önemli meyve

    Tamek'in yeni ürünleri vücudun vitamin ve mineral ihtiyacını karşılamayı amaçlıyor

    Gıda sektöründe 50 yılını geride bırakan Tamek üzüm, kan portakalı ve narı iki yeni ürünle sofralara taşıyor. % 100 Üzüm Suyu ve Kan Portakalı-Nar vücudun günlük vitamin ve mineral ihtiyacını karşılamayı amaçlıyor.
    Kan yapıcı ve enerji verici özelliği ile bilinen üzüm, son yıllarda özellikle kabuğu, meyvesi ve çekirdeklerinde bulunan antioksidan maddelerden dolayı en çok ilgi çeken meyveler arasında.
    Kan portakalı ve nar da son dönemlerde keşfedilenlerden. Oysa kan portakalı Avrupa'da hızla popülerleşiyor. Nar da bir C vitamini deposu; tansiyonu düşürdüğü, kalp-damar sağlığını koruduğu, toksik maddelerin vücuttan atılımını sağladığı ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği biliniyor.
    İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü öğretim görevlisi Uzm. Dr. Yavuz Dizdar sağlıklı beslenmede bu üç meyvenin öneminin altını çiziyor: "Üzüm suyu etkinliği kesin olarak kanıtlanmış antioksidanlar içerir ve bu konuda yapılan bilimsel araştırmalar kalp hastalıklarından korunmada çok önemli bir işleve sahip olduğunu kanıtlamıştır. Yine bileşimi içerisinde bulunan resveratrol gibi bazı maddelerin kanserden korunmada son derece etkili olabileceği gösterilmiştir. Portakal, yüksek C vitamini içeriğinin yanı sıra D-limonen içerir ki, hücrelerin sağlıklı bir yaşam döngüsü sürdürebilmeleri açısından etkili olduğu gösterilmiştir. Benzer veriler nar için de geçerlidir, nitekim narın anavatanı sayılabilecek Uzakdoğu ülkelerinde insanların normal yaşam sürelerinin dünya ortalamasının çok üzerinde olduğu unutulmamalıdır. Narın içerdiği pek çok madde halen preklinik araştırma sürecindedir ve umut verici sonuçlar alınmaktadır."
    Tamek'in % 100 Üzüm Suyu ve Kan Portakal-Nar içecekleri hem 250 mililitrelik hem de 1 litrelik cam şişelerin yanı sıra karton kutuda da satışa sunuluyor.

    Şok diyetin faturası ağır

    Şok diyetin faturası ağır

    'Şok diyetler' birçok hastalığa yol açıyor. Ayrıca fazla yağları değil, kasları yok ediyor!

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Yaz yaklaşırken, fazla kilolarından kurtulmak isteyenler, haftada 4-5 kilo verdirmeyi vaat eden düşük kalorili, çoğu besin öğesinden yetersiz veya tek besin öğesini fazla miktarda içeren diyetlere yöneldi.
    Ama çabuk sonuç almak uğruna, vücudumuzun ihtiyaçlarını karşılamaktan yoksun bu tür şok diyetleri uygulamak bile bile lades demekten farksız. Çünkü bu diyetler hem yağları eritmiyor, hem de su ve kas kaybına yol açıyor.
    Ayrıca gün boyunca aç kalmak kan şekerinin düşmesine, halsizlik ve yorgunluğa yol açabiliyor. Bu diyetlerin diğer bir olumsuz etkisi metabolizmayı yavaşlatması.
    Bir miktar kilo verilmiş olsa da bunlar ilk fırsatta geri alınır. Hatta kişi daha az veya eskisi kadar bile yese kilo almaya devam eder.

    Egzersiz şart
    Diyet programı mutlaka fiziksel aktiviteyi artırmakla veya egzersiz ile desteklenmelidir. Kilo vermek için bir beslenme programı oluşturulurken bir diyetisyenin kişiye özel hazırladığı beslenme programı uygulanmalıdır.

    Haftanın besini
    1 kilo sebzeye 1 kaşık zeytinyağı
    Zeytinyağlılar yaz aylarının vazgeçilmez yemeklerindendir. Vitamin, mineral ve posa açısından zengindirler. Fakat dışarıda tüketilen zeytinyağlılar iyi bir seçim gibi gözükse de, içerik olarak ideal ölçüden daha fazla yağ ile hazırlanabilmekte, bu da aşırı yağ tüketimine ve dolayısıyla kilo artışına neden olabilmektedir. İdeal olan, 1 kilo sebzeyi 1 yemek kaşığı yağ ile pişirmektir.

    Haftanın öğüdü
    Zayıflamak için yavaş yiyin
  • Hızla kilo verdiren ancak sağlığınızı tehlikeye sokacak diyetlerden kaçının.
  • Günde üç ana üç ara öğünü içeren, az az sık sık beslenmeye dayalı bir beslenme modelini hayatınıza yerleştirmeye çalışın. Aç kalmayın.
  • Diyetin bireye özel olduğunu unutmayın.
  • Diyetinizi uygun egzersiz programıyla destekleyin.


  • Obeziteden onu nasıl korumalı?

    Obeziteden onu nasıl korumalı?

    Çocuğunuzun ileriki yaşlarda obezite sorunuyla karşılaşmaması için şimdiden harekete geçmeli ve beslenme tarzına ilişkin gerekli önlemleri almalısınız

    Çocuklarda sağlıklı beslenmenin genel ilkeleri besinlerde çeşitliliğin sağlanması, yağ ve şekerin sınırlandırılması, lif bakımından zengin besinlere yer verilmesi, vitamin ve minerallerin yeterli düzeyde alınması ve sağlıklı vücut ağırlığının korunmasına dayanır. Günümüzde çocuklar önceki yıllara oranla daha fazla hayvansal gıda ve şekerli yiyecek tüketiyor, öte yandan daha az lifli yiyecek yiyor, daha az demir ve kalsiyum alıyor.
    Çocukların almaları gereken günlük enerji miktarı ortalama 1800 ile 2 bin kalori arasında. Tabii bu rakam çocuğun fiziksel aktivitesine bağlı olarak değişebilir.
    Çocuklardaki şişmanlığın temelinde öncelikle beslenme, kalıtım, hormonal durum, yaşam tarzı (hareketsizlik) ve psikolojik etmenler yatıyor.
    Büyüme hormonundaki yetersizlik endojenik obeziteye neden oluyor. Hipotroidizm genellikle obez çocuklarda görülen bir rahatsızlıktır. Hipotroidizm kabızlık, üşüme, deri kuruluğu, kızlarda adet düzensizliği gibi problemleri beraberinde getirecektir. Hiperkortizolizm ise bir diğer obezite nedenidir. Çocuklarda obeziteyle birlikte trigliserit seviyesi yükselir, kan basıncı yükselir, akne ve deri problemleri gözlenir, fazla kilo taşıdıkları için ortopedik problemler yaşanır.
    Hareketsiz yaşam süren, boş zamanlarını bilgisayar veya televizyon başında geçiren, spor ve egzersize yer vermeyen çocuklarda da şişmanlık yüksek oranda görülüyor. Bunun yanında televizyon karşısında atıştırılan yüksek kalorili yiyecekler de bu orana ivme katıyor.
    Çocuklar yetişkinlere göre daha duygusal yapıda olduklarından aile ve çevrelerindeki her türlü olumsuz etmenden etkilenirler. İçedönüklük, iletişim eksikliği, arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde veya derslerinde başarısızlık, asi davranışlar şişman çocuklarda gözlenen genel davranışlardır.

    Bunlara dikkat edin
    Çocukları obeziteden korumak, obezite görüldükten sonra bu sorunu çözmeye çalışmaktan daha kolaydır. Bu doğrultuda dikkat edilmesi gereken hususları şöyle sıralayabiliriz:
    Çocuk düzenli öğün yemeye alıştırılmalıdır.
    Günlük beslenmesinde tüm besin gruplarına yer verilmelidir.
    Su içme alışkanlığı kazandırmalı, hazır meyve suları ya da kolalı içecekler gibi meşrubatlardan uzak tutulmalıdır.
    Yemek ödül olarak kullanılmamalı, yeme konusunda çocuğa baskı yapılmamalıdır.
    Öğünler dışında abur cubur olarak adlandırılan yağlı, şekerli ve fast food tarzı gıdaların tüketimi önlenmeli ve çocuk bunları tüketmeye alıştırılmamalıdır.
    Aralarda süt+meyve ya da ekmek+peynir+domates gibi sağlıklı gıdalardan oluşan öğünler oluşturulmalıdır. Hamburger yerine yağsız tost veya peynirli sandviç tüketmesi sağlanmalıdır.
    Yavaş yavaş değişik besinler tattırılmalı ve sağlıklı-sağlıksız gıda ayırımı öğretilmelidir.
    Sabahları kahvaltı yapmak istemiyorsa evden çıkmadan bir bardak süt ve bir elmadan oluşan bir kahvaltı yapmasını sağlayın.
    Çocuğun, yaşına ve beğenisine uygun bir egzersiz programına katılması sağlanmalıdır.
    "Tombul" çocuğun sağlıklı çocuk olmadığı yetişkinlerce kabul edilmelidir.

    Haftanın besini

    Kurutulmuş meyveli muhallebi
    Malzemeler: 1 yemek kaşığı pirinç unu, 1 bardak yarım yağlı süt, 2 adet organik kuru kayısı veya kuru erik, 5 adet kuru üzüm (istenirse şekerden yapılmış doğal tatlandırıcı).
    Yapılışı: Pirinç ununu sütle ezin ve hep aynı yönde karıştırarak 10 dakika pişirin. Sonra küçük parçalar halinde doğranmış kuru meyveleri muhallebinin içine ekleyerek bir süre daha pişirin. Dilerseniz şekerden yapılmış doğal tatlandırıcı da ekleyebilirsiniz.

    Haftanın öğüdü

    Diyetin rengi
    Besinler yedi renk grubuna ayrılır ve her birinin ayrı işlevi vardır. Büyüklerin ve özellikle de çocukların yiyeceklerini onların hoşuna gidebilecek, değişik şekillerde ve renklerde hazırlamak hem tüketimlerini artıracak hem de sağlıkları için olumlu olacaktır.
    Mor: Böğürtlen, üzüm, şarap, kırmızı lahana, mürdüm eriği, patlıcan... Bu besinler çok güçlü antioksidan, yani sağlıklı dokuları ve hücreleri koruyucu maddeler içeriyor. Kalp hastalıklarına yakalanma ve kriz riskini azaltıyor.
    Kırmızı: Domates, karpuz, kan portakalı veya greyfurtu... Kansere karşı güçlü bir kalkan olan ve prostat kanserine karşı koruduğu ispatlanan likopen maddesini içeriyorlar.
    Turuncu: Kayısı, kavun, havuç, mango, balkabağı... Sağlıklı gözler ve sağlıklı bir cilt için gerekli olan betakaroten maddesini içeriyorlar. Hücreleri zararlı maddelerden koruyorlar.
    Sarı-turuncu: Limon, portakal, armut, mandalina, greyfurt... Beta-cryptoxanthin adındaki çok güçlü bir antioksidan madde içeriyor ve hücreyi yaşlanmaya karşı koruyorlar.
    Sarı-yeşil: Kabak, salatalık, bezelye, kivi, kıvırcık salata, ıspanak, bakla, avokado... Lutein adlı antioksidan madde içeren bu ürünler katarakt gibi çeşitli göz hastalıklarına karşı savaşıyor.
    Yeşil: Brokoli, lahana, brüksellahanası... Toksinlerden arındırıcı özellikleri var. Karaciğerin salgıladığı faydalı enzimlerin miktarını artırıyorlar. İçerdikleri flavanoidler sayesinde kansere ve kalp hastalıklarına karşı koruyorlar.
    Beyaz: Pırasa, turp, sarmısak, mantar, soğan, kereviz... Alisin ve flavanoidleri içeren beyaz renkli besinler çeşitli hastalıklara ve tümörlere karşı bağışıklık sistemini güçlendiriyor, A vitamini içeriyor.


    Tadın gizemi

    Tadın gizemi

    Hiç düşündünüz mü hayatımızda önemli yeri olan tatları nasıl algılıyoruz?

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Tat, en çok dil üzerinde fakat ağız boşluğunda (damakta yumuşama, parçalanma, boğaz arka duvarında ve gırtlak kapağı üzerinde) duyulur. Tat ve bunu oluşturan özellikler, dilde bulunan dört temel öğeden meydana gelir. Bunlar tatlılık, ekşilik, tuzluluk ve acılıktır.
    Bunların her birinin dil üzerinde dört farklı bölgede tat alıcıları yerleşmiştir. Bu tat alıcıları sayesinde biz dilimizin ucundan tatlı tadı, dilimizin arka-son kısmından acı tadı, dilimizin yan kenarlarından da ekşi ve tuzlu tadı algılarız.

    'Umami'nin sırrı
    Yemek yediğimizde aslında yediğimiz besinin tadını bir bütün olarak algıladığınızı düşünseniz de, bu özelliklerin bu bölgelerde hissedilmesi, çok dikkatli bir algılama olgusu ile ancak belirlenebilir. Son zamanlarda tat alma hissinin tanımında "umami" terimi kabul edilmeye başlanmıştır.
    Bu kelime Japonca olup, tat anlamına gelmektedir. "Umami" sık sık beşinci temel tat hissi olarak adlandırılır. Ancak bu hissin dilin hangi bölgesinde yer aldığı bilinmiyor.
    Yetişkin insan 40.006.000, yaşlı insan ise 20.003.000 tat alıcısına sahiptir. Bu alıcılar düzenli bir şekilde yenilenmektedirler ve biz bu alıcıların sayesinde tatların gizemli dünyasında gezinebilmekteyiz. Yan tarafta 4 temel tadın sırrını görebilirsiniz.

    Ekşi tat
    Ekşi tat aslında besinlerdeki asitlerin oluşturduğu hidrojen iyonları nedeni ile oluşur. Meyveler, içecekler ve işlenmiş bir çok besinde ekşi tat, içerdiği sitrik asit, laktik asit vb asitler sayesinde oluşmaktadır.

    Tuzlu tat
    Tuzlu tat ise sofra tuzunun esas yapısı olan (NaCl) gibi tuzlar tarafından meydana getirilir. Sofra tuzu "saf tuzlu" tat olarak tanımlanan tek tuzdur. Yemek tuzu yerine kullanılan diğer tuzlar insanda karışık bir his uyandırır.

    Tatlı tat
    Tatlı tadın direk olarak şekerle ilgili olduğu düşünülür. Hâlbuki şekerin dışında da lezzetli tat veren ve gıda sektöründe kullanılan birçok madde vardır. Tatlılıktan sorumlu AH/B ve araştırmalarla da ortaya çıkarılmış X adı verilen 3 yapı bulunmaktadır.

    Acı tat
    Acı tat ise besinlerde bulunan ve acılık veren bazı maddeler (kafein, naringin vb.) sayesinde oluşmaktadır.

    Haftanın öğüdü
    Vişne ve ekşi erik
    Yaz aylarında formumuzu korumak için özen gösterirken abur cubur ve değişik tatlara olan isteğimizi denetleyebiliriz. Her şeyden önce abur cubur tarzı atıştırmaları önlemek için öğün atlamamak çok önemli. Çünkü atlanan her öğünden, bir sonraki öğüne kadar çok acıkacaksınız ve karşınıza çıkan her yemeği zararlı zararsız, fazla az demeden tüketeceksiniz. Bu nedenle sık ama az az beslenmeli ve abur cubur yerine sebze (domates, salatalık, marul) ve meyve (ekşi tatları nedeniyle kan şekerini daha yavaş yükselttiği için yeşil erik ve vişne), kepekli ekmekle peynir, ağır tatlılar yerine sütlü ve meyveli tatlılar tercih edilebilir.

    Haftanın besini
    Dondurma
    Hem çocuklar hem yetişkinler için sağlıklı bir tatlıdır. Kalsiyum, fosfor, magnezyum, B2, A, C, D ve E vitamini içerir. 100 gr dondurmada, 135 mg kalsiyum bulunur. 100 gr çikolata 528 kaloriye eşitken, 100 gr meyveli dondurma sadece 160-180 kaloridir, kaymaklısı ise 200-250 kaloridir. İçerdiği süt insülin dengesini sağlarken, kalsiyum da kemik sağlığını korur. Süt ve yoğurttan sonra en iyi kalsiyum kaynağıdır. 1 porsiyon meyvenizin üzerine (örnegin vişne) 1 top dondurma ilave ederek afiyetle tatlı ve ekşi karışımı tatlınızı tüketebilirsiniz.

    Vücudumuzun A, B, C'si

    Vücudumuzun A, B, C'si

    Vitaminler vücudumuzun vazgeçilmezi, organlarımızın birbirleriyle sağlıklı iletişim kurması için gerekli alfabenin temel harfleridir

    İ nsan vücudu çeşitli dengelere bağlı olarak çalışan, çok akıllı bir bilgisayar gibidir. Karbonhidrat, protein, yağ gibi temel makro bileşikler dışında vitamin, mineraller gibi enerji üreten sistemler arasında adeta katalizör görevi gören mikro bileşiklere de ihtiyacımız vardır. Bazı kişiler vitaminleri hayatlarını uzatacak sihirli güç gibi düşünür oysa onlar vücudun vazgeçilmezi, sağlıklı iletişimi sağlaması için gerekli alfabenin temel harfleridir.

    Göze yararlı: A vitamini
    "Bol havuç ye, gözlerin parlak olur" sözleri çocukluktan itibaren belleğimize kazınmıştır.
    A vitamini göz sağlığı dışında, çocukların büyümesine yardımcı olur, bedenin direncini sağlar.

    Sinir sistemini düzenler
    Tiamin (B1) vitamini gelişmeyi sağlar, sindirimi kolaylaştırır, başta glikoz olmak üzere karbonhidrat metabolizmasında rol alarak enerji üretimine katılır. Kaslar ve sinir sistemi için gereklidir. Salgı bezlerinin faaliyetini artırır. Özellikle öğrenme konusunda yararlıdır. Damar duvarına yağların yapışmasını engelleyerek damar sertliği oluşumunu önler.
    B2 vitamini şekerin özümlenmesini sağlar.
    A vitamini ile birlikte sindirim, solunum, boşaltım ve dolaşım sistemleri mukozasının sağlıklı olmasına katkıda bulunur. Büyüme ve gelişmeye yardımcı olur. Enfeksiyon, alkolizm, yanık, mide ve karaciğer hastalıkları tedavisinde etkilidir. Sinir sistemini düzene sokar.

    Strese karşı etkili
    B5 vitamini, yağ asitlerinin, kolesterolün ve vücudumuzdaki önemli bazı yağ moleküllerinin oluşmasını sağlar. Böbrek üstü bezine etki ederek kortizon gibi steroit hormonların yapımında rol oynar. Bu hormonların katkısı ile yaşlanma ve cilt kırışıklıkları üzerinde olumlu etkiler görülür. Antistres özelliği, bağışıklık sisteminin güçlenmesi gibi faydaları, ayrıca sindirim sisteminin işleyişine de katkısı vardır.
    Hayati fonksiyonları destekler
    B6 vitamini dokuların yenileşmesini, cildin parlaklığını ve gerginliğini sağlar. Karaciğerin dostudur. Karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasında yer alır. Bağışıklık sistemini güçlendirir, kolesterol birikimine engel olarak kalbi korur, böbrek taşı oluşumunu engeller. Adet öncesi gerginlik, alerji ve geceleri oluşan bacak kramplarının tedavisinde de kullanılır.

    Sentez görevlisi
    Biyolojik olayların çoğunda görev alan, kalp damar sağlığı için önemli olan B9 vitamini (diğer adıyla folik asit) pek çok tümör oluşumunu önlediği gibi kan hücrelerinin yapımı, çoğalması ve bağışıklık sisteminde antikorların oluşması için de gereklidir. DNA ve RNA sentezinde görev alan B9 vitamini, hücre bölünmesi için gereklidir. Anne karnındaki bebeğin sinir sisteminin gelişmesinden başlayıp büyüme üzerinde de etkilidir.

    Büyüme ve gelişmede önemli
    B12 vitamininin emilimi ince bağırsaklardan yapılır. Kalın bağırsakta üretilebilmesine rağmen emilmeyebilir. En önemli fonksiyonlarından biri, folik asitle birlikte doğum kusurlarını önlemesidir. B6 vitamini ile birlikte kalp hastalıklarını ve damar tıkanıklıklarını önleyici etkiye sahiptir. Büyüme ve gelişmede olumlu rol oynar, sinir hasarlarında da tedavi edici etki gösterir.

    Serbest radikallerin en büyük düşmanı

    C vitamini vücudu enfeksiyonlara ve bakteri toksinlerine karşı korur. Adeta doku yapıştırıcısı görevi gören kolajenin sentezinde görev alır, kan damarlarının kuvvetli olmasında, kolesterolün dengelenmesinde de önemli rol oynar. Bazı besin öğelerinin (riboflavin, folik asit, demir, A ve E vitaminleri) vücutta kullanılmasında C vitamini oldukça etkindir. Kemiklerin ve dişlerin gelişmesini sağlar.
    Sigara içenler veya sigara dumanına uzun süre maruz kalanlar, lifsiz beslenenler, diyaliz makinesine girenler ve 60 yaş üzerinde olan kişilerin C vitaminine gereksinimi daha fazladır.

    İştahı kesen yiyecekler

    İştahı kesen yiyecekler

    Tok tutan ve iştah kapatıcı etkisi kanıtlanan özel besinleri yiyerek, rejim yapmadan zayıflayabilirsiniz

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Diyet yapmanın en zor yanı, sevdiğiniz pek çok yiyecekten vazgeçmek zorunda kalıp, üstüne bir de iştahınızla baş etmek zorunda kalmanız. Özellikle iştah kapatıcı etkisi olduğu kanıtlanan özel besinleri rejim yapmadan zayıflamak için denemenizi öneriyoruz. Bu besinlerin vücut üzerindeki etkileri, içeriklerindeki bazı maddeler ve görevleri şöyle sıralanıyor:
    Karbonhidratlar: Kepek, buğday gibi tahıl ürünlerinde, sebze ve meyvelerde bulunur. İçeriğindeki lifler, sindirim sistemini harekete geçirir. Özellikle kompleks karbonhidratlar insanı tok tutar.
    Triptofan: Vücutta serotonin oluşmasında ve hücrelere taşınmasında önemli bir görev alır. Serotonin de iştah hissini azaltır. Özellikle muz, avokado, yulaf ve peynirde bulunur.
    Krom: Vücuttaki insülin dengesini korur. Kan şekerinin düşmesi açlığa yol açar. Krom ihtiyacınızı karşılamak için fındık, ceviz gibi kabuklu yemişler, brokoli ve tahıl ürünleri yiyebilirsiniz.
    Albümin: Can sıkıntısını giderir ve iştahı kapatır. Bu protein, triptofan oluşturarak beyne taşır ve serotonin üretimini artırır. Bezelye, fıstık ve fasulyede bulunur.
    Fruktoz: Meyvelerden elde edilen doğal şekerdir. Kan şekeri dengesini kesinlikle etkilemez. Ayrıca yemek sonrası tatlı ihtiyacı duymanızı engeller. Çilek ve bal, fruktozun ana kaynağıdır.
    İyot: Tiroit hormonlarının yapımı için gereklidir. Açlık duygusunun gelişmesini engeller. Balık, iyotlu tuz ve soğan, iyot açısından oldukça zengindir.

    Haftanın öğüdü
    Tok tutan öneriler
  • Karnabaharı ve brokoliyi hafifçe haşlayıp yoğurtla tatlandırın. Bu karışım lif açısından zengin olduğundan, sizi uzun süre tok tutar.
  • Salatalığı iyice yıkayın ve kabuklarıyla birlikte ince dilimler halinde kesip üzerine bol bol dereotu serpin. Kalorisi yok denilecek kadar az olan bu sebze oldukça tok tutucudur.
  • 250 gr mor eriği biraz tarçınla haşlayın. Bu meyve fruktoz açısından oldukça zengin olmakla birlikte tatlı ihtiyacınızı da karşılayacaktır.
  • 200 gr ananası incecik doğrayın ve süzgeçten geçirin. İçine 100 gr kefir ve taze nane ekleyin. Ananasın içindeki enzimler, protein sindirimini hızlandırdığından oldukça doyurucudur.
  • Öğünler arasında acıktığınızda kuru erik yiyin. Kuru erik kan şekerinin düşmesini engeller. Ancak fazla abartmayın. Bir kuru erikte 8 kalori var.
  • Bir demet maydanozu blendırdan geçirip sebze suyuyla karıştırın. Bir iki damla acı biber sosu ekleyin ve için. Bu içecek yağ yakımını kolaylaştırır.
  • Kırmızı elmayı ince dilimler halinde kesip 1 çay kaşığı kıyılmış ceviz ve yarım çay kaşığı yonca balıyla karıştırın. Bu karışım hem doyurucudur hem de bağırsakları çalıştırır.
  • Kahvaltıda armudu rendeleyin ve yulafa katın. Bu karışıma biraz da yoğurt ekleyin. Armudun içeriğindeki fruktoz uzun süre açlık hissetmemenizi sağlar.
  • Günü canlı geçirmek için kendinize yulaf ezmesi hazırlayıp içine kuru meyveler katın. Bu, karbonhidrat ihtiyacınızı karşılayacaktır.
  • Portakal ve 50 gr ıspanak yaprağından oluşan bir salata hazırlayın. Salatayı 50 gr yağsız yoğurt, bir tutam tuz ve karabiberden oluşan bir sosla tatlandırın.


  • Haftanın besini
    Ananas
    Ananasta, bromelain adlı protein sindirici bir enzim bulunur. Bromelain sindirimi kolaylaştırır, vücudun su tutmasını azaltır, iltihapları giderir, Aşırı trombosit yapışkanlığını önlediği için doğal bir kan incelticidir. Ancak bromelainin kan inceltici ilaçlarla beraber kullanılması tavsiye edilmez. Bazı kişilerde alerjik reaksiyonlar oluşturabilir veya kalp hızını yükseltebilir.



    Kurubaklagiller: Kanserden menopoza her derde deva

    Kurubaklagiller: Kanserden menopoza her derde deva

    Protein deposu kurubaklagiller menopozun etkilerini azaltan, meme kanserine karşı da etkili olan bir besin grubu. Kalp-damar ve diyabet hastalarının diyetlerinde mutlaka bulunması gereken kurubaklagiller aynı zamanda kilo kontrolüne de yardımcı
    Besin olarak tüketilen kurubaklagillerin başlıcaları; nohut, mercimek, bakla, fasulye, bezelye, börülce ve soya fasulyesidir. Kurubaklagiller olgunlaşmış tohumlar olduklarından, esas bileşimleri karbonhidrat ve proteindir. Tanelerin dış kısımlarında posa, iç kısımlarında ise nişasta bulunur. Kurubaklagillerin yağ içeriği düşüktür ve çoğunlukla çoklu doymamış yağ asitlerinden oluşur.
    Kurubaklagillerin protein miktarı yüksektir. Özellikle et, yumurta bulunmadığı ya da yağ ve kolesterolden kısıtlı diyet önerildiği durumlarda, diyette kurubaklagiller artırılarak protein gereksinimi karşılanabilir. Ancak kurubaklagillerin protein kalitesi orta derecededir. Tahıl ürünleri ve sebze yemeklerinin içine mercimek, nohut gibi kurubaklagillerin katılması ve iyi pişirilmeleri protein kalitesini yükseltir.
    Kurubaklagiller kalsiyum, çinko, magnezyum ve demir yönünden de zengindir. C vitamini kaynağı sebze ve meyvelerle birlikte tüketilmeleri, yapılarındaki demir ve kalsiyumun vücutta kullanılmasını artırır. Kurubaklagiller ayrıca tüm B grubu vitaminleri ama özellikle B12 vitamini yönünden de zengindir.

    Kanserli hücrelerin gelişimini ve yayılmasını önler
    Kurubaklagiller dünyadaki tüm geleneksel diyetlerde önemli rol oynarlar. Posa içeriklerinin yüksek olması ve yağ içeriklerinin düşük olması nedeniyle özellikle kalp-damar ve diyabet hastalarının diyetlerinde sıklıkla yer almalıdırlar.
    Yapılarında bulundurdukları posa ile kolesterolün düşürülmesine ve kan şekerinin dengelenmesine de yardım ederler. Posa, özellikle de çözünebilir posa yönünden zengin olan kurubaklagillerin glisemik indeksi düşüktür yani kan şekerini yükseltmezler. Çalışmalar kurubaklagil alımının diyabet sorununu birçok açıdan düzelttiğini ve metabolik fayda sağladığını, bunun da kilo kontrolüne yardımcı olduğunu göstermiştir.
    Kurubaklagiller östrojen benzeri işlevi olan izoflavonların önemli kaynaklarıdır ve bu nedenle meme ve prostat kanseri gibi hastalıklara karşı koruyucudurlar. İzoflavonla östrojenin vücuttaki etkilerini dengeleyerek menopozun yarattığı değişimlere karşı koruyucudurlar.
    Kökleri aracılığıyla topraktaki nitrojeni alan kurubaklagiller bu sayede kan bağımlı tümörlerin ilerlemesine karşı koruyucu etki göstermektedirler; yapılan son araştırmalar bunu gösteriyor. Buna göre kurubaklagiller topraktaki "rhizobia" isimli bakteriler ile etkileşim sonrası kanser önleyici moleküller üretmektedir. Yine araştırmalar bu besin grubunun kanser hücrelerinin büyümesini, gelişimini ve yayılmasını önlediğini göstermiştir.

    Haftanın besini

    Ispanak saplı yeşil mercimek yemeği
    Malzemeler: 1 kg ıspanak sapı, 100 g yeşil mercimek, 1 yemek kaşığı sıvıyağ
    Hazırlanışı: Mercimek haşlanır. Ispanak sapları doğranır ve bir tencereye atılır. Haşlanmış mercimek ve sıvıyağ eklenir, pişirilir. Sumak ve nane ile servis yapılır.

    Haftanın öğüdü

    Kurubaklagiller, sindirim kolaylığı için uygun şekilde pişirilmelidir
    1. Islatma: Oda ısısındaki suda 24 saat ıslatılır. Gaz yapıcı maddeler ıslatma suyuna geçer. Islatma suyu dökülebilir.
    2. Dış zarlarının çıkarılması: Sindirim sistemi bozukluğu olanlarda ve bebek beslenmesinde, dış zarların ayrılması sindirimi kolaylaştıracağından gerekli olabilir. Bu durumlar dışında dış zarların ayrılmasına gerek yoktur.
    3. Pişirme: Çiğ tanelerde proteinin sindirimini engelleyen bir madde bulunmaktadır. İyi pişirme ile bu madde özelliğini kaybeder ve kurubaklagilin sindirimi kolaylaşır. Kurubaklagillerin pişirme suyu atılmamalıdır. Atıldığı takdirde B vitaminleri ve mineraller kayba uğrar.

    Yaz' için sağlığınızı tehlikeye atmayın!

    'Yaz' için sağlığınızı tehlikeye atmayın!

    Yazın formda görünmek, fazla kilolardan kurtulmak için değil, ömür boyu sağlıklı olmak için kendinize özel bir program izleyin


    Yazın gelmesine çok az kaldı, işte bu zamanlarda her yıl olduğu gibi herkes yaza formda girebilmek için değişik diyet planları peşinde koşmaya başladı.
    Spor salonları hızla yaza hazırlanan forma girmek isteyenlerle dolup taşıyor. "Şu tarihten önce acaba nasıl kilo veririm?" sorusu zihinlerde dolaşıyor. Unutulmaması gereken önemli bir nokta ise yaşamımız boyunca sağlıklı ve formda olmayı başarabilmenin yolunu bulmamız gerekliliği...
    Sadece yazın formda görünmek ve yazın fazla kilolardan kurtulmak için değil, ömür boyu sağlıklı beslenmek ve formda olabilmek adına beslenmemize dikkat etmemiz gerekiyor. Ayrıca zayıflamak isteyen herkes aslında tıbbi anlamda şişman olmayabilir veya bireyin bulgularının ve özelliklerinin değerlendirilmeden takip ettiği bir program onun için çok zararlı bile olabilir. İşte bizim "bize özel" bir program takip etmemizi gerekli kılan önemli maddeler:
  • Genetik faktörler
  • Kişinin kan bulguları
  • Beslenme alışkanlıkları
  • Sosyal yaşam

  • Neden bu maddeler önemli? Çünkü tüm bu faktörler hemen her bir birey için birbirinden değişik ihtiyaçlar ve çözümler bulunmasını gerektirir. Bireyin beslenme alışkanlıkları bir kişiden başka bir kişiye uçurumlar kadar fark taşıyabilir. Kış boyunca beslenmenize dikkat etmediniz. Yaz aylarına çok az kaldı. Uzmanlar da size bireye özel ve ömür boyunca uygulamanız gereken bir program öneriyor. Ama mutsuzsunuz, fazla kilolarınızla yaza girmek istemiyorsunuz. Ne yapacaksınız şimdi?

    Kendinizi yıpratmayın
    Varsayın ki dünyaya yeniden geldiniz. Şimdi hayatınıza uyarlayacağınız beslenme disiplini ve hareketli hayat tarzı, bir süre sonra kendinizdeki olumlu değişiklikleri gözlerinizin önüne serecektir. Öncelikle bir öğrenci gibi sağlıklı beslenme ilkelerini öğrenmeniz ve doğru beslenme şeklini hayatınıza sokmanız şarttır. Bu en temel adımdır. Beslenme bir uzmandan öğrenilmelidir. Bunun sonunda kilo verdiğinizi de görürsünüz , daha sağlıklı hissettiğinizi de...
    Bu nedenle kısa sürede kilo vereceğim diye kendinizi yıpratıp, sağlığınızı tehlikeye atıp, bir de üstüne başarısız olup daha fazla umutsuzluğa kapılmanıza hiç gerek yok...

    Haftanın öğütleri
  • Diyetisyenlerin kontrolü altında diyet yapın.
  • Sabırlı olun, diyetisyenin önerileri ile hareket edin.
  • Her besinden az ama sık aralıklarla yiyin.
  • Yemek tabaklarınız küçük olsun.
  • Küçük lokmalar alıp çok iyi çiğneyin.
  • Kendinize hiçbir şeyi yasaklamayın. Yasak her zaman caziptir.
  • Sabah kahvaltısına mutlaka vakit ayırın.
  • Çay ve kahveyi şekersiz için.
  • Bol bol su için.
  • Yürüme mesafesindeki her yere yürüyerek gidin.
  • Akşam yemeklerini yedikten sonra uyumak için bünyenize en az iki saat ayırın. Akşamları hafif yemekleri tercih edin.


  • Haftanın besini
    Çilek
    Her biri farklı tat, boyut ve yumuşaklıkta 600'den fazla çeşidi bulunan çilek, içerdiği besin öğeleri ile sağlığı koruyucu besinlerden biridir. C vitamini yönünden zengin olan çilek, aynı zamanda K vitamininin, manganezin, diyet posasının da önemli bir kaynağıdır. Çilekte bulunan fenollerden çileğe parlak kırmızı rengini veren antosiyaninler aynı zamanda antioksidandırlar. Bu etkileri ile organ sistemlerimizi oksijenin zararlı etkilerine karşı korurlar, kanserli hücrelerin çoğalmasını engellerler.

    Gıdaların iyileştirici gücü

    Gıdaların iyileştirici gücü

    Bilimsel araştırmalar özellikle kanser hastalarının tedavisinde doğru beslenmenin çok önemli bir rol oynadığını gösteriyor

    Yemek pişirmek bir sanat, insanları mutlu etmenin keyifli bir aracı, aynı zamanda da iyileştirici bir güçtür. Hipokrat "Bırakın doğa ilacınız olsun" derken bize çok önemli bir mesaj veriyordu.
    Her geçen gün yeni bir bitkisel kimyasal keşfediliyor ve sağlık açısından faydaları anlatılıyor. Bu tür bilimsel çalışmalara geçtiğimiz aylarda Amerika'da yaşanan gerçek bir hayat hikayesi de eşlik etti.
    Hollywood'un ünlü isimlerine yemekler hazırlayan, kendi alanında marka olmuş değerli bir gurme, annesi yumurtalık kanserine yakalanıncaya kadar belki de sadece tat duyusunu memnun etmek için maharetli ellerini konuşturuyordu. Hastanede kaldığı sürede annesinin iyi beslenmediğine inanan Wells, damak zevkine uygun ama daha da önemlisi annesini kemoterapinin yan etkilerine karşı koruyabilen, bağışıklık sistemini güçlendiren yemekler hazırlamaya karar verdi. Bunu yaparken bilimsel çalışmaların yanı sıra iç sesini de dikkate aldığını belirten Wells'in iyi bir iş çıkardığı annesinin 11 yıldır kansersiz bir yaşam sürmesinden anlaşılıyor.
    Hastanedeki tedavi süresince annesinin zayıf düşmüş bağışıklık sistemi için steril ortamda hazırlanmış taze fasulye, balkabağı ve zencefil çayları getirmeye başlayan Wells, olumlu değişim üzerine farklı reçeteler geliştirmiş. Kemoterapi tedavisine başlamadan önce bir hafta evde istirahat talebinde bulunan annesine pişirdiği bazı yemeklerin tariflerini size vermek istiyorum.

    Bir kase günışığı çorbası
    Malzemeler: 1 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 büyük boy kuru soğan, 2-4 diş ince doğranmış sarmısak, dörtte bir kase rendelenmiş taze zencefil, 1 çay bardağı elma sirkesi, 1 orta boy balkabağı, yarım demet maydanoz, 3 yemek kaşığı portakal kabuğu rendesi (beyaz kısmı hariç), yarım demet taze soğan.
    Hazırlanışı: Büyük bir tencerede soğan, sarmısak ve zencefili az suyla yumuşayıncaya dek pişirin, elma sirkesini de ekleyip biraz daha kaynatın. Dilimlenmiş kabağı ekleyip üzerini örtecek kadar su koyun ve 1,5 saat kadar pişirin. Ardından blendırdan geçirin; maydanoz, portakal kabukları, taze soğanı da ekleyip hafif ateşte karıştırırak pişirin. Ateşten almaya yakın tuz, biber ve zeytinyağı ekleyip servis edin.
    Besleyici değeri: Yüksek posa, güçlü antioksidanlar (A ve C vitaminleri), potasyum ve folik asit içerir. Bu tarif dolaşımı düzenleyici, mide bulantısı ve sindirim sorunlarını azaltıcı etkiye sahiptir. Vietnam usulü börek
    Malzemeler: 12 adet üçgen kesilmiş yufka, 1 orta boy pırasa, 8 büyük boy organik mantar, 2 orta boy havuç, 2 yemek kaşığı bezelye, 1 adet kırmızı biber, 1 adet turuncu biber, yarım orta boy salatalık, yarım küçük boy lahana, 1 demet taze soğan, dörtte bir demet maydanoz ve dereotu, 1 yemek kaşığı susam.
    Hazırlanışı: Bütün sebzeleri ince ince doğrayın. Pırasa ve mantarı kısık ateşte soteleyin, ardından diğer sebzeleri de ekleyip hafif yumuşatın, ateşten aldıktan sonra maydanoz, dereotu ve susam ile karıştırın. Diğer taraftan yufkaları teflonda ya da tost makinesinde pişirin. Lavaş kıvamına gelmiş yufkalara sıcak sebze karışımından koyun, dürüm yapıp servis edin.
    Besleyici değeri: Zengin mineral kapasitesine sahip olduğu kadar, enzim açısından da yoğundur. Bu börekte A, B ve C vitaminleri bolca bulunur.

    Kemoterapi aşamalarına göre dikkat edilmesi gerekenler

    Kemoterapinin ilk safhasında sakinleşip kimyasalların işini yapmalarını beklemelisiniz ancak ikinci safhada sindirim sisteminin biraz yardıma ihtiyacı olabilir. Bu aşamada bağırsak florasını koruyucu organik sebze ve meyveler, enzimleri ile fonksiyonel olacaktır. Bir kase ılık servis edilmiş günışığı çorbası da son derece yararlıdır. Bulantılar başladıysa papatya çayı kullanmalısınız, aç olmasanız da az az ve sık sık sağlıklı gıdalarla atıştırmalısınız.
    Üçüncü aşamada meyve püreli / whey proteinli (kolay sindirilebilen proteinler) soğuk içecekler harika yardımcılardır. "Kanseri Doğal Yöntemlerle Nasıl Yenebilir ya da Önleyebiliriz?" diye bir kitap yazan ve "Kanser hastalarının yüzde 37-50'si kötü ve yetersiz beslenmeden ötürü hayatını yitirmektedir" diyen Dr. Michael Murray'nin açıklamaları da bunu onaylıyor: "Whey proteinin içeriğindeki glutamin bağırsak florasını koruyan bir örtü görevi görmektedir." Ancak bu içeceklere kesinlikle ekstra şeker eklenmemelidir çünkü kanser hücreleri şekeri sever. Onkoloji diyetisyeni Rachel Beller'a göre en iyi seçimlerden biri de şekersiz zencefil çayı ve beraberinde dört-beş tane fındık tüketmektir.
    Dördüncü aşamada, vücudunuzdaki ölmüş hücreleri atmanın zamanı gelmiştir. Bu arınma döneminde organik sebze ve meyve suları size yardımcı olacaktır. Probiyotik süt ve yoğurt ile yeşil yapraklı sebzelere de ağırlık vermelisiniz.

    Kemoterapinin yan etkilerini azaltan besinler

    Mide bulantısını azaltmak için: Zencefil, papatya, nane çayları, tavuk suyu, kızarmış ekmek ve soğuk içecekler.
    Sağlıklı sindirim sistemi inşa etmek için: Yoğurt, köy peyniri, whey proteini.
    Demir depolarını doldurmak için: Koyu yeşil yapraklı sebzeler, kuru erik, pekmez.
    Bağışıklık sistemini güçlendirmek için: Organik sebze, meyveler ve suları.
    Protein depolarını doldurmak için: Soğuk denizlerde yetişmiş balıklar, organik tavuk veya kuzu, whey proteini.
    Detoks için: Zencefil çayı, sarmısak, kırmızı biber, aloe vera suyu, çim filizi.





    Köri, Alzheimer'a karşı koruyucu

    Köri, Alzheimer'a karşı koruyucu

    Son çalışmalar köri baharatında bulunan 'curcumin'in, Alzheimer plaklarına neden olan 'amiloid' isimli maddenin oluşumunu engellediğini ortaya koydu

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Alzheimer hastalığı pek çok gendeki mutasyona bağlı olarak oluşan, geri dönüşsüz, ilerleyen, beynin düşünme, hafıza ve dil bölümlerini etkileyen başlangıcı sinsi ve yıkımı genellikle yavaş olan bir hastalık. Yaşlı bireylerde bunamanın ana nedeni. Günümüzde Alzheimer dünya üzerinde yaklaşık 15 milyon insanı etkilemekte ve 2047 yılına kadar Alzheimer prevelansının 4 katına çıkacağı tahmin edilmektedir.
    Alzheimer'da yaş en önemli risk faktörüdür. Genellikle başlama yaşı 60 - 65 'tir ve kadınlarda daha yüksektir. Etnik grup, çevresel faktörler ve toksinler, beyin damar hastalıkları, kafa travmaları, metabolik bozukluklar, depresyon, infeksiyöz faktörler, kromozom ve protein anomalileri Alzheimer görülme riskini artırabilir; ancak günümüzde hastalığın sebebi tam olarak bilinmemekte, toplumun bütün gruplarını sosyal sınıf, cinsiyet, etnik grup ya da coğrafi bölge fark etmeksizin etkileyebilmektedir. Alzheimer hastalığı yaşlılık yüzünden oluşmamaktadır ve yaşlanma sürecinin doğal bir parçası değildir. Yaşlılar arasında daha sıklıkla görülmekle birlikte, genç insanlar da bu hastalıktan etkilenebilir.

    Kolesterol risk faktörü

    Alzheimer gibi genetik varyasyonlardan kaynaklanan bir hastalığın oluşumunu önlemek mümkün değildir, ancak hastalığın başlamasını geciktirmek ve ilerlemesini yavaşlatmak mümkündür ve beslenme bu noktada önemlidir.
    Toplam yağ alımı ve yağ asitlerinin doygunluk derecesi riski etkileyen önemli faktörlerdendir. Çalışmalar kolesterol yüksekliğinin Alzheimer için risk faktörü olduğunu, LDL kolesterol yüksekliğinin bilişsel bozuklukları artırdığını göstermiştir.
    Çoklu doymamış yağ ve balık tüketimi kalp hastalıkları ve Alzheimer riskini azaltmaktadır. Bir çalışmada haftada en az bir kez balık yiyen kişilerde, daha az yiyenlere göre, hastalığın gelişme riskinin % 60 daha az olduğu belirtilmiştir.
    Antioksidan vitamin ve minerallerin tüketimi de önemlidir. Bir hücrede antioksidanlar ve hücreye zarar veren maddeler arasında dengesizlik olduğunda hücreler hasar görür.
    Bu nedenle A, C ve E vitaminleri ve bazı metaller Alzheimer'a karşı koruyucudur.

    Hindistan'da hastalık oranı çok düşük

    Yapılan son çalışmalara göre zerdeçal'dan elde edilen köri baharatında bulunan sarı bir pigment olan 'curcumin' beyinde Alzheimer plaklarının oluşumuna neden olan 'amiloid' isimli maddenin oluşumunu engellemektedir. Hindistan'da zerdeçal kullanımının yüksek olması ve bu ülkede Alzheimer görülme sıklığının düşük olması bu durumu desteklemektedir.
    Ayrıca 'curcumin'in Alzheimer hastalığı üzerine antioksidan etki gösteren protein yapılarının oluşumunu sağladığı, böylece beyni serbest radikal denen maddelerin verdiği hasara karşı koruduğu belirtilmektedir.

    Haftanın besini
    Soya ve balıkyağı
    Uzun süre uygulanan soya ve balıkyağı suplementasyonunun kalp koruyucu etkisi bilinmekte iken, yapılan son çalışmalar 2 - 3 ay süreyle kullanılan soya ve balıkyağı suplementasyonunun da kalp sağlığını düzelttiği ve kalp krizlerine karşı koruyucu olduğu belirtilmektedir. Yaşlı bireylere 11 hafta süreyle günlük olarak verilen 2 gr. soya ve balık yağının kalp fonksiyonlarını düzelttiği, aritmi ve ani ölüm riskini azalttığı gösterilmiştir. Her iki grupta da kalp hızlarında önemli değişikliklerin olduğu; ancak balıkyağı kullanan grupta daha hızlı bir düzelmenin olduğu gözlemlenmiştir.

    Anti-aging'de "İlk 3"

    Anti-aging'de "İlk 3"

    Yaşlanmak doğal bir süreçtir ama yavaşlatılabilir. "Yaş 35 yolun yarısı" demek yerine doğru beslenme ve yaşam değişikliği uygulamalarını deneyebilirsiniz

    Artan yaşla birlikte vücudumuzun yapıtaşları olan hücrelerimizin kendini yenileyebilme özelliklerinde azalmalar meydana gelmektedir. Hücre yaşlanmasında pek çok faktör rol almaktadır; çevresel ve içşel kirlenmenin yarattığı olumsuz etkiler, güneşin zararlı ultraviyole ışınları, bilinçsiz beslenme ile alınan serbest radikallerin neden olduğu hücre ölümleri, hareketsiz yaşam, stres, alkol ve sigara en belirgin olanlardır.
    Sağlık alanındaki son gelişmeler ışığında ise artık yaşlanmak ama ihtiyarlamamak mümkün. İşte anti-aging'in mantığında bu süreçleri yavaşlatmak, hücrelerin sağlıklı fonksiyonlarını korumalarını sağlamak yatar. Anti-aging alanında önemli destek ürünlerden önemli üç tanesi alfa lipoik asit, hyaluronik asit ve silikon'dur.
    Kırışıklara ve yorgunluğa karşı önerilebilir Anti-aging'de önemli bir antioksidan olan alfa lipoik asit aynı zamanda çok etkili bir cilt koruyucudur. En çok kırmızı et, maya ve karaciğerde bulunmaktadır. Ancak diyet destek ürünü dediğimiz doğal ek besinlerle de yararlanmak mümkündür.
    Alfa lipoik asit cildi hücrelere zarar veren serbest radikallere karşı koruyarak antioksidan etki gösterir ve hücre ölümlerini yavaşlatır veya önler. Kırışıklıkları engelleyip cildin daha genç, parlak ve duru görünmesini sağlar. Hafif-orta derinlikteki kırışıklıkları neredeyse yüzde 50 oranında azalttığı görülmüştür. Yorgunluk hissedenler tarafından da kullanılabilinir.

    Ciltteki kuruluğa, sarkıklığa son
    Hyaluronik asit ise kırışıklık tedavisindeki etkileri kesinleşince son beş yıldır yaygın uygulama alanı bulan bir maddedir. Dokuların arasını doldurur ve derinin nemli kalmasını sağlar. Ayrıca derinin yenilenmesine yardım eder. Aslında doğal olarak deride bulunmasına rağmen, yaşla birlikte azalır.
    Ağız yoluyla alınan ve bölgesel olarak uygulanan kombine hyaluronik asit kullanımı sonucu alın bölgesindeki kırışıklıkların önemli derecede düzeldiği ve deri elastikiyetinin arttığı gözlenmiştir. Ayrıca hyaluronik asit kullananların ciltlerinde görülen kuruluk, şişkinlik ve sarkıklıklar da düzelir. Bu nedenle yüzdeki tüm bölgelerde; alın, kaş arası, göz kenarları, burun ve ağız kenarlarında oluşmuş tüm çizgilerin yok edilmesinde kullanılmaktadır.

    Tırnaklar ve kemikler için birebir
    Silikonun normal büyüme ve gelişmenin sağlanması, kemiklerin bütünlüğü, saç, cilt, tırnak, kalp damarlarının ve hücre mukus membranlarının sağlığının korunması ve devamlılığı gibi işlevleri vardır. Son çalışmalarda ortaya çıkan sonuçlara bakarsak silikon;
    Yaşlanmış cildi, saç ve tırnakları onarır. Güneş ışığı yüzünden zarar görmüş ciltlerde yüzde 30 iyileşme olduğu gözlemlenmiştir.
    Kemikler için de önemlidir. Kemiklerde kalsiyumun depolanmasında işlevi vardır.
    Kalp ve kalp damarlarının sağlığı için de çok önemli bir antioksidandır.

    Haftanın besini

    Yeşil çay
    Düzenli tüketilen yeşil çay antioksidan etkisi nedeni ile yemek borusu kanseri, prostat, meme, kolon kanseri riskini azaltmaktadır. Yeşil çay ayrıca deri kanserine yol açan ultraviyole ışınların zararından korur. Bunların yanında kolestrolü düşürür, kalbin dostudur, kan şekerini dengeler, içindeki C vitamini sayesinde stresi azaltır, gribi önleyicidir. Ayrıca içindeki kafein sayesinde performansı etkiler, yorgunluk ve uyku halini ortadan kaldırır. İdrar söktürücüdür ve bu özelliğinden dolayı zayıflama programlarında da kullanılır. İçerdiği E vitamini sayesinde antioksidan olarak rol oynar, yaşlanmayı geciktirir, yaşlanmaya bağlı oluşan kavrama zayıflığını azaltır.

    Bahar yorgunluğunu 'beslenme'yle yenin

    Bahar yorgunluğunu 'beslenme'yle yenin

    Baharda metabolizmada yaşanan değişikliklere karşı önlem alınmazsa, sorunlar kronikleşebilir

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Kış aylarının karanlık ve kasvetli havası, soğuk günleri artık yerini ılık bahar günlerine bırakıyor. Bir hastalık olarak tanımlanan bahar yorgunluğu önlem alınmazsa kronikleşebilmektedir. Isınan havalarla birlikte birçok kişide özellikle halsizlik, yorgunluk, eklem ağrıları, uyku isteği gibi ortak şikâyetler görülmekte ve bunların temel nedeni bahar yorgunluğuna bağlanmaktadır.

    Vücudumuzu nasıl etkiler?
    Hava ve mevsim değişikliği insan biyoritmini olumsuz etkilemektedir. Bahar mevsiminde havadaki elektrik yükü artmakta ve bu yük havada bulunan pozitif ve negatif yüklü iyonlar aracılığıyla taşınmaktadır. Bu taşıma dengesi bozuklukları, iklim değişikliği dönemlerinde sıkça karşımıza çıkmakta, insanlarda yorgunluk belirtilerine ve hatta ruhsal sıkıntılara yol açmaktadır. Kas ağrıları, omuz, sırt ve boyun ağrıları yine baharın gelişiyle artmakta, yorgunlukla birlikte; konsantrasyon bozukluğu, aşırı sinirlilik, hafıza zayıflaması ve uyku bozuklukları görülebilmektedir.
    Yanlış beslenme alışkanlıkları, vitamin ve minerallerin besinlerle yeterli miktarda alınmaması, hareketsiz yaşam biçimi, tiroit bezinin çalışma düzensizlikleri bahar yorgunluğunun altında yatan nedenler olabilmektedir.

    Nasıl beslenmeli?
  • Sebze ve meyveler bahar döneminde artan vitamin ve mineral ihtiyacının karşılanması açısından oldukça önemlidir.
  • Geceleri ağır ve yağlı yemek yememeye özen gösterilmelidir.
  • Kahve, çay, soğuk içecekler gibi kafeinli içecekler azaltılmalıdır.
  • Tüketilen su miktarı artırılmalıdır.
  • Düzenli olarak haftada 3 gün 45 dakika süreyle yapılacak tempolu yürüyüşü içeren aktif bir yaşam tarzı benimsenmelidir.


  • Haftanın besini
    Kuşburnu
    Kuşburnu meyveleri A, B1, B2, C, E ve K vitaminleri ile mineral maddeler, özellikle fosfor ve potasyum elementleri bakımından oldukça zengindir. 100 gram kuşburnunda bir sandık portakala eşdeğer C vitamini vardır. Etkin bir kan temizleyici, bağırsak yumuşatıcı, kurt düşürücü olan kuşburnu, C vitamini zenginliğinden ötürü vücudun gelişmesini düzenler.



    Vücudun olmazsa olmazları

    Vücudun olmazsa olmazları

    Omega-3 ve omega-6 yağ asitleri vücutta önemli işlevler görür. Bunların eksikliği durumunda ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşılır

    Yağlar insan vücuduna gereken enerjinin en önemli kaynaklarından biri. Yağda eriyen vitaminlerin emilimi için gereklidirler, organları dış darbelere karşı korur ve ısı iletimine katkıda bulunurlar. Ancak bunlar dışında öyle yağ asitleri vardır ki bunlar vücut tarafından yapılamaz ve dışarıdan yiyeceklerle mutlaka alınmaları gerekir.
    Omega-3 ihtiyacı anne karnından başlar; çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılıkta da devam eder. Omega-3 yağ asitleri genel olarak hücre zarının esnekliği, akışkanlığı, yani temel vücut sağlığı için önemli olmakla beraber, enerji sağlanması ve vücut ısısının korunması görevlerine de yardımcı olurlar.

    Kansere karşı korur, zekayı geliştirir
    Kalp hastalıklarında omega-3 kötü kolesterolü düşürüp iyi kolesterolü artırır. Trigliserit seviyesini de düşürerek kalp ve damar sağlığını korur.
    Kansere karşı koruyucu kalkan işlevi görür. Bağışıklık sistemi kötü huylu hücreleri ve mikroorganizmaları baskı altında tutabilmek ve yok edebilmek için omega-3 yağ asidinden güç alır. Özellikle göğüs, prostat ve kolon kanserinde omega-3'ün yararlı olduğu biliniyor.
    Diyabette ise omega-3 insülinin yararlılığını artırabilir, insüline bağlı olmayan tip II diyabet hastalarının yaşadığı sorunları azaltabilir.
    Balığın özellikle çocuklarda zekayı geliştirici özelliği vardır. Düzenli olarak omega-3 bakımından zengin besinler tüketenlerde beyin yaşlanması daha da yavaşlar. Alzheimer, depresyon ve şizofreni gibi rahatsızlıklarda da belirtileri önler.

    Ceviz, badem ve soya fasulyesinde boldur
    Yağlı balıklarda (sardalye, ringa, somon, ton, uskumru), ceviz, badem, soya filizi, kurufasulye, soya fasulyesi, nohut, keten tohumu, kuş üzümü ve yeşil yapraklı sebzelerde, omega-3 ile zenginleştirilmiş veya omega-3 / omega-6 dengesi sağlanmış ürünler de bulunur.
    Anneler dikkat: Anne sütü de doğal bir omega-3 kaynağıdır. Bu nedenle ilk altı ay sadece anne sütüyle beslenmenin önemi büyüktür.

    Dengeye dikkat
    Omega-6 beslenmemizde bolca yer alan mısırözü, ayçiçeği yağı ve bu yağlarla hazırlanmış ürünlerde fazlaca bulunan bir yağ asididir. Normalde omega-6 ile omega-3 arasında olması gereken bir denge vardır ki bu 2'ye 1 veya 4'e 1 olmalıdır. Ancak son zamanlarda tarım tekniklerinin değişmesi, balıkların ve tavukların çiftliklerde doğal olmayan ortamlarda yetiştirilmesi yani ekolojik deformasyon bu dengeyi bozmuştur. Şu anda omega-6'ya karşılık alınan omega-3 miktarı 20'ye 1, hatta 30'a 1 oranlarında artmıştır. Bu da başta romatoid artrit olmak üzere kalp hastalıkları, diyabet, kanser riskini artırıyor.
    Omega-6 yağ asitleri kötü yağ çeşidi değildir ancak önemli olan tüketildiği miktar ve omega-3 ile arasındaki oranın korunmasıdır.
    Ayçiçeği, mısırözü ve soya yağları, keten tohumu, kabak çekirdeği, ayçekirdeği, süt ve süt ürünleri, yerfıstığı, susam ve ceviz önemli omega-6 kaynaklarıdır.


    Yağ asidi eksikliğinde görülen sorunlar

    Hafıza ve mental fonksiyonlarda zayıflama
    Görme fonksiyonunda azalma
    Çocuklarda büyüme geriliği
    Egzama
    Saç dökülmesi
    Erkeklerde kısırlık
    Kan dolaşımında olumsuz etki
    Kan basıncında artma
    Yara iyileşmesinde yavaşlık
    Pıhtılaşma eğiliminde artma
    Bağışıklıkla ilgili fonksiyonlarda azalma
    Trigliserit ve kolesterol seviyesinde artma

    Haftanın öğüdü

    Yeterli miktarda omega-3 alabilmek için...
    Bebeğinizin sağlıklı gelişmesi için ilk altı ay onu sadece anne sütüyle besleyin.
    Haftada en az iki kez buğulama veya ızgara balık yiyin.
    Her gün iki-üç ceviz veya beş-altı adet fındık yiyin.
    Her gün bir tabak yeşil yapraklı sebze yemeği veya salata tüketin.
    Yoğurt veya salatanızın içine bir yemek kaşığı kadar keten tohumu serpin.
    Haftada en az iki kez kuru baklagil tüketin.
    Balık tüketemiyorsanız beslenme uzmanınıza danışarak balık yağı takviyesi yapabilirsiniz.
    Kanın pıhtılaşmasına karşı ilaç kullanıyorsanız, balık ve balık yağı tableti fazla kullanmayın.

    Haftanın besini

    Safran
    Safran dünyanın en değerli ve en pahalı baharatıdır. Kuvvetli bir kokuya sahiptir ve tadı hafif acıdır. Sağlık üzerinde önemli etkileri bulunan, oldukça yararlı bir besindir. Yapısında antioksidan olan ve safrana karakteristik tadını veren "crocin" isimli bir flavanoid bulunur. Bu bileşik, güçlü bir kanser önleyici aktiviteye sahiptir. Yapılan çalışmalarda safranın insanda tümör hücrelerinin büyümesini engellediği belirlenmiştir. Ayrıca safran kemoterapide kullanılan bazı ilaçlarla aynı etkiyi göstererek kanser hücrelerine karşı savaşır ve kemoterapide kullanılan ilaçlar gibi toksik etki yapmaz. Kemoterapinin neden olduğu DNA ve karaciğer zararını da azaltır.
    Safrandan elde edilen safran çiçeği yağı en az 30 bileşenin kompleks bir karışımıdır. Safran çiçeği yağında yüzde 0,5 oranında omega-3, yüzde 70 oranında omega-6 yağ asitleri bulunur. Omega-6'dan oluşan doğal bir bileşik olan, kırmızı ette ve süt ürünlerinde bulunan CLA adlı asit safran çiçeği yağından da elde edilir. CLA kalp hastalıkları ve kansere karşı koruyucudur.





    Beslenmemizde bakırın önemi

    Beslenmemizde bakırın önemi

    Bakır, hemoglobine bağlı demirin korunması ve C vitamininin kullanımı için gereklidir

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Mineraller vücudun sağlıklı kalabilmesi için gerekli kimyasal maddeler ile bu maddelerin inorganik bileşikleridir. Her mineralin, öbür besin maddelerinin etkisini güçlendiren tamamlayıcı bir görevi vardır. Bu önemli minerallerden biri de bakırdır. Örneğin bakır hemoglobine bağlı demirin korunması ve C vitamininin kullanımı için gereklidir.
    Total olarak ortalama bir yetişkin vücudunda 80-120 mg. Kadar bakır yer almaktadır ve bunun büyük kısmı karaciğerde yer almaktadır. Vücudumuzda neredeyse tüm dokularda yer alan bakır birçok enzimli reaksiyonda hayati rol oynamaktadır:
  • Oksijen taşıyıcı görev yapan hemoglobin formasyonunda katalizör görevi görmektedir.
  • Alerji ve inflamasyonu kontrol eden histaminaz enziminin görevinde etkilidir.
  • Saçtaki keratin doku ve pigmentlerin yapımında görevli tirosinaz için gereklidir.
  • Vücut dokusunun yeniden oluşması için gerekli enzimlerin hayati bileşenidir.
  • Beyin sinirlerimiz ve bağ dokusu için bakır miktarı çok önemlidir.


  • Yeterli miktarda almazsanız: Ağır bakır yetersizliğinde kalpte ve kalp damarlarında hasar, bağışıklık sistemde önemli derecede azalma, anemi, artmış kanser riski, iltihabi hastalıklarda artış, trabeküler doku kaybı, saç kaybı, saçlarda erken beyazlama, sinirsel dejenerasyon görülebilir.

    Aşırı miktarda tüketirseniz: Bilinçsizce alınan destek ürünlerle aşırı miktarlara ulaşılabilir, bu durumda Wilson hastalığı, bulantı, abdominal ağrı, hemeroid, enfeksiyonlara yatkınlık oluşabilir, depresyona eğilim artabilir.

    Zengin kaynaklar
    Karaciğer başta olmak üzere diğer organ etleri, kabuklu deniz ürünleri, buğday özü, yulaf, kuru baklagiller, yağlı tohumlar, mantar, soya fasulyesi ve susam en iyi bakır kaynaklarıdır. Erişkin bireyler için 1/2 çay bardağı ay çekirdeği bakır gereksinimini karşılayabilir. Ayrıca yemek pişirme işlemlerinin bakır kaplarda yapılması da besinlerin bakır içeriğini artırır.

    Haftanın besini
    Mantar
    Besleyicilik olarak mantar etin yerini tutar, bitkisel kaynaklı protein değeri oldukça yüksektir. Mantar, düşük karbonhidrat ve yağ oranı nedeniyle kalp ve damar hastalıklarında, kandaki şeker düzeyini düşürme özelliği nedeniyle de şeker hastalıklarında diyet öğesi olarak önerilmektedir. Romatizma ve üremisi olanlar yememelidirler. Tanınmayan mantarlar kesinlikle yenmemelidir, kültür mantarları tüketilmelidir.

    Bahar yorgunluğuna karşı önleminizi alın

    Bahar yorgunluğuna karşı önleminizi alın

    Bağışıklık sisteminizi güçlendiren, vitamin ve mineral ihtiyacınızı karşılayan doğru bir beslenme programıyla bahar yorgunluğunun üstesinden gelebilirsiniz
    Kış aylarının karanlık ve kasvetli havası, soğuk günleri artık yerini ılık bahar günlerine bırakıyor, yeryüzünü yeşilin değişik tonlarına bürüyen baharın gelişiyle doğada bir canlılık yaşanıyor. Ancak bahar aylarında insan metabolizmasında oluşan bazı değişiklikler beraberinde yorgunluğu da getiriyor ve önlem alınmazsa kronikleşebiliyor. Isınan havalarla birlikte birçok kişide özellikle halsizlik, yorgunluk, eklem ağrıları, uyku isteği gibi ortak şikayetler görülüyor ve bu yakınmaların temeli bahar yorgunluğuna bağlanıyor.

    Nasıl etkiliyor?
    Hava ve mevsim değişikliği insan biyoritmini olumsuz etkiliyor. Bahar mevsiminde havadaki elektrik yükü artıyor ve bu yük havada bulunan pozitif ve negatif yüklü iyonlar aracılığıyla taşınıyor. Bu taşıma dengesi bozuklukları, iklim değişikliği dönemlerinde sıkça karşımıza çıkıyor.
    Havadaki elektrik yükünün yoğunluğu, sinir gerginliğini ve stresi, dolayısıyla damarlardaki büzülmeyi artırıyor. Damarlardaki büzülme midede gerçekleşirse ülsere bile neden olabiliyor, mide ve 12 parmak ülseri olanlarda hastalık tekrarlayabiliyor.
    Bağırsaklarda gaz, kabızlık ve ishal gibi düzensiz bağırsak hareketlerini beraberinde taşıyan, "hassas bağırsak sendromu" diye adlandırılan duruma da rastlanabiliyor. Kas, omuz, sırt ve boyun ağrıları yine baharın gelişiyle birlikte artıyor, yorgunlukla birlikte konsantrasyon bozukluğu, neşesizlik, aşırı sinirlilik, hafıza zayıflaması ve uyku bozuklukları görülebiliyor.

    Neler yorgunluğu artırır?
    Yanlış beslenme alışkanlıkları, vitamin ve minerallerin besinlerle yeterli miktarda alınmaması, hareketsiz yaşam biçimi, tiroit bezinin çalışma düzensizlikleri bahar yorgunluğunun altında yatan nedenlerden. Özellikle tiroit bezinin az çalışması, yorgunluk belirtilerini artırıyor. Bu durumlarda hafıza zayıflaması, uyku eğilimi, adale ağrıları normalden fazla görülüyor.
    Ayrıca, birçok enfeksiyon hastalığı, tansiyon, kalp hastalığı, alerji, nezle gibi durumlarda kullanılan ilaçlar ve bazı ağrı kesicilerin kullanımı, tansiyonda sık sık inip çıkmalar, kan şekeri düşmeleri, stresli iş ortamı, kirli hava gibi durumlar da yorgunluğa neden olabiliyor. Fazla kafein, yoğun sigara kullanımı, aşırı alkol ve madde alışkanlıkları da yorgunluğu tetikleyen durumlar arasında yer alıyor.

    Nelere dikkat edilmeli?

    Sebze ve meyveler bağışıklık sisteminin güçlendirilmesini sağlayan, artan vitamin ve mineral ihtiyacının karşılanması açısından önemli bir besin grubudur. Özellikle koyu yeşil, sarı, turuncu, kırmızı, mor sebze ve meyveler (ıspanak, karalahana, brokoli, pazı, brüksellahanası, turp, şalgam, pancar, kereviz, domates, havuç, limon, kuşburnu, elma, kivi, portakal, mandalina gibi) bol tüketilmelidir.
    Mevsimin özelliğini taşıyan sebze ve meyveler tercih edilmelidir.
    Geceleri ağır ve yağlı yemek yememeye özen gösterilmelidir.
    Kahve, çay, soğuk meşrubatlar, kakao ve benzerleri gibi kafeinli içecekler azaltılmalıdır. Kahve yerine rahatlatıcı ve bağışıklık sistemini güçlendirici bitki çayları tercih edilebilir.
    Her gün 10-12 bardak su tüketilmelidir.
    Düzenli olarak haftada 3 gün 45 dakika süre ile yapılacak tempolu yürüyüşü içeren aktif bir yaşam tarzı benimsenmelidir. Güzel bahar günlerinde yapılacak doğa yürüyüşleri ile hareket miktarı artırılabilir.
    Alkol ve sigara kullanılıyorsa mümkün olduğunca azaltılmalıdır.
    Uyku ritmine dikkat edilmelidir. Düzenli olarak, her gün yedi-sekiz saat uyumaya çalışılmalıdır.
    Bazı gevşeme ve stres atma teknikleri uygulanabilir.


    Haftanın öğüdü

    Destekleyici öğeler
    Bahar yorgunluğunu aşarken doğal besinlerin yanında diyet, bu süreci kısaltacak birtakım öğelerle de desteklenebilir.
    Magnezyum, potasyum, çinko: Doğru planlanmış bir magnezyum, potasyum, çinko destek programı iyi sonuç verebilir.
    B grubu vitaminleri: B kompleks vitaminleri, karbonhidrat metabolizması, enerji üretimi ve vücuttaki diğer metabolik reaksiyonlarda, zihinsel yorgunluk ve streste, bağışıklık sistemini güçlendirmede, anemide, büyümede, sinir sistemi, kalp ve cilt sağlığında oldukça önemli bir gruptur. Özellikle B12 vitamini bağışıklık sistemini destekleyerek kan hücresi üretimini artırır.
    C vitamini: Böbreküstü bezini destekler, bağışıklığı güçlendirir.
    Ekinazya: Yorgunluk sorunu olanlarda, özellikle bağışıklık sistemi sorunlarının eşlik ettiği gözlenirse bu bitkisel destekten de yararlanılabilir.
    Ginseng: Enerji verici etkileri nedeniyle çok yaygın kullanılan bir bitkisel destektir.

    Haftanın besini

    Kuşburnu
    Kuşburnu meyveleri A, B1, B2, C, E ve K vitaminleri fosfor ve potasyum elementleri bakımından oldukça zengindir. 100 gram kuşburnunda bir sandık portakala eşdeğer
    C vitamini vardır. Kuşburnu meyvesi limon ve domatesten 3 bin 40 defa, elmadan ise
    300 defa daha fazla vitamin içerir. Etkin bir kan temizleyici, bağırsak yumuşatıcı, kurt düşürücü özelliğe sahip olan kuşburnu,
    C vitamini zenginliğinden ötürü vücudun gelişmesini düzenler. C vitamini vücutta bağ dokusunun sağlam ve sıkı olmasını sağlayarak soğuk algınlığı, nezle, grip ve diğer ateşli hastalıklara karşı direnci artırır.
    A ve E vitaminleri ile birlikte antioksidan etki göstererek kanser riskini önler.

    Eksik krom alımı hastalık nedeni

    Eksik krom alımı hastalık nedeni

    Kromun az alımı tip 2 diyabet ve kalp - damar hastalıklarının risk faktörlerini artırır

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Krom vücudumuzda sentezlenemediği için, dışarıdan besinlerle alınması gereken bir elementtir. Vücuttaki basit şekerin parçalanmasını ve kullanımını düzenler.
    Karbonhidrat, yağ ve proteinin metabolize olmasıyla açığa çıkan glikozun hücre içine alınıp enerjiye çevrilmesini sağlayan, pankreastan salgılanan ensülin hormonunun oluşumuna yardım eder.
    Çalışmalar krom yetersizliğinin insanlarda glukoz ve yağ metabolizmasında bozukluklara neden olduğunu göstermiştir. Araştırmalar krom verilen şeker hastalarında, şeker hastalığının belirleyicisi olan glukoz toleransı testinin düzeldiğini göstermektedir.

    HDL'ye katkısı var
    Kan şeker düzeyi yüksek veya düşük olan bireylerde diyete eklenen kromun bu düzensizliği iyileştirici yönde etki yaptığı bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda krom yetersizliğinde kanda kolesterol miktarında artış ve damar sertliği gözlenmiştir. Krom, yağ profilini geliştirerek iyi huylu HDL kolesterol düzeyinin yükselmesine katkıda bulunurken ortalama kolesterol düzeyini düşürür ve vücuttaki enzim ve hormonlar için de çok önemlidir.
    Kromun doğada, basit ve karışık olmak üzere iki şekilde bulunduğu varsayılmaktadır. İnsan vücudunda ise kromun en çok bulunduğu organ karaciğerdir.
    Kromun az alımı ise bilindiği gibi tip 2 diyabet ve kalp - damar hastalıklarının risk faktörlerini artırmaktadır. Krom yetersizliğinde huzursuzluk, yorgunluk, şekere karşı tolerans bozukluğu, damar sertliği riskinde artış, fazla kilo alımı görülebilir.
    Yüksek şeker tüketimi, akut egzersiz, hamilelik, emzikli lik ve fiziksel travma gibi stres durumlarında da ürindeki krom miktarlarında azalma olduğu gözlenmiştir.
    Kromun osteoporozla savaşta ve yaşlanmayı geciktirmede etkili olduğu bilinmektedir. Yaşlanma ile birlikte ensülin salınımı ve duyarlılığı zayıflamaktadır. 40 bin kişi üzerinde yapılan bir çalışmada saç, ter ve ürindeki krom konsantrasyonunun yaş ile azaldığı gözlemlenmiştir.

    Kaynakları nelerdir?
    Kromun en iyi kaynağı etler, tam tahıllar, yağlı tohumlar, kurubaklagiller, yaş maya, brokoli, baharat, şarap ve sudur. Basit karbonhidratlar krom kaybını artırmaktadır. Günlük gereksinim kg başına 1 - 2 mikrogram civarındadır ve bu miktar doğal yiyecekleri kapsayan bir diyetle karşılanabilmektedir. Şeker hastalığı olanların krom kullanımından önce mutlaka doktora danışmaları tavsiye edilir.

    Haftanın öğüdü
    BesinMiktarKrom (mcg)*
    Brokoli100 gram11.0
    Taze fasulye100 gram1.1
    Patates100 gram2.7
    Üzüm suyu1 bardak7.5
    Portakal suyu1 bardak2.2
    Biftek90 gram2.0
    Hindi (göğüs)90 gram1.7
    Elma1 orta boy1.4
    Muz1 orta boy1.0


    Haftanın besini
    Karabiber
    Karabiber ağacının meyveleri karabiber diye anılır. Dünyanın en çok kullanılan baharatıdır. Tatlılar dışında tuzun girdiği hemen her yemekte yer alır. Güney Asya'da yetişen bu bitki, Aralık-Ocak ve Temmuz-Ağustos ayları olmak üzere yılda iki kez toplanır. Yaprakları yürek biçimindedir. Çiçekleri sarkıktır. Zeytinsi meyveleri küçük, toparlak ve sapsızdır. Öğütülerek kullanılan bu meyveler, yağlı etlerde ve şarküteride kullanılır. Soslara, salataya ve her türlü tuzlu yiyeceğe çeşni ve tad vermesi için katılır. Karabiber de kan şekeri kontrolünde etkili olan krom mineralini içermektedir. Antioksidan etkisi vardır. Bunun dışında karabiber sindirimi kolaylaştırır. Zayıf böbreklere, basura (hemoroid), mesaneye ve hassas midelere zararlıdır. Sağlam midelere: Pankreastan salgılanan öz suyu çoğaltarak karbohidratların ve yağların sindirimini kolaylaştırır. Ateş düşürür, öksürüğü yumuşatır. Karabiber, iştah açıcı, ateş düşürücü etkisi olan bir baharattır.

    Detoks yapma zamanı geldi

    Detoks yapma zamanı geldi

    Çoğu zaman kendinizi yorgun hissediyorsanız, sık sık soğuk algınlığına yakalanıyorsanız, kronik sindirim problemleriniz varsa, tansiyonunuz yüksekse, fazlaca alkol ya da kahve tüketiyorsanız, spor yapmıyorsanız, çok sigara içiyorsanız detoks yapma zamanınız gelmiştir

    Detoks vücudumuzda birikmiş olan toksinlerden arınma anlamına gelir. Yetersiz ya da dengesiz beslenme, stres, çevresel etmenler ve ilaç kullanımı ile beraber vücuttan toksik madde birikimlerini uzaklaştırmak için yapılan bir programdır, kesinlikle zayıflama programları ile karıştırılmamalıdır. En önemli benzerlikleri detoksun da zayıflama diyetlerinde olduğu gibi kişiye özelleştirilmesi gerekliliğiyken, en belirgin farkı detoksun kısa süreli beden temizliği olması, doğru beslenme ilkelerini öğretmek ve alışkanlık değiştirmekten uzak olmasıdır. Örneğin detoks süresince uygulanması gerekebilen bir günlük bir fasting programı kesinlikle sürekli uygulanması gereken alışkanlıklardan biri olarak danışana öğretilemez.
    Her gün birçok toksin ile karşı karşıya kalır, metabolizmamızdaki koruyucu bileşiklerle bu zararlı öğelerin olumsuz etkilerini yavaşlatmak için çalışırız. Ancak zamanla bu koruyucu kalkan, aşırı çevre kirliliği, egzoz gazı, sigara dumanı, aşırı alkol alımı, kullanılan gereksiz ilaçlar, aşırı katkı maddesi kullanımı, tarımsal ilaçlar, hormonlu gıdalar ve radyasyon gibi yaşlandırıcı faktörlere karşı etkisiz kalabilir ve sağlığımız tehlikeye girer. Bunun için düzenli olarak bedenimizi arındırmamız gerekir. İşte detoksun ana mantığı da budur.

    Detoks nasıl yapılır?
    Toksinlerden kurtulmak için olumsuz dış etkenlerden uzak durmak dışında doğal beslenmeye de başvurabilirsiniz. Bunun için bolca, mevsiminde (mümkünse organik tarımla yetişen) sebze ve meyve yemeliyiz. Özellikle kullanılması önerilen sebzeler domates, enginar, salatalık, sarmısak, soya filizi, kurutulmuş domates, kereviz, zencefil, maydanoz, meyveler ise kırmızı erik, kivi, kayısı, vişne ve böğürtlendir. Ara öğünlerde ise sebze ve meyve sularına ağırlık vermeli, işlenmemiş tam tahıl ürünlerini, kuru baklagilleri, hayvansal omega 3 kaynağı balığı, bağırsak florası için yararlı olan iyi huylu bakteriler içeren yoğurdu ve makul miktarlarda tuzsuz yağlı tohumları beslenmemize katmalıyız.
    Detoks programı süresince bol su içilmelidir. Sıvı ihtiyacının büyük bir kısmı sebze/meyve suları ve bitki çayları ile karşılanacaktır ancak yine de bu sürede bolca ılık su içilmesi de gerekir. Bitki çaylarından piyasada detoks adı altında satılanlar dışında zencefil, hindiba, rezene, yeşil çay da kullanılabilir. Bu süre içinde kafeinli içeceklerden, alkol ve hazır gıdalardan, sigaradan uzak durulmalıdır.

    Ne kadar süreyle devam?
    Kişinin bugüne kadar geçirdiği gerek psikolojik gerek fizyolojik değerlendirmenin yapılması sonucunda detoks yapılacak sürenin uzunluğu hakkında karar verilir. Kişinin ihtiyaçlarına göre detoks programının içeriği ve süresi değişir. Bir günlük fasting programları olduğu gibi, üç günlük,
    Bir haftalık ve 10 günlük özel programlar dahi olabilir. Suyla beraber bazı vitamin ve minerallerin de kaybı gerçekleşmektedir. Özellikle suda eriyen C, B vitaminleriyle kas ve sinir sağlığımızın belirleyicisi olan magnezyum minerallerinde kaybı söz konusu olduğundan plazma olarak takviyesi önerilir.
    Dikkat: Hamilelik ve emziklilik döneminde olan kadınlar, ciddi bir operasyon geçirmiş ya da sağlık problemi olan kişiler, çocuklar, yaşlılar, ciddi kronik hastalığı olanlar detoks uygulamamalıdır.

    Genel öneriler

    Kalkar kalkmaz oda ısısında su için (Suyun içine akşamdan kabuklu limon dilimleri koyun).
    Önerdiğimiz bitki çayı karışımlarından bir veya birkaçını her gün için.
    Tuzu kesmeyin ama mutlaka azaltın, şeker ve şekerli ürünler tüketmeyin. Tatlandırıcı kullanmanız gerekiyorsa doğal olanları tercih edin.
    Gün boyunca dört yemek kaşığı keten tohumu tüketmeye özen gösterin.
    Mümkün olduğunca hareketli olmaya özen gösterin.


    Ana öğün seçenekleri

    Maydanozlu domates çorbası: Altı büyük boy domates, iki adet kereviz sapı, bir adet rendelenmiş kabak, bir demet maydanoz, bir yemek kaşığı bulgur, bir yemek kaşığı daha önceden haşlanmış esmer pirinç pişirilir. Limon sıkılıp pul biberle servis edilir.
    Ispanaklı brokoli çorbası: İki orta boy kabak, yarım kilo ıspanak, altı-yedi adet brokoli haşlanır, suyu ile birlikte blendırdan geçirilir. Yarım su bardağı diyet süt, iki yaprak taze kişniş, 2,5 cm. zencefil rendesi harmanlanarak pişirilir. Sos olarak ince kıyılmış kırmızı biber ve pul biber eklenerek servis edilir.


    Ara öğün seçenekleri

    "Altın su": Bir orta boy elma + bir orta boy armut katı meyve sıkacağında hazırlanırken içine 1,5 cm. taze zencefil rendelenir. Bir çimdik toz keten tohumu eklenerek servis edilir.
    "Zümrüt su": Bir adet probiyotik yoğurt sulandırılır. Orta boy marulun yarısı ince ince doğranır, yarım demet maydanoz ve dereotu kıyılıp eklenir. Bir-iki diş sarmısak katılır.


    Özel bitki karışımları

    Dört adet elma kabuğu, bir dilim limon, bir parça kabuk tarçın, iki poşet yeşil çay, bir su bardağı sıcak su içerisinde beş dakika demlenir. Ilık olarak tüketilir.
    Bir poşet yaseminli yeşil çay, üç adet yaprak nane, bir tutam kekik, bir poşet böğürtlen çayı, bir su bardağı sıcak suda beş dakika demlenir ve servis edilir.

    Bağışıklık sistemimizin yardımcısı: ÇİNKO

    Bağışıklık sistemimizin yardımcısı: ÇİNKO

    Çinko eksikliği, en sık gözlenen mineral eksikliklerinden biri olmakla birlikte üzerinde en az durulanlardan birisidir

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Birçok besinde fazlasıyla bulunan çinko bağışıklık sisteminde anahtar rol oynar, 200 civarında enzim ve bir çok hormonun üretiminde (testosteron gibi) rol alır. Başlıca işlevleri şöyle sıralanır:
    Protein sentezi, insülinin aktivasyonu, Vitamin - A'nın hücrelere taşınması ve kullanımı, hücrelerin bölünerek çoğalabilmesi, tat alma, sperm yapımı. Akyuvarların, antikorların oluşmasında payı vardır. Bağışıklık sisteminin bu askerleri bizi hastalığa neden olan virüslerden koruduğu gibi zehirli maddeleri etkisiz hale getirmede yardımcı olur. Çinko eksikliğinde yaraların iyileşmesi gecikebilir, görme duyusunda problemler yaşanabilir (özellikle diyabet hastalarında), enfeksiyon hastalıklarına karşı savunmasız kalınabilir.

    Gribe karşı etkili
    Soğuk algınlığı ve gribe karşı çok etkilidir. Akneye karşı da çok etkili bir mineraldir.
    Fakat çinkonun yararları bununla bitmiyor. Hücre yenilenmesinde payı olduğu için cildi de güzelleştirir. El tırnaklarını sertleştirir ve saçı kuvvetlendirir, nörodermitisi ve uçukları hafifletir. Âdet görme ağrılarını hafifletmesini, kısırlığa karşı etkili olmasını da diğer özellikleri arasında sayabiliriz. Amalgam gibi ağır metalleri de vücuttan atar.
    Çinkoya olan ihtiyacımız birçok faktöre bağlıdır. Çocukların ve gençlerin yetişkinlere oranla daha az ihtiyacı vardır. Stresli tiplerin de sakin kişilere oranla ihtiyaçları daha fazladır. Prensip olarak ise kadınların çinkoya olan ihtiyacı erkeklerden daha fazla değildir.
    Enfeksiyonlara karşı zayıf olma çinko azlığının en önemli belirtisidir. Çocuklarda öğrenme yeteneğinin sınırlı olması, büyümedeki aksaklıklar, saç dökülmesi, kısırlık, soğuk eller ve ayaklar, tat alma duygusunun sınırlı olması, tırnaklarda beyaz lekeler de çinko azlığının belirtileridir.

    Önerilen miktarlar
    Erkekler için: 11 mg, bayanlar için 8 mg. olarak bildirilmiştir. Üst sınır 40 mg'dır. Daha fazlası özellikle bakır gibi hayati önem taşıyan minerallerin emilimini engelleyebilir.

    Haftanın öğüdü
    ÇİNKO EN FAZLA HANGİ BESİNLERDE VAR?
    İstiridye 7 mg ..Peynir 2 - 4 mg .. Sığır eti 5 mg .. Sütsüz çikolata 2 mg .. Kuru fasulye 3 mg ..Yumurta 1.5 mg .. Mısır 2.5 mg ..Brüksel lahanası 1 mg.. Karides 2.3 mg .. Brokoli 1 mg..
    DİKKAT: Daha çok hububat proteini tüketen ülkelerde, hububattaki fazla miktardaki fitatlar ve diğer bazı organik bileşikler, demir ve çinkoyu bağlayarak emilimini azaltırlar.
    TEDAVİ: Çinko eksikliği durumunda, çinko içeren ilaçların kullanımı son derece başarılı sonuçlar vermektedir.

    Motivasyonsuz diyet başarıya ulaşmaz

    Motivasyonsuz diyet başarıya ulaşmaz

    Zayıflamak için diyet uygularken mutlaka kendinizi motive etmeniz gerekir. Peki bunu nasıl başarabilirsiniz?

    Günümüzde pek çok kişi zayıflama uğruna bir yolculuğa çıkıyor. Elbette bu yolculukta amaç sağlıklı olabilmek ve doğru beslenme alışkanlıkları edinmek için her bireyin kendi genetik, biyolojik ve sosyal yapısına uygun beslenme programlarını bir uzman kılavuzluğunda uygulamaya çalışmasıdır. Bu hedefe yönelik başarımızın bir uzmana giderek uygun beslenme programlarını edinip uymanın yanında motivasyonumuza da paralel olduğunun unutulmaması gerekiyor.

    Bir gecede karar almayın
    En kısa tanımı ile motivasyon, bir amacı gerçekleştirmek için belli miktarda çaba harcamaya istekli olmak demektir. Motivasyon bir şeyi yapmak istememizi sağlayan, içimizden gelen arzu ve güçtür. Bir şeyleri zorla da olsa yapabiliriz ancak yapmayı istemek ayrı bir durumdur. Kimse içimizdeki yapma isteğini, arzusunu zorla uyandıramaz.
    İsteyerek yaptığımız her şeyden zevk alır ve kendimizi iyi hissederiz. Bunun sonucunda da verimli sonuçlar gelir.
    O halde her şeyde olduğu gibi zayıflama diyetleriyle başarılı sonuçlara ulaşmak için de motivasyonun önemi açıktır.
    Kilo vermek bir gecede karar verip uygulanacak bir şey değildir. Bir uzman eşliğinde verilen beslenme programına bağlı kalmak çok önemlidir. İşin başında büyük bir heyecan ve kararlılık içindeyken, çok geçmeden mazeretler bulmaya veya şikayet etmeye başlarız. Daha ne olduğunu anlamadan, bir de bakarız ki başladığımız noktaya dönmüşüz. Bu durumla karşılaşmamak için motivasyon sağlanması gerekir. Motivasyon için de yapılması gereken istek uyandırmaktır.
    Motivasyonun sağlanabilmesi için öncelikle olumsuz düşüncelerden arınma gerekir. Sizi iyi sonuçlara götürecek olumlu düşüncelere yönelmelisiniz. Daha sonra kilo vermek için kendinize bir hedef belirlemeli ve o hedefe nasıl ulaşacağınıza dair makul ve kısa vadeli küçük hedefler koymalısınız. Çünkü ulaşılması çok zor bir kilo verme hedefi vazgeçmenize neden olabilir. Çok kolay bir hedef ise size bir şey kazandırmaz. Başlangıçta, hızla ulaşabileceğiniz ılımlı hedefleriniz olsun. Mesela, tam yağlı yerine yarım yağlı süt için. Daha sonra iddianızı yükseltip yağsız süte geçin.
    Bir diğer motivasyon yöntemi de yerine koyma olarak isimlendirilebilir. Kendinize gerçekçi olmayan sınırlamalar getirerek zalimce davranmak yerine makul olmaya çalışın. Yemek istediğiniz çikolata ve hamur işleri vb. yerine ara öğünlerinize masum tatlılar ve besin değeri yüksek, sizi tatmin edebilecek besinler koymaya çalışın. Böylece, ileride bir suçluluk duygusu ile baş başa kalmaz, kendinizi mutlu hissettiğiniz ve olumlu sonuçları bizzat gördüğünüz için motivasyonunuzun artmasını sağlarsınız.

    Hayat tarzı hedefleyin
    Başka bir nokta ise yanlış şartlandırmadır. Kendinizi "Bu hafta iki kilo vereceğim" diye şartlandırıp bu şekilde hedef belirlerseniz, bu tam tersine motivasyonunuzun azalmasına neden olur. Her gün tartının üzerine çıkar, "Acaba bugün kaç gram gitti?" diye bakar ve bunu takıntı haline getirirsiniz. Bunun yerine kendinizi davranışsal hedeflere odaklayın. "Bu hafta her gün yürüyeceğim" veya "Öğünlerimi atlamayacağım" gibi. Unutmayın her şeyden önce sağlıklı ve kaliteli bir yaşam için doğru beslenme şeklini hayatınıza sokmaya ve uygulamaya çalışıyorsunuz. Bu süreçte de hedefleriniz sadece kilo vermek değil, devam ettirebileceğiniz bir hayat tarzını uygulamaya sokmak olmalı.


    Haftanın öğüdü

    Diyet yaparken sabırlı olun
    Kendinize güvenin, sabırlı olun.
    Kendiniz için önerilen beslenme programları ve tavsiyelerinin sorumluluğunu alın.
    Her gün tartılmak yerine haftada bir kez tartılın.
    Değişim için kendinize zaman tanıyın ve sonuca odaklanın.
    Hareketlerinizin doğuracağı sonuçları düşünerek kendinizi kontrol etmeyi öğrenin.
    Kendinize bir hedef belirleyin ve hedefinize ulaştığınızda kendinizi ödüllendirin ama bol kalorili bol yağlı ödüller yerine daha masum olanları tercih edin. Taylight elmalı tatlıyı deneyebilirsiniz.

    Haftanın besini

    Taylight elmalı tatlı
    Malzemeler (1 porsiyonluk):
    orta boy elma, bir tutam tarçın, 1 tatlı kaşığı kadar dövülmüş ceviz, 1 top diyet dondurma.
    Hazırlanışı: Elmanın kabuklarını soyduktan sonra ortadan ikiye bölün. Üstüne tarçın serpiştirerek fırına koyun. Piştikten sonra üstüne dövülmüş cevizi serpin. Diyet dondurmayla beraber servis yapın.
    Kalori hesabı: Elmalı tatlınızın porsiyon için toplam enerji değeri 120 kaloridir (Aynı tarifi, ikiye bölünüp soyulmuş ve ortasına karanfil batırılıp haşlanmış ayvayla da deneyebilirsiniz).



    Kan basıncında sodyum ve potasyuma dikkat

    Kan basıncında sodyum ve potasyuma dikkat

    Potasyum kişiyi hipertansiyondan korurken, fazla sodyum yani tuz kan basıncını yükseltiyor

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Potasyum, sodyumla birlikte hücre içi ve dışında sıvı ve mineral dengesinin sağlanmasına, kan basıncının düzenlenmesine yardımcı olur ve besinlerin hücre içine geçişini sağlar. Kalbimizin ve vücuttaki diğer kaslarımızın sağlıklı yapısını koruması potasyuma bağlıdır. Fazla şeker, diüretikler, laksatifler, fazla tuz, alkol ve stres bu mineralle birlikte vücuttan atılır.
    Böbrek bozuklukları da aşırı potasyum kayıplarına neden olabilir. Yetersizlik durumlarında güç kaybı, iştahsızlık, mide bulantısı ve halsizlik görülür. Hipertansiyon tedavisinde ek potasyum kullanılması gerekebilir. Yetişkinlerin hipertansiyondan korunmak için günde 2000 - 3500 mg potasyum alması önerilir. Potasyum balık, tavuk, taze et, birçok sebze (özellikle patates) ve meyvelerde (muz, kayısı, turunçgiller) bulunur. Az işlem görmüş besinlerin potasyum miktarı daha fazladır.
    Sodyum ise vücut sıvı dengesinin kontrol edilmesine, kalp kası da dahil tüm vücut kaslarımızın gevşemesine, sinir uyarılarının iletimine yardım eder. Vücuttan sodyum kaybı aşırı ishal ve terleme yolu ile olur. Sodyum atımında bozukluklar görülen bazı böbrek hastalıklarında aşırı alım vücutta su tutulmasına ve ödeme neden olabilir. Tuza karşı hassasiyeti olan bireylerde, kan basıncında artış görülebilir.
    Sağlıklı bireylerin gereksinimlerini karşılayacak yeterli ve güvenli sodyum miktarı her ne kadar 500 mg olarak belirlenmiş olsa da bireylerin tükettiği düzey bundan daha yüksektir. Dörtte bir tatlı kaşığı tuz 500 mg sodyum içerir.

    Fazlası zarar
    Besinlerin pek çoğunun içinde bulunan sodyum, doğal yiyecek tuzu olarak adlandırılır. Sofra ya da mutfak tuzunun da büyük bir bölümü sodyumdur. Fazla tuz tüketiminin de yüksek kan basıncı (yüksek tansiyon) ile ilişkili olduğu daima dikkate alınmalıdır. Fazla tuz tüketimi, idrarla kalsiyum atımını artırır. Bu durum kemiklerden kalsiyum kaybına neden olur.

    Besinlerin sodyum ve potasyum miktarları
    BesinlerSodyum (mg)Potasyum (mg)
    Dana eti80500
    Tavuk eti68235
    Mercimek30790
    Kuru fasulye191196
    Beyaz peynir25268
    Süt49152
    Yoğurt51143
    Enginar86760
    Mantar15414
    Patates3407
    Muz1370
    Portakal1200
    Nar3259


    Haftanın besini
    SOYA
    Soya fasulyesi, besin öğeleri açısından hayvansal kökenli proteinlere en yakın olan yağlı tohumdur. Soyada; potasyum, B1 vitamini, B2 vitamini, niasin, piridoksin, pantetonik asit, biotin, A vitamini, C vitamini, inositol, folik asit, E vitamini ve K vitaminleri, östrojenden yaklaşık olarak 1000 kat daha az östrojenik güce sahip olan maddeler bulunur. Kolesterolü düşürür. İnek sütüne alerjisi olanlar soya sütü ve ürünleri tüketebilirler. Tüm bu faydaları bilinen soya, aşırı tüketiminde besinlerden aldığımız çinkonun biyoyararlılığını azaltır.

    Hangi besine ne zaman başlamalı?

    Hangi besine ne zaman başlamalı?

    Anne sütü beslenme konusunda bebeğin altı aydan sonraki tüm gereksinimlerini karşılayamaz. Bu yüzden ona ek besinler vermek gerekir


    Kişinin temel ihtiyaçlarından birisi olan beslenme; büyüme, gelişme ve sağlığın korunmasındaki en önemli faktördür. Bunun için her bireyin doğumdan itibaren protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve minerallerden oluşan besin öğelerinden yaşına uygun bir şekilde, her gün yeterli ve dengeli olarak alması gerekir.
    Çocuklar sürekli büyüyen bir organizmaya sahip oldukları için besin ihtiyaçları da yaş dönemlerine göre farklılık gösterir. Bu nedenle çocukların büyüme ve gelişmelerinin yakından izlenmesi çok önemlidir.
    Anne sütü bebeklerin gereksinimi olan bütün öğeleri içeren eksiksiz ve mucizevi bir besindir. Bu nedenle bebekleri ilk altı ay boyunca su bile vermeksizin sadece anne sütüyle beslemek, bebeklerin bütün ihtiyaçlarının karşılanarak sağlıklı gelişmesini, büyümesini ve hastalıklardan korunmasını sağlar. Ancak anne sütü daha sonra besin ihtiyacındaki artış nedeniyle bebeğin gereksinimlerini karşılayamaz. Bu nedenle diyete daha katı besinleri eklemek gerekir.

    Altı aydan sonra başlanabilir
    Altıncı aydan sonra besin ihtiyacı artar ve bebek, gereksinimlerini anne sütünden yeterince alamaz.
    Bebekler ilk altı ay yeterli olacak kadar demir deposu ile doğar ama sonra bu miktar yetersiz kalır.
    Bebekler artık sıvı olmayan yarı katı gıda maddelerini kabul edebilecek duruma gelir ve bu ileriki dönemlerde olumlu bir beslenme alışkanlığı edinmesini sağlar.
    Bebekler kendi bağışıklık sistemlerini geliştirmek zorunda olduklarından dış çevre ile beslenme yoluyla bir bağ kurmalıdırlar.
    Bebekler annelerinden daha bağımsız hale gelirler, bu da sosyal gelişmeleri için oldukça önemlidir. Altıncı aydan sonra bebeklere değişik lezzetlerde ve tarzlarda yemekler sunmak, çocukluk çağındaki yemek sevmeme alışkanlığını önlemede yardımcı olur.
    Bütün bu nedenlerle bebeğin anne sütü yanında başka besinlere de gereksinimi vardır ve bebeğin fizyolojik gelişimine uygun ek gıdalara başlanmalıdır. Ancak emzirme bu dönemde de sürdürülmelidir.

    Önce yoğurt sonra sebze
    Bebeğe verilecek ilk ek besinler elma veya şeftali suyu, püresi ve yoğurttur. Bunları izleyerek diyete sebzeler, diğer meyve suları, yumurta ve etler eklenir. Sebze ezmeleri ve çorbaları her gün taze olarak pişirilir. İçine un ve yağ da eklenerek zenginleştirilir.
    Yoğurt: İlk kez bir kaşık verilerek miktarı zamanla artırılır. Yoğurt yapmak için pastörize edilmiş ve kaynatılmış süt 40-45 derece sıcaklığa getirilir. 1 kilo süte 1 yemek kaşığı yoğurt ezilerek ilave edilir. Sütün üstü kapatılarak kalın bir örtü ile sarılır veya ılık bir yerde beş-altı saat mayalandırılır. Bebeklere her gün taze yoğurt verilmelidir.
    Meyve suyu ve ezmesi (püre): Meyve veya sebze suları hazırlanırken önce meyve yıkanır, kabukları soyulur, cam rendede rendelenir, süzülerek meyve suyu elde edilir. Meyveler sıkılır sıkılmaz bekletilmeden bebeğe verilmelidir. Günde 1 çay kaşığı ile başlamak suretiyle miktar gittikçe artırılır.
    Tahıllar: Pirinç unu, buğday unu, pirinç, bulgur, ekmek içi, yoğurtla çorba yapılarak verilir. Tarhana çorbası da bebek için uygun ek besindir. Baharatsız yapılan tarhana çorbası da altıncı ayda çocuklara verilebilir. 1 silme yemek kaşığı tarhana 1 bardak su ile karıştırılıp kaynatılır, ılık olarak verilir.
    Sebze çorbaları: Yoğurda alışmış bebeğe
    1 yemek kaşığıyla başlamak suretiyle verilir. Çocuk büyüdükçe sebze çorbası daha koyu olarak hazırlanır. Pişen sebzeler cam rendeden geçirilerek verilir.
    Yumurta: Yoğurt, meyve, tahıllı besinler ve sebze çorbasına alıştırılmış bebeğe, suda kaynatılarak katı pişmiş yumurta sarısından 1 çay kaşığı verilir ve miktarı zamanla artırılır. Yumurta, sebze çorbasına karıştırılarak verilebileceği gibi, ekmek içi ve sütle ezilerek de verilebilir. Yumurta beyazı yedinci, sekizinci ayda verilir.

    Et için uygun seçenek: Kıyma
    Et ve kuru baklagiller: Yoğurt, sebze, tahıllı besinlere alışmış bebek, sebze çorbasının içine biraz kıyma konularak ete alıştırılır. Zamanla tavuk ve balık etleri de sebzelerle birlikte ezilerek verilebilir.
    Kıyma: Hafif ateşte kendi suyunu çekene kadar ısıtılıp yukarıda hazırlanan sebze çorbası ve diğer çorbalara katılarak bebeğe verilebilir. Kıyma en uygun et verme şeklidir.
    Tavuk ve balık eti: Tavuk eti kemiklerinden, balık kılçığından iyice ayrılır, ezilerek verilir veya sebze çorbası içine katılır.
    Kurubaklagiller: Yine kıyma yerine, sebze çorbasına kırmızı-sarı mercimek, pişmiş nohut konularak çocuk bu besinlere alıştırılır. Kırmızı veya kabuksuz sarı mercimek iyi pişirildiği takdirde bebek için iyi bir protein kaynağı olur. Diğerleri de dış zarları ayrılıp iyi pişirilerek verilebilir.
    Ek besinlere alıştırma döneminde, bebeğe her besin tek tek, az sulu kıvamda verilir. Altıncı aydan sonra yukarıdaki yiyeceklerin miktarları biraz daha artırılabilir. Yedinci aydan sonra çocuk, ailenin yediği baharatlı ve çok yağlı olmayan yemekten alabilir. Yemeğin sadece suyu değil, kendisi de ezilerek verilmelidir.


    Haftanın besini

    Anne sütü
    Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF, anne sütü ile beslenmenin doğumdan hemen sonra başlamasını, ilk altı ayda sadece anne sütü verilmesini ve emzirmenin altıncı aydan sonra uygun besin takviyeleri ile 2 yaş ve üzerine kadar devam etmesini öneriyor. Çünkü anne sütü, bebeğin ilk altı ay ihtiyacı olan protein, yağ ve vitamin gibi her türlü besin değerini içeren ideal besin kaynağıdır. İçindeki koruyucu maddeler bebeği enfeksiyonlardan korur. Hazmı kolay olan anne sütü, daima taze, temiz ve bebeğe vermek üzere hazırdır. Bu yüzden bebeğinizi ilk altı ay sadece anne sütüyle besleyin.



    Haftanın öğüdü

    Beslerken bunlara dikkat edin
    Et suyu sanıldığı gibi besleyici değildir. Etin kendisi ezilerek verilmeli.
    Yemeğin yalnız suyu değil, taneli kısımları da suyu ile ezilerek bebeğe verilmeli.
    Bir yaşına kadar bebeğin beslenmesinde tuz, şeker, bal, acı ürünler ve baharatlar kullanılmamalı.
    Besinler kaşık ve bardak kullanarak verilmeli.
    Beslenirken bebeğin başının altına yastık konarak dik tutulmalı.
    Beslendikten sonra ağzı temizlenip omuza bastırılarak gazı çıkarılmalı.
    Bebek ek besinlere teker teker alıştırılmalı, ilk kez denenecek besinler haftada bir çeşit olacak biçimde verilmeli.
    İlk kez denenen besin tek öğün olarak ve çok az miktarlarda verilmeye başlanmalı, bebeğin alımına uygun olarak miktar ve öğün sayısı artırılmalı. Bu besinler bebeğe açken verilmeli, bebek almazsa zorlanmamalı, bir süre geçtikten sonra yeniden denenmeli.
    Bebek bir besin aldıktan sonra alerji belirtisi gösterirse besin kesilmeli, 15-20 gün sonra tekrar denenmeli.
    Sebze, meyve, pirinç, mercimek iyice yıkandıktan sonra kullanılmalı.
    Bebeğe verilecek yiyecekler doğal ve taze ürünler kullanılarak hazırlanmalı; konserve, dondurulmuş yiyecekler, katkı maddeli hazır besinler verilmemeli. Hazırlanan yiyecekler uzun süre oda ısısında bekletilmemeli.
    Gıda hijyenine uyularak hazırlanan yiyecekler için kullanılan su kaynatılmalı, gereçler kaynatılarak temizlenecek türden seçilmeli.
    Besinler hazırlanmadan ve bebek beslenmeden önce eller kesinlikle yıkanmalı.


    İyi kalplilerin minerali magnezyum

    İyi kalplilerin minerali magnezyum

    Enerji üretiminde çok önemli olan magnezyum, kalp, böbrek, beyin ve karaciğer metabolizmalarında da önemli bir rol oynar

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Magnezyum hayati önem taşıyan 11 mineralden birisi, belki de en önemlisidir. Vücudun kendisi bu minerali üretmediği için magnezyumun besinler yoluyla alınması gerekir. Magnezyum cildi düzgünleştirir, saçı güzelleştirir ve tırnakları kuvvetlendirir. Proteinlerin kana karışmasını, kasların ve sinirlerin düzenli bir biçimde çalışmasını sağlar.
    Magnezyum genel olarak kalsiyumun kemikte düzgün dağılımı için gereklidir, üredeki kalsiyum çözünürlüğünü artırarak taş oluşumunu azaltır. Ayrıca başta stres olmak üzere çok sayıda hastalığa iyi gelir. Özellikle migrene karşı iyidir ve kalbi korur. Gevşetici özelliği vardır; iskelet ve sindirim sistemindeki adalelerin kasıldıktan sonra gevşemeleri magnezyum varlığında mümkündür.
    300 enzimi çalıştırır ve bununla metabolizmayı etkilemiş olur. Enerji üretiminde çok önemli olan magnezyum kalp, böbrek, beyin ve karaciğer metabolizmalarında da önemli bir rol oynar. Vücut bu minerali yeteri kadar almadığı takdirde kemiklerde depo edilmiş olan magnezyuma el atar. Rezervi bittiği zaman alarm verir.

    Rezerv biterse...
    Magnezyum eksikliğinde sinirlilik, uyumsuzluk, iştah kaybı, depresyon, kasların zayıflaması ve kas krampları ile kasılmaları, kalp ritminde bozulmalar, solukluk, uyuşukluk, koroner spazm, böbrek taşı, kanser, regl öncesi rahatsızlıklar gibi belirti ve rahatsızlıklar görülebilir. Beslenmeye bağlı olmayan magnezyum stoklarının azaldığı durumlarda uzman tavsiyesi ile magnezyum desteği önerilebilir.
    Magnezyum toprakta ve deniz suyunda saklıdır. Vücudumuzda da sürekli doldurulması gereken bir magnezyum rezervi vardır. Yani bu mineral sayısız fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için vücuda devamlı olarak verilmelidir.
    Ispanak gibi yeşil yapraklı sebzeler, muz, avokado, kakao, çikolata, fındık, ceviz, deniz salyangozu, karides, dil balığı ve kabak çekirdeği gibi yiyecekler magnezyumun önemli kaynaklarıdır.

    Haftanın öğüdü
    Erişkinlerde günde 300-400 mg magnezyum alınması önerilir. Gebelik ve emzirme dönemlerindekilerin ise 150 mg ek olarak alması gerekir. Çocuklarda 0-6 ayda günlük 50 mg, 6-12 ayda 70 mg, 1-10 yaş arasında 150-250 mg, 11-18 yaşlarında 300-400 mg magnezyum alınması önerilir.

    MAGNEZYUM KAYNAKLARI (100 gramda)
    Kakao (toz)590 mg
    Ispanak56 mg
    Yağlı peynir53 mg
    Dil balığı49 mg
    Muz36 mg


    Haftanın besini
    ÇİKOLATA
    Karşı konulmaz bir tat olan çikolata, sağlık için gerekli birçok minerali (kalsiyum, fosfor, magnezyum, demir, çinko, bakır) içerir. Çikolata polifenol diye adlandırılan ve antioksidan olan bileşim dizileriyle doludur. Kanın akışkanlığını artırır, damarları açar, metabolizmanın ürettiği kalp hastalıkları ve kansere yol açan zararlı moleküllerle savaşma gücünü artırır. Duygusal anlamda da kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan beyindeki seratonin hormonu seviyesini artırır ve mutluluk hissi verir. Aynı zamanda içeriğindeki kafein nedeniyle uyarıcı ve keyif vericidir. Ancak yine de, yapısındaki yüksek şeker ve kalori göz ardı edilmemeli, çikolata tüketimi konusunda da aşırıya kaçılmamalı ve sağlıklı beslenmenin en önemli koşullarından birinin bu olduğu asla unutulmamalıdır.

    Adı gibi olmayan hastalık: Şeker

    Adı gibi olmayan hastalık: Şeker

    Günümüzde en yaygın hastalıklardan biri olan şeker hastalığı (diyabet) konusunda ne biliyoruz? Eğer bu hastalığa yakalandıysak nelere dikkat etmemiz gerekiyor?

    Şeker hastalığı (diyabet), vücudunuzda pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin hormonu üretememesi ya da ürettiği insülin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamamasına bağlı olarak gelişen ve ömür boyu süren bir hastalıktır.
    Başlıca iki tip şeker hastalığı bulunmaktadır. Tip 1 diyabetli kişilerde yeterli insülin üretimi yoktur ya da çok azdır. Tip 1 diyabet çoğunlukla çocuklar ve ergenlik çağındakilerde gelişir fakat yetişkinlerde de görülebilir.
    Tip 2 diyabetli kişilerin ise pankreası insülin üretir ama üretilen insülin hedef dokularda etkili olarak kullanılamaz. Tip 2 diyabet, tip 1 diyabete kıyasla daha sık görülür.

    Yakıt olarak glikoz
    Normalde yediğimiz besinler vücudumuzda parçalanarak enerji için kullanılmak üzere glikoza dönüştürülür. Midenin arka yüzeyinde yerleşik bir organ olan pankreas, kaslarımızın ve diğer dokuların kandan glikozu alıp enerji olarak kullanmalarını sağlar ve insülin hormonu üretir.
    Besinlerle kana geçen glikoz, insülin hormonu aracılığı ile hücrelere girer. Hücreler glikozu yakıt olarak kullanır. Eğer glikoz miktarı vücudun yakıt ihtiyacından fazla ise karaciğerde depolanır. Şeker hastalığında ise insülin eksikliği veya insülinin vücutta etkin bir şekilde kullanılamaması nedeniyle glikoz kullanılamaz ve kan şekeri yükselir (hiperglisemi).
    Şeker hastalığı olmayan insanlarda kan şekeri açlıkta 70-110 mg. / dl. arasında, toklukta (yemekten iki saat sonra) 140 mg. / dl.'nin altındadır ve kan şekeri düzeyi açlık halinde 120 mg. / dl.'nin, tokluk halinde ise (yemeğe başladıktan iki saat sonra) 140 mg. / dl.'nin üstüne çıkmaz.
    Açlık kan şekeri ölçümünde (en az sekiz saatlik bir açlık sonrası) en az iki değerin 126 mg. / dl.'nin üzerinde olması diyabet için tanı koydurucudur.

    Obezite ve yaş da etkili
    İnsülin vücudumuzda pankreas adı verilen organ tarafından üretilen bir hormondur. Kandaki şekerin hücre içine girmesini sağlar. Tip 1 yani insülin kullanımı gerektiren diyabette pankreas çok az ya da hiç insülin yapamaz. Bu durumda hücrenin içine giremeyen şeker kanda birikir. Kan şekeri düzeyi yükselir.
    Bu durumda dışarıdan insülin takviyesi alınması zorunlu hale gelir. Kısa, orta ve uzun etkili insülin tiplerinden biri veya kombinasyonu doktorunuz tarafından önerilecektir.
    İnsülin direnci dokuların (kas, karaciğer ve yağ dokusu) insüline cevabının azalmasıdır. Obezite, yaşlanma ve az hareketli yaşam biçimi gibi faktörlerin, insülin direncinin gelişimine ve sonuçta tip 2 diyabete neden olduğuna inanılıyor. İnsülin direnci, kas ve yağ dokusuna glikoz alımını bozar ve karaciğerin glikoz üretimini artırır.

    Glisemik indeksi düşük beslenme
    Glisemik indeks yiyeceklerin kan şekeri düzeyine ani etkilerini inceleyen bir sınıflandırma yöntemidir. Bu indeks değerlendirilirken beyaz ekmek ve şeker referans alınır.
    Sağlıklı beslenmede esas, besinlerin glisemik indeks değeri 70'in altında olanları tüketmektir. Bunun üzerindekiler sağlığı olumsuz etkileyip kilo alımına sebep olabilir.
    Düşük glisemik indeksli beslenme hızlı acıkmaları engeller. Kan şekerinizin dengelenmesini sağlar. Tokluk hissi ve kan şekeri dengeleyici rolüyle kilo vermenize de yardımcı olur. Yağ yakımını hızlandırabilir. İştahınızı baskılayabilir, tatlı ataklarını önleyebilir.
    Hipoglisemi terimi tam kan veya plazmada şeker düzeyinin düşmesine bağlı olarak ortaya çıkan metabolik durumu tanımlamak için kullanılır. Yaşamın birinci yılından sonra hipoglisemi semptom ve bulguları olan kişilerde kan şekeri düzeyi 60 mg. / dl. altında bulunduğu takdirde hipoglisemiden şüphelenilir. Şeker düzeyi 50 mg. / dl. altında ise hipoglisemi şüphesi kuvvetlenir, 40 mg. / dl. altında hipoglisemi tanısı konur.
    Açlık, titreme, terleme, solukluk, çarpıntı, huzursuzluk, baş ağrısı, karın ağrısı, bulanık görme, uyuşukluk, konuşma zorluğu, kalp atım hızının artması, sinirlilik hipoglisemi durumunda görülen belirtilerdir. Hipoglisemi durumunda öncelikle taze meyve suyu, şekerli içecek, bal ve reçel gibi gıdalar alınmalıdır.
    Açlık kan şekeri normalde 70 ile 110 mg./ dl. arasındadır. Kan şekerinin normal değerlerin üzerine çıkması hiperglisemi olarak adlandırılır. Belirtileri şunlardır: Her zamankinden daha fazla susama ve su içme, daha fazla acıkma ve yemek yeme, çok sık idrar yapma, gece sık olarak idrar yapmak için uykudan uyanma, ciltte kuruma, halsizlik, bulanık görme, yaraların geç iyileşmesi.


    Haftanın besini

    Tarçın
    Özellikle diyabetliler için tarçın eşi bulunmaz bir besindir. Tarçın ekstresinin kan şekeri seviyelerini ve lipidleri düzenleyici rolü bulunmakta. Aynı zamanda insülin hassasiyetini geliştirir, karbonhidratların ince bağırsaklarda emilimini yavaşlatarak kan şekerini baskılayıcı etki gösterir. Tarçın doğal antioksidanların da potansiyel kaynağıdır. Bal ya da limon suyuyla birlikte alındığında boğazdaki yanmaları keser. Mide yanmalarını ve kusma hissini alır.


    Haftanın öğüdü

    Günde üç ana, üç ara öğün yiyin
    Her gün üç ana, üç ara olmak üzere altı öğün yemek gerekiyor. Her öğünde karbonhidratlı besinler mutlaka yanında süt grubu bir besinle alınmalı. Karbonhidratlı besinler tek başına alındıklarında kan şekerini aniden yükseltirler. Bu yüzden şekerin
    kanda daha yavaş yükselmesini sağlayan süt, yoğurt, peynir gibi süt grubu bir besinle yenmeli.
    Kan şekerini düzenlemedeki olumlu etkilerinden dolayı günde 20-35 gram posa alınmalı. Her gün sebze, meyve, kepek (yulaf, buğday vb.), kuru baklagiller ile gerekli posa sağlanabilir.
    Muz, incir, üzüm, kavun gibi meyvelerin miktarı diyetisyen tarafından ayarlanmalı.
    Düzenli egzersiz kan şekerini ve yağlarını normal düzeylere indirdiği, kan basıncını ayarladığı, kilo verdirdiği için şeker hastaları kendilerine uygun bir egzersiz programı oluşturmalı.
    Diyabetik ürünlerle diyet ürünlerinin aynı olduğu düşünülmemeli, içindekiler listesi mutlaka okunmalı.


    Yanlış pişirme yöntemi besinin yapısını bozar

    Yanlış pişirme yöntemi besinin yapısını bozar

    Yanlış pişirme yöntemleri nedeniyle besinlerde kanserden koruyucu vitamin kaybı ve kanserojenler oluşabilir

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Evde ve toplu beslenme sistemlerinde pek çok pişirme yöntemi uygulanıyor. Ön haşlama, derin yağda kızartma, haşlama, ağır ateşte pişirme, buharda pişirme, ızgara etme, fırında tencerede pişirme gibi... Fakat önemli olan besinleri hazırlarken hangi saklama ve pişirme metotlarını kullanmamız gerektiğini bilmemizdir.
    Pişirme yöntemleri, kanser gibi kronik hastalıklara neden olabildiği için büyük önem taşır. Pişirme yöntemleri besinlerin yapılarında bazı değişikliklere neden olur. Yanlış pişirme yöntemleri nedeniyle besinlerde kanserden koruyucu vitamin kaybı ve kanserojenler oluşur.
    Özellikle protein ve yağ içeriği fazla olan besinlerin (et vb.) direkt ateş ile temas ederek, dumanla tütsülenerek pişirilmesiyle kanser yapıcı maddeler oluşur.

    Kesilen meyve bekletilmez
    Sebze ile meyvelerin uygun koşullarda saklanmaması ve pişirilmemesi halinde, mikroplara karşı koruyucu maddelerin etkisiz hale geldiği bildirilmiştir. Örneğin; meyvelerin kesildikten ya da suyu sıkıldıktan sonra bekletilmemesi gerekir.
    Sütlü tatlı yaparken de süt, un ve şeker birlikte pişirildiğinde sütün besin değeri azalır. Şeker, sütlü tatlıya ocaktan indirilmesine yakın eklenmelidir.
    Taze sebzeler önce ayıklanmalı, yıkanmalı, sonra doğranmalı ve yeteri kadar su ile pişirilmelidir. Etler hemen tüketilmeyecekse birer yemeklik miktarlarda, yassı şekilde paketlenmiş olarak normal buzdolabı buzluklarında 1 hafta, derin dondurucularda 3-4 ay süreyle saklanabilir.
    Dondurulmuş besinler, özellikle etler, buzu çözdürüldükten sonra yeniden dondurulmamalı. Buz çözme işlemi, oda sıcaklığında, soba/radyatör üzerinde ve altında, hafif ateşte veya güneşli yerlerde yapılmamalı, buzdolabının alt raflarında bekletilerek gerçekleştirilmeli. Çözülmüş besinler de bekletilmeden pişirilmeli.

    Konserve alırken dikkat
    Kapakları dışa dönük (bombelenmiş) konserveler, sağlık için son derece tehlikelidir ve zehirlenmelere yol açabilir. Konservelerin suyu dökülmemelidir.

    Haftanın besini
    Taylight nohutlu semizotu yemeği
    Porsiyon: 4 kişilik
    Malzemeler: 1 kg semizotu, 1 adet kurusoğan, 4 - 5 adet domates, 1 yemek kaşığı yağ, baharat, 1 avuç içi haşlanmış nohut
    Hazırlanışı: Semizotunu yıkayıp doğradıktan sonra tencereye alalım. Domatesleri ve soğanı rendeleyip semizotuna ilave edelim. Pişmeye yakın 1 yemek kaşığı yağımızı ve haşlanmış nohutumuzu ilave edelim. En son baharatı da ekleyip servis yapabiliriz.
    Kalori hesabı: Nohutlu semizotu yemeğimizin 1 porsiyon için toplam enerji değeri 130 kal.

    Kim, ne kadar kafein tüketmeli?

    Kim, ne kadar kafein tüketmeli?

    Bazı yiyecek ve içeceklere lezzet vermesi için katılan; en çok kahve, çay, çikolata ve kolalı içeceklerde bulunan kafeini tüketirken nelere dikkat etmek gerekiyor?


    Yasemin gibi kokan beyaz renkli çiçeği, kiraza benzeyen kırmızı meyvesi ile kahve bitkisi 10'uncu yüzyılda Etiyopya'da keşfedildi. Kaldi adında Etiyopyalı bir çoban bir gün keçilerini gezdirirken, onların bir bitkiyi yedikten sonra heyecanlı ve hızlı bir şekilde oradan oraya koşmaya başladıklarını fark etmişti. Kendisi de meraktan aynı bitkinin meyvelerini toplayarak yemiş ve üzerindeki farklı etkilerini halkın kalan kısmıyla paylaşmıştı. Böylece, Etiyopya halkı bu kimyasal maddeyle tanışmıştır. O dönemde, meyveleri kaynatıldıktan sonra suyu içilmek suretiyle tıbbi amaçlı kullanılıyor ve "sihirli meyve" olarak adlandırılıyordu. Kahve bitkisinin ünü yayılınca yüzyıllar boyu sürecek yolculuğu da başladı.

    Kafein nedir?
    Kafein dünyada en az 63 tür bitkinin meyvesi, tohumu ve yaprağında doğal olarak bulunan bir bileşiktir. Kafeinin en çok bilinen kaynakları kahve, çay, kolalı içecekler ve çikolatadır. Besinlerdeki kafeinin miktarı besinin hazırlanmasına, üretim yöntemine, besinin tüketildiği miktara göre değişir. Çay ve kahve bitkilerinin çeşitliliği de kafein miktarını etkilemektedir. 220-240 ml'lik bir fincan kahve ile yaklaşık 85 mg., yine 220-240 ml'lik bir fincan çay ile yaklaşık 24 mg., 30 gramlık bir parça çikolatadan ise yaklaşık 8 mg. kafein alırız.

    Besinlere neden eklenir?
    Koka bitkisinin tanesi ve çay yapraklarından oluşturulan besinler ve içeceklerde de biraz kafein vardır. Ayrıca bazı besinlere ve içeceklere de lezzet için kafein katılmaktadır. Tüketilecek kafeinin normal miktarı kişiye göre değişir. Kafeine karşı duyarlılık; tüketim sıklığı, düzenli olarak alınan miktar, vücut ağırlığı ve fiziksel koşullar gibi birçok etmene bağlıdır. Pek çok çalışmada, yetişkinler için güvenli olarak tüketilebilecek kafein miktarının günde 300 mg. (yaklaşık üç-dört fincan kahve ya da beş-altı büyük bardak çay) olduğu belirtilmiştir. Kafein dolaşan kanda ya da vücutta birikmez, alındıktan birkaç saat sonra atılır.
    Orta düzeyde kafein alımı (300 mg.) tüm insanlar için güvenlidir. Kafeine karşı duyarlılık kişiden kişiye değişir. Bazı kişiler kafeine karşı duyarlı olabilir ve çok az miktarlarda da olsa kafeinden olumsuz etkilenebilir. Birkaç fincan kahve, çay ya da kolalı içecek tüketen bir kişi kafeinin uyarıcı etkisinden etkilenmediğini belirtirken, bir fincan kahve ile kafeinin uyarıcı etkisi yüzünden uyuyamadığını söyleyen kişi çoktur. Kişisel duyarlılığın yanı sıra hamileler, çocuklar ve yaşlılar tüketilen kafeinin kısıtlanması gereken gruplardır.
    Kafeinin sıvı kaybına neden olduğuna ilişkin bir veri yoktur. Bu etkinin daha çok kafein içeren içecekle alınan sıvı nedeniyle oluştuğu saptanmıştır.

    Çocuklar ve hamileler
    Araştırmalar besinlerin içinde bulunan kafeinin miktarının çocuklar için zararlı olmadığını göstermiştir. Ancak ailelerin çocuklarına fazla miktarda kafein içeren yiyecek ve içecekleri vermemesi gerekir. Çocuklar için tüketilen kafein miktarı günde 35-40 miligramı geçmemelidir.
    Kafein ile hiperaktif davranışlar arasında ilişki olduğuna dair bir çalışma yoktur. Yapılan çalışmalarda kafein içeren besinler ya da içecekleri tüketen çocuklarda hiperaktivite gözlenmemiştir.
    Hamilelik döneminde günlük olarak tüketilen 300 mg. kafeinin olumsuz etkisi olmadığı ancak hamilelik döneminde fazla miktarda tüketilmemesi gerektiği vurgulanıyor. Orta düzeyde kafein tüketen hamile kadınlarda ne erken doğum ne de düşük doğum ağırlığında bebek gibi durumlara rastlanmıştır. Yine de aşırı tüketimden sakınılmalıdır.
    Emziren annelerin aşırı olmamak kaydıyla kafein alabileceği bazı çalışmalarda belirtildiyse de, az miktarda da olsa bebeğin anne sütünden kafein aldığı biliniyor.

    Bazı sorunlarla ilişkisi
    Osteoporoz oluşumunda en önemli risk etmenleri genetik yapı, yetersiz kalsiyum alımı, sigara içme, yetersiz egzersiz, östrojenin yetersiz oluşu ve yaş gibi etkenlerdir. Ancak fazla miktarda kafein tüketiminin de osteoporoz riskini artırdığı biliniyor.
    Kafein kronik hipertansiyon oluşmasına neden olmaz. Ancak bazı kişilerde kan basıncını kısa süreyle yükselttiği biliniyor. Yüksek kan basıncı olan kişilerin kafein tüketimini azaltması gerekiyor.
    Kafein alımının kalp hastalıklarına yol açmadığı ancak fazla tüketilmemesi gerektiği de araştırmalarda vurgulanmıştır.


    Haftanın besini

    Yalancı ıslak kek (Masum tatlı)
    1 adet diyet kakaolu kekin üzerine sıcak diyet kakaolu pudingi gezdirin. Oda ısısında beklettikten sonra üzerine çekilmiş toz kahve veya kakao koyarak servis yapın.


    Haftanın öğüdü

    Kafein türleri ve miktarları


    Tür Miktarı (ml.) Kafein miktarı (ml. gr.)
    İÇECEKLER
    Kahve150 ml.60-150
    Kafeini azaltılmış kahve150 ml.2-5
    Çay 150 ml.40-80
    Soğuk çay (Ice tea)360 ml.20
    Öğütülmüş180 ml.100
    Gold180 ml.70
    Espresso30 ml.40
    Sıcak çikolata150 ml.1-8
    Çikolatalı süt225 ml.2-7
    Coca-Cola Light360 ml.46
    Coca-Cola360 ml.46
    Sprite360 ml.0
    YİYECEKLER
    Kahveli dondurma1 kase40-60
    Klasik çikolata50 gr.3-63
    Çikolatalı gofret 1 parmak (46 gr.)5
    Siyah çikolata 1 parmak (41gr.)31
    Çikolatalı dondurma50 gr.2-5





    Antioksidan ve hücre koruyucusu: Selenyum

    Antioksidan ve hücre koruyucusu: Selenyum

    En çok deniz ürünleri, karaciğer ve ette bulunan selenyum, dokuların yaşlanma sürecini yavaşlatıyor

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Selenyum, vitamin E ile birlikte güçlü bir antioksidan ve hücre koruyucusu olarak çalışır, özellikle glutatyon peroksidaz enziminin yapısında rol alır. Dokuların oksidasyon nedeniyle zarar görmesini engeller. Erken yaşlanmanın önlenmesi üzerine de olumlu etkileri vardır.
    Erkeklerin selenyuma kadınlardan daha çok ihtiyaç duydukları düşünülür. Erkeklerde bulunan selenyumun yarısı üreme sisteminde bulunur. Vücuttaki selenyum miktarı 1 mg'den azdır. Bağırsaklardan yüzde 60 oranında emilir ve vücutta erkeklerde testiste, her iki cinste dalak, böbrek ve pankreasta bulunur.

    Neye yarar?
    En önemli etkisi antioksidan özelliğidir. Bu özelliği ile kalp krizlerini önlemede de yardımcıdır. Hücrelerin, dolayısıyla dokuların yaşlanma sürecini yavaşlatır.
    Sigara, alkol, okside yağlar, cıva, kadmiyum gibi insanlara zararlı maddelerin etkilerini azaltır. Protein sentezine, büyüme ve gelişmeye yararlıdır. Kan hücrelerinin kromozomlarının zarar görmesini önler. Spermlerin üretimine ve canlılığına olumlu etki yapar.
    Selenyumun en yaygın kullanımı kanser ve kalp hastalıklardan korunma amaçlıdır. Bağışıklık sistemini güçlendirmek ve deri sağlığını artırmak amacıyla kullanılabilir. Keshan hastalığı olarak tanımlanan bir kalp damar hastalığı üzerinde etkilidir.
    Selenyum eksikliği, toprağın selenyum açısından zenginliğiyle doğrudan bağlantılıdır. Toprakları bu mineral açısından fakir yörelerde selenyumdan zengin yörelere göre meme, akciğer ve kalınbağırsak kanserlerinin sık görülmesi söz konusudur.
    Kas yapısında zayıflığın belirmesi, kalp ve damarlardaki esneme kabiliyetinin azalması eksikliğinin belirtilerindendir. Çocuklarda eksikliği fetal kardiyomyopatiye neden olur.
    Selenyumun sürekli alımı zararlı olabilir. Görme, kas ve kalple ilgili sorunlar, diş çürümeleri, ağızda kötü bir tat ve koku oluşumu, deride değişiklikler, saçta dökülme ve tırnakta kırılma görülebilir.

    Haftanın besini
    BALIK
    Beyaz etli ve iri balıklar, vücuda çok gerekli olan selenyum içerir. Hamsi, istavrit gibi küçük balıklar ise iyi bir kalsiyum kaynağıdır.
    Ne kadar: Haftada 2-3 kez, 180 - 200 gr tüketilebilir.

    Günlük selenyum ihtiyacı
    Çocuklar:
    1 - 6 yaş arası: 20 mikrogram
    7 - 10 yaş arası: 30 mikrogram

    Erkekler:
    11 -14 yaş arası: 40 mikrogram
    15 -18 yaş arası: 50 mikrogram
    19 -51 yaş ve üstü: 70 mikrogram

    Kadınlar:
    11 - 14 yaş arası: 45 mikrogram
    15 - 18 yaş arası: 50 mikrogram
    19 - 51 yaş ve üstü: 55 mikrogram

    Haftanın öğüdü
    En zengin kaynakları deniz ürünleri, karaciğer, böbrek ve diğer etlerdir. Tahıllar ve tohumlarda da selenyum bulunur fakat bu, bitkinin yetiştiği toprağın selenyum miktarına bağlıdır. Sebzeler ve meyveler iyi kaynaklar değildir.

    Selenyumu En Bol Yiyecekler:
  • Patates 200 gram (903 mikrogram)
  • Tonbalığı 85 gram (69 mikrogram)
  • Yumurta, 1 orta boy (31 mikrogram)
  • Ayçekirdeği 28 gram (22 mikrogram)
  • Hindi göğsü: 85 gram (27 mikrogram)
  • Tavuk göğsü: 85 gram (22 mikrogram)
  • Ekmek (1 dilim=25 gram) (10 mikrogram)


  • Besinlerin uzun yolculuğu

    Besinlerin uzun yolculuğu

    Besinler ağız yoluyla vücudumuza girdikleri andan itibaren hangi organlarımızda,ne tür işlemlerden geçiyor?


    Besinlerden faydalanmak için vücut onları basitleştirir. Ağız yoluyla vücuda giren maddelerin kimyasal basitleştirilmesi sürecine sindirim adı verilir. Maddeler enzimsel hareketlerle daha ufak ve basit kimyasal parçalara ayrılır. Bunlar daha sonra açık uçlu kassal bir boru olan ve uzunluğu 914 cm. olup vücudun her yanını dolaşan sindirim sisteminin duvarları aracılığıyla emilerek kana karışır.

    Ağız ve yemek borusu
    Sindirim ağzın içindeki yiyeceğin öğütülmesi ve tükürükle karışmasıyla başlar. Tükürükte bulunan, pityalin olarak adlandırılan bir enzim, nişastaların basit şekerlere ayrılması işlemini başlatır. Bunun ardından yiyecek, sırasıyla ağzın arka kısmına, yemek borusuna ya da boğaza doğru gitmeye zorlanır. Bu noktada peristalsis başlar. Bu, midenin sindirim sistemi boyunca kasların kasılıp gevşemesi ile aşağı doğru itilmesidir.
    Maddelerin geri dönüşünü önlemek ve uygun enzimlerin salınımının zamanlaması için sindirim sistemi önemli birleşme yerlerinde kapakçıklarla donatılmıştır. Yemek borunuzun ucundaki ufak kapakçık, çiğnenmiş parçacıkların mideye girebilmesi için açılır. Ara sıra, özellikle yemekten sonra, bu kapakçık gevşer ve geğirmenize neden olur.

    Mide: En büyük çıkıntı
    Mide sindirim sisteminin en büyük çıkıntısıdır. Alkol hariç neredeyse hiçbir şey mide duvarları tarafından emilemez. Çorba gibi sulu maddeler mideyi hızlı bir şekilde terk eder. Yağlar uzun bir süre kalır. Karbonhidrat, protein ve yağlardan oluşan normal bir yemeğin boşalması ortalama bir midede yaklaşık üç ya da beş saat içinde gerçekleşir. Mide bezleri ve uzmanlaşmış hücreler mukus, enzim, hidroklorik asit ve B12 vitamininin mide duvarlarında çözülerek dolaşıma girmesini sağlayan bir faktör üretir. Normal bir mide kesinlikle asitlidir, özel bir karışım olan midevi özsu birçok farklı maddeden meydana gelir:
    Mide sindirim için mutlaka zorunlu değildir. Sindirim sürecinin büyük bir kısmı onun ötesinde meydana gelir.

    İnce bağırsak: Sindirim sonlanır
    671 cm. uzunluğundaki bu bölgede sindirim tamamlanır ve neredeyse besinlerin tüm emilimi burada gerçekleşir. Yüksek derecede alkalik öd, pankreatik özsu ve bağırsak duvarlarının salgıları ile sağlanan alkalin bir ortamı vardır. Sindirim ve emiliminin en önemli işlevi için alkalin bir ortam gereklidir. Midenin çıkışından başlayan duedonumi ince bağırsağın ilk parçasıdır. Bu parça daha sonra ileum (uzunluğu 305-366 cm.) ile birleşen jejunumla (yaklaşık 300 cm. uzunluğunda) birleşir. İnce bağırsağın yarı sıvı içerikleri, genellikle midemizin "konuştuğunu" duyduğumuzu söylediğimiz, peristaltik etkiyle hareket eder. Aslında midemiz bu guruldamaların üstünde yatar.

    Kalın bağırsak: Bakteriler yerleşir
    İleumu terk eden ve cecuma (ince ve kalın bağırsağın birleştiği yer) giriş yapan herhangi bir madde tamamen suludur. Bu kesişimdeki kassal kapakçık tarafından geri akışı önlenir.
    Kalın bağırsakta su hariç çok az şey emilir. Esasen bir depolama ve suyu alma organıdır. Sıvı halinde giriş yapan maddeler, suları emdikçe yarı katı bir hal alır. İçeriğin kalın bağırsağı dolaşması 12-14 saat sürer.
    Mikroptan uzak midenin aksine kolonda normal bağırsak florası olarak adlandırılmış çok sayıda bakteri yerleşmiştir. Dışkıların büyük bir bölümünü bakterilerin yanı sıra genellikle selüloz, kandan elenen maddeler ve bağırsak duvarlarından dökülen maddeler oluşturur.

    Safra kesesi: Depolama organı
    7,5 cm. uzunluğunda bir depolama organıdır. Safrayı tutar, kimyasal olarak değiştirir ve 10 misli şekilde konsantre hale getirir. Tadı hatta yiyeceğin görünmesi bile onu boşaltmaya yeterlidir. Safra kesesi sıvısının bütününü oluşturanlar bazen billurlaşır ve safra taşını meydana getirir.

    Karaciğer: Eşsiz kimyasal tesis
    Karaciğer vücudun en büyük katı organıdır ve yaklaşık 1,8 kilodur. Eşsiz kimyasal tesistir. Neredeyse bütün kimyasal yapıları değiştirebilir. Birçok toksik maddeyi parçalara ayırır ve zararsız hale getirir. Ayrıca bir kan haznesi, A ve D vitaminleri ile kan şekeri seviyelerinin sürdürülmesini sağlayan sindirilmiş karbonhidrat (glikojen) için bir depolama organıdır. Enzim, kolesterol, protein,
    A vitamini (karotenden) ve kan pıhtılaştırıcı faktörler üretir. Karaciğerin en önemli fonksiyonlarından birisi safra üretmektir. Safra yağların etkin sindirimini ve yağlı maddelerin bulamaç haline getirilmesini destekleyen tuzu içerir.

    Pankreas: En önemli enzimleri sağlar
    Pankreas vücudun en önemli enzimlerini sağlar. Bu bez yaklaşık 15 cm. uzunluğundadır ve duedonumun kıvrımına yerleşmiştir. Hücreleri, salgılanan insülini kümeler ve bunlar vücutta şekerin yanmasını hızlandırır. İnsülin sindirim sistemine değil kana salgılanır. Pankreasın daha geniş kısımları vücut için en önemli sindirim enzimleri olan yağları ayırıcı lipaz, protein ayırıcı proteaz ve nişasta ayırıcı amilaz içeren pankreatik özsuları üretir ve salgılar.

    Haftanın öğüdü

    Yavaş ve küçük lokmalarla yiyin
    Sindirim sistemimizin sağlığı için bol su içmek, yiyeceklerimizi yavaş ve küçük lokmalarla yemek oldukça önemlidir. Günümüzün yoğun temposunda mecbur kaldığımız anlarda hızlı yememiz olumsuz bir durumdur. En azından vaktimizin olduğu veya kendimize vakit ayırabildiğimiz zamanlarda yavaş yemeyi tercih etmeliyiz.



    Haftanın besini

    Su
    Su besinlerin sindirimi, dokulara taşınması, hücrelerde kullanılması sonucu oluşan zararlı atıkların ve vücutta oluşan fazla ısının atılması için gereklidir. Vücuttaki bütün kimyasal olaylar çözelti içinde oluştuğundan, vücutta yeterince su bulunması yaşam için zorunludur. Sindirim sisteminin sağlığı için bol su içmeliyiz.

    Kilonun azı da çoğu gibi zarar

    Kilonun azı da çoğu gibi zarar

    Diyet yaşının 12-13'lere düştüğü günümüzde büyüme çağındaki genç nüfus tehdit altında. Ama kilo alırken de bilinçli olmak şart!

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    'Azı karar çoğu zarar' ilkesi beslenmemizde olduğu kadar kilo kontrolünde de oldukça geçerlidir. Herkesin; yaş, cinsiyet, boy, mevcut ağırlık, fizyolojik, psikolojik, çevresel, biyokimyasal bulgular gibi kişisel parametreleri farklı olduğu için olması gereken ağırlıkları da farklı farklıdır. Bunun için önemli olan kişinin önce beden tipine göre istenen ağırlığı hedeflemesi ve mutlaka bir uzman kontrolünden geçmesi elzemdir.
    Günümüzde diyete başlama yaşının 12-13'lü yaşlara düştüğünü düşünecek olursak özellikle büyüme çağında olan genç nüfusun tehlike altında olduğunu görmekteyiz. Düşük ağırlık yetişkinler için de tehdit oluştursa da özellikle gelişimini tamamlamamış bireyler için çok daha kritiktir.
    Uluslararası platformda kullanılan beden kitle indeksi denen standarda göre bu değer 18'in altına indiğinde özellikle çocuklar ve büyüme çağındaki gençler için tehlike çanları çalmaya başlar. Yetersiz ve dengesiz beslenme hem fizyolojik hem de psikolojik pek çok sağlık sorunu doğurabilir.
    İstatistikler gösteriyor ki, genç kızların,
  • Büyük bir kısmı kilolarından hoşnut değilken, üçte biri kendini 'fazla yağlı' görüyor.
  • Yarıdan fazlası kilo vermek, kalanı da mevcut kilolarını korumak istiyor.
  • Normal kiloda olan her 4 kızdan 1'i hâlâ kilo vermeye çalışıyor.
  • Erkek çocukların ise yüzde 15'i kendisini fazla kilolu görüyor.


  • Peki ne yapmalı?
    Öncelikle kilo durumunuzu doğru bir şekilde saptamanız gerekir, bunun için birçok web sayfasındaki hesaplama araçlarından yararlanabilirsiniz. Bu hesaba göre zayıf olduğunuz saptandıysa ve hekim tarafından başka bir rahatsızlığınız olmadığı söylendiyse, burada yazılanlar sizin içindir
    Bol miktarda kızartma, hamur işi gibi bol kalorili şeyleri gün boyu yiyerek sağlıklı bir şekilde kilo alamazsınız. Tüm temel besin maddelerinden yeterli ve dengeli düzeyde almanız gerekir.
    Sebze ve meyvelerden her gün 5 porsiyon yememiz gerekir. Bunlar doğal olmalıdır, yani dondurulmuş veya konserve olmamalıdır.
    Süt ve süt ürünleri, özellikle kalsiyum, protein ve vitamin açısından son derece zengin besinlerdir; sütle aldığınız kalori miktarını artırabilirsiniz.
    En önemlisi de; öğün atlamayın, yerken zevk almaya çalışın ve DÜZENLİ EGZERSİZ YAPIN.

    Haftanın bilgisi
    Kilo almak için ipuçları
    1. Yiyeceklerinizi seçerken bol kalorili olmalarına dikkat edin.
    2. Günde 4-6 öğün yemek yiyin.
    3. Bol karbonhidrat ve protein alın.
    4. Su için. Su besinlerin kullanılabilmesi için temel bir besin maddesidir ve kilo kazanmak istiyorsanız bol miktarda içmelisiniz.
    5. Geceleri yatmadan 2-3 saat önce yemek yiyin. Böylece kaloriniz az harcanacaktır.
    6. Yo-Yo diyeti uygulayın. 4 gün boyunca yüksek kalorili bir diyet yapın, sonra 3 gün süresince daha çok kalori içeren yiyecekler yiyin.
    7. Biraz daha fazla sodyum alın. Bu vücudunuzun suyu tutmasını sağlayacaktır.
    8. Kırmızı et diğer etlere göre daha fazla kilo almanıza neden olur. Ancak arada başka protein kaynakları da tüketin.
    9. Protein ve aminoasit içeren içecekler için.
    10. Yiyin ve istirahat edin.

    Haftanın besini
    Pestil
    Dut pekmezi, süt, bal, ceviz, fındık ve undan oluşan, protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineral maddelerini önemli ölçüde içeren bir gıda maddesidir. Özellikle A ve B vitaminleri ve demir yönünden zengindir. Pestilin 100 gramında 293 kcal bulunur. Vücut doku ve hücrelerinin yenilenmesinde, su dengesinin korunmasında, hormon, enzim üretiminde, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde önemli etkiye sahiptir. Ayrıca iyi bir enerji kaynağıdır.

    Tamamen yağsız diyet sağlıklı değil

    Tamamen yağsız diyet sağlıklı değil

    Hiç yağ içermeyen bir diyette, günlük enerjinin sağlanması için çok yemek gerekir. Diyetlerde yağlar günlük enerji ihtiyacının yüzde 30'unu karşılamalıdır

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Kilo alırız diye yemeye korktuğumuz yağlar, aslında o kadar da korkutucu değil... Çünkü;
    1. Günlük enerji ihtiyacımızın önemli bir kısmını,
    2. Yağda çözülen vitaminlerin (A, D, E, K) alınmasını,
    3. Vücüdumuzda sentezlenemeyen fakat sağlıklı olmamız için mutlaka besinlerimizden almamız gereken bazı yağları (esansiyel yağlar) sağlarlar.
    Mısır, soya, pamuk, keten, fıstık ve bazı deniz balıkları (somon, uskumru, hamsi, sardalye), esansiyel yağlar açısından zengin gıdalardır. Dolayısıyla enerjinin başka kaynaktan sağlanması mümkün olsa da bazı vitaminlerin ve esansiyel yağların alınması için belirli bir miktarda yağın diyetimizde bulunması gerekir.
    Ayrıca yağlar besinlerimize lezzet katar, doygunluk hissi yaratırlar. Hiç yağ içermeyen bir diyetten, günlük normal enerjinin sağlanması oldukça büyük miktarlarda gıda alınmasını gerektirir.
    Yiyeceklerle aldığımız yağların % 98'inden fazlası trigliseritlerden oluşur. En çok tükettiğimiz yağlar olan tereyağ, margarinler, zeytinyağ, ayçiçek yağı, mısırözü yağı hepsi trigliseritlerden oluşur. Bu yağların yakılmasıyla elde edilen enerji miktarı yaklaşık aynıdır (9 kkal/gr). Bitkisel yağlarda kolesterol bulunmaz, ancak hayvansal yağlarda kolesterol bir miktar bulunur.

    Sağlıklı bir diyet için
    Sağlıklı kişiler için ideal bir diyette yağlar günlük enerji ihtiyacının yüzde 30'unu karşılamalı ve çeşitli yağları (az doymamış, çok doymamış, doymuş) eşit oranda içermelidir. Diyetimizde bulunan trigliseritlerin içerdiği yağ asitleri, diğer yağların da metabolizmalarını etkiler. Örneğin, doymuş yağların (tereyağı) kolesterol düzeylerini yükselttiği, buna karşılık doymamış yağların (mısırözü, soya) düşürdüğü bilinir. Bu sebeple kalp-damar hastalığı bulunan veya risk taşıyan kişilere doymamış yağlar içeren diyet önerilir.
    Özellikle balıklarda bulunan ve çok doymamış yağ asitleri içeren bir grup yağın (w-3 yağ asitleri ailesi) damar sağlığına olumlu katkıda bulunduğu bilinmektedir. Sadece hayvansal gıdalarla beslenen Eskimolarda kalp-damar hastalıklarının görülmemesi diyetlerinin bu yağlardan zengin olması ile açıklanmıştır.

    Haftanın öğüdü
    Zeytinyağı nasıl saklanmalı?
  • Zeytinyağını buzdolabında veya soğuk ortamda muhafaza etmeyin.
  • Zeytinyağını, güneş ışığından uzak, oda sıcaklığında ve nem almayacak şekilde ağzı kapalı olarak saklayın.
  • Dumanlanma noktası düşük olduğundan, pişirilmemesi, genellikle salatalarda kullanılması, yemeklerde kullanılacaksa yemek pişip altı kapandıktan sonra eklenmesi önerilir.
  • Raf ömrü 18 aydır, baharatlı zeytinyağlarında ise 1 yıldır. Fakat natürel zeytinyağı 18- 20 derece sıcaklıkta ve ışıksız ortamda korunursa yıllarca değerlerini yitirmez.


  • TRİGLİSERİTLER VE BESLENME

    Trigliseritler nedir?
    Besinlerdeki margarin, mısır ve ayçiçek yağı genellikle trigliserit formundadır. Bu yağlar, vücut dokularında da trigliserit olarak depolanır. Besinlerle alınan trigliseritler, karaciğerde farklı yollardan metabolize olur. Bunlar:
  • Eğer çok fazla doymuş yağ tüketirseniz, karaciğeriniz çok fazla kolesterol üretir ve bu kolesterol kan dolaşımına katılır.
  • Eğer fazla miktarda besin tüketirsiz, karaciğeriniz aşırı tükettiğiniz bu besinleri trigliseritlere çevirir ve vücudunuzda yağ olarak depolanır.
  • Eğer alkol tüketiyorsanız, karaciğeriniz, kanınızda dolaşan alkolden daha fazlasını üretir.


  • Yüksek trigliserit bir sağlık problemi mi?
    Kanda trigliseritlerin yüksek olması, diğer risk faktörleriyle bir araya geldiğinde kalp hastalığı oluşma riskinizi artırabilir. Yüksek trigliserit miktarını da içine alan diğer risk faktörleri; yüksek kolesterol, ailede kalp hastalığı öyküsü olması, sigara kullanımı, yüksek tansiyon ve obezitedir.

    Normal trigliserit seviyesi ne olmalı?
    Eğer kan kolesterolü normal seviyedeyse (200 mg/dl'nin altı), trigliseritler için 250 mg/dl'nin altı normal seviye olarak kabul edilmektedir.

    Kan trigliserit düzeyi nasıl azaltılabilir?
  • Düşük yağ içeren besinler tercih edilmelidir. Yumurta sarısı haftada 3-4 kereden fazla tüketilmemelidir. Yanında posa miktarını artırması için, tam tahıllı ürünler veya sebzeler tüketilmelidir. Meyve suyu yerine kurutulmuş meyve tüketmek de trigliserit seviyenizi düşürmenize yardımcı olacaktır.
  • İdeal kilo hedeflenmeli ve ona ulaşılmalıdır. Kilo vermek de gerçekten etkili bir şekilde trigliserit seviyenizin düşmesine neden olacaktır.
  • Günlük fiziksel aktivite artırılmalıdır. İdeal kiloya sahip olmanız için de gerekli olan fiziksel aktivite, trigliseritlerinizin azalmasına yardımcı olacaktır.
  • Sigara içilmemelidir.
  • Alkol tüketiyorsanız, miktarı ve tüketim sıklığı ayarlanmalıdır.


  • Limon yemek zayıflatır mı?

    Limon yemek zayıflatır mı?

    Bu hafta beslenme ve sağlıkla ilgili sık sorulan soruları yanıtlayacağım


    Beslenme ve sağlık konusunda birçok kişinin zihnini kurcalayan bazı sorulara cevap vermek istiyorum bu hafta. Siz de bu arada kendinizi sınayabilirsiniz: Bakalım doğru bilgilere mi sahipsiniz, yoksa temelsiz inançlara mı?

    Balıkla beraber yoğurt yenmesi insanı zehirler mi?
    Hayır, temiz sulardan elde edilmiş taze balık uygun şekilde pişirilip yoğurtla birlikte yendiğinde zehirlememez. Ancak balık çabuk bozulabildiği ve denizdeki zehirli maddeleri vücudunda biriktirebildiği için, gerçekte yenen balık bozuk olduğu halde, yoğurt sofrada sık bulunduğu için tesadüfi olarak zehirlenme sebebi olarak düşünülmüştür.

    Limonun zayıflatıcı etkisi var mıdır?
    Vücuttaki fazla kilo çoğunlukla yağdan oluşmuştur. Enerji sağlayan besinler az alındığında, vücut enerji açığını kapatmak için önceden biriktirdiği bu dokuyu yakar. Limon yağı eritmez. Bunu basit bir deneyle de anlarız. Yağın üzerine limon sıkıp baktığımızda limon suyunun yağa karışmadığını görürüz. Bu nedenle limon yiyerek, limon suyu içerek vücuttaki fazla kilo atılamaz.

    Zeytinyağı çeşitleri arasında kalori farkı var mıdır?
    Tipleri fark etmeksizin zeytinyağında tekli doymamış yağ asitleri yüksektir ve kalori oranları aynıdır. Ekstra natürel zeytinyağı daha az asit içerir ve saf ya da natürelden daha aromalıdır.

    Katkı maddelerinin rolü

    Gıdalardaki katkı maddeleri kansere neden olur mu?
    Birçok kişi gıdalara katılan kimyasal maddelerin kanserin başlıca nedeni olduğuna inanıyor. Oysa bu konudaki araştırmalar tüm kanser nedenlerinin yüzde 1'inden daha azının katkı maddelerine bağlanabileceğini gösteriyor. Bazı katkı maddeleri tümör oluşumunu bile engelleyebiliyor. Burada önemli olan gıda denetiminin tam yapılması ve üreticilere iyi üretim koşullarının sağlanmasıdır.

    Besin değerlerini düşürmemek için gıdaları çiğ olarak mı yemeliyiz?
    Gıdaların pişirme işlemleri de dahil herhangi bir yolla işlenmesi besin öğelerinde bir miktar azalmaya yol açar. Bu besin değeri kayıpları uygulanan sıcaklık derecesine ve süresinin uzunluğunu bağlı olarak artar. Çiğ olarak tüketilebilen sebze ve meyvelerden besin öğelerini ve kalp, kanser gibi hastalıklardan koruyucu maddeleri daha fazla alırız. Buna karşılık çiğ yumurta salmonella bakterisinin, çiğ et çeşitli bakteri ve parazitlerin, pastörize edilmemiş çiğ süt birçok hastalık mikrobunun vücuda girmesine neden olur.

    Şekersiz besin kalorisiz midir?
    Tam olarak değil! Şekersiz bir besin şeker içermez ancak diğer karbonhidratlardan, yağdan ve proteinden dolayı kalori içerebilir.


    Fazla su toksik etki gösterir

    Fazladan E vitamini almak genç görünmemizi sağlar mı?
    E vitamini ile ilgili yaşlanma sürecini geri döndürecek veya durduracak herhangi bir buluş yoktur.

    Aşırı su zararlı mıdır?
    Böbreklerin dışarı atamayacağı kadar çok su toksik etki gösterir. Ancak su zehirlenmesi günlük gereksinimin çok üzerinde içildiği zaman ortaya çıkabilir. Bazı hastalık durumlarında bu kadar çok su içilmeden de böbreklerin atma kapasitesi aşılabilir. Aşırı su içme belirtilerinden biri de bulanık görmedir.

    Mikrodalga fırında pişirdiğinizde yiyeceklerinizde besin kaybı olur mu?
    En uygun pişirme yöntemini uygulasanız bile B vitaminleri ve C vitamini gibi suda eriyen vitaminlerde bir miktar kayıp meydana gelir. Mikrodalga fırında besinler kısa sürede kendi suyu ile piştiğinden, vitamin kayıpları birçok yöntemden daha az olmaktadır.


    Haftanın besini

    Kuru meyveler
    Sağlık açısından kuru meyveler son derece önemlidir. Sinir sistemini korur, enerji verir, kan yapımında mucizeler yaratır.
    Kuru meyveler, yaş meyvelerin içerdiği yüzde 80-95 oranındaki suyun yüzde 10-20 oranlarına düşürülmesi ile elde edilir. Bu "kurutma" işlemi sonrası, C vitamini dışında bütün minerallerin korunduğu kuru meyveler, vücudu yüksek antioksidan potansiyelleri ile öncelikle serbest radikallere karşı korur. Türk damak tadına en uygun kuru meyveler kayısı, erik ve elmadır. İşte faydaları:
    Kuru kayısı: Besleyici ve potasyum açısından çok zengindir. Sindirim sorunlarına iyi gelir; stresi, kansızlığı önler. İçerdiği A vitamini akne gibi cilt bozukluklarını önler. Büyümeye yardımcıdır, görme fonksiyonlarını güçlendirir, şeker hastalığının gelişimini engeller, bağışıklık sistemini korur. Potasyum başta kalp kasları tüm kasların ve sinirlerin iyi çalışmasını sağlar. Kayısı lifli bir meyvedir. Lifli besinler kan şekerinin dengeli yükselmesini sağladığı, zararlı maddelerin bağırsakta kalma süresini kısalttığı için kanserden korunmada faydalı olduğu saptanmıştır.
    Kuru erik: Bol miktarda B1, B2, B3, B6, A, C ve E vitamini içerir. Mürdümeriğinin bağırsakları çalıştırıcı etkisi biliniyor. İçerdiği zengin potasyum ve magnezyum mineralleri nedeniyle tansiyon, kalp, karaciğer, böbrek, romatizma hastaları ile tuzsuz rejim yapanlara önerilir. Güçlü antioksidanları ile kalp hastalıklarına yakalanma ve kriz riskini azaltıcı etkisi bulunuyor.
    Kuru elma: Besin değeri dışında nefes darlığı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Vücuttan toksin atılmasına yardımcı olur. Lifli olduğu için bağırsakları temizler. Karaciğerinden şikayet edenler, romatizmalılar, hatta şeker hastaları bile faydalanabilirler. Elma yatıştırıcı, uyku vericidir ve baş ağrılarına iyi gelir. Kabuğuyla küçük parçalara böldüğünüz elmaları kaynatarak içine limon, portakal, tarçın koyup çay olarak tüketebilirsiniz.


    Haftanın öğüdü

    Beslenme yoncası
    Hacettepe Üniversitesi özel bir beslenme rehberi hazırladı. Besin piramidine alternatif olan "yonca", Türklerin alışkanlıklarına göre hazırlanan ilk rehber. Yonca şansı, dolayısıyla mutluluğu simgeler. Yoncanın yaprakları kalp biçiminde gösterilerek kalp sağlığı ve sevgi anlatılıyor. Yaprak "yeterli ve dengeli beslenme" ve zeytin dalları ile çevreleniyor. Zeytin dalları da barışı ve Akdeniz diyetinin önemli unsuru olan zeytinyağını temsil ettiği için seçilmiş.


    Kan pıhtılaşması ve K vitamini tedavisi

    Kan pıhtılaşması ve K vitamini tedavisi

    Kanın pıhtılaşmasını gerektiren ilaçları kullanırken, bu ilaçlarla aynı etkiye sahip bazı besinler dikkatli alınmalı

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Hastalıkların tedavisinde ilaç ve diyetsel faktörlerin etkileşimi önemli rol oynar. Başarılı bir tedavi için bu etkileşimin iyi bilinmesi ve hastaların bu konuda yeterince bilgilendirilmesi gerekir. Örneğin bir diyabet hastasının mutlaka kullandığı ilaçlarla birlikte, insülin dengesini koruyucu bir beslenme programına uyması gerektiği, yine bir kronik böbrek hastasının koruyucu amaçlı protein kısıtlamasına girmesi gerekmektedir.
    Kanın pıhtılaşmasını gerektiren ilaçların kullanımı durumunda ise bazı besinler bu ilaçlarla aynı etkiye sahip olduğu için tüketiminde son derece dikkatli olunmalıdır. Örneğin, Warfarin (C oumadin) kan pıhtılarının oluşumunu önleyen bir ilaçtır. Kanında pıhtılaşma riski yüksek olan hastalarda kullanılır.

    Yağda eriyen bir vitamindir
    Kan pıhtıları vücutta bir seri kimyasal reaksiyon sonucunda oluşur. K vitamini vücudun pıhtı üretebilmesi için mutlaka gerekli olan bir vitamindir. Çünkü K vitamini kanın pıhtılaşması için önemli olan protrombinin yapımında görevlidir.
    K vitamini hayvansal ve bitkisel yiyeceklerin çoğunda bulunur. En zengin olanları, ıspanak, yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller ve balıklardır. İnsanlarda yetersizliğine pek rastlanmaz, fakat aşırı kanamalarda, doğumda, yaralanmalarda ve bağırsak florası bozukluklarında gereksinimi artar. K vitamini yağda eriyen bir vitamin olması sebebiyle bağırsaklardan yağlarla emilerek karaciğere gelir, ısıya dayanıklıdır, alkali, kuvvetli asitler, radyasyon ve okside edici ajanlar tarafından etkisizleşir. Fazla E vitamini alınması, K vitaminin emilimini bozar. Yoğurt, kefir, asitlenmiş süt bağırsaklardaki bakterilerin K vitamini üretimini artırır.

    Hangi besinler uygun değildir?

  • Tedavinin başlangıcında hastanın K vitamini alımıyla ilgili diyet alışkanlıkları saptanmalıdır. Diyet hangi mevsimde veriliyorsa o mevsimdeki sebzelerin tüketim sıklığı ve miktarına göre diyetin K vitamini içeriği ayarlanmalıdır. K vitaminini yüksek miktarda içeren yiyecekleri (şalgam yaprağı, ıspanak, pazı, semizotu, brüksellahanası) günlük bir porsiyondan fazla tüketmemeniz veya bu yiyeceklerin tüketim miktarını hep aynı düzeyde tutmanız gerekmektedir.
  • Hazırlanan diyet, hastanın vitamin, mineral, posa gereksinimlerini karşılayacak düzeyde sebze içermelidir.
  • Avokadonun az miktarda tüketilmesinin dahi Warfarin metabolizmasını etkileyebileceği belirtildiğinden hiç tüketilmemesi uygun olur.
  • Alkol tüketiminin günlük 3 kereden fazla olması Coumadin'in etkisini artırabilir. Günlük alkol tüketimi 3 kereden fazla değilse pıhtılaşma zamanı (protrombin zamanı) etkilenmeyebilir. Miktar olarak günlük alkol alımı 300 cc şarap veya birayı geçmemelidir. Mümkünse alkol tüketiminden uzak durulmalıdır.
  • Bitkisel destek ürünleri pıhtılaşma zamanını etkileyebilir. Coumadin kullananlar kesinlikle Ko enzimQ 10 kullanmamalıdır. "Tonka beans", "'melilot", "sweet wooduff" ile yapılan çaylar pıhtılaşma zamanını etkileyebileceği için kullanılmamalıdır.


  • Haftanın besini
    K vitamini
    K vitamini kanın pıhtılaşması, kemiklerin sağlıklı olması ve kırıkların iyileşmesi için gereklidir. Kanın pıhtılaşmaması nedeniyle burun kanamaları, idrarda kan görülmesi, deri altında mavi ve siyah noktalar K vitamininin yetersizlik belirtileridir. Emilim bozukluğu, çok düşük kalorili diyetle beslenme, uzun süreli antibiyotik kullanma ve damar yoluyla beslenme durumlarında gereksinmemiz artar.

    Haftanın öğüdü
    Günlük 500 Mq üzerinde alınan K vitamini yüzde ateş basması, kızartı, kaşıntı ve karaciğer bozukluğu gibi sorunlara yol açabilir.


    Her derde maydanoz

    Her derde maydanoz

    Maydanoz halk arasında sadece mide bulantısını giderici ve böbrek taşı düşürücü olarak bilinir. Oysa yararları saymakla bitmez


    Maydanoz ömrü iki yıllık bir bitkidir.
    15-20 santimetre boyuna erişince kesilir. Senede beş-altı kez kesim yapılabilir. Özel tat ve kokusu bileşiminde bulunan uçucu yağlar (esanslar) ve flavonoidlerden gelir. Maydanoz dünyadaki en besleyici yiyeceklerden biri ve bir demir deposudur. Genellikle taze yenen maydanozda kalsiyum, potasyum ve kükürt bulunur. Böbrekleri, karaciğeri ve idrar yollarını temizlemeye yardım eder. Kan şekerini normal seviyede tutar ve kansere karşı da koruyucudur. Yüksek tansiyonu düşürür. Kansızlığı giderir. Görme gücünü artırır.
    Kökü de aynı özelliklere sahiptir.
    Maydanoz A vitamininin öncüsü karotenoidler, E ve C vitaminleri bakımından çok zengindir. A vitamini öncüsü beta-karoten sayesinde çeşitli kanser tiplerine ve kalp hastalığına karşı koruma sağlayabilir.
    C vitamini kanser ve kalp krizine karşı korur ve bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olur. Maydanozdaki diğer biyolojik aktif maddeler ise kanseri ve kalp hastalığını önlemeye yardımcı olur.
    Yemeklerin yanında yenen 5-10 dal (20 gram) maydanoz, insanın günlük C vitamini gereksiniminin üçte birini, beta-karoten ihtiyacının ise yüzde 10'unu karşılayabilir. Halk arasında maydanozun diş etleri kanamasında, yaraların kapanmasında, romatizmada iyileştirici etkisinin olduğuna inanılması, C vitamini açısından zengin olmasıyla açıklanabilir.
    Maydanoz çiğ olarak yenildiği gibi sarma, dolma, köfte ve çorbalarda tat verici olarak da kullanılır. Kurutulmuş maydanoz baharat gibi işlev görür. Özellikle güney illerimizde kebaplar maydanozla servis edilir. Bu yararlı bir uygulamadır. Ancak hastalık etkenleri bulaşma olasılığına karşı oldukça iyi yıkanması gereklidir.

    Karaciğerin dostu
    Maydanozun yaprakları K vitaminleri ve demir bakımından da zengindir. Maydanoz toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar, kanı temizler, kansızlığa, böbrek ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi gelir. Sindirim enzimlerini uyararak sindirim rahatsızlıklarını dindirir. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini engeller. İdrar yollarının temizlenmesine yardım eder. Romatizma, damar sertliği, tansiyon düzensizliklerinde, şişmanlıkta kullanılabilecek bir bitkidir. Ayrıca böbrek taşı, kum gibi rahatsızlıklarda da etkilidir.
    Maydanozun gençleştirme, cilt tazeliğinin, güzelliğinin geri kazanılmasında ve korunmasında rolü büyüktür.
    Sağlıksız çalışan karaciğer metabolizması, cildin yavaş yavaş tazeliğini, güzelliğini ve canlılığını yitirmesine ve kişinin yorgun görünmesine, diğer organlarının olumsuz etkilenmesine neden olur. Maydanoz vücudu yabancı kimyasallardan arındırır. Böylece karaciğerin sağlıklı çalışmasında etkin rol oynayarak kişinin daha genç, daha sağlıklı, dinç ve zinde olmasında etkili olur.
    Maydanoz karaciğerde bulunan glutathione-S-transferaz (GST) enziminin aktivitesini yükseltir. GST enzimi, gerek besinler gerek solunum yoluyla aldığımız zararlı kimyasal maddeleri zararsız hale dönüştürür.
    Ağız kokusunu giderme konusunda da etkili bir çözüm aracı olan maydanozu yemeklerinizde veya salatanızda bolca kullanmalısınız.
    Maydanozdaki biyolojik aktif bileşenlerin bazıları şunlardır:
    Poliasetilen: Prostaglandinlerin kansere yol açabilen sentezini önler.
    Coumarin: Kan pıhtısı oluşumunu önlemeye yardımcı olur ve kansere karşı koruyucudur.
    Flavonoid: Bazıları antioksidan olarak işler, bazılarıysa tümör oluşumunu tetikleyebilen hormonları etkisiz hale getirir.
    Monuterpen: Bu antioksidanlar kanserle savaşmaya yardımcı olur ve kolesterolü düşürür.



    Haftanın öğüdü

    C vitamini
    C vitamini hücreleri korur ve dokuların dış etkenlerden zarar görmesine engel olur. Yaraların çabuk iyileşmesini sağlar. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Diş sağlığında koruyucudur. Kılcal kan damarlarını güçlendirir. Demirin emilimini artırır. Kalsiyum, A, B ve E vitaminlerinin vücutta daha iyi kullanılmasını sağlar. C vitamini çok dayanıksız olduğu için pişirme ve saklama yöntemlerine dikkat etmek gerekir. Örneğin sebze ve meyveleri bıçakla kestikten sonra bekletmeden hemen tüketmek, salataya konulacak limon suyunu yemeden hemen önce ilave etmek ve sebzeleri çok az suda kısa sürede pişirmek ve haşlama suyunu atmamak gibi. C vitamininin en çok yararlı olduğu kişiler; kalp hastaları, enfeksiyonlu hastalar, yaşlılar, şeker hastaları, sigara ve alkol kullanan ve stres altında olanlardır. Kivi, turunçgiller, limon, havuç, taze kırmızı ve yeşil biber, beyaz ve kırmızı lahana, maydanoz, kuşburnu, yeşil sebzeler, siyah kuru üzüm, biber, lahana, karnabahar, taze patates, domates ve pırasada C vitamini bulunmaktadır.


    Haftanın besini

    Maydanoz salatası
    Malzemesi: 3 demet maydanoz, 1 çay bardağı kısırlık bulgur, 2 adet domates, 2 adet salatalık, 2 adet salatalık turşusu, yeteri kadar limon ve sirke, 1-2 yemek kaşığı zeytinyağı.
    Hazırlanışı: Maydanozu iyice yıkayıp ince ince kıyarak servis tabağına yayın. Üstüne küçük küçük doğradığınız domatesi, salatalık turşusunu koyun. Bir kaptaki bulgurun üstünü bir parmak yüksekliğinde geçecek şekilde sıcak su koyun. Bulgur iyice kabarıp suyunu çekince karışıma ilave edip harmanlayın. Yağı ve limonunu da eklediğinizde maydanoz salatası servise hazırdır.

    Sağlıklı gözler için bol meyve yiyin

    Sağlıklı gözler için bol meyve yiyin

    Gençlerin, ileri yaşlarda da dünyayı net görebilmeleri için bol bol meyve yemeleri gerek. Böylece görme kayıpları yüzde 36 azalıyor

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Gözlerimiz, sağlığımız konusunda bize çok önemli ipuçları verir. Gözlerimizde oluşan bazı sorunlar kimi zaman vücudumuzdaki çok önemli hastalıkların habercisi olabilirler.
    Örneğin kataraktta, göz merceği saydamlığını kaybeder ve görme azalır. Glokom, göz içi basıncının yükselmesi nedeniyle görme sinirinin giderek zayıflamasına ve görme kaybına yol açar.
    Erişkinlerde görülen göz hastalıklarının birçoğu daha az sıklıkla olmak üzere bebeklerde ve çocuklarda da görülebilir.

    A vitamini almak önemli
    Göz sağlığımızı olumsuz etkileyen hastalıklar arasında ise kronik diyabet ve tansiyon yer alır. Özellikle diyabet, gözde katarakt, glokom ve en önemlisi diyabetik retina hastalığına sebep olabilir. Diyabetlerde görme kaybı gelişme ihtimali normalden 25 kez daha fazladır. Diyabette beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi gerekir. Bu da glisemik indeksi düşük besinleri ve posalı yiyecekleri tercih etmekle, öğün atlamamakla, aşırı yağlı yiyeceklerden sakınmakla, şeker ve şekerli yiyeceklerden uzak durmakla olur.
    Gece iyi görememe olgusu ise genellikle A vitamini ve çinko eksikliğinden ileri gelir. En iyi A vitamini kaynakları havuç, ıspanak, lahana, portakal ve sarı renkli meyvelerdir.
    Sigara tiryakilerinde B12 eksikliğiyle birlikte görülen ender bir göz hastalığı ise tütün körlüğü olarak bilinir.
    Erken yaşlarda düzenli olarak ve bol bol meyve yemek, ilerleyen yaşlarda görme kayıplarını önemli oranda önler. Araştırmalar düzenli olarak günde üç öğün meyve yiyenlerde, yaşlılıkta görme kayıplarının yüzde 36 azaldığını ortaya koyuyor. Çoklu vitamin almak, katarakt riskini yüzde 60 azaltıyor. Özellikle çoklu vitamin hapında bulunan E ve C vitaminlerinin, katarakt riskini indirmede önemli rolü olduğu belirtiliyor.

    Haftanın besini
    Havuç
    Havuç içerdiği özel şekeri, A vitamini ve bol vitaminleri ile karaciğeri kuvvetlendirir, vücuttaki üre asidinin, ürat tuzlarının, benzeri yorgunluk maddelerinin idrarla dışarı atımına yardımcı olur. İçerdiği beta-karoten sayesinde gözleri korur ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.

    Haftanın öğüdü
    Göz için doğal reçeteler
  • Ceviz yapraklarının kaynatılması ile elde edilen sıvıya batırılan temiz bir bez parçası göz üzerine konursa göz iltihaplanmalarını önler.
  • Göz nezlesi ve kanlanmasında gül yapraklarından yapılan çayla göz banyosu yapmak çok etkili olur.
  • Havuç gözleri kuvvetlendirir.
  • Kavun göz nezlesine iyi gelir.
  • Maydanoz suyu ile yapılan göz banyosu gözkapağı iltihaplarını iyileştirir.
  • Rezene tozu karıştırılan suyla yıkandığında gözler kuvvetlenir.


  • Önce tuzu kesin

    Önce tuzu kesin

    Genellikle ciddi bir hastalığın belirtisi olan ödem vakalarında tedavinin ilk şartı tuz kısıtlamasıdır


    Ödem vücutta sıvı birikmesidir ve yaygın karşılaşılan bir sorundur. Genellikle ciddi bir hastalığın belirtisidir. Böbrek, karaciğer, kalp hastalıkları ve hormonal durum ödemin oluşmasında etkendir. Belirtileri göz kapaklarında, ellerde ve ayaklarda şişme olmasıdır.
    Bazen ödeme yol açan bir hastalık saptanamaz. Bu durum nedeni bilinmeyen ödem olarak isimlendirilir ve genellikle genç-orta yaşlı kadınlarda görülür. Gerginlik, fazla kilo, karbonhidrat tüketimi, bol tuzlu diyet gibi faktörler ödeme yol açabilir.
    Hasta şişlikler nedeniyle rahatsızdır ve kendisinde ciddi bir hastalık olduğunu düşünür, bu nedenle gergin olabilir. Ödem tedavisine başlamadan önce ödeme yol açan hastalık araştırılır ve tedavi altta yatan hastalığa göre planlanır. Ödemli hastaların önemli bir kısmında tedavinin ilk şartı tuz kısıtlamasıdır. İdrar söktürücü ilaçlar şişlikleri azaltabilir ancak bu ilaçlar kesinlikle doktor kontrolünde kullanılmalıdır.

    Nefes almada güçlük
    Ödem vücudumuzda bulunan mikrodamarların aşırı geçirgen hale gelmesine bağlıdır. Ödem en sık göz kapakları, ağız çevresi, el ve ayaklarda görülür. Ciltte şişmeye ses tellerini tutan ödemin de eşlik ettiği daha ağır olgular da görülebiliyor. Ses tellerinin tutulması halinde ses kısıklığı ve nefes almada güçlük söz konusu olabiliyor. Enfeksiyonlar, gıda alerjileri, ilaç alerjileri, böcek sokmaları bu reaksiyondan sorumlu tutuluyor.
    Yaşlı hastalarda alt ekstremite ödemi sık bir problemdir. Yaşlı hastalarda klinik inceleme çoğunlukla alt ekstremitedeki ödemin doğru nedenini ortaya çıkarır. Yaşlı nüfusta alt ekstremite ödeminin tanısında ödemin akut veya kronik, iki taraflı veya tek taraflı, bölgesel veya yaygın, ağrılı veya ağrısız olup olamadığının değerlendirilmesi gerekir. Kalp, böbrek ve karaciğer hastalıkları, malnütrisyon ve tiroit bozuklukları gibi sistemik veya bölgesel bir nedeni gösterir.
    Başlangıçta laboratuvar incelemeleri, sistemik hastalıkların belirtilerini araştırmak için rutin kan testleri ve idrar analizlerini gerekebilir. Ödemin sistemik bir nedeni olmadığı anlaşılınca bölgesel nedenler araştırılmalıdır.

    Bitkisel tedavide kullanılanlar

    Arpanın suda kaynatılarak elde edilen sıvısı susuzluğu giderir.
    Aşk otu kökünden elde edilen yağ, vücudun çeşitli yerlerinin su toplamasıyla oluşan hastalıkların tedavisinde de kullanılır.
    Havuç tohumlarından yapılan şurup, vücudun su tutmasına ve hazım rahatsızlıklarına iyi gelir.
    Kenevirle (bir miktar) kaynatılan sütten gün boyu birkaç defa birer yudum içilirse ödem hastalığına son derece olumlu etki yapar.
    Kabuklu armut, kavun, elma, kiraz sapı, şeftali reçeli, dereotu, maydanoz, patlıcan vücuttaki ödem ve su tutulmasını önleyicidir. Turp ödeme iyi gelir.


    Haftanın besini

    Psyllium seed (Karnıyarık otu çekirdeği)
    Vatanı Avrupa ve Asya olan bu bitki mükemmel bir bağırsak ve kolon temizleyicisi. Birçok kişi tarafından biliniyor ve kullanılıyor.

    Haftanın öğüdü

    Ne yemeli, ne yememeli?
    Ödem azaltıcı besinler: Bol su Karahindiba Tarçın ve karanfille yapılmış çay Yeşil yapraklı besinler Maydanoz, kiraz sapı, kabuklu armut, şekersiz şeftali reçeli
    Ödem artırıcı besinler: Tuzlu yiyecekler Alkol Kola Meyankökü içeren yiyecekler Tatlı yiyecekler Karbonhidratlar

    Sağlam sinirler için B vitamini

    Sağlam sinirler için B vitamini

    Tahıllarda, sakatatta, et ve yumurtada bulunan B vitamini sinir sistemini korur. Eksikliğinde ise yorgunluk, unutkanlık, iştah kaybı gibi sorunlar ortaya çıkar

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    B vitaminleri, sinirlerin, cilt, saç, karaciğer ve ağız sağlığının, sindirim sistemi ile beyin fonksiyonlarının devamında yardımcı olur. Yaşlılar için yeterli B vitamini alımı çok önemlidir. Çünkü yaşlandıkça bu vitaminin emilimi azalır. Alzheimer tanısı konulmuş kişilerde sorunların B12 ve B kompleks vitaminlerinin eksikliğinden kaynaklandığı bulunmuştur.
    B grubu vitaminler; tahıllar, yağsız et, böbrek, yürek, beyin, karaciğer, tavuk, ceviz, yumurta, kepek ekmeği ve yağlı tohumlarda, maya özü, pirinç, bezelye, yerfıstığı, beyaz ekmek, patates, tavuk, az pişmiş biftek ve sütte bulunur.
    B vitamininin, B1, B2, B3, B5, B6 ve B12 olmak üzere altı ayrı çeşidi vardır.
    B1 vitamini kan dolaşımına yardımcı olur. Kavrama yeteneği, enerji, büyüme, iştah ve öğrenme kapasitesini olumlu etkiler. Vücudu yaşlanmanın, sigara ve alkolün zararlı etkilerine karşı korur. B1'in eksikliğinde ise sinir sistemi bozuklukları, yorgunluk, unutkanlık, kabızlık, iştah kaybı gibi rahatsızlıklar oluşur. Antibiyotikler ve doğum kontrol hapları vücuttaki B1 vitamini düzeyini azaltır. Fazla karbonhidrat tüketilirse B1 vitaminine ihtiyaç artar.

    Katarakt tedavisinde...
    B2 vitamini ise vücutta antikor üretimi ve büyüme için gereklidir. Göz yorgunluğunu azaltır, kataraktın önlenmesi ve tedavisi için önemlidir. B2 vitamini cilt, saç ve tırnakların oksijen kullanımını kolaylaştırır ve kepeği önler.
    B2 vitamininin eksikliğinde ağız kenarlarında çatlaklar, göz bozuklukları, ağız ve dilde iltihaplanmalar, cilt yaraları oluşur.

    Haftanın öğüdü
    Besinlerin B vitamini kaybına uğramaması için; Makarnayı, suyunu çektirme yöntemiyle pişirin, suyunu dökmeyin. Kuru baklagilleri pişirirken ise gaz sorunu yaratmaması için akşamdan ıslattığınız suyu dökün. Ancak haşlama veya pişirmede kullanılan suyu dökmeyin.

    Haftanın besini
    Kepekli makarna
  • Besleyicidir; ekmeğe göre mineral madde, protein ve lif bakımından daha zengindir. B vitamini yönünden oldukça zengindir.
  • Pratiktir, 10 dakikada hazırlanabilir.
  • Şişmanlatmaz, çünkü pişirilmiş kepekli makarnanın kalorisi ekmekten yarı yarıya düşüktür, daha uzun sürede sindirilir, tok ve dinç tutar.
  • Enerjiyi sabit tutar.
  • Şeker hastalığına yakalanma riskini azaltır.
  • Tatlı-çikolata krizlerini önler.
  • Duygusal dalgalanmaları önler.
  • Kan yağlarını azaltmaya yardımcı olur, kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini de düşürür.


  • Teşhisi zor hastalık: Çölyak

    Teşhisi zor hastalık: Çölyak

    Bir sindirim hastalığı olan çölyakta vücut kendi bağışıklık sistemine zarar veriyor. Hayatın herhangi bir döneminde ortaya çıkabilen çölyak teşhis edilmesi en zor hastalıklardan biri


    Çölyak hastalığı bağırsaklardaki sindirimi sağlayan ve villus denilen yapıların bozulmasına sebep olan, dolayısıyla da yiyeceklerdeki besinin emilmesini engelleyen ve ince bağırsakta hasarlar oluşturan bir sindirim hastalığıdır.
    Çölyak hastaları buğday, arpa, çavdar ve yulafta bulunan ve gluten olarak adlandırılan bir proteine tahammül edememektedir.
    Çölyaklı hastalar gluten içeren yiyecekler yediklerinde, onların bağışıklık sistemleri bunu ince bağırsaklara zarar vererek yanıtlar. Özellikle çok küçük ve parmak şekline benzeyen, villus olarak adlandırılan ve ince bağırsaktaki emilimi sağlayan yapılar kaybolur (düzleşir ve görevini yapamaz hale gelir). Villuslar olmadan kişi ne kadar yiyecek yerse yesin beslenemez.
    Vücudun kendi bağışıklık sistemine zarar vermesinden dolayı çölyak hastalığı otoimmün sistem rahatsızlığı (bağışıklık sisteminin yetersiz fonksiyonu) olarak düşünülüyor. Bununla birlikte, yiyeceklerin emilememesinden dolayı sindirim rahatsızlığı olarak da sınıflandırılabiliyor.

    Genetik bir sorun
    Çölyak hastalığı genetik bir hastalıktır, yani ailevi kalıtım söz konusudur. Bazen hastalık bir ameliyat, çocuk doğumu, hamilelik, viral enfeksiyon ya da şiddetli duygusal stresten sonra tetiklenebildiği gibi ilk seferde de aktif olabilir. Hastalık yaşamın herhangi bir bölümünde ortaya çıkabiliyor. Çölyak kimi kişilerde çocukluk, kimilerinde ergenlik, kimilerinde ise orta yaş grubunda kendini gösterebiliyor.
    Çölyak hastalığının yol açtığı emilim bozukluğu tablosu, başta vitaminler ve mineraller olmak üzere vücudun gereksinim duyduğu çeşitli maddelerin eksikliğine yol açar. Zaman içinde emilim bozukluğuna bağlı olarak meydana gelen beslenme yetersizliği sonucunda genel belirti olarak kilo kaybı, halsizlik ve yorgunluk, çocuklarda büyüme-gelişme geriliği ortaya çıkar. Kalsiyum ve D vitamininin de yeterince emilememesi sonucunda kemik dokusunun yumuşaması (yetişkinlerde osteomalasi, çocuklarda raşitizm), kemik yoğunluğunun azalması (osteoporoz) ve böbreklerde kalsiyum okzalat taşlarının oluşması söz konusu olabilir.
    Süt içilmesi durumunda, bağırsakların iltihaplı yüzeyindeki hassasiyet süt şekeri olan laktozu tolere edemez ve bu laktoz intoleransına bağlı olarak var olan karın ağrıları ve ishal daha da şiddetlenir. Bağırsak iltihabının uzun sürmesi bağırsak lenfoması ve bağırsak kanseri gibi habis hastalıklara yol açıp sara nöbetleri ve nöropati gibi sinir sistemi bozukluklarına da sebep olabiliyor.

    Teşhis ve tedavisi
    Tanı konulduktan sonraki aşamada uyulması gereken tek tedavi yöntemi ömür boyu glutensiz diyet uygulamak. Diyet uygulanmaya başladıktan kısa bir süre sonra villuslar hiç zarar görmemiş gibi çalışmaya devam ediyor ve şikayetler ortadan kalkıyor. Bu nedenle glutenli gıdaları kesinlikle tüketmemek gerekiyor.
    Çölyak bebeklik çağında glutenli yiyecekler yenilmeye başladıktan sonra kusma, ishal, karın şişkinliği, iştahsızlık, huysuzluk, kilo alamama, büyümede gerilik ve boy uzamasında yavaşlama gibi tipik belirtilerle ortaya çıkıyor. Bazen hamilelik veya bir ameliyat sonrası, viral enfeksiyon ya da şiddetli duygusal stres sonucunda ortaya çıkarak kişiye göre değişik belirtiler verebiliyor. Nedeni bilinmeyen ve ağızdan alınan demir takviyesiyle düzelmeyen kansızlık, şiddetli ishal ve karın ağrısı, sinirlilik, bir türlü geçmeyen gastrit benzeri şişkinlik, kısırlık, sık düşük yapma eğilimi, kemik ve eklem ağrıları, kollarda ve bacaklarda uyuşma, geçmeyen ağız içi yaraları görülebiliyor.
    Çölyak teşhisi en zor olan hastalıklardan biri. Çünkü hastalığın belirtileri başka hastalıkların belirtileriyle aynı olabiliyor. Böylece diğer hastalıklarla karıştırılabiliyor. Kesin tanı için özel kan tahlilleri (AGA ve EMA) ve deneyimli bir gastroenterolog tarafından ince bağırsak biyopsisi yapılmalı. Biyopsi için üniversite hastanelerinin gastroenteroloji kliniklerine başvurmak gerekiyor. Genetik bir hastalık olduğu için ailesinde çölyak vakası olanların şikayeti olmasa da mutlaka doktora başvurmaları ve gerekli kontrolleri yaptırmaları şart.



    Haftanın besini

    Glutensiz ekmek
    Malzemesi: 500 gr. glutensiz un, 1 tatlı kaşığı tuz, 2 çorba kaşığı bitkisel yağ, 1 paket kuru maya, 125 ml. su, 125 ml. süt, 1 yumurta akı, çok az margarin (üstüne sürmek için).
    Yapılışı: Ilık su ve sütü bir kaba dökün. Mayayı içinde eritin. Un, yağ, yumurta akı ve tuzu bu karışıma ilave edip iyice karıştırın. Tercihen mikser kullanabilirsiniz. Yağlanmış dikdörtgen ekmek kalıbına bu karışımı dökün, 30-40 dakika açıkta kabarmaya bırakın. Daha önceden 200 dereceye ısıtılmış fırında 30 dakika pişirin, çıkarmaya yakın üstüne fırça yardımı ile margarin sürüp 5 dakika daha pişirin. Kalıbından çıkarıp soğumaya bırakın.


    Haftanın öğüdü

    Glutensiz gıdalar
    Gluten; buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi tahılların içerinde bulunan bir protein maddesidir. Glutensiz gıdalar, bir ince bağırsak alerjisi olan çölyak hastalığının tek tedavi yöntemidir. Çölyaklı bireyler etiketinde "glutensiz" ibaresi olan tüm gıdaları tüketebilirler. Buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi tahıllar ve bu tahıllarla yapılan her türlü besinler diyetten çıkarılmalı, yerine pirinç, patates, nohut, soya, fasulye, fındık, kestane, mercimek gibi besinler ve bunlardan elde edilen unlar kullanılmalıdır.
    Glutensiz ürünler ülkemizde de bulunabiliyor. Bu ürünler bisküviler (kayısılı, kremalı, parça çikolatalı), çikolatalı gofret, un karışımları, dilimlenmiş beyaz ekmek ve spagettidir. Ayrıca çölyaklı bireyler dışarıda özendikleri poğaça, ekmek, bisküvi gibi yiyecekleri evde kendileri uygun malzemelerle hazırlayabilirler.


    Sağlıklı ve güzel bir cilt için bitki çayı için

    Sağlıklı ve güzel bir cilt için bitki çayı için

    Sigara, kafein ve kozmetik kullanımını en aza indirin, günde 8-10 bardak su için. Bunlar sadece başlangıç; sağlıklı cildin tüm sırları bu yazıda...

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Bedenimizin en önemli koruyucu organı deridir. Bizi mikroplardan, enfeksiyon ve alerjik şoklardan korur. Bunun yanı sıra deri, bedenin su, tuz ve organik madde kaybını önleyen, kullanılmış besin maddeleri ile suyun atılmasını sağlayan dört önemli organdan biridir. Bedenden atılması gereken maddelerin dörtte birini atmakla görevli olan derinin işlevlerindeki herhangi bir aksaklık, öteki dışkılama organlarını (böbrek, akciğer, bağırsak) olumsuz etkileyebilir.

    Neden 'içsel'
    Pek çok kişiye büyük sıkıntılar yaşatan deri hastalıkları genellikle içsel problemlerden kaynaklanır. Derimiz, bizimle dünya arasında köprü görevini üstlenir, işte bu yüzden yaşamımızdaki uyumsuzlukları, genellikle derimiz dışa yansıtır. Bu uyumsuzluklar fiziksel veya genetik kökenli olabileceği gibi karaciğere, böbreklere, dolaşım sistemine veya öteki beden sistemlerine odaklanmış da olabilir.

    İşte yararlı bitkiler
    Deri hastalıkları, çeşitli iç hastalıklarının bir dışavurumu olduğu için tedavisinde de pek çok bitki kullanılabilir, ama bunların arasında öncelikle anılması gereken bazı özel bitkiler vardır.
    En çok kullanılan yara iyileştirici bitkiler: Sinirliot, aynısafa, atkuyruğu, civanperçemi, arslanpençesi, sarıkantaron, karakafesotu, yoğurtotu (yapışkanotu), mayıspapatyası, ısırganotu, ceviz yaprağı ve meşe kabuğudur.
    Bitkiler tek tek ya da bir arada harmanlanarak, 2-3 haftalık çay kürü biçiminde kullanılabilir. Bunun için de yarım veya bir tatlı kaşığı bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır, 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak taze demlenmiş çay, soğutulmadan, aç karnına veya öğün aralarında içilir. Bu deride belirgin düzelmelere yol açacaktır. Ayrıca derisi duyarlı ve sorunlu pek çok kimse, şeker ve dondurma, çikolata gibi yiyeceklerden uzak durmalıdır.

    Soruna göre vitamin
    Birçok deri hastalığının tedavisinde A vitamininden yararlanılır. Genellikle yüksek dozlar kullanılır. Akneli ya da derisi güneşe karşı çok duyarlı kişiler A vitamini desteği almalıdır. Bunun yanı sıra vitaminler ve cilde faydaları şöyle sıralanabilir:
    A Vitamini: Cildin mukus zarlarını korur ve kırışıklıklara engel olur.
    B Vitamini: B2 vitamini burun ve üst dudak arasındaki maymun çizgisi denen dikey çizgilerin oluşumunu engeller.
    C Vitamini: Kolajen oluşumu için önemlidir.
    E Vitamini: Stresin neden olduğu kırışıklıklar için etkilidir.
    Evening primrose oil: İçeriğinde linoleik asit vardır, sağlıklı cilt gelişimi için önemli rol oynar.
    Magnezyum: Kolajenden magnezyum kaçışını ve bunun neden olduğu kırışıklığı engeller.

    Sağlıklı bir deri için bu önerilere uyun!

  • Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmayın.
  • Günde en az 8-10 bardak su için.
  • Sigaradan ve içilen ortamlardan uzak durun.
  • Alkol ve kafein tüketmekten kaçının.
  • Çok makyaj malzemesi kullanmayın.
  • Hayatınızdaki stres faktörleri ile mücadele edin ve rahatlamayı öğrenin.
  • Düzenli olarak spor yapın.
  • Florlu sulardan içmeyin.
  • Saunaya girin.
  • C ve E vitamini içeren kremler kullanın.
  • Bulunduğunuz ortamdaki havanın nemli olmasını sağlayın.
  • Demir yönünden zengin gıdalar tüketin. (Kabak, buğday, ciğer, yumurta, badem, kuru üzüm, yulaf ve mercimek)
  • C vitamini içeren gıdalar tüketin. (Kırmızı biber, portakal, greyfurt, limon, kavun ve domates gibi...)
  • Mineral içeren mantar, ciğer, somon arpa ve muz gibi besinler tüketin.
  • Magnezyum içeriği zengin, badem, yulaf, arpa, peynir, tuna balığı, patates, mısır ve içeriğinde E vitamini zengin, çekirdek, brokoli, ıspanak tüketin.
  • A vitamini açısından zengin, yumurta, süt, peynir, yoğurt, balık, karides, tavuk eti gibi besinler tüketin.


  • Haftanın bitkisi
    Aloe vera
    Halk arasında 'sarısabır' olarak da bilinen 'aloe vera', çeşitli hastalık ve cilt sorunlarına karşı kullanılan bir bitkidir. Özellikle epitel doku ve bağışıklık sistemi için faydalıdır. Mide ülseri, sindirim rahatsızlıkları, kabızlık, ishal, hemoroit, zihinsel yorgunluk, migren, akne, kireçlenme, egzama, sedef, mantar, böcek sokmaları, güneş ve cilt yanıklarına iyi gelir.



    2005'in beslenme mirası

    2005'in beslenme mirası

    Geçen yıl beslenme konusunda dağarcığımıza yeni bilgiler eklendi. 2005'i geride bırakırken beslenmeyle ilgili yenilikleri gelin yeniden hatırlayalım


    Geçen yıl yapılan bilimsel araştırmalar beslenme konusunda bazı eski bilgileri pekiştirirken yeni bilgiler de edinmemizi sağladı. Bu araştırmalar doğrultusunda bunlar mutlaka aklınızda kalsın:
    Fazla A vitamini uyku kaçırıyor.
    Bir brokoli, kişinin günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 220'sini, A vitamini ihtiyacının ise yüzde 15'ini karşılıyor.
    Biberiye dolaşımı hızlandırıcı etkisinden dolayı selülit oluşumunu da engelliyor.
    Küflü peynir, çikolata, turşu, kafein içeren içecekler ve fermente ürünlerin baş ağrısını tetikleyici özellikleri bulunuyor.
    Kahvaltı yapanlarda daha az depresyon görülüyor.
    Yorgunluk veren gıda maddeleri: Alkol, asitli içecekler, hazır yemekler, yağ, sakatat, kahve, limonata, sığır eti, tatlı çeşitleri.
    Canlandıran gıda maddeleri: Avokado, muz, yeşil çay, yoğurt, patates, kivi, Paraguay çayı, turp, zeytin, pirinç, kırmızı pancar, balık, bezelye.
    Domateslere renk veren madde aynı zamanda kan basıncını azaltma özelliğine sahip.
    Ayaküstü yemek yeme alışkanlığı hemoroit ve kalın bağırsak kanserine yol açabiliyor.
    Susuzluk hissi açlık hissiyle karışabiliyor. Yani susuz olduğunuzda kendinizi aç hissedebilirsiniz. Bu yüzden günde en az 8-12 bardak su için.
    Yumurta vücut yağını yakar.
    Balık yemek beyne iyi gelir. Bir başka yenilik: Nutri-genetik Nutri-genetik (beslenme genetiği) beslenmenin bazı bireylerde belirli hastalıklar açısından ciddi bir risk faktörü olabildiğinden hareketle, beslenme ile kişinin genetik yapısı arasındaki ilişkiyi moleküler seviyede araştıran ve ortaya koyan bir bilim dalıdır. Nutri-genetiğin kavramsal temellerini şöyle sıralayabiliriz:
    Beslenme belirli şartlar altında bazı bireylerde belirli hastalıklar açısından ciddi bir risk faktörü olabilir.
    Çok tüketilen besin maddeleri insan genomunu doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyerek genlerin yapısını ve etkilerini değiştirebilir.
    Bir besin maddesinin bireyin sağlığını ne kadar etkileyeceği o kişinin genetik yapısına bağlıdır.
    Beslenme ile ilgili bazı genler ve bu genlerde görülen varyasyonların bireylerde kronik hastalıkların görülme sıklığı, hastalığın başlaması, ilerlemesi ve şiddeti üzerinde etkisi olabilir.
    Kişilerin beslenmelerinde o kişinin gıda ihtiyacı, beslenme durumu ve genetik yapısı ile ilgili bilgilere dayanarak yapılacak düzenlemeler, kronik hastalıklara karşı koruyucu, hastalığın şiddetini azaltıcı, hatta tedavi edici olabilir.

    Fonksiyonel besinler
    Besinlerin temel işlevi organizmanın metabolik gereksinimleri için gerekli maddeleri sağlamaktır. Oysa, besinler metabolik aktivitemiz için gerekli makro ve mikro besleyicilerden başka sağlığımız üzerinde olumlu etkileri olan bileşenler de içerir.
    Son yıllarda bazı besinlerin "doğal" yollardan hastalıkların önlenmesi ve tedavisindeki etkinliğinin bilimsel olarak ortaya konulması, sağlığımızın korunmasında beslenme desteğinin önemini artırdı. Besleyici özellikleri dışında vücudumuza fizyolojik yararlar sağlayan ve / veya kronik hastalık riskini azaltabilen besinlere fonksiyonel besinler deniliyor.
    Hastalıkların önlenmesi ve tedavisindeki etkinlikleri açısından çok sayıda bitkisel kaynaklı besin veya besin öğesi incelendi ve bu besinlerin fonksiyonel besinler arasında yer alıp almadığı araştırıldı. Örneğin, bitkilerde bulunan karotenoitler, antioksidan vitaminler, fenolik bileşikler, terpenoitler, steroitler, indoller ve lifler kronik hastalık riskinin azaltılmasında rol oynuyor görünmekte. Yeni çalışmalarla bu listeye başka bitkisel kaynaklı maddeler de (çay katekinleri, domates likopeni, yeşil yapraklı sebzelerden lutein gibi) eklendi.
    Meyve ve sebze tüketimi ise kansere karşı korunmada oldukça etkin bulundu. Sebze ve meyve tüketimi düşük olanlarda kanser riski, sebze ve meyve tüketimi iyi olanlara göre iki kat daha fazladır. Meyve tüketimi özellikle akciğer, ösefagus, ağız boşluğu, pankreas, mide, kolon, rektum, mesane ve larinks kanserlerine karşı koruyucudur.


    Yılın gözdeleri

    Brokoli: Vitamin deposu olan brokoli özellikle A, C ve E vitaminleri açısından zengindir. İçerdiği kalsiyum sayesinde kemik erimesine karşı etkili olabiliyor. Vücut direncini yükseltmesi nedeniyle özellikle soğuk havalarda tüketiminin daha da artırılmasında fayda var.Brokoli antioksidan özelliği sayesinde vücuda zarar veren serbest radikalleri etkisiz hale getirir. Meme, prostat, akciğer, bağırsak ve idrar kesesi kanserlerine ve kalp dolaşım rahatsızlıklarına karşı koruyucudur. Kolesterol seviyesini düşürür.
    Badem ve ceviz: Ceviz ve badem faydalı yağlar (omega 3), folik asit ve fosfor içerir. Düzenli olarak ceviz-badem yenmesi kişiyi koroner kalp hastalığı ve kalp krizinden korur. Ayrıca ceviz-badem yiyenlerde diyabet görülme sıklığı daha azdır. Araştırmalar, badem yiyenlerde total kolesterolde yüzde 412 oranında düşme olduğunu gösterdi. Ancak yağlı tohumların yağ içeriğinin yüksek olması nedeniyle fazla miktarlarda tüketilmesi kan kolesterol oranını düşürmüyor. Günlük 45 adet badem veya iki tane ceviz yeterlidir.
    Nar: Narın idrar söktürücü, kan yapıcı, enerji verici ve tansiyon düşürücü özelliği var. İshale karşı da tüketilebilir. Nar mevsiminde suyu sıkılarak salataya sos olarak kullanıldığında nefis tat ve renk verir. Nar aynı zamanda bağırsak paraziti tenyanın da baş düşmanıdır. Bu amaçla yenildiğinde birkaç saat sonra müshil de alınması gerekir. Nar potasyum ve demir açısından da çok zengindir. Aynı zamanda C vitamini deposudur. Çok kuvvetli bir antioksidandır.

    Diyet bozmayan yılbaşı sofrası!

    Diyet bozmayan yılbaşı sofrası!

    Yeni yıla, bir gece önce alınan fazla kalorilerin vicdan azabıyla girmek istemiyorsanız bu yazıyı okuyun!

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Yılbaşı gecesi, sofralar daha bir zenginleşir ki bu da alınan kalori miktarını artırır. Alkol fazla alınır, daha yağlı ve zararlı besinler tüketilir. Ancak yeni yıla, lezzetli, zengin ve sağlıklı bir sofrayla girmek de mümkün. İşte sırları:
  • Yılbaşı sofralarında şarküteri ürünlerini mümkün olduğunca az tüketin. Bu besinlerin içeriğindeki doymuş yağ asitleri özellikle kalp damar sağlığını olumsuz etkiler.
  • Şarküteri ürünlerini illa tüketmek istiyorsanız da miktarını minimumda tutun ve beraberinde C vitamininden zengin yiyecekleri de bulundurun. Şarküteri ürünlerinin içeriğindeki nitrit ve nitratın etkilerini minimuma indirmek için domates, limon, yeşil biber, maydanozdan oluşan bir salata, en uygun seçenek olacaktır.
  • Kırmızı et yerine balık, tavuk ve hindiyi tercih edin. Ancak yediğinizin miktarlarına ve pişirme şekline dikkat edin.
  • Yağ tüketiminizi azaltın. Katı yağlar yerine sıvı yağları, özellikle zeytinyağı kullanın.


  • Yavaş yavaş yiyin
  • Azar azar ve yavaş yiyin. Hızlı yerken daha çok insülin salgılanır, bu da hem yağın vücutta depolanmasına, hem de karaciğerde kolesterol yapımının artmasına neden olur.
  • Kuruyemişler özellikle kalp hastalıklarının önlenmesinde önemli etkilere sahip besin maddeleridir. Daha önceleri yağlı oldukları için kalbe zararlı sanılan yerfıstığı, ceviz, badem, fındık, fıstık ve çekirdek gibi çerezlerin kalbi koruyucu maddeler içerdikleri son araştırmalarla kanıtlanmıştır. Kuru yemişlerde bulunan tdoymamış yağ asitleri ile bitkisel steroller kolesterolü düşürür. Ama aşırı tüketilmemelidir.
  • Antidoksan etkisi bulunan meyve ve sebzeye ağırlık verin.


  • Bir iki kadeh şarap
  • Alkol kullanıyorsanız kırmızı şarabı tercih edin; bir iki kadeh tüketin.
  • Çorbada, sebze yemeğinizde ya da cacığınızda 2-3 diş sarımsak tüketin. Sarımsak bol miktarda potasyum, fosfor, selenyum, A ve C vitaminleri ile 75 farklı kükürtlü madde içerir. Kan damarlarını genişletir, kanın pıhtılaşma oranını azaltıp damar tıkanmasını önler.
  • İki üç yemek kaşığı kadar barbunya pilakisi, kuru fasulye veya nohut tüketin. Kuru fasulye, nohut, mercimek, börülce ve barbunya hem çok besleyicidir, hem de kalp hastalıkları ve kanserden koruyucu maddeler içerir. Bu koruyucu maddelerden biri diyet lifidir. Diyet lifi, yüksek tansiyonu ve kötü kolesterolü düşürür; kan şekerinin yükselmesini, kabızlığı ve kalınbağırsak kanserini önler.


  • Böbreklerdeki ağrı kaynağı

    Böbreklerdeki ağrı kaynağı

    Erkeklerin yüzde 10-15'inde, kadınların ise ortalama yüzde 5'inde böbrek taşı rahatsızlığı görülüyor. Sebepleri ise kesin olarak bilinmiyor


    Böbrekler bel kemiğinin iki yanında, kaburgaların hemen altında yer alan, yumruk büyüklüğünde, fasulyeye benzeyen bir çift organdır. Başlıca işlevleri kanın fazla suyunu ve artık maddelerini süzmektir. Bu maddeler idrar şeklinde üreter denilen kanallarla böbrekten mesaneye (sidik torbası) aktarılır ve buradan da üretra yolu ile dışarıya atılır.
    Normal idrarın içeriğinde bulunan, özellikle ürik asit ve kalsiyum gibi maddeler kristalleşerek böbrek içinde taş olarak adlandırılan yapıları oluşturur. Oluşan bu taşlar golf topu kadar büyük olabileceği gibi kum tanesi kadar
    küçük de olabilir. Düzgün yuvarlak, sivri, asimetrik gibi çeşitli şekillerde olabilirler. Çoğu taş sarı-kahverengi renklerdedir. Ancak kimyasal bileşimine göre bronz rengi, altuni veya siyah renkli taşlar da olabilir. Bazı taşlar hiç belirti vermeden böbrekte kalabilir. Bazıları ise üreterler, mesane ve üretra boyunca yer değiştirir ve idrarla dışarı atılabilirler. Küçük olan taşlar herhangi bir belirti vermeden veya çok az bir rahatsızlıkla dışarı atılabilirken daha büyük olan taşlar çok şiddetli ağrılara sebep olabilir. Bazen de idrar geçişini önleyebilen tehlikeli tıkanıklıklar oluşturabilirler.

    İlk kez 25-30 yaşında çıkar
    Böbrek taşını oluşturan sebepler kesin olarak bilinmiyor. Bazı araştırmacılar içilen suyun çok fazla sert (kalsiyum sülfat içeriği fazla) veya çok fazla yumuşak (sodyum karbonat içeriği fazla) olmasının etkili olabileceğini söylüyor. Fazla alkol tüketimi, gut hastalığı da aşırı taş oluşumuna sebep olabilir. Bazı araştırmacılar aşırı sıvı kaybına neden olan sıcak iklimlerde böbrek taşına daha sık rastlandığını, bir başka grup ise birtakım özel yiyeceklerin böbrek taşına neden olduğunu iddia ediyor.
    Böbrek taşları idrarın içinde normal olarak bulunan maddelerden oluşan çözünmez mineral, vb. kristallerdir. Böbrek taşlarının çoğunun bileşiminde çok miktarda kalsiyum ve oksalik asit bulunur. Bu nedenle taş oluşum riskini azaltmak amacıyla alınan besin önlemleri hem kalsiyum hem de oksalik asit metabolizmasını etkileyecek türdendir. Özellikle tekrarlayan böbrek taşı rahatsızlığı olanlar dikkatle araştırılmalı ve idrarlarında çok miktarda kalsiyum, oksalik asit, magnezyum, ürik asit, sodyum ya da başka aminoasitlerden hangilerinin bulunduğu saptanmalıdır.
    Böbrek taşı oluşumu oldukça sık görülen bir hastalıktır. Erkeklerin yüzde 10-15'inde, kadınların ortalama yüzde 5'inde görülür. İlk olarak genellikle 20-30 yaşlarında ortaya çıkar. Özellikle bir kez taş oluşmuş erkeklerin üçte ikisinde ortalama dokuz yıl içinde taş oluşumu tekrarlamaktadır.



    Neler yol açıyor?

    Beslenme yoluyla arıtılmış karbonhidratlar ve tuz gibi yiyeceklerin alım miktarı artırılırsa, idrarla daha çok miktarda kalsiyum dışarı atılır ve böbrek taşı riski çoğalır. Böbrek taşı oluşmasına yol açan belli başlı etkenleri şöyle sıralayabiliriz:
    Rafine edilmiş karbonhidratlar: Sukroz, yani bildiğimiz şeker kalsiyumun bağırsaktaki emilimini artırabilir. Laktoz da (süt şekeri) kalsiyum emilimini artırır.
    Hayvansal protein: Etin metabolik parçalanması sonucunda meydana gelen ürünler arasında ürik asit ve oksalik asit de vardır. Bu iki asit böbrek taşıyla ilgilidir. Her besini tüketen bireylerin idrarında kalsiyum, oksalik asit ve ürik asit yoğunluğu daha çoktur.
    Beslenme yoluyla alınan kalsiyum: Beslenme yoluyla alınan kalsiyum miktarının artması, idrarda kalsiyum yoğunluğunun artmasına yol açabilir.
    D vitamini: Bu vitamin mide-bağırsak yolunda kalsiyum emilimini artırır, kemiklerden kalsiyumun salıverilmesini de hızlandırır ve böbrek taşı oluşumunu hızlandırır.
    Tuz: Aşırı tuz tüketimi idrarla çok miktarda kalsiyum kaybına ve taş oluşumuna neden oluyor.
    Oksalik asit: Birçok sebzede, C vitamininde ve bir miktar da proteinli yiyeceklerde bulunmaktadır. En çok da çay, kahve, çikolata, ıspanak ve pancar bu asiti içerir. Beslenme yoluyla alınan oksalat miktarını azaltırsak, idrarla dışarı atılan oksalatı, dolayısıyla taş oluşum riskini de azaltmış oluruz.
    Alkol: Alkol; ürik asit, kalsiyum ve fosfat atımını artırdığı için taş yapımına neden olabiliyor.
    C vitamini: Yüksek dozda C vitamini almak idrarla dışarı atılan oksalik asit miktarını çoğaltarak böbrek taşı oluşumuna yol açabilir.



    Haftanın öğüdü

    Nelere dikkat etmeli?
    Böbrek taşı oluşmaması için her yemekte bol lifli besinler tüketin. Tam tahıllara, taze sebze ve meyvelere ağırlık verin. Bol magnezyum içeren yeşil yapraklı sebzeleri özellikle tüketin.
    Hayvansal protein aşırı tüketilmemeli.
    Günde yarım litreden fazla süt içilmemeli. Gece süt içilecekse, yatmadan hemen önce değil, en az bir saat önce içilmeli.
    Rafine karbonhidratlardan, özellikle şekerden kaçının. Ayrıca şekerli tatlılar, kekler, çikolatalar, bisküviler, reçel, bal gibi besinlerde basit karbonhidrat miktarı çok yüksektir.
    Bol su için.
    Şişmansanız zayıflayın.
    Alkolü azaltın.
    Tuzu azaltın. Ayrıca sucuk, pastırma, hazır besinler gibi tuzu fazla olan yiyeceklerden kaçının.
    Oksalatlı böbrek taşı oluşturanlar veya idrarında oksalat düzeyi yüksek olanlar; çay, kahve, çikolata, ıspanak ve pancar yemekten kaçınmalıdır.

    Sebze ve meyve sağlık kalkanı

    Sebze ve meyve sağlık kalkanı

    Günde 2-5 porsiyon meyve, 2-8 porsiyon sebze tüketmek hem kalp-damar hastalıklarına, hem de bazı kanser türlerine karşı korunma sağlıyor

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Beslenme alışkanlıkları kardiyovasküler hastalıklar ve kanserde önemli rol oynuyor. Yüksek oranda sebze ve meyve tüketimi birçok kronik hastalıklardan korunmada etkili. Araştırmalara göre Batı ülkelerinde günde 3 ve üzeri porsiyon meyve tüketiliyor ki bu rakam kronik hastalıklardan korunmada yeterli bir rakam değil. Normalde günde 2-5 porsiyon arasında meyve, 2-8 porsiyon arasında sebze tüketmek gerekiyor.
    Sebze ve meyve tüketimi ile, kalp-damar hastalıkları, bazı kanser türleri, inme, Alzheimer hastalığı, katarakt ve yaşla ilintili fonksiyonel kayıp riskinin azalması arasında kuvvetli bir ilişki var. Bu etkinin sebze ve meyvelerin içerdiği diyet posası, folat, potasyum ve C vitamini, E vitamini, beta-karoten gibi antioksidan vitaminler dışında güçlü antioksidan etkinlik gösteren biyoaktif fitokimyasal bileşenlere bağlı olduğu belirtiliyor.

    Liflerin gücü
    Vücudumuzda gerçekleşen ve oksidasyon denen bir grup kimyevi reaksiyon sonucunda ortaya çıkan bazı maddeler, bilhassa DNA üzerinde hasara yol açarak çeşitli hastalıklara zemin hazırlar. Sebze ve meyvelerde bulunan lifler, yediklerimizle birlikte istemeden alınan çeşitli zararlı maddeleri emerek dışkı ile vücuttan atar.
    Amerikalı kadınlar üzerinde yapılan bir diğer araştırmaya göre, günde iki porsiyondan fazla sebze ve meyve tüketenlerde, akciğer kanseri görülme riski yüzde 21-32 oranında daha az. Ayrıca, karnabahargiller (lahana, brokoli, karnabahar), turunçgiller ve karotenden zengin sebzelerin akciğer kanserinin gelişme riskini azalttığı bildiriliyor.

    Haftanın besini
    Turunçgiller
    Greyfurt: Sindirimi uyarır. Diş etlerinin kanamasını azaltır, soğuk algınlığına iyi gelir. Lifleriyle yenirse, kolesterolü düşürür.
    Portakal: Soğuk algınlığı, grip, incinme, kalp hastalığı ve felçten korunmaya yardım eder.
    Mandalina: Enfeksiyonlarla savaşmayı kolaylaştırır.

    Beslenme ve metabolizma

    Beslenme ve metabolizma

    Metabolizmanızın devamlılığı için beslenme sisteminizde bütün besin gruplarına yer vermelisiniz. Metabolizma hızının kilo alıp vermede önemli etkisi olduğunu unutmayın

    Metabolizma, vücudun temel fonksiyonlarını devam ettirebilmek için bir günde ihtiyacı olan minimum enerji miktarıdır. Dinlenme anında vücudun kalori harcama hızına bakılarak ölçülür ve kişiden kişiye değişiklik gösterir. Yemek yeme, uyuma, temizlenme ve benzeri faaliyetler sırasında vücudumuz devamlı kalori yakar.
    Metabolizma vücut bileşimleri tarafından etkilenmektedir. Bu bileşimler, vücuttaki kas ve yağ dokularının birbirlerine oranıdır. Kaslar vücutta yağlardan daha fazla kalori kullanırlar. Kaslı bir vücuda sahip kişilerin, daha az vücut yağına sahip olmalarından dolayı daha hızlı metabolizmaları vardır. Örneğin aynı boy ve kiloda olan iki kişiyi ele alalım. Bunlardan düzenli olarak aerobik yapan, vücut geliştirme, fitness ve benzeri aletli programları uygulayan kişinin vücut yağ oranı daha düşüktür. Diğeri ise hiçbir sportif aktivite yapmadığı için vücut yağ oranı öbürüne oranla daha yüksektir ve dolayısıyla metabolizma hızı da yavaştır. Başka bir deyişle, birinci kişinin vücut fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için, ikinci kişiden daha fazla kalori harcaması gerekir.
    İnsan vücudunun yüzde 63'ü su, yüzde 22'si protein, yüzde 13'ü yağ ve yüzde 2'si de mineralden oluşur. Vücudumuzdaki her bir molekül yediğimiz yiyeceklerden ve içtiğimiz sudan meydana gelir. Yüksek kalitede ve doğru seçimlerle yediğimiz besinler bizi sağlıklı kıldığı gibi hastalıklara yakalanmadan bir ömür sürmemizi de sağlar.

    Gerekli besinler
    Vücudumuzun altı çeşit besine ihtiyacı vardır. Üç ana yapı karbonhidrat, protein ve yağlardır. İkisi vücuttaki enzimleri ve kimyasal reaksiyonları teşvik eden vitamin ve minerallerdir. Son besin grubu ise liflerdir.
    Karbonhidratlar bize enerji sağlar, beyni besler, protein yakımının kontrolüne yardımcı olur ve toksinlerle savaşır. Yediğimiz yağlar ve et içermeyen yiyeceklerin çoğu bize karbonhidrat sağlar. Yalnız bunlar hem besin değerleri hem de sağladığı enerji çeşidi bakımından farklılıklar gösterir. Basit karbonhidratları daha çok "şekerler" olarak tanırız. Bunları şekerin kendisinden alabileceğimiz gibi bal, çoğu meyve ve sebzelerden de temin edebiliriz. Basit karbonhidratlar tatlıdır ve kolay sindirilir. Bize hızlı bir şekilde enerji sağlarlar ama karbonhidrat kaynağımızın temelini oluşturmamalıdırlar.
    Asıl karbonhidrat kaynaklarımız kompleks karbonhidrat ve nişastalar olmalıdır. Kompleks karbonhidratlar pirinç, şehriye, nişasta, buğday ve diğer hububatlar, kurubaklagiller, meyve ve lifli sebzelerdir.
    Proteinler vücudun yapıtaşlarıdır. Kemik ve kas oluşturmanın yanı sıra onarımlarını da yaparlar, sindirime yardımcı olurlar ve bağışıklık sistemini beslerler. Proteinimizi temel olarak et, balık, süt ürünleri, fındık ve az miktarda da sebzelerden sağlarız. Sıklıkla birinci ve ikinci kalite, tamamlanmış ve tamamlanmamış ya da yüksek ve düşük kalite proteinlerden söz edildiğini duyarız. Bu terimler proteinlerin sağladığı aminoasitlerle ilgilidir. Hayvansal kaynaklı proteinler vücudun ihtiyaç duyduğu sekiz temel aminoasidi içerir. Fakat bitkisel proteinler bunların bazılarını içermez.
    Yağlar genellikle diyetin düşmanları olarak bilinir fakat onlarsız da yapamayız. Vücudun gelişmesi, yenilenmesi, vücut sıcaklığının sabit tutulması ve yaşamsal organların korunması için yağlara ihtiyaç vardır. Yağlar konsantre enerji kaynaklarıdır. A, D, E ve K vitaminlerini de içerirler.

    Kas dokunuzu artırmalısınız
    Metabolizmamızın devamlılığı için, sağlıklı olarak bütün besin gruplarını içeren bir beslenme sistemine girmemiz gerekmektedir. Alınan günlük enerjinin yüzde 55-60'ının karbonhidratlardan, yüzde 15-20'sinin proteinlerden, yüzde 20-25'inin yağlardan elde edilmesine dikkat edilmelidir.
    Metabolizma hızının kilo alıp vermede de önemli etkisi var. Bazal metabolizma hızınız ne kadar düşükse, kilolu olma ihtimaliniz de o kadar yüksektir. Eğer hızlıysa şanslısınızdır, vücudunuz enerji sağlamak için daha hızlı kalori yakıyor demektir. Eğer yavaşsa çok fazla kalori almamalısınız, ihtiyacınızdan fazlası yağ olarak depolanacaktır. Kiloluysanız ilk işiniz metabolizmanızı hızlandırmak olmalı. Bunu yapmak için de kas dokusunu artırmanız gerekli. Kas dokunuz ne kadar fazlaysa metabolizmanız da o kadar hızlanır, ince kalma şansınız artar. 40 yaşından sonra kas dokusu azalmaya başlar. Bu nedenle düzenli egzersizle metabolizmayı hızlandırmak ve vücut fonksiyonlarının daha mükemmel olmasını sağlamak sağlıklı yaşam için bir koşuldur.
    Yavaş bir metabolizmaya sahip olduğunuzda üşüme, kuru bir cilt, yavaş nabız, düşük tansiyon ve peklik gibi birçok rahatsızlığı da kabullenmiş olmaktasınız.

    Haftanın öğüdü

    Vitamin ve mineralsiz olmaz
    Vitaminler büyümemiz, gelişmemiz ve sağlılığımızı korumamız açısından hayati öneme sahiptir. Vitaminlerin yediğimiz gıdalardan enerji üretiminden, saç ve deri sağlığını korumaktan ve vücudun diğer besinleri kullanabilmesini sağlamaya kadar pek çok rolü vardır. Eksiklikleri ciddi hastalıklara yol açabilir fakat fazlası da tehlikelidir.
    Mineraller ise vücudumuzun kemik, tırnak, diş ve kan hücrelerinin oluşumu için yeryüzü türevli inorganik madde ihtiyacını karşılar. Sağlıklı ve dengeli bir beslenme ile bunların hepsini sağlamak mümkündür.


    Haftanın besini

    Sudan vazgeçmek mümkün değil
    Yediğimiz besinlerin sindirimi, emilimi ve hücrelere taşınması, hücrelerde yaşam ve sağlık için gerekli biyokimyasal tepkilerin oluşması, hücrelerin, dokuların, organ ve sistemlerin çalışması, metabolizma sonucu oluşan zararlı maddelerin taşınması ve atılması, vücut ısısının denetiminin sağlanması, eklemlerin kayganlığının sağlanması için mutlaka su içmeliyiz.


    Özel yiyeceklerle hafızanı güçlendir

    Özel yiyeceklerle hafızanı güçlendir

    Hafızayı ve bilişsel fonksiyonları bazı besinler sayesinde kuvvetlendirmek, böylece yaşam kalitesini artırmak da elinizde

    bir kibrit kutusu lezzet / TAYLAN KÜMELİ

    Yaşam kalitesinin azalmaması için en önemli etkenlerden biri, şüphesiz hafızanın ve bilişsel fonksiyonların korunmasıdır. Hafıza, bilişsel fonksiyonlar ve beslenme ilişkisinde, yeterli ve dengeli beslenme, çeşitli suplemanlar, düzenli kahvaltı alışkanlığı, çoklu doymamış yağ asitleri, kafein ve daha birçok öğenin olumlu katkıları vardır. Fakat miktar ve kullanım süreleri, etkinin yararlı olmasında belirleyicidir.
    Dünyada yapılan son araştırmalarda hafıza ve bilişsel fonksiyonlar üzerine etkisi olduğu bildirilen besinler ile yapılması gerekenler şöyle sıralanıyor:

    1- Gingko biloba
    Son dönemde yapılan araştırmalarda hafıza ve bilişsel fonksiyonlar üzerinde oldukça önemli yararları tespit edilmiştir.

    2- Kahve Kahvenin
    hafıza ve bilişsel fonksiyonlara olumlu etkisi bilinmeli fakat, optimal dozun 200mg.=2 fincan olduğu unutulmamalıdır.

    3- Sıcak kakao
    Cornell Üniversitesi'nde yapılan bir çalışmaya göre, 2 yemek kaşığı saf kakao içeriğindeki antioksidanların, kırmızı şaraptan 2 kat, yeşil çaydan 2-3 kat, siyah çaydan ise 4-5 kat daha fazla olduğu gözlemlendi.

    4- Omega 3
    Somon, ton, sardalye balıkları: Vücudumuzun üretemediği ama belli dengede ihtiyaç duyduğu omega 3 yağlarından zengin, açık sularda yetişmiş bu balıkları haftada 3 kez mutlaka tüketmelisiniz. Balık tüketemiyorsanız hem hayvansal hem de bitkisel omega 3 karışımlarından diyetisyeninize danışarak tüketmeye başlamalısınız. Omega 3'ün en iyi bitkisel kaynakları arasında koyu yeşil yapraklı sebzeler, yağlı tohumlar ve ketentohumu sayılmaktadır.
    Ceviz, badem ve fındık: Omega 3 kaynaklarıdır. Yine bu sonuca paralel olarak ideal seviyede n-3 ve n-6 yağ asidi alımının yaşlılıkta bilişsel fonksiyonların muhafaza edilmesine katkıda bulunduğu ispatlanmıştır.

    5- Vitaminler
    Yaşlılıkta yeterli miktarda antioksidan vitamin ve mineral suplemanı ile bilişsel fonksiyon gelişmiştir. (Özellikle selenyum, A, C ve E vitaminleri)

    6- Kahvaltı
    Kompleks karbonhidrat içeren kahvaltının (tam tahıllı ekmek, kahvaltılık gevrek, müsli vb.), gün boyunca zihinsel performansı artırabileceği gösterilmiştir.

    7- Egzersiz
    Aerobik egzersizin, beynin ön cephesi ve ön bölgesi tarafından 15 görevde faydaları olduğu bulunmuştur.

    Haftanın besinleri
    Hafızanın güçlendirilmesi için önerilen besinler

    Avokado: Kısa süreli bellek için, yarım avokado yeterlidir.
    Havuç: Hatırlama yeteneğimizi artırdığından, bir şey ezberlerken bir ufak tabak 1 tatlı kaşığı sıvı yağlı havuç salatası yiyebilirsiniz.
    Isırganotu: Hafızayı kuvvetlendirir. Özellikle sınavlara hazırlanan çocukların çayına ilave edilmesi veya ısırgan çayı içirilmesi yerinde olur.
    Yabanmersini: Uzun süreli bir öğrenmede ideal bir meyvedir. Beynin kanla daha iyi beslenmesini sağlar.
    Kabak: Yemeklerle sık sık tüketilmesi hafıza için son derece faydalıdır.
    Ananas: C vitamini içerdiğinden hafıza için çok yararlıdır. Ayrıca önemli bir element olan mangan içerir.
    Limon: C vitamininden dolayı canlandırır, algılama yeteneğini artırır.

    Hafta sonunda neler yemeliyiz?

    Hafta sonunda neler yemeliyiz?

    Hafta sonunda geç saatte kalkıldığı için beslenme düzeni bozulur. Ayrıca kışın yeme isteği artar. Bunlardan zarar görmemek için bazı önemli noktalara dikkat etmemiz gerekir

    Hafta içi yoğun bir şekilde çalıştıktan sonra yorgunluğu üzerimizden atmak için hafta sonunda gezer, alışveriş yapar, sinema, tiyatro ya da konsere gider ve sevdiğimiz yiyecekleri yeriz. Kış mevsimine girdiğimiz günlerde ise yeme isteğimiz daha da artar.
    Tatile gidenler ise açık büfeden sağlıklı seçimler yapmalıdırlar. Her öğünde lif açısından zengin sebze, salata muhakkak tüketmelidirler. Yemeğe salata veya bir kase çorba ile başlamak sonrasında daha fazla yenilmesini de önleyecektir. Kızartma yerine ızgara veya fırında pişirilmiş et, tatlı büfesinden ise sütlü tatlılar, alkol olarak da şarap tüketilmesinde fayda vardır.
    Beyin, yemeğe başlandıktan yaklaşık 20 dakika sonra tokluk merkezini uyarır. Dolayısıyla bu süreyi doldurmak ve daha fazla yememek için yemekte oyalanmak gerekir. Bunun için de ideal yöntem, gıdaları yavaş ve iyi çiğneyerek yemek yeme süresinin uzatılmasıdır. Bu hem fazla gıda alımını önler hem de alınan gıdaların daha kolay sindirilmesini sağlar. Tabağınızdaki yemekle oyalanmanız daha az yemenizde etkili bir yöntemdir.



    haftanın yemeği

    Çabuk pizza
    Malzemesi: 2 dilim kepekli ekmek, 2 yemek kaşığı domates püresi, 30 gram mozarella peyniri, kekik, karabiber.
    Yapılışı: 2 dilim kepekli ekmek üzerine 2 yemek kaşığı domates püresini, 30 gram az yağlı mozarella peynirini, çeşitli otları ve karabiberi koyun. Ekmekleri peynir eriyinceye kadar fırında pişirin. İstediğiniz kadar salatayla servis yapın.



    Sağlıklı öneriler

    Kahvaltı günün en önemli öğünüdür, kesinlikle atlanmamalı. Kahvaltıda peynir, zeytin, kepekli ekmek, domates, salatalık, omlet, menemen veya haşlama olarak yumurtayı yavaş yavaş yemenizde fayda var.
    Kahvaltıda eğer kek tüketmek isteniyorsa, kepekli undan ve kurutulmuş meyvelerden yapılmış bir kek yenmeli.
    Öğle, akşam yemeği ve ara öğünler atlanmamalı, az az ve sık sık beslenmeli.
    Sıvı alımına dikkat edilmeli ve günde yaklaşık 2-2,5 litre su içilmeli.
    Bağırsak hareketlerinin düzenlenmesi amacıyla sebze ve meyve tüketimi artırılmalı.
    Kızartmalar yerine ızgara, fırında ya da haşlama yöntemi ile pişirilmiş yemekler yenmeli.


    Haftanın öğüdü

    Diyete kaldığınız yerden devam edin
    Sağlıklı beslenme bilincinin edinilmesi elbette zor, bu nedenle diyetisyeninizden destek almanızda fayda var. Bu süreçte maalesef kaçamaklar da olabiliyor. En fazla da hafta sonunda. Eğer diyet programınızda olmayan sakıncalı yiyecekler yemişseniz diyetinize en baştan başlamak zorunda değilsiniz. En azından yediğiniz yiyeceklerin etkisini azaltmak için diyetisyeninizden bir-iki günlük detoks programı isteyebilir ve sonrasında kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Tabii ki bunu alışkanlık edinmemek şartıyla.


    Restorana kurt gibi aç gitmeyin

    Çay, kahve, kola gibi kafeinli içecekler fazla tüketilmemeli.
    Kan şekerinin dengelenmesi ve bağırsak hareketlerinin artması için her gün en az 30 dakika yürüyüş yapılmalı.
    Yemek yenecek mekana kurt gibi aç gitmemeli, sipariş vermeden ekmek sepetindekiler bitirilmemeli.
    Ekmek üzerine yağ sürülmemelidir; bu işlem en bayat ekmeğin bile lezzetli olmasına sebep olabilir.
    Mönüye göz atmak için iki dakika daha uzun süre harcanmalı.
    Lezzetli olduğu kadar besleyici de olan bir yemek seçilmeli.
    Yarım porsiyonlar sipariş etmeli ya da tam porsiyon arkadaşlarla paylaşılmalı.
    Yenilemeyenleri eve götürme seçeneği olduğundan illa bitirmek için ısrar edilmemeli.


    Mucizevi besin: YUMURTA

    Mucizevi besin: YUMURTA

    Anne sütünün haricinde insanın ihtiyacı olan tüm besin öğelerini bulunduran tek besin kaynağı...

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Kahvaltı sofralarının vazgeçilmezlerinden biri olan yumurta, değişik pişirme şekilleri, yumurtalı yemek çeşitleri ile çok kullanılan, besin değeri yüksek bir yiyecek çeşidi. Yumurta, anne sütünün haricinde insanın ihtiyacı olan tüm besin öğelerini bulunduran tek besin.
    Yumurtadaki protein, tüm besinler içinde en kalitelisi. Çünkü, yumurtadaki proteinde, insan vücudunda sentezlenemeyen ve besinlerle dışarıdan alınması gerekli olan 'elzem amino asitleri' yeterli miktarlarda bulunuyor. Sindirilebilirliği yüksektir, tamamına yakını vücut tarafından kullanılır ve vücut proteinlerine dönüşebilir.

    Yağ içeriği düşüktür
    A, D, E ve B grubu vitaminleri önemli oranda içeren yumurtada bulunan kolin ise beyin fonksiyonlarının yerine getirilmesinde önemli rol oynar.
    Hayvansal kaynaklı bir besin olmasına rağmen yumurtanın yağ içeriği de düşüktür. Büyük bir yumurtada 4.5 gram civarında yağ bulunur. Bunun 1.5 gramı doymuş yağ asitleri, diğer kısmı doymamış yağ asitleri şeklindedir. Yani, yumurtada kalp-damar hastalıkları için risk faktörü olan doymuş yağ asitleri azdır ve toplam yağ miktarı düşüktür.

    Yumurtalı yemek tarifleri
    SEBZELİ MENEMEN
    Malzemeler: (4 kişilik)
  • 2 pırasa
  • 8-10 ıspanak yaprağı
  • 200 gr domates
  • 20 gr tereyağı
  • 5 yumurta
  • 1 demet maydanoz
  • Tuz


  • Hazırlanışı: Pırasaları, ıspanağı ince ince kıyın. Domatesleri küp küp yapın. Bir tavada tereyağını eritip malzemeleri kavurun. Yumurtaları çırpıp kavurduğunuz malzemeye ekleyin. 5 dakika pişirin. Üzerine maydanoz serpin.

    ÇILBIR
    Malzemeler: (4 kişilik)
  • 4 yumurta
  • 1 tatlı kaşığı tereyağı
  • 1.5 su bardağı yoğurt
  • 3 diş sarmısak
  • 1 çorba kaşığı sirke
  • Tuz, kırmızı biber


  • Hazırlanışı: İçine bir kaşık tuz ve sirke attığınız suyu kaynatın. Yumurtaları suya yakından kırın. Beyazlar pişince süzerek çıkarın. Üzerine sarmısaklı yoğurt ve tereyağında kızdırılmış kırmızı biber ilave edin.

    Haftanın öğüdü
  • Yumurta satın alınırken marketlerde soğuk ortamda muhafaza ediliyor olmasına dikkat edilmelidir.
  • Yumurtanın kabuğu temiz, düzgün görünüşlü, yeterli kalınlıkta ve az pürüzlü olmalıdır. Çatlak ve kırık yumurtalar satın alınmamalıdır. Bu yumurtalar tazeliğini daha çabuk kaybeder ve bozulur. Çünkü, mikroorganizmaların üremesi için uygun bir ortam oluştururlar.
  • Ev şartlarında yumurta buzdolabında (0-5c), çabuk bozulmasını önlemek için alınan orijinal karton kutusu içinde, yıkanmadan saklanmalıdır. Yıkandığı takdirde doğal koruyucu tabakasını kaybeder. Bu nedenle yumurta, kullanılacağı zaman yıkanmalıdır.
  • Yumurta proteini pişirme ile katılaşır. Fazla pişirme ile yumurta sarısının yüzeyinde yeşil bir renk oluşur. Bu bileşimindeki demirin emilimini engeller. Dolayısıyla yumurta gereğinden fazla kaynatılmamalıdır.



  • Hücrelerinizi meyve ve sebze ile koruyun

    Hücrelerinizi meyve ve sebze ile koruyun

    Daha iyi beslenmek, daha dinç olmak, serbest radikallerin olumsuz etkilerinden kurtulmak ve daha sağlıklı yaşlanmak için mutlaka serbest radikalleri emme kapasitesi yüksek olan sebze ve meyvelere diyetinizde yer vermelisiniz


    Doğadan uzaklaşmaya, endüstrileşmeye ve teknolojiye esir olmaya başladıkça, hayatımızı nasıl bir kaosa çevirdiğimizin nihayet farkına vardık. İltihaplar, yaşlanma, ilaçların yol açtığı hasarlar, bağışıklık sistemindeki bozukluklar, kanser ve kardiyovasküler hastalıklar gibi fizyolojik rahatsızlıklardan serbest radikallerin sorumlu olduğu biliniyor. Modern yaşamın, sanayileşmenin ve teknolojinin ürettiği serbest radikallerden biraz da olsa uzaklaşmaya ve daha sağlıklı yaşayıp, geç ve dinç yaşlanmak için elimizden geleni yapmaya başladık. Şimdi moda akım, doğaya dönüş! Ancak uyguladığınız yeni yöntemlerin, aldığınız desteklerin ne kadarını tanıyor ve bilinçle yapıyorsunuz?

    Serbest radikal nedir?
    İnsan vücudundaki her hücre günde ortalama 10 bin serbest radikalin saldırısına maruz kalıyor. Yaşam tarzınızı değiştirseniz ya da çevreden vücudunuza musallat olan toksinleri, kirleticileri, ağır metalleri ve diğer tehlikeli maddeleri tümüyle ortadan kaldırsanız bile, serbest radikallerden tümüyle kaçmanız olanaksız. Antioksidan savunma sisteminiz yeterince iyi çalışmaz ve antioksidan besinleri yeterince tüketmezseniz ya da antioksidan etkili ek desteklerden yararlanmazsanız serbest radikaller hücrelere zarar verir ve birçok hastalığın başlangıcına zemin hazırlar. Serbest radikaller nefes aldığınızda ve yemek yediğinizde bile meydana çıkar.
    Sigara içerken, hava kirliliğinden, egzoz gazlarından ve sulardan bedeninize girer.
    Vücutta metabolik işlemler sonucunda oluşan hidrojen peroksit veya yağlı besinlerin yüksek sıcaklıkta işlenmeleri, pişirilmeleri sonucu oluşan lipit peroksit en zararlı serbest radikallerdir. Bu bileşikler oksidatif stres adlı kimyasal işlemlerle genetik materyal DNA'yı hasara uğratarak hücre ölümünü artırır. Bu durumu en net cilt yaşlanmasında görebiliriz. Bu durumu engellemek, dejeneratif hastalıklara erken yaşlarda yakalanmamak ve hücre hasarını aza indirmek için yaşla birlikte güçsüzleşen antioksidan savunma sisteminizi güçlendirmelisiniz.
    Serbest radikaller bedeninizin antioksidan aktivitesinden daha yoğun olduklarında bir dengesizlik oluşur ve hücrelerinizde oksidatif hasar meydana gelir. Yani serbest radikallerin üstün gücü antioksidan potansiyelinizden fazlaysa hücreler yaşlanır. Yaşla birlikte vücut daha fazla serbest radikale maruz kalır ve daha fazla üretir. Diğer taraftan bedeninizin doğal antioksidan üretimi yaşlandıkça azalır. Bazı uzmanlara göre antioksidan üretimi 25 yaşından itibaren yavaşlar.

    Antioksidanların önemi
    Antioksidanların serbest radikallerle savaşma yetenekleri farklıdır. Ne kadar güçlü ve etkili olurlarsa antioksidan kapasite güçleri de o kadar fazladır. Bu nedenle her besin aynı güçte antioksidan etki göstermez. Tufts Üniversitesi'nde yapılan çalışmalarda hemen hemen her besinin ORAC değeri (serbest radikalleri emme kapasitesi) araştırılmış, sebze ve meyvelerin en yüksek antioksidan içeriğine ve ORAC değerine sahip oldukları bulunmuş. Ancak henüz çoğu kişi günlük önerilen beş porsiyon sebze ve meyveyi tüketmediği için bu doğal antioksidanların gücünden mahrum kalıyor.
    Brokoli, marul, ıspanak, domates, lahana, kayısı, havuç, kırmızı ve yeşil biber, kırmızı şarap, üzüm çekirdeği, soğan, pırasa, kuşkonmaz, erik, çilek, vişne, yeşil ve siyah çay doğal antioksidan güçler arasında yer alıyor.
    Antioksidan güce sahip ve ORAC değeri yüksek olan besinler sadece taze sebze ve meyveler değildir. Örneğin; taze eriğin ORAC değeri 9,49 iken, kuru erikte bu değer 57,7'dir. Yine taze üzümün ORAC değeri 4,46 iken, kuru üzümünki 28,3'tür.
    Yapılan çalışmalarda günde yaklaşık 3-5 bin ORAC değerine sahip besin tüketildiğinde antioksidan bedenin kapasitesinin güçleneceği ve serbest radikal hasarından yeterince korunacağı belirtiliyor. Ne yazık ki, fast food diyetlerle sadece 1200 ORAC değeri tüketiliyor. Bu da yaklaşık günde üç porsiyon sebze ve meyve anlamına geliyor. Bu nedenle daha iyi beslenmek, daha dinç olmak, serbest radikallerin dejeneratif hastalıklara yol açan etkilerinden kurtulmak, daha sağlıklı yaşlanmak için mutlaka ORAC değeri yüksek sebze ve meyvelere diyetinizde yer verin.


    Haftanın besini

    Brokoli
    Kökeni Roma İmparatorluğu'na dayanan ve Akdeniz mutfağında çok önemli bir yere sahip olan brokoli, birçok faydası nedeniyle günümüzde mutfaklarımızda sıkça kullanılıyor. Vitamin deposu olan brokoli özellikle A, C ve E vitaminleri açısından zengindir. İçerdiği kalsiyum sayesinde kemik erimesine karşı etkili olabiliyor. Vücut direncini artırması nedeniyle özellikle soğuk havalarda tüketiminin daha da fazlalaştırılmasında fayda var.
    Brokoli antioksidan özelliği sayesinde vücuda zarar veren serbest radikalleri etkisiz hale getirir. Meme, prostat, akciğer, bağırsak ve idrar kesesi kanserlerine ve kalp dolaşım rahatsızlıklarına karşı koruyucudur. Vücudumuzun hormonal dengesini düzenler. Bunu yapısındaki bitkisel hormonlar sayesinde yapar. Kolesterol seviyesini düşürür. Lifli yapısıyla sindirim sistemi rahatsızlıklarına karşı etkilidir. Kabızlığı önler, kan şekerini düzenler. İdrar yolu enfeksiyonlarına karşı koruyucudur.




    ORAC değeri yüksek olan besinler
    Meyveler
    Kuru erik5770
    Kuru üzüm2830
    Çay üzümü2400
    Böğürtlen2036
    Çilek1540
    Ahududu1220
    Erik949
    Portakal750
    Kara üzüm739
    Kiraz670




    Sebzeler
    Karalahana1770
    Ispanak1260
    Brüksellahanası980
    Brokoli890
    Pancar840
    Kırmızı biber710
    Soğan450
    Mısır400
    Patlıcan390


    Zayıflamada son keşif: Obestatin

    Zayıflamada son keşif: Obestatin

    Stanford Üniversitesi'nce bulunan ve tokluk hissini artıran obestatin hormonu, kilo vermede etken madde olabilir

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Birkaç yıl önce bilim adamları ghrelin hormonunu bulduklarında, iştahı etkileyen son hormon olarak adlandırmışlardı ama yanıldılar. 1994 yılında leptin, 1999 yılında da ghrelin hormonu bulundu. Yakın bir tarihte Stanford Üniversitesi'nin bulduğu obestatin ise anti-ghrelin hormonu olarakta adlandırıldı.

    Daha az yemek
    Obestatin de aynı yerden salgılanır ama ghrelinin tam tersi etkisini yapar. Ghrelin, büyüme hormonu salınımı ve enerji dengesinde önemli bir düzenleyici olarak tanımlanır. Esas olarak midede üretilmekle birlikte daha düşük miktarlarda bağırsak, hipofiz, böbrek, plasenta ve hipotalamusta da yapılır.
    Yapılan çalışmalarda farelere obestatin enjekte edildiğinde normalde yediklerinden yüzde 50 daha az besin tükettikleri ve 8 gün içerisinde yüzde 20 kilo verdikleri gözlemlenmiş. Ayrıca obestatinin yiyeceklerin mideden barsaklara geçiş hızını da azalttığı, bu nedenle tokluk hissini artırdığı, yalnız bazı deneklerde mide bulantısına ve mide kaslarının kasılmasına neden olabileceği belirtiliyor. Bazı kaynaklara göre obestatin, mide bulantısını artırması nedeniyle gıda tüketimini azaltıyor.

    İştahı baskılayabilir
    İnsanlar son zamanlarda kilo verme konusunda birçok yönteme başvuruyorlar. Doğru olanı kişiye uygun tarzda beslenmek, egzersiz yapmak, az az sık sık yemek, bol su içmek... Ama bazı durumlarda açlık hissi kontrol edilememektedir ki, bunun nedeni de hormonal dengesizlik olabilir.
    Obestatin belki de obez kişilerin iştahını baskılamada ve kilo vermelerinde kullanılacak bir etken madde olacak. Bu nedenle daha fazla yeni araştırmaların yapılmasını bekliyoruz.

    Haftanın besini
    Yerfıstığı
    K, Ca, Mg, P ve S gibi mineral maddeler ile A, B ve E gibi vitaminlerce ve doymamış yağ asitleri bakımından zengin olan yerfıstığı, kanda kolesterolün yükselmesini ve kanın pıhtılaşmasını önler, kan şekerini dengeler. Kansere karşı koruyucu, kansızlığı giderici ve üreme sistemini düzenleyici özelliği de bulunur. Yerfıstığı ayrıca kalsiyum ve potasyumca zengin bir besindir.

    Haftanın öğüdü
    Bitkisel hormonlar
    Bitkisel hormonlar sıcak basmaları, gece terlemeleri, bitkinlik, düşük cinsel dürtü ve osteoporoza karşı korunmaya yardımcı olurlar. Koyu yeşil yapraklı sebzeler, kuruyemişler, nohut, soya, elma, kivi, sarmısak, maydanoz bitkisel hormonlardan zengin yiyeceklerdir.

    Riskli lezzet: Kebap

    Riskli lezzet: Kebap

    Türk kültüründe önemli bir yere sahip olan kebap, lezzetli ama sağlık açısından riskli bir yemek. Bu riski azaltmak için et seçiminden pişirilmesine kadarki süreçte bazı noktalara özen göstermek gerekiyor


    İnsanın beslenme modeli içinde yaşadığı toplumun kültürüyle şekilleniyor. Tarih boyunca yerleşik hayata geçişi sağlayan besin üretimi, işlenmesi ve saklanması ile ilgili teknolojiler büyük ölçüde Anadolu'da gelişmiş ve buradan dünyanın diğer taraflarına yayılmıştır. Bu nedenle Anadolu zengin bir beslenme kültürüne sahiptir. Yörelere göre değişik isimlerle anılan kebaplar ise bu kültürde önemli bir yer tutuyor.

    İnsan sağlığında etin yeri
    Ülkemizde kişi başına düşen yıllık kırmızı et tüketimi sadece 12 kilogram. Oysa kırmızı et hayvansal proteinler içinde en çok demir içeren iki besin maddesinden (diğeri karaciğer) biridir. Kırmızı et ve karaciğerin içerdikleri demirin bir önemi de emilebilme özelliklerinin yani biyoyararlarının yüksek olmasıdır. Kırmızı et ve karaciğerdeki demirin yüzde 25'inin emilebilir demir olması kırmızı et ve karaciğerin kan yapımındaki önemini gösteriyor. Demir içeriğinin yanı sıra çinko ve B vitaminleri açısından da zengindir.
    Türkiye'de de çok sık görülen demir eksikliğine bağlı kansızlık (anemi) organizmadaki demirin azalması sonucu ortaya çıkar. Türkiye'de hamilelerin yüzde 40-70'inde, hamile olmayan erişkin kadınların yüzde 15-40'ında, erişkin erkeklerin yüzde 5-10'unda, 5 yaşına kadar olan çocukların yüzde 50'sinde anemi görülüyor.
    Mangalda pişirilen tavuk, kanat, bonfile, pirzola, köfte, kebap gibi yiyeceklerin sağlığı tehdit etmemesi için bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. Mangalda kömür ateşi kullanılıyorsa kömürlerin tamamen korlaşması beklenmeli, ızgara teli ısı kaynağına çok yakın olmamalıdır. Pişirme süresini kısa tutmak da önemlidir. Çünkü uzun süre yüksek ısılı işleme tabi tutulan bol proteinli besinler kanserojen maddelerin oluşmasına neden olur. Yine ateşe çok yakın tutarak pişirmek ve tütsülemek de kansere yol açabilir. Mangalda et yenilen öğünlerde, mutlaka domates, salatalık, biber ve soğan gibi çiğ sebzelerin miktarı artırılmalıdır.

    Mümkün olduğunca az tüketin
    Kırmızı etin sık tüketildiğinde yüksek tansiyon, kanser ve kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini artırdığı biliniyor. Hazırlanıp bekletilirken uygun koşullara dikkat edilmemesi ve iyi pişirilmemesi durumunda da mikroorganizmaların kolaylıkla üreyebileceği bir yapıya sahiptir.
    Kebap mümkün olduğunca seyrek ve az miktarda tüketilmeli, hazırlarken kuyruk yağı koymamalı ve kebap yağsız siyah etten yapılmalıdır. Kebap ateşe çok yakın pişirildiği için içindeki yağların ve proteinlerin yapısı değişerek sağlığı tehdit eder duruma gelir. Kömür dumanındaki kimyasallar kebabın içine girer. Bu nedenle dumansız ateşte pişirilmeli ve ateşle et arasında en az 15 santimetrelik mesafe bırakılmalıdır. Kebapla birlikte gazlı içecekler yerine ayran içilmeli, C ve A vitamini içeren yeşil sebze salataları ile portakal, mandalina gibi meyveler yenmelidir. Uyurken metabolizma daha yavaş çalıştığından, yatmadan önce alınan besinlerin sindirimi zorlaşır. Bu nedenle kebap, özellikle akşam öğünlerinde tüketilmemelidir.

    Kebap çeşitleri
  • Döner: Şöhreti yurtdışına taşan döner bir dünya değeri haline gelmiştir.
  • İskender: Üretiminde sadece kuzu ve koyun etleri kullanılıp yaprak kıyma döneri şeklinde hazırlanıyor. Özellikle et seçimi, etin terbiye edilmesi ve dönerin hazırlanmasına kadar tüm aşamalarda özen gösterilmesi gereken bir kebaptır.
  • Adana kebabı: Adana kebabını ayıran en önemli özellik, üretiminde kullanılan etin, doğal ortamda ve kendine has bir floraya sahip bölge yaylalarında yetiştirilmiş koyunlardan elde edilmiş olmasıdır. Karışım hazırlanırken salça, sebze, karabiber, iç yağı gibi maddelerin dışında hiçbir şey katılmaz.
  • Alinazik: Patlıcanın közlenip ince ince kıyılması, üstünün sarmısaklı yoğurtla kaplanması ve yoğurdun üstüne de kavrulmuş kıyma veya Adana kebabına benzer bir köfte konmasıyla oluşturulan, Gaziantep'e özgü bir kebap türüdür.
    Patlıcanlı kebap, Urfa kebabı, beyti, küşleme, çöp şiş, fıstıklı kebap, islim kebabı, külbastı ve oltu kebabı da diğer kebap türleri arasında yer alıyor.


    haftanın bilgisi

    Kebabın vazgeçilmezleri
  • Şalgam suyu: Şalgam suyu şalgam bitkisi, havuç ve bulgurun fermente edilmesiyle yapılıyor. B1, C vitaminleri ile bazı yararlı bakterileri içeriyor. Mide ağrılarına iyi geliyor, idrar söktürücü ve cinsel gücü artırıcı özelliği de bulunuyor.
  • Turp: Çeşitli esansları, bol C vitamini, iyot ve kükürdüyle turp, karaciğeri ve mideyi çalıştırıyor, böbreklerdeki kum ve taşı döküyor, bronşlara iyi geliyor, dalak şişliğini gideriyor, cildi güzelleştiriyor ve bağırsakları dezenfekte edip pekliği gideriyor.
  • Roka: P ve K vitaminleri ile çok faydalı mineralleri içeren roka karaciğeri temizliyor, mideyi kuvvetlendiriyor, kansızlığı gideriyor ve cinsel gücü artırıyor. Yeşil salata şeklinde yenen roka tadı ve asitleri ile mideyi çalıştırıyor, hazmı artırıyor, iştahı açıyor, böbrekleri çalıştırıyor ve idrar söktürüyor. Ayrıca vücuttaki ödeme ve toksinlere karşı etkili.


    haftanın öğüdü

    Bol su için
    Günlük alınması gereken miktarın üzerinde kebap tüketildiği zamanlarda, özellikle sonraki öğününüzde daha hafif besinlerle (tüm yeşilliklerin bulunduğu bir salata, sebze ve çorba veya az yağlı bir sebze yemeği ile yoğurt gibi) geçirmeye özen gösterin. Protein alımı fazla olduğu için vücudunuzun temizlenmesi açısından bol su içmelisiniz.


  • Şişmanlığın ölçüsü kilo değil

    Şişmanlığın ölçüsü kilo değil

    Şişman olup olmadığınızı kilonuz değil, beden kitle indeksiniz ile belinizin ölçüsü söyler!

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Genel veya belirli bölgelerde yağ miktarının olması gerekenden fazla toplanması 'şişmanlık' olarak tanımlanabilir. Başka bir deyişle şişmanlık, yağ hücrelerinde aşırı yağ birikimidir ki, bu daha çok erişkinlerde gözlemlenir. Yağ hücrelerinin artmasıyla ortaya çıkan şişmanlık ise çocuklarda görülür. Şişmanlık, besinlerle alınan enerji miktarının, metabolizma ve fizik aktiviteyle tüketilen enerji miktarını aştığı durumda ortaya çıkar.

    İşte kriterler
    Şişmanlık tanısı için ölçüm yapılırken, vücut ağırlığının ideal ağırlığa oranına bakılır. Bunun için kullandığımız kriterler, Beden Kitle İndeksi (BKİ), vücut yağ yüzdesi, bel çevresi ölçümü, diğer antropometrik ölçümlerdir. Şişmanlık için en yaygın kullanılan ölçüm, beden kitle indeksidir ve bel çevresi ölçümüyle yapılır.

    Nasıl hesaplanır?
    BKİ, vücut ağırlığının, boyun karesine bölünmesiyle hesaplanır. Bu değer, yaş ve cinsiyetten bağımsızdır. Bununla beraber, BKİ kullanımı, çocuklarda, hamile kadınlarda ve çok adaleli sporcu kişilerde doğru sonuç vermez; ayrıca bize genel bir değerlendirme şansı verip, kişiye özel bulgu vermediğinden fazla tercih edilmez. Bu noktada bireylerin kas, kemik, su, yağ değerlerinin de değerlendirilebildiği bir ölçüm yapılması daha yerinde olacaktır.
    Örneğin bir kişinin ağırlığı 78 kilogram, boyu 1.67 santimetredir. Buna göre bu kişinin BKİ değeri şöyle hesaplanır:
    78 / (1.67 x 1.67)= 27.968'dir.

    Yağın yeri de önemli!
    Vücuttaki toplam yağ miktarı önemli olmakla beraber, yağın nerede biriktiğini bilmek daha önemlidir. Karın çevresinde yağ birikimi, kalça ve vücudun diğer bölgelerinde yağ birikiminden daha fazla sağlık riski taşır. Bu risk için basit fakat doğru bir yöntem bel çevresi ölçümüdür.

    Risk grubunda mısınız?
    Bel çevresiyle ilişkili hastalık riski, farklı toplumlarda değişkenlik gösterir. Bel çevresiyle ilişkili metabolik hastalıklar için sağlık riski aşağıdaki tablodaki gibidir.


    Enerjik kalmamızı etkileyen faktörler

    Enerjik kalmamızı etkileyen faktörler

    Bazı günler hiç yerimizde duramayız, bazen de kendimizi hiçbir şey yapamayacak kadar yorgun hissederiz. Bu farklılık nereden kaynaklanıyor? Tabii ki dengeli ve yeterli beslenmeden. Vücudun düzenli enerji alması şart


    Enerji iş yapabilmektir, yani vücudun istenenleri yerine getirebilmesidir. Eğer vücudumuza doğru zamanda doğru yakıtı veriyorsak, bakımını iyi yapıyorsak gereken enerjiye sahibiz demektir. Doğru yiyecekleri seçmek, evde, okulda, dışarıda neler yiyebileceğimizi bilmek önemlidir.
    Bitkiler güneş enerjisini kullanarak topraktan aldıkları su ve havadan aldıkları karbondioksiti birleştirip karbonhidrat yapıyorlar. Bizse bitkileri yiyerek içlerindeki karbonhidratı parçalıyor, güneş enerjisini açığa çıkarıyoruz. Vücudumuz neredeyse tüm enerjisini glikozdan (şekerden) alıyor. Glikoz vücudun yakıtı. Yediklerimiz bu yakıtın kalitesini tayin ediyor.
    Vücudumuzdaki hücreler enerji üreten küçük birer fabrika gibi. Yiyeceklerle alınan karbonhidratlar bu küçük fabrikalarda parçalanıyor, sindirilip glikoza çevrilerek kana karışıyor. Kan dolaşımıyla tüm hücrelere dağıtılan glikoz yine hücrelerimizde oksijenle yakılıyor ve enerji açığa çıkıyor. Üretilen bu enerji kaslarımızın, organlarımızın, beyin hücrelerimizin çalışması için kullanılıyor. Bu işlemden geriye kalansa sadece su ve karbondioksit.

    Gerekli besin öğeleri
    Besinlerin bileşiminde değişik miktarda "besin öğesi" dediğimiz kimyasal moleküller bulunuyor. Ağzımıza aldığımız yiyecekler midemizde besin öğelerine parçalanıyor. İnsanın büyüme, gelişme ve sağlıklı olarak yaşamını sürdürebilmesi için gereksinimi olan besin öğelerini altı grupta toplayabiliriz: Karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitaminler, mineraller ve su.

    Protein depolanmaz
    Genel olarak karbonhidratlar ve yağlar hareket sırasında temel yakıt olarak kullanılan enerji kaynaklarıdır. Proteinler organizmada yapıtaşı olarak görev yaparlar.
    Vücudumuz yediğimiz her şeyden -karbonhidrat, yağ, protein- enerji üretmektedir. Ama öncelikli tercihi karbonhidrattır. Çünkü karbonhidratta hazır enerji olan glikoz bulunur. Protein ve yağlar genelde dokuların yapımında, onarımında kullanılır, sağlık üzerinde önemli etkileri bulunur. Hücrelerimiz enerji üretmek için protein ve yağları kullanmak zorunda kaldığında toksik yan ürünler meydana gelmektedir.
    İnsan vücudundaki temel enerji kaynaklarından karbonhidratlar ve yağlar depo edilir. Proteinler depo edilmez. Bu yüzden gerekli olduğu kadar protein kullanılır, geri kalanı dışarı atılır. Ayrıca, fazla protein almak çeşitli sağlık sorunlarına da yol açabilmektedir.
    Enerji için doğru beslenmek birinci koşul. Hücrelerimizin enerji üretebilmesi için mutlaka gerekli olan besinler var. Temel yakıt glikozdur ama bir de tutuşturucular yani vitaminler ve mineraller önemli. Bunların en önemlileri B grubu vitaminler, C vitamini, magnezyum, çinko, demir ve manganezdir.
    Organlarımızın çalışması, yediğimiz yiyeceklerin sindirimi, büyümemiz, gelişmemiz, görebilmemiz, duyabilmemiz, ders çalışabilmemiz, başarılı olabilmemiz için enerjiye ihtiyacımız vardır.

    Öğün atlamamalısınız
    Vücudumuzun gıdalardan aldığı enerjiyi iyi kullanabilmesi için düzenli olarak enerji alması gerekir. Bir gün veya bir öğün tıka basa yiyip birkaç gün veya birkaç saat aç kalmak çok sakıncalıdır.
    Yediğimiz şeker, ekmek, makarna, meyve, sebze vücudumuzda glikoz dediğimiz bir maddeye çevrilmektedir. Eğer bu besinleri fazla miktarda tüketirsek bunlar glikojen denilen depo formuna dönüştürülür. Eğer enerji almazsak vücut depolarını kullanır ve depolar tamamen boşalınca vücut kendini yorgun, aç, güçsüz hisseder, beynimiz çalışmaz, derslerde başarılı olamayız. Bu yüzden her sabah kahvaltımızı, öğle yemeğimizi ve akşam yemeğimizi ve ara öğünlerimizi yemek zorundayız.


    Haftanın besini

    Bal
    100 gram balın 82 gramı karbonhidrat, 17 gramı su, geri kalan kısmı protein ve minerallerden oluşur. A, B, E ve K vitaminleri içeren balda kalsiyum, fosfor, demir, magnezyum, potasyum, iyot gibi mineraller de vardır. Glikoz ve fruktoz oranı çok yüksektir. Bu yüzden kana çok hızlı karışır. Kan şekerini hızlı yükselttiği için çok iyi bir enerji kaynağıdır. Özellikle şeker hastalarının ya da hipoglisemisi olanların, şişman kimselerin balı fazla tüketmemeleri önerilir.
    Balın antimikrobiyal özelliği vardır. Kabızlığa iyi gelir; uykusuzluğa, sinir gerginliğine, kalp çarpıntılarına karşı da birebirdir. Dokulara yeterli oksijen girmesini sağlar. Metabolizmayı düzenler. Gastrit ve mide ülserinde, sindirim sistemi bozukluklarında, damar sertliğinde olumlu etkisi bulunur. Hormonal sistemi de dengeler.

    Hem doyuruyor hem hayat kurtarıyor

    Hem doyuruyor hem hayat kurtarıyor

    Meyve ve sebze gibi 'fonksiyonel besinler' aynı zamanda koruyucu birer ilaç niteliğinde

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Besleyici özellikleri dışında vücudumuza fizyolojik yararlar sağlayan ve kronik hastalık riskini azaltabilen besinlere fonksiyonel besinler denilmektedir.
    Fonksiyonel besinler günlük beslenme alışkanlıkları içinde doğal şekilleri ile tüketilen gıdalar olabildikleri gibi, genetik mühendislik yoluyla ya da zenginleştirilmiş (omega-3 içeren yumurta, fitosterol eklenmiş margarinler gibi) olabilirler.

    İşte mucize gıdalar!
    Hastalıkların önlenmesi ve tedavisindeki etkinlikleri açısından çok sayıda besin incelenmiş ve fonksiyonel besinler arasında yer alıp almadıkları saptanmıştır.
    Örneğin bu araştırmalarda meyve ve sebze tüketimi, kansere karşı korunmada oldukça etkin bulunmuştur. Sebze ve meyve tüketimi düşük olanlarda kanser riski, tüketimi yüksek olanlara oranla iki kat fazladır. Meyve tüketimi, özellikle akciğer, ağız boşluğu, pankreas, mide, kolon, rektum ve mesane kanserlerine karşı koruyucudur.
    Tam buğday unundan yapılmış ekmek, soya, soğan, pırasa ve elma, kalp hastalıkları riskinin azalmasını sağlar. Her gün alınan 1 diş sarmısak kan basıncı ile kolesterolü düşürür. Günde 25 gram alınan soya proteini ise kötü huylu kolesterol düzeyindeki düşüşte etkilidir; günde 60 gram tüketilmesi halinde ise menopoz semptomlarında azalma sağlar.

    Haftanın besini
    Probiyotik yoğurt
    Probiyotik yoğurt, 'yeterli seviyede alındığı zaman bağırsak mikroflorasının dengesini geliştirerek katkıda bulunan, canlı bakteriler içeren gıda' olarak tanımlanmaktadır. Yoğurdun içerdiği probiotik ve prebiotik maddeler kabızlık, ishal, kalp hastalıkları, şeker, kemik erimesi, oburluk ve kalın bağırsak kanseri gibi çeşitli rahatsızlıklara karşı birebirdir. Bağışıklık sistemini güçlendiren probiyotik yoğurdun sindirimi kolaylaştırıcı ve ishali önleyici etkisi de bilinmektedir.

    Yeni bir yeme bozukluğu

    Yeni bir yeme bozukluğu

    Yeme bozuklukları zincirine yeni bir halka daha eklendi: Ortoreksiya yani sağlıklı yeme takıntısı


    Yeme bozukluğuna işaret eden obezite (aşırı şişmanlık), bulimia (aşırı yeme hastalığı), anoreksiya nervoza (yememe hastalığı) gibi pek çok sorun varken, ortoreksiya (sağlıklı yemek yeme takıntısı) da artık literatüre eklendi.
    Gerek güzellik kavramının "zayıf kadın-atletik erkek" kalıbına sıkıştırılması gerek diyet kavramının "sağlıklı beslenme davranışı" gibi algılanması insanlarda çeşit çeşit yeme bozukluğu yarattı. Günümüzde bir tarafta vitamin açısından fakir, yağ açısından zengin fast food tipi beslenme ile aşırı şişmanlamaya (obeziteye) doğru giden bir bozukluk var; öteki tarafta zayıf kalmak için şekersiz, tuzsuz ve yağsız yiyeceklere endeksli bir yaşam. Oysa ikisi de sağlıklı değil.

    Ortorektik misiniz?
    Aşağıdaki sorulara "evet" cevabı veriyorsanız, bu ortoreksiya belirtisi gösteriyorsunuz anlamına geliyor.
    Yarının yemeğini bugünden planlıyor musunuz?
    Yemeğin sağlıklı olması sizin için lezzetli olmasından daha mı önemli?
    Steril yiyecekler yedikçe sağlığınızın bozulduğunu hiç fark ettiğiniz oldu mu?
    Dün yaptığınız diyet bugün size yetersiz mi geliyor?
    Sağlıklı beslenmeyenleri küçümsediğiniz oluyor mu?
    Her besinin aşırı sağlıklı olması insanı tek boyutlu beslenmeye kadar götürebiliyor. İşin bir de kişiyi anoreksiyaya itecek boyutu da var. Aşırı derecede takıntılı olmak yerine dengeli beslenme konusunda bilinçli davranmak gerekir. Çünkü unutmamalıdır ki beslenme, gıdalarla yapılan ve takıntı boyutuna varmayan, özenle yapılması gereken bir eylemdir.

    10 yıl içinde yaygınlaşacak
    Bu bozukluğu ne obezite ne bulimia ne de anoreksiya nervoza ile karıştırmamak gerekiyor. Adı orthorexia nervosa. "Ortho" Yunancada doğru ve normal anlamına geliyor. Yani doğru yemek de bir takıntıya dönüşebilir ve bu durum da psikolojik olarak bireylerde sorun yaratabilir.
    Amerikan Diyetisyenler Derneği'nin son yayınlarında bu sorunun 10 yıl içinde yaygınlaşacağı belirtiliyor.
    Yeme bozukluğu fazla yeme ve devamlı rejim yapma takıntısı şeklinde olduğu gibi kişinin her yediğinin sağlıklı olup olmadığını kontrol etme takıntısı şeklinde de kendini gösterir. Bu kişiler için yiyeceklerin saf, katkısız ve işlenmemiş olması oldukça önemlidir. Bu yüzden çoğu sebze ve meyveyi çiğ yerler. Çoğu da vejetaryendir. Kendi bildiklerinin tek doğru olduğuna inanıp kafalarının dikine giderler. Bir gün gelir, yaşamları bir kısır döngünün içine girer: Bir sonraki öğünü planlamak, sağlıklı yiyecek satan marketleri dolaşmak, yemek hazırlamak ve yemek. Bu nedenle sağlıklı tercihlere yönelme alışkanlık haline gelmeli, hiçbir şeyde aşırıya kaçılmamalıdır.

    Zararlı madde korkusu
    İngiltere'deki Beslenme Bozuklukları Derneği'ne göre, ortoreksiya gelecek yıllarda insanlığı tehdit edecek. Çünkü saplantı halinde sağlıklı gıdalara bağımlılık geliştiren kişilerin diyet yapan bir insandan farkı yoktur. Bu kişiler yediklerinin içinde zararlı bir madde bulma korkusu yüzünden çok seçici davranırlar. İlerlemiş vakalarda tıpkı anoreksiya nervoza hastalarındaki gibi hızlı kilo kaybı görülür. Zararlı maddeye karşı duyulan derin korku yüzünden öyle çok yiyecekten vazgeçerler ki sonunda bir-iki tür yiyeceğe kalırlar. Bu da oldukça sağlıksız bir durumdur.
    Yeterli ve dengeli beslenmek bu noktada çok önemlidir. Diyet yapabilirsiniz ama dozunu kaçırmayın. Tadınızı kaçıracak zorlamalarla kendinizi bunalıma sokmayın. Yemek kişinin kendini cezalandırmasına veya toplumdan soyutlamasına bir gerekçe olmamalı. Bu nedenle sağlıklı beslenme takıntı haline gelip sizi yiyeceklerden soğutmamalı, psikolojinizde birtakım bozukluklar yaratmamalıdır.

    haftanın bilgisi

    Farklı bir bozukluk
    "Binge Eating" kısa bir sürede aşırı miktarda besin tüketilmesi ve bu esnada kişinin kendini kontrol dışı hissetmesidir. Amerikan Diyetisyenler Derneği tarafından yeni yapılan çalışmalarda bu sorunun sanılandan daha yaygın olduğu ortaya çıkmıştır.
    Yapılan çalışmalarda kilo vermeye çalışan iki obez kadından, bu tarz yeme davranışı olanların beden kitle indeksinin daha fazla olduğu, daha erken yaşlarda kilo almaya başladıkları, daha kolay depresyon yaşayabildikleri ve kilo vermek için hatalı diyet yapma eğilimlerinin daha fazla olduğu bulunmuştur.
    Bu sorunu çözmek çok kolay değildir. Zaman ve çaba gerektirir. Böyle bir durumunuz olduğunu düşünüyorsanız genetik yapınızı, biyokimyasal bulgularınızı, metabolizmanızı, içinde bulunduğunuz özel durumları, yaşam şeklinizi ve beğenilerinizi gözden geçirerek "size özel" beslenme planını hazırlayacak olan diyetisyeninizle irtibat kurmalısınız.

    haftanın besini

    Zencefil
    Zencefil özellikle gerginliğin azaltılması için stresli durumlarda kullanılabilir. Bitki çayı olarak da kullanılan zencefilin gerginliği azaltıcı ve sakinleştirici bir etkisi bulunuyor. Mide bulantısı ve şişkinlik gibi sindirim problemlerine karşı da gönül rahatlığıyla kullanılabilir. Yolculuk kusmalarına, antiseptik etkisi sayesinde mide-bağırsak enfeksiyonlarına iyi gelir. Zencefil kan dolaşımını uyarır ve kanın yüzeysel bölgelere de rahatça ulaşmasını sağlar. Aynı zamanda yüksek kan basıncını (hipertansiyon) normalleştirebilir. Terletici ve ateş düşürücü etkileri vardır. Öksürük, grip, soğuk algınlığı ve öteki solunum yolları hastalıklarında ısıtıcı ve yatıştırıcıdır. Kabızlığa da iyi gelir.
    Uyarı: Heparin, warfarin ve aspirin gibi kan inceltici ilaçlarla beraber kullanılmamalıdır. Hamilelik dönemindeki uzun süreli kullanımı hariç (kısa süreli olarak hamilelik bulantılarına karşı kullanılabilir) bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur.

    Gripten korunmak için sık sık balık yiyin

    Gripten korunmak için sık sık balık yiyin

    Soğuk algınlıkları dönemine girdiğimiz şu günlerde bağışıklık sisteminizi, beyaz et, sebze ve meyvelerden alacağınız vitamin ve minerallerle güçlendirebilirsiniz

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Özellikle kış aylarında vücut direncinin azalmasıyla baş gösteren gripten korunmak aslında hiç de zor değil. Vitamin ve mineraller vücudun kendisi tarafından üretilemeyeceği için yiyeceklerle alınmaları gerekir. Ve vitaminler, yağda ve suda eriyen olmak üzere 2 alt gruba ayrılır.
    A, D, E ve K vitamininden oluşan yağda eriyen vitaminler, sentezleri için kolestrol gerektiren, yağ dokusunda depolanabilen ve ihtiyaç anında salınabilen vitaminlerdir. Bu vitaminlerin yemeklerden sonra alınması, emilimlerini artırabilir.

    Kuşburnu için
    Kış aylarında daha fazla C vitamini tüketmek için limon, portakal gibi turunçgillerle bolca beslenmemiz gerektiği uyarısı sıkça yapılır.
    Ancak özellikle kuşburnu, kırmızı ve yeşil sivri biber, kivi, maydanoz ve rokada bulunan C vitamini miktarı, portakal, mandalina ve limondaki C vitamini miktarından daha fazladır.
    Vücut için vitaminler kadar önemli bir grup da minerallerdir. Mineraller olmadan vitaminler görev yapamazlar. Mineraller kemik, diş, yumuşak doku, kas, kan sinir hücrelerinin yapısında bulunur; hormon üretimi, sinirlerden mesaj iletimi gibi birçok biyolojik reaksiyonda, reaksiyonu hızlandırıcı rol oynar. Kalsiyum, iyot, demir, magnezyum, fosfor, potasyum, selenyum, sodyum, çinko en önemli minerallerdir.

    Güçlendirir
    Bunun yanı sıra kışın güneş yüzünü daha az gösterdiğinden, farkında bile olmadan güneşten aldığınız D vitamininden de yoksun kalırız. Bu nedenle özellikle kemik ve diş gelişimimiz için önemli olan D vitamini balıktan alınabilir. 'Balıkyağı' olarak bilinen Omega-3 ile bitkisel yağlarda bulunan Omega-6 yağ asitleri, yaşam boyunca vücudumuzdaki doku hücrelerinin önemli yapıtaşlarını oluşturur, bağışıklık sistemini güçlendirerek kalp, kanser, romatoit artrid ve sedef hastalıklarından koruma sağlar.

    Kansere karşı birebir
    Araştırmalar da göğüs, prostat ve kolon başta olmak üzere pek çok kanser türüne karşı omega yağ asitlerinin yararını göstermiştir.

    Haftanın besini
    Limon
    C vitamini açısından zengin bir gıda olan limon, vücutta demir emilimini artırır. Magnezyum ve bakır içerir. Asit yönünden zengin olan bu meyve, hazmı kolaylaştırır, damar tıkanıklıklarını açar, karaciğer için de çok faydalıdır, böbrek tıkanıklıklarını giderir, kalbi güçlendirir. Soğukalgınlığı ve strese karşı birebirdir . Ilık limonlu suyun zayıflatıcı herhangi bir etkisi yoktur. Doğal olarak kalori içermeyen en güzel meyve limondur. Limonun suyunun sıkılıp suyla karıştırıldıktan sonra içine yeşil elma, portakal dilimleri, nane yaprakları, arzu edilirse tarçın, yapay tatlandırıcı veya esmer şeker eklenerek hazırlanan bir limonata, son derece sağlıklı ve kalorisi az bir içecek olacaktır.

    Haftanın 'yararlısı'
    Ekinezya çayı
    Bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için 1 haftalık süreçte her gün bir poşet ekinezya çayı desteği alabilirsiniz. Ekinezya, bağışıklık sistemini uyarıp güçlendirerek hastalıklardan korur. Soğuk algınlığına bağlı üst solunum yolları enfeksiyonlarının tedavisine yardımcı olur.

    Mucizevi besin: Makarna

    Mucizevi besin: Makarna

    Kalori ve yağ oranı çok düşük olan makarna hafif bir sosla yapılırsa sanılanın aksine şişmanlatmaz. Hem de vücudun gereksinim duyduğu tüm vitamin ve mineralleri içerir


    Makarna durum buğdayından elde edilen irmiğin su ve bazı zenginleştirici maddeler ile karıştırılması ve istenilen biçimler verilip kurutulması suretiyle elde edilen yarı hazır bir gıda maddesidir. Özellikle kepekli makarna kompleks (yararlı) karbonhidrat olduğu için kan şekerini birdenbire yükseltip düşürmez. İçindeki şeker kana yavaş yavaş karışır. Pankreasın aşırı çalışıp yorulmasına gerek kalmaz, insülini yavaş yavaş salar. Kan şekeriniz de sabit kalır. Böylece hemen acıkmazsınız ve enerjiniz çabucak azalmaz. Bu tip karbonhidratlardan gelen enerji kaslarda depolanır ve gerektiğinde kana salınır. Kan şekerimizin ve enerjimizin sabit kalmasını sağlar. Örneğin sporcular vücutlarında enerji depolayabilmek, müsabakalarda enerjilerini daha uzun süre koruyabilmek için kompleks karbonhidratlar açısından zengin beslenirler. Makarna da tercih ettikleri yiyeceklerin başında gelir.

    Yağı az ve doyurucu
    Makarnanın kalori ve yağ oranı çok düşüktür. Genel kanının aksine, şişmanlatma riski yoktur. Çünkü içinde şişmanlatıcı unsurlar bulunmaz. Zayıflama programlarında yiyeceklerin yağ oranı ve glisemik indeksleri büyük önem taşır. Makarnada hem yağ çok azdır hem de glisemik indeksi çok düşüktür. Kullanılan sosların içeriği kilomuzu artırabileceğinden, formuna dikkat eden herkes, hafif bir sosla yapılmış makarnayı gönül rahatlığıyla yiyebilir. Makarna hem çok doyurucudur hem de vücut için gerekli tüm vitamin ve mineralleri içerir. Bir protein kaynağıdır. Vücudumuzda üretilmeyen ancak yiyeceklerle mutlaka almamız gereken aminoasitlerden çoğunu içerir. Et, tavuk, peynir veya diğer süt ürünleri veya fasulyeyle karıştırıldığında protein değeri daha da artıyor, tüm zorunlu aminoasitleri içeren bir yemek haline geliyor.

    Domates sosu

  • Malzemesi: 2 yemek kaşığı sıvıyağ, 100 gram havuç (küp şeklinde), 200 gram kereviz (küp şeklinde), 1 adet rendelenmiş soğan, 1 diş ince kıyılmış sarmısak, 1 adet defne yaprağı, 1 dal taze kekik, 100 gram un, 300 gram domates püresi, 1 çay kaşığı tuz, 1 tutam karabiber.
  • Yapılışı: Derin bir tavada yağı kızdırın. Havuç, kereviz, defne yaprağı, taze kekik, soğan ve sarmısağı ilave edip hafifçe kızartın. Unu katıp sarı meyane kıvamına gelinceye kadar pişirip soğumaya bırakın. Domates püresini ekleyip karıştırın. Tuz ve karabiberi ilave edip kısık ateşte 1 saat, dibini tutmaması için sürekli karıştırarak pişirin. İnce bir süzgeçten geçirip süzün.

    Makarnanın ana yemek olarak yenebilmesini sağlayan en büyük yardımcı etken sostur. Farklı makarnalar için uygun olan soslar da farklılık gösterir. İşte size soslara göre makarna seçiminde birkaç ipucu...
  • Spagetti: Spagetti gibi uzun ve yuvarlak makarnalarda genellikle sıvıyağ ile yapılmış domatesli ve salçalı soslar kullanılır.
  • Erişte gibi yassı makarnalar: Bu çeşitler için daha yoğun kıvamlı; mesela peynir, yumurta ve krema bazlı soslar tavsiye edilir.
  • Burgu ve ince uzun makarnalar: Bu tip makarnaların sosun suyunu emme özelliği bulunur. Bu sebeple sulu ve sebzeli soslar bu şekiller için idealdir.
  • Mantı ve midye şekilli makarnalar: Daha çok etli ve kıymalı soslarla birlikte kullanılır. Sosları iyi taşıdıkları için salatalarda da mükemmel sonuç verirler.
  • Kalem, boncuk şekilli makarnalar: Bu çeşitler fırın makarnalar için uygundur. Salatada da kullanılabilir.

    Makarnanın besin değeri (yarım neskafe fincanı)

  • Kalori 98
  • Karbonhidrat 20
  • Protein 3,4 gr.
  • Yağ 0,5 gr.
  • Kolesterol 0
  • Lif 1 gr. (Kepekliyse daha fazla)
  • Sodyum 0,7 mg.
  • Demir 1,3 gr.
  • Kalsiyum 17 mg.
  • Fosfor 165 mg.
  • Çinko 0,4 mg.
  • Folik asit 60 mikrograma kadar
  • B1 (Thiamin) 0,14 mg.
  • B2 (Riboflavin) 0,11 mg.
  • B3 (Niasin) 2 mg.

    Kepekli makarna

  • Pratiktir, 10 dakikada hazırlanabilir.
  • Besleyicidir; ekmeğe göre mineral madde, protein ve lif bakımından daha zengindir.
  • Şişmanlatmaz çünkü pişirilmiş kepekli makarnanın kalorisi ekmekten yarı yarıya düşüktür, daha uzun sürede sindirilir, tok ve dinç tutar.
  • Yağsızdır. Çok az yağ (yüzde 1-1,5 minör yağ bileşenlerini ve yüksek oranda linoleik yağ asidi) içerdiğinden kolesterolü düşürücü etkisi vardır.
  • Kepekli makarnada bulunan kompleks karbonhidratlar kana yavaş karıştığı için tok tutar.
  • Kilo vermeye ya da kiloyu korumaya yardımcı olur.
  • İştahı azaltır.
  • Enerjiyi sabit tutar.
  • Şeker hastalığına yakalanma riskini azaltır.
  • Tatlı-çikolata krizlerini önler.
  • Duygusal dalgalanmaları önler.
  • Kan yağlarını azaltmaya yardımcı olur, böylece kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini de düşürür.


  • En sağlıklı tatlılar sütlü olanlar

    En sağlıklı tatlılar sütlü olanlar

    Sütlü tatlılar, iyi birer kalsiyum ve protein kaynağıdır; enerji verirken de hamurlu-şuruplu tatlılar kadar şişmanlatmaz

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Tatlı, Osmanlı ve Türk mutfağında her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. Ancak sütlü tatlılar günlük beslenmede daha çok yer almaktadır. Tatlıların en önemli özelliği, enerji veren gıdalar olmalarıdır. Tatlılar içeriklerine göre değişik besin değerlerine sahiptir. Örneğin aşure çeşitli baklagillerin kullanıldığı bir tatlı olması nedeniyle besleyicilik bakımından öne çıkar.

    Şekeri en son ekleyin
    Sütlü tatlılar, pişirirken süt kullanılması nedeniyle oldukça besleyicidir ve hamurlu-şuruplu tatlılara göre kalori değerleri daha düşüktür. Bu yönleriyle, özellikle çocukların günlük beslenmesinde yer almaları diğer tatlılara göre daha fazla önerilmektedir.
    Sütlü tatlılar iyi birer kalsiyum kaynağıdır. Süt içmeyi sevmiyorsanız süt yerine yoğurt, peynir veya sütlü tatlıları tercih edebilirsiniz.
    Özellikle çocuklar, süt ve süt ürünlerini tüketmiyor ise kakaolu süt, sütlaç, puding gibi sütlü tatlıları daha sık tüketmelidir. Şeker ve süt, bir arada yüksek sıcaklıkta uzun süre kaynatılırsa besleyici değeri olan proteinlerin azalmasına neden olur. Bu durum özellikle sütlü tatlı ve çocuk maması yapımında çok önemlidir.
    Özellikle şeker ve süt ile hazırlanan yiyecekleri pişirirken önce unla sütü pişirmeli, şeker ise pişmeye yakın ilave edilmelidir.

    Hastalar için de daha iyi
    Obezite, kalp-damar hastalıkları ve diyabet çağımızın en yaygın hastalıklarından olduğundan enerjisi yoğun hamurlu ve şerbetli tatlılar yerine sütlü ve meyveli tatlılar tercih edilmelidir. Sütlü tatlılar daha az enerji içerdikleri gibi bu tip hastalıklarda daha rahat tüketilebilir.

    Haftanın tarifi

    Damlasakızlı diyet muhallebi
    Malzemeler
    1 litre diyet süt
    Yeteri kadar doğal tatlandırıcı (5-6 paket yeterli olacaktır)
    1.5 kahve fincanı pirinç unu
    1 kahve fincanı nişasta
    1 su bardak su
    5-6 adet damlasakızı

    Yapılışı
    Süt ve doğal tatlandırıcıyı bir tencereye koyarak karıştırın. Bir su bardağı su ile pirinç unu, nişasta ve dövülmüş damlasakızını da ezdikten sonra bu karışıma ilave edin. İyice karıştırın. Orta ateşte karıştırılarak koyulaşıncaya kadar kaynatın. Koyulaştıktan sonra ateşten alıp kâselere koyarak soğumaya bırakın.

    Haftanın besini

    Damlasakızı
    Damlasakızı, özellikle antibakteriyel özelliği nedeniyle, ilaç yapımında, kozmetik üretiminde ve bazı gıda maddelerinin imalatında, hem koku verici hem de tatlandırıcı bir ürün olarak kullanılmaktadır. Ayrıca gastrit, ülser ve hazımsızlık tedavilerinde damlasakızının pek çok yararı görülmüştür. Ülkemizde ilk kez 6 bin yıl önce İzmir'in Çeşme ilçesinde bulunan sakız ağaçları, azalmakla birlikte hâlâ verimliliğini korumaktadır. Damlasakızı, reçel, muhallebi, sütlaç, dondurma, rakı, likör gibi yiyecek ve içeceklerin yanı sıra kuduz, yılan sokması, mide, akciğer ve bağırsak rahatsızlıklarına karşı çeşitli ilaçların yapımında da kullanılmaktadır.

    Tane tane şifa

    Tane tane şifa

    Özellikle Asya ve Ortadoğu ülkelerinin mutfaklarında önemli bir yere sahip olan pirinç son derece faydalı bir gıda maddesidir. Yüksek tansiyondan bazı kanser türlerine kadar pek çok sağlık sorununa iyi gelir


    Binlerce yıldan beri insanoğlunun temel besin kaynaklarından biri olan pirinç, tüm Güney ve Doğu Asya memleketlerinin vazgeçilmez gıdasıdır. Bizim gibi bol yağda değil de, sade suda haşlayarak yedikleri pirincin yanı sıra bol miktarda deniz ürünleri ve soya fasulyesi türevleri Çinlilerin mutfağının ana besinidir.
    Belki de Çinlilerin zayıflıklarının yanı sıra küçük tansiyonlarının hep normal seviyede seyretmesinin sırrı da pirinçtir! Çünkü bir porsiyon haşlanmış pirinçte sadece 80 kilo kalori vardır. Üstelik pirincin içindeki doğal tuzların azlığı vücuttan su atılmasına yardımcı olur. Böylece vücut su tutmaz, şişkinlik (ödem) oluşmaz.

    Kepekli pirinç tercih edilmeli
    Pirinç ya doğrudan tohumlarla ya da fidelerle yetiştirilir. Pirincin hasatı tavaların suyu boşaltılarak kuru ortamda yapılır. Hasadın ardından elde edilen ürün kabukları çıkartılarak parlatılır ve beyaz renkli pirinç tanelerine dönüştürülür. Tanelerin görünümünü düzeltmek için yapılan parlatma işlemi, aslında ürünün besleyici değerinin büyük ölçüde yitirilmesine neden olur. Çünkü bu işlem sırasında tanelerin yüzeyini çevreleyen protein, yağ, B1 vitamini, nikotinik asit, B2 vitamini, demir ve kalsiyum bakımından zengin dış katman kaybolur, geriye yalnızca nişasta bakımından zengin taneler kalır. Bu yüzden hem daha besleyici oluşu hem de kanımıza daha uzun süre karışması nedeniyle kepekli pirinç tercih edilmelidir.

    Kalbin yükünü hafifletir
    Büyük bir bölümü pilav olarak tüketilen pirinç özellike Asya ve Ortadoğu mutfaklarında önemli bir yer tutar. Türkiye'de en çok pilav, çorba, dolma ve sütlü tatlı yapımında kullanılır. Pirinçten ayrıca un ve nişasta da elde edilir. Pirinç unu daha çok dondurma ve pasta sanayiinde kullanılan bir üründür.
    Pirinç hastaların beslenmesinde önemli bir yer tutar. Ayrıca tansiyon düşürücü özelliği vardır. Sodyum ve potasyumdan yoksundur. Dolayısıyla böbreklerinden, kalp yetersizliğinden ve ödemden rahatsız olanlar için eşsiz bir besin kaynağıdır.
    Pirincin posa içeriği arttıkça sindirimi gecikir ve glisemik yanıtı da düşük olur. Kepekli besinlerin saflaştırılmış besinlere oranla glisemik indeksleri (bir besinin kan şekerini etkileme düzeyi) düşüktür. Örneğin kepekli ekmek, çavdar ekmeği, kepekli pirinç, kepek
    li spagetti, kuru fasulye, mercimek, nohut, soya fasulyesi, iç bakla gibi. Bu nedenle diyabette, kalp hastalıklarında, hazımsızlık problemlerinde ve formunu korumak isteyenlerde kepekli pirinç kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. Kepekli pirinçte B1, B2, B6, PP, E ve F vitaminlerinden başka potasyum, fosfor, kalsiyum, flor gibi değerli mineraller ve 12 çeşit aminoasit bulunur. Ayrıca kepekli pirinç sıvıyı kendine çeken bir tahıldır. Bu nedenle dokulara yerleşmiş olan tuzu da beraberinde sürükleyerek bedeni toksinlerden arındırır. Böylece dolaşım sisteminin, kalbin ve böbreklerin yükünü hafifletir. Kalın bağırsak kanserini önler, gırtlak, deri ve sidik torbası kanserlerine karşı vücudun direncini artırır. Atardamardaki yağları temizler, yüksek tansiyonu düşürür.
    Kepekli pirinç çocuğunuzun sağlığında da etkilidir; inek sütüyle beslenen bebeklerde anne sütü eksikliğini giderir, içerdiği aminoasitle gerekli enerji ve proteini bebeğinize verir.

    Nane birçok derde deva
    Aromasıyla yemeklerimize tat veren nanenin vücudumuza birçok faydası bulunuyor. Hazmı kolaylaştırıcı, mide ve bağırsak gazını giderici, ishali önleyici, ateş düşürücü, sakinleştirici özelliğinin yanı sıra özellikle soğuk algınlığı, nezle ve gripte iyi geliyor. Karaciğer yetersizliğini giderici, mide bulantısı, bağırsak spazmı, astım, bronşit, kusma, migren, uykusuzluk, baş dönmesi, dil tutukluğu, felç ve çarpıntıyı önleyici etkisi var. Ayrıca bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı oluyor. Ancak mide ülseri ve gastriti olanlar fazla kullanmamalıdır.

    haftanın besini

    Kestaneli iç pilav
    Malzemesi: 2 su bardağı pirinç, 4 su bardağı hindi suyu, 1 çay bardağı sıvıyağ, 2 orta boy soğan, 1 çorba kaşığı tepeleme fıstık, 1 çorba kaşığı tepeleme kuşüzümü, 1 su bardağı haşlanıp ayıklanmış kestane, 1 çay kaşığı karabiber, 1 çay kaşığı tarçın, 1 tatlı kaşığı tuz, 1 adet hindi ciğeri.
    Yapılışı: Pirinci tuzlu sıcak suda bir-iki saat ıslatın. Soğanları ince ince kıyıp sıvıyağda fıstıkla beraber pembeleştirin. Pirinci iyice yıkayıp süzün, soğanlı fıstığın içine atıp biraz daha çevirin. Suyunu ilave edip kuşüzümü, kestane, baharat ve tuzunu koyun, harlı ateşte kaynatıp altını kısın, suyunu çekinceye kadar pişirin. Üstüne peçete kağıdı koyup ağzını kapatın, yarım saat dinlendirdikten sonra servis yapın.

    Kışın hasta olmak istemiyorsanız bu yazıyı okuyun

    Kışın hasta olmak istemiyorsanız bu yazıyı okuyun

    Vücudunuzu kışa hazırlamak ve hastalıklardan korunmak, beslenme düzeninizde yapacağınız küçük oynamalarla hiç de zor değil... İşte bunun püf noktaları:

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    n Kuru baklagil tüketin: Haftada en az 1 gün kuru baklagil tüketin. Ancak, kurufasulye, nohut ve yeşil mercimek gibi kuru baklagiller zaten iyi birer protein kaynağı olduklarından, bu yemeklere, lezzetini ve besleyiciliğini artırmak için et eklemeyin. Bunun yerine etimizi, protein yönünden fakir olan sebzelerle tüketin.
  • C vitamini alın: Gribe karşı C vitamini tüketin. Ancak kuşburnu, kırmızı ve yeşil sivri biber, kivi, maydanoz ve rokada bulunan C vitamininin portakal, mandalina ve limonda bulunan C vitamininden daha fazla olduğunu unutmayın.


  • Bağışıklık sistemi için
  • Salatadan vazgeçmeyin: Salata, öğle ve akşam yemeklerimizin vazgeçilmez yiyeceklerinden biri olmalı. Özellikle kilo problemi olan kişiler için ton balığı ile hazırlanan domates salatası, akşam için ideal bir yiyecektir.
  • D, E ve B6 vitaminleri: Bağışıklığı güçlendiren D, E ve B6 vitaminlerini ihmal etmeyin. Ceviz, fındık, ayçiçeği çekirdeği ve diğer tohumlarda, yağlarda, tahıllarda bol miktarda E vitamini bulunmaktadır. D vitamini kaynağı olarak süt, peynir ve balık ilk akla gelenlerdir. B6'yı ise fındık, fıstık, ceviz, ayçiçeği tohumu, tavuk ve balıkta bolca bulabilirsiniz.
  • Hastalıklara karşı A vitamini: Yeterli miktarda A vitamini, vücuda dışarıdan gelen istilacıların geçebileceği tüm yüzeyleri (cilt ve mukozalar) güçlendirir, beyaz kan hücresi aktivitesini artırır, kansere karşı güçlü bir koruma sağlar. Havuç, ıspanak, brokoli, pırasa, ihtiyacınız olan A vitaminini ihtiva eder.
  • Minerallerden faydalanın: Güçlü bir bağışıklık sistemi için besinlerle daha çok demir, magnezyum, selenyum ve çinko almaya özen gösterin. Demiri koyu yeşil yapraklı sebzelerden, kırmızı et, tavuk, kuru kayısı ve kuru üzümden; magnezyumu tahıl, sebze, süt ve deniz ürünlerinden; selenyumu balık ve diğer deniz ürünlerinden; çinkoyu ise yumurta, süt, et, tahıl ve deniz ürünlerinden temin edebilirsiniz.
  • Proteini artırın, yağı azaltın: Daha fazla protein ve daha az yağ kullanımı bağışıklık sistemimizin dostudur. Aşırı yağ kullanımı bağışıklık sistemini baskıladığından özellikle hayvansal yağları iyice azaltın.


  • Haftanın besinleri
    KESTANE
    Potasyum, fosfor, magnezyum, klor, kalsiyum, demir ve sodyum mineralleri ile C, B1, B2 ve PP vitaminlerini içerir. Şeker, protein ve yağ açısından zengin olan kestanenin, 100 gramında 200 kalori bulunur. Nişasta, mineral tuz, özellikle potasyum ve diğer besinsel değerleriyle kestane kışın olumsuz şartlarına, fiziksel ve beyinsel yorgunluklara karşı paha biçilmez bir sağlık iksiridir. Kalp ve kas sistemini uyarıp organizmanın su dengesini düzenler. Kasları güçlendirir. Kan dolaşımını hızlandırıp varis ve basurların gelişimini önler. Çok değerli bir enerji kaynağıdır.

    BOZA
    Darı irmiği, su ve şekerden üretilir. Bünyesinde A ve B vitaminlerinin 4 türü ile C ve E vitaminleri bulunur. Boza, mayalanması sırasında laktik asit üretir. Ender gıda maddelerinde bulunan bu asit çok değerli olup hazmı kolaylaştırır. Boza, mayalı ve gıda bakterilerinin yaşadığı bir içecek olduğundan koruma şartları çok önemlidir. Bu nedenle hava alabilen, sağlıklı cam şişede satışa sunulmaktadır. Şişelenirken fermantasyonu devam eden boza çok hızlı tüketilmelidir.

    Ege mutfağı vücudu koruyor

    Ege mutfağı vücudu koruyor

    Bol yeşil sebze, balık, üzüm, şarap ve zeytinyağı içeren Ege mutfağı vücudu güçlendiren ve hastalıklara karşı koruyan yemekleriyle dikkat çekiyor


    Coğrafi konumu ve ılıman iklimi ile yüzyıllardır değişik kültürlerden insanlara ev sahipliği yapmış olan Ege bölgesi, renkli yemek kültürüyle de dünyanın en zengin mutfaklarından biri sayılan Türk mutfağında önemli bir yere sahiptir. Ege mutfağı doğanın sunduğu çeşit çeşit otlar, elverişli topraklarda yapılan tarım ve hayvancılık sayesinde son derece leziz ve zengin bir mönü geliştirmiştir.
    İlk bakışta ismi ilginç gelen ve diğer bölgelerimizde pek fazla duyulmamış olan otlarla yapılan geleneksel yemekler, Ege mutfağının temelini oluşturur. Daha ziyade bahar aylarında toplanan turp otu ve hardal otu, İzmir ve çevresinde şifalı kabul edilen radika, sadece kış aylarında bulunan, aslında lahananın filizi olan çibez ve deniz kıyısında yetişen deniz börülcesi, kökleri kesilip iyice yıkandıktan sonra haşlanır ve Ege mutfağının vazgeçilmezi olan zeytinyağı ve limonla sunulurlar.
    Ege bölgesi Edremit, Ayvalık, Burhaniye çevresinde yoğunlaşan ülkemiz zeytin üretiminin yaklaşık yüzde 58'ini karşılıyor. Uygun iklim koşulları ve coğrafi yapı, zeytin ve zeytinyağının Ege mutfak kültürünü şekillendirmesine yol açmıştır. Zeytin ağacı kutsallığın, bolluğun, bilgeliğin ve sağlığın sembolü sayılmış yüzyıllarca. Akdeniz ve Ege mutfağındaki önemi de, her öğünde ve her yemekle tüketilmesinden kolayca kavranabilir.

    Zeytinyağından vazgeçilmiyor
    Zeytinyağı kullanımı ülkemizde özellikle Ege bölgesinde yoğunlaşıyor ve özellikle yabani ot yemeklerine lezzet veriyor. Zeytinyağının kullanıldığı Ege'ye özgü yöresel yemekler arasında patlıcanlı silkme, tavuklu papucaki, koçinüsto, dilbalığı salatası ve ebegümeci dolması sayılabilir. Zeytinyağı yemeklerin yanı sıra yine yabani otlardan yapılan salataların da vazgeçilmezi oluyor.
    Uzun sahil şeridi ve 17-18 derecenin altına düşmeyen sıcaklık ortalamaları bağcılığı da geliştirmiş Ege'de. Yüzde 40'lık üzüm üretimiyle Manisa, İzmir ve Denizli çevresi kuru üzüm üretimine katkıda bulunmakta.
    Genel olarak bakıldığında Ege mutfağı bol yeşil sebze, balık, üzüm, şarap ve zeytinyağı içerdiği için sağlıklıdır. Akdeniz beslenmesi ile benzerlik içerir. Birçok hastalığa karşı koruyucudur.

    Beslenme kültürü
    Beslenme kültürüne özellik kazandıran başlıca unsurlar yemeklerde yer alan besinlerin ve yardımcı maddelerin türleri ve miktarları ile hazırlama, pişirme, tüketim ve saklama şekilleridir. Yemek değişik besinlerin, tat vericilerle birlikte belirli yöntemle hazırlanıp pişirilmesidir. Pişirilen yemeklerin servisi de beslenme kültürünün bir parçasını oluşturur.
    Eski Türklerin yaşamı da hayvancılığa ve tarıma bağlıydı. Orta Asya'da tarım şartları uygunsuz duruma geldiğinden batıya ve güneye göç ettiler. Gittikleri yörelerdeki hayvan ve bitkilerden yararlandıkları gibi, bunlardan yöre şartlarına uygun olanları da yetiştirdiler.
    Beslenmede esas nokta şudur: Hayvan ve bitkilerin anavatanlarına bakıldığında, çoğunun Orta Asya, Akdeniz çevresi ve Güneydoğu Asya'ya ait oldukları görülür. Dolayısıyla temel besinlerin çoğu Türklerin anayurdu Orta Asya ve göç ettikleri Anadolu'da yetiştirilerek dünyanın başka bölgelerine taşınmıştır.
    Eski çağlardan beri, Türklerde eti yenen hayvanların başında koyun gelir. Bunu sırasıyla keçi ve sığır izler. Bu hayvanlar süt üretimi için de kullanılmaktadır.

    Haftanın bilgisi
    Talasemi
    Akdeniz bölgesinde yaşayanlar ülkemizin diğer bölgelerine göre daha sağlıklı beslenmektedir. Sebze ve zeytinyağının fazla tüketilmesi nedeniyle diğer bölgelere göre kalp-damar hastalığı ve bundan kaynaklanan ölüm riski burada daha düşüktür. Ama çoğunlukla bu yörede yaşayanları etkileyen başka rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Örneğin Türkiye'de de görülen talasemi (Akdeniz anemisi) anne ve babadan çocuklara geçen kalıtsal bir kan hastalığıdır. Bu hastalık Akdeniz ülkelerinde yaygın olduğu için, Akdeniz anemisi olarak da bilinir. Talasemi taşıyıcılarının büyük çoğunluğu bu hastalığı taşıdıklarını bilmezler. Taşıyıcılık bulaşıcı değildir. Talasemi taşıyıcılığı bir hastalık değildir ve tedavi gerektirmez.



    Kuru meyvelerin mucize yararları

    Kuru meyvelerin mucize yararları

    Sağlık açısından kuru meyveler de son derece önemlidir. Antioksidan kuru meyveler, sinir sistemini korur, enerji verir, kan yapımında mucizeler yaratır

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Kuru meyveler, yaş meyvenin içerdikleri % 80-95 oranındaki suyun % 10 - 20 oranlarına düşürülmesi ile elde edilirler.

    Bu 'kurutma' işlemi sonrası, C vitamini dışında bütün minerallerin korunduğu kuru meyveler, vücudu yüksek antioksidan potansiyelleri ile öncelikle serbest radikallere karşı korurlar. Türk damak tadına en uygun kuru meyveler kayısı, erik ve elmadır. İşte bu 3 kuru meyvenin faydaları:

    Kuru kayısı: Besleyici ve potasyum açısından çok zengindir. Sindirim sorunlarına iyi gelir; stresi, kansızlığı önler. İçerdiği A vitamini akne gibi cilt bozukluklarını önler. Büyümeye yardımcıdır, görme fonksiyonlarını güçlendirir, şeker hastalığının gelişimini engeller, bağışıklık sistemini korur. Potasyum başta kalp kasları tüm kasların ve sinirlerin iyi çalışmasını sağlar. Kayısı lifli bir meyvedir. Lifli besinlerin kan şekerinin dengeli yükselmesini sağladıkları, zararlı maddelerin bağırsakta kalma süresini kısalttıkları için kanserden korunmada faydalı oldukları saptanmıştır.

    Kuru erik: Bol miktarda B1, B2, B3, B6, A, C ve E vitamini içerir. Mürdümeriğinin bağırsakları çalıştırıcı etkisi bilinmektedir. İçerdiği zengin potasyum ve magnezyum mineralleri nedeniyle, tansiyon, karaciğer, kalp, böbrek ve romatizma hastaları ile tuzsuz rejim yapanlara önerilir. Güçlü antioksidanları ile kalp hastalıklarına yakalanma ve kriz riskini azaltıcı etkisi bulunmaktadır.

    Kuru elma: Besin değeri dışında nefes darlığı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur. Lifli olduğu için bağırsakları temizler. Karaciğerinden şikâyet edenler, romatizmalılar ve hatta şeker hastaları bile faydalanabilirler. Elma yatıştırıcı, uyku vericidir ve baş ağrılarına iyi gelir. Kabuğuyla küçük parçalara böldüğünüz elmaları kaynatarak içine isterseniz limon, portakal, tarçın koyarak çay olarak tüketebilirsiz.

    Haftanın besinleri
    PESTİL
    Dut pekmezi, süt, bal, ceviz, fındık ve undan oluşan, protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineral maddelerini önemli ölçüde içeren bir gıda maddesidir. Özellikle A ve B vitaminleri ve demir yönünden zengindir. Pestilin 100 gramında 293 kcal bulunur. Vücut doku ve hücrelerinin yenilenmesinde, su dengesinin korunmasında, hormon, enzim üretiminde, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde önemli etkiye sahiptir. Ayrıca iyi bir enerji kaynağıdır.

    DUT
    Kalsiyum, demir, B1, B2 ve C vitamini yönünden zengin olan dutun birçok hastalığa iyi geldiği bilinmektedir. Beyaz dut ateş düşürücü ve idrar söktürücü (diüretik) etkiye sahiptir. Karaduttan elde edilen şurubun ise ağız ve boğaz hastalıklarında olumlu etkiye sahip olduğu bilinmektedir.

    Karadenizliler daha çok iyotlu tuz tüketmeli

    Karadenizliler daha çok iyotlu tuz tüketmeli

    Karadeniz bölgesinin besinleri ve içme suları iyot bakımından fakirdir. Bölge halkı yeterince iyot almadığı için de Karadeniz'de tiroit ve kanser gibi hastalıklar sık görülür

    Ülkemizde her coğrafi bölgenin kendine has örf, adet ve kültürü vardır. Bu kültürün en önemli unsurlarından biri de geleneksel yemeklerdir. Bu yemekleri oluşturan en önemli faktör ise bitki örtüsüdür. Bitki örtüsü o yörenin insanlarının beslenmesini ve ekonomisini etkiler.

    Gerekli bir mineral
    Bölgesel farklılık sonucunda oluşan beslenme çeşitliliği insanları farklı hastalıklar karşısında risk altında bırakır. Örneğin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kalp ve damar hastalıkları diğer bölgelerden daha yaygınken, Karadeniz bölgesinde tiroit ve kanser daha sık görülür. İşte bu hafta Karadeniz bölgesi mutfağını ve bölgede görülen tiroit hastalığını ele alacağız.
    Karadeniz bölgesi zengin bitki örtüsü sayesinde zengin bir mutfağa sahiptir. Yiyecekler genelde otsu bitkiler, diken uçları ve sebzelerden oluşur. Karalahana başroldedir. Çalıçiçeği, merulcan, mendek, kuzukulağı, gücündene, hoşran, ısırgan, madımak, kabalak, sakarca, merevcen, pancar çiçeği, galdirik, pezik bunlardan bazılarıdır. Sebzeler ana yemek dışında çorba, sarma, dible, kavurma, kızartma, mıhlama, mücver olarak değerlendirilir. Yazın taze olarak tüketilen gıdalar, kışın fırınlanmış kuruluk ve tuzlularla turşu, konserve, pekmez, reçel, komposto ve çerezlerle çeşitlenir. Hayvansal besinlerden süt, yoğurt, yumurta, tereyağı, süzme, bal, peynir, çökelek yaygın olarak kullanılır. Yemeklerin vazgeçilmez malzemesi çoğunlukla mısır (darı) ve mısır unudur. Mısır unu yemek ve tatlılara katkı malzemesi olarak kullanılır. Mısır ekmeği çok tüketilir. Hamsi, mezgit, istavrit, palamut, kefal, izmarit, tirsi, barbun, sargan, kötek ve alabalık bol bulunur ve yemeklerde kullanılır.
    Karadeniz bölgesinde tiroit hastalıklarının görülmesinin ana nedeni iyot minerali eksikliğidir. İnsan vücudunun üretemediği ve dışarıdan alması gereken iyot, eksikliğinde guatr, zeka geriliği ve gelişim bozukluğuna, cücelik veya normalden fazla boy uzunluğuna, sağırlık, dilsizlik, konuşma bozuklukları ve kas hastalıklarına yol açar.

    Neler tüketilmeli?
    İyot vücutta çok az bulunan ve tiroit hormonlarının yapılması için gerekli olan bir mineraldir. Tiroit hormonları ise sinir sisteminin çalışmasına yardımcı olur, normal büyüme ve gelişmeyi, beynin normal çalışmasını, vücut ısısını ve enerjisini kontrol eder. Yeterli seviyede iyot alınamadığı zaman tiroit bezleri işlevlerini yerine getiremez, çocuklarda beyin fonksiyonları tam olarak gelişemez ve zeka geriliği ile karşılaşılabilir. Hamilelik sırasında yeterli iyot alınmaması gelişim bozukluklarının yanı sıra düşük ve ölü doğuma neden olabilmektedir.
    Vücudun ihtiyaç duyduğu iyot, yenilen besinlerden ve içme suyundan sağlanıyor. Ancak bazı bölgelerin, özellikle Karadeniz bölgesinin besinleri ve içme suları iyot bakımından fakirdir. Genellikle bol yağışlı bölgelerde toprakta iyot oranı az olduğu için yetişen bitkilerde, bunlarla beslenen hayvanlarda ve içme suyunda iyot oranı az olur. Çünkü yağışla, topraktaki iyot derelere, oradan da denizlere taşınır. Dolayısıyla deniz suyu ve deniz ürünleri iyot bakımından zengindir. Vücudun ihtiyaç duyduğu iyot, piyasada bulunan iyotlu tuz ile sağlanabilir.

    Araştırma sonuçları
    UNICEF ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi iyotlu tuz kullanım oranını belirlemek amacıyla 78 ilde
    12 bin 125 hanede araştırma yapmıştır. ''Türkiye'de İyotlu Tuz Kullanımı'' konulu araştırmada, Marmara bölgesinde hanelerin yüzde 77, Akdeniz bölgesi'nde yüzde 61, İç Anadolu bölgesinde yüzde 58 ve Ege bölgesinde yüzde 75'inin iyotlu tuzu sürekli kullandığı belirlenmiştir. Araştırmada, Güneydoğu Anadolu bölgesinde hanelerin sadece yüzde 37'sinin iyotlu tuzu sürekli kullandığı tespit edilmiştir.
    Ayrıca guatr hastalığının çok fazla görüldüğü Karadeniz'de, iyotu kimyasal olarak etkisiz hale getiren karalahana gibi besin maddelerinin tüketilmesi de iyot eksikliğine neden olur. Ancak guatr, teşhis konulduktan sonra tedavisi imkansız olan bir hastalık. Dolayısıyla önceden önlem alınmalı ve iyot oranı yüksek besinler tüketilmeli ya da yemeklerde iyotlu tuz kullanımı ihmal edilmemelidir. Yiyecekler pişirilmeden önce tuz atılırsa veya pişirme suyu dökülürse iyot içeriği azalır, bu nedenle Karadeniz'de yemekler piştikten sonra tuz ilave edilmelidir. İyotlu tuz kullanımı yaygınlaşmalı, yemeklerde diğer tuzların kullanımından kaçınılmalıdır.

    haftanın öğüdü
    Karalahana kanı temizler
    Karalahana içerdiği bol miktarda B ve C vitaminleri sayesinde kanseri önleyici, antioksidan besinler arasında yer alır. Kansızlığı giderir, idrar söktürür, vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar, kabızlığı giderir, çiğ olarak yenildiğinde ya da suyu içildiğinde sindirim sistemi rahatsızlıklarına, bağırsak tıkanıklığına ve bağırsak tembelliğine iyi gelir, kan dolaşımını düzenler ve kanı temizler.

    haftanın besini
    Karalahana çorbası
  • Malzemesi: 3 demet karalahana, 1 çorba kaşığı sıvıyağ, 1 çorba kaşığı salça, 1 çay bardağı mısır unu, 1 bardak haşlanmış barbunya, tuz, karabiber, su.
  • Yapılışı: Lahana yapraklarını iyice yıkayın. İnce şeritler halinde doğrayın. Tencereye sıvıyağı koyun. Lahanaları ilave edip yumuşayana dek kavurun. Lahanalar yumuşamaya başladığında salçayı ilave edin. Birkaç dakika daha kavurduktan sonra tencereye yeterince sıcak su ekleyin. Tuzunu, karabiberini ayarlayın. Mısır ununu azar azar ve sürekli karıştırarak ilave edin. En son olarak barbunya fasulyesini tencereye atın. Sürekli karıştırarak kısa bir süre kaynatın.


  • Bulgur deyip geçmeyin...

    Bulgur deyip geçmeyin...

    İçerdiği vitamin ve minerallerle bulgur son derece önemli bir besin kaynağıdır. Ayrıca kanserojen maddelerin ve fazla kolesterolün vücuttan atılmasını sağlar

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Tarihi 4000 yıl öncesine kadar dayanan bulgur, insanoğlunun en eski besin maddelerinden buğdayın temizlenmesi, yarı kaynatılması, kurutulması, çeşitli boylardaki tanecikler halinde öğütülmesiyle elde edilir.
    Besin değerinin anlaşılması sonrasında, tüketimi son yıllarda önemli ölçüde artan bulgurun, protein, B1 vitamini, fosfor, potasyum ve kalsiyum açısından ekmek, makarna ve pirinçten üstün özelliklere sahip olduğu bilinmektedir.

    Yağ değerini düşürür
    Posa miktarı yüksek olan bulgurun, mide ve bağırsak kanserini önleyici yönü bulunmaktadır.
    Bağırsakları çalıştırdığı için gaz yapmasına rağmen, böylece kanser yapıcı maddelerle, kolesterolün fazlasının atımını da sağlar. Posanın kan değerini ve yağlarını düşürücü etkisi de bulunmaktadır.
    B1 vitamini sinir ve sindirim sistemi, fosfor, potasyum ve kalsiyum ise, çocukların kemik ve kas hareket ve gelişimi ile annelerin sağlığı açılarından çok önemli kaynaklar oldukları için, bulgur çok önemli bir besin maddesidir.

    Hamileler için çok önemli
    Bulgurun içerdiği folik asit de, çocuk ve hamile kadınlar için çok önemlidir ve hamileliğin ilk 3 ayında bebeklerde beyin gelişimini gerçekleştirir. Hamile kadınların vücutlarında çok fazla folik asit yakımı olur, bu yakıma karşı hamilelerin folik asit almaları gerekmektedir. Bu sebeple bulgur, bebek beyninin gelişiminde ve anne sağlığı için önemlidir.

    Haftanın besini
    KISIR
    Malzemeler:
  • 2 su bardağı ince köftelik bulgur
  • 1 baş iri kuru soğan
  • 1/2 demet maydanoz
  • 5 adet yeşil soğan (yeşil sapları)
  • 3, 4 dal nane
  • 2 sivri biber
  • 2 çorba kaşığı domates salçası
  • 2 çorba kaşığı biber salçası
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 tatlı kaşığı karabiber
  • 1 tatlı kaşığı kimyon
  • 1 tatlı kaşığı kırmızı pul biber
  • 1/2 çay bardağı zeytinyağı
  • 2 adet domates
  • 2 adet limon suyu


  • Yapılışı: Bulguru geniş bir tencereye koyup üzerine yavaş yavaş kaynatılmış suyu dökün ve tencerenin kapağını kapatıp bir süre dinlenmeye bırakın. Ayrı bir yerde soğanı ince ince kıyın.
    1,5 çay bardağı zeytinyağını tavaya koyup soğanları 5 dakika pembeleştirin. İnce küp şeklinde doğradığınız domatesleri ilave edip 10 dakika daha çevirin. Bulguru geniş bir kâseye alıp baharatını, domates salçası ve biber salçasını ilave edip temiz bir eldiven giyip yoğurun. Soğanla domatesi de ilave edip biraz daha yoğurup limon suyunu ilave edin. İnce kıydığınız yeşil soğan saplarını ve maydanozu ilave edip karıştırın. Kısırınız servise hazırdır.

    Sebze yemeden savunma olmaz

    Sebze yemeden savunma olmaz

    Vitamin açısından zengin olan kış sebzeleri savunma mekanizmalarını güçlendirerek vücudu çeşitli hastalıklara karşı koruyor

    Kışın vücudumuzun direnci düştüğü için vitamin ihtiyacımız iki kat artıyor. Kış sebzeleri ise vitamin açısından çok zengindir. Sebzelerde bulunan antioksidanlar (A, C, E vitaminleri ve selenyum gibi mineraller, oligosakkaritler, alkol ve fenoller gibi bazı maddeler) hastalıklara karşı vücudun savunma mekanizmasını güçlendiriyor. Ayrıca sebzeler, içerdikleri posa ile bağırsak faaliyetlerine yardımcı olurken kabızlığı engelliyor ve uzun süre tok kalmamızı sağlıyor.
    Bağışıklık sistemimizde önemli bir rolü olan C vitamini vücutta depolanmadığı için her öğün alınması, özellikle sigara içenlerin daha fazla C vitamini almaya özen göstermesi gerekiyor. Çünkü vücutta C vitamini eksikliğinde halsizlik, çabuk yorulma ve hastalıklara yakalanma riski artıyor.

    Brokoli bir vitamin deposudur
    Ayrıca lahana, karnabahar, ıspanak, marul, pazı, roka, pırasa, soğan, sarmısak gibi kış sebzeleri kanser ve kalp-damar hastalıkları riskini azaltıyor. Sarmısak, soğan, turp ve şalgam gibi sebzelerdeki kükürtlü bileşikler ise kan yağlarının (kolesterol) ve yüksek tansiyonun düşmesinde etkili. Brokolinin yüzde 56, brüksellahanasının yüzde 29, lahananın yüzde 70, karnabaharın yüzde 70 oranında kanser ve kalp-damar hastalığı riskini azaltması içerdikleri glikosinolat maddesine bağlı.
  • Brokoli: Mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli vitamin deposudur. Antikarsinojenik (kansere karşı koruyucu) etkisi yüksek, kalsiyum açısından zengin, dolayısıyla kemik erimesine karşı koruyucu, lif oranı yüksek bir besindir.
  • Enginar: Kan şekerini dengelemede, kandaki üre ve kolesterolün düşürülmesinde ve karaciğer detoksunda çok etkili bir sebzedir.
  • Sarmısak: Yüksek tansiyon ve kalp hastalığı riskini azaltır. Bağışıklık sistemini güçlendirici etkiye sahiptir.


  • Lahana bağırsak kanserinden korur
  • Maydanoz: C vitamini ve demir deposudur. Böbrekleri temizleyici, kan şekerini dengeleyici ve kansere karşı koruyucu etkiye sahiptir.
  • Kereviz: Antioksidan ve sindirim sistemini rahatlatıcı etkiye sahiptir. Kerevize özel kokusunu veren fitalid adlı maddenin kandaki stres hormonunu azalttığı, bu yolla damarların gevşemesini ve tansiyonun düşmesini sağladığı, ayrıca kolesterolü de düşürdüğü belirtiliyor.
  • Lahana: Beyaz lahana en iyi toksin atıcıların başında yer alıyor. İçerdiği antioksidanlar sayesinde bağırsak kanserine karşı koruyucu özelliği vardır. Düşük kalorili, A,B ve C vitaminleri açısından zengin, bol posa içeren ve tohumları idrar söktürücü özelliğe sahip bir bitkidir.
  • Kırmızıbiber: Karotenoidler, flavonoidler, esans yağları ve bol C vitamini içeren kırmızıbiberin yüksek tansiyonu ve kolesterolü düşürdüğü biliniyor.


  • Pırasa böbrek taşlarını engeller
  • Karnabahar: Karnabahar hem enfeksiyonlara karşı etkin hem de antibakteriyel özellikte birçok aktif madde içeriyor. Özellikle kronikleşmiş idrar yolları enfeksiyonlarında bilinen en etkili sebzedir. İçerdiği bol miktarda fosfor, özellikle osteoporozu önleyici ve kemik oluşumunu destekleyici etkiye sahiptir.
  • Pırasa: Potasyum, kalsiyum, demir ve fosfor bakımından oldukça zengindir. E, C, B1, B2 ve A vitamini içeriği yüksektir. Pırasa böbrek taşlarının oluşumunu engelleyici etkin maddelere sahiptir. İçerdiği posa sayesinde kabızlıkta tercih edilen sebzeler arasındadır.
  • Ispanak: Başta demir olmak üzere çeşitli mineral tuzları ile A ve C vitaminleri açısından zengin olan ıspanak çok değerli bir besindir. Mide, karaciğer ve pankreas salgılarını uyarır. Ispanakta, demir dışında magnezyum, fosfor, iyot ve vücudun dengesini koruyan mineraller bulunur.
  • Havuç: A vitamininin ön maddesi olan karotenleri içerir. Bu maddenin aktif hale geçmesi için havuçlu salataların mutlaka yağıyla yenmesi gerekir.


  • Ne zaman yemeli?
    Şimdi tam zamanıYakında tezgahta Mevsim geçmek üzere
    EkimPırasa, karnabaharKereviz, ıspanak, lahanaTaze ceviz, taze fındık, kabak, biber, patlıcan
    Kasım LahanaBalkabağı, brüksellahanası Fındık turpu
    Aralık Kestane, balkabağı Pazı, pırasa, kerevizRoka
    Ocak Brüksellahanası, pırasa, kereviz PazıSemizotu
    Şubat Pırasa, kırmızı turp, pazıKuşkonmaz, fındık turpu, rokaKestane, soğan, lahana


    Haftanın besini
    Sonbaharda taze ceviz ve taze fındık
    Ceviz hem taze hem de kuru tüketilebilir. Sonbaharda vücudun ihtiyacı olan besin öğelerini içerir. C vitamini, B1, B6 ve E vitaminleri açısından da zengin besinlerdendir. 100 gram ceviz 670 kalori verir. Posasının çokluğu nedeniyle bağırsakların iyi çalışmasını sağlar. Yüksek oranda B vitamini içerdiği için sinir sistemini onarır. Kronik yorgunluk sendromunda önerilir. Çünkü beden karbonhidratları enerjiye çevirmek için B vitamini kullanır. Ceviz çok az şeker içerdiğinden şeker hastalarının rejiminde de yer alır. Kolesterolü düşürdüğü ve kalp sağlığı açısından da yararlı olabileceği klinik araştırmalarla saptanmıştır.
    Fındığın ise protein içeriği yüzde 8,2 olarak bulunmuştur.
    Bu değer bitkisel kaynaklı proteinler için önemli sayılıyor. İncelenen fındık çeşitlerinde ortalama yağ oranı yüzde 62,7 olarak saptanmıştır. Bu yağın, yağ asitleri bileşiminin yüzde 82'sini oleik asit oluşturur. Son yıllarda yapılan çalışmalarda fındıkta çok yüksek düzeylerde bulunan tek çift bağlı doymamış yağ asidi oleik asidin kanda kolesterolün yükselmesini önlediği ve böylece kalp-damar hastalıklarına karşı koruyucu etki gösterdiği belirtiliyor.

    Haftanın öğüdü
    Hangi tatlıyı tercih edelim?
    Sonbaharda havaların soğumasıyla, tatlıya ihtiyacımız gittikçe artar. Tatlı ihtiyacımızın artması kilo almamızı sağlar, bu nedenle sağlıklı seçimler yapmalıyız. Böylece hem lezzetten hem de sağlığımızdan vazgeçmemeliyiz. Tatlı tüketmek istediğinizde çikolata, tereyağı, krema eklenmiş tatlıları yerine meyveli tatlılar ya da az yağlı sütten hazırlanmış sütlü tatlıları tercih etmeliyiz.

    Bir öneri
    Taylight elmalı tatlı
  • Malzemesi (1 kişilik): 1 orta boy elma, bir tutam tarçın, 1 tatlı kaşığı kadar dövülmüş ceviz, 1 top diyet dondurma.
  • Hazırlanışı: Elmanın kabuklarını soyduktan sonra yatay olarak ortadan ikiye ayırın, üstüne tarçın serperek fırınlayın. Piştikten sonra dövülmüş ceviz serpin. Diyet dondurmayla beraber servis yapın. (Bu tatlının 1 porsiyon için toplam enerji değeri 120 kilokaloridir.)



  • Bomba gibi kahvaltının sırrı yulaflı gevreklerde

    Bomba gibi kahvaltının sırrı yulaflı gevreklerde

    Günün en önemli öğününü, zihni açıp uzun süre tok tutacak besinlerle geçirmekte yarar var. Bunun en iyi yolu ise gevreklerle yapılan kahvaltı

    bir kibrit kutusu lezzet / TAYLAN KÜMELİ

    Araştırmalar, okula kahvaltı ederek giden çocukların başarısının, kahvaltı etmeyenlere oranla çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Benzer şekilde çeşitli bilimsel çalışmalar, zamansızlık ya da kilo vermek amacıyla kahvaltıyı atlayan yetişkinlerde gün içinde performans düşüklüğü görüldüğüne işaret ediyor. İşte bu noktada 'kahvaltılık gevrekler', tempolu bir yaşam için besleyici, lezzetli ve pratik bir çözüm olarak karşımıza çıkıyor.

    Meyvelileri seçin
    Gevrekler ideal birer kahvaltı alternatifidir. Posa içerdiği ve yanında genellikle süt veya yoğurt tüketildiği için kana karışma hızı yavaşlayarak acıkma hissini azaltır. Ancak basit şekerli gevrekler yerine şekersiz veya meyveli seçeneklerin tüketilmesi daha yerinde olacaktır.

    Yulaf en iyisi
    Genellikle çözünür posa içeren yulaf gevreği tercih edilmelidir. Ayrıca, mısır ve buğday gevrekleri de kullanılabilir. 5-6 yemek kaşığı kahvaltılık gevrek, 1 su bardağı diyet veya yarım yağlı sütle tüketilebilir.
    Bu öğüne, 1 tatlı kaşığı toz ketentohumu ve yine 1 tatlı kaşığı toz kepek eklendiğinde, posa miktarı artacak ve sizi daha tok tutacaktır. Ayrıca eklenecek olan 1 adet taze (örneğin 1 adet kayısı, veya yarım adet rendelenmiş) elma ya da kuru meyve de, vitamin, mineral ve posa sağlayarak hem kendinizi daha iyi hissetmenizi, hem dengeli beslenmenizi sağlar.

    Taylight Yulaf Ezmeli Kahvaltı

    Malzemeler
  • 5 yemek kaşığı yulaf ezmesi
  • 1 çay bardağı su
  • Orta boy bir elmanın yarısı
  • 1 çay kaşığı tarçın
  • 1 cevizin içi


  • Yapılışı: Yulaf ezmesine suyu ilave ederek pişirdikten sonra biraz soğutmaya bırakın, daha sonra da içine elmayı rendeleyin, 1 çay kaşığı tarçın ve ceviz içini de karıştırıp servis edin.

    Baharat yolu

    Baharat yolu

    Dolmalardan çorbalara, köftelerden tatlılara kadar birçok yemekte kullanılan baharatlar sofralarımızın başlıca lezzet kaynakları arasında yer alıyor. Baharatlar ayrıca sağlık açısından da önemli işlevler görüyor


    Dünya ve Türk mutfağında önemli bir yere sahip olan baharatlar; sos, likör, sirke, turşu ve salatalarda lezzet, ağız yaralarında, baş ağrısında, şeker ve kalp hastalığında, dolaşım rahatsızlıklarında da tedavi amaçlı kullanılıyor. Baharatların faydalarını ve içerdikleri besin öğelerini şöyle özetleyebiliriz...
  • Kırmızıbiber: Portakaldan daha fazla miktarda C vitamini içeren kırmızıbiber, vücudun bulaşıcı hastalıklara karşı direncini artırıyor, beta karoten ile bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor. Mide suyu ve tükürük oluşumunu teşvik ediyor, sindirimi kolaylaştırıyor, romatizma, mafsal ve diş ağrılarını azaltıyor, krampları gideriyor, kanser tedavisinde de kullanılıyor. Ayrıca terlemeyi artırıyor, gut hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalığa iyi geliyor. Öksürük ve boğaz ağrılarını gidermede de kullanılıyor, sinir hastalıkları için doğal bir yatıştırıcı görevini görüyor. Vücuttaki aşırı yağ ve kolesterol birikiminin önlenmesini sağlıyor.
  • Karabiber: Kuru ve siyah tanelerinin baharlı ve acı bir tadı vardır. Hemen hemen her türlü yemekte bütün veya toz durumda kullanmak mümkündür. İştah açıcı ve sindirimi kolaylaştırıcı, soğuk algınlıklarında ve öksürükte ilaç olarak kullanılıyor.


  • Kalp rahatsızlıklarına karşı etkili
  • Kimyon: Akdeniz kökenli bir baharat olan kimyon Türk mutfağında köftelerde ve bazı salçalı et yemeklerinde, çorbalarda, dolmalarda kullanılıyor. Hindistan ve Meksika mutfağında da önemli bir yere sahip. Yakın akrabası sayılan rezene gibi kimyon da öncelikle mide şişkinliği, kramp eşliğindeki hafif mide ve bağırsak rahatsızlıkları, sinirsel mide ve kalp rahatsızlıklarına karşı işe yarıyor. Bebeklerin sindirim güçlüklerini gidermeye yardımcı oluyor. Zayıf mideyi güçlendiriyor, safrakesesi salgılarını dengeliyor. Ağrılı adet görenlerin kimyonu denemeleri fayda sağlayabilir.
  • Yenibahar: Damar sertliğini önlüyor, hazmı kolaylaştırıyor. Kullanılan kısmı meyvesidir. İştah açıcı, gaz söktürücü ve kabızlığa karşı etkilidir. Mutfakta ise etli yemeklerde, köfte, sosis, çeşitli tatlı ve dolmalarda kullanılıyor.


  • Kan şekerini dengeliyor
  • Tarçın: Hormonları çalıştırıyor, mide rahatsızlıklarını gideriyor, kusmayı önlüyor. Gaz ve ishale karşı etkili olan tarçın kan şekerini de dengeliyor. 40 gün boyunca her gün 5-6 gram tarçın verilen şeker hastalarının kanındaki şeker düzeyinin, kontrol grubuna göre yüzde 20 oranında daha düşük olduğu tespit edildi. Tarçın verilen hastaların bazılarında, şeker hastalığının belirtilerinin tamamen yok olduğu da belirtildi. Kan şekerininin yanı sıra kandaki yağ ve kolesterol miktarını da düşürdüğü biliniyor. Tarçın yemeklerde bulunabilen E-koli bakterisinin vücuda yayılmasını engelliyor. Bal ya da limon suyuyla birlikte alındığında boğazdaki yanmalara ve adet öncesi gerginliklere iyi geliyor.
  • Zencefil: Zencefilin mide bulantısı, şişkinlik, kusmaya karşı iyi geldiği biliniyor. Tüm vücudu uyarıyor, bedenen ve ruhen güç kazandırıyor. Antiseptik özelliği nedeniyle enfeksiyonlara karşı da etkili. Kan dolaşımını dengeliyor, bazı hipertansiyonlu hastaların tansiyonlarını dengeliyor. Soğuk algınlığına, kabızlığa karşı işe yarıyor.


  • Haftanın öğüdü
    Çiğköfte riskli bir yemektir
    Çiğköfte ile bağırsak parazitlerinin bulaşması mümkün. Zira çiğ et yenilmesi her zaman parazit hastalıkları yönünden risk taşır. Bazı parazitler anne karnındaki bebeğe de geçebilir. Çiğ et yenerek anneye geçen toxoplazma doğuştan göz kusurları, göz enfeksiyonları ve görme bozuklukları, işitme kaybı, zeka geriliği, sarılık, akciğer yangısı, erken doğum, düşük, bebeğin anne karnında ölmesi gibi sorunlara neden olabilir. Bu yüzden, hazırlama, pişirme ve saklama koşulları çok uygun olsa da çiğ etin sakıncalarından dolayı, çiğköftenin tüketilmesi önerilmiyor.

    Ramazanda nasıl sağlıklı beslenilir?

    Ramazan ayında bazı şeylere dikkat etmemiz gerekiyor. Örneğin mutlaka sahura kalkılması şart. Sahur bir kahvaltı öğünü gibi düşünülmeli. Bu öğünde, kahvaltıda yer alan hafif ve gün içinde enerji veren yiyecekler tüketilmeli. Kesinlikle kızartma, ağır hamur işleri, yüksek kalorili yiyecekler ve yağlı etler tüketilmemeli. İftar ise öğle yemeği gibi olmalı. Tek bir öğünde bütün gün yenmesi gerekenleri tüketmek yerine iftar mönüsü ikiye bölünmeli. Mutlaka suyla oruç açılmalı. Ardından, başlangıç için pidenin sekizde biri, yani bir dilim ekmeğe eşdeğer kısmı ile iftariyeliklerden azar azar yenmeli. Devamında hafif bir çorba ve minik bir salata porsiyonu ile öğün tamamlanmalı. Kişi bir davetteyse tüm yiyeceklerden çok az miktarda ve bol bol çiğneyerek yemeli. Ardından, 3 hatta 3,5 saat sonrası sebze yemeği ve yoğurt yenmeli.
    Ramazanda kilo almamak için:
  • Mutlaka sahura kalkın.
  • Sahur yemeklerini azar azar, iyice çiğneyerek yiyin. Çiğ sebze, domates, salatalık gibi yiyeceklere mutlaka sahurda yer verin.
  • İftarda orucunuzu hafif bir yemekle açın. Sebze yemekleri tüketin, ağır tatlılardan kaçının.
  • Bol su için.
  • Azar azar, sık sık yiyin.


  • Vücudun zırhı: Kuru baklagiller

    Vücudun zırhı: Kuru baklagiller

    Kötü kolesterolü düşürüp formda tutan baklagillerin kalp krizi ve kansere karşı koruyuculuğu da kanıtlandı

    bir kibrit kutusu lezzet - TAYLAN KÜMELİ

    Kuru baklagiller, dünyadaki tüm geleneksel diyetlerde önemli bir rol oynar. Türk mutfağının geleneksel yiyeceği kuru baklagiller, hem çok besleyicidir, hem de kalp hastalıkları ve kanserden koruyucu maddeler içerir.
    Baklagillerdeki koruyucu maddelerden ilki diyet lifidir. Diyet lifi, yüksek tansiyon ve kötü kolesterolü düşürür, kan şekerini yükseltir, kabızlığı ve kalınbağırsak kanserini önler. Bir porsiyon kuru baklagil günlük lif ihtiyacının yarısını karşılar.

    Kilo almamak için
    Kuru fasulye ile soya fasulyesi, besin öğeleri ve posa açısından zengin olmakla birlikte yüksek kalitede protein kaynağıdır. Araştırmalar, kuru fasulye alımının serum kolesterol konsantrasyonunu azalttığını, diyabeti birçok açıdan düzelttiğini ve metabolik fayda sağladığını, bunun da kilo kontrolüne yardımcı olduğunu göstermiştir.
    Bitki temelli diyetleri daha çok kuru fasulye ve soyaya doğru kaydırmak, kronik hastalıkları tedavi etmede ve önlemede etkili olabilir. Bu besinler çok az yağ içerir. Doymuş yağ ve kolesterol yoktur; potasyum, magnezyum ve posa açısından zengindir.

    Haftada 2-3 defa...
    Baklagiller aynı zamanda çok iyi birer folik asit kaynağıdır. Folik asit ise kalp sağlığında önemli rolü olan homosisteini dengede tutar. Soya fasulyesinin ise kötü kolesterolü (LDL) düşürdüğü yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. Soya ve diğer baklagillerde bulunan glisin ve arginin adındaki aminoasitler kandaki insülin hormonunu düşürürler. İnsülin düzeyi düşük olunca karaciğer daha az kolesterol yapar. Sağlıklı ve yeterli beslenmek için haftada en az 2-3 kez kuru baklagil tüketilmelidir.

    Haftanın besini
    TURŞU

    Sıkça tükettiğimiz iştah açıcı özelliğe sahip olan, fakat hiçbir besin değeri olmayan turşu, kış aylarında sofralarımızın vazgeçilmeyenleri arasında yer almaktadır. İçermiş olduğu yüksek asit oranı ve tuz nedeniyle özellikle hipertansiyonlu hastalar, mide-bağırsak problemi (gastrit, ülser ve ülseratif kolit) yaşayanlar ve hemoroit problemi olanlar, turşu tüketiminde dikkatli olmalılar.

    Haftanın öğüdü
    Kuru baklagiller nasıl pişirilmelidir?

    Bitkisel protein kaynağımız olan kuru baklagillerin 'gaz yapma' etkisini azaltmak için ıslatma işlemi sırasında içinde bulunduğu su dökülmelidir. Fakat pişirmek için haşlama yöntemi tercih edildiyse B grubu vitaminlerden kayıp vermemek için haşlama suyunun dökülmemesi gerekir. Bu yüzden kuru baklagilleri ağzı kapalı, basınçlı tencerede baklagilin 2 katı miktarda suyla pişirmek en doğru tercih olacaktır.

    Her derde deva

    Her derde deva

    Sarmısak pek çok sağlık sorununa iyi geliyor. Kanserden bağışıklık sistemi hastalıklarına kadar birçok hastalığın önlenmesinde ve tedavisinde işe yarıyor


    Anavatanı Hindistan olan ve mutfağımızdan eksik etmediğimiz sarmısak yüzyıllardır bütün dünya tarafından kullanılan vazgeçilmez bir besin. Arkeolojik kayıtlardan, tarihin ilk çağlarında Sümerlerin sarmısağı bildikleri ve ilaç olarak kullandıkları anlaşılırken, eski Mısırlıların da sarmısağı yedikleri ve ilaç olarak kullandıkları belirtiliyor. İlk kez Haçlı Seferleri sırasında Fransa'ya getirilen ve bu şekilde Avrupa'nın öğrendiği sarmısak, bugün dünyanın her tarafında yetiştiriliyor.
    Sarmısağın yapısında bol miktarda su (yüzde 65), fruktoz içeren karbonhidratlar (yüzde 26-30), kükürt bileşikleri (yüzde 1,1-3,5), protein (yüzde 1,5-2,1), lif (yüzde 1,5) ve serbest amino asitler bulunur. Sarmısak ayrıca yüksek miktarda saponin, fosfor, potasyum, kükürt, çinko, orta miktarda selenyum, A ve C vitaminleri ile az miktarda da kalsiyum, magnezyum, sodyum, demir ve B kompleks vitaminlerini içerir.
    Uygarlık tarihi boyunca sarmısak birçok hastalığın tedavisinde kullanılmıştır. Bugün de çeşitli kronik hastalıkların önlenmesi ve tedavisi amacıyla kullanılıyor. Bunlar arasında ateroskleroz, kanser, bağışıklık sistemi bozuklukları ve artrit sayılabilir.

    Sarmısağın faydaları

    Uzmanların tespitlerine göre, sarmısağın insan sağlığı açısından en önemli faydaları şöyle:

  • Antioksidan özelliği bulunuyor (Bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor). Bunu vücuttaki serbest radikalleri (zararlı maddeleri) etkisiz hale getirerek yapıyor.
  • Kanser yapıcı maddeleri vücuttan uzaklaştırıyor.
  • Doğal bir antibiyotik.
  • Kardiyovasküler (kalp-damar sistemi) hastalıklara karşı çok önemli doğal bir silah. Kandaki yüksek serum kolesterolü ve trigliserit seviyesi damar tıkanıklığı riski için en büyük faktörlerden biridir. Sarmısak kolesterol ve trigliseritleri düşürücü etkiye sahiptir.
  • Doğal bir ağrı kesicidir. Sarmısaktaki kimyasal bir madde doğrudan vücudu etkileyerek ağrı hissinin azalmasını sağlıyor.
  • Yaşlanmayı geciktiriyor. Yaşlılarda ve kuvvetten düşmüş hastalarda çok faydalı.
  • Nezle ve bronşitte etkili.
  • Damar sertliğinde zararlı kolesterolü düşürür, faydalı kolesterolü yükseltiyor.

    Yorgunluğa karşı etkili

  • Hücrelerin tamirini kolaylaştırıyor.
  • Böbrek taşını önlüyor.
  • Mide ve bağırsakları uyarıp faaliyetlerini artırarak hazmı kolaylaştırıyor.
  • Uzmanlar sarmısaklı yoğurdun, zehirlenmelere karşı insanı koruduğunu ve sarmısağın en ince damarları dahi temizleyerek oralara kan gitmesini sağladığını bildiriyor. Sarmısak bütün salgı bezlerini çalıştırmak ve vücudu zehirlerinden temizlemek suretiyle, genç ve dinç olmayı, uzun yaşamayı sağlıyor. Kurşun zehirlenmelerine iyi geliyor.
  • Sarmısak esansı akciğerler yoluyla dışarı atılırken bu organları ve bronşları dezenfekte ediyor, oralardaki mikropları öldürüyor ve bronşların ifrazatını artırarak öksürükle astıma faydalı oluyor. Veremin iyileşmesinde de önemli bir rol oynuyor.
  • Krampları önlüyor. Halsizlik ve yorgunluk için de etkili.
  • Gut, nefes darlığı, sivilce ve şeker hastalığına çeşitli yönlerden olumlu tesir ediyor.

    Haftanın öğüdü

    Haftanın öğüdükarşı sarmısak

    Yüksek tansiyon sorununuz varsa sarmısaktan yararlanabilirsiniz. Sarmısak kandaki ve damar cidarlarında biriken ürat tuzlarını ve kireci eritip idrarla dışarı attırıyor. Böylece damarların iç yüzeylerinin genişlemesini sağlayarak tansiyonu düşürüyor. Sarmısak içeriğindeki maddelerle hücrelerin zarar görmesini önlüyor ve vücudu erken yaşlanmaya karşı koruyor. Ayrıca antibiyotik etkili olduğu için bağışıklık sistemini destekliyor, fiziksel dayanıklılığı artırıyor, kan basıncını düzenliyor ve kolesterolü düşürüyor.

    Haftanın besini


    Cacık

    Cacık faydalı üç ayrı besinin kombinasyonudur. Sarmısaktaki allicin adlı maddenin bakteri gelişimini önlediği, vücuttaki mantarı ve maya oluşumunu tahrip ettiği biliniyor. Salatalığın kanı temizlediği, karaciğeri ve böbrekleri çalıştırarak idrar atttırdığı, yoğurdun ise kanser, enfeksiyonlar, mide-bağırsak hastalıkları ve astımı önleyici etkilerinin olduğu yapılan araştırmalarda bulunmuştur. Bu nedenle günde en azından
    1 kase cacık tüketilmesinde fayda var.
  • Yeni davranışlar yeni kiloları önler

    Yeni davranışlar yeni kiloları önler

    Kilo vermenin de, formda kalmanın da sırrı 'davranış değişikliği tedavisi'. Yeme alışkanlıklarınızda yapacağınız küçük oynamalar mucizeler yaratabilir

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Kilo vermek isteyen birçok kişi, düşük kalorili diyet ve egzersiz programlarıyla arzuladığı kiloya kavuşabilir ancak bir süre sonra eski alışkanlıklara geri dönüldüğü için verilen kilolar fazlasıyla geri alınabilinir. Bu nedenle 'davranış değişikliği tedavisi', diyet kadar önemlidir. Ne yediğiniz kadar, nasıl yediğiniz de önemlidir. Neyi, nasıl ve ne zaman yediğinizi gözlemleyin, olması gerekenlerle karşılaştırıp nerede yanlış yaptığınızı bulduktan sonra onları değiştirin. Bu, sizi zayıflatacaktır.

    Davranışlarınızı not edin
    Başlangıç olarak, yediklerinizi ve yaptığınız egzersizleri not edebilirsiniz. Ana ve ara öğünler, yemek yenilen yer, zaman ve birlikte yenilen kişiler, yenilen yemeklerin miktar ve çeşidi ile yerken kendinizi nasıl hissettiğinizi yazmak bu çalışmada kilit rolü oynayabilir. Bu çalışma, sizi şişmanlatan nedenleri bulmanıza yardımcı olacaktır.

    En sık yapılan hatalar
    En sık yapılan hatalar şöyle sıralanabilir:
  • Çok fazla ve hızlı yemek yemek,
  • Lokmaları çiğnemeden yutmak,
  • Öğün atlamak,
  • Su içmemek ya da az içmek,
  • Yemek yerken TV izlemek,
  • Stresli durumlarda aşırı yemek yemek,
  • Akşam yemeğinden sonra atıştırmaya devam etmek.


  • Altın öğütler
    Gereksiz kilo almamak için de ilk aşamada şu alışkanlıklarınıza dikkat edebilirsiniz:
  • Evde canınız sıkıldıkça buzdolabı kapağını açma alışkanlığından vazgeçin,
  • Yemekleri küçük lokmalar halinde ve iyice çiğneyerek tüketin,
  • Yemekleri mutfakta tabağınıza servis edip masaya getirin,
  • Yemek biter bitmez masadan kalkın,
  • Doyana kadar sebze yemeği ve sossuz hazırlanmış salata hakkınız olduğunu unutmayın.
  • Kızartmalardan ve hamur işlerinden mümkün olduğunca uzak durun,
  • Stresliyken buzdolabına saldırmayın!
  • Günde 3 ana ve 3 ara öğün tüketin; ara öğünlerinizi asla atlamayın
  • Su, sindirimi hızlandırıp, toksik maddelerin atımını sağlayacaktır. Günde en az 2 litre su için.


  • Haftanın bilgisi
    Mutlu ve tok bir yaşam için 'serotonin'
    Doygunluk, rahatlık ve mutluluk duygusunu 'serotonin' hormonu sağlar. Açlık duygusunu da önleyen serotonin, yani mutluluk hormonu salgılandığında zihin daha açık olur ve daha iyi öğrenmeyi sağlar. Çilek ve muz, stresin etkilerini azaltan ve beyine mutluluk veren serotonin maddesi içerir. Ayrıca beyinde serotonine dönüşen 'triptofan'dan zengin balık, beyaz et, süt ürünleri, avokado, yağsız peynir, yulaf, taze fasulye, yumurta gibi yiyecekler de, tüketilmelidir. Ciddi bir atıştırma sebebi olan stresi azaltmak için gevşeme tekniklerini öğrenmek, spor yapmak, açık havada yürümek ve günde bir-iki saat dışarı çıkıp, güneş ışığı almaya çalışmak da serotonin seviyesini arttırmak için yardımcı olacaktır. Omega-3 yağı da kandaki serotonin seviyesini artırır.

    Sofranızdan çorbayı eksik etmeyin

    Sofranızdan çorbayı eksik etmeyin

    Sağlıklı biçimde beslenmek istiyorsanız hem hafif hem de lezzetli bir yemek olan çorbayı asla ihmal etmeyin

    Bir sıcak çorbamızı içiniz!" diyerek sizi evine davet eden Anadolu insanı, geleneksel konukseverliğini önce çorba ile başlatır. Çorba, Anadolu sofrasının buram buram tüten ilk ikram kasesidir.
    Kış günlerinde, lapa lapa yağan karın ya da yağmurun altında dolaşırken kurulan hayallerin başında gelir yine bol limonlu sıcacık bir çorba... Soğuk algınlığına teslim olmuş yatağımızda yatarken, iştahımızı açan, güç kazanmamızı sağlayan da yine bir kase nefis çorbadır. Baştan çıkarıcı şık bir sofrada tüm yemeklerden önce keyifle buluşulur çorbayla, elbette gözalıcı porselen kaselerin içinde...
    Çorba sadece tadıyla değil, besleyici özelliğiyle de sofralarımız için vazgeçilmezler arasında gelir. Çorbanın besleyiciliği ise, içine konulan malzemenin miktarına ve çeşidine göre değişir. Örneğin et suyuna yapılan erişteli yeşil mercimek çorbası veya yoğurtla yapılan tarhana vitamin, protein, lif ve karbonhidrat yönünden zengindir. Çorbada sıkça kullanılan buğday ise fosfat, magnezyum, kalsiyum, fosfor, B ve E vitamini içerir. Çorba günümüzün sağlıklı beslenme kurallarına uyan başlı başına bir gıdadır.





    Haftanın bilgisi

    Lahana çorbasıyla diyet olmaz
    Lahananın enerji değeri düşük, karbonhidrat içeriği yüksek (yüzde 95), protein içeriği düşüktür (yüzde 5). Yağ içermez. Lahana çorbasıyla yapılan diyet pek çok vitamin (B6 ve B12 gibi) ile kalsiyum, çinko, demir, magnezyum ve fosfor gibi mineraller yönünden yetersizdir. Bu diyeti yapmak osteoporoz, safra taşları, böbrek hastalıkları, kardiyovasküler hastalıklar, kansızlık, dikkat azalması, uyuşukluk, saç dökülmesi, yorgunluk, bulantı ve kusma gibi çeşitli sorunlara yol açıyor. Ne yazık ki, bilinçsiz incelmenin sağlık konusunda çıkardığı fatura oldukça kabarık. Tek tip beslenmeye dayalı rejimler kas kaybı oluşturduğundan metabolizmada telafi edilemeyecek yavaşlamalara yol açarlar. Söz konusu yavaşlama diyet sonrasında daha süratli kilo almaya neden olur. Bu yüzden lahana çorbasını günlük hayatta diğer çorbalar gibi ara sıra tüketmek doğrudur ama sadece buna dayalı bir diyet yetersiz ve dengesiz dolayısıyla da sağlıksız bir seçim olacaktır.




    İki öneri

    Taylight sebze çorbası (5 kişilik)
    Malzemesi: 1 kabak, 1 kerevizin rendesi, kereviz sapı, 150 gr. ıspanak,
    1 demet maydanoz, 2 domates, 1 orta boy pırasa, yarım kahve fincanı bulgur, 1 kahve fincanı yeşil mercimek, 100 gr. tavuk eti,
    1 paket bulyon.

    Yapılışı: Malzemeleri iyice temizleyip ayırdıktan sonra 1,5 litre su dolu tencereye atın ve hepsini istediğiniz kıvama gelinceye kadar pişirin. Süzgeçten ya da blendırdan geçirerek üzerine nane veya kırmızı biber ilave ederek servise sunabilirsiniz.



    Zencefilli pırasa çorbası
    Malzemesi: 4 küçük pırasa, 2 ince yarımay şeklinde doğranmış soğan, 1 ince uzun doğranmış havuç, 4 ince doğranmış mantar,
    1 tatlı kaşığı sızma zeytinyağı, 60 gr. küp şeklinde doğranmış tofu,1 tatlı kaşığı rendelenmiş zencefil, yarım tatlı kaşığı tuz.

    Yapılışı: Pırasaları iyice yıkadıktan sonra doğrayın. Tencerede pırasa ile birlikte hazırlanan soğan ve havucu yağda çok az bir süre çevirin. Sebzelerin üstünü örtecek kadar su ilave edip kaynamasını bekleyin. Mantarı, küp biçiminde doğranmış tofuyu, rendelenmiş
    zencefil ve tuzu ilave edin.



    Haftanın öğüdü

    Oruç açarken tercih edin
    Ramazan ayında sağlıklı beslenmek çok önemli çünkü metabolizmamızda birtakım farklılıklar meydana gelir. İftara kadar geçen sürede kan şekeriniz iyice düşer, karaciğer ve pankreasınız daha yavaş çalışır, sindirimle ilgili enzimler her zamankinden daha farklı salgılanır. Bu nedenle orucunuzu açarken, vücuda aşırı yüklenmemek için çorba gibi sıvı ve besleyici besinlerle başlamak daha sağlıklı olacaktır.

    Yiyecek alırken nelere dikkat etmek gerekir?

    Yiyecek alırken nelere dikkat etmek gerekir?

    Satın alacağınız yumurtaları önce ışığa tutun. Sarısı ortada değil, kabuğa yakın duruyorsa yumurta bayattır. Solungaçları kırmızı olmayan, pulları dökülen, gözleri çökmüş balıktan uzak durun. Tavuk alırken ise derisinin rengine bakın, sarı olmasın

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet


    ET VE ŞARKÜTERİ
  • Yağsız etin besleyici değeri daha yüksektir.
  • Yağlı ördek ve kaz eti yerine hindi ve tavuğu tercih edin.
  • Yağ tüketiminizi azaltmak için derisiz beyaz et satın alın.
  • Taze beyaz etin kalitesine dikkat edin. Derisi sararmış, kurumuş kümes hayvanı eti almayın.
  • Etler hemen tüketilmeyecekse birer yemeklik miktarlarda, yassı şekilde paketlenmiş olarak normal buzdolabı buzluklarında 1 hafta, derin dondurucularda 3-4 ay saklanabilir.
  • Taze balığın solungaçları pembe ve parlak kırmızıdır, pulları yapışık, görünüşü diridir. Bozulmamış ise gözleri parlak ve dışarı bombelidir.
  • Beyaz veya açık renkli olan, tatlı su levreği veya dil balığı gibi balıklar, sert ve daha koyu renkli, uskumru, somon ve gibi balıklardan daha az yağ içerir.


  • SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ
  • Mikroorganizmalardan korunmak için iyi kaynatılmış, pastörize/sterilize edilmiş süt ve ürünleri kullanılmalıdır.
  • Pastörize şişe sütlerin kapakları açılmamış ve üretim tarihi ile satın alındığı tarih aynı veya çok yakın olmalıdır .
  • Pastörize edilmemiş sütler, kabardıktan sonra 5 dakika kaynatılıp hemen soğutulmalıdır.
  • Kaynatılmış ve pastörize sütler cam kavanozda buzdolabında 12 gün, kutusu açılmış sterilize sütler en fazla 3 gün saklanabilir.
  • Peynirler hoş kokmalı ve kalıbı ile aynı hacimde (taşmamalı) olmalıdır.
  • Peynirlerin yüzeyi kesildiğinde kuru, çabuk parçalanan ve dökülür özellikte olmamalıdır .
  • Çiğ sütten yapılmış peynir tüketilmemelidir.
  • Yoğurt torbaya konup süzülür ve süzülen suyu atılırsa vitamin kaybı olur. Yoğurt suyu çorba ve hamur işlerinde kullanılarak değerlendirilmelidir.


  • YUMURTA
  • Kabuğu temiz, kendisi iri olmalıdır. Kırık ve çatlak yumurtalar alınmamalı.
  • Yumurta, buzdolabının özel bölümüne sivri kısmı alta gelecek şekilde yerleştirilmelidir. Bu şekilde 10 gün saklanabilir.
  • Taze yumurtanın sarısı, akı tarafından küre şeklinde sarmalanmıştır. Kabuğu pürtüklüdür.
  • Bayat yumurta kırıldığı zaman sarısı hemen dağılır ve akıyla karışır.
  • Yumurta ışığa tutulduğu zaman taze yumurtanın sarısı ortada gözükür; yumurta bayatladıkça sarısında kabuğa doğru bir kayma görülür.
  • Taze yumurta suya atıldığında dibe çöker, bayatladıkça yukarı doğru çıkar.


  • SEBZE VE MEYVE
  • Yeşil yapraklı sebzelerin yaprağı bol ve yeşil olanları daha iyidir.
  • Patates ve soğanlarda çimlenme ve yeşillenme olmamalıdır.
  • Şişmiş, paslı ve içindeki sıvıyı sızdıran konserveler alınmamalıdır .
  • Meyvelerin iri ve gösterişli olanları değil, pörsümemiş ve sulu olanlarını seçin.


  • Doğru bilinen yanlışlar

    Doğru bilinen yanlışlar

    Kilo vermek ya da sağlıklı beslenmek için uyguladığınız her yöntem doğru mu? İşte yanlışlardan kurtulmanız için birkaç ipucu


    Şişmanlık söz konusu ise sağlığımızın bozulmaması için bir ayda en fazla kaç kilo vermeliyiz?
    Eğer kilolu iseniz ağırlık kaybetmeniz sağlık durumunuzu iyileştirir, vücut işlevlerinde gelişme sağlar ve yaşam kalitesini artırır. Ancak hızlı kilo verme şişmanlığın oluşturduğu risklerden daha tehlikelidir. Zayıflama programları kişiye özel olmalıdır. Her birey için verilebilecek maksimum kilo, o bireyin fazla kilosuna, yaşına ve yaşam şekline göre farklılık gösterir. Haftada yarım, en fazla bir kilo ağırlık kaybı hedeflenmelidir. Yavaş verilen kilolar daha kalıcı olur, hızlı verilen kilolar hızlı geri alınır. Amaç çabucak ve çok kilo vermek değil, sağlığımızı bozmadan zayıflamak olmalıdır.
    l Şekerli besinler zararlı mıdır?
    Şekerler saf karbonhidrattır ve yoğun enerji kaynağıdır. Bu besinlerin fazla miktarda tüketimi aşırı enerji alımının nedenidir ve vücut ağırlığının artmasına (şişmanlığa) ve besleyici değeri yüksek olan besinlerin tüketiminin de azalmasına neden olur. Bu nedenle bu tür besinlerin tüketiminin azaltılması büyük önem taşımaktadır. Bunun için:
    1) Fazla şeker içeren besinlerin ve içeceklerin tüketimini sınırlandırın.
    2) Enerjinizin çoğunluğunu tahıllardan (tam tahıl ürünleri), taze meyve ve sebzelerden, az yağlı veya yağsız besinlerden (örneğin yağı azaltılmış süt ve ürünleri, yağsız et veya et yerine geçenler) sağlayın.
    3) Kolalı içecekler yerine sütü tercih edin.
    4) Şeker içeren içecekler yerine sadece su için.
    5) Çay ve bitkisel çayları şekersiz için.
    6) Şekerli besin tüketiminden sonra dişlerinizi fırçalayın.
    l Zayıflamak için soda içilir mi?
    Soda kilo verdirmek yerine vücuttaki dengeyi bozarak kilo alımına sebep olur. Hazmı kolaylaştırdığından ve içindeki fazla tuz miktarı nedeni ile kan şekerini oynattığından çabuk acıkılmasına sebep olur.
    l Kilo kontrolü yaparken vücudumun yağ alması gerekir mi?
    Kilo kontrolü yaparken de vücudun belirli oranda yağ miktarına ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç giderilmediği takdirde vücut otokontrol sistemini harekete geçirerek karbonhidrat ve proteinlerden yağ sentezler. Bu, "kolesterollü yağ" olarak bilinen tereyağından bile fazla kolesterol içerir.
    l Mucize diyetlere inanmalı mıyız?
    Mucize diyetler hızla kilo verdiren ancak verdirirken sadece yağdan kaybetmenize neden olmayan, kas ve su kitlesinden de kaybetmenize neden olan sağlıksız diyetlerdir. Uzun süre yapıldığında vücut elindeki yağı enerji kaynağı olarak tutar, dışarıdan aldığı az miktardaki karbonhidrat ve proteini yağa çevirerek ek olarak kullanır. Bunun sonucunda ise kalp rahatsızlıkları, halsizlik, hatta ani ölümle sonuçlanacak durumlar oluşabilir.
    l Tuz tüketiminde nelere dikkat edilmelidir?
    Tuz tüketimi ile hipertansiyon arasında yakın bir ilişki vardır. Ayrıca fazla tuz tüketimi idrarla kalsiyum atılmasını artırarak kemiklerden kalsiyum kaybına neden olur. Tuz tüketimini azaltmak için:
    1) Lezzetine bakmadan yemeklere tuz ekmeyin. Daima taze ve aşırı tuz içermeyen besinler tercih edin.
    2) Satın alınan hazır ürünlerin etiketlerini mutlaka okuyun. Tuzsuz ya da tuzu azaltılmış olanları alın.
    3) Masada tuz kullanmayın. Baharat ve maydanoz, nane, kekik, dereotu, rezene, fesleğeni tercih edin.
    4) Turşu, ketçap, hardal, soya sosu vb. yiyeceklerin tuz içeriği çok fazladır. Bu besinlerden uzak durun ya da az ve seyrek tüketin.
    5) Sebze ve meyve tüketimini artırın. Bol su için. Su genelde az sodyum içerir. Şişe suları ve maden sularının sodyum içeriğini etiketinden kontrol edin.
    l Mantar ile yoğurt beraber yenirse yine zehirler mi?
    Mantarlar besleyici değeri olan besinlerdir. Ancak kültür mantarları dışında türü bilinmeyen mantarlar kesinlikle tüketilmemelidir. Özellikle doğada kendiliğinden yetişen mantarların tüketilmesi mantar zehirlenmelerine yol açabilir. Halk arasında çayırda yetişen mantarın zehirlemediği, mantarın yoğurt ile birlikte yenirse zehirlemeyeceği ve pişirilen mantarın zehirinin ortadan kaybolduğu gibi bazı yanlış düşünceler bulunmaktadır. Doğada kendiliğinden yetişen mantarların zehirli veya zehirsiz olduğunu bakarak anlamak mümkün değildir. Türü bilinmeyen zehirli mantar yerine kültür mantarları tercih edilmelidir. Satın alacağınız mantarın ambalajlı olmasına ve etiketinde üretim yeri, üretim izni, üretim tarihi gibi bilgilerin yer almasına özen gösterin.
    l Her gün sebze-meyve yenmese olur mu?
    Sebze ve meyvelerin mineral ve vitamin içerikleri hayli zengindir. Büyüme ve gelişmeye yardım ederler, hücre yenilenmesini ve doku onarımını sağlarlar. Deri, göz, diş ve diş eti sağlığı için temel öğeleri içerirler, hastalıklara karşı direncin oluşumunda etkindirler, bağırsakların düzenli çalışmasına yardımcı olurlar. Ayrıca dengesiz beslenmeye bağlı şişmanlık ve kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, bazı kanser türleri vb. kronik hastalıkların oluşma riskini azaltırlar. Sağlıklı beslenmek için her öğünde taze sebze ve meyve tüketilmeye çalışılmalıdır. Günlük tüketilen sebze ve meyvenin iki porsiyonunun yeşil yapraklı sebzeler veya portakal, limon vb. turunçgiller ya da domates olmasına dikkat edilmelidir.


    Haftanın öğüdü

    Yanlış kişilerce yönlendirilmeyin
    Magazin dergilerinde, gazetelerde, televizyonda beslenme konusunda bilgi veren veya kendince verdiğini sanan birçok kişi bulunuyor. Ama bu kişilerin bu konuda gerçekten uzman olup olmadığını bilmiyoruz. Sağlıklı olmanız için güvenilir kaynaklara ihtiyacınız vardır ve beslenme konusunda bilgili uzman ortopedist, aile hekimi, spor eğitmeni veya hemşire değildir. Doğru ve güvenmeniz gereken kişi diplomasında Beslenme ve Diyetetik bölümü mezunu olduğu yazılı, bu konuda dört yıl eğitim almış kişidir.



    Haftanın bilgisi

    Öğün atlamak
    Herhangi bir öğününüzü atladığınızda bir diğer öğünde aldığınız besinin büyük bir çoğunluğu yağ olarak depolanacaktır. Bunun nedeni vücudumuzun enerjiyi besinler yoluyla karşılamasıdır; siz bir öğün yemediğiniz zaman vücudunuza uzun bir süre açlık dönemi yaşatırsınız ve vücudunuz da bu etkiye karşı yağ depolayarak tepki verir. Dolayısıyla öğün atlamamak şart. Bir diğer önemli prensip de yemeklerinizi yavaş yavaş ve küçük lokmalar halinde tüketmenizdir. Sindirim sistemi vücutta ne kadar iyi işlerse kilo kaybınız ve kaybettiğiniz kilonun korunması o kadar kolay olacaktır.



    Her güne bir mönü

    Her güne bir mönü

    Değişen mevsimlere uygun özel mönüler, daha sağlıklı, zinde bir yaşamın anahtarı olabilir. İşte ideal mönüyü oluşturmanın sırları ve lezzetli birkaç yemek tarifi

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Günlük mönü, besin gereksinimlerine göre seçilmiş besinlerin, yemekler halinde değişik öğünlerde gösterilmesidir. Mönüler, belirli mevsimler ve aylar için değişiklik gösterebilir. Mönü planlamada dikkat edilecek unsurlar şunlardır.

    1- Her günün mönüsü, bir önceki ve bir sonraki günlerinkine uydurularak birbiriyle ilişkisi sağlanmalı ve böylece eksik besin grubu kalmadan yeterli ve dengeli beslenme sağlanmalıdır.
    2- Herhangi bir yemeğin sık kullanılmaması gerekir. Aynı lezzetteki yemeklerin bir arada olması (örneğin: yayla çorbası ve yoğurdun aynı öğünde olması gibi) bıkkınlık yaratabileceğinden aynı tür besinler aynı anda kullanılmamalıdır.
    3- Yemekleri, et grubu yemekleri (parça et, köfteler, etli dolmalar, etli sebze yemekleri, kurubaklagil ve yumurtalı yemekler), tahıl grubu yemekleri (pilav, makarna, börek, etsiz dolmalar), etsiz taze sebze yemekleri, sebze salataları ve püreleri, çorbalar, tatlılar, taze meyveler, yoğurt vb., kahvaltılıklar olarak gruplayabiliriz.
    4- Bu grupları kullanırken seçeceğimiz yemekler, yapı, kıvam, renk ve şekil yönünden birbirini tamamlamalı, monoton olmamalıdır.
    5- Çocuklar için hazırlanan yemeklerde, şekil, renk ve besin değeri bakımında, ayrı bir özen gösterilmelidir.

    Taylight Salata
    Malzemeler ( 1 kişilik)
  • 60 gram (2 kibrit kutusu) peynir
  • 5-6 adet kurutulmuş domates
  • 2 orta boy enginar rendesi
  • 2 adet ceviz (küçük küçük parçalayın)
  • Roka, tere (1'er demet)
  • Maydanoz (1 demet), marul (1 adet)

  • Sosu için:
  • 1 yemek kaşığı zeytinyağı
  • Balsamik sirke, limon, tuz
  • Kırmızı biber (2 çay kaşığı)


  • Hazırlanışı
    Malzemeleri orta büyüklükte doğrayın. Peynir en üste gelecek şekilde servis tabağına alın. Ayrı bir yerde hazırladığınız sosu ilave ederek servise sunun.

    Kalori Hesabı
    Salatanızın 1 porsiyonunun toplam enerji değeri 266 kilo kalori.

    Taylight Sebze Izgara
    Malzemeler ( 1 kişilik)
  • 1 orta boy kabak,
  • 1 orta boy patlıcan
  • 1 kırmızı ve yeşil biber.
  • 200 gram mantar
  • 60 gram parmesan peyniri


  • Hazırlanışı
    Sebzeleri yıkayıp temizledikten sonra ince ince dilimleyin. Fırın ızgarasına dizin ve orta sıcaklıkta pişirin. Servis tabağımıza alıp parmesan peyniri ile süsledikten sonra servis yapın.

    Kalori Hesabı
    Sebze ızgaranızın 1 porsiyon için toplam enerji değeri 129 kilo kalori.

    Taylight Elmalı Tatlı
    Malzemeler ( 1 kişilik)
  • 1 orta boy elma
  • Bir tutam tarçın
  • 1 tatlı kaşığı kadar dövülmüş ceviz
  • 1 top diyet dondurma


  • Hazırlanışı
    Elmanın kabuklarını soyduktan sonra yatay olarak ortadan ikiye ayırın, üzerine tarçın serperek fırınlayın. Piştikten sonra üzerine dövülmüş ceviz serpin. Diyet dondurmayla beraber servis yapın.

    Kalori Hesabı
    Elmalı tatlının 1 porsiyon için toplam enerji değeri 120 kilo kalori.


    Hangi besini nasıl pişirmeliyiz?

    Hangi besini nasıl pişirmeliyiz?

    Yemekleri pişirirken kızartmadan buğulamaya, ızgaradan fırına birçok yöntem kullanıyoruz. Peki bu pişirme yöntemleri yiyeceklerin besin değerlerini nasıl etkiliyor?

    Sebzeler ve meyveler: Sebzelerin oksidasyona uğrayarak yeşil rengini kaybetmemesi için kısa sürede, kapağı kapalı tencerelerde pişirilmesi gerekir. Kesildikten veya doğrandıktan hemen sonra pişirilmelidir. Sebzeleri pişirirken şeklini korumak için, lezzet vericiler (salça,soğan gibi) ve su önceden hazırlanmalı, sebzeler daha sonra ilave edilerek kısa sürede ve kaynama derecesinde pişirilmelidir. Sebzelere fazla su koymak çok yumuşamasına ve şeklinin bozulmasına neden olur. Birkaç sebze bir arada pişirilecekse pişirme kabına önce geç pişenler konmalıdır. Meyveler ise besin değeri kaybını azaltmak için kaynar suya atılarak pişirilmelidir.
    Bütün bunlara dikkat edilmesi ve sebzelerin haşlama ve pişirme suyunun atılmamasıyla, özellikle suda eriyen vitaminlerin kaybı önlenmiş olur.
    Et ve kümes hayvanları: Etin pişirme sürecinde protein katılaşır ve su kaybı olur. Kuru ısıda pişen ette ısı yükseldikçe su kaybı artar ve et kurur. Sulu ısıda ise etin bağ dokusu proteinlerinden kolajen hidrolize olur ve böylece et yumuşar. Etin rengini veren miyoglobinde değişiklikle et kırmızıdan kahverengiye dönüşür.
    Et pişirmede benmari yöntemi kullanılmalıdır. Bu yöntemde yemeğin bulunduğu tencere ile ateşin teması önlenmiş olur. Yemek tenceresi, içinde su bulunan başka bir tencereye konularak uygulanan bu yöntemde, içinde su bulunan tenceredeki su seviyesi yemek tenceresinin en az yarısına kadar gelmelidir. Bu yöntemle etin lezzeti ve vitaminler korunacaktır.

    Balığı en geç 48 saat içinde tüketmelisiniz
    Balık: Balığın bağ dokuları az olduğu için pişirmeyle kolayca dağılır. Hafif ateşte pişmesi dağılmayı engeller. Yağlı balıklar genellikle, ızgara veya kendi suyu içinde, az yağlı balıklar ise kızartma yöntemiyle pişirilir.
    Taze balıkları suyun dışında bir ya da iki saatten fazla oda sıcaklığında tutmamalısınız. Balık, temin edildiği andan itibaren hemen temizlenmeli, yıkanmalı, kurutulmalı ve en geç 48 saat içinde tüketilmelidir. Daha sonra tüketilecekse, poşetlenip derin dondurucuda en fazla üç ay saklanmalıdır.
    Yumurta: Yumurta proteini pişirme ile katılaşır. Fazla pişirme ile yumurta sarısının yüzeyinde yeşil bir renk oluşur. Bu da bileşimindeki demirin emilimini engeller; aynı zamanda yumurtanın besin değerini kaybettiğinin göstergesidir.

    Kuru baklagilleri ağzı kapalı, basınçlı tencerede pişirmelisiniz
    Kuru baklagiller: Kuru baklagiller ıslatma, haşlama ve pişirme aşamaları ile yemeğe hazır hale gelir. Kuru baklagillerin ıslatma suyu dökülebilir fakat haşlama suyunun atılmaması gerekir, çünkü B grubu vitaminleri ve bazı mineraller bu suya geçer, atıldığı takdirde besin değeri kaybı olur. En iyi pişirme yöntemi, miktarının iki katı kadar su ilavesiyle ağzı kapalı olarak basınçlı tencerede pişirilmesidir.
    Yağlar: Yağlar eritildikten sonra hemen diğer besinler ilave edilmeli, fazla ısıya maruz bırakılmamalıdır. Özellikle zeytinyağının dumanlanma noktası düşük olduğu için fazla ısıya maruz kaldığında toksik etkisi artmaktadır.

    Kızartmada rafine edilmiş bitkisel sıvı yağ kullanın
    Kızartma yaparken, kullanılan yağı ikinci seferde kullanmamak gerekir. Ancak bazı yağlar sadece bu amaçla üretildiği için iki veya üç kez kullanılabilir. Derin yağda kızartmada, tava çok doldurulmamalı ve kızartma derecesine uygun olmasına dikkat edilmelidir. Kızartmalarda rafine edilmiş bitkisel sıvı yağlar kullanılmalıdır.
    Sıcaklık ve ısıdan etkilendiği için zeytinyağının serin ve karanlık ortamlarda toprak veya cam kaplarda saklanması gerekir. Buzdolabı zeytinyağının ömrünü azaltır.



    haftanın öğüdü

    Besinleri buzdolabında ve dondurucuda saklama süreleri

    BESİNLERBUZDOLABIDONDURUCU
    (-10 derece)(-32 derece)
    Taze yumurta3 hafta ——
    Dondurulmuş yemekler
    (Servise hazır olana kadar
    dondurulmuş halde)——3-4 ay
    Çorbalar ve güveçler3-4 gün2-3 ay
    (Sebze veya et katılmış çorba ve güveçler)
    Hamburger ve kıyma etleri1-2 gün3-4 ay
    Salam7 gün1 ay
    Sosis, çiğ, sığır, hindi1-2 gün1-2 ay
    Sucuk2-3 hafta1-2 ay
    Biftek, sığır3-5 gün6-12 ay
    Pirzola, kuzu3-5 gün6-9 ay
    Rosto, sığır3-5 gün6-12 ay
    Rosto, kuzu3-5 gün6-9 ay
    Rosto veya av hayvanları3-5 gün4-9 ay
    Sakatatlar (dil, beyin, böbrek,karaciğer, kalp)1-2 gün3-4 ay
    Tavuk veya hindi1-2 gün1 yıl (bütün)
    (bütün, parça) 9 ay (parça)
    3-4 ay (sakatatları)



    haftanın besini

    Mangalda pişen yiyecekler
    Mangalda pişirilen tavuk, kanat, bonfile, pirzola, köfte, çeşitli kebaplar gibi yiyeceklerin sağlığı tehdit etmemesi için bazı önemli unsurlar vardır. Mangalda kömür ateşi kullanılıyorsa kömürlerin tamamen korlaşması beklenmeli, ızgara telinin ısı kaynağına çok yakın olmamasına dikkat edilmelidir. Pişirme süresini kısa tutmak da önemlidir. Çünkü uzun süre yüksek ısılı işleme tabi tutulan bol proteinli besinler kanserojen maddelerin oluşumuna neden olur. Yine ateşe çok yakın tutarak pişirmek ve tütsülemek de kansere neden olabilecek pişirme yöntemleridir. Mangalda et yenilen öğünlerde, mutlaka domates, salatalık, biber ve soğan gibi çiğ sebzelerin miktarı artırılmalıdır.

    Sağlıklı hayatın sırrı haftada 3 kez spor

    Sağlıklı hayatın sırrı haftada 3 kez spor

    Diyetle birlikte haftada en az 3 kez yapacağınız egzersiz, hem sizi daha kolay zayıflatır hem de bağışıklık sisteminizi güçlendirir

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Zayıflama programlarında temel iki yaklaşım kalori kısıtlanması ve fiziksel aktivitedir. Çalışmalara göre diyet ve egzersiz birlikte uygulandığında daha fazla kilo kaybı olmaktadır. Egzersiz haftada en az 3 kez, en az 30 dakika yapılmalıdır. Egzersiz yoğunluğu ve süresi yavaş yavaş artırılmalıdır. Egzersizin yararları şöyle özetlenebilir:
  • Damar tıkanıklığı, felç, şeker hastalığı, kanser, kemik erimesi, hipertansiyon, depresyon ve kalp krizi gibi birçok hastalığı önleyici etkisi bulunmaktadır.
  • Psikolojik olarak kişinin iş ve özel hayatındaki durumunu iyileştirir.
  • Yağsız vücut kitlesini korur, yağ kitlesini azaltır.
  • Karbonhidrat oranı yüksek olan tatlı, çikolata, hamur işlerine karşı isteği azaltır.
  • İnsanı daha enerjik ve sağlıklı yapar, vücudun denge koordinasyonunu sağlar.
  • Hücreleri hormonlara karşı duyarlı yapar.
  • Uyku düzenini olumlu yönde etkiler.
  • Yaşlanmayı geciktirir, bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Spor yapan erkeklerde prostat kanseri nadir görülür.
  • Osteoporozu durdurur.
  • Düzenli fiziksel aktiviteye genç yaşta başlamak, kilo kontrolünün yanı sıra kronik hastalıklara yakalanma riskini de azaltır.


  • Nasıl 100 kalori harcarsınız?
    Yürüme (saatte 3,5 km) 40 dakika
    Tenis 15 dakika
    Yüzme (saatte 2 km) 20 dakika
    Bisiklet (saatte 15 km) 20 dakika
    Bahçe işi 20 dakika

    Haftanın besini
    Kepekli ekmek
    Yüksek posa içerdiğinden tok tutar ve tükürük salgısını artırdığı için fazla yeme isteğini önler. Bağırsaklardaki hareketi artırır. Kabızlığı engeller, kan yağlarını dengeler. Mide ve bağırsak kanserini önlemeye yardım eder. Vitamin ve mineral bakımından çok zengindir fakat sürekli kepekli ekmeği yemek, besinlerden demir emilimine engel olarak kansızlık sorunu yaratabilir. Ürik asidi yüksek olanlar da kepekli ürünler tüketmemelidir. Kepekli gıdaları yedikten sonra üstüne su içmek tokluk hissini artırır.

    Hangi besini nasıl pişirmeliyiz?

    Hangi besini nasıl pişirmeliyiz?

    Yemekleri pişirirken kızartmadan buğulamaya, ızgaradan fırına birçok yöntem kullanıyoruz. Peki bu pişirme yöntemleri yiyeceklerin besin değerlerini nasıl etkiliyor?

    Sebzeler ve meyveler: Sebzelerin oksidasyona uğrayarak yeşil rengini kaybetmemesi için kısa sürede, kapağı kapalı tencerelerde pişirilmesi gerekir. Kesildikten veya doğrandıktan hemen sonra pişirilmelidir. Sebzeleri pişirirken şeklini korumak için, lezzet vericiler (salça,soğan gibi) ve su önceden hazırlanmalı, sebzeler daha sonra ilave edilerek kısa sürede ve kaynama derecesinde pişirilmelidir. Sebzelere fazla su koymak çok yumuşamasına ve şeklinin bozulmasına neden olur. Birkaç sebze bir arada pişirilecekse pişirme kabına önce geç pişenler konmalıdır. Meyveler ise besin değeri kaybını azaltmak için kaynar suya atılarak pişirilmelidir.
    Bütün bunlara dikkat edilmesi ve sebzelerin haşlama ve pişirme suyunun atılmamasıyla, özellikle suda eriyen vitaminlerin kaybı önlenmiş olur.
    Et ve kümes hayvanları: Etin pişirme sürecinde protein katılaşır ve su kaybı olur. Kuru ısıda pişen ette ısı yükseldikçe su kaybı artar ve et kurur. Sulu ısıda ise etin bağ dokusu proteinlerinden kolajen hidrolize olur ve böylece et yumuşar. Etin rengini veren miyoglobinde değişiklikle et kırmızıdan kahverengiye dönüşür.
    Et pişirmede benmari yöntemi kullanılmalıdır. Bu yöntemde yemeğin bulunduğu tencere ile ateşin teması önlenmiş olur. Yemek tenceresi, içinde su bulunan başka bir tencereye konularak uygulanan bu yöntemde, içinde su bulunan tenceredeki su seviyesi yemek tenceresinin en az yarısına kadar gelmelidir. Bu yöntemle etin lezzeti ve vitaminler korunacaktır.

    Balığı en geç 48 saat içinde tüketmelisiniz
    Balık: Balığın bağ dokuları az olduğu için pişirmeyle kolayca dağılır. Hafif ateşte pişmesi dağılmayı engeller. Yağlı balıklar genellikle, ızgara veya kendi suyu içinde, az yağlı balıklar ise kızartma yöntemiyle pişirilir.
    Taze balıkları suyun dışında bir ya da iki saatten fazla oda sıcaklığında tutmamalısınız. Balık, temin edildiği andan itibaren hemen temizlenmeli, yıkanmalı, kurutulmalı ve en geç 48 saat içinde tüketilmelidir. Daha sonra tüketilecekse, poşetlenip derin dondurucuda en fazla üç ay saklanmalıdır.
    Yumurta: Yumurta proteini pişirme ile katılaşır. Fazla pişirme ile yumurta sarısının yüzeyinde yeşil bir renk oluşur. Bu da bileşimindeki demirin emilimini engeller; aynı zamanda yumurtanın besin değerini kaybettiğinin göstergesidir.

    Kuru baklagilleri ağzı kapalı, basınçlı tencerede pişirmelisiniz
    Kuru baklagiller: Kuru baklagiller ıslatma, haşlama ve pişirme aşamaları ile yemeğe hazır hale gelir. Kuru baklagillerin ıslatma suyu dökülebilir fakat haşlama suyunun atılmaması gerekir, çünkü B grubu vitaminleri ve bazı mineraller bu suya geçer, atıldığı takdirde besin değeri kaybı olur. En iyi pişirme yöntemi, miktarının iki katı kadar su ilavesiyle ağzı kapalı olarak basınçlı tencerede pişirilmesidir.
    Yağlar: Yağlar eritildikten sonra hemen diğer besinler ilave edilmeli, fazla ısıya maruz bırakılmamalıdır. Özellikle zeytinyağının dumanlanma noktası düşük olduğu için fazla ısıya maruz kaldığında toksik etkisi artmaktadır.

    Kızartmada rafine edilmiş bitkisel sıvı yağ kullanın
    Kızartma yaparken, kullanılan yağı ikinci seferde kullanmamak gerekir. Ancak bazı yağlar sadece bu amaçla üretildiği için iki veya üç kez kullanılabilir. Derin yağda kızartmada, tava çok doldurulmamalı ve kızartma derecesine uygun olmasına dikkat edilmelidir. Kızartmalarda rafine edilmiş bitkisel sıvı yağlar kullanılmalıdır.
    Sıcaklık ve ısıdan etkilendiği için zeytinyağının serin ve karanlık ortamlarda toprak veya cam kaplarda saklanması gerekir. Buzdolabı zeytinyağının ömrünü azaltır.



    haftanın öğüdü

    Besinleri buzdolabında ve dondurucuda saklama süreleri

    BESİNLERBUZDOLABIDONDURUCU
    (-10 derece)(-32 derece)
    Taze yumurta3 hafta ——
    Dondurulmuş yemekler
    (Servise hazır olana kadar
    dondurulmuş halde)——3-4 ay
    Çorbalar ve güveçler3-4 gün2-3 ay
    (Sebze veya et katılmış çorba ve güveçler)
    Hamburger ve kıyma etleri1-2 gün3-4 ay
    Salam7 gün1 ay
    Sosis, çiğ, sığır, hindi1-2 gün1-2 ay
    Sucuk2-3 hafta1-2 ay
    Biftek, sığır3-5 gün6-12 ay
    Pirzola, kuzu3-5 gün6-9 ay
    Rosto, sığır3-5 gün6-12 ay
    Rosto, kuzu3-5 gün6-9 ay
    Rosto veya av hayvanları3-5 gün4-9 ay
    Sakatatlar (dil, beyin, böbrek,karaciğer, kalp)1-2 gün3-4 ay
    Tavuk veya hindi1-2 gün1 yıl (bütün)
    (bütün, parça) 9 ay (parça)
    3-4 ay (sakatatları)



    haftanın besini

    Mangalda pişen yiyecekler
    Mangalda pişirilen tavuk, kanat, bonfile, pirzola, köfte, çeşitli kebaplar gibi yiyeceklerin sağlığı tehdit etmemesi için bazı önemli unsurlar vardır. Mangalda kömür ateşi kullanılıyorsa kömürlerin tamamen korlaşması beklenmeli, ızgara telinin ısı kaynağına çok yakın olmamasına dikkat edilmelidir. Pişirme süresini kısa tutmak da önemlidir. Çünkü uzun süre yüksek ısılı işleme tabi tutulan bol proteinli besinler kanserojen maddelerin oluşumuna neden olur. Yine ateşe çok yakın tutarak pişirmek ve tütsülemek de kansere neden olabilecek pişirme yöntemleridir. Mangalda et yenilen öğünlerde, mutlaka domates, salatalık, biber ve soğan gibi çiğ sebzelerin miktarı artırılmalıdır.

    Sağlıklı ve zinde yaşamın sırrı posalı besinler

    Sağlıklı ve zinde yaşamın sırrı posalı besinler

    Çok acıkmayı önler, bağırsakları çalıştırır, pek çok hastalığı engeller... Besinlerin sindirilmeyen kısmı 'posa', formda kalmanın da en önemli anahtarlarından biridir

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Sağlıklı zayıflama konusunda bilgi bombardımanına tutulduğumuz şu günlerde kısaca söylenebilir ki "önemli olan doğru besinleri seçmektir". Doğru besin seçme konusundaki en büyük kriterlerden biri de besinlerin 'posa' değeridir.

    En çok fasulyede...
    Besinlerin sindirilmeyen kısmına 'posa' denir. Bitki hücre duvarını oluşturan ve bitkinin yenemeyen kısımlarına ise 'diyet posası' adı verilmektedir. Nohut, mercimek gibi kuru baklagiller ile ceviz, fındık gibi sert kabuklu meyvelerin diyet posası içerikleri yüksektir. Sebzeler içerisinde diyet posası içeriği en yüksek olanlar, taze fasulye ve bezelyedir.

    Kilo verdirir
    Meyvelerin diyet posası içerikleri tüketim şekline göre değişir. Kabuklu yenen meyvelerle daha çok diyet posası alınır. Kepeği ve özü ayrılmış tahıl ürünlerinin posa içerikleri düşüktür. Yüksek posalı diyetler bağırsakları çalıştırır, kilo vermeyi kolaylaştırır. Günde 5 porsiyon taneli tahıl tüketmek şarttır.

    Tokluk yaratır
    Posa, diyetin enerji yoğunluğunu azaltıp tokluk duygusunu artırarak şişmanlığın önlenmesine de yardımcı olur.
    Diyet posası, mide içeriğinin yoğunluğunu arttırarak midenin boşalmasını geciktirir. Mide boşalmadığı için bireyin yeme istediği azalır.
    Özellikle posa içeriği yüksek besinler bol su ile tüketildiğinde, doyum hissi daha uzun olur.

    Hastalıklara karşı...
    Diyetin posa içeriği ile bazı hastalıkların oluşum sıklığı arasında da ilişkiler kurulmuştur. Örneğin, az posalı diyet alan Batı toplumlarında kalın bağırsak hastalıklarının, kolit ve kanserin, fazla posalı diyetle beslenen Afrika toplumlarından daha sık görülmüştür. Afrika toplumlarında ise kalp hastalıkları ve apandisite de Batı toplumlarına göre daha az rastlanır.
    Posa içeriği yüksek tahıl ve kuru baklagilleri çok tüketen toplumlarda insüline bağımlı olmayan şeker hastalığı görülme sıklığı düşüktür.

    Hangi besinde ne kadar posa var?
    BesinPosa değeri (100 gr)
    Buğday kepeği44
    Kuru barbunya25.9
    Kuru kayısı24
    Kuru incir18.5
    Badem14.3
    Kurutulmuş domates12.3
    Yer fıstığı6.8
    Taze bezelye5.2
    Tam buğday ekmeği4
    Taze fasulye3.8
    Muz3.4
    Havuç2.9
    Armut (kabuklu)2.9
    Elma (kabuklu)2.7


    Haftanın öğüdü
    'Glisemik indeks'e dikkat edin
    'Glisemik indeks' bir karbonhidratın kan şekeriniz üzerindeki etkisinin ölçülmesidir. Bir besinin glisemik indeks değeri, onun kan şekeri seviyesini nasıl etkilediğini gösterir. Kana hızla karışan ve kan şekerini fazlaca yükselten besinler indeksi yüksek besinlerdir. Kuru baklagiller, sebze ve meyveler de karbonhidrat içerir. Glisemik indeks, beyaz ekmek ve glikoz (çay şekeri) referans alınarak değerlendirilir. Bu besinlerin glisemik indeksleri 100 olup, sağlıklı beslenme ve zayıflama diyetlerinde önerilmemektedir. Ayrıca besinlerin pişirilme şekli, nişasta, lif, protein ve yağ içeriği ile hazırlama şekli glisemik indeksi etkiler.

    Haftanın besini
    Patlamış mısır
    Haşlanmış veya közlenmiş mısırın glisemik indeksi yüksektir yani kan şekerinizi hızla yükseltip çabuk acıkmanıza neden olur. Oysaki patlamış mısırın, yüksek posa içeriği sayesinde glisemik yükü azdır. Yağsız ve tuzsuz olarak hazırlanmış patlamış mısır, zayıflama diyetlerinde veya canınız abur cubur istediğinde sınırsız tüketilebilir.

    Yorgunluğa karşı harekete geçin

    Yorgunluğa karşı harekete geçin

    Eğer siz de kronik yorgunluk sendromundan şikayetçiyseniz, hayat tarzınızda ve beslenme biçiminizde yapacağınız bazı değişikliklerle sorunlarınıza bir çözüm yolu bulabilirsiniz

    Eğer tedavi sonucunda tıbbi bir teşhis konulamadıysa, yorgunluğunuzun nedeni tıbbi değilse ve yaklaşık altı aydır halsizseniz, kronik yorgunluk sendromu yaşıyor olabilirsiniz. Avrupa ülkelerinde ve Amerika'da uzun yıllardır bilinen kronik yorgunluk sendromu, son yıllarda Türkiye'de de tanınmaya başladı. Yaklaşık yüzde 70 oranında kadınları, özellikle de 30-50 yaş grubunu etkiliyor. Kendini güvensiz hissetme, ümitsizlik, net görememe, mide ve bağırsak sisteminde problemler, sabırsızlık, doyumsuzluk, genel olarak yaşama ve sosyal hayata karşı negatif tutumlar, işi bırakma, hafıza ve konsantrasyonda problemler bu sendromun yaşanabilen belirtileridir. Pek çok hasta çeşitli yiyeceklere, alkole veya yapay tatlandırıcılar gibi maddelere intolerans gösterebilir.
    Düzenli hayat tarzı, hafif fiziksel egzersizler, sağlıklı beslenme ve ideal kiloyu koruma kronik yorgunluk sendromundan korunmak için uygulanması gereken temel kurallardır. Ayrıca sağlıklı bir uyku da oldukça önemlidir.


    Nasıl tedavi edilebilir?
  • Tiroit yetmezliği, gizli bir tiroit bezi tembelliği, böbreküstü bezlerinde, kortizon ve benzeri hormonların yapımında bir eksiklik olup olmadığını kontrol ettirmek için bir hekime başvurun. Hormonal tetkiklerinizi altı ayda bir yaptırmalısınız.
  • Kansızlıktan ileri geliyorsa B12, folik asit veya demir kullanarak çok iyi sonuçlar alınabileceğini unutmayın.
  • Günde 2,5-3 litre su için.
  • Bağışıklık sisteminizi güçlendirecek yiyeceklere beslenmenizde yer verin. Özellikle sebze ve meyve tüketiminizi artırın. Meyvelerde C vitamini açısından zengin, kuşburnu, karpuz, mandalina, kivi ve portakalı tercih edin. Ispanak, pazı, sivribiber, brokoli, brüksellahanası gibi yeşil yapraklı sebzelerin tüketimini artırın.
  • Sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeniz sindirim şikayetlerinizi azaltarak uykuya dalmanızı kolaylaştırır. Geceleri ağır ve yağlı yemek yememeye özen gösterin.
  • Kahve, çay, soğuk içecekler, kakao ve benzerleri gibi kafeinli içecekleri azaltın. Kahve yerine rahatlatıcı bitki çaylarını tercih edin. Yeşil çay ve ısırgan otuyla yapılan bitkisel çaylar gibi.
  • Sigarayı ve içkiyi azaltın.
  • Uyku düzeninize dikkat edin. Düzenli olarak, her gün yedi-sekiz saat uyumaya çalışın.
  • Düzenli egzersiz yapın.
  • Bazı gevşeme ve stres atma tekniklerini öğrenin.



    Diyetinizi destekleyebilecek öğeler
  • Magnezyum, potasyum, çinko: İyi planlanmış bir magnezyum, potasyum, çinko destek programı son derece iyi sonuç verebilir.
  • Ginseng: Enerji verici etkileri nedeniyle çok yaygın kullanılan bir bitkisel destektir.
  • B grubu vitaminleri: Özellikle B12 vitamininden yararlanılabilir. Bağışıklık sistemini destekleyen, kan hücresi üretimini artıran desteklerdir.
  • C vitamini: Böbreküstü bezini destekler, bağışıklığı güçlendirir, doku iyileşmesini artırır.
  • Ekinezya: Uzun süreli yorgunluk sorunu olanlarda, özellikle bağışıklık sistemi sorunlarının eşlik ettiği gözlenirse bu bitkisel destekten de yararlanılabilir.


    haftanın besini

    Kuşburnu
    Kuşburnu meyveleri A, B1, B2, C, E ve K vitaminleri ile mineral maddeler, özellikle fosfor ve potasyum elementleri bakımından oldukça zengindir. 100 gram kuşburnunda bir sandık portakala eşdeğer C vitamini vardır. Kuşburnu meyvesi limon ve domatesten 3 bin 40 defa, elmadan ise 300 defa daha fazla vitamin içerir. Etkin bir kan temizleyici, bağırsak yumuşatıcı, kurt düşürücü özelliğe sahip olan kuşburnu, C vitamini zenginliğinden ötürü vücudun gelişmesini düzenler.
    C vitamini vücutta bağ dokusunun sağlam ve sıkı olmasını sağlayarak soğuk algınlığı, nezle, grip ve diğer ateşli hastalıklara karşı direnci artırır.
    A ve E vitaminleri ile birlikte antioksidan etki göstererek kanser riskini önler, ayrıca fenolik maddelerle birlikte damar yüzeylerinin sağlam olmasını sağlar ve kanamaların önlenmesine yardımcı olur.


    B vitaminleri
    B kompleks vitaminleri, karbonhidrat metabolizması, enerji üretimi ve vücuttaki diğer metabolik reaksiyonlarda, zihinsel yorgunluk ve streste, bağışıklık sistemini güçlendirmede, anemide, büyümede, sinir sistemi, kalp ve cilt sağlığında folik asit-B6 vitamini ve B12
    vitamini ile homosistein seviyesini düzenleyerek kalp sağlığını destekler.



  • Hamilelikte bunlara dikkat!

    Hamilelikte bunlara dikkat!

    Hamilelikte hem anne hem bebeğin sağlığı için sürekli tıbbi kontrol, sağlıklı beslenme ve egzersiz şart. Bunlar sağlanırsa, anneler de, hamilelikleri sonrası aşırı kilo sorunu yaşamazlar

    TAYLAN KÜMELİ - bir kibrit kutusu lezzet

    Hamilelik dönemi boyunca bilinçli beslenerek ve fiziksel açıdan aktif olarak hem kendinizin hem de bebeğinizin sağlığını koruyabilirsiniz.
    Sağlıklı bir bebeğin doğumunu birçok faktör etkiler. Yaşınız ve genetik özelliklerinizi kontrol edemezsiniz, ancak sağlıklı beslenmek, alkol, sigara ve uygun olmayan ilaçlardan kaçınmak, düzenli hekim kontrolünde olmak size bağlıdır.

    Önce besleyici diyet
    İyi beslenen kadınlarda, gebelikte ve doğumda çok az komplikasyon görülmekte ve sağlıklı bebekler dünyaya getirmektedirler.
    Önemli olan, bebek ihtiyacı olan besinleri alırken, sizin de rahat bir gebelik yaşamanız ve doğum ertesinde yağ kütleleri kalacak kadar çok kilo almamayı başarmanızdır.
    Yapılan bir araştırma, hamilelik süresince 16 kilogramdan az kilo alan kadınlarda, bir yıldan sonra ortalama 1,4 kilogramın kalıcı olduğunu, 16 kilogramdan fazla ağırlaşan kadınlarda ise bir yıl sonra 5,5 kilogramın kalıcılaştığını ortaya çıkarmıştır.

    Fetus da doğru beslenmeli
    Hamilelikte düzgün, dengeli ve yeterli beslenmezseniz sizin sağlığınız da riske giriyor demektir.
    Örneğin; yeteri kadar kalsiyum almazsanız, fetus bu ihtiyacını vücudunuzdan alır, bu da ileriki yaşlarda osteoporoz (kemik erimesi) olarak adlandırılan hastalığa yakalanma riskinizi artırır.
    Ana rahminde yeterince beslenmeyen fetus da fiziksel ve zekâ gelişimi açısından geri ve/veya zayıf kalabilir. Genel olarak, beden kitle indeksi 20-25 arasındaki anneler en sağlıklı bebekleri doğurur. Hamilelikte kilo alsanız bile, şu an zayıf olunmasından dolayı bebeğin düşük kilolu olma ihtimali yine yüksektir.

    Bebeği protein geliştirir

    Gebelikte, siz ve plesanta, proteine gereksinim duyar. Bu nedenle, günlük fazladan 10 gram proteine ihtiyacınız vardır. En iyi protein kaynakları yumurta, et, tavuk, balık, süt, yoğurt, peynir, fındık, ceviz ve kuru baklagillerdir.

    Enerji için karbonhidrat almalısınız

    Vücudun başlıca enerji kaynağı karbonhidratlar da, yeterli ve dengeli alınmalıdır. En iyi karbonhidrat kaynakları, ekmek, makarna, pirinç, mısır, tam tahıllı yiyecekler ve kuru baklagillerdir.

    Mineralleri kesinlikle unutmayın

    Gebelik süresince vücut en çok iki minerale gereksinim duyar: kalsiyum ve demir. Yeterli düzeyde tüketmiyorsanız, büyüyen bebeğiniz kemiklerinizdeki kalsiyumu, kanınızdaki demiri kullanır.

    Haftanın öğüdü
    Gebelikte 'preeklampsi'

    Preeklampsi; gebeliğin 20. haftasından sonra gelişebilen yüksek tansiyon durumuna; ödem, hızlı kilo artışı ve idrarda protein kaybının eklenmesidir. Ağır preeklampsinin anne ve bebekte yaratabileceği riskler; sara benzeri kasılmalar, erken doğum, fetal kayıp, böbrek yetmezliği, intrauterin gelişme geriliği ve yaygın damar içi pıhtılaşmadır. Bu nedenle gebe kadının takibi çok önemlidir.

    Haftanın besini
    Tatlılar ve ekşiler

    Aşeren gebenin, sağlığa zararlı olmayan maddeleri aşırıya kaçmadan yemesi gerekir. Gebelikte genellikle turşu, muz, karpuz, soğan gibi yiyeceklere karşı aşırı istek doğabilir. Uzun süren aşermeler ise genellikle psikolojik kaynaklıdır. Gebelikte aşerme hormonal değişikliklerden dolayı genelde ilk 3 ayda daha yoğundur.

    Sabah kahvaltısı kilo probleminin azalmasını sağlar

    Sabah kahvaltısı kilo probleminin azalmasını sağlar

    Bilim adamları vücudumuza yararlı ve zararlı besinleri saptamak için sürekli çalışıyor. Bize düşen yediklerimizi bu bilgiler ışığında gözden geçirmek

    Beslenme tarzıyla sağlıklı yaşam arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim adamları sürekli yeni bulgulara ulaşıyor. Bu araştırmaların bir bölümü nelerin vücudumuza zarar verdiğini ortaya koyarken, bir bölümü de hangi faydalı maddenin hangi yiyecekte bulunduğunu saptıyor. Bize düşen ise beslenme sepetimizdeki ürünleri bu araştırmalar doğrultusunda gözden geçirmek. İşte size birkaç örnek...
    Üzüm kalp hastalığından koruyor
    Bütün dünyada diyabet riski artıyor. Bunda genetik faktörlerin de payı bulunuyor. Ama beslenme de göz ardı edilmemeli. Hazır besin tüketiminin yaygınlaşması az posa, yani az sebze ve meyve tüketimine sebep oluyor. Oysa posalı yiyecekler insülin artışını önlüyor. Tip-2 diyabete neden olan insulin direnci, glikozun ve insülinin yeterli kullanılmamasından kaynaklanıyor.
    Üzümdeki pterostilben adlı madde kansere ve kalp hastalığına karşı koruyucu bir etkiye sahip.
    Günde ya da iki günde bir yenilen greyfurt damarları genişletiyor, sigara içenlerde kansere yakalanma riskini de minimuma indiriyor. Yemekten önce tüketilmesi kan şekerini düşürdüğü için yemekle beraber ani kan şekeri yükselmesini de önlüyor. Eğer ilaç kullanıyorsanız, vitamin ve mineral açısından zengin olan greyfurtu dikkatli tüketmelisiniz.

    Kolon kanseri riskine karşı
    Kalsiyum ve D vitamini ile zenginleştirilmiş ekmek, bisküvi gibi ürünler kolon kanserinden ölümlerde yüzde 20 azalma sağlıyor ve osteoporoz riskini de düşürüyor.
    Hindistancevizi yağının molekül zincir yapısı hayvansal, doymuş yağlara göre daha kısadır. Özellikle yüksek kolesterol ve kalp hastalığına karşı pozitif etkisi bulunuyor. Günde bir tatlı kaşığı kadar tüketenlerde HDL'de (iyi kolesterol) artışa, LDL'de (kötü kolesterol) ise azalmaya neden oluyor.
    Kahvaltı yaparak güne başlayanlarda, özellikle çocuklarda konsantrasyon oranı daha yüksek oluyor, kan şekeri dengelendiği için kilo problemi daha az görülüyor.
    Doymamış yağ asitlerinin sinir hücrelerini koruyucu ve antioksidan etkileri bulunuyor. Zeytinyağı, kanola yağı, fındık, fıstık ve avokadoda bulunan tekli doymamış yağ asitleri, diyette doymuş yağ ile yer değiştirdiğinde kötü kolesterolde azalma görülüyor.

    Şekersiz yoğurt çok faydalı
    Sağlıklı olmak, kalp hastalıklarına karşı korunmak, Alzheimer riskini minimuma indirmek, kemikleri güçlendirmek için yenilen balık eğer kızartılarak pişiriliyorsa kalbi korumayı bırakın kalp hastalıkları riskini de artırıyor. Balığı her zaman ızgara veya buğulama olarak tüketmek gerekiyor.
    Kafein içeren içeceklerin tüketimi metabolizmayı etkilediği için, fazla kahve içenlerde daha hızlı bir kilo ve yağ kaybı, bel çevresinde incelme görülüyor.
    Şekersiz yoğurt diş çürümesini önlüyor, ağız kokusunu ve dişlerde plak oluşumunu azaltıyor. Yoğurt ağız kokusuna neden olan hidrojen sulfür seviyesini azaltarak bunu sağlıyor.


    haftanın besini

    CLA
    CLA doğal olarak süt, peynir, biftek, kuzu ve hindi etine ilave olarak çoğu işlenmiş gıdada bulunan bir serbest doymamış yağ asididir. Vücuttaki depolanmış yağların azaltılmasında ve yağsız kasların artırılmasında çok önemli bir rol oynar. Düzenli CLA alımı depolanan yağ miktarını azaltır. Araştırmalar CLA'nın bağışıklık sistemini güçlendirici, kolesterol düşürücü ve kanser önleyici etkileri olduğunu da gösteriyor. CLA meme kanseri, prostat kanseri ve damar sertliği riskini azaltıyor. Şeker hastalarının kan şekerini kontrol altına almalarına yardımcı oluyor.

    Gut hastalığı ile nasıl başa çıkılır?

    Gut hastalığı ile nasıl başa çıkılır?

    Vücutta ürik asit fazlalığı sonucu ortaya çıkan ve pek çok organda soruna yol açabilen 'Gut'a karşı diyetinize dikkat etmelisiniz

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Ürik asit, normalde sağlıklı bir insanın kanında çeşitli kimyasal süreçler sonucunda ortaya çıkan bir yıkım ürünüdür.
    Ürik asit fazlalığı sonucunda 'Gut Hastalığı' (Podagra, damla hastalığı ve nikris olarak da bilinen) meydana gelebilmektedir. Bunun yanı sıra fazla miktardaki ürik asit, dolaşım sisteminde, damarlarda, kalpte, böbreklerde ve daha pek çok organda birikip sorunlara sebep olabilmektedir.

    Nasıl ortaya çıkar?
    Zamanla eklem sıvılarında ürik asit kristaller birikmeye başlar ve Gut ataklarına neden olur.
    Genellikle her seferinde diz, dirsek ve el bileği gibi bir eklemi etkileyen bu ataklar daha çok ayak başparmağı ekleminde dayanılması oldukça zor ağrı, şişlik ve kızarma ile ortaya çıkmaktadır. Hastanın bu dönemde aspirin ve benzeri ilaçları alması son derece yanlıştır, çünkü aspirin ürik asitin vücuttan atılımını yavaşlatır.
    Gut hastalığı çoğunlukla 40 yaş üstü erkeklerde görülmektedir. Kadınlarda ise çok nadiren menapoz sonrası gelişebilmektedir.

    Tedavi için öneriler
    Gut hastalığının tedavisinde diyet , ilaç ve çok nadiren de cerrahi tedavi uygulanmaktadır. Tedavi için önerilenler şöyle sıralanabilir:
  • Günde 2-3 litre su içilmelidir.
  • Aşırı kilolular kilo vermelidir.
  • Bol pürin içeren sakatat, konserve balık, deniz ürünleri, et suları alınmamalıdır. Beyaz etler ve sığır eti az miktarda alınabilir.
  • Ispanak, kuşkonmaz, mantar ve karnabahardan uzak durulmalıdır.
  • Alkol kesinlikle zararlıdır. Çay, kahve ve kakao az miktarda alınabilir.
  • Baklagiller için de bir uzmana danışılmalıdır.
  • İlaçlar ile kan ürik asit seviyelerinde tehlikeli yükselme önlenebilir.


  • Haftanın öğüdü
    Pürin İçeren Besinler
  • Düşük miktarda pürin içeren besinler (100 gramları 0-15 mg pürin içerir): Süt ve türevleri, peynir, yumurta, ekmek, tahıllar, sebze ve meyveler.
  • Orta miktarda pürin içeren besinler (100 gramları 50-150 mg pürin içerir): Et, tavuk, balık, kuru baklagiller, mantar, ıspanak, karnabahar, kuşkonmaz.
  • Fazla miktarda pürin içeren besinler (100 gramları 150-300 mg pürin içerir): Sakatatlar, av etleri, havyar, ançüez, küçük balıklar.


  • Haftanın besini
    Mantar
    A, C, D vitaminlerinden zengin, 100 gramında 20-40 kalori bulunan mantar protein açısından da zengindir. Posa oranı da yüksek olan mantar barsakların çalışmasını sağlar. İçerdiği 'Lentinian' adı verilen maddenin tümörleri azalttığı bilinmektedir. Bağışıklık sistemini güçlendirir, beyin kanamaları, damar sertliği, enfeksiyonlara karşı koruyucu, kolesterolü düşürücü özelliği vardır. Yağ oranı yok denecek kadar düşük olan ve kesinlikle kolesterol içermeyen mantarlar, sağlıklı diyet listelerinde kullanılmalıdır.

    Glisemik indeks ne işe yarar?

    Glisemik indeks ne işe yarar?

    Zayıflama diyetlerinde ve sağlıklı beslenmede amaç uygun karbonhidrat kaynağını seçerek besinleri tüketmektir. Bu noktada glisemik indeks kavramı önem kazanıyor. Beslenirken glisemik indeksi düşük ürünleri seçersek hem kilo almayız hem de daha sağlıklı yaşarız

    Gıdaların kan şekerini yükseltme hızına glisemik indeks denir. Eşit miktarda karbonhidrat içerseler de yiyeceklerin kan şekerini artırıcı etkileri birbirinden farklıdır. Bunun nedeni yiyeceklerdeki karbonhidratların sindirim sisteminden farklı hızda geçmesi ve emilmesidir.
    Glisemik indeksli diyet programlarında yiyecekler karbonhidrat içeriğine göre numaralandırılır. Numarası yüksek olanlar mideyi hızlı terk eder. Gıdalardaki glikoz, fruktoz, sakkaroz bağırsaklarda parçalanır. Bu nedenle bağırsaklarda kana şeker akımı çok büyük miktarlarda ve hızla gerçekleşir ve açlık hissi gelişir, yeniden yemek yeme ihtiyacı hissedilir. Vücut kanda aşırı ve ani yükselen şekeri atabilmek için pankreastan aşırı miktarda insülin salgılar. Glisemik indeks kan şekerini daha uzun süre düşük düzeyde tutan besin indeksi anlamına gelmektedir. Amaç uygun karbonhidrat kaynağını seçerek besinleri tüketmektir. Glisemik indeksi sadece besinin türü değil, hazırlanışı, lif içeriği, protein-yağ içeriği, pişirme şekli de etkiler. Besinleri haşlamak yerine fırınlamak daha az kan şekerini yükseltici etkiye sahiptir. Besinler ne kadar az şeker ve ne kadar çok posa içeriyorsa, o kadar az glisemik indekse sahiptir. Bu sebeple portakal suyu içme yerine portakalı yiyerek posasından da faydalanabilirsiniz. Besinin protein ve yağ içermesi daha geç sindirilmesine sebep olur ve glisemik indeksi düşürür.

    Yiyecekleri kabuklarını soymadan yiyin
    Besinin posa içeriği arttıkça sindirimi gecikir ve glisemik yanıtı da düşük olur. Kepekli besinlerin saflaştırılmış besinlere oranla glisemik indeksleri düşüktür. Kepekli ekmek, çavdar ekmeği, kepekli pirinç, kepekli spagetti gibi. Eğer besinin lifinden yararlanmak istiyorsanız kabuklarını soymadan tüketmelisiniz.
    Besinleri parçacıklar halinde, püre yaparak, sularını çıkararak tüketmek glisemik indeksi artırır. Meyvelerin suyunu içmek yerine bütün olarak tüketmek, patatesi püre yerine fırınlayarak bütün tüketmek glisemik indeksi düşürür ve daha kolay kilo vermenize yardımcı olur. Besinleri mümkün olduğunca kendi suyuyla veya çok az su ile, düdüklü tencere veya buharda pişirin.
    Glisemik indeksi yüksek olan besinler aynı zamanda erken yaşlanmaya da sebep olur. Daha fazla acıktırır, kan şekerini yükselttikleri için diyabet riskini artırır.


    Besinlerin glisemik indeks açısından durumu
    Düşük glisemik indekse sahip besinler (40 ve daha düşük): Kurubaklagiller, rafine edilmemiş tahıllar, süt ve süt ürünleri, yeşil sebzeler, greyfurt, erik, elma, kayısı, şeftali, portakal, mantar, biber, soğan, brokoli, karnabahar, domates, kuruyemişler.

    Orta düzeyde glisemik indekse sahip besinler (40-60 arası): Haşlanmış patates, havuç, mısır, bezelye, beyaz unlu yiyecekler, makarna, pirinç, erişte, patlamış mısır, bulgur, üzüm, kivi, mango, muz, incir, dut.

    Yüksek glisemik indekse sahip besinler (60 ve daha yüksek): Şeker, bal, pekmez, ananas, kavun, muz, patates, pişmiş havuç, tatlı kurabiye, kek, beyaz ekmek.


    Haftanın sağlık öğüdü

    Ara öğünlere önem verin
    Ara öğün ana öğünler arasında bir köprüdür. Yeterli sıklıkta yemek yememek yorgunluk ve baş ağrısına, kan şekerinizin düşmesine yol açıyor. Kan şekerinizin düşmesiyle vücudunuz bir sonraki öğünde yediklerinizin çoğunu yağa dönüştürüp depolama işlemine geçiyor. Günde üç ara öğün ve bu ara öğünlerde doğal şeker içeren meyveler, kalsiyum açısından zengin süt, yoğurt veya ayran, bir dilim kepekli ekmekle beraber peynir ve diyet bisküvilerle beslenerek diyetinizi daha sağlıklı kılabilirsiniz. Sağlıklı bir yaşam için özellikle kahvaltı-öğle yemeği-akşam yemeği öğün atlatma alışkanlığından vazgeçmeniz gerekiyor.


    Haftanın besini

    Dondurma
    Dondurma çocuk ve yetişkin beslenmesinde sağlıklı bir tatlıdır. Esas yapısını süt oluşturur, bu nedenle sütün içerdiği besin öğelerine benzer oranda kalsiyum, fosfor, magnezyum, A, C, D ve E vitaminlerini içermektedir. İçindeki süt insülin dengesini sağlarken kalsiyum da kemik sağlığını korur. Süt ve yoğurttan sonra en iyi kalsiyum kaynağıdır. Tüketirken dikkat etmemiz gereken nokta, dondurmanın sağlık ve hijyen kurallarına uygun hazırlanmış olmasıdır. Kalorisi kısıtlı diyetlerde ve diyabet hastalıklarında diyet ürünlerin yenmesi önemlidir.

    Sağlık kaynağı 9 mineral var

    Sağlık kaynağı 9 mineral var

    Dişlerden kan basıncına, cilt yapısından üremeye, vücut sağlığını doğrudan etkileyen 9 minerali ihmal etmeyin

    TAYLAN KÜMELİ - bir kibrit kutusu lezzet

    Mineraller, sağlıklı yaşam için ihmal edilmemesi gereken, vücudun fonksiyonlarını sürdürmesi için hayati öneme sahip inorganik maddelerdir.
    Sağlığımız için çok önemli 15'ten fazla mineral vardır. Çoğunlukla, vitaminlerin en ihtiyaç duyulan bölgeye ulaşmalarını sağlarlar. Hücre korunması ve sağlıklı dişler, kemik, cilt yapısı için önemli olan mineraller, kan basıncı, kalp ritmi, kas fonksiyonları, vücuttaki sıvı dengesi, üremede de önemli roller oynarlar. İşte, eksiklikleri sağlığımızı etkileyen en önemli 9 mineralle ilgili bilinmesi gerekenler:
    KALSİYUM: Büyük oranda kemiklerde bulunur. Eksikliği yüksek oranlara vardığında diş ve sırtta ağrılar, kemiklerde zayıflama, çatlama ve kolay kırılma görülür. Bu mineral, en çok süt ve süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler, kuru meyve, fındık, narenciye ve balıkta bulunur.
    KROM: Vücuttaki basit şekerin parçalanmasını ve kullanımını düzenler, kandan hücrelere glikoz transferi sağlar. İnsülin oluşumuna, kolesterol düzeyi kontrolüne yardım eder. Vücuttaki enzim ve hormonlar için çok önemlidir. Yumurta sarısı, istiridye, yer fıstığı, üzüm suyu, peynir, buğday ve mayada bulunur.
    DEMİR: Hemoglobin (kırmızı kan hücresi), miyoglobin (kas pigmenti) ve enzim üretimi için gereklidir. Vücuttaki demirin sadece yüzde 8'i kan damarlarından gelir. Vücutta büyümeye yardım eder, yorgunluğa karşı ve hastalıklardan korunmada kullanılır. Vücuttaki B grubu vitaminlerinin kullanımını arttırır. Yumurta sarısı, et, balık, ciğer, yeşil yapraklı sebzeler, fasulye, fındık ve dalakta bulunur.
    MAGNEZYUM: Sinir sisteminin ve kasların gevşemesini sağlayan mineraldir. Magnezyum kandaki şekerin enerjiye dönüştürülmesinde önemli rol oynar. Sağlıklı dişler ve sindirim sisteminin rahatlığı için gereklidir. Soya fasulyesi, fındık, süt, balık, yeşil yapraklı sebzeler ve tahıllarda bulunur.
    POTASYUM: Sodyumla birlikte vücuttaki su dengesinin sağlanmasına yardımcı olur, gıdaların hücre içine geçişini sağlar, sinir sistemindeki mesajları iletir. Beyne oksijen gönderilmesi için önemlidir. Bu mineral vücutta her gün kullanılır ve tekrar yeri doldurulur. Kalp ve diğer kasların sağlıklı yapılarını korumaları potasyuma bağlıdır. Fazla şeker, diüretikler, laksatifler, fazla tuz, alkol ve stres bu mineralle vücuttan atılır. Et, süt, sebze, meyveler ve kurubaklagillerde bulunur.
    ÇİNKO: Proteinlerin enerjiye dönüştürülmesi için çok önemlidir. Zihinsel fonksiyonlarda, vücudun kendini iyileştirmesi ve yenilemesi gereken durumlarda, bağışıklık sisteminin gelişmesinde, hormonal dengede önemli yere sahiptir. Kalp, beyin ve üreme sisteminin çalışması için gereklidir. Deniz ürünleri, et, karaciğer, fındık, ay çekirdeği, süt ve yumurtada bulunur.
    İYOD: Tiroid bezlerinde yer alır. Tiroid ve tiroid kontrol mekanizmasında, zihinsel fonksiyonlarda, enerji ve kilo almada önemli rol oynar.
    FOSFOR: Sadece fizyolojik kimyasal reaksiyonlarda yer almakla kalmaz, aynı zamanda vücuttaki bütün hücrelerde bulunur. Normal kemik ve diş yapısı, kalp düzeni ve normal böbrek fonksiyonları için gereklidir. Süt ürünleri, sakatatlar, et ve kurubaklagillerde bulunur.
    SODYUM: Bu mineral sinir ve kas fonksiyonlarının devamı için çok önemlidir. Asıl görevi sıvı pompalanmasını ve gıdaların hücre zarından geçişini sağlamaktır. Bol miktarda sodyum yüksek kan basıncına katkıda bulunur. Tuz, füme etler, süt ve süt ürünlerinde bulunur.

    Haftanın öğüdü
    Vitamin ve mineraller nasıl doğru kullanılır?

  • Vitamin tabletleri, sağlıklı yaşam için beslenmenin sigortalarıdır.
  • Vitamin ve minerallerin yanlış kullanımı vücuda zarar verebilir veya beklenen yararları konusunda etkisiz kılabilir.
  • Örneğin kansızlığa karşı kullanılan demir tabletlerini diğer minerallerle ve çay, kahve gibi içeceklerde tüketmeyin.
  • Çinkonun vücut tarafından emilimi, gece alındığında artar.
  • C vitamini ise akşam vakti alındığında uykusuzluk yapabilir.
  • B grubu vitaminler aç karnına alındığında mide bulantısı yapabilir.
  • Tüm vitamin ve mineralleri bir uzmana danışmadan almayın. İhtiyacınız olmayan vitamin ve mineralleri aldığınızda, özellikle karaciğer ve böbrekler olumsuz yönde etkilenebilir.


  • Haftanın besini
    LİMON

    C vitamini zengini limon, vücutta demir emilimini arttırır. Magnezyum ve bakır içeren, asit açısından zengin bu meyve, hazmı kolaylaştırır, damarları açar, karaciğer için çok faydalıdır, böbrek tıkanıklıklarını giderir, kalbi güçlendirir. Soğukalgınlığı ve strese karşı birebirdir. Ilık limonlu suyun zayıflatıcı herhangi bir etkisi olmamasına rağmen, doğal olarak kalori içermeyen en güzel meyve limondur. Limon suyu, su, yeşil elma ve portakal dilimleri, nane yaprakları, arzu edilirse tarçın, yapay tatlandırıcı veya esmer şekerle hazırlanan bir limonata, kalorisiz, çok sağlıklı bir içecek olur...

    Kalp sağlığı ve beslenme

    Kalp sağlığı ve beslenme

    Beslenme tarzıyla kalp hastalıkları arasında yakın bir ilişki var. Yanlış beslenen bir kişinin kalbi iyi çalışmaz ve ciddi sorunlara yol açar

    Yaşayan her canlıdaki dokuların, organların ve hücrelerin; oksijen, karbondioksit, yağlar, vitaminler ve mineraller gibi madde ve besinlere gereksinimi vardır.
    Metabolizma faaliyetleri sonucunda oluşan artık ürünlerin de vücuttan atılması, vücut ısısının düzenlenmesi, asit-baz dengesinin korunması, hormon ve enzimlerin vücudun gerekli bölgelerine taşınması gerekir. Bütün bu işi kalp ve damarlardan oluşan dolaşım sistemi yapar.
    Kalp bu sistem içinde motor görevi yapar. Kalp dakikada 60-80 vuruş arasında değişen bir hızla günde 9 bin litre kanı vücudumuza pompalar. Yaşam süresince hiçbir dinlenme dönemi yoktur. Bu nedenle kalbin düzgün çalışması için gerekli olan tüm maddeler tam ve zamanında alınmalıdır. Kalp kasının normal fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için kalp kasının yeterli oksijeni ve besinleri alması yetmez. Damarların da sağlıklı, esnek ve doğru fonksiyon görür durumda olması gerekmektedir.

    Sigara içenlerin damarlarında daha çok yağ tutulurÖlümlerin yüzde 47'si kalp ve damar hastalıklarından
    Yaşla birlikte damarlarda yer yer yağ (kolesterol) birikimi olur. Erken dönemde damarlardaki daralma (darlık derecesi yüzde 30-40) kan akımına önemli engel oluşturmadığı için hiçbir şikayete yol açmaz ve bulgu vermez. Darlık derecesi yüzde 70-80'i geçtiği zaman hiç beklenmedik bir anda damar pıhtıyla tıkanır. Daralan damar akciğerlerdeyse solunum yetmezliğine, beyindeyse felce, kalpteyse kalp krizine neden olabilir. İstatistiklere göre ülkemizde ölüm nedenlerinin yüzde 47'si kalp ve damar hastalıklarına bağlıdır.

    Sigara içenlerin damarlarında daha çok yağ tutulurKalp hastalığı ve kalp krizine yol açan risk faktörleri
    Kalp hastalıklarında ileri yaş, erkek cinsiyeti ya da aile hikayesinde kalp-damar hastalığı geçmişi değiştirilemeyecek faktörlerdir.
    Genler: Kalıtım kolesterol seviyeleri üzerinde önemli bir etkendir. Araştırmacılar aile ile ilişkili yüksek kolesterol ve diğer ailevi kolesterol bozukluklarından dolayı tüm dünyada her yıl 10 milyon orta yaşlı insanın öldüğüne inanıyor. Bazı kişiler karaciğerde LDL alıcılarının eksikliği ile doğar. Bu yüzden karaciğerin filtre kapasitesi sınırlıdır. Başka karaciğer bozuklukları da kolesterol seviyelerini etkiler.
    Tiroid hastalıkları, diabet gibi bazı genetik faktörler de kolesterol seviyelerini artırıcı etki gösterebilir. Bu sebeple ailenin tıbbi öyküsünün bilinmesi önemlidir. Ailede erken yaşlarda geçirilmiş kalp krizi veya kalp krizine bağlı ölüm öyküsü varsa koroner arter hastalığı veya yüksek kolesterol riski ailevi olarak artmaktadır.
    Yağlı yiyecekler: Eğer yağlı yiyecekleri çok fazla tüketiyorsanız, kanınızdaki LDL seviyeleri yükselecektir. Kolesterol et, peynir gibi hayvansal gıdalarda ve hazır gıdalarda çokça bulunur. Bunları tükettiğinizde vücudunuz daha çok sature yağ ve kolesterol emer.
    Hareketsiz yaşam tarzı: Diyet kadar önemli bir risk faktörüdür. İstatistikler fiziksel aktivite ile kolesterol düzeyleri arasında direkt ilişki olduğunu gösteriyor. Fiziksel aktivitesi az olan kişilerde HDL düşük, LDL yüksektir ve koroner arterlerde plaklar oluşmaktadır.

    Sigara içenlerin damarlarında daha çok yağ tutulur
    Aşırı kilo: Ciddi derecede şişman kişilerin kanlarında kolesterol ve trigliserid miktarları oldukça yüksektir. Amerikan Kalp Birliği aşırı şişmanlığı kalp-damar hastalıkları açısından büyük risk faktör olarak kabul ediyor. Çünkü aşırı şişman kişiler hareketsizdirler ve beslenme alışkanlıklarında yağlı yiyeceklerin payı çok yüksektir. Bu da arterlerde plaklar oluşumunu hemen hemen garantilemektedir.
    Sigara: Sigara içenler yüksek kolesterol seviyeleri açısından risk grubundadır. Sigara içenlerin arterlerinin iç duvarlarının yüzeylerinde düzensizlikler oluşur ve bu düzensiz yüzey daha çok yağ tutulumuna sebep olur. Sigara içenlerde HDL miktarları yaklaşık yüzde 15 azalmaktadır. Genellikle hareketsiz yaşam tarzına eğilimlidirler. Düşük HDL düzeyleri ile tütünün toksik etkileri bir araya geldiğinde kalp krizi riskinin arttığı görülmektedir.
    Aşırı alkol tüketimi: Ilımlı miktarlarda tüketilen alkolün (özellikle günde bir-iki bardak kırmızı şarabın) yararı, aşırı tüketilen alkolün ise karaciğere zararı, kolesterol ve trigliserid düzeylerini yükseltici etkisi vardır.
    Yaşlanma: Yaşla beraber genellikle kolesterol düzeylerinde de artış görülür. 45 yaş ve daha üstündeki erkekler, 55 yaş ve daha üstündeki kadınlar her yıl kolesterol seviyelerini ölçtürmelidirler. Ayrıca sigara ve hareketsizlik gibi diğer risk faktörlerinden mümkün olduğunca uzak durmalıdırlar.
    Cinsiyet: Erkeklerde 45 yaş ve üzerinde yüksek LDL düzeyleri görülme sıklığı artar. Kadınlarda ise menopozu izleyen dönemlerde kolesterol seviyesinde belirgin artış görülür. Ancak hormon replasman tedavisi yapılan kadınlarda kolesterol düzeyleri azalmaktadır.



    Yetersiz ve dengesiz diyetler kalpte bozukluklara neden olur
    Uzun süreli hastalıklar: Kronik hastalıklar yüksek kolesterole neden olabilir. Çalışmalar diyabet, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları ve hipotiroidizmin kandaki lipoprotein dengesini değiştirdiğini ve kardiyovasküler hastalık riskini artırdığını göstermiştir.
    Yüksek kan basıncı (Hipertansiyon): Damar yapılarında değişiklikler oluşmuştur ve risk artmıştır. Bazı tansiyon ilaçları LDL ve trigliseridleri artırıp HDL'yi düşürebilir. Kontrollere önem vermek gereklidir.
    Stres: Stres ve yüksek kolesterol düzeyleri arasındaki ilişki henüz kanıtlanmış değildir. Ancak bazı araştırmacılar stres altındaki insanların kendilerini daha çok yiyerek veya alkol ve tütün tüketimini artırarak teselli ettiklerini, bunun da kolesterol düzeylerini olumsuz etkilediğini savunmaktadır.
    Yanlış beslenme: Fazla yağlı yiyecek yemek gibi çok az yağlı yiyecekleri yemek de kolesterolü yükseltir. Uzun süreli uygulanan yetersiz ve dengesiz diyetler kalbi zayıflatır. Tansiyonu bozabilir, böbrek ve kalpte bozukluklara sebep olabilir. Bol lif, iyi yağ asidi, sebze, meyve ve rafine edilmemiş tahıllardan oluşan dengeli bir beslenme programı uygulanmalıdır.

    Yaz tatili için beslenme sırları

    Yaz tatili için beslenme sırları

    Yemeğe salatayla başlayın, posalı besinlere ağırlık verin, alkol oranı düşük içkiler tüketin. Bu önerilerle tatili daha sağlıklı ve az kalorili geçirebilirsiniz

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Tatilde tüm yılın yorgunluğunu atmak isterken kilo alabilir, sağlıksız beslenmenin sonuçlarıyla boğuşmak zorunda kalabilirsiniz.
    Beslenme konusunda ilk dikkat edilmesi gereken konu, 'öğün atlamamak'. Öğün atlamak, bir diğer öğünde aşırı besin tüketmenize yani gereksiz kalori almanıza yol açar. Bir öğünü atladığınız zaman, atlanan öğünden sonra tükettiğiniz ilk öğündeki besinlerin çoğu yağ olarak depolanır.

    Açık büfenin önünde...
    İkinci önemli nokta ise gerektiğinden fazla yememek. Bunun için siparişinizi kademe kademe verin. Tatlı için de yemeğinizin bitmesini, tokluk hissinin oluşmasını bekleyin.
    Yemek alır ya da sipariş verirken öncelikle çorba veya salatayla yemeğe başlamayı tercih edin. Böylelikle daha az kalori alarak kendinizi daha çok doymuş hissedersiniz.

    Posalı yiyecekler tüketin
    Yaz tatillerinde dikkat edilmeyen bir konu ise, posalı yiyeceklerin tüketimine gerekli önemin verilmemesidir. Meyveleri belirli oranlarda ve mümkün olanları kabuklu olarak tüketin.
    Et, tavuk ve balık gibi et grubunun tüketiminde ise en önemli nokta pişirilme yöntemidir. Kızartma yerine ızgara, fırın, haşlama veya sote tarzında pişirilmiş et ürünlerini tüketmeniz daha sağlıklıdır. Yanında patates kızartması yerine patates salatası, ızgara sebze veya haşlama sebzeyi garnitür olarak tercih etmelisiniz.

    Neler, nasıl yenmeli?
    Ekmek, yemeklerimizle beraber en çok tükettiğimiz besin olduğundan, tatildeyken masanızda ekmek sepeti bulundurmak yerine 1 veya maksimum 2 dilim kepekli ekmek ya da çavdar ekmeğini tabağınıza almanızda fayda var.
    Ayrıca bol baharatlı, acılı besinlerden kaçının. Çünkü bu tarz besinler iştah açıcıdırlar, hem daha fazla miktarda yemek tüketmenize hem de gereksiz ekmek tüketimine neden olurlar.
    Tatlı tüketirken ise özellikle sütlü, meyveli tatlılar veya dondurma daha sağlıklı seçimlerdir.
    1 gramında 7 kcal enerji bulunan alkol ise karaciğerde yağ olarak depolanmaktadır. Bu nedenle alkol yüzdesi düşük olan şarap veya biranın light'ını tercih etmek gerekir. Yemeklerinizle 2 kadeh kırmızı veya beyaz şarap tüketebilirsiniz.

    Haftanın besini
    'Zeytinyağlılar'
    Yaz aylarında sıklıkla tercih edilen zeytinyağlı yemekler, açık büfelerin de vazgeçilmezlerindendir. Vitamin, mineral ve posa açısından zengindirler. Fakat dışarıda tüketilen zeytinyağlılar iyi bir seçim gibi gözükse de, içerik olarak ideal ölçüden daha fazla yağ ile hazırlananlar, aşırı yağ tüketimine neden olabilecekleri için kilo artışına neden olabilirler. (İdeal olan, 1 kilo sebzeyi en fazla 2 yemek kaşığı yağ ile pişirmektir.) Bu yüzden yağ içeriğinden emin olmadığımız durumlarda, sebzelerin suyunu ve yağını süzerek tüketmek daha doğru olur. Ayrıca kan şekerimizin dengesini bozup kolay acıkmamıza neden olabilecek mısır, bezelye, patates ve havuç gibi sebzelerin tüketiminin sınırlı olması sağlığımız için daha uygundur.

    Alkol beslemez, süründürür

    Alkol beslemez, süründürür

    Vitamin, mineral ve protein içermeyen alkol besin değeri çok az olan bir maddedir. Uzun süre aşırı içki içmek beslenme yetersizliklerine, bozukluklarına ve ciddi sağlık sorunlarına yol açar

    Alkol merkezi sinir sistemini baskılayarak sakinleştirir ve bilinç durumunu da değiştirir. Çok fazla içildiğinde öldürücü bir zehir olabilir. Bir gram yağın içerdiği kaloriden biraz daha az kalori içerdiğinden teknik olarak bir besin maddesi olan alkolün büyük bölümü ince bağırsaktan emilse de ağız, yemek borusu ve midede de az miktarda emilebilir. İnce bağırsaktan emilen alkol miktarı çeşitli faktörlere bağlıdır. Eğer mideniz boşsa alkolün büyük bir bölümü hızla emilerek kana geçer. Mide ve ince bağırsakta, özellikle büyük parçalı ve yağlı besinlerin bulunması midenin boşalmasını ve böylece alkolün emilmesini yavaşlatır.

    Anne sütüne de karışır
    Alkol kana geçtiğinde hızla bütün vücuda dağılır, hücre içi de dahil su bulunan her yere taşınır. Hamile kadınlarda bebeğe, emziren kadınlarda da anne sütüne geçer. Önce düşünme, duygu ve muhakeme alanları etkilenir, içmeye devam ettikçe beyindeki hareket kontrol alanları da etkilenerek konuşma ve denge bozukluğu oluşur, tepkiler yavaşlar.
    Alkol periferik kan damarlarını (deriye en yakın olanlar) genişleterek başlangıçta bir sıcaklık duygusu yaratır. Nabzınız hızlanır, artmış sıvı alımı ve alkolün böbrekler üzerindeki idrar söktürücü etkisiyle daha fazla idrar yapılır. Alkol midede asit salgılanmasını da artırır.
    Vücudunuz alkolü diğer besinleri kullandığı gibi kullanır. Enerji sağlamak için alkol karaciğerde yakılır. Bir gram alkol yakıldığında 7 kalori oluşur. Bira ve tatlı şarabın şeker ve karbonhidrat içerikleri ek kalori verir.

    "Yağlı karaciğer"e yol açar
    Vitamin, mineral veya protein içermediği için alkolün besin değeri çok azdır. Kronik (uzun süreli) alkoliklerin beslenmesi çoğu kez yetersizdir. Bunlarda en sık tiamin (B1 vitamini), riboflavin (B2 vitamini), niasin, folik asit, pridoksin (B6 vitamini), magnezyum, potasyum ve çinko yetersizliği görülür.
    Uzun süre aşırı içki içmek beslenme yetersizlikleri ve bozukluklarına neden olur. Alkol yalnızca "boş kaloriler", yani enerji değerinin ötesinde besleyici değeri olmayan kaloriler içerir. Alkolikler genellikle gıda yerine alkolü koyar, böylece diyetleri temel besinlerden yoksun kalır. Birçok önemli besin, özellikle tiamin ve folik asit yeterince emilemez. Ayrıca yağ karaciğerde ancak kısmen işlenmiş biçimlerde birikir ve depolanır. Kısa bir süre sonra karaciğer şişer, "yağlı karaciğer" denen bir duruma yol açar ve fonksiyonu zayıflar.

    Sabah bitkin kalkma sebebi
    Aşırı alkol kullanımı karaciğer sirozu olarak bilinen bir durumla sonuçlanabilir. Hasarlı (sirozlu) karaciğer tarafından metabolizmaya katılan proteinlerin bir kısmı, amonyak ve aminler denilen maddeler olarak parçalanır. Bu maddeler vücutta birikebilir ve bilinci zayıflatabilir.
    Çok miktarda alkol tüketimi, mide kanamasına ya da pankreasa zarar vererek pankreas iltihabına yol açabilir; ikisi de öldürücü olabilir.
    Aşırı alkol kullanımının beyin ve sinir siste
    mi üzerine önemli etkileri vardır. Alkol geçici bir bellek kaybına da neden olabilir. Gerek yeni içmeye başlayanlarda gerek aşırı kullananlarda içtikleri dönemin tümünü ya da bir bölümünü unutmak sık görülen bir durumdur. Aşırı alkol kullananlarda, içki bırakıldıktan sonra birkaç hafta süren geçici bellek kayıpları da görülebilir.
    Aşırı alkol kullanımı uyku bozukluklarına ve bütün gece uyuduktan sonra bile sabah bitkin kalkmaya neden olabilir.
    Alkol midenin iç yüzeyini örten tabakayı tahriş ederek gastrite, kusmaya yol açarak midenin üst bölümü ve yemek borusunun alt bölümünde küçük yırtıklara neden olabilir. Bu küçük yırtıklarda kanama meydana gelebilir.
    Alkol geçici olarak kan basıncını düşürebilir. Ancak sürekli kullanıldığında kan basıncını yükseltebilir, kalp atışı ritmindeki düzensizlikten kalp yetmezliğine kadar önemli sorunlara yol açabilir.
    Alkol alışkanlığı erkeklerde iktidarsızlığa neden olabilir. Kadınlarda ise adet düzeni bozulabilir.
    Alkoliklerde kalp-damar hastalıklarından sonra en sık görülen ölüm nedeni kanserdir. Alkol kullanmayanlara göre kansere (özellikle gırtlak, yemek borusu, mide ve pankreas kanserleri) yakalanma olasılıkları oldukça yüksektir.
    Amerikan Diyabet Birliği'nin son beslenme önerilerine göre "Eğer diyabetli birey içki içmek isterse, günlük alınan miktar yetişkin kadınlar için 1, yetişkin erkekler için 2 birimle sınırlandırılmalıdır." Önerilerde 1 birim alkollü içki ile 15 gr. alkol içeren 360 ml. bira, 150 ml. şarap, 45 ml. sulandırılarak içilen içkiler tanımlanmaktadır. İçki içtikten sonra düzenli olarak kan şekeri ölçümü yapılması önemlidir.


    Haftanın besini
    KURUYEMİŞLER
    Kuruyemişler E vitamini, potasyum, magnezyum, folik asit, çinko ve bakır gibi mineraller ve yağ asitleri açısından zengin yiyeceklerdir. İyi bir protein kaynağıdırlar. Kalp hastalıklarına karşı koruyucu, kolesterol seviyesini düşürücü, kataraktı ve kanseri önleyici etkileri bulunur. Günde 20-25 gram yağlı tohum, çeyrek su bardağı süt kadar kalsiyum sağlar. Son yıllarda yerfıstığında resveratrol adında fenol yapısında bir madde daha keşfedilmiş ve bunun güçlü antioksidan etkisinin olduğu bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır.






    Zindelik için kahvaltı şart

    Zindelik için kahvaltı şart

    Günde 8 saat uyuduğunuz halde kendinizi yorgun hissediyor, çabuk yoruluyor, hafıza sorunları mı yaşıyorsunuz? O zaman beslenme sisteminizi gözden geçirin ve güne mutlaka kahvaltıyla başlayın

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Yemek yeme alışkanlıklarımız, zihinsel ve bedensel faaliyetlerimizi etkiler. Sağlıksız beslenme, düşünme ve kavrama yeteneğinin azalmasına, hatta hafıza kayıplarına neden olur.
    Günde 8 saat uyuduğunuz halde kendinizi yorgun hissediyor, çabuk yoruluyor, hafıza ve düşüncenizde azalma görüyorsanız mutlaka yemek yeme alışkanlıklarınızı gözden geçirin.

    En önemli öğün
    Beynin performansı söz konusu olunca en önemli öğün 'kahvaltı'. Her gün düzenli olarak kahvaltı yapan kişiler, diğerlerine oranla daha başarılı ve verimli.
    Kahvaltı alışkanlığına sahip olmayanlarda ise konsantrasyon güçlüğü, yorgunluk ve bitkinlik gibi problemler ortaya çıkıyor.
    Ayrıca, 'sağlıklı bir kahvaltının' yaşlanmayı geciktirdiği, yaşlılık döneminde ortaya çıkması muhtemel bellek ve algı kusurları ile kas zayıflıklarına engel olduğu da araştırmalarla ortaya konuldu.

    Çocuklar için 'mutlaka'
    Okul hayatında kahvaltının önemi daha da fazla. Gelişim sürecini henüz tamamlamamış bireylerin hızlı değişimleri, yeterli ve dengeli beslenmeyle desteklenmelidir. Gerekli olan karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve minerallerden oluşan besin öğelerinin doğru öğünlerde yeterli miktarlarda alınmaması, bağışıklık sistemini zayıflatır.
    Düzenli kahvaltı eden çocukların, derslerdeki motivasyon, fiziksel ve zihinsel performans açısından yüksek başarılı oldukları tespit edilmiştir.

    B vitamini çok önemli
    Hafıza ve zekâ gelişimi açısından B vitaminleri içeren yiyecekler ilk sırada gelir. B vitaminleri, beyni strese karşı da korur. Vitaminin eksikliği ise yorgunluğa, hafıza ve zekâ performansının zayıflamasına neden olur.
    Kuru baklagiller, kırmızı et, ayçekirdeği, balık, yoğurt, süt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler, tavuk eti, hindi, yerfıstığı, muz, kavun, brokoli, ıspanak, domates, yumurta, kavun ve enginar B grubu vitaminincezengin besinler arasında yer alır.

    Demirsiz olmaz!
    Demir de beynin beslenmesi için hayati önem taşır. Özellikle oksijenin beyne taşınması ve beyin tarafından kullanılmasını sağlayan kandaki hemoglobin ve alyuvarların oluşumunda demire ihtiyaç duyulur. Tüm kırmızı etler, kuru baklagiller, koyu yeşil sebzeler, kurutulmuş meyveler, domates ve pekmez, demir açısından zengin yiyeceklerdir.

    Anne sütü mucize gibi...

    Öğrenme yeteneğini geliştiren ve hafıza için hayati önem taşıyan kolin maddesi, doğada en çok anne sütünde bulunur. Bu nedenle uzmanlar beynin hafıza ile ilgili bölümünün, bebeklikte yeterli kolin alınması ile gelişebileceğini belirtiyorlar. Gelişmiş ülkelerde bebek mamalarına kolin maddesi ekleniyor. Kolin, anne sütünden sonra en çok soya ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler, karnabahar ve yumurta sarısında bulunuyor.

    Haftanın besini
    GİNSENG
    Ginseng, fiziksel ve mental dayanıklılığı artırır, aşırı stres ve yorgunluktan kaynaklanan performans düşüklüğünü giderir, beynin hafıza merkezlerini uyarır.
    Sinir, kalp-damar ve endokrin sistem düzenleyici, akciğer ve kalbi koruyucu, ateş düşürücü, mide ağrılarını giderici, uyandırıcı, kan şekerini düşürücü etkileri vardır. Karaciğer sağlığını korur ve karaciğer hücrelerinin yenilenmesini kolaylaştırır. Güçlü bir antioksidandır. Hamilelik ve emzirme döneminde, ayrıca anti-depresan ve kafeinle birlikte kullanılmamalıdır. Ginseng, kök olarak satıldığı gibi hap olarak da pazarlanıyor. Çay, bal gibi pek çok yiyecek ve içecekte de ginseng kullanılıyor.

    Vücut gıdaya tepki verirse

    Vücut gıdaya tepki verirse

    Alınan gıdalar uygun şekilde sindirilerek emilemediği takdirde "gıda intoleransı" gelişir, yani vücut tepki verir. En iyi tedavi yolu buna neden olan besinin diyetten çıkarılmasıdır

    Vücuda ağız yoluyla alınan gıdalar öncelikle çiğneme sırasında, ardından mide ve bağırsaklarda asit ve diğer sindirim enzimleri aracılığıyla parçalanır. Sindirim sonrası açığa çıkan vücut için faydalı yapıtaşları bağırsaklardan emilerek kana geçer ve dokular tarafından kullanılır. Gereksiz maddeler ise bağırsaklar yoluyla vücuttan atılır.
    Vücudumuz belirli bir gıdayı sindirmekte zorluk çektiğinde bu gıdaya karşı vücutta bir reaksiyon yani "intolerans" veya "duyarlılık" gelişir. "Gıda intoleransı" terimi gıdaya karşı oluşan farmakolojik reaksiyon anlamına gelir. Farmakolojik reaksiyon, yiyeceklerde katkı maddeleri şeklinde veya doğal olarak bulunan kimyasal maddelerin yol açtığı ilaç benzeri yan etkiler olarak tanımlanabilir. Gıdaların doğal içeriklerinde bulunan salisilatlar, aminler ve benzoatlar, farmakolojik reaksiyonlara yol açan başlıca gıda kimyasallarıdır.

    Gıda intoleransı, gıda alerjisinden farklıdır
    Alınan herhangi bir gıdaya karşı vücutta alerji varsa, gıda ile temastan hemen sonra, dakikalar içinde bulgular ortaya çıkar. Belirtiler hayatı tehdit edici düzeyde şiddetli olabilir. Astım, kusma, ishal, deri dökülmesi ve derinin farklı bölgelerinde şişlik görülebilir.Alınan bazı gıdaların içeriklerindeki proteinler bağırsak kanalından sindirime uğramayarak direkt kana geçer. Kanda dolaşan proteinleri vücut yabancı, yani antijen olarak kabul eder. Sıklıkla alerjiye yol açan gıdalar arasında süt, yumurta, fındık, balık, buğday ve çikolata yer alır. Tedavide ana prensip alerjiye yol açan gıdalardan uzak durmaktır.Gıda intoleransında, alerjide olduğu gibi vücutta o gıdaya karşı ani bir fiziksel reaksiyon oluşmaz.
    Vücuda alınan gıdalar sindirim bozukluklarında tam olarak parçalanamadığından bağırsaklardan uygun bir şekilde emilemez ve bu gıdalara karşı vücutta bir reaksiyon oluşur. Örneğin, laktoz intoleransı olarak adlandırılan rahatsızlıkta, "süt şekeri" olarak bilinen laktoz sindirilemez. Tam olarak parçalanamayan laktoz şekerine karşı vücutta reaksiyon gelişir; kramp, kusma gibi şikayetler meydana gelir.Önemsemediğimiz bazı ufak sağlık problemleri yıllar içinde vücutta gıdaların sindirimi, emilimi ve atımını etkileyen mekanizmanın zayıflamasına yol açarak gıda intoleransına neden olabilir. Viral hastalıklar, uzun süren ilaç kullanımı, stres veya travma, kaza, fiziksel hassasiyet, zayıflık ya da bu faktörlerden birkaçının birleşmesi gıda intoleransını tetikleyebilir.
    Vücudumuzdaki sindirim sisteminde yer alan organlar görevlerini tam olarak yerine getirmelerine rağmen sindirim kanalının duvarında bulunan ve besinlerin emiliminde görevli hücrelerin geçirgenliğinin bozulması sonucu tam olarak parçalanamayan gıdalar kana geçerek reaksiyona yani intoleransa yol açabilir.


    Belirtileri nelerdir?
    Gıda intoleransı, gıda alerjisinden daha sık görülür. Gıda intoleransının tetiklediği semptomlar gıda alerjisinin yol açtığı bulgulara çok benzediğinden başlangıçta ayırıcı tanı güçlükle yapılabilir.
    Belirtiler genellikle geç ortaya çıktığından reaksiyona yol açan gıda içeriğini tanımlamak güç olabilir. Gıda alerjisinde ise gıdaya karşı hızla reaksiyon oluştuğundan erken tanı rahatlıkla konulabilir. Gıda alerjisinde genellikle bir veya iki yiyeceğe karşı alerji oluşur, oysa gıda intoleransında farklı kimyasallara karşı farmakolojik reaksiyonlar gelişebilir.Gıda intoleransında ortaya çıkan belirtilerin şiddeti doza bağımlıdır. Farmakolojik reaksiyona yol açan gıdaların sürekli tüketimi vücutta doz birikimine ve bulguların ortaya çıkmasına neden olur. Besin maddelerinin normal alınım ve sindirim şeklinin bozulması bütün vücudu etkiler. Kişiye özgü farklı şikayetler ortaya çıkabilir. Cilt kızarıklığı, baş ağrısı, sırt ağrısı, astım, hiperaktivite, davranış bozuklukları gibi çok sayıda mide veya sindirimle ilişkili olmayan belirtiler görülebilir.


    Tedavi yöntemleri

    Gıda intoleransı ve gıda alerjisinin yol açtığı semptomlar başka klinik durumlarda da görülebileceğinden bu şikayetlerin olduğu vakalarda, öncelikle uzman hekim tarafından detaylı bir araştırma yapılıp diğer durumlar ekarte edildikten sonra gıda alerjisi veya intoleransı araştırılmalıdır.
    Sindirim ve emilim bozuklukları düzeldiğinde, alınan gıdanın neden olduğu problem de ortadan kalkacaktır. Sindirim sorununu çözmek her zaman çok kolay olmayabilir. Fiziksel, duygusal, hatta ruhsal nedenler araştırılmalı ve tedavi edilmelidir.Sindirim veya emilim bozukluğuna yol açabileceği düşünülen özgül gıdalar diyetten uzaklaştırılarak vücudun bunlarla mücadele etmesi önlenir. Böylece vücut üzerindeki stres hafifler. Bazen vücudun dışarıdan desteğe ihtiyacı vardır. O zaman yaşam tarzında ve diyet içeriğinde değişiklikler, dinlenme, tıbbi tedavi, besinle alınan bazı maddelerin dışardan takviyesi ya da cerrahi tedavi gerekebilir.



    Yaşlanma, fiziksel egzersizle yavaşlar

    Yaşlanma, fiziksel egzersizle yavaşlar

    Kilo kaybı sağlayan, yaşlanmayı geciktiren, uykuyu düzenleyen fiziksel aktivitelerin yararları saymakla bitmiyor. Günlük yaşamdaki pek çok hareket de egzersiz sayılıyor

    TAYLAN KÜMELİ - bir kibrit kutusu lezzet

    Araştırmalara göre 'diyet ile egzersiz' birlikte uygulandığında, sadece diyete dayanan programlara göre daha fazla kilo kaybı görülüyor. Uzun dönemde de, verilen kilonun korunabilmesi için egzersiz vazgeçilmez.

    Yararlardan yarar beğen!
    Egzersizin yararları şöyle özetlenebilir: Her şeyden önce egzersizle kalori harcanır. Kan basıncı, serum kolesterolü, vücut kompozisyonu, kalp ve solunum sistemi üzerinde olumlu etkileri vardır. Egzersiz, obez kişinin psikolojik durumunu iyileştirir, bazal metabolizma hızında artışa sebep olur, karbonhidrat oranı yüksek olan tatlı, çikolata, hamur işlerine karşı isteği azaltır, uyku düzenini olumlu etkiler, doğal yaşlanmayı geciktirir, erkeklerde prostat kanseri riskini, kadınlarda osteoporozu durdurur.
    Egzersiz haftada en az 3 kez, 30 dakika süresince ter atacak kadar yapılmalıdır. Egzersiz yoğunluğu ve süresi yavaş yavaş artırılmalıdır.
    Düzenli aktiviteye genç yaşta başlamak, kilo kontrolünün yanı sıra kronik hastalıklara yakalanma riskini de azaltır.

    Ev işleri de birer egzersiz
    Birçok kişiye göre egzersiz, jimnastik salonlarında yapılan hareketlerdir. Oysa kısa mesafelerde araba kullanmamak, asansöre binmemek, hızlı tempoyla yürümek, ev işlerini kendi kendine yapmaya çalışmak da egzersiz yerine geçebilir.
    Fiziksel aktivite eksikliği, hastalık ve erken ölümlere neden olma bakımından, sigaradan sonra 2. sırada. Sağlıklı yaşam için en iyi koşullar ise haftada 500-1000 kalori harcayan aktivitelerde.

    Fazlası zarar
    Sporun fazlası da sakıncalıdır, 3 saatten uzun süreli yoğun egzersizler serbest radikal oluşumuna ve böylece erken yaşlanmaya neden olur. Dokuların zorlanması sonucu sakatlanmalar da görülebilir. Aşırı spor, hormonal dengede sorunlara, bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olabilir.

    Suda koşun, yürüyün

    Fiziksel egzersizlerin en kolay ve etkilileri arasında yüzme ve yürüyüş gelir. Her gün yarım saat ya da haftanın 3-4 günü, 1 saatlik tempolu yürüyüşler oldukça etkilidir. Yüzme ise kalbi güçlendirir, fiziksel görünümü değiştirir, kan dolaşımını düzenler, varis gibi hastalıklarda faydalıdır, kilo kontrolunu sağlar. Bel seviyesine kadar girilen suda yapılan yürüyüş veya koşu da, karadakinden daha etkili bir egzersizdir. Boyun seviyesindeki suda 20 dakika veya daha uzun süreyle yapılacak aerobik hareketler, kalp damar sistemini güçlendirir. Su içinde yapılacak pedal çevirme hareketi ve kolları açıp kapama hareketleri de faydalıdır.

    HAFTANIN BESİNİ
    KARPUZ

    Serinletici ve temizleyicidir. Böbrek kumu ve taşından şikâyeti olanların sıkça tüketmeleri önerilir. Karpuz, nikotin ve sigaranın yol açtığı diğer zehirleri temizler, çeşitli kanser türlerinde antioksidan özellik gösterir. Kalp fonksiyonlarını, kan basıncını düzenler; enfarktüs tehlikesine karşı korur.
    Aynı zamanda iyi bir lif kaynağı olduğundan bağırsak hareketlerini düzenler ve bağırsak kanserini önlemede de rol oynar. Karpuz çekirdekleri de kan basıncını düşürür ve böbrek fonksiyonlarını düzenler. Şeker içermesi nedeniyle aşırı yenmemelidir.

    HAFTANIN ÖĞÜDÜ: YÜZME

    1 saatte harcanan kalori miktarı
    EGZERSİZ TÜRÜKADIN (55KG)ERKEK (75KG)
    AEROBİK330460
    FİTNESS165230
    BASKETBOL330460
    EV İŞİ135190
    YÜRÜME220310
    YÜZME330460
    FUTBOL385540
    KOŞU8801230
    UYKU5070
    TV SEYRETME5575

    Demir yoksa kan da yok!

    Demir yoksa kan da yok!

    Vücutta demir eksikliği başta kansızlık olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Demir eksikliği en çok çocukluk ve ergenlik çağı ile hamilelik döneminde kendini gösterir

    Demir ülkemizde olduğu gibi tüm dünyada, özellikle çocuklarda ve kadınlarda yetersizliği en yaygın görülen besin öğesidir. Dünyada her beş erkekten biri, her üç
    kadından biri, her iki gebeden biri, her beş çocuktan ikisi kansızdır ancak pek çok kişi bu durumun farkında değildir.
    İnsan vücudunda toplam dört gram kadar bulunmasına karşın demir, biyolojik yönden önemli
    ve eksikliğinde ciddi sorunlara yol açan bir elementtir. Eksikliği genellikle büyümenin çok hızlı olduğu
    küçük çocukluk ve ergenlik çağı ile hamilelik döneminde ortaya çıkar. Kadınlar ise, doğurganlık dönemlerinde adet kanamaları ile kan kaybetmeleri nedeniyle "kansızlık" yaşayabilirler.
    Bu faktörlerin yanında demir içeriği düşük olan yiyeceklerin fazla tüketilmesi ve ayrıca besinler yoluyla alınan demirin emiliminin de güç olması kansızlığın ortaya çıkışını kolaylaştıran faktörlerdir.
    Demirin vücuttaki en önemli görevi ise hemoglobin yapımıdır. Hemoglobin kanımızdaki alyuvarlarda bulunur ve tüm dokuların yaşaması için gerekli olan oksijeni taşıma işlemini gerçekleştirir. Diğer bir deyişle, oksijen hayatımız için ne kadar önemliyse, oksijenin kullanılabilmesi için de demir o kadar önemlidir. Enerji metabolizmasında kullanılan birçok enzimin ve proteinlerin yapısında da demir bulunur.
    Yetersiz demir alınması, normal beslenme
    sırasında gıdalar yoluyla alınan demirin yetersizliğinde görülür. Sosyoekonomik düzeyi düşük toplumlarda, beslenme alışkanlıkları yanlış olan insanlarda daha
    sık görülmektedir.
    Bebeklerde ek besinlere geç başlama, anne sütü yerine inek sütüyle beslenme kansızlığa neden olabilir. Erişkinlerde ise vejetaryenlik, yanlış uygulanan zayıflama rejimleri, yeme bozuklukları ve adet kanamasının fazlalığı da kansızlığa yol açabilir.

    Kansızlığın nedenleri
    Doğumla ilgili nedenler: Sık doğumlar, çoğul gebelikler, annenin iki yıldan sık aralıklarla veya dörtten fazla sayıda doğum yapması gibi durumlar kansızlığa neden olabilir.
    Demir gereksiniminin arttığı durumlar: Ülser kanamaları, kadınlarda adet kanamaları gibi kan kayıpları, parazit enfeksiyonları, özellikle bebeklerin ilk yaşı ve ergenlik dönemi gibi hızlı büyüme dönemlerinde vücudun demire olan ihtiyacı artar ve artan bu ihtiyacın tek başına besinlerden karşılanamadığı durumlarda kansızlık görülebilir.
    Demir emiliminin bozulduğu durumlar: Uzun süren ishaller, kronik enfeksiyonlar ve sindirim sisteminde bozukluklar vücuda alınan demirin emilimini bozarak kansızlığa neden olabilir.
    Kurşun zehirlenmesi: Özellikle yoğun araç trafiğinin yaşandığı kent merkezleri başta olmak üzere akaryakıttaki kurşunun havaya karışması ile oluşan kurşun zehirlenmeleri de kansızlığa neden olabilmektedir.
    Yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi, çabuk yorulma, çalışma kapasitesinde azalma, sık hastalanma, iştahsızlık, bulantı, ciltte, göz kapaklarının iç kısmında ve avuçta solukluk, çarpıntı ve nefes darlığı, daha fazla üşüme, konsantrasyon bozukluğu demir eksikliğini gösteren diğer faktörlerdir.
    Karaciğer ve tüm kırmızı etler, yumurta,
    kuru baklagiller, pekmez, yeşil sebzeler, domates, kuruyemişler demirin iyi kaynakları arasında sayılabilir. Hayvansal gıdalardaki demirin emilimi daha yüksektir. Bitkisel gıdalardaki fitik asit, oksalik asit ve çaydaki tanin demiri bağlayarak yarayışlılığını azaltır. Bitkisel gıdaların hayvansal gıdalarla ve C vitaminiyle birlikte tüketimi demir emilimini artırır. Bu nedenle demir tabletlerini
    C vitamini kaynağıyla almak ve çayı yemekten bir süre sonra içmek daha yararlıdır.


    haftanın besini

    KIRMIZI ET
    Kırmızı ette yüksek oranda protein bulunur. Ayrıca en çok demir içeren iki besinden birisidir. Proteinler önemli bir enerji kaynağı olmalarının yanı sıra vücutta birçok olayda önemli görevlerde rol alırlar. Örneğin vücudumuzdaki enzimlerin, hormonların ve kanda hemoglobinin yapılmasında gerekli olan hammaddedirler. Hasara uğramış dokuların tamiri için gereklidirler. Kırmızı etin yapısındaki demir de vücut tarafından emilebilme özelliği yüksek olan demirdir. Böylece vücudu kansızlığa karşı korur. Bu etkisini
    daha da artırabilmek amacıyla C vitamini açısından zengin besinlerle (örneğin limonlu yeşil salatayla birlikte) tüketilmesi önemlidir. Tabii pişirilme
    şekli ve tüketim miktarı da önemlidir. Pişirirken özellikle yağda kızartmak yerine fırın, ızgara
    veya haşlama tarzında tüketilirse vücut için daha faydalı olacaktır. Yine içerdiği doymuş yağ oranı yüksek olduğu için tüketim miktarına dikkat ederek kalp sağlığımızı da korumalıyız.


    Haftanın öğüdü
    C vitamininin insan sağlığı üzerinde önemli etkileri bulunuyor. Hücreleri korur ve dokuların dış etkenlerden zarar görmesine engel olur. Yaraların çabuk iyileşmesini sağlar. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Diş sağlığında koruyucudur. Kılcal kan damarlarını güçlendirir. Demirin emilimini artırır. Kalsiyum, A, B ve E vitaminlerinin vücutta daha iyi kullanılmasını sağlar. C vitamini çok dayanıksız olduğu için pişirme ve saklama yöntemlerine dikkat etmek gerekir. Örneğin sebze ve meyveleri bıçakla kestikten sonra bekletmeden hemen tüketmek, salataya konulacak limon suyunu yemeden hemen önce ilave etmek ve sebzeleri çok az suda kısa sürede pişirmek ve haşlama suyunu atmamak gibi. C vitamininin en çok yararlı olduğu kişiler; kalp hastaları, enfeksiyonlu hastalar, yaşlılar, şeker hastaları, sigara ve alkol kullanan ve stres altında olanlardır. Kivi, turunçgiller, limon, havuç, taze kırmızı ve yeşil biber, beyaz ve kırmızı lahana, maydanoz, kuşburnu, yeşil sebzeler, siyah kuruüzüm, biber, lahana, karnabahar, taze patates, domates ve pırasada C vitamini bulunmaktadır.





    Alzheimer hastası yoğun ilgi ister

    Alzheimer hastası yoğun ilgi ister

    Alzheimer, kişinin günlük yaşamını ve özellikle beslenmesini olumsuz etkiler. Yakınları, onlara sürekli kılavuzluk etmelidir

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Bunama ya da demans, günlük yaşamın her zamanki gibi sürdürülmesini engelleyen ilerleyici, kronik bir beyin hastalığıdır.
    Alman doktor Alzheimer'ın ilk kez bir kadında teşhis ettiği bu hastalık 1906 yılından beri bilinmesine rağmen, çaresi bulunamadı. Alzheimer, bugün yaşlılarda kalp hastalıkları, kanser ve inmeden sonra en sık karşılaşılan dördüncü hastalık. Ailesinde Alzheimer'li, bulunanlarda ortaya çıkma riski, diğer kişilere göre biraz daha yüksek olan hastalığın en önemli belirtileri, bellek kaybı, günlük yaşam işlevlerini yerine getirmede, yargıya varma ve karar vermede güçlük çekme, zaman ve mekânları karıştırma, sık kullanılan eşyaları yanlış yere koyma, ruh hali veya davranışlarda değişiklik, kişilik değişiklikleri ve alışılagelmiş işler ve sorumluluklardan kaçma olarak sıralanıyor.

    Az ya da çok yerler
    Alzheimer hastalarının en çok karşılaştığı sorunlardan biri iştahsızlık.
    Kişiler genellikle hastalığın erken evrelerinde depresyona girer ve yemeğe ilgilerini kaybeder. Bir doktor kontrolünde depresyon tedavi edildiğinde, kişinin iştahı geri gelecektir. Sorun takma diş kaynaklıysa, bir diş doktoruna danışılmalıdır. Kişiler yeteri kadar hareket etmedikleri için açlık hissetmiyor olabilir. Bu durumda, aktif olmaya ve egzersize yöneltilmelidirler.
    Hastalığın ileriki evrelerinde önlerindeki yemeği yemeleri gerektiğini anlamayabilirler. Onlara hatırlatma ihtiyacı duyabilir, yemeği ağızlarına götürmeye kılavuzluk edebilirsiniz.
    Alzheimer hastasının diğer karşılaşacağı bir sorun ise aşırı yemek yemektir. Bazen kişi yemek yediğini unutabilir, tekrar yiyecek isteyebilir veya yemeğe devam edebilirler. Kişiler haddinden fazla yiyecek tüketiyorsa, yiyecek miktarını sınırlamanız gerekir.

    Tetikte olun
    Alzheimer hastalarının sağlıkları için belli bir diyetle yediklerinden emin olunmalıdır.
    Kişi yiyecekleri arama eğilimindeyse tetikte olmanız gerekir. Çok yemenin yanında, uygun olmayan veya tehlikeli maddeleri tüketebilirler. Tüketilmesini istemediğiniz şeyleri görülen, ulaşılan yerlere koymayınız. Dikkatini başka yöne çekmeyi veya yemek yerine onlara tatmin edici bir aktivite bulmayı deneyebilirsiniz. Kişi fazla yemede kararlı ise çiğ havuç, kereviz gibi hafif şeyler hazırlayabilirsiniz.

    Sağlıklı diyet
    Alzheimer hastası kişiyi dengeli beslenmesi için cesaretlendirmek önemlidir.
    Bazı besinlerin eksikliği hastalıklara veya kafa karışıklığının artmasına yol açabilir. Kişi bazı yiyecekleri reddediyorsa bir doktora danışabilirsiniz. Doktor alternatif yiyecekler önerebilir veya vitamin ve diğer ekleri reçete edebilir.
    Demansın ileri evreleri boyunca bazı Alzheimer hastaları belirli yiyecekler için bir tat alma duyusu geliştirir. Onlara hoşlandıkları yiyeceklerden makul miktarlarda verip sağlıklı bir diyet garanti edebilirsiniz. Özellikle ileri evrelerde kabızlık yaygın olduğu için, bol lifli yiyecek tükettiklerinden emin olmalısınız.

    8 bardak su
    Huzursuz veya iştahı az Alzheimer hastalarında, sık sık ve az miktarda yeme veya besleyici atıştırmalar daha cazip olabilir.
    Ancak hasta değerlendirme yeteneğini kaybedebildiği için yiyecek ve içeceklerin çok sıcak olmadığından emin olun. Her gün yeterli miktarda sıvı aldıklarından emin olun. Vücutta sıvı eksikliği daha fazla bilinç karışıklığına sebep olabilir. Günde en az 8 bardak sıvı almalarını sağlamak iyi bir rehberdir.

    Açık zihin için 'ginkgo biloba'

    Ginkgo biloba, beyindeki oksijen seviyelerini artırması ve doku yenileyici özelliği ile bellek fonksiyonlarını artırmada yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle Alzheimer hastalığında büyük fayda gösterip zihinsel gerilemeyi geciktirerek hastaların normal hayatlarına devam etmelerini sağlar. Bunun yanı sıra yoğun ve stresli işlerde çalışanlarda da dikkat, enerji ve performansı artırmak için ginkgo biloba kullanılması önerilmektedir. Bağışıklık sistemini güçlendirir, kan şekerini dengeler, kana oksijen taşır, tiroit bezinin düzenli çalışmasını sağlar.

    Hücrelerinizin erken ölümünü engelleyin

    Hücrelerinizin erken ölümünü engelleyin

    Vücudumuzda bulunan ve "serbest radikaller" adı verilen bazı maddeler, hücre ölümünü hızlandırır, yaşlanmaya neden olur. Meyve ve sebzelerden alacağımız antioksidanlarla bu etkiyi aza indirebiliriz

    TAYLAN KÜMELİ

    Çevre kirliliği, hazır yiyecekler, yaşam tarzı ve stres gibi etkenler sağlık üzerinde sürekli tehdit oluşturuyor ve bu etkenler sonucunda normal metabolizma faaliyetlerinin yanı sıra serbest radikaller meydana geliyor. Serbest radikaller, oksidatif stres adlı kimyasal işlemlerle hücrelere ve hücrenin esas yapısı olan genetik materyal DNA'yı hasara uğratarak hücre ölümünü artırır, yaşlanmaya neden olur. Bu durumu en net cilt yaşlanmasında görebiliriz. İstenmeyen gelişmeleri engellemek, dejeneratif hastalıklara (kanser, kalp hastalıkları, akciğer hastalıkları ve katarakt gibi) erken yaşlarda yakalanmamak ve hücre hasarını en aza indirmek için yaşla birlikte güçsüzleşen savunma sisteminizi güçlendirmelisiniz.
    Serbest radikallere karşı etkin koruma sağlayabilecek takviyeler antioksidanlardır. Bunlar hücreler tarafından üretildiği gibi vücuda gıdalarla da alınabilmektedir.
    Beta karoten: Sebze ve meyvelerden elde edilen beta karoten vücutta A vitaminine dönüşür. A vitamininin bütün fonksiyonlarını görmenin yanı sıra serbest radikalleri etkisiz hale getirerek yaşlanmayı geciktirir, cildi güzelleştirerek güneşin zararlı etkilerinden ve cilt kanserinden korur. Radyasyon tedavisinin yan etkisini azaltır. Başta havuç, kayısı, kavun, böğürtlen, şeftali, balkabağı olmak üzere tüm sarı ve kırmızı ile yeşil renkli meyve ve sebzelerde, lahana, bezelye ve patateste bulunur.
    C vitamini: Bağışıklık sistemini güçlendirir, doku yapımında ve onarımında rol alır, kansere karşı korur, demirin vücutta kullanılmasına yardımcı olur, kalp-damar hastalıklarının gelişmesine karşı koruyucu etkiye sahiptir. Sigaranın olumsuz etkilerini azaltır. Limon, kivi, portakal, çilek, greyfurt, kırmızıbiber, enginar, brokoli, fasulye, maydanoz, kuşburnu ve ahudududa bol miktarda bulunmaktadır.
    E vitamini: Hücreyi serbest radikallere, ağır metallere ve ilaçların zararlı etkilerine karşı korur ve yaşlanmanın etkilerini geciktirir. Doymamış bitkisel yağlarda, fındık, ceviz badem gibi kuruyemişlerde, bezelye, fasulye ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunmaktadır. Bağışıklık sistemini güçlendirir, kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur, cilt sağlığında etkilidir, dolaşımı düzenleyici etkisi vardır.
    Selenyum: Vücudu serbest radikallere karşı koruyan, antioksidan etkili bir mineraldir. Selenyum E vitamini ile birlikte çalışarak kardiyovasküler sağlığın devamlılığını sağlar. Glutatyon peroksidaz adlı antioksidan enzimi harekete geçirerek vücudu kansere karşı korur. Deniz ürünleri, fındık, ceviz ve mantar başlıca kaynaklarıdır.
    Çinko: Vücudumuzun doğal savunma sisteminin güçlü olması için gerekli olan bir mineraldir. Hücre yenilenmesinde rolü olduğu için cilt güzelliğinde, el tırnaklarının sertleşmesinde ve saçın kuvvetlenmesinde, regl dönemi ağrılarının hafiflemesinde, yaraların daha hızlı iyileşmesinde, gribal algınlıklarda etkilidir. Peynir, sığır eti, kuru fasulye, yumurta, mısır, brüksellahanası ve brokolide bulunmaktadır.
    Koenzim Q-10 : Enerji üretiminde ve antioksidan olarak görev almaktadır. Antioksidan özelliğiyle yaşlanmanın etkilerini azaltıcı rolü üstlenir. Cilt ve saç sağlığı açısından da etkilidir. Kardiyovasküler rahatsızlıklarda, şeker hastalığında, yüksek tansiyonda ve Alzheimer hastalığında faydalıdır. Et, balık, yumurta, brokoli, patates, soya, buğday, pirinç, darı, fasulye, fındık gibi besinlerde bulunur.


    Sebzeler
    Karalahana1770
    Ispanak1260
    Brüksellahanası980
    Brokoli890
    Pancar840
    Kırmızı biber710
    Soğan450
    Mısır400
    Patlıcan390







    Meyveler
    Kuru erik5770
    Kuru üzüm2830
    Çay üzümü2400
    Böğürtlen2036
    Çilek1540
    Ahududu1220
    Erik949
    Portakal750
    Kara üzüm739
    Kiraz670


    haftanın besini

    DOMATES
    100 gramında 19 kalori bulunan domates, doyurucu etkisi nedeniyle özellikle diyet programlarının vazgeçilmez sebzelerinden biri. A ve C vitaminleri, mineral tuzlar özellikle de potasyum, kalsiyum, fosfor ve sodyum deposu. Olgun domateste bol miktarda bulunan ve bir karoten maddesi olan likopen yaşlanmaya ve çağın vebası kansere karşı son derece etkili bir silah. Romatizma, böbrek, mesane taşı ve kabızlıktan yakınanlara çiğ domates öneriliyor. Domatesin bir diğer artısı da, domates suyunun karaciğerin, dalağın çalışmasını ve kan dolaşımını dengelemesi, sindirimi kolaylaştırması. Pişmiş hatta salça halinde hazırlanan domatesin ise özellikle prostat ve mide kanseri riskini büyük ölçüde ortadan kaldırdığı da kanıtlandı.




    Çocuklarınızı sakın kalsiyumsuz bırakmayın

    Onu osteoporozdan korumak elinizde
    Çocuklarınızı sakın kalsiyumsuz bırakmayın

    Çocuklar yeterli kalsiyum alamazsa, kemikleri zayıf yapılı olur. Bu nedenle 4-8 yaş arasındaki çocukların günde 800 mg, ergenlik çağındakilerin ise 1300 mg kalsiyum alması önerilir

    TAYLAN KÜMELİ - bir kibrit kutusu lezzet

    Hemen herkesin bildiği gibi kalsiyum, kemiklerin ana yapısında bulunan ve onların güçlü kalmasını sağlayan bir mineraldir. Ancak vücudunuzun her gün gereksinim duyduğu mineralin görevleri bunlarla sınırlı değildir.
    Kalbinizin düzenli atması, kan pıhtılaşma sisteminizin düzenli işlemesi, sinirlerinizin sağlıklı çalışması ve kaslarınızın düzgün fonksiyon görmesi de kalsiyumun yardımıyla olur.

    Sigara ve alkol
    Düzenli kalsiyum alımı, kandaki kolesterol ve LDL (düşük yoğunluklu lipoprotein) düzeylerini de normal aralıklarda tutmaya yardımcı. Ayrıca, kan basıncının düzenlenmesinde, vücudun virüs ve bakterilere karşı direncinin artırılmasında, hatta kanser oluşumunun önlenmesinde de kalsiyumun rolü var.
    Besinlerle vücuda alınan kalsiyumun emilimini önleyen etkenler arasında sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi, çay-kahve ve kola gibi kafein içeren içecekler, yüksek oranda tuz ve fosfat alımı, düzensiz beslenme ve hayvansal protein bakımından zengin beslenme alışkanlığı yer alıyor.
    Lifli besinler de, mineralleri tutarak emilimlerini zorlaştırıyor.

    Geleceği düşünün
    Yaşamımızda kalsiyuma en fazla gereksinim duyduğumuz dönem, erken çocukluk dönemi ve 20 yaş öncesi. Çünkü çocukluk ve ergenlik dönemlerinde, kemik yapımı, yıkımdan çok daha hızlı gerçekleşiyor. Bu nedenle, 4-8 yaş arası çocukların günde 800 mg, ergenlik çağındakilerin de günde 1300 mg kadar kalsiyum alması öneriliyor.
    Büyüme çağındaki çocuklarda kalsiyum yetersizliği olması durumunda, vücut kalsiyumu iskeletin tamamına dengeli bir biçimde dağıtmaya çalışıyor ve bunun sonucunda da, bütün kemikler zayıf yapılı ve güçsüz oluyor.
    Bu da, ileri yaşlarda kullanılacak olan kalsiyum depolarının daha baştan yetersiz gelişmesi anlamına geliyor.

    Obezite kemik erimesi nedeni

    Dünya nüfusunun 6'da 1'inde görülen obezite, vücutta gereğinden fazla yağ dokusu depolanması şeklinde tarif edilebilir. Obezite, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kolesterol, kalp krizi, beyin damarlarında tıkanıklık, solunum problemi, uyku ve moral bozukluğu, hormon dengesizliği, kanser, ayrıca menopozla beraber görülen osteoporoza zemin hazırlamaktadır.

    Kalıtım da etkili
    Yetersiz kalsiyum alımı, vitamin eksikliği (D ve C vit.), zayıflık, yeme davranışı bozuklukları, fiziksel aktivite yetersizliği, flor yetersizliği, tuz ve sodyumun fazla tüketimi, kafeinin ve fosforun fazla tüketimi, ırk, kalıtım, cinsiyet, östrojen eksikliği, sigara ve alkol kullanımı, yatağa bağımlı yaşam ve stres de diğer risk etmenleri arasındadır.

    Ne yapmak lazım?
  • Günde 2 su bardağı light süt veya yoğurt tüketin,
  • Güneş ışınlarını değerlendirin, yapamıyorsanız günde 400 İU 'D' vitamini alın,
  • Protein, sodyum ve kafein tüketimini sınırlandırın,
  • Beden Kitle İndeksinizi 20-25 arasında tutun,
  • Her gün doktor kontrolünde en az yarım saat yürüyüş yapın.


  • Emziren kadın daha avantajlı

    Araştırmalar, emziren kadınların, emzirmeyenlere göre daha az kemik erimesi riski yaşadığını gösteriyor. Bu da, emzirme süresince kemiklerde görülen kalsiyum kaybının geçici olduğuna bir kanıt. Gebelik dönemi boyunca kalsiyum emiliminin artması (yüzde 25-30'dan yüzde 45-55'e yükseliyor) ve emzirme dönemi boyunca da idrarla atılan kalsiyum miktarının azalması, anneyi kemik kaybından koruyor.

    Kalsiyum nelerde var?

    Süt ve süt ürünleri, pekmez, susam, fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, kara turp, kuru incir, salatalık ve badem.

    Osteoporoz nedir?

    Kemiğin, birim hacim başına düşen kemik kütlesinin azalması ve kemik dokusunun bozulmasıdır. Toplam kemik kütlesi yüzde 20 azaldığında osteoporoz tanısı konur.

    Hücrelerinizin erken ölümünü engelleyin

    Hücrelerinizin erken ölümünü engelleyin

    Vücudumuzda bulunan ve "serbest radikaller" adı verilen bazı maddeler, hücre ölümünü hızlandırır, yaşlanmaya neden olur. Meyve ve sebzelerden alacağımız antioksidanlarla bu etkiyi aza indirebiliriz

    TAYLAN KÜMELİ

    Çevre kirliliği, hazır yiyecekler, yaşam tarzı ve stres gibi etkenler sağlık üzerinde sürekli tehdit oluşturuyor ve bu etkenler sonucunda normal metabolizma faaliyetlerinin yanı sıra serbest radikaller meydana geliyor. Serbest radikaller, oksidatif stres adlı kimyasal işlemlerle hücrelere ve hücrenin esas yapısı olan genetik materyal DNA'yı hasara uğratarak hücre ölümünü artırır, yaşlanmaya neden olur. Bu durumu en net cilt yaşlanmasında görebiliriz. İstenmeyen gelişmeleri engellemek, dejeneratif hastalıklara (kanser, kalp hastalıkları, akciğer hastalıkları ve katarakt gibi) erken yaşlarda yakalanmamak ve hücre hasarını en aza indirmek için yaşla birlikte güçsüzleşen savunma sisteminizi güçlendirmelisiniz.
    Serbest radikallere karşı etkin koruma sağlayabilecek takviyeler antioksidanlardır. Bunlar hücreler tarafından üretildiği gibi vücuda gıdalarla da alınabilmektedir.
    Beta karoten: Sebze ve meyvelerden elde edilen beta karoten vücutta A vitaminine dönüşür. A vitamininin bütün fonksiyonlarını görmenin yanı sıra serbest radikalleri etkisiz hale getirerek yaşlanmayı geciktirir, cildi güzelleştirerek güneşin zararlı etkilerinden ve cilt kanserinden korur. Radyasyon tedavisinin yan etkisini azaltır. Başta havuç, kayısı, kavun, böğürtlen, şeftali, balkabağı olmak üzere tüm sarı ve kırmızı ile yeşil renkli meyve ve sebzelerde, lahana, bezelye ve patateste bulunur.
    C vitamini: Bağışıklık sistemini güçlendirir, doku yapımında ve onarımında rol alır, kansere karşı korur, demirin vücutta kullanılmasına yardımcı olur, kalp-damar hastalıklarının gelişmesine karşı koruyucu etkiye sahiptir. Sigaranın olumsuz etkilerini azaltır. Limon, kivi, portakal, çilek, greyfurt, kırmızıbiber, enginar, brokoli, fasulye, maydanoz, kuşburnu ve ahudududa bol miktarda bulunmaktadır.
    E vitamini: Hücreyi serbest radikallere, ağır metallere ve ilaçların zararlı etkilerine karşı korur ve yaşlanmanın etkilerini geciktirir. Doymamış bitkisel yağlarda, fındık, ceviz badem gibi kuruyemişlerde, bezelye, fasulye ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunmaktadır. Bağışıklık sistemini güçlendirir, kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur, cilt sağlığında etkilidir, dolaşımı düzenleyici etkisi vardır.
    Selenyum: Vücudu serbest radikallere karşı koruyan, antioksidan etkili bir mineraldir. Selenyum E vitamini ile birlikte çalışarak kardiyovasküler sağlığın devamlılığını sağlar. Glutatyon peroksidaz adlı antioksidan enzimi harekete geçirerek vücudu kansere karşı korur. Deniz ürünleri, fındık, ceviz ve mantar başlıca kaynaklarıdır.
    Çinko: Vücudumuzun doğal savunma sisteminin güçlü olması için gerekli olan bir mineraldir. Hücre yenilenmesinde rolü olduğu için cilt güzelliğinde, el tırnaklarının sertleşmesinde ve saçın kuvvetlenmesinde, regl dönemi ağrılarının hafiflemesinde, yaraların daha hızlı iyileşmesinde, gribal algınlıklarda etkilidir. Peynir, sığır eti, kuru fasulye, yumurta, mısır, brüksellahanası ve brokolide bulunmaktadır.
    Koenzim Q-10 : Enerji üretiminde ve antioksidan olarak görev almaktadır. Antioksidan özelliğiyle yaşlanmanın etkilerini azaltıcı rolü üstlenir. Cilt ve saç sağlığı açısından da etkilidir. Kardiyovasküler rahatsızlıklarda, şeker hastalığında, yüksek tansiyonda ve Alzheimer hastalığında faydalıdır. Et, balık, yumurta, brokoli, patates, soya, buğday, pirinç, darı, fasulye, fındık gibi besinlerde bulunur.


    Sebzeler
    Karalahana1770
    Ispanak1260
    Brüksellahanası980
    Brokoli890
    Pancar840
    Kırmızı biber710
    Soğan450
    Mısır400
    Patlıcan390







    Meyveler
    Kuru erik5770
    Kuru üzüm2830
    Çay üzümü2400
    Böğürtlen2036
    Çilek1540
    Ahududu1220
    Erik949
    Portakal750
    Kara üzüm739
    Kiraz670


    Haftanın besini

    DOMATES
    100 gramında 19 kalori bulunan domates, doyurucu etkisi nedeniyle özellikle diyet programlarının vazgeçilmez sebzelerinden biri. A ve C vitaminleri, mineral tuzlar özellikle de potasyum, kalsiyum, fosfor ve sodyum deposu. Olgun domateste bol miktarda bulunan ve bir karoten maddesi olan likopen yaşlanmaya ve çağın vebası kansere karşı son derece etkili bir silah. Romatizma, böbrek, mesane taşı ve kabızlıktan yakınanlara çiğ domates öneriliyor. Domatesin bir diğer artısı da, domates suyunun karaciğerin, dalağın çalışmasını ve kan dolaşımını dengelemesi, sindirimi kolaylaştırması. Pişmiş hatta salça halinde hazırlanan domatesin ise özellikle prostat ve mide kanseri riskini büyük ölçüde ortadan kaldırdığı da kanıtlandı.




    Kolesterolü düzenli egzersizle düşürün

    Kolesterolü düzenli egzersizle düşürün

    Kolesterolünüz yüksekse sağlığınız tehdit altında... Bu durumdan kurtulmak için yapacağınız ilk şey, düzenli egzersize başlamak. Günde 1-2 kadeh kırmızı şarap da size yardımcı olacaktır

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Kolesterol, yaşam için gerekli olan mum kıvamında yağımsı bir maddedir. Beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar ve karaciğer başta olmak üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunur.
    Vücut, kolesterolü kullanarak hormon (kortizon, seks hormonu), D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini üretir. Bu işlemler için kanda çok az miktarda kolesterol bulunması yeterlidir. Kanda fazla miktarda kolesterol varsa, bu damarlarda birikir; sertleşme ve daralmaya yol açar. Kolesterol, hangi organın damarında birikirse o organa ait hastalıklar ortaya çıkar.

    Yükselmesi tehlikeli
    Kolesterol ile protein birleşimine lipoprotein adı verilir. HDL, LDL, VLDL gibi çeşitleri vardır. LDL (düşük yoğunluklu lipoprotein) genelde kolesterol içerir. Buna karşın HDL (yüksek yoğunluklu lipoprotein), dokulardaki fazla kolesterolü atılmak için karaciğere gönderir. Bu yüzden iyi kolesterol adıyla bilinir. VLDL (çok düşük yoğunluklu protein) ise trigliserid taşır. Trigliserid de kolesterol gibi kanda çözünen bir yağdır. Alkoliklerde, obezlerde, böbrek hastalığı ve diabetiklerde trigliserit düzeyi genelde yüksektir. Kanda kolesterol ve LDL kolesterolün yüksek olması, hasta için risk taşır. HDL kolesterolün düşük olması da bir risktir. Bu riske sahip hastalarda, kalp krizi, felç, damar tıkanması, böbrek yetmezliği gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığı daha fazladır.

    İşte risk faktörleri
    GENLER: Kalıtım, kolesterol seviyeleri üzerinde önemli bir etkendir. Ailede erken yaşlarda geçirilmiş kalp krizi veya kalp krizine bağlı ölüm öyküsü varsa yüksek kolesterol riski artar.
    YAĞLI YİYECEKLER: Yağlı yiyecekleri fazla tüketiyorsanız kanınızdaki LDL seviyeleri yükselecektir. Kolesterol hayvansal gıdalarda ve hazır gıdalarda bol miktarda bulunur.
    HAREKETSİZ YAŞAM TARZI: Fiziksel aktivitesi az olan kişilerde HDL düşük, LDL yüksektir ve koroner arterlerde plaklar oluşmaktadır.
    AŞIRI KİLO: Şişman kişilerin kanlarında kolesterol ve trigliserid miktarları oldukça yüksektir. Bu da arterlerde plak oluşumunu garantiler.
    SİGARA: Sigara içenlerin arterlerinin iç duvarlarının yüzeylerinde düzensizlikler oluşur ve bu düzensiz yüzey daha çok yağ tutar. Sigara içenlerde HDL miktarları yüzde 15 azalır.
    AŞIRI ALKOL TÜKETİMİ: Ilımlı miktarlarda tüketilen alkolün (özellikle günde 1 - 2 bardak kırmızı şarap) yararı, aşırı miktarlarda tüketilen alkolün ise zararı vardır. Kolesterol ve trigliserid düzeylerini yükseltir.
    YAŞLANMA: Yaşla beraber kolesterol düzeylerinde artış görülür.
    CİNSİYET: Erkeklerde 45 yaş ve üzerinde yüksek LDL düzeyleri görülme sıklığı artar. Kadınlarda ise menapozu izleyen dönemlerde artış görülür.
    UZUN SÜRELİ HASTALIKLAR: Çalışmalar diabet, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları ve hipotiroidizmin kandaki lipoprotein dengesini değiştirdiğini göstermiştir.
    YÜKSEK KAN BASINCI (Hipertansiyon): Damar yapılarında değişiklikler oluşmuştur ve risk artmıştır.

    Ne yapmak lazım?

    Düzenli egzersiz, iyi huylu kolesterolü yükseltir ve kötü huylu kolesterolü azaltır. Haftada en az 3, tercihen 5 kez, 30 - 45 dakika süre ile yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklete binme gibi sporlar yapılmalıdır. Sigara kesinlikle bırakılmalıdır.
    Alkol de HDL kolesterolü yükseltir. Ancak izin verilen etil alkol miktarı, erkeklerde günde 30 ml, kadınlarda günde 15 ml'dir. (30 ml etil alkol, 720 ml bira, 300 ml şarap, 60 ml 100 derece viski ve 60 ml rakıda bulunur.)
    Kolesterolü dengelemek için katı yağlar yerine sıvı yağ kullanılmalı; sebze, meyve ve hububata ağırlık verilmelidir. Ayrıca kızartma ve kırmızı etten kaçınmak gerekir.

    Haftanın besini
    YABANMERSİNİ
    C ve A vitamini yönünden zengin olan yabanmersini, gözün ışığa duyarlılığını artırır, gözün değişen ışık kaynaklarına adaptasyonunu sağlar ve gece şartlarında görüşü kuvvetlendirir. Ayrıca kabızlık ve mide bulantısını önler, adet kanamalarını düzenler, damar sertliğine neden olan kan hücrelerinin atardamar duvarlarına yapışmasını engeller, damar sertliğinden korur, cildi besler, kan şekerini düşürür ve kanseri önler.

    Selülitle baş etmenin yolları

    Selülitle baş etmenin yolları

    Yaz mevsimi yaklaştıkça üstümüzdeki ağırlıktan kurtulmak için büyük bir çaba harcıyoruz. Sadece palto ve kazakları değil, bacak ve kalçalarda oluşan selülitlerimizi de gardıroba kaldırabilsek ne güzel olurdu, değil mi? Bunu yapamayacağımıza göre selülitle baş etmenin yollarını öğrenmeye ne dersiniz?

    TAYLAN KÜMELİ // bir kibrit kutusu lezzet

    Özellikle kadınlarda görülen ve deri altı yağ hücre gruplarının kan ve lenfatik dolaşımını bozmasıyla oluşan selülit, deride çöküntülerle ve portakal kabuğu görünümüyle kendini gösteriyor. Selülit daha çok ergenlik, hamilelik ve menopoz gibi hormonların daha çok değişime uğradığı dönemlerde ortaya çıkıyor olmasına rağmen, kişinin genetik yapısı, metabolizma hızı, dolaşım sistemi, sindirim ve boşaltımda yaşadığı sorunlar, doğum kontrol hapları, alınan hormon ilaçları, dengesiz ve düzensiz beslenme, aşırı hareketsizlik, stres, sigara ve
    alkol tüketimi de selülit oluşumunda etken faktörlerdir.
    Sıklıkla bölgesel olan selülit, kilolu, zayıf, balık etli, uzun, kısa her yaştaki erişkin kadında görülebiliyor. Selülit nadiren erkeklerde de oluşuyor, ancak kadınlarda daha büyük sorun olması, östrojen hormon düzeyinin onlarda daha fazla olmasıyla ilgili. Selülitin tek nedeni östrojen değil; başka tetikleyiciler de var. Sigara damarların en büyük düşmanı. Güçlü bir damar daraltıcı özelliğe sahip olan sigara, cildin yeterince beslenmesini engelleyerek selülite neden oluyor. Hareketsiz yaşam biçimi, sürekli bacak bacak üstüne atarak oturmak, çok dar pantolon ve diz altı çorap giymek de dolaşım sistemini ve lenf sisteminin düzenli çalışmasını engelleyerek selülite yol açabiliyor. Bunlar, kişinin yaşam tarzı ve alışkanlıklarına bağlı etkenler. Ancak selülitin, kan dolaşımındaki bozukluklar, ailesel yatkınlıklar ve hormonal etkenler gibi elimizde olmayan nedenleri de var. Beslenme ve yaşam biçimi sağlıklı bir şekle dönüştürüldüğünde, selüliti azaltacak yoğun tedavilere genellikle gerek kalmıyor.
    Selüliti önlemek için ilk alınacak önlem, sigarayı bırakmak. Düzenli spor yapmak yalnızca genel vücut sağlığı için değil, selüliti önlemek için de çok önemli. Günde 30-60 dakika yapılan yürüyüş, bisiklete binmek veya merdiven inip çıkmak kan dolaşımını düzenleyerek selülit oluşumunu engelliyor. Yalnızca kilo vererek selülitten kurtulmak mümkün değil. Beslenme alışkanlığını değiştirip, bilinçli beslenmeye geçmek önemli. Beslenme ne kadar tek yönlü olursa, selülit de o kadar çabuk oluşuyor. Özellikle fast food ve hazır yemekler dokuları kötü yönde etkiliyor. Hayvansal yağlar, fazla şeker ve tuz da oldukça zararlı. Bunlar yağ hücrelerini şişiriyor, dokularda su birikmesine yol açıyor ve vücudun atıklardan temizlenmesini önlüyor. Günlük beslenme programında tuz, şeker ve yağdan fakir, sebze ve meyvelerden zengin bir diyet kan dolaşımını artırıp bağırsakların düzenli çalışmasını sağlıyor. A ve C vitamini alımını artırmanın selüliti azalttığı düşünülüyor. Bu nedenle, mutlaka günlük meyve tüketimine özen göstermek gerekiyor. Bol lifli gıdalar ve çinko alımı da selüliti engelliyor. Selülit önlemekte bol su içmek de önemli. Su, idrar oluşumunu artırarak vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlıyor.


    Alınacak önlemler
  • Günde en 2,5 litre su içilmeli.
  • Rafine şekerlerden uzak durulmalı ve günlük tuz tüketimi azaltılmalı.
  • Yemeklerde kullanılan yağ miktarı azaltılmalı.
  • Alkol, sigara, koyu çay-kahve ve gazlı içeçek tüketimi minimuma indirilmeli.
  • Yemekleri pişirirken kızartma yerine haşlama ya da buğulama yöntemi tercih edilmeli.
  • Mümkün olduğunca mevsiminde ürünler tüketmeye özen göstermeli, dondurulmuş ve konserve ürünlerden kaçınılmalı.
  • Metabolizmanın düzenli çalışması için öğün atlamamaya özen gösterilmeli.
  • Çok sık kilo alıp vermekten kaçınılmalı.
  • Günlük alınan posa miktarı artırılmalı, posanın en iyi kaynakları sebze, meyve ve kurubaklagiller mutlaka beslenme sisteminin içerisinde yer almalı.



    Kafeine duyarlılık kişiden kişiye değişir

    Kafein merkezi sinir sistemini uyaran bir tür maddedir. Kana mideden karışır.
    15 dakika sonra etkileri hissedilir hale gelir. Kahve, çay, kola, çikolata, bazı uyarıcı haplar, bazı ağrı kesiciler ve çeşitli reçeteli ilaçlarda bulunmaktadır. Kafeinin kısa dönemde yaygın olarak hissedilen etkileri, vücudun enerji seviyesinin artması, uyanık ve dinç olma durumu, keyif ve rahatlık hislerinde artıştır. Bu madde bazı ağrı kesiciler ve migren ilaçları ile birleştiğinde ise ilaçların tepki süresini ve etki alanlarını artırır. İlaç kullanımı sırasında kafein alım miktarına çok dikkat edilmelidir. Bu maddeyi içeren diğer besin maddelerive içeceklerde bulunan kafein miktarları iyi hesaplanmalı hatta bir uzmana danışılmalıdır.
    Kafeine karşı duyarlılık; tüketim sıklığı, düzenli olarak alınan miktar, vücut
    ağırlığı ve fiziksel koşullar gibi pek çok etmene bağlıdır. Kişisel duyarlılığın yanı sıra hamileler, çocuklar ve yaşlılar tüketilen kafeinin kısıtlanmasının gerektiği grup içersindedir. Kafeinin normal miktarı kişiye göre değişir. Pek çok çalışmada, yetişkinler için güvenli olarak tüketilebilecek kafein miktarı günde
    300 mg. (yaklaşık üç-dört fincan kahve ya da beş-altı büyük bardak çay) olarak belirlenmiştir.
    Düzenli olarak kullanılan kafeinin kesilmesiyle kişide ortaya çıkabilecek belirtiler şunlardır: Baş ağrısı, yorgunluk, halsizlik, uykusuzluk veya uykulu olma hali, konsantrasyon eksikliği, işte karşılaşılan zorluklar (motivasyon ve dikkat eksikliği, düşük performans), huzursuzluk (mutsuzluk, can sıkıntısı, huysuzluk, diken üstünde olma), depresyon (üzüntü, halsizlik, endişe, isteksizlik, küskünlük), sinirlilik, mide bulantısı, kusma, eklem ağrıları.


    Haftanın öğüdü

    Özellikle yaz sıcaklarının yoğunlaştığı bugünlerde vücudumuzdan su kaybı artıyor. İnsan bedeninin yüzde 60-70'i sudur ve bu suyun üçte ikisi hücreler içinde, geri kalanı dokular arası sıvıda ve kanda bulunur. Su yaşamımız için çok önemlidir. Bir insan yemek yemeden dört hafta yaşayabilirken, su içmeden yaşayabilme süresi ise sadece üç-dört gündür. Eğer vücutta az su bulunursa, kanın yoğunlaşmasına yol açıyor ve bu da organlara çok az miktarda oksijen ve besin maddesi taşınmasına neden oluyor. Eğer aşırı miktarda su içilirse, bu da vücut için olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Çünkü bu durumda böbrekler aşırı çalışıyor ve sık sık tuvalete çıkılmasına neden oluyor, bunun sonucunda da vücudumuzdan kalsiyum minerali atılıyor. Vücudunuzun su alımının yeterli olup olmadığını anlamanın en etkili yolu, idrara dikkat etmektir. Açık renkli idrar, su ihtiyacını doğru karşıladığınızı gösterir. Eğer idrarınız koyu renkli ise,
    bu yeterince su alınmadığı anlamına gelir.
    Suyun vücudumuza faydaları: Besinlerin sindirimi, emilimi ve metabolizma sonucu oluşan artık ürünlerin atılması için gereklidir. Hücre ve kas dokularını
    güçlendirir, cildi gerginleştirir, parlaklık kazandırır, vücudun ısı ve tuz dengesini sağlar.



    İçildikçe inceltiyor
    Zayıflamak ya da kilosunu korumak isteyenler için bir içecek geliştirildi. Mincifluid adlı suyun içinde
    10 çeşit bitki bulunuyor. Hedefi fazla yağları vücuttan atmak ve selüliti önlemek. Vücudun su tutmasını engellediği söylenen Mincifluid'un tokluk hissi yarattığı da iddia ediliyor. Yemek sırasında içilmemesi tavsiye edilen bu su, öğün aralarında tüketiliyor. Dokuz gün içinde etkisini gösterdiği belirtiliyor. Her gün yarım litrelik bir şişenin yudum yudum içilmesi ve en az 14 şişe tüketilmesi gerektiği söyleniyor. Fransa'da noter huzurunda yapılan bir araştırmaya göre 14 gün boyunca yarım litre Mincifluid içen 25 kadının yüzde 80'i bel çevresinden 2,21 santim, yüzde 88'i kalça çevresinden 1,94 santim, yüzde 84'ü baldır çevresinden 1,57 santim incelmiş. Türkiye'de de eczanelerde reçetesiz satılan suyun dokuzluk paketinin fiyatı 85,55 YTL.

    14 günde daha az kırışık
    Amway'in Artistry serisinin gece bakım ürünü Time Defiance Yoğun Onarım Serumu'nun cildin çevresel streslere verdiği yaşlanma tepkisini geciktirdiği doğal onarım mekanizmasını da destekleyerek kırışıklık ve yıpranmalara karşı gözle görülür derecede iyileşme sağladığı belirtiliyor. İçerdiği özel antioksidanlarla belirtilerini tersine çeviren serumun üç ayda bir iki haftalık kür olarak kullanılması öneriliyor.
  • Bağırsaktaki sorunları spor yaparak aşın

    Bağırsaktaki sorunları spor yaparak aşın

    Kabızlığın en önemli nedeni hareketsizliktir. Sabahları 15 dakika aerobik yapmak bu sorunu ortadan kaldırır

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Kabızlık 3 temel tipe ayrılabilir. Birincisi, merkez sinir sisteminin bozulmasına bağlı olarak oluşur. İkincisi, dışkılama refleksindeki aksamadan kaynaklanır. Üçüncüsü ise, mekanik kabızlıktır. Kabızlığa yol açan başlıca nedenler şunlardır:
  • Yanlış beslenme,
  • Egzersiz yapmamak,
  • Stres ve depresyon hali,
  • Seyahat,
  • Ateş, uzun süren yatak istirahati, karın ameliyatları,
  • Gebelik,
  • Sakinleştirici ilaçlar, alüminyum mide asidini giderici ilaçlar, kalsiyum içeren ilaçlar,
  • Alzheimer, Parkinson, omurilik zedelenmesi, felç gibi sinir sistemi hastalıkları,
  • Fazla alkol ve kafeinli içeceklerin kullanımı,
  • Laksatif ilaçların uygun olmayan kullanımı.


  • Yürüyüş de faydalı
    Kabızlığın önüne geçmek için yapılacak en önemli şey, öğün atlamamak ve yemekleri küçük lokmalar halinde, yavaş yavaş çiğneyerek yemektir.
    Bağırsaklar için günün en önemli zamanı sabahın ilk saatleri olduğu için özellikle kahvaltı atlanmamalıdır. Yataktan kalkınca beyin, kalın bağırsağın duvarındaki kaslara 'uyan' mesajı yollayarak kasılma işlemini başlatır.
    Egzersiz yapmak da çok önemlidir. Özellikle; yürüyüş, aerobik ve yer hareketleri kalın bağırsağın kasılmalarını kolaylaştırır.
    Haftada en az 3 kere yarım saat tempolu yürümek veya sabah kahvaltıdan önce 15 dakika aerobik ya da yer hareketleri yapmak karın kaslarınızın çalışmasını sağlayarak kabızlık probleminin önüne geçecektir.

    Bunu biliyor muydunuz?
    Sinemaki, kabızlığı giderici, müshil etkisi yaratan bir bitkidir. Bitki, kalın bağırsaklarda sıvı ve mineral salgılanmasını artırıcı etki yapar, bunların geri emilimini engeller.

    Yediklerinizle kabızlığı önleyin
    Kuru meyveler hayat kurtarır
  • Bol su ve bitki çayı için,
  • Kepekli ürünleri tercih edin,
  • Kuru erik, kuru incir ve kuru kayısı yiyin,
  • Kök sebzelerden havuç, kereviz ve turp; yapraklı sebzelerden roka, lahana, ıspanak, maydanoz, dereotu ve marul tüketin,
  • Tahıl ve baklagil grubunu ihmal etmeyin,
  • Meyve tüketimini artırın,
  • Bağırsakları çalıştırıcı özelliği olduğundan probiyotik yoğurtları tercih edin,
  • Keten tohumu kullanın,
  • Fındık, ceviz ve badem tüketin.


  • Bağırsak sorunu yaşamamak için ilaç gereksiz, çözüm elinizde

    Bağırsak sorunu yaşamamak için ilaç gereksiz, çözüm elinizde

    Özellikle orta yaşlarda görülen Iritabl Bağırsak Sendromu (IBS), sindirim sistemiyle ilgili bir sorun olduğu için yedikleriniz çok önemli. Yaşam tarzınızı ve beslenme biçiminizi kontrol etmenizde fayda var

    TAYLAN KÜMELİ

    Iritabl bağırsak sendromu en sık görülen sindirim sistemi bozukluğudur. Endüstrileşmiş ülkelerde yaklaşık 5 kişiden birinde bu rahatsızlık bulunmaktadır. Mide ülseri ya da artrit gibi hastalardan farklı olarak, kişide IBS olup olmadığını gösterecek herhangi bir test bulunmamaktadır. Belirtileri kişiden kişiye değişmekte; karın ağrısı ve rahatsızlık, kabızlık ve / veya ishal, şişkinlik ve aşırı gaz, dışkıda mukus yapı, bağırsakların tam boşaltılamadığı hissi, sık idrara çıkma isteği, yorgunluk, sırt ve bel ağrısı, nefes darlığı görülebilmektedir.
    İBS'lilerin yüzde 40'ı 35-50 yaş arasındadır, yaşlandıkça belirti sıklığı azalır. Sorunu ortaya çıkaran nedenlerin psikolojik, fizyolojik unsurlar ve beslenme şeklinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Sindirim sistemiyle ilgili bir bozukluk olduğu için yiyeceğin çok önemli rolü vardır. Posadan (liften) yetersiz beslenme, belirli yiyeceklere karşı hassasiyet, enfeksiyonlar, antibiyotik kullanımı, stres, adet görme ve sigara da bu hastalığın seyrini etkilemektedir.
    Belirtilerin şiddetini azaltmak ve tekrarlanmasını önlemek için yaşam tarzınızı ve beslenme şeklinizi değiştirmeniz gerekiyor.



    Prebiyotik yoğurt pek çok sıkıntınızı yok edebilir
    Probiyotik ve prebiyotik yoğurt düzenli olarak tüketildiğinde içindeki yararlı bakteriler sayesinde vücudun mikroplara karşı direncini artırarak bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Prebiyotikler bağırsaklarda bulunan yararlı bakterilerin gelişimini artırıyor. Bağırsakta uygun ortamın sağlanmasına yardımcı oluyor. Böylelikle ishal, kabızlık, irritabl bağırsak sendromunu iyileştirici etki gösteriyor. Bağırsakta uygun ortamın olması kalsiyum, magnezyum, demir ve çinko gibi önemli minerallerin emilimini artırıyor.


    Bu hastalıktan az etkilenmek için yapmanız gerekenler
    Az az ve sık sık yiyin: Öğünlerinizin sayısını artırın ama az yiyin. Bir anda çok miktardaki yiyecek girişi, sindirim sisteminizi zorlayabilir. Akşam yemeği en hafif yemek olmalı. Akşam yemeğini yatmadan en az dört saat önce yemeye gayret edin. Vücudunuzun yediklerinizi sindirmek için zamana ihtiyacı var. Ayrıca bu daha iyi uyumanızı sağlayacak.
    Öğünlerinizi atlamayın: Düzenli yemek bağırsakların da düzenli çalışmasını sağlamaktadır.
    Posadan zengin yiyecekler tüketin: Posa yani lif bakımından zengin yiyeceklerin tüketimi rahatsızlıkların azalmasını sağlıyor. Sağlıklı bir insanın günde 25-30 gr. posa alması gerekiyor.
    Gaz yapan ve size dokunan yiyeceklerden uzak durun: Kurubaklagiller, lahana, brüksellahanası, bezelye gibi gaz yapan yiyecekleri az tüketin. Eğer size dokunan bir yiyecek varsa, o yiyeceği belirleyip ya yememeniz ya da azaltmanız gerekebilir.
    Günde 2-2.5 lt. su için: Su kabızlığı önlemede en önemli faktörlerden biridir.
    Her gün bir kase probiyotik yoğurt yiyin: Bağırsaklarımızda sindirime yardımcı olan ve bağırsakların sağlıklı kalmasını sağlayan yararlı bakterilerin yanı sıra zararlı bakteriler de var. Bağırsaklarda yararlı bakteri sayısını artırıp dengeyi sağlamak için en kolay yol her gün bir kase probiyotik yoğurt yemek.
    Nane, papatya, rezene çayı için: Sindirime, şişkinliğe ve gaza karşı etkili olduğu bilinmektedir.
    Yürüyüş yapın: Düzenli spor yapmak IBS belirtilerini azaltmaktadır, günde en azından yarım saatlik yürüyüşün bile etkisini göreceksiniz.
    Sigara ve alkol tüketmeyin: Nikotin ve alkol bağırsak hareketlerini negatif etkilemektedir. Bırakamıyorsanız en azından azaltmaya çalışın.
    Bu yiyeceklerden mümkün olduğunca uzak durun: Beyaz ekmek, beyaz makarna, bisküviler, kurabiyeler, kekler, börekler, mısır, yulaf, peynir, süt, yumurta, çay, kahve, kolalı içecekler ve gazozlar, çikolata, aşırı şekerli yiyecekler, mayalı yiyecekler, şekerli meyve suları ve aşırı baharatlı yiyeceklerin tamamının veya birkaçının tüketimi IBS'ye neden olabilmektedir.
    Doktor kontrolünü ihmal etmeyin: IBS uzun süreli bir sorundur. Belirtiler gidip gelse de kalıcı bir tedavi söz konusu değildir. Durumunuza tanı konulduktan sonra kontrol için tekrar doktora gitmeniz gerekebilir.


    Haftanın besini

    Rezene vücut sıvılarını dengeler
    Rezene balgam söktürücü, diüretik (idrar söktürücü), süt gelişini artırıcı, hazmettirici, gaz söktürücü, yatıştırıcıdır. Ayrıca ağrı kesici, ateş düşürücü ve antimikrobial etkileri de rapor edilmiştir. Östrojen benzeri etkileri saptanmıştır. Rezene meyveleri müsilaj, şeker, nişasta, tanen, sabit ve uçucu yağlar taşır.
    Bronşitte, öksürük nöbetlerinde, mide-bağırsak gazlarında, çocuklardaki kolik tarzı gaz sancılarında, irritabl kolon sendromunda kullanılır. Özellikle tohumlarının süt gelişini artırıcı etkisi çok kuvvetlidir. Bir fincan suda kaynatılan bir tutam rezene tohumu, çay kaşığıyla bebeğe birer yudum içirilince operasyon tamamlanıyor. Almanya'da ilaç olarak kullanımı onaylanmış bir bitki olan rezene, potasyum ve sodyum açısından çok zengin. Vücut sıvılarının dengelenmesindeki etkisi de bu sodyum-potasyum beraberliğinden kaynaklanıyor. Hazmı kolaylaştırıcı olmanın ötesinde açlığı giderici bir etki de yaratan rezene, mide guruldamalarının en doğal çaresi olarak öneriliyor. Rezene sadece bedenin değil ruhun da beslenmesine yardımcı oluyor. Teskin edici etkisiyle sinirleri yatıştırıp mutlu kılıyor.
    Bilinen bir yan etkisi bildirilmemekle birlikte hamilelikte kullanımı önerilmez.





    Tiroit bezi sorunu kadınlarda daha sık

    Tiroit bezi sorunu kadınlarda daha sık

    Tiroit bezine bağlı sağlık sorunları kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülüyor. Bu nedenle kadınların, herhangi bir şikayetleri olmasa bile, belli aralıklarla tiroit hormonu ölçümleri yaptırması gerekiyor

    TAYLAN KÜMELİ // bir kibrit kutusu lezzet

    Vücudun temel işlevlerini yöneten tiroit bezine ait sorunlar erkeklerden çok kadınlarda görülüyor. Tiroit bezi boyunda hemen gırtlağın altına yerleşmiş ve elle hissedilebilen iki ayrı lobdan (bölümden) oluşmuş, kalkana benzeyen (Tiroit, Latincede kalkan anlamına gelir) bir salgı bezidir. Besinlerle aldığımız iyotu kandan çekerek içinde depolar. İyot, T3 ve T4 olmak üzere iki ayrı şekilde bulunan tiroit hormonlarının yapısında yer alan önemli bir maddedir. T4, T3'ten daha fazla salgılanmasına karşın kanda ve dokularda T3 hormonuna dönüşür ve neredeyse tüm tiroit hormonu işlevleri esasen T3 tarafından gerçekleştirilir.
    Tiroit hormonları gerek diğer hormonların yapımında gerek hücre büyümesi ve çoğalmasında metabolizmanın normal işlemesi açısından vazgeçilmez hormonlardır. Ateşli hastalıklar, ağır hastalıklar, beslenme bozuklukları, stres gibi durumlarda vücut enerji tasarrufu yapmak zorundadır ve bunu kandaki tiroit hormonu seviyesini azaltarak gerçekleştirir. Tiroit hormonlarının azalması vücut işlevlerinin, yani metabolizmanın, olay devam ettiği sürece yavaşlamasını sağlar.

    Tiroit bezinin az çalışması (Hipotiroit)

    Tiroit bezinin büyüdüğü durumlara guatr adı verilir. Guatr en sık, gıdalarla alınan iyotun yetersiz olmasına bağlı olarak gelişir. Bu guatr şekli ek iyot alınmasıyla (genellikle iyotlu sofra tuzu şeklinde) kendiliğinden düzelir. Diğer guatr şekilleri ise tiroit bezi içinde kütle oluşumlarına veya başka nedenlere bağlı olarak oluşabilir.
    Tiroit bezinin az çalışması durumunda ise bez tahribat gördüğü için işlevlerini daha az yerine getirmektedir. Hipotiroit gelişme riski her yaşta var olmasına karşın risk yaş ilerledikçe artar ve 60 yaşından sonra yüzde 2-4 oranında hipotiroit görülür. Kolay tanı konması, tarama yönteminin ucuz ve oldukça hassas olması ve durumun kolay tedavi edilebilir olması nedeniyle günümüzde hiçbir şikayet olmasa dahi 35 yaşından itibaren beş yılda bir, 60 yaşından sonra iki yılda bir hassas ölçümlerle tarama yapılması önerilir.
    Hipotiroitin üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen belirtisi adet düzensizliğidir. Gecikmeli adet görme veya uzun süreli adet görememe direkt hipotiroite bağlı olabilir. Hipotiroitte görülen belirti ve bulgular metabolizmanın azalmasına bağlıdır ve hemen tüm organların işlevleri yavaşlamıştır. Kabızlık (bağırsak hareketlerinin yavaşlaması), soğuğa tahammülsüzlük (metabolizmanın yavaşlamasıyla ısı üretiminin azalması), zihinsel işlevlerin yavaşlaması (unutkanlık, uykuya eğilim, yavaş konuşma), kolay yorulma, nabzın yavaşlaması (kalbin az çalışmasına bağlı) gibi.
    Günümüzde tiroit hormonu eksikliğinin tedavisinde T4 hormonunun sentetik olarak üretilmiş ve tablet haline getirilmiş şekli kullanılıyor. Tedavi hormon seviyesinin düşüklüğüne göre belirleniyor.

    Tiroit bezinin fazla çalışması (Hipertiroit)

    Hipertiroit de sık rastlanan bir durumdur. Üreme çağındaki kadınlarda adet düzensizliği belirtileri genellikle geri plandadır ancak gecikmeli adet görme veya uzun süreli adet görememe hipertiroit durumunda da söz konusu olabilir. Hipertiroitte organların işlevleri hızlanmıştır. Bunun neticesinde ellerde titreme, sıcağa tahammülsüzlük, sinirlilik ve hassasiyet, kilo kaybı, aşırı terleme, nabzın hızlanması ve çarpıntı, ishal görülür. Ayrıca çeşitli göz bulguları (gözlerin ileri doğru çıkması, göz kapağının düşmesi gibi) ve guatr gelişimi (tiroit bezinin büyümesi) söz konusu olabilir.
    Hipertiroit tedavisinde fazladan üretilen tiroit hormonlarının dokulara etkisini gideren ilaçlardan faydalanılabilir. Ama ideal tedavi yöntemi hormon üretimini azaltan ilaçlarla yapılır. Menopoz döneminde nispeten sık görülen hipertiroit, bu dönemde zaten artan kemik erimesi riskini daha da artırır. Bu nedenle hipertiroit tedavisinin etkili bir şekilde yapılması son derece önemlidir.


    Haftanın sağlık öğüdü

    İyotlu tuz
    İyot, boynumuzda bulunan tiroit bezinden hormon salgılanması için çok önemli olan bir mineraldir ve guatrın önlenmesinde en iyi yöntem olarak tuzun iyotlanması benimsenmiştir. Günlük iyot kullanımı ortalama 100-300 mikrogram olmalıdır. Vücudumuzun gelişmesi, beyin ve sinir sistemimizin çalışması, aktivitelerimizin ve vücut ısımızın sürmesini sağlayan tiroit bezi hormonlarının yapımı için iyot gereklidir. Nodüler guatrı, hipertiroiti, hipotiroiti olanlar iyotsuz tuz yemelidirler çünkü iyotlu tuz yediklerinde hastalıkları şiddetlenmektedir. İyot yetersizliği gebelerde düşük, bebeklerde zeka geriliği, cücelik, yetişkinlerde guatr, sinir sistemi dejenerasyonuna neden olabiliyor.


    Haftanın besini

    LAHANA
    B, C, E vitamini ve potasyum açısından zengin olan lahana mide ve bağırsakların iç yüzeyini koruyarak, oralardaki yaraların iyileşmesini sağlar. İçeriğindeki kükürt ile kanı temizleyip cildi güzelleştirdiği, idrar söktürdüğü, vücuttaki suyu ve zehirli maddeleri idrarla dışarı attığı biliniyor. İçerdiği selenyum ile yaşlanmayı önleyici ve kalp krizine karşı koruyucu özelliği de bulunuyor. Kansere karşı etkili olduğu bilinen sebzelerin başında gelir. Özellikle meme ve rahim kanserine karşı etkilidir. Kandaki şeker miktarını düşürür, şeker hastalarının sıklıkla yemeleri gereken bir besindir.


    Emzirmek, kan şekerini dengeler

    Emzirmek, kan şekerini dengeler

    Diyabet hastası kadınlar, gebe kalmadan 3 ay önce metabolik kontrollerini yaptırmalı. Kan şekeri kontrolünün sağlanması için de bebeğini emzirmeli

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Bu yıl 41'incisi düzenlenen Ulusal Diyabet Kongresi'nde diyabet hastalarının en çok kalp hastalıkları nedeniyle hayatını kaybettiği ve diyabet rahatsızlığı olan bireylerin kardiyovasküler hastalıklara yakalanma riskinin olmayanlara göre 34 kat daha fazla olduğu vurgulandı. Buna yol açan en önemli risk faktörlerinin ise obezite ve hareketsizlik olduğu belirtildi. Risk yaratan faktörleri genel olarak şöyle sıralayabiliriz:

  • Kötü huylu kolesterolün ( LDL ) yüksek olması,
  • İyi huylu kolesterolün ( HDL ) düşük olması,
  • HbA1C ( kan şekerinin son üç aydaki durumunu gösteren ölçüt ) değerinin yüksek olması,
  • Kan basıncının yüksek olması,
  • Trigliserid düzeyinin yüksek olması...


  • Kan şekeri takibi çok önemli
    Çoğunlukla Tip2 diyabet rahatsızlığı olan kişilerde görülen kardiyovasküler hastalık riskinin belirlenmesinde 'Tokluk Kan Şekeri'nin önemli bir rol oynar. Tedavi kapsamında, tokluk ve açlık kan şekeri takiplerinin düzenli yapılması gerekir. Kişinin kalp hastalığı varsa ve aynı zamanda şeker hastasıysa, LDL kolesterol değerinin 70 ve altına indirilmesi gerekir. Bununla birlikte HbA1C değerinin de %6,5'in altına çekilmesi önerilir.
    Genellikle 35 yaş ve üzerinde olanlar ile 4.5 kg ve üzeri çocuk doğuranlarda görülen gebelik diyabeti de kongrede değinilen konu başlıklarından biriydi. Son gelişmelere göre, diyabet hastası bir kadın, gebe kalacaksa 3 ay öncesinden metabolik kontrollerinin yapılması ve HbA1C değerininde %6'nın altında olması hedefleniyor. Ayrıca bu bireylerde Tip2 DM gelişme riski %50 olduğundan doğum sonrası ideal kilosunun korunması ve sağlıklı beslenme planının hayata geçirilmesi çok önemli. Öte yandan uzmanlar, doğum yapan annenin emzirmesini tavsiye ediyor, çünkü böylece annede kan şekeri kontrolü kolayca sağlanıyor.

    Bunu biliyor muydunuz?
    Krom bakımından zengin bir diyet, insüline bağımlı olmayan ve yetişkinlikle ortaya çıkan TİP 2 şeker hastalığını önlemede son derece etkili olabiliyor.

    Haftanın bilgileri
    Âdet dönemi ağrılarına E vitamini
    Kalp hastalıklarına karşı koruyucu özelliği bulunan E vitamini, kadınların en büyük kâbusu olan regl (âdet) öncesi sancıları da önler. E vitamininin, özellikle mensturasyon öncesi alımı öneriliyor.

    Bağışıklık sistemi için çinko şart
    Sürekli bir hava değişikliği yaşadığımız şu son günlerde güçlü bir bağışıklık sistemi için çinko minerali çok önemli. Çinko; peynir, yumurta, mısır, Brüksel lahanası ve brokolide bulunmaktadır.

    Haftanın besini
    Bilim adamları, yemeklere eklenen az miktarda tarçının, kandaki şeker düzeyini belirgin şekilde düşürdüğünü söylüyor. Diabetes Care dergisinde yayımlanan habere göre, çaya atılan bir tarçın kabuğu bile, şeker hastalarının insülin değerlerini düzenlemeye yetiyor.

    Metabolizmamızı nasıl hızlandırabiliriz?

    Metabolizmamızı nasıl hızlandırabiliriz?

    Yavaş metabolizmalı kişiler daha kolay kilo alır. Metabolizmayı hızlandırmak için düzenli olarak egzersiz yapmak ve kas dokusunu rtırmak şart

    TAYLAN KÜMELİ // bir kibrit kutusu lezzet

    Metabolizma, vücudun temel fonksiyonlarını devam ettirebilmek için bir günde ihtiyacı olan minimum enerji miktarıdır. Dinlenme anında vücudun kalori harcama hızına bakılarak ölçülür ve kişiden kişiye değişiklik gösterir. Yemek yeme, uyuma, temizlenme ve benzeri faaliyetler sırasında vücudumuz devamlı kalori yakar.
    Metabolizma vücut bileşimleri tarafından etkilenmektedir. Bu bileşimler, vücuttaki kas ve yağ dokularının birbirine oranıdır. Kaslar, vücutta yağlardan daha fazla kalori kullanır. Kaslı bir vücuda sahip kişilerin, daha az vücut yağına sahip oldukları için, daha hızlı metabolizmaları vardır. Örneğin aynı boy ve kiloda olan iki kişiyi ele alalım. Bunlardan düzenli olarak aerobik yapan, vücut geliştirme sporuyla ilgilenen, fitness ve benzeri aletli programları uygulayan kişinin vücut yağ oranı daha düşüktür. Diğeri ise hiçbir sportif aktivite yapmadığı için, vücut yağ oranı diğer kişiye oranla daha düşüktür, dolayısıyla metabolizma hızı da yavaştır. Başka bir deyişle, birinci kişinin vücut fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için, ikinci kişiden daha fazla kalori harcaması gerekmektedir.
    Metabolizma hızının kilo alıp vermede önemli etkisi var. Bazal metabolizma hızınız ne kadar düşükse, kilolu olma ihtimaliniz de o kadar yüksektir. Eğer hızlıysa şanslısınızdır, vücudunuz enerji sağlamak için daha hızlı kalori yakıyor demektir. Eğer yavaşsa çok fazla kalori almamalısınız, ihtiyacınızdan fazlası yağ olarak depolanacaktır. Kiloluysanız ilk işiniz metabolizmanızı hızlandırmak olmalı. Bunu yapmak için de kas dokusunu artırmanız gerekli. Kas dokunuz ne kadar fazlaysa metabolizmanız da o kadar hızlanır, ince kalma şansınız artar. 40 yaşından sonra kas dokusu azalmaya başlar. Bu nedenle düzenli egzersizle metabolizmayı hızlandırmak ve vücut fonksiyonlarının daha mükemmel olmasını sağlamak sağlıklı yaşam için bir koşuldur.
    Yavaş bir metabolizmaya sahip olduğunuzda üşüme, kuru bir cilt, yavaş nabız, düşük tansiyon ve peklik gibi birçok rahatsızlığı da kabullenmiş olmaktasınız.
    Metabolizma hızınızın artması için protein ağırlıklı bir diyet etkili olacaktır. Özellikle süt ürünlerinde bulunan konjuge linoleik asit vücutta kas dokusunu artırdığı için metabolizmayı da yüzde 10 oranında hızlandırıcı özelliğe sahiptir. Acı soslu bir yemek yedikten sonra yaklaşık iki-üç saat içinde de metabolizma hızının yüzde 50 oranında artması mümkündür. Bu etki acının kalp basıncını artırmasından kaynaklanır. Kafein içeren içecekler de adrenalin seviyesini ve beraberinde kalp basıncını artırarak metabolizmayı hızlandırır. Yeşil çay ise kalp basıncını artırmadan metabolizmayı hızlandırır.
    Eğer iyot eksikliğine bağlı tiroitle ilgili bir probleminiz varsa tiroksin hormonu senteziniz de düşük olacaktır. Bu da metabolizmanızın düşmesine neden olur; bu durumda iyot seviyenizi artıracak deniz mahsulleri ve süt diyetinizde yer almalıdır.


    Haftanın sağlık öğüdü

    Yeşil çay her derde deva
    Araştırmalara göre, günde dört bardak yeşil çay içmek kalp-damar hastalıkları ve kanser riskini azaltıyor, diş çürümelerini ve kemik erimesini önlüyor, merkezi sinir sistemini uyarıyor, yaşlanmayı geciktiriyor. Kolesterol ve yağ değerlerini iyileştirerek tansiyonu ve kan şekerini ayarlıyor. Böylece kişiyi damar sertliğinden koruyor. Kılcal damarları büzerek ödem oluşmasını önlüyor. Bakteriler ve grip virüsüyle savaşıyor. Ağız, yutak, mide ve bağırsak mukozasındaki ödemi azaltıyor. Migreni geçiriyor. İdrar söktürücü özelliğinden dolayı zayıflama rejimlerinde yardımcı oluyor. Ayrıca stres, aşırı çalışma, huzursuzluk gibi farklı nedenlerden kaynaklanan yorgunluk ve uyku halini ortadan kaldırıyor.


    Haftanın besini

    KUŞKONMAZ
    A, B1 ve C vitaminleri açısından zengin olan kuşkonmazın terlemeyi sağlayarak gözeneklerin açılmasını, vücudun fazla suyunun atılmasını, kansızlık ve gribi önleyici, romatizmal hastalıkları giderici, solunum yolu, karaciğer, böbrek ve mesane hastalıklarını tedavi edici özelliği bulunmakta. Kuşkonmaz ayrıca kalp çarpıntısına iyi gelir. Osteoporozu önlemeye katkıda bulunur. Antistres hormonların oluşmasına ve kanseri önlemeye yardımcı olan kuşkonmaz bağışıklık sistemini güçlendirir. Ama çiğ olarak yenilirse alerji yapabilir, böbrek taşı ve kumu olanlarda rahatsızlık verebilir.

    Vejetaryenseniz bol soya fasulyesi yiyin

    Vejetaryenseniz bol soya fasulyesi yiyin

    Etin yanı sıra süt, yumurta gibi hayvansal ürünleri de tüketmeyen vejetaryenler, protein açıklarını kapatabilmek için soya fasulyesini sofralarından eksik etmemeli

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    1997 yılı itibariyle ABD'de 14 milyon vejetaryen olduğu tespit edilmiştir ve bu sayı çığ gibi büyümektedir. İngiltere'de deli dana hastalığının ortaya çıkmasıyla haftada yaklaşık 28 bin kişinin vejetaryenler kervanına katıldığı tahmin ediliyor.
    Pek çok mineral ve vitamin, hayvansal gıdalardan karşılanır. Ancak bu, bitkisel bir beslenme biçiminin yetersiz olacağı anlamına gelmez. Bitkisel yiyecekler birbirini tamamlayacak şekilde tercih edilir, bir de yumurta ve süt gibi hayvansal besinler tüketilirse eksiksiz beslenmek olasıdır. Bunun yanında, bitkisel beslenmenin, hayvansal beslenme biçimine kıyasla bazı üstünlükleri olduğu da unutulmamalıdır. Örneğin, bitkisel besinlerdeki yağların hayvansal besinlerdeki gibi kolesterol birikimine yol açmadığı ileri sürülür.

    Vitamin desteği de lazım
    Ancak beslenme uzmanları, vejetaryenliğin yararları olduğu gibi bazı zararları olduğunu da belirtmektedir. Protein değeri yüksek olan eti tüketmeyip bunun eksikliğini başka protein içeren besinlerle kapatmamak bir süre sonra vücutta hasara neden olabilir. Etin dışında, süt ve sütlü ürünlerde, yumurta, baklagil, tahıl ve sebzelerde bolca protein bulunur. Hiçbir hayvansal ürünü tüketmeyen vejetaryenler, soya fasulyesini sofralarından eksik etmemelidir. Günde kilo başına 1 gram protein almaları gerekmektedir. Doktor kontrolünde B2, B12, demir ve çinkoyu tablet halinde almalarında yarar vardır. Bunun yanı sıra B vitaminleri ile güçlendirilmiş kahvaltılık tahıl ve buğday tüketmeleri faydalıdır.

    Demir eksikliği nasıl giderilir?

    Vejetaryenler dengeli beslenmedikleri takdirde demir eksikliği riski söz konusu olabilir. En kaliteli demir ette bulunur. C vitaminli besinlerle birlikte tüketildiğinde demir daha güçlü bir şekilde emilir. Vejetaryenlerin iyi bir demir kaynağı olan baklagil, yeşil yapraklı sebzeler, kuru meyveler, pekmez, yumurta, kuruyemiş ve soya ürünlerini tüketmeleri gerekir. Ancak yemeklerle birlikte tüketilen çay ya da kahve, demir ve çinko alımını azaltır. Bu içeceklerin yemekten 1 saat önce ya da 2 saat sonra içilmesinde yarar vardır.

    Haftanın besini
    Aspirin yoksa kirazı deneyin
    100 gramında 40 kalori bulunan, C, E vitaminleri ve potasyum bakımından zengin olan kirazın pek çok olumlu etkisi vardır. Kansere karşı koruyucu, kan dolaşımını hızlandırıcı, kolesterol seviyesini dengeleyici ve böbrekleri çalıştırıcı özelliği vardır. Gut hastalığına yakalanma riskini de düşürür. Ağrı kesici özelliği olan kiraz, Aspirin etkisi gösterir. 20 kirazda 12 - 25 miligram arasında antosiyanin bulunmaktadır, bu da bir aspirinden on kat daha etkilidir.

    Yeme bozuklukları

    Yeme bozuklukları

    Kimi yemek yemeyi reddeder... Kimi yediklerini suçluluk duygusuyla kusar... Kimi ise gece gündüz patlayıncaya kadar yer... Yeme bozuklukları günümüzün önemli sorunları arasında yer alıyor

    TAYLAN KÜMELİ

    Anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve atipik yeme bozukluğu (kontrolsüz yeme) en sık karşılaşılan yeme bozukluklarıdır. Genellikle sosyoekonomik düzeyi yüksek ailelerde görülürler. Şişmanlıktan korkulması, genç kızlarda mankenlere özenti, gelişim sorunları, psikolojik etmenler nedenleri arasındadır.
    Yeme bozuklukları daha çok genç kızlarda görülüyor. Ama dış görünüşün ön plana çıktığı oyunculuk, mankenlik, hosteslik gibi mesleklere mensup kişilerde ve son zamanlarda erkeklerde de bu soruna rastlanıyor.
    Zayıflık hastalığı olarak bilinen anoreksiya nervoza ve bulimia gibi yeme bozuklukları beyinde kalıcı hasarlar bırakabiliyor, kilo kaybıyla birlikte beyin kütlesinde de azalma ve beyindeki kimyasal reaksiyonlarda değişiklik olabiliyor.

    Anoreksiya nervoza
    Açlık hastalığı olarak da adlandırılan anoreksiyada, besin alımına, kiloya ve zayıflığa karşı takıntılı kişiler zayıf olsalar dahi yemek yemez ve aç olduklarını reddederler. Çok düşük kalorili beslendikleri için vücut ağırlıkları zamanla azalır. Bu bozukluk genellikle ergenlik döneminde başlar (ortalama 17 yaşında) ama nadiren 40 yaşın üzerinde de görülebilir.
    Anoreksiyalı bir kişi kilo almaktan korkar; şişmanlık onlar için kabus gibidir. Eski kilolarına ya da çevrelerinde görünüm olarak beğeni kazanan kişilerin kilosuna inmek için hedef belirler, gün içinde farklı zamanlarda tekrar tekrar tartılırlar. Toplum içerisinde ufak porsiyonlar tüketirler, aç olsalar bile tok olduklarını söylerler. Kısa sürede çok fazla kilo verirler. Normal miktarda besin tükettikten sonra mide bulantısı veya şişlik hissederler. Hiperaktif, depresif, korkak ve agresif olurlar. Gitgide sosyal çevrelerini kısıtlarlar. Sürekli spor veya ağır egzersiz yaparlar. Temizlik ve ders çalışmayla ilgili saplantılara rastlanabilir. Cinsel gelişimlerinde sorun olduğu gibi, beraberinde cinsel isteksizlik ve diğer cinsel sorunlar da gözlenebilmektedir.

    Bulimiya nervoza
    Bulimiya nervoza psikolojik kökenli bir hastalıktır. Anormal yeme alışkanlığı ile kendini belli eder. Hasta daha sonra kilo almayı önlemek için uygunsuz davranışlar gösterir, kusar, laksatif ve diüretik ilaçlar alıp, lavman yaparak yediği yiyecekleri çıkarır. Aç kalır ya da aşırı egzersiz yapar. Genellikle ergenliğin son veya erişkinliğin ilk dönemlerinde görülür.
    Bulimiyalı bir kişi kendini iyi hissetmediği, karmaşa ve stres içerisinde olduğu zamanlarda veya diyetlerden sonra aşırı açlık duygusuyla tıkınmaya başlar, rahatlama hissinden sonra suçluluk duygusuyla yediği yiyecekleri çıkarır. Yemekten sonra ortadan kaybolur ve genellikle banyoya gider. Hastalarda depresif belirtiler veya bozukluklar, yüzde 30'unda uyuşturucu madde veya alkol bağımlılığı görülebilmektedir. Mide asidinin ağza gelmesi ile diş çürükleri, mide delinmeleri, yaralar, adet düzensizlikleri görülebilmektedir.

    Atipik yeme bozuklukları
    Fazla ve kontrolsüz yeme:
    Kendini kontrol edemeden yeme bir hastalık sayılmaktadır. Aşırı kalorili yiyecekler birden tüketilir ama vücuttan atılmaz.

    Gece yeme sendromu:
    Hasta günlük enerjisinin en azından yüzde 25'ini akşam yemeği ile ertesi sabah arasında geçen sürede almaktadır. Kontrol edilemeyen aşırı yemek yeme nöbetleri vardır ve obezlerin neredeyse yüzde 30'unda görülmektedir. Hasta sabah uyandığı zaman iyi durumdadır; gün içinde ruhsal durumu bozulmaktadır.

    Tedavi aşaması
    Yeme bozukluklarının tedavisi zordur. Mümkün olduğunca çabuk profesyonel yardım alınmalıdır. En iyi tedavi yöntemi tıbbi, psikolojik ve beslenme konsültasyonunu içeren kombine bir çalışma ile gerçekleşmektedir.


    Haftanın besini
    KABAK

    Kabak soframızda birçok yemeğin malzemesi olan bir sebzedir. Yemeklik kabak ve balkabağı olmak üzere başlıca iki çeşidi bulunur. Sıcak ve nemli iklimde yetişen kabağın anavatanının Orta Amerika ve Meksika olduğu, buradan Kuzey ve Güney Amerika'ya; Amerika'nın keşfinden sonra da Avrupa'ya yayıldığı ileri sürülmektedir. Folik asit ve C vitamini bakımından zengindir. A ve B vitaminleri, ayrıca kalsiyum, magnezyum, fosfor, az miktarda sodyum ve yüksek oranda da potasyum mineralleri içerir. Bu yapısı sayesinde yüksek tansiyonu düşürücü etkide bulunur. Lif açısından zengin yapısıyla da mide ve bağırsaklar için de faydalı bir besindir.

    Canınız abur cubur isterse erik yiyin

    Canınız abur cubur isterse erik yiyin

    Abur cubur beslenme alışkanlığı, kalp damar hastalıkları ve obeziteye yol açar. Bunlardan kaçınmak için erik, vişne, salatalık ve domatese sığının

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Beslenme, sadece açlık duygumuzu bastırmak ya da canımızın istediğini yemek olarak tanımlanacak basit bir olay değildir. Bazı besinleri daha fazla tüketmek, bazılarını ise daha az tüketmek, genel sağlık açısından önemli değişiklikler yaratan adımlardır. Abur cubur beslenme alışkanlığı, çocuk ve gençler arasında yaygın olarak görülmekle birlikte aslında bu tip beslenme günümüz insanının hızlı yaşam temposu nedeniyle ortaya çıkmış, zamanla büyüyerek bir endüstri haline gelmiştir.

    Doymuş yağ tehlikeli
    Bu tip beslenmede, seçilen besinlerin içerdiği yüksek enerjinin yüzde 40 - 50'si yağlardan gelir. Bu yağın önemli bir miktarı doymuş yağ grubuna girer. Doymuş yağ miktarı yüksek besinlerin aşırı tüketimi ise, kalp damar hastalıklarına zemin hazırlar. Ayrıca obezite ve yüksek tansiyon riski oluşturur. Bu hastalıklar yetişkinlerde görülmesine karşın, temelleri çocukluk çağında atılmaktadır. Genellikle ayaküstü beslenmede tüketilen yiyecekler A, C vitaminleri ve kalsiyum açısından fakir, posa tüketimi yönünden yetersizdir, yağ ve tuz tüketimi ise yüksektir.

    Sütlü tatlı daha iyi
    Abur cubur tarzı atıştırmaları önlemek için öğün atlamamak çok önemli çünkü atlanan her öğünden, bir sonraki öğüne kadar çok acıkacaksınız ve karşınıza çıkan her yemeği zararlı zararsız, fazla az demeden tüketeceksiniz. Bu nedenle sık ama az az beslenmeli ve abur cubur besinleri atıştırmak yerine sebze (domates, salatalık, marul) ve meyve (ekşi tatları nedeniyle kan şekerini daha yavaş yükselttiği için yeşil erik ve vişne), kepek ekmekle peynir, ağır tatlılar yerine sütlü ve meyveli tatlılar tercih edilebilir. Ayrıca yağsız olmak şartıyla patlamış mısır da tüketebilirsiniz.

    Haftanın besini
    AYÇEKİRDEĞİ
    Ayçekirdeği iyi bir E vitamini kaynağıdır. Kolesterolü düşürür, damar sertliğini giderir. Yağ ve proteini en kaliteli türdendir. Beyin gücüyle çalışanların ve çocukların günde 50 gram yemesi tavsiye edilir. Hormonların dengeli çalışmasını sağlar. Kalp ve sinir hastalıklarını önler.

    Haftanın bilgileri
    Bitki çayı nasıl yapılır?
    Porselen demliğe önce çay yapacağınız bitkiyi koyun ve üzerine su ekleyin. Ancak taze kaynatılmış ve klorsuz su kullanının. Kaynatılan suyu 1 -2 dakika dinlendirin. Çayın demlenmesi için 2-5 dakika yeterlidir. Kök bitkilerden çay yapacağınız zaman, aynı miktarda su ve bitkiyi birlikte kaynatın.

    Hangi sebze neye iyi gelir?
    Demir yönünden zengin olan ıspanak, diğer yapraklı sebzelere nazaran daha çok protein içerir. Biberde bulunan bol beta karoten ve C, P, K vitaminleri mideyi kuvvetlendirir. A vitamini ve fosfor kaynağı patlıcan da kalp çarpıntısını giderir.

    Emziklilik döneminde beslenme

    Emziklilik döneminde beslenme

    Bir bebeğin büyüme ve gelişme döneminde alması gereken en önemli besin anne sütüdür. Bu yüzden annenin de yeterli miktarda ve nitelikte süt üretmek için beslenme tarzına dikkat etmesi gerekir

    TAYLAN KÜMELİ
    bir kibrit kutusu lezzet

    Emziklilik genellikle meme büyümesi, süt salgılanmasının başlaması ve devamı olarak üç dönemdir ve hormonlar tarafından kontrol edilir. Büyümenin çok hızlı olduğu yenidoğan döneminde bebeğin hayatındaki en önemli konu beslenmedir. Anne sütü, bebek beslenmesinde yeri doldurulamayan bir doğa harikasıdır. Annenin günlük tükettiği besinlerin çeşit ve miktarı, vücut depo düzeyi, psikolojik durumu gibi etmenler süt miktarını ve kalitesini etkiler. Anne sütü bebeklerin büyüme ve gelişmelerini en iyi şekilde sağlamanın yanında, onları özellikle ishal olmak üzere pek çok bulaşıcı hastalıktan, kansızlıktan ve yaşamın ileri dönemlerinde ortaya çıkan kalp-damar hastalıklarından korur. Ayrıca anne ve bebek arasında psikolojik bir bağın kurulmasına aracı olur.
    Emziklilikte salgılanan süt, annenin aldığı besinlerin bir ürünüdür. Süt için gerekli olan besinler, annenin kendi gereksinimine ek sayılmalıdır. Anneler, hangi şartlar altında olursa olsun, bebeğinin sağlığını geliştirecek ve büyümesini destekleyecek yeterli kalite ve miktarda süt üretebilirler. Ancak iyi beslenen annelerin sütlerinin kötü beslenen annelerin sütlerinden özellikle vitamince daha zengin olduğu araştırmalarla gösterilmiştir.
    Emziklilik döneminin başarılı bir şekilde geçirilmesi için gerekli koşullardan biri, annenin iyi beslenmesidir. Sağlıklı bir anne günde ortalama 700-800 mililitre süt salgılar. Emziren annenin yeterli süt salgılayabilmesi için günde, normal gereksinimine ek olarak yaklaşık 700 kaloriye ihtiyacı vardır. Bu miktarın 500 kalorisi annenin yediklerinden, 200'ü ise gebelikte kazanılan besin depolarından karşılanır. Eğer anne, günlük alması gereken fazladan 500 kalori yerine daha çok alırsa kilo problemi yaşanır.
    Emzikli annenin enerji yanında özellikle protein, kalsiyum, demir ve sıvı gereksinimi de artar. Sıvı alımının günde ortalama 3 litre su ve ıhlamur-nane-papatya-ısırganotu gibi bitki çayları şeklinde tercih edilmesi önerilir. Annenin emzirme sürecindeki günlük enerji alımı ortalama 1800 kalori olmalıdır.
    Emziklilik döneminde tüketilen yağ miktarı kadar çeşidi de önemlidir, yemekler sıvı yağ konularak pişirilmeli veya ızgara, buğulama, haşlama yöntemleri uygulanmalıdır. Ayrıca kalsiyum ihtiyacı artar, dolayısıyla süt, yoğurt, peynir ve yeşil yapraklı sebzeler tüketilmelidir.
    Emziklilik dönemlerinde sık karşılaşılan bir sorun da demir eksikliğidir. Anne sütüyle bebeğe geçen demir bebeğin demir depolarının dolması ve kan yapımında kullanılması açısından önemlidir. Et ve et ürünleri, balık, yumurta, kuru meyveler, kuruyemişler, nohut, mercimek demir içeriği yüksek gıdalardır.
    Fazla tüketilen çay ve kahve hem demir emilimini azaltır hem de bebeğin sütüne geçen kafein bebeğin sağlığını olumsuz yönde etkiler. Emziklilikte sigara ve alkol kullanılmamalıdır.

    Haftanın besini
    ANNE SÜTÜ
    Anne sütü ile beslenen bebekler obeziteden korunuyor. Anne sütü bebeği enfeksiyonlardan, menenjit, astım ve diğer alerjilerden korurken genel olarak bebeğin sağlığını olumlu yönde etkiliyor. Anne sütündeki protein ve mineraller bebeğin henüz gelişmemiş böbreklerini yükten koruyacak şekilde uygun konsantrasyondadır. Anne sütü ile beslenen bebeklerde en az 6 aya kadar demir eksikliği anemisi görülmez. Bu sütteki kalsiyum / fosfor oranı ve içeriği kemiklerdeki normal gelişim için daha uygundur.


    Haftanın sağlık öğütleri

    Anne sütünü neler artırır?
  • Bebeğinizi doğar doğmaz ilk yarım saat içinde emzirmelisiniz. Daha sonra bebeğiniz istedikçe sık sık emzirmeye devam etmelisiniz.
  • Düzenli, yeterli ve dengeli olarak bütün besin gruplarını içeren bir beslenme programı uygulamalısınız.
  • Sıvı alımınızı (çorbalar, şekersiz komposto suları, ayran vb.) artırmalısınız. Özellikle günde 2,5-3 litreye yakın su tüketmelisiniz.
  • Sıvı alımınızı artırırken bitki çaylarından destek alabilirsiniz. Örneğin ısırgan otu çayının anne sütü oluşumunda olumlu etkileri biliniyor.


    Haftanın bilgileri

    Yeni araştırmalar yeni sonuçlar


    Enginar karaciğeri temizliyor
    Enginarın içeriğinde yüksek miktarda potasyum, kalsiyum ve manganez mineralleri ve A, B1 ve C vitaminleri bulunuyor. En önemli özelliği karaciğeri temizlemesidir. Ayrıca idrar söktürücüdür.
    Balık depresyona karşı koruyor
    Balık, yapısında bulunan Omega-3 yağ asitleri sayesinde depresyon riskine karşı koruyucu özelliğe sahip.
    Yaza formda girin
    Nesfit ve Nesfit & Fruits artık yüzde 20 daha ucuz. Yağ oranı düşük, vitamin, protein ve lif oranı yüksek Nesfit ve papatya, elma, kızılcık, üzüm, anananas parçacıkları içeren Nesfit & Fruits özellikle yaz aylarında formunu korumak isteyenlerin tercihi oluyor.
    Selülitlere veda
    M-Onep Sağlık, Estetik ve Güzellik Merkezi toplamda 20 cm.'ye kadar inceltebilen Slim-Up cihazını yaza formda girmek isteyenlerin beğenisine sundu. Slim-Up kalça, karın ve bacaklardaki yağları azaltırken selülit problemine de çözüm sunuyor. 45 dakikalık 15 seans sonrasında, Slim-Up'la kısa sürede arzu ettiğiniz görüntüye kavuşabileceğiniz öne sürülüyor.
    Bakım keseleriyle vücudunuz canlansın
    3M Nexcare Vücut Keseleri, günün yorgunluğundan kurtulup rahatlamanız için farklı bir seçenek. 3M Nexcare Vücut Keseleri'ni günlük masaj için kullandığınızda kan dolaşımını hızlandırırken selülit ve inceltici kremlerin cilt tarafından emilmesine de yardımcı oluyor.
    Krem alana çanta hediye
    Roc Retinol Anti Cellulite Modeling+Fitness sekiz haftada 1 bedene varan incelme, selüliti azaltma ve sıkılaştırma etkisi ile vücudunuzu yaza hazırlarken, şıklığınızı tamamlamanız için de bir çanta hediye ediyor.
  • İyi uyumak istiyorsanız akşam et, balık yemeyin

    İyi uyumak istiyorsanız akşam et, balık yemeyin

    Vücudumuzun kendisini şarj edebilmesi için kaliteli bir uyku şarttır. Kaliteli uyku için akşam saatlerinde et, balık ve peynirden uzak durun

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Uyku, beynin çalışabilmesi için hayati önem taşımaktadır. Dokularımız ve mental enerjimiz uyku sırasında yenilenir. Büyüme ve onarım hormonlarının üretimi uyku sırasında artar. Uykusuzluğun tıptaki adı olan insomnia, yeterli sürede ve dinlendirici uyku uyuyamama hastalığıdır. Hastalığın varlığı süresince uyku saatlerinde düzensizlik, ani gece uyanmaları, uyandıktan sonra tekrar uykuya dalmada güçlük ve sabah çok erken saatlerde uyanma gibi belirtiler gözlemlenir. Araştırmacılar, yetişkin bireylerin yüzde 30 - 40'lık bir bölümünün her sene insomnia problemi ile başa çıkmaya çalıştığını göstermektedir.

    Gazoz bile etkiler
    Kötü uykunun başlıca nedenleri; endişe, stres ve anksiyete, bazı ilaçlar, aşırı alkol, aşırı kafein kullanımı, rahatsız yatakta yatma, ağrı, depresyon, horlama ve uyku apnesi gibi durumlardır. Uykusuzluğun nedenleri ise yine stres, kafein (çay, kahve, kolalı içecekler, bazı gazozlar, çikolata), alkol, depresyon, horlama, uyku apnesi; ayrıca düşük kan şekeri, hazımsızlık, akşam yemeğini geç yemek, iklim değişiklikleri ve düşük seratonin - melatonin seviyesidir.

    Nasıl beslenmek lazım?
    Kaliteli uyku için beslenmeye dikkat edilmesi gerekir. Akşamları proteinden zengin et, balık, peynir gibi yiyecekler yerine kompleks karbonhidrattan zengin yiyecekleri, kepekli pirinç, makarna ile meyve ve sebzeleri tercih edin. Uyku saatlerinizin düzenli olmasına gayret edin. Günde kaç saat uykuya ihtiyacınız olduğunu kesin olarak belirleyin. Sabahları aynı saatte kalkıp, geceleri, aynı saatte yatmaya çalışın. Kafeinli içecekler (çay, kahve, kolalı içecekler, bazı gazozlar), çikolata, beyaz ekmek, beyaz pirinç, bol şekerli tatlılar, şekerler, rafine yiyecekler, sigara ve alkolden kaçının. Magnezyum içeren yiyecekler, yeşil yapraklı sebzeler, badem, kuru meyve, ayçiçeği çekirdeği, limon, B vitamini içeren yiyecekler, karnabahar, lahana, brokoli, mercimek, kuşkonmaz, barbunya, Brüksel lahanası ve süt ürünlerini tercih edin.

    Apne en önemli nedenler arasında

    Kalp ritmini bozuyor
    Horlamanın en ağır formu, "tıkayıcı tipte horlama hastalığıdır." Uyku apnesi diye bilinen bu hastalıkta şiddetli horlama, nefessiz kalınan bir süreçle kesilmektedir. 10 saniyenin üzerindeki nefessiz kalma nöbetlerinin 1 saatte 7'den fazla görülmesi, ciddi bir tehdittir. Apneli hastalarda saatte 30 - 300 tıkanma görülür. Bir süre sonra kalp ritmi bozulur, yıllar içinde yüksek tansiyon ve kalp büyümesi durumu gelişir.

    Haftanın besini
    BAL:
    A, B, E ve K vitaminleri içeren balda kalsiyum, fosfor, demir, magnezyum, potasyum, iyot gibi mineraller de vardır. Kabızlığa, uykusuzluğa, sinir gerginliğine, kalp çarpıntılarına karşı bire birdir. Gastrit ve mide ülserinde, sindirim sistemi bozukluklarında, damar sertliğine olumlu etkisi vardır.

    Haftanın öğüdü
    Maya, tam tahıllı ürünler, yumurta, patates ve deniz ürünleri tüketerek bol miktarda selenyum alabilirsiniz. Vücudu kanserden koruyan selenyum, damarlarda pıhtılaşma riskini düşürür. Ayrıca HDL kolesterolün LDL kolesterole oranını artırarak da kalp sağlığını korur. Yüksek oranda alınırsa ishal, saç dökülmesi, tırnak kırılmasına yol açabilir.

    Stresli günlerde beslenme

    Stresli günlerde beslenme

    Zor günlerinizde B grubu vitaminleri ve magnezyum açısından zengin besinleri tüketmeye özen gösterin. Ayrıca A ve C vitaminleri de bağışıklık sisteminizi güçlendirerek hastalıklara karşı direncinizi artırır

    TAYLAN KÜMELİ


    Akut stres ile karşılaşan insanlarda adrenalin salgısı artar. Kalp atış hızında artma, ağız kuruması gibi belirtiler ortaya çıkar. Çok sık karşılaşmamak koşuluyla insan strese karşı koyabilir. Sık tekrarlayan streslerde ise başa çıkamayacağımız birikimler ortaya çıkar.
    Araştırmalar, kronik stresin vücut direncini kırdığını ve hastalıklara zemin hazırladığını gösteriyor.
    Stres sadece kalp veya sindirim sistemine zarar vermez. Bellek kaybı, bağışıklık sisteminin zayıflaması, şişmanlık gibi sonuçlara da yol açar. Yani insanları kısa süre içinde öldürmeyen stres faktörleri, uzun vadede birikim sonucu er veya geç ölümcül hastalıklara zemin hazırlar.
    Gereksiz yere nabız hızının artması, kan basıncının yükselmesi, dolaşımdaki yağ ve glikozun metabolize edilememesi sonunda yağların damarlarda plakalar halinde birikmesi felçlere, kalp krizlerine ve şeker hastalığına davetiye çıkartır.
    Stresin garip bir etkisi de vücut şeklini değiştirmesidir. Stres anında yağlar enerji sağlamak için yer değiştirirken genellikle karaciğer çevresinde birikir. Araştırmalar, göbekte biriken yağların kortizon benzeri hormonlara duyarlı olduğunu göstermiştir. Streste aşırı salgılanan bu hormon grubu, göbek çevresinde yağlanmaya neden olur. Merkezi şişmanlama da denen bu durum ile kalp-damar hastalıkları arasındaki ilişkiye de dikkat çekilmiştir. Ayrıca mide ve bağırsakların iç duvarlarına daha az kan gittiği için ise ülser riski artmaktadır.
    Sağlıklı ve dengeli bir beslenme, düzenli ve yeterli derecede alınan uyku, hayata pozitif bakabilme, stresi ve zor günleri geride bırakmak için dikkat edilmesi gereken unsurlardan sadece birkaçıdır.
    Özellikle bu dönemlerde beslenmenizde B grubu vitaminleri açısından zengin besinlerin tüketimine özen göstermelisiniz. B vitaminleri, karbonhidrat metabolizması, enerji üretimi ve vücuttaki metabolizma işlemlerinin desteklenmesinde temeldir. Zihin yorgunluğu ve aşırı streste, bağışıklık sistemini güçlendirmede, cilt sağlığında beslenme desteği olarak kullanılabilecek bir vitamin grubudur. Tahıllar, kuru baklagiller, süt, yoğurt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler, balık, karaciğer B vitamininin en iyi kaynakları arasındadır.

    Magnezyum sinirleri ve kasları rahatlatır
    Magnezyum, sinirlerin ve kasların rahatlamasını sağlamada etkili bir mineraldir. Antistres mineral olarak da bilinir. Özellikle diüretik kullananlarda, alkoliklerde ve yoğun egzersiz yapanlarda magnezyum gereksinimi artar. Badem, brokoli, kabak, fasulye, et, süt, balık, yumurta, çikolata, kuru baklagiller ve tam tahıllar magnezyumun en iyi kaynaklarıdır.
    Sağlıklı ve dengeli bir beslenme günlük stresi azaltır anlamına gelmez ama iyi beslenme vücudun stresle mücadele etmesinde, hastalığa yenilmemesinde ve bağışıklık sistemimizi güçlü kılmada önemli bir yardımcıdır. Özellikle C vitamini, çinko minerali ve A vitamini hastalıklara karşı direncimizin artmasını, bağışıklık sistemimizin güçlü kalmasını sağlar. En basitinden güne güzel bir kahvaltıyla başlamak bile o gününüzü enerjik geçirmemizde ilk adım olacaktır.


    Haftanın besini

    PİRİNÇ
    Pirinç buğdaygiller familyasındandır ve özellikle sıcak bölgelerde yetiştirilir. Kullanım alanı geniştir, lezzetiyle de beslenmede önemli bir yer kaplar. İçeriğinde sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir ve fosfor minerallerinin yanı sıra E, B1 ve B2 vitaminleri bulunur. 100 gram "kuru" pirinçte 357 kcal, 100 gram "haşlanmış" pirinçte ise 125 kcal enerji vardır. Pirinç, mide ve bağırsak hastalıklarında çok faydalıdır, özellikle de ishali kesmekte önemli bir rol oynar. Bu özelliği yapısında bulunan yüksek potasyum sayesindedir. Karmaşık karbonhidrat ve düşük orandaki yağ içeriği ile kolesterolü yüksek kişilerce tüketilebilmektedir. Ayrıca yüksek tansiyonu ve fazla üre miktarını da düşürür.

    Haftanın zayıflatan öğüdü

    BİOTİN
    Suda çözünen ve B grubu vitaminlerinden biridir. B7 vitamini veya vitamin H olarak isimlendirilir. Cilt, saç ve dolaşım sisteminin sağlığı için gerekli olmasının yanı sıra yağ ve proteinlerin yakılması için de gerekli olan bir vitamindir. Birçok enzimin yapısına girerek gıdaların vücuda yararlı hale getirilmesini sağlar. Kan şekerini düşürür. Balık, yumurta, süt, bezelye, domates, marul, peynir ve lahanada bulunur.

    Haftanın bilgileri
    Yeni araştırmalar yeni sonuçlar


    Üzüm çekirdeği önemli bir antioksidan
    Üzüm çekirdeği ekstresi, E ve C vitaminlerinden yaklaşık 50 kat daha fazla antioksidan özellik gösterir.

    Çinkodan
    sağlık desteği
    İştah azlığında, koku ve tat alma duyularında artışta, cilt yaralarımızın iyileşme sürecinde ve saç sağlığımızda vücudumuz çinkodan da destek almaktadır.

    Ayran kansere karşı bir koruyucu
    Her mevsimin vazgeçilmez içeceği olan ayran, içerdiği yoğurt bakterilerinin antikanserojen etkisiyle kansere karşı koruyucudur. Bununla birlikte kolesterol miktarının azalmasını ve toksik maddelerin etkisizleştirilmesini de sağlar.







    Kabızlığı önlemek için kivi yiyin
    Kivide bir portakaldaki C vitamininin iki katı bulunur. Potasyum bakımından da zengin olan kivi sindirimi de kolaylaştırır. Kivi ile sütün birlikte tüketimi kabızlığı önlemede etkili bir yöntemdir.





    Uzun yaşamın sırrı bu diyette saklı

    Uzun yaşamın sırrı bu diyette saklı

    Makrobiyotik diyette kümes hayvanlarının eti, kırmızı et ve süt ürünlerine yer yok! Uzun yaşam vaat eden bu diyetin olumsuz yanı kansızlık yapması

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Makrobiyotik kelimesi, Yunancadan geliyor. Uzun anlamına gelen "makro'' ve yaşam anlamına gelen "bios'' kelimelerinden oluşuyor. ABD'de milyonlarca kişi tarafından uygulanan makrobiyotik diyet, vücuttaki toksinlerin yani zararlı ve zehirli maddelerin atılmasını sağlıyor. Makrobiyotik beslenmede temel prensip, vücudun uyum içinde dinamik bir şekilde çalışmasını sağlamak...

    Mevsime göre beslenin
    Kırmızı etten uzak durmak, sebze ve tahıla ağırlık vermek, yemeklerin pişirilme yöntemi, kullanılan ek malzemeler bu beslenme programında önemli bir yere sahiptir. Temelde mevsimine göre beslenme, yani yaz aylarında daha hafif ve taze gıdalar, ilkbahar ve sonbaharda kök gövdeli sebzeler, kış aylarında ise yağlı besinler yemeniz önerilmektedir. Bunun dağılımı ise yüzde 50 - 60 oranında tam tahıl ve bu tahıllardan yiyecekler, yüzde 20 - 30 oranında sebze, yüzde 5 -10 oranında kuru baklagil, yüzde 5 - 10 çorba ve yüzde 5 oranında meyve, içecek, balık, deniz ürünleri ve doğal tatlılardan oluşur.

    Yiyecekler doğal olmalı
    Makrobiyotik beslenmede kimyasal katkı maddeleri, tuz ve şeker içeren rafine gıdalardan uzak durulur. Süt ürünleri, kırmızı et ve kümes hayvanlarının eti tüketilmez. Sadece geleneksel yöntemlerle hazırlanmış tam ve doğal yiyeceklerin kullanıldığı makrobiyotik beslenme, özellikle depresyon eğilimli kişilerin ruh halini düzene sokmakta çok etkilidir.

    Alzheimer riski de var
    Yalnız bu beslenme tarzını benimseyenlerde kırmızı et, yumurta ve tavuk eti tüketilmemesine bağlı demir eksikliği, kansızlık görülebilir. Bu nedenle düzenli olarak demir seviyelerine bakılması gerekir. Ayrıca kırmızı et tüketmeyenlerin ileriki yaşlarında Alzheimer olma riski artmaktadır.

    Bunu biliyor muydunuz?
    Funda yaprağı, idrar söktürücü ve idrar yollarını dezenfekte edici özelliğe sahiptir.

    Haftanın bilgileri
    Kalp sağlığınız için kırmızı biber yiyin
    Tansiyonu ve kolesterolü düşüren kırmızı bibere acı tadını veren kapraicin adlı madde, güçlü bir antioksidandır. Bu nedenle kırmızı biber, kalp hastalıkları ve kansere karşı da koruyucudur.

    Yüksek tansiyona karşı sarmısak
    Bol miktarda potasyum, fosfor, selenyum, A ve C vitaminleri ile kükürt içeren sarmısak tansiyonu ve kan kolesterolünü düşürür.

    Brokoli, ülser ve mide kanserini önlüyor
    Brokoli, helicobacter pylori virüsüyle savaşıyor. Böylece ülser ve mide kanseri riski önemli ölçüde azalıyor.

    Kalsiyum, kolon kanseri riskini azaltıyor
    Yapılan çalışmalarda yüksek dozda kalsiyum alımının kolon kanserini önlediği ortaya çıktı.

    Rokayı sofranızdan eksik etmeyin
    P ve K mineralleri içeren roka, mide ve karaciğer dostu olarak biliniyor. Kansızlığı gideren roka, hazmı kolaylaştırıyor, böbrekleri çalıştırıyor, idrar söktürüyor.

    Şifa kaynağı: Kefir

    Şifa kaynağı: Kefir

    Hazmı kolaylaştırır... Kolesterolü düşürür... Bağışıklık sistemini güçlendirir... Kefirin sağlık açısından faydaları saymakla bitmez

    TAYLAN KÜMELİ

    Kefirin anavatanı Kafkaslardır. Kafkaslar tarafından "gençlik iksiri" olarak görülmektedir. Son yıllarda Avrupa ve Amerika'da da yapılmaya başlanan kefir, bugün ülkemizdeki ziraat fakültelerinin süt teknoloji bölümlerinde üretiliyor. Kefir ekşi ve ferahlatıcı tadı ile ayrana, yoğurtta
    bulunan maya ve bakterilerin bağırsak sisteminde tutunma özelliği olan "probiyotik" yapıları ile de yoğurda benzer.Kefir asit ve alkol fermantasyonunun bir arada etkileşimi sonucu oluşan bir üründür. Fermantasyon süresinin uzunluğuna bağlı olarak içinde oluşan alkol oranına göre bir sınıflandırma yapılmıştır. Buna göre 24 saat sonucunda tatlı kefir, 48 saat sonucunda orta sert kefir, üç güne kadar uzayan fermantasyon sonucunda sert kefir ve fermantasyon süresi daha da uzunsa çok sert kefir oluşur. Birçok farklı sütle yapılabilmektedir. Örneğin inek, keçi, koyun, hindistancevizi, soya veya
    pirinç sütü gibi.Kefir tanesinin boyutları 0,5-3 cm. arasında değişen, fındık ya da buğday büyüklüğünde, renkleri beyaz, beyaz-sarı arasında küçük karnabahar veya patlamış mısır görünümündedir. Taneler sütü fermante edici rol oynamaktadır. Kefir, yapısındaki bakteri ve mayalarla sahip olduğu probiyotik özelliği sayesinde hazmı kolaylaştırır. Laktoz oranı süte göre düşük olduğundan bağırsağı laktoza karşı duyarlı olan kişiler tarafından rahatça tüketilebilmektedir.
    Mide ve pankreas salgılarını artırıcı, bağırsakta antibakteriyel etkisi bulunmaktadır. Vücuttaki bazı mikroorganizmaların ve patojen bakterilerinin olumsuz etkilerini azaltır. Kolesterolü düşürür. Enfeksiyonlara karşı bağışıklık sistemini baskın hale getirici özelliğe sahiptir. Yapısındaki aminoasitle sinir sistemini yatıştırır. Bu özelliği yine yapısındaki kalsiyum ve magnezyum mineralleri tarafından da desteklenmektedir. Kefir B12, B1 ve K vitaminleri açısından da zengindir. Bu vitaminlerin vücuda yeterli oranda alınmasının gerek böbrek, karaciğer ve sinir sistemine gerek deri rahatsızlıklarına karşı sayısız fayda sağladığı bilinmektedir. Günde 250 mililitre ile 1 litre arasında kefir tüketilmesi faydalıdır.

    Haftanın bilgileri

  • Yeni araştırmalar yeni sonuçlar

  • Alzheimer riskini artıran faktör
    Antiperspirantlarda bulunan alüminyumun ilerleyen yaşlarda Alzheimer riskini artırıcı bir faktör olduğu belirtiliyor.

    Çocuklarda obeziteye dikkat
    Çocuklarda hızla artan obezite yaşam sürelerini etkilediği için insan ömrünün kısalacağı öne sürülüyor. Obez çocuklar ebeveynlerine göre daha kısa yaşayacaklar.

    Düzensiz regle karşı tarçın
    Tarçın reglin periyodik döngüsünün düzenli işlemesinde yardımcı oluyor. Çayını içebilir, yemeklerinize ekleyebilir veya bir parça tarçın kabuğu çiğneyebilirsiniz.

    Kahvaltı kolesterol açısından da önemli
    Kolesterol seviyesi kahvaltı yapmadan güne başlayanlarda, yapanlara göre daha yüksek.

    Haftanın sağlık öğüdü
    KEREVİZ

    Kereviz besin değeri çok yüksek olmamakla beraber besleyicidir. Kereviz pişirilerek yendiği gibi, olgunlaştıktan sonra çiğ olarak da yenebilir. Ayrıca kerevizde B vitamini, demir ve kireç vardır. Kereviz unutkanlığı ve sinir yorgunluğunu giderir, idrar söker, böbrek taş ve kumlarının düşürülmesine yardım eder, kan ve süt yapar, karaciğeri temizler. Şeker, yüksek tansiyon ve romatizmaya karşı da faydalıdır.


    Yemeği nasıl ısıtıyorsunuz?

    Yemeği nasıl ısıtıyorsunuz?

    Buzdolabından çıkardığınız pişmiş yemeği, tekrar pişme sıcaklığında ısıtmıyorsanız risk altındasınız!

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    Besinler bazı durumlarda sağlık için zararlı olabilir. Mikroorganizmalarla kirlenen besinlerin yenilmesiyle çeşitli hastalıklar oluşabilir. Mikroorganizmalar, insan ve hayvan vücudu, dışkı, toprak, su, kemirgen ve haşerelerden bulaşır. Besinlerin hazırlanmaları sırasında uygulanması gereken bazı kurallar vardır. Bu kurallar şöyle sıralanabilir:
  • Toz, toprak ve ilaç kalıntılarından arındırmak için sebze ve meyveleri önce su dolu bir kapta bekletmeli, sonra iyice yıkamalı,
  • Mikroorganizma bulaşmasından kuşkulanılırsa, taze sebzeler 20 dakika klorlu veya sirkeli suda bekletilmeli,
  • Hastalık yapabilecek şüpheli besinler, özellikle küflenmiş olanlar yenilmemeli,
  • Çiğ yenecek sebze ve meyveler, pişirilecek taze sebzeler ve kuru meyveler, temizlenmiş ve pişmeye hazır tavuk, balık, parça etler ve yumurta iyice yıkanmalı,
  • Et, tavuk, balık, süt, yumurta ve bunlarla hazırlanmış yemekler 16 - 49 derece arasındaki en tehlikeli bölge veya 5 - 16, 49 - 60 derece arasındaki riskli bölgede asla bırakılmamalı,
  • Besinler, 'en tehlikeli derece' aralığında 2 saat, 'tehlikeli derece' aralığında ise 4 saatten fazla bekletilmemeli,
  • Besinler oda sıcaklığında bütün gece bırakılmamalı,
  • Dondurulmuş besinler özellikle etler, buzu çözüldükten sonra yeniden dondurulmamalı, hemen tüketilmeli,
  • Çözülme işi oda sıcaklığında, radyatör üzerinde, hafif ateşte veya güneşli yerde yapılmamalı, buzdolabının alt rafları kullanılmalı,
  • Etler birer yemeklik miktarlarda, yassı bir şekilde paketlenmiş olarak dondurulmalı.


  • Bunları sakın yapmayın
  • Tezgâh üzerinde çözdürme işlemi yapmayın,
  • Yemekten arta kalanları tezgâh üzerinde bekletmeyin,
  • Çiğ et ve sebzeyi aynı bıçakla kesmeyin,
  • Aynı kaşıkla yemeği karıştırıp tadına bakmayın,
  • Kirli kesim tahtası kullanmayın.


  • Risk yok
    Buharda, fırında ve yağda kızartılarak ya da haşlanarak pişirilmiş et, tavuk ve balık, mikroorganizma riski açısından güvenilir niteliktedir. Katı yumurta, fırında pişmiş yumurtalı tatlılar, iyi pişmiş köfte, kaynama derecesinde pişmiş yemekler de güvenlidir.

    Riskli!
    Orta veya az pişmiş et ve tavuk, rafadan yumurta, fırın yerine ocakta pişirilmiş omlet, yumurtalı çorba terbiyesi, kremalı pastada mikroorganizma riski vardır. Ayrıca yemekler, yeniden pişme sıcaklığında ısıtılmadıklarında tehlikeli olabilir.

    Haftanın besini
    DONDURMA
    Hem çocuklar hem yetişkinler için sağlıklı bir tatlıdır. Kalsiyum, fosfor, magnezyum, B2, A, C, D ve E vitamini içerir. 100 gr dondurmada, 135 mg kalsiyum bulunur. 100 gr çikolata 528 kaloriye eşitken, 100 gr meyveli dondurma sadece 160-180 kaloridir, kaymaklısı ise 200-250 kaloridir. İçerdiği süt insülin dengesini sağlarken, kalsiyum da kemik sağlığını korur. Süt ve yoğurttan sonra en iyi kalsiyum kaynağıdır.

    Haftanın bilgileri
    Kolesterolü yükselene nar suyu
    Nar suyu, kötü kolesterolün (LDL) neden olduğu damar sertliği ve tıkanıklığı gibi sorunlara karşı etkilidir. Ayrıca ishali kesici etkisi de bulunmaktadır.

    Kepek ekmeği bağırsakları koruyor
    Kepek ekmeği içerdiği yüksek orandaki posa sayesinde bağırsak sağlığını korur. Ayrıca şeker hastalığında, kan şekeri düzeyini regule etmekte etkilidir.

    Lahana ailesinin her üyesi kanser kalkanı
    Lahanagiller ailesinin üyeleri, (brokoli, brüksel lahanası, karnabahar, beyaz ve karalahana) içerdikleri glukosinolat ve isothiosiyanat maddeleri ile kalp hastalıklarına ve kansere karşı koruyucudur.



    Besin alerjisine karşı ne yapmalı?

    Besin alerjisine karşı ne yapmalı?

    Bazı besinler bazı insanlarda alerjiye yol açar. Bu durumda bu besinlerden kesinlikle uzak durulmalı, bol C vitamini alınmalı ve bağışıklık sistemini güçlendiren yiyecekler tercih edilmelidir

    Bir kibrit kutusu lezzet / Taylan Kümeli

    Baharla birlikte alerjik hastalıkların arttığını görmekteyiz. Çevremizde yaygın olarak bulunan alerjenlere bazı kişiler diğerlerinden daha fazla duyarlı olup onlara normal kişilerden çok daha abartılı bir reaksiyon verirler. Modern yaşamın getirdiği zorunluluklar eskiden evlerde doğal ve taze olarak hazırlanan gıdaların yerini fabrikasyon hazırlanan ve marketlerde uzun süre bozulmadan saklanan gıdaların almasına neden oldu. Gıdalara, hazırlanması sırasında renklendirici, koku verici ve bozulmalarını önleyici bazı kimyasal maddeler ilave ediliyor. Bunlar hem astımlı, alerjik nezleli bazı kişilerde sorunlara yol açmakta hem de alerji dışında kalp-damar hastalıklarına ve kanserlere neden olabilmektedir. Ayrıca sürekli stres altında yaşayan kişiler, başkalarına göre alerjilerden daha kolay etkilenebilirler.

    Yeterli ölçüde C vitamini alınması çok önemli
    Döküntüler vücudumuzun hassas bölgelerinde; boyunda, kasıkta, göğüste daha çok görülür. Bazen dudaklarda-dilde şişme, boğazda kuruluk ve ses kısıklığı eşlik ediyorsa, daha tehlikeli bir durum olan, daha derin dokuları tutan angioödem gözlenebilir. Gıdalar (süt, yumurta, kakao, fındık, fıstık, deniz ürünleri, çilek, muz, çikolata), gıda katkı maddeleri, enfeksiyonlar, parazitler (kıl kurdu, solucan), böcek ve arı sokması, ilaçlar (antibiyotikler, ağrı kesiciler), fiziksel nedenler (sıcak, soğuk, basınç), hormonal nedenler (tiroit hormonunun fazla çalışması) döküntüye yol açabilmektedir. Soğuk duş, kaşıntının hafiflemesini sağlar.
    Besin alerjilerinin görülme sıklığı çocuklarda yüzde 6, erişkinlerde yüzde 1,5'tur. Gıda katkı maddelerinin neden olduğu alerjiler toplumda yüzde 1 oranında görülür. Herhangi bir gıda alerjiye neden olabilse de en etkilileri arasında inek sütü, yumurta, yerfıstığı, mısır, fındık, balık ve kabuklu deniz ürünleri sayılabilir.
    Bulgular gıdanın yenmesinden sonra bir-iki dakika ile iki saat arasında ortaya çıkabilir. Bulantı, kusma, karın ağrısı, gaz, karında şişkinlik, döküntü, dil ve damakta şişme, boğazda kaşıntı, yanma gözlenebilir.
    Kesin tanı konduktan sonra alerjiye neden olan besin diyetten çıkarılır. Yeterli miktarda C vitamini alınması çok önemlidir. Histamin maddesini, ısırgan çayının da zararsız hale getirebildiği söylenebilir.
    Beslenmemizde bağışıklık sistemimizin güçlenmesine yardım edecek yeterli protein almaya dikkat etmeliyiz. Ayrıca serbest radikallere karşı ilk savunma hattımız olduğu düşünülen C ve E vitamini, beta karoten içeren besinleri de sıkça tüketmeliyiz.
    Limon, portakal, dolmalık biber, maydanoz, kivi ve greyfurt C vitamini; ayçiçek yağı, badem, ceviz ve fıstık türleri de E vitamini açısından zengin besin maddeleridir. Turuncu, kırmızı ve yeşil sebze ve meyvelerde bol miktarda bulunan beta karoten de bağışıklık sistemi hücrelerinin sayısında önemli derecede artış sağlar. Bu vitamini içeren gıdaları tüketmekle bağışıklık sistemini güçlendirmiş oluruz. Beta karoten vücutta A vitaminine çevrilerek dolaylı yarar da sağlamaktadır.

    Haftanın bilgileri

    Yeni araştırmalar yeni sonuçlar
    Düzenli uyku gençleştiriyor
    Düzenli uyuyan insanlarda öğrenmenin daha net, hafızanın ise daha güçlü olduğu bulundu. Tıbbi çalışmalar derin uykuda, vücutta protein sentezinin, hücre mitozunun ve büyüme hormonu salgılanmasının arttığını, buna karşılık adrenalin ve yıkıcı hormonların salgılanmasının azaldığını kanıtladı.

    Baharda polen alerjisine dikkat edin
    Özellikle ilkbahar ve yaz mevsiminde, duyarlılığı olan kişilerde alerjik nezleye yol açtığı için polenlere dikkat etmek gerekiyor. Polen alerjisi, "bahar nezlesi" olarak da bilinen hapşırık, burunda akıntı ve kaşıntı, gözlerde kızarıklık gibi belirtilerle ortaya çıkıyor.

    Kök hücre nakliyle kalp hastalığına son
    Türkiye'de her yıl 140 bin kişinin kalbin büyümesi veya kasının bozulması nedeniyle oluşan rahatsızlık sonucu yaşamını yitirdiği ve bu sebeple kalp nakli veya ilaç tedavisine alternatif yeni bir tedaviye başlanacağı belirtildi. Kendini yenileme özelliğine sahip kök hücrelerin naklinin bu amaç doğrultusunda kullanılabileceği bulundu.

    Şeker hastalığına karşı madımak
    Organik asitler nedeniyle hafif ekşi bir lezzete sahip olan madımak cilt rahatsızlıkları, şeker hastalığı ve böbrek kumlarının tedavisinde kullanılıyor.

    Asma yaprağı çok faydalı
    Asma yaprağı sarılığa ve ishale karşı koruyucu. Bacak şişliğinde, variste, rahim kanamalarında tedavi edici etkisi bulunuyor. Dolaşım sistemini hızlandırıp kalbin normal düzende çalışmasını da sağlıyor.

    Haftanın sağlık öğüdü

    CEVİZ
    Son araştırmalarda kalp sağlığının korunmasında ceviz tüketiminin önemli olduğu vurgulanmaya başladı. Bu özelliğini, yapısında bulundurduğu E vitamini, lif ve Omega-3 yağ asidi dediğimiz doymamış yağlar açısından zengin oluşuna borçlu.

    Haftanın besini

    Çilek A, B, C vitaminleri, kalsiyum, demir ve fosfor gibi mineraller açısından zengin bir meyvedir. Çileğin yaklaşık 600 çeşidi biliniyor ve ülkemizde belli başlı altı çeşidi yetiştiriliyor. Gelelim çileğin faydalarına:

  • Bağışıklık sistemini güçlendirir.

  • Ağız ve deri yaralarını oluşturan bazı virüsler için öldürücü etki taşır.

  • Ciltteki sivilce ve aknelere iyi gelir.

  • Kansere karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır.

  • İdrar söktürücü, romatizma ve gut hastalığı ağrılarını azaltıcı etkisi vardır.




  • Doğal ürünlerle rahatlayın

    Bitkisel ürünlerin satıldığı Durance'in İstanbul mağazası yenilendi. Durance'te zeytin ağacı, deniz suyu, lavanta, bal, üzüm çekirdeği yağı, susam, palmiye yağı ve nane gibi doğal özler içeren ürünler yer alıyor. Doğal kozmetik ve güzellik ürünleri, spa ürünleri, ev kokuları ve aromaterapi ürünleri, enerji verme, kan dolaşımını artırma gibi özellikler taşıyor.

    Sanda Day'le yaza hazırlık

    Sanda Day Spa'lar, özel masaj ve bakım programlarıyla yaza hazırlanmanıza yardımcı oluyor. Bitki ve çiçek özlü yağlarla yapılan masajlar kan dolaşımını hızlandırırken, selülitlerin giderilmesinde iddialı. Ayrıca Sanda Day Spa'larda güneşe çıkmadan önce yaptıracağınız vücut bakımlarıyla ölü hücrelerinizden de arınabilirsiniz.

    Zayıflamak için semizotu ve havuç yiyin

    Zayıflamak için semizotu ve havuç yiyin

    Kanserden böbrek taşına, her türlü sağlık sorunu için sebzelere güvenebilirsiniz. Tabii fazla kilolar için de!

    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

    SEMİZOTU: Kanı temizler, idrar söktürür, sinir krizleri ve beyin yorgunluğunu geçirir, böbrekteki kum ve taşı döker. Tüm bunların yanı sıra şeker hastalarının susuzluğunu azaltır, kilo vermeye yardımcı olur.
    HAVUÇ: Kilo alıp vermemizde temel olan kan şekeri dengemizin korunması, aldığımız besinlerin glisemik endekslerine bağlıdır. Havuç, yüksek glisemik endeks içeren bir besin olmakla birlikte belli aralıklarla ve doğru şekilde tüketildiğinde sağlıklı beslenmede yerini alabilir. En doğrusu çiğ ya da haşlayarak tüketmektir. Gözler için çok faydalı olan havuç, mide ve bağırsak kanamalarında da etkilidir. Ayrıca damar sertliğini engeller, akciğer kanseri riskini düşürür.
    BROKOLİ: Brokolinin içerdiği beta karoten, yemek borusu, mide, bağırsak kanserlerinin riskini azaltıcı etkiye sahiptir. Brokoli ayrıca, B1 ve C vitaminleri, kalsiyum, kükürt, potasyum ve selenyum maddeleri içerir.
    PATLICAN: Kalp çarpıntısını giderir. Patlıcanın ayrıca pankreas, karaciğer ve böbrekleri kuvvetlendirici, idrar söktürücü etkileri bulunmaktadır.
    ENGİNAR: Karaciğer ve kalbin en iyi dostu olan enginar, kanı temizler ve yorgunluğu giderir. Ayrıca kalp adalelerini kuvvetlendirir, kolesterolü düşürür, mide ve bağırsakları dezenfekte ederek ishali durdurmaya yardımcı olur.
    BEZELYE: Kansızlığı gideren ve pekliği geçiren taze bezelyenin, kan kanserine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. Tıpkı havuç gibi glisemik endeksi yüksek bir besindir.
    FASULYE: Taze fasulye, pankreas bezesini, böbrekleri, karaciğeri ve kalbi kuvvetlendirdiği gibi, albümin ve şeker hastalığına karşı etkilidir.
    ISPANAK: Demir yönünden zengin ıspanak, diğer yapraklı sebzelere nazaran daha çok protein içerir. Ispanak suyu, soğuk algınlıklarına karşı direnç sağlar, hemoroid rahatsızlığına iyi gelir, kalp adelelerini güçlendirir. Ispanak ayrıca, kemikleri ve dişleri sağlamlaştırır.

    Bunu biliyor muydunuz?
    Biberiye kan dolaşımını hızlandırıcı etkisi sayesinde metabolizmayı uyararak zayıflamada etkili olur.

    Haftanın besini
    TÜRLÜ YEMEĞİ
    Bu hafta meyve ve sebzeler dünyasındaki yolculuğumuza bunların birleşiminden oluşan hem besleyici hem de lezzetli bir yemekle nokta koyalım istedik.

    Malzemeler
    1 adet kabak, 1 adet patlıcan, biber, bamya, fasulye, sarmısak, soğan, tuz ve baharatlar...

    Yapılışı
    1 yemek kaşığı sıvı yağda 1 adet soğanı ve sarmısakları kavurduktan sonra domates (salça yerine) ve biberi ekleyin. Daha sonra sebzelerinizi de tencereye atıp üzerine bir miktar su ve tuz (isterseniz baharat) ekleyin.

    Haftanın bilgileri
    Sağlam hafıza için ıspanak
    Sebze ve meyvelerde bulunan antioksidan maddeler sinir hücrelerinin zedelenmesini önler. Araştırmalara göre diyetlerinde özellikle ıspanak ve böğürtlen bulunan kişilerde yaşıtlarına göre daha az hafıza kaybı görülmektedir.

    Lahana midenin dostu çıktı
    B, C, E vitaminleri ve potasyum içeren lahananın, şeker ve romatizma hastalıklarına karşı faydalı olduğu biliniyordu. Yapılan son araştırmalarda lahanada bulunan U vitamininin de mide ve bağırsakların iç yüzeyini koruduğu ve yaraların iyileşmesini sağladığı ortaya çıktı.

    Yağ hem yararlı hem zararlı

    Yağ hem yararlı hem zararlı

    Yağ, fazla kiloları ve hastalıkları akla getirdiği için bizi korkutur. Ama sağlıklı bir vücuda sahip olmak için de yağlara ihtiyacımız var. Dolayısıyla aldığımız yağların dengeli olmasına özen göstermeliyiz

    Bir kibrit kutusu lezzet / Taylan Kümeli

    Sağlıklı bir beslenme programında tüm besin gruplarının doğru kombinasyonlarla bir arada olması büyük önem taşır. Vücudumuzun altı çeşit besine ihtiyacı vardır. Bunlardan üçü ana yapı taşımız protein, karbonhidrat ve yağlardır. İkisi vücuttaki enzimleri ve kimyasal reaksiyonları teşvik eden vitamin ve minerallerdir. Son çeşit ise liflerdir.
    Bu besin gruplarından bizi en fazla korkutanı yağlardır. Yağ dediğimizde genellikle fazla kilolar ve beraberinde getirdiği rahatsızlıklar ya da bizi estetik açıdan kaygıya düşüren hücreler akla gelmektedir. Çok da yanlış bir kanı değildir. Çünkü gerçek kilo kaybı yağ kaybıdır. Ama yağlar bir yandan da vücudumuza gereken enerjinin en önemli kaynağıdır. Belli faktörler göz önünde bulundurularak (yaş, cinsiyet, boy vs.) doğru oranda vücudumuzda bulunması gereklidir. Yağ fazlası obezite, kalp hastalıkları ve kansere neden olabilmektedir. İyi yağ asidi dengesi sağlandığında, aldığımız yağlar vücudumuza zararlı değil, yararlı olmaktadır.
    Yağlar yağ asitleri denilen temel ünitelerden oluşur. Yağların tipleri farklı özellikleri olan yağ asitlerinin değişik karışımı ile oluşur.

    Doymuş yağlar: Genel olarak hayvansal gıdalarda bulunan doymuş yağlar fazla alındığında kolesterol düzeyini yükseltir; kalp hastalıkları, kanser ve şişmanlık için risk faktörleri oluşturur.
    Doymuş yağlar et, süt ürünleri, kümes hayvanlarının derisinde ve yumurta sarısında bulunur. Hindistancevizi, hurma yağı ve kakao yağı gibi bazı bitkisel b