Takvim Gazetesi

Takvim Gazetesi

  • İşin sırrı hem yeterli hem dengeli beslenmek
    İşin sırrı hem yeterli hem dengeli beslenmek
  • Kadınlar ve kilo
    Kadınlar ve kilo
  • Duygusal yiyici misiniz yoksa fiziksel mi?
    Duygusal yiyici misiniz yoksa fiziksel mi?
  • Sağlıklı beslenme markette başlar
    Sağlıklı beslenme markette başlar
  • Günümüz gençlerinin tehlikesi: Yeme bozuklukları!
    Günümüz gençlerinin tehlikesi: Yeme bozuklukları!
  • Havaların soğuduğu bugünlerde beslenmenize dikkat edin!
    Havaların soğuduğu bugünlerde beslenmenize dikkat edin!
  • Reçetesiz almayın!
    Reçetesiz almayın!
  • Günde 5 porsiyon meyve ve sebze yemeye çalışın...
    Günde 5 porsiyon meyve ve sebze yemeye çalışın...
  • Beta Glukan
    Beta Glukan
  • Takviye şart
    Takviye şart
  • Metabolizma kiloyu belirleyen bir faktör
    Metabolizma kiloyu belirleyen bir faktör
  • Uyku düzeniniz bozuk sürekli halsiz misiniz?
    Uyku düzeniniz bozuk sürekli halsiz misiniz?
  • Diyet posası sizi zayıflatır, sağlıklı olmanızı sağlar
    Diyet posası sizi zayıflatır, sağlıklı olmanızı sağlar
  • Bayramda seyahatte misiniz? Nasıl besleneceksiniz?
    Bayramda seyahatte misiniz? Nasıl besleneceksiniz?
  • Bayramda alkole dikkat
    Bayramda alkole dikkat
  • Bayramda sağlıklı beslenmenin incelikleri
    Bayramda sağlıklı beslenmenin incelikleri
  • Osteoporozdan korunmak için nasıl beslenmeliyız?
    Osteoporozdan korunmak için nasıl beslenmeliyız?
  • Kalsiyum kaynakları
    Kalsiyum kaynakları
  • Kışa girerken sağlıklı beslenin
    Kışa girerken sağlıklı beslenin
  • Vücudumuzu antioksidanlarla savunalım!
    Vücudumuzu antioksidanlarla savunalım!
  • Sonbahar migren mevsimi
    Sonbahar migren mevsimi
  • Detoksa ihtiyacınız var mı?
    Detoksa ihtiyacınız var mı?
  • Detoks genel ilkeleri
    Detoks genel ilkeleri
  • Detoksun birinci günü nasıl olmalı?
    Detoksun birinci günü nasıl olmalı?
  • Detoksun ikinci günü nasıl olmalı?
    Detoksun ikinci günü nasıl olmalı?
  • Detoksun programlarına temel öneriler
    Detoksun programlarına temel öneriler
  • Masum, Aşkım... ve Kaşif
    Masum, Aşkım... ve Kaşif
  • Kırmızı fonksiyonel besinler
    Kırmızı fonksiyonel besinler
  • Su hayatın vazgeçilmezi
    Su hayatın vazgeçilmezi
  • Yaşlılıkta sağlıklı beslenme ayrı bir önem taşır
    Yaşlılıkta sağlıklı beslenme ayrı bir önem taşır
  • Kanserden korunma yöntemleri
    Kanserden korunma yöntemleri
  • Tuza bağlı tansiyon
    Tuza bağlı tansiyon
  • Yağlı tohumlardan uzak durun!
    Yağlı tohumlardan uzak durun!
  • Ergenlikte değişen beslenme alışkanlıkları
    Ergenlikte değişen beslenme alışkanlıkları
  • Sağlığınıza 41 kere maşallah dedirtecek 41 öneri
    Sağlığınıza 41 kere maşallah dedirtecek 41 öneri
  • Sağlığınıza 41 kere maşallah dedirtecek 41 öneri
    Sağlığınıza 41 kere maşallah dedirtecek 41 öneri
  • Selülitle nasıl baş ederiz?
    Selülitle nasıl baş ederiz?
  • Kilonun merak edilenleri
    Kilonun merak edilenleri
  • Kralların hastalığı 'gut'
    Kralların hastalığı 'gut'
  • Bu sebzeler mevsiminde güzel
    Bu sebzeler mevsiminde güzel
  • Bu sebzeler mevsiminde güzel - 2
    Bu sebzeler mevsiminde güzel - 2
  • Çocuklarda abur cubur tüketimi nasıl önlenir?
    Çocuklarda abur cubur tüketimi nasıl önlenir?
  • Ya vücudunuz yediklerinize tepkiliyse...
    Ya vücudunuz yediklerinize tepkiliyse...
  • Afrodizyak etkili besinler...
    Afrodizyak etkili besinler...
  • Ayrılmaz ikili egzersiz ve beslenme
    Ayrılmaz ikili egzersiz ve beslenme
  • Organik tarım
    Organik tarım
  • Mucize diyet yoktur
    Mucize diyet yoktur
  • Gen deyip geçme
    Gen deyip geçme
  • Beslenme alışkanlıkları
    Beslenme alışkanlıkları
  • Türkiye de obezite dengesi değişiyor mu?
    Türkiye de obezite dengesi değişiyor mu?
  • Yararları ve zararları ile yağlar
    Yararları ve zararları ile yağlar
  • Yaşlılık ve Alzheimer
    Yaşlılık ve Alzheimer
  • Haftasonu ve Kebap ilişkisi
    Haftasonu ve Kebap ilişkisi
  • Cildinizi koruyun
    Cildinizi koruyun
  • Demir yetersizliği anemisi
    Demir yetersizliği anemisi
  • Beslenmede doğru bilinen yanlışlar
    Beslenmede doğru bilinen yanlışlar
  • Kadınların korkulu rüyası: Menopoz
    Kadınların korkulu rüyası: Menopoz
  • Menopoz ve kilo kontrolü
    Menopoz ve kilo kontrolü
  • Hipoglisemi
    Hipoglisemi
  • Eyvah alerjim var
    Eyvah alerjim var
  • Besin alerjisinin yol açtığı hastalıklar
    Besin alerjisinin yol açtığı hastalıklar
  • Bilinmeyen sorun PKO
    Bilinmeyen sorun PKO
  • Bayram diyeti
    Bayram diyeti
  • Bayram önerileri
    Bayram önerileri
  • Kahvaltının önemi
    Kahvaltının önemi
  • Çölyak hastalığı
    Çölyak hastalığı
  • Sağlıklı saçlar
    Sağlıklı saçlar
  • Baş ağrılarınız arttı mı?
    Baş ağrılarınız arttı mı?
  • Daha fazla su içmemiz için 10 neden
    Daha fazla su içmemiz için 10 neden
  • Çalışan kadınlarda kilo sorunu
    Çalışan kadınlarda kilo sorunu
  • İş hayatı ve beslenme
    İş hayatı ve beslenme
  • Çalışan kadınlara ipuçları
    Çalışan kadınlara ipuçları
  • Şok diyetlerin zararları
    Şok diyetlerin zararları
  • Sağlığı geliştirmek ve iyileştirmek için 45 öneri
    Sağlığı geliştirmek ve iyileştirmek için 45 öneri
  • Diyetten sağlıklı beslenmeye
    Diyetten sağlıklı beslenmeye
  • Detoks sebze ve meyveleri
    Detoks sebze ve meyveleri
  • Sebze ve meyvelere dikat!
    Sebze ve meyvelere dikat!
  • Diyeti bozmadan yılbaşı sofrası
    Diyeti bozmadan yılbaşı sofrası
  • Karşı konulmaz lezzet çikolata
    Karşı konulmaz lezzet çikolata
  • Kalp sağlığı ve beslenme
    Kalp sağlığı ve beslenme
  • Hareket edin !
    Hareket edin !

İşin sırrı hem yeterli hem dengeli beslenmek

Sağlıklı beslenme 'yeterli ve dengeli' beslenmedir. Hangi sağlık kitabını açsanız beslenme başlığı altında karşınıza çıkacak artık bir kült haline gelmiş bu tanımı göreceğiniz şüphesizdir. Vücudumuzun yapı taşları olan hücrelerindüzenli ve dengeli çalışması için temel besin öğelerinden ihtiyacımız kadar almalıyız. Bu besin maddeleri; karbonhidrat, protein, yağ, vitamin-mineraller ve sudur. Tek taraflı beslenmek yani sadece protein veya karbonhidratla beslenmek yanlıştır.

Sağlıklı beslenmek için mümkün olduğunca besinleri doğal formlarında tüketin. Organik ve mevsiminde, posa içeriği zengin beslenmeye gayret edin. Günde 2-5 porsiyon meyve, 2-8 porsiyon sebze tüketmek hem kalp-damar hastalıklarına, hem de bazı kanser türlerine karşı korunma sağlıyor. Sağlıklı beslenmeyi hayat boyu sürdürülecek yaşam felsefesi haline getirin. Sadece birkaç hafta dikkatli yemek yeterli değildir.

Günlük kalorimizin yüzde 50-55'ini karbonhidratlardan (meyveler, sebzeler ve tahıl) alarak; bazı vitaminlerin, minerallerin ve lifin tüketimini arttırırken, yağ tüketimini azaltabiliriz. Günde beş porsiyon ya da daha fazla, meyve ve sebze özellikle yeşil yapraklılar, sarı sebzeler ve turunçgiller yemeye çalışın. Günde altı porsiyon ya da daha fazla ekmek, baklagiller ve tahıllar dahil olmak üzere karmaşık karbonhidratlar yiyin. Liften zengin bir diyet, gıdaların sindirilmesinde ve özümsenmesinde önemli bir rol oynar. Doğru yağ kaynaklarından doğru miktarlarda tüketin. Omega 3; yağlı balıklarda (sardalye, ringa, somon, ton, uskumru), ceviz, badem, soya filizi, kurufasulye, soya fasulyesi, nohut, keten tohumu, kuş üzümü ve yeşil yapraklı sebzelerde, omega-3 ile zenginleştirilmiş veya omega-3/omega-6 dengesi sağlanmış ürünlerde bulunur.

Vitamin, mineral veya protein içermediği için alkolün besin değeri çok azdır. Uzun süre aşırı içki içmek, beslenme yetersizlikleri ve bozukluklarına neden olur. Alkol yalnızca "boş kaloriler" yani enerji değerinin ötesinde besleyici değeri olmayan kaloriler içerir.

KEFİRİ EKSİK ETMEYİN

Prebitotik, probiyotik ürünler, kefir gibi fonksiyonelliği yüksek besinleri tüketmeye gayret edin. Zayıflama diyetleri ve sağlıklı beslenme programlarınızda kefiri eksik etmeyin. Kefir, yapısındaki bakteri ve mayalarla sahip olduğu probiyotik özelliği sayesinde hazmı kolaylaştırır. Laktoz oranı süte göre düşük olduğundan bağırsağı laktoza karşı duyarlı olan kişiler tarafından rahatça tüketilebilmektedir.

Öğün saatlerinizi düzene sokun. Altı öğünden oluşan düzenli bir program, duygusal dalgalanmalar nedeniyle yemeyi engeller. Sağlıklı bir hayat sürdürmek, kiloyu takıntı haline getirmeden uygulaması kolay beslenme sistemi ile hayatınızda "melek besinler" grubuna giren yiyeceklere ağırlık vererek hem duygusal açlık diyebileceğimiz göz açlığınızı bastırabilir hem de ideal kilonuzu koruyabilirsiniz.

Kadınlar ve kilo

Kadınlar kilo sorunuyla neden daha çok karşılaşıyor?

İş hayatı, ev işleri, çocuklar, eş derken çoğumuz için diyet bir kabus gibidir. Bir düzen kurmakta zorlanırız. Kadınların aile ve iş hayatında kendilerini daha sık göstermeleriyle birlikte kilo problemi de daha sık görülüyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, kişilerin vakitsizlik ya da unutma bahanesi ile çok az öğün yapıp, yapılan öğünde yüksek kalori içeren besinler tüketmesidir.

Kilo alma nedenleri!

Araştırmalar çalışan kadınların yüzde 23'ünün 50'li yaşlarına geldiklerinde obezite sorunuyla karşı karşıya kaldığını belirtiyor. Kilo alımı; genler ve beslenme alışkanlığı kadar sosyal yaşamdan da kaynaklanıyor. Çalışmayan kadınlar ise sürekli mutfakta olmaları yüzünden kilo ile karşılaşıyorlar. Sonuç hep aynı. Sağlıksız beslenme ve hızla artan kilo.

Hormonal denge: Kadınlar daha çok armut tipi (basen bölgesinde yağ birikmesi) şişmanlığa yatkındır. Erkeklerde ise elma tipi şişmanlıkla karşılaşılır. Elma tipi şişmanlık diyabet, kalp krizi ve inme açısından yüksek risk taşıyor. Kadınlarda armut tipi yağ dağılımının asıl nedeni östrojendir. Östrojen basen bölgesinde yağ birikimini artırsa da bu, hastalıklara karşı riski azaltabilir. Kadınlarda östrojenin fazla salgılanması armut tipi şişmanlığın gelişmesine, yağların kalçalarda birikmesine ve orantısız bir vücut tipine neden olabilir.

Hızlı yemek: Fast food tarzı besinlerin yenilmesi veya enerjisi yüksek atıştırmaların yapılması vücutta yağ hücrelerinin büyümesine yol açabilir. Yemekler yavaş yenildiğinde tokluk hissi daha erken fark edilir ve daha az kalori alınmış olur.

Egzersiz yapmamak: Birçoğumuzun egzersizden keyif almaması yada bahaneleri olması nedeni ile aktif bir yaşamdan uzak olmak kilonun başlıca sebebleri arasındadır. Bu sağlıksız, fit olmayan, sıklıkla kalp problemi oluşan bir toplumun oluşmasının en önemli nedenleri arasındadır. Kişilerin düzenli egzersiz yapmasalar da mutlaka aktif yaşamaları gerekmektedir.

Duygusal yiyici misiniz yoksa fiziksel mi?

Sonbahar özellikle kadınlar için hüzün ve yeme mevsimidir. Yeme tepkilerimizin duygusal mı yoksa fiziksel mi olduğunu fark etmek bu dönemde alınacak kiloların önüne geçebilir

Fiziksel açlık ve duygusal açlık olmak üzere iki tür açlık vardır. Fiziksel açlık mide açlığıdır. Bazı durumlarda ise, örneğin yemek yedikten 10 dakika sonra, aç olmadığımız halde kendimizi bir şeyler yer durumda buluruz. Bunun nedeni duygusal yemedir. Fiziksel olarak aç olmadığımız halde üzüntü, öfke, stres, yalnızlık, can sıkıntısı gibi duygusal durumların tetiklemesiyle atıştırırız. Duygusal ve fiziksel açlık benzer hislermiş gibi algılanabilir ancak ayırıcı noktalarını bilmek açlığınızın nereden kaynaklandığını öğrenmenizi sağlar. Böylece birçok durumda aşırı yeme isteğinizin de önüne geçebilirsiniz.

ANİDEN GELİR

Duygusal açlık ani gelir. Birinci dakikada besinle ilgili hiçbir düşünce yokken, bir sonraki dakikada ciddi bir açlık hissedilir. Fiziksel açlık ise aşamalıdır. Mide guruldar, yavaş yavaş artan işaretlerle yemek yeme zamanının geldiği sinyalini verir. Duygusal yemede açlık hissi çikolata, pasta, hamburger gibi tek bir yiyeceğe karşı gelişir. Böyle bir şeye ihtiyaç olmadığı halde, bu ve benzer besinleri yeme gereksinimi hissedilir. Fiziksel açlıkta ise yiyecek seçimleri esnektir, kişi alternatiflere açıktır. Duygusal yeme boynun yukarı kısmıyla alakalıdır. Krizler ağız ve beyinde başlar. Ağız pizzayı, çikolatayı tatmak ister, beyin arzu edilen yiyecekle ilgili düşüncelerle doludur. Fiziksel yeme mide ile ilgilidir. Mide guruldar, boştur, ağrılı tepki verir.

Duygusal yemede ısrar ve aciliyet, fiziksel yemede ise sabır vardır, besin daha sonra da tüketilebilir. Duygusal yeme ruh hali değişikliğiyle beraber gelir. Patrondan azar işitmek, çocukların okuldaki başarısızlığı, eşlerin tartışması gibi ruh hali dalgalanmasıyla başlar.

SINIR YOKTUR : Fiziksel açlıkta ise son yemek saatinin üzerinden dört-beş saat geçmiştir, baş ağrısı veya enerji düşüklüğü hissediliyordur ve bu fiziksel yemeyi başlatır.

Duygusal yiyiciler ne ölçüde yediklerine dikkat etmezler. Otomatik olarak besini tüketirler, yediklerinin büyük veya küçük olması, az veya çok olması fark etmez.

Fiziksel yemede ölçülü seçimler ve yemede farkındalık vardır. Örneğin tostun yarısını veya tamamını yemenin seçimi yapılabilir. Duygusal yemede sınır yoktur. Ağrı hissedilse bile yemeye edilir. Fiziksel yemede ise sınır vardır. Midenin dolduğu hissedildiğinde durulur.

Duygusal yiyiciler yemek yemekten dolayı suçluluk duyarlar. Kendilerini daha iyi hissetmek için yerler ama sonrasında kendilerine kızarlar, kendilerine egzersiz yaparak ve yemek yemeyerek yediklerini telafi edeceklerine dair sözler verirler. Fiziksel yiyiciler ise yediklerinin gerekli olduğunun farkındadırlar. Yemek yemenin ardından suçluluk ve pişman olmak yoktur. Yemek yemenin nefes almak gibi gerekli bir davranış olduğunu bilirler.

Sağlıklı beslenme markette başlar

Yiyecek satın alırken nelere dikkat etmeliyiz?

Yiyecek alışverişi bir evin toplam gelirinin yaklaşık yarıya yakınını oluşturmaktadır. İşin ekonomi boyutunun yanı sıra hijyen kısmı da büyük önem taşımaktadır. Çünkü eğer hangi besini nasıl satın almamız ve nasıl saklamamız gerektiğini bilen bilinçli tüketiciler olursak daha az atıkla evimizin ekonomisine de katkıda bulunmuş oluruz.

ALIŞVERİŞ SIRASINDA...

Her şeyden önce alışverişe çıkmadan mutlaka ihtiyaç listenizi yanınızda bulundurun. Bu listede günlük, haftalık ve aylık alınması gerekenler belirtilmelidir. Paketlenmiş yiyecek ve içeceklerden en çok satın aldığımız konserve, meyve suları, bisküvi vb. besinlerin, meyve esansları, besin boyaları ve katkı maddeleri eklenerek hazırlandığı, bunların tabii ve taze olanlarının daha ucuz ve daha besleyici olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

Etiket okuma alışkanlığı geliştirilmeli, besin içeriği, üretim ve son kullanma tarihine dikkat edilmelidir.

Et ve Şarküteri Ürünleri

* Yağsız etin besleyici değerinin daha yüksek olduğunu unutmayın. * Ördek ve kaz eti yerine hindi ve tavuğu tercih edin. Tavuk alırken derisinin renginin sarı olmamasına dikkat edin. * Etler hemen tüketilmeyecekse birer yemeklik miktarlarda paketlenmiş olarak buzdolabı buzluklarında 1 hafta, derin dondurucularda 3-4 ay saklanabilir. * Taze balığın solungaçları pembe ve parlak kırmızı, pulları yapışık, görünüşü diridir ve hoş olmayan bir kokusu yoktur. Bozulmamışsa gözleri parlak ve dışarı bombelidir. Solungaçları kırmızı olmayan, pulları dökülen, gözleri çökmüş balıktan uzak durulmalıdır. Derin dondurucuya sahipseniz yiyeceklerinizi daha uzun süre saklayabilirsiniz. Derin dondurucudan çıkardığınız yiyecekleri; çözüldükten sonra dondurmayınız. * Beyaz veya açık renkli olan, tatlı su levreği veya dil balığı gibi balıklar, sert ve koyu renkli, somon gibi balıklardan az yağ içerir.

Süt ve Süt Ürünleri

* Mikroorganizmalardan korunmak için, pastörize/sterilize edilmiş süt ve ürünleri kullanılmalıdır. *Pastörize şişe sütlerin kapakları açılmamış ve üretim tarihi ile satın alındığı tarih aynı olmalıdır. *Her türlü sütü buzdolabında saklayınız * Sütü, yazın 1 gün, kışın 2-3 günde tüketiniz. *Süt ve diğer konserve ürünlerin kutularında yarık, çatlak, kapaklarda bombe (dışa dönüklük) olmamasına, pastörize sütlerde şişenin üstündeki tarihin bir günü, uzun ömürlü sütlerde 1 ayı geçmememiş olmasına dikkat ediniz. *Yoğurdun süzülen suyu atılırsa vitamin kaybı olur. Yoğurt suyu çorba ve hamur işlerinde kullanılarak değerlendirilmelidir. * Peynirler hoş kokmalı ve kalıbı ile aynı hacimde olmalı, taşmamalıdır. *Peynirlerin yüzeyi kesildiğinde kuru, çabuk parçalanan ve dökülür özellikte olmamalıdır . * Çiğ sütten yapılmış peynir tüketilirse brusella gibi hastalıklara davetiye çıkarılmış olur.

Yumurta

* Yumurtaları önce ışığa tutun. Sarısı ortada değil, kabuğa yakınsa bayattır. * Yumurtanın en kalitelisi taze ve iri olanıdır. * Yumurtanın sarısının koyu ve açık sarı olması besin değerini etkilemez. Taze yumurtanın hava boşluğu küçüktür, hafif değildir ve sallanırken ses gelmez * Kırık, çatlak, kabuğu kirli yumurtalar alınmamalıdır. * Yumurta, buzdolabının özel bölümüne sivri kısmı alta gelecek şekilde yerleştirilmelidir. Bu şekilde 10 gün saklanabilir. * Yumurtayı yıkayın. Bozdolabına yerleştirirken yıkanan yumurtalarda üzerini örten müsin adını verdiğimiz koruyucu tabaka ortadan kalkar ve deliklerinden mikroorganizma girişi gerçekleşerek bozulmasına neden olunur. * Taze yumurtanın sarısı, akı tarafından küre şeklinde sarmalanmıştır. Kabuğu pütürlüdür. * Bayat yumurta kırıldığı zaman sarısı hemen dağılır ve akıyla karışır. * Taze yumurta suya atıldığında dibe çöker, bayatladıkça yukarı doğru çıkar.

Kuru besinler

* Un, bulgur, pirinç, makarna, nohut, mercimek, besinleri kapalı teneke, şişe veya kutularda satın alınız. * Kuru baklagillerin, un, bulgur ve pirincin taşlı, topraklı, böceklenmiş ve küflenmiş olmamasına dikkat ediniz * İçerisindeki taş, toprak ve diğer yabancı maddeleri ayıkladıktan sonra bez torbalarda saklayınız. * Yağları kapalı olarak serin ve ışıksız yerde saklayınız.

Sebze ve Meyveler

* Mevsimlik sebze ve meyvelerin turfanda olanından daha ucuz, daha lezzetli ve daha besleyici olduğu unutulmamalıdır. * Yeşil yapraklı sebzelerin yaprağı bol ve yeşil olanlarını tercih ediniz. * Patates ve soğanlarda çimlenme ve yeşillenme olmamalıdır. Nemli olmayan, karanlık yerde saklanmalıdır. * Şişmiş, paslı ve içindeki sıvıyı sızdıran konserveler alınmamalıdır . * Meyvelerin iri ve gösterişli olanları değil, pörsümemiş ve sulu olanlarını seçin. * Sebze ve meyvelerin çürük, ezik ve topraklı olmayanlarını almaya dikkat edin. * Taze sebzeler dayanıksızdırlar... * Ispanak, marul gibi sebzeler üzerlerindeki toprak temizlenecek şekilde yıkandıktan sonra naylon torbalara koyularak buzdolabında 3-5 gün saklanabilir.

Dondurulmuş Ürünler

* Dondurulmuş ürün satın alınıyorsa 30 dk içine buzdolabına yerleştirme hedeflenmelidir. * Dondurulmuş ürünler market arabasına en son alınmalı ve mümkünse soğuk muhafazalı poşet içinde eve kadar taşınmalıdır. * Dondurulmuş besinler kesinlikle oda ısısında çözdürülmemeli, buzdolabı veya mikrodalga fırın kullanılmalıdır.

Günümüz gençlerinin tehlikesi: Yeme bozuklukları!

Günümüzde görülen yeme bozuklukları arasında; anoreksiya nervoza, bulimia nervoza, ortoreksiya ve atipik yeme bozuklukları bulunmaktadır.

Anoreksiya

Anoreksiya tanısının koyulabilmesi için; bireyin kilo almaya karşı koyması, ağırlığının beklenenin % 85'inin altına düşmesi, kilosu düşük olmasına karşın kilo almaktan ve şişmanlamaktan korkma, bedenin algılanmasında bozukluk, kilo kaybının reddi, menarş (regl) sonrasında 3 siklus süren amenore (adet görememe) olması gerekmektedir. Ortalama başlama yaşı 17'dir, fakat 40 yaş üzerinde de görülebilmektedir.

Anoreksiyalı bireyler; Küçük porsiyonlar tüketirler, aç olduklarını inkar ederler.

Vücut ağırlıklarında çok kısa sürede çok fazla kayıp olur.

Depresif ve güvensiz olurlar.

Şişmanlık korkuları fazladır, zayıf olsalar dahi kendilerini şişman görerek kilo vermek isterler.

Ağır egzersizler yaparlar.

Bulimia

Tıkınırcasına yemek yeme periodlarının ardından kişi kilo alımını engellemek için kendini kusturma, laksatif ve diüretik kullanma gibi arınma davranışları içerisine girer ve/veya alınan enerjinin yakılması için aşırı ve katı egzersiz programı yapar. Başlangıç yaşı Anoreksiya Nervozaya göre, ergenlik yıllarından biraz daha ileri yaşlardır

Bu Hastalıkların Oluşumunda Bireysel ve Ailesel Faktörlerin Yeri Büyüktür

Ailede yeme davranışı bozukluğu, depresyon, madde bağımlılığı ve obezitenin olması, Anne ve babayla iletişim kuramama, Toplumun yeme, vücut şekli ve ağırlığı eleştirileri, Kişinin kendisine olan saygısının azalması ve mükemmeliyetçi bir yapı içerisinde olması, Ergenlik döneminde depresyon ve ruhsal bunalım içerisinde olma, yeme bozukluklarını tetikleyen atkenlerdir.

Ortoreksiya

Ortoreksiyayı diğer yeme bozukluklarından ayıran özellik kilo verme isteğinin olmaması, fakat mükemmel, saf, sağlıkılı ve doğal beslenme takıntısıdır. Bu bireylerin genellikle mükemmelliyetçi oldukları ve diyet yapmanın bu kişiler için sakinleştirici bir etkisinin olabileceği belirtilir. Bu, özellikle büyük kentlerde yaşayan ''beden imgesi'' ağırlıklı düşünen takıntılı kişilerin hastalığıdır. Her besinin aşırı sağlıklı olması insanı tek boyutlu beslenmeye kadar götürebiliyor. İşin bir de kişiyi anoreksiyaya itecek boyutu da var. Aşırı derecede takıntı yapmak yerine dengeli beslenme konusunda bilinçli olmak gerekir. Çünkü beslenme, gıdalarla yapılan ve takıntı boyutuna varmayan, özenle yapılması gereken bir eylemdir.

Atipik Yeme Bozuklukları

Sık görülen farklı bir beslenme bozukluğu davranışıdır. Kısa sürede, aşırı miktarda besin tüketilmesi ve bu esnada kişinin kendini kontrol dışı hissetmesidir. Psikiyatrik bir hastalıktır, depresif bir davranış ile karakterize olmasına rağmen gün içindeki seyirleri birbirinden farklılık göstermektedir.

Gece Yeme Sendromu

Gece yeme sendromu tanısının koyulabilmesi için geceleri sık sık uyanmalar sırasında yüksek kalorili atıştırmaların yapılması, bu durumun en az 3 ay sürmesi, yedikten sonra suçluluk, sıkıntı, gerginlik ve sinir yaşanması gerekmektedir. Bu bireyler günlük kalorinin en az % 50'sini son akşam yemeğinden sonra atıştırmalar ile alırlar. Yenilen besinlerin genel içeriği şeker ve nişasta gibi karbonhidratlardan oluşur.

Havaların soğuduğu bugünlerde beslenmenize dikkat edin!

Bağışıklık sistemini güçlendirmek için yeterli ve dengeli beslenmek, bol su içmek, spor yapmak ve stresten uzak durmak gerekir.

Bunun için havaların soğuduğu bugünlerde aşağıdaki kurallara dikkat ederek, kendinizi koruyabilirsiniz.

Bağışıklık sistemi güç kazandıkça, metabolizmayı tehdit edebilecek mikroplar, bakteriler, mantarların yaratabileceği riskler azalma eğilimi çizmektedir. Çünkü vücudumuzun savunucuları saat başı 10 milyondan fazla antikor üreterek savaş açar.

Antioksidanlardan zengin beslenin.

Hücresel ölüm veya hasara yol açabilecek, vücutta serbest halde dolaşan radikallere karşı vücudu koruyacak antioksidanlardan zengin beslenmek bağışıklık sistemini

güçlendirecek, hem kronik hastalıklara karşı koruyacak hem de cilt sağlığı için fayda getirecektir.

Bu antioksidanların başında C ve E vitamini ve beta-karoten gelmektedir.

Anti-oksidanları içeren besinleri günlük beslenmemizde bol miktarda tüketmek gerekir. Meyvelerden turunçgiller adı altında limon türleri, portakal, greyfurt, çilek, kivi, kuşburnu, ahududu, sebzelerden dolmalık biber, enginar, brokoli, fasulye, maydanoz iyi C vitamini; bitkisel yağlar ve yağlı tohumlar ise zengin E vitamini kaynaklarıdır. Çalışmalar E vitamininin selenyum ile birlikte bağışıklık sisteminin fonksiyonunu artmasına yardımcı olduğunu göstermiştir.

Burada anlaşılan besinlerin çok çeşitli ve renkli tüketmek gereğidir, çünkü sinerjik etkilerini bütün halde ve karışık kompozisyonda daha iyi göstermektedirler. Turuncu, kırmızı, yeşil sebze ve meyvelerde bol miktarda bulunan beta karoten de bağışıklık sistemi hücrelerinin sayısında önemli derecede artış sağlar. Beta karoten, vücutta A vitaminine çevrilerek dolaylı yarar da sağlar. A vitamini; karaciğer, brokoli, havuç, ıspanak, kabak, marul ve domateste bulunmaktadır. Bağışıklık sistemimizde önemli bir rolü olan C vitamini vücutta depolanmadığı için her öğün alınması, özellikle sigara içenlerin daha fazla C vitamini almaya özen göstermesi gerekiyor. Çünkü vücutta C vitamini eksikliğinde halsizlik, çabuk yorulma ve hastalıklara yakalanma riski artıyor...

Reçetesiz almayın!

Destek ürünleri kontrollü kullanın. Vücut toniği, bağışıklık sistemini güçlendirici olarak bilinen destek ürünleri doktorunuza danışarak kullanın. Bunlar arasında ekinezya, astragalus, multivitaminler sayılabilir. Eczanede reçetesiz de satılsa kendi kararınızla kullanmayın. Her ne kadar doğal da olsa bitkiler de istenmeyen tepkiler yaratabilir.

Örneğin ekinezya, özellikle doğu tıbbında çok eski tarihlerden bu yana soğuk algınlığı tedavisinde kullanılıyor olsa da uzu süreli kullanılması halinde vücudun buna alışması bağışıklık sisteminde gerektiğinde istenilen etkiyi gösterememesiyle sonlanabilir. Bu nedenle doktor kontrolü ile kullanılması gerekir.

Sıvı alımınızı artırın. Vücudun toksinlerden arınmasına yardımcı olacak bol su ve bitki çayı alımını kontrollü ve düzenli takip edin. Doğal, mevsiminde ve çok çeşitli beslenmeye özen gösterin.

Besinler saflaştıkça yararlı öğelerini kaybetmektedirler bu nedenle mümkün olduğunca esmer, kabuklu ve organik tarımla üretilen besinleri tercih etmeli, yemek alışverişlerinizde bildiğiniz markalara yönelmelisiniz.

Özel günler dışında alkol almamaya gayret edin. Bu özel günlerde ise 1 veya en fazla 2 kadeh tercihen şarap tüketin.

Alkol keyif verici bir madde olarak günlük yaşantımızda yer almaktadır. Alkolün, özellikle kronik alkol alışkanlığının, organizmanın immun savunması üzerinde olumsuz etkiler yaptığı kanıtlanmıştır.

Düzenli uyku saatleriniz olmalı, biyolojik saatiniz dakik olmalıdır. Uyku sırasında vücudumuz ve beynimiz dinlenirken bağışıklık sistemi dinlenmez. Aksine işgalci organizmalara karşı hazırlık yapar. Eğer iyi dinlenilmezse bağışıklık sistemi bozulabilir.

Kırmızı eti beslenmenizde haftada 1-2 öğün bulundurun.

Yağsız kırmızı et, zenginleştirilmiş mısır gevreği, kümes hayvanları, süt ve yoğurt kaynakları ile vücudun çinko ve demir kaynaklarını almasına destek verin.

Turuncu renkli besinler bol bol tüketin.

A vitaminini karşılamanın en iyi yollarından biri de beta karoten içeren gıdaların diyette fazlaca yer alması gerekir.

Havuç, kabak, bal kabağı, topatan kavunu ve tatlı patates en zengin kaynaklardandır.

Kefir ile mide barsak floranızı zenginleştirin.

Barsaklardaki mukoza tabakasında yer alan trilyonlarca iyi huylu bakteri metabolizmanın zararlı bileşiklerce kuşatılmasını engellemektedir.

Bu nedenle yoğurt ve bir tür fermente süt ürünü olan kefir tüketerek vücudumuza destek güç göndermekte fayda vardır. Bu canlı besinin daha yararlı olabilmesi, daha başarılı sonuçlar doğurması için yeterli miktarlarda, düzenli tüketimi çok önemlidir.

Günde 5 porsiyon meyve ve sebze yemeye çalışın...

6 porsiyon da ekmek, kurubaklagil ve tahıl yiyerek karmaşıkkarbonhidrat ihtiyacınızı karşılayın.Sebzelerde bulunan antioksidanlar (A, C, E vitaminleri ve selenyum gibi mineraller, oligosakkaritler, alkol ve fenoller gibi bazı maddeler) hastalıklara karşı vücudunsavunma mekanizmasını güçlendiriyor. Ayrıca sebzeler, içerdikleriposa ile bağırsak faaliyetlerineyardımcı olurken kabızlığı engelliyor ve uzun süre tok kalmamızısağlıyor. Elzem yağ asitleri olan omega3'den zengin beslenin. Vücudumuzda üretilemeyen ancak dışarıdan alınması elzem olan bazı yağasitlerini vücudun düzenli olarakkarşılaması çok önemlidir. Bu nedenle mutlaka balık tüketmeli, koyu yeşil yapraklı sebzeleri sofranızdan eksik etmemelisiniz. Hücresağlığı için çok önemli olan omega 3 yediden yetmişe herkes içinfarklı miktarlarda gereklidir. Prebiyotik ve probiyotiklereağırlık verin.Her ne kadar son yıllarda mutfaklara girmiş olsa dauzun yıllardır üzerinde çalışılanprobiyotik ve prebiyotikler güçlübağışıklık sisteminin olmazsa olmazlarındandır. Probiyotiklerbağırsak florası için faydalıbakterileri artırıp, bağırsaksistemini destekleyerekhastalık yapan mikroorganizmaların üremesine engel olabilmektedir böylece hem sindirimi kolaylaştırırlarhem de bağırsaklarda üretilen vitaminlerin sentezinderol alırlar.

Beta Glukan

Ekmek mayasından elde edilen 'betaglukan' bağışıklık sistemini güçlendiren, besinlerde doğal olarak bulunan bir maddedir. Vücudun doğal savunma mekanizması dahilinde zararlı bileşikleri yok ederek, metabolizmayı serbest radikallere karşı koruyabilmektedir. Öte yandan kişisel direnci güçlendirebilir, performansı artırarak enfeksiyon durumlarında yaşam kalitesini yükseltebilir.

Takviye şart

Bazı maddelerin beslenmeye eklenmesi öneriliyor

Beslenme, bireylerin ve toplumların yaşamlarını etkileyen çok önemli bir temel gereksinimdir. Sağlıklı toplumların oluşması için yeterli ve dengeli beslenme tartışmasız bir önkoşuldur.

Beslenme sorunlarının tedavisi ve önlenmesi amacıyla diyetin desteklenmesi hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde yaygın olarak kullanılan yöntemlerdir. Diyet suplemanları (destekleyicileri) vitamin, mineral, aminoasitler, posa, fitokimyasallar, otlar ve botanik ürünleri kapsar.

Diyetin desteklenmesi yani supleman kullanımı diyetle yetersiz gıda tüketildiğinde besin ögeleri alımı önerilenin altında olduğunda, hamilelik yada emzirme dönemi gibi özel durumlara bağlı olarak gereksinme arttığında, hücre fonksiyonlarının düzeltilebilmesi için, besinlerin hazırlanmasında, pişirilmesinde ve saklanmasında kaybedilen besin öğelerinin takviyesinde, yaşlılıkda yetersiz beslenmeden kaynaklı beslenme ihtiyacını karşılamak amacıyla uygulanan yöntemdir. Suplemantasyon yöntemleri arasında, altıncı aydan sonra bebek, çocuk ve gebelere demir, kalsiyum verilmesi; bebek ve yaşlılara D vitamini verilmesi; doğurganlık çağındaki kadınlara folik asit verilmesi, kan bulgusunda yetersiz seviyede vitamin, mineral bulunması veya bazı hastalıklarda kolesterol, kan şekeri, karaciğer fonksiyon testleri, homosistein seviyesinin desteklenmesi sayılabilir. İnsanlar suplemanları bazen hastalıklarının tedavisi için bazen de hiçbir sorunları yokken kullanırlar. Kımılerı ıse besın tuketımı yerıne gereksınımı oldukları besın ogelerını hap olarak almakta kullanırlar. Ancak biliyoruz ki günümüzde birçok kişi kendi kararları ile diyetlerini yeterli kılmak, daha sağlıklı olmak veya varolan hastalıklarını tedavi etmek veya önlemek amacıyla supleman kullanmaktadır.

Bazı suplemenların aşırı kullanımı kusma, böbrek taşı, karaciğer hasarı, doğumsal bozukluklara neden olabilmektedir. Bu nedenle kişi kan bulgularına uygun ve sahip olduğu rahatsızlıkların komplikasyonlarının etkilerini negatif etkilemeyecek şekilde bir uzman kontrolünde kullanmalıdır.

Metabolizma kiloyu belirleyen bir faktör

Beslenme programınızı, metabolizmanızın çalışma hızına göre belirlemeniz sağlıklı bir şekilde kilo vermenizdeki en önemli etkenlerin başında geliyor

Metabolizma, vücudun temel fonksiyonlarini devam ettirebilmek için bir günde ihtiyacı olan minimum enerji miktarıdır. Dinlenme anında vücudun kalori harcama hızına bakılarak ölçülür ve kişiden kişiye değişiklik gösterir.

Yemek yeme, uyuma, temizlenme ve benzeri faaliyetler sirasinda vücudunuz devamli kalori yakar.

Metabolizma vücut bilesimleri tarafindan etkilenmektedir.

Bu bilesimler, vücuttaki kas ve yag dokularinin birbirlerine oranidir. Kaslar, vücutta yaglardan daha fazla kalori kullanirlar. Kasli vücuda sahip olan kimselerin, daha az vücut yagina sahip olmalarindan dolayi, daha hizli metabolizmalari vardir. Örnegin ayni boy ve kiloda olan iki kisiyi ele alalim.

Bunlardan düzenli olarak aerobik çalisma, vücut gelistirme, fitness ve benzeri aletli programlan uygulayan kisinin vücut yag orani daha düsüktür.

Digeri ise hiçbir sportif aktivite yapmadigi için, vücut yag orani diger kisiye oranla daha yüksektir ve dolayisiyla metabolizma hizi da yavastir. Baska bir deyisle, birinci kisinin vücut fonksiyonlarini devam ettirebilmesi için, ikinci kisiden daha fazla kalori harcamasi gerekmektedir.

Metabolizma hızının kilo alıp vermede önemli etkisi var. Bazal metabolizma hızınız ne kadar düşükse, kilolu olma ihtimaliniz de o kadar yüksektir.

Eğer hızlıysa şanslısınızdır, vücudunuz enerji sağlamak için daha hızlı kalori yakıyor demektir. Eğer yavaşsa çok fazla kalori almamalısınız,ihtiyacınızdan fazlası yağ olarak depolanacaktır.

Kiloluysanız ilk işiniz metabolizmanızı hızlandırmak olmalı. Bunu yapmak için de kas dokusunu arttırmanız gerekli. Kas dokunuz ne kadar fazlaysa metabolizmanızda o kadar hızlanır, ince kalma şansınız artar. 40 yaşından sonra kas dokusu azalmaya başlamaktadır. Bu nedenle düzenli egzersizle metabolizmayı hızlandırmak ve vücut fonksiyonlarının daha mükemmel olmasını sağlamak sağlıklı yaşam için bir koşuldur.

Yavaş bir metabolizmaya sahip olduğunuzda, üşüme, kuru bir cilt, yavaş nabız, düşük tansiyon ve peklik vs. gibi birçok rahatsızlığı da kabullenmiş olmaktasınız.

Uyku düzeniniz bozuk sürekli halsiz misiniz?

Herkesin zaman zaman uyku problemleri olabilir. Zaman zaman herkes kendini halsiz ve yorgun hissedebilir. Bunun için pek çok nedeni vardır!

Uykusuzluk; en az 3 hafta süren uykuya başlama ve devam etmede güçlük olarak tanımlanmıştır. Bir ya da iki gece bozulan uyku, uykusuzluk kavramına uymaz. Aynı zamanda gün boyunca yorulmadıysanız, ne kadar kötü uyuduğunuzu düşünürseniz düşünün uykusuzluk yakınmanız yoktur. Böyle bir durum bile zaman zaman uyuma probleminin olmadığı anlamına gelmemektedir ve bozuk bir uykunun sıkıntısını bilmek için uykusuzluk çekiyor olmanız gerekmez.

DEMİR DEĞERLERİNİN DÜŞÜKLÜĞÜ...

Halsizlik ise fiziksel ve biyokimyasal olmak üzere birçok nedene bağlı olabilir. Gün içinde yoğun devam eden yaşam şekli, stres, mevsim değişiklikleri, demir değerlerinin düşük olması, magnezyum ve çinko gibi mineral değerlerinde azalma halsizlikte sık karşılaşılan bulgular arasındadır. Halsizlik aynı zamanda uyku düzeninin aksamasında da önemli bir etken oluşturabilir.

Uyku problemi olan kişilerde de sıklıkla halsizliğe rastlanabilir. Bu durumun tedavi edilebilmesi için uzmanlar tarafından biyokimyasal ve fiziksel değerlendirmenin yapılması gerekmektedir.

ORTAYA HORLAMA ÇIKMAKTADIR

Ağız ve burun arkasındaki hava yolunda darlık olduğunda ortaya çıkan gürültü biçimindeki sese horlama denir. Dilin arkası ve yumuşak damak ve küçük dilin olduğu kısmın genizle birleştiği bölge kendiliğinden daralabilen bir bölgedir.

Bunlar birbirleri üstüne geldiğinde solunumla birlikte titreşmekte ve horlama ortaya çıkmaktadır.

Diyet posası sizi zayıflatır, sağlıklı olmanızı sağlar

Besinlerin sindirilmeyen kısmına posa denir. Posalı besinler bağırsaklarda sindirilemeyen ancak diğer besinlerin sindirilmesine ve emilmesine yardım eden besinlerdir. Başlıca posa kaynakları tam buğday ekmeği, çok tahıllı ekmek, kepekli makarna ve esmer pirinç gibi rafine edilmemiş tahıllar, kuru yemişler ve yağlı tohumlar, kurubaklagiller, taze ve kurutulmuş meyvelersebzeler, kahvaltılık tahıl gevrekleridir. Nohut, mercimek gibi diğer kuru baklagillerle; ceviz, fındık gibi diğer sert kabuklu meyvelerin diyet posası içerikleri de yüksektir.

Sebzeler içerisinde diyet posası içeriği en yüksek olanlar ise taze fasulye ve bezelyedir. Meyvelerin diyet posası içerikleri tüketim şekline göre değişir. Kabuklu yenen meyvelerle daha çok diyet posası alınır.

Diyet posasının enerji yoğunluğu düşük olduğundan ve su çekici özelliğinden, mide içeriğinin yoğunluğunu arttırarak midenin boşalmasını geciktirir. Mide boşalmadığı için bireyin yeme isteği azalır. Posanın sindirim enzimlerine etkisi daha çok ince bağırsakta yoğunluğun arttırmasından kaynaklanır. Araştırmalar bağırsakta yoğunluğu arttıran posa tüketildiğinde, ince bağırsaktan karbonhidratların emiliminin yavaşlattığını göstermektedir. Bazı posa öğeleri laksatif (tuvalete çıkarıcı) etkiye sahiptir ve kalın bağırsağın hareketini arttırarak, dışkının hızla bağırsaktan dışarı atılmasını sağlar. Diyetin posa içeriği ile bazı hastalıkların oluşum sıklığı arasında ilişkiler olduğu ileri sürülmüştür. Örneğin, az posalı diyet alan Batı toplumlarında kalın bağırsak hastalıklarının, örneğin kolit ve kanserin, fazla posalı diyetle beslenen Afrika toplumlarından daha sık görülmüştür. Çok posalı diyetle beslenen Afrika toplumlarında ise kalp hastalıkları ve apandisite Batı toplumlarına göre daha az rastlanır.

Posa, diyetin enerji yoğunluğunu azaltarak ve tokluk duygusunu arttırarak, kardiyovasküler hastalıklarda risk faktörü olan şişmanlığın önlenmesinde yardımcı olur.

Özellikle posa içeriği yüksek besinler bol su ile tüketildiğinde, doyum hissi daha uzun olmaktadır. Örneğin, kepekli makarna yerken arada su içmek veya kabuklu elmayı yedikten sonra su tüketmek, kilo vermeye çalışan kişilerde doymayı sağlamada en pratik yoldur.

Bayramda seyahatte misiniz? Nasıl besleneceksiniz?

Bayramda tatil planı yapanlar için ünlü diyetisyen Taylan Kümeli, birbirinden önemli beslenme uyarılarında bulundu

Tatil, seyahat, bayram, iş gezisi gibi sizleri normal yaşantınızın dışına çıkaran, beslenme alışkanlıklarımızda değişikliklere yol açan durumlarda nelere dikkat etmeliyiz. Birçok kez şeçimler de zorlanıp en olmadık şeyleri tercih ederiz. Unutmayın ki tatil, seyahat veya bayramlarda da beslenme programımıza devam edebilirsiniz yeter ki dikkat edilmesi gereken noktaları unutmayalım.

KESİNLİKLE ÖĞÜN ATLAMAYIN

Seyahatler de en sık yapılan hatalardan bir tanesi öğün atlamaktır. Özellikle 2 ana öğün ile geçirilen seyahatlerde metabolizma oldukça yavaşlamaktadır. Bu nedenle bir kerede fazla yemek yerine az miktarlarda sıkça beslenme önerilmektedir. Diğer bir hata ise karbonhidrat alımının yüksek olmasıdır. Tatlı, hamurlu gıdalar ve şekerli besinler, alkol bu dönemde sıkça tüketilmektedir. Bu tüketim şekli kişilerde şeker düzeyinde probleme ve kilo artışına neden olabilir.

Uzun süreli bayram tatilinde seyahatte iseniz şu şekilde beslenebilirsiniz...

Bayramda alkole dikkat

Alkol, sağlığa negatif etkileri dışında kilo da aldırır

Ramazan ayının sonlanması ile birlikte alkol alımından artış başlayacaktır. Sağlığa negatif etkileri dışında, kilo artışına neden olabilen alkol hakkında tüm gerçekleri şimdiden inceleyelim. Alkol merkezi sinir sistemini baskılayarak sakinleştirir ve bilinç durumunu da değiştirir. Çok fazla içildiğinde alkol öldürücü bir zehir olabilir.

Alkol, bir gram yağın içerdiği kaloriden biraz daha az kalori içerdiğinden teknik olarak bir besin maddesidir. Ne yazık ki milyonlarca insan aşırı miktarlarda alkol tüketmektedir.

İnsanların büyük çoğunluğu genç yaştan başlayarak alkol kullanmaktadır.

Alkolizm önemli bir sosyoekonomik ve halk sağlığı sorunudur.

Alkol nedeniyle oluşan üretim kaybı ve sağlık harcamaları milyarlarca lira tutmaktadır.

Kazalara bağlı ölümlerin, intiharların ve cinayetlerin yarısından fazlası ve trafik kazalarına bağlı ölümlerin yarısından biraz daha azı alkolle ilişkilidir. Alkole bağlı iş kazaları, yaralanma ve hastalıklar nedeniyle oluşan iş günü kayıpları, mali kayıpların doğrudan görünmeyen bölümüdür.

Merkezi sinir sistemini baskılayan etil alkol sizi gevşetir ve beyindeki kontrol merkezlerini de baskıladığı için kendinizi kontrol etme yeteneğiniz azalır. Ne kadar çok içerseniz o kadar sakinleşirsiniz. Fazla alkol alırsanız konuşmanız ve kaslarınız arasındaki bütünlük bozulabilir. Aşırı miktarda alınan alkol uykuya ve bazı durumlarda beyindeki yaşamsal merkezleri ileri derecede baskılayarak, yaşamı tehdit eden bir komaya neden olabilir.

ALKOLÜN SİNDİRİMİ

Alkolün büyük bölümü ince bağırsaktan emilse de ağız, yemek borusu ve midede de az miktarda emilebilir. İnce bağırsaktan emilen alkol miktarı çeşitli faktörlere bağlıdır. Eğer mideniz boşsa alkolün büyük bir bölümü hızla emilerek kana geçer. Mide ve ince bağırsakta, özellikle büyük parçalı ve yağlı besinlerin bulunması mideden boşalmasını ve böylece alkolün

emilmesini yavaşlatır.

Alkol kana geçtiğinde hızla bütün vücuda dağılarak, hücre içi de dahil su bulunan her yere taşınır. Alkolün zehirleyici etkisinden bu dağılım sorumludur. Alkol, hamile kadınlarda bebeğe ve emziren kadınlarda anne sütüne geçer. Alkol hemen hemen tümüyle vücudumuzda yakıt olarak kullanılsa da az miktarı idrar ve solunum yoluyla da atılır.

ALKOLÜN EMİLİMİ

Vücudunuz alkolü diğer besinleri kullandığı gibi kullanır. Enerji sağlamak için alkol karaciğerde yakılır. Bir gram alkol yakıldığında 7 kalori oluşur. Alkol yüzdesi 2 olan 120 mi şarap, 360 ITII bira veya alkol derecesi (proof) 100 olan 30 mi içki sadece alkol içerikleriyle yaklaşık 80 kalori verir. Bira ve tatlı şarabın şeker ve karbonhidrat içerikleri, ek kalori verir. Vitamin, mineral veya protein gibi önemli besin maddelerini içermediği için alkolün besin değeri çok azdır. Kronik (uzun süreli) alkoliklerin beslenmesi çoğu kez yetersizdir. En sık tiamin (B1 vitamini), riboflavin (B2 vitamini), niasin, Folik asit, pridoksin (B6 vitamini), magnezyum, potasyum ve çinko yetersizliği görülür.

Doktorlar bir zamanlar uzun süreli alkol kullananlarda sık görülen karaciğer hasarının (karaciğer yağlanması ve siroz) nedeninin alkolün beslenme üzerindeki etkisi olduğunu düşünüyorlardı.

(Karaciğer büyümesi ve siroz bölümlerine bakınız) Ancak bugün alkolün zehirleyici etkisinin doğrudan karaciğeri harap edebileceği bilinmektedir.

Bayramda sağlıklı beslenmenin incelikleri

Bayramlar, düğünler, yılbaşı ile doğumgünü gibi özel günler sevdiklerin bir araya gelmesi açısından çok önemli ve değerlidir

Bu değerli birliktelikleri daha anlamlı hale getirmek için kişiler binbir telaşa girer... Giyecekleri kıyafetlerden yenecek yemeklere kadar özenilir. Bu dönemi kilo ve sindirim sorunları yaşamadan geçirmek için beslenme bilincinin bu dönemde de devam etmesi gerekir. Bayram ziyaretlerinde birbirinden lezetli ikramlarla karşılacağınız kesin. Bu durumda iradenizi test edin.

METABOLİZMANIZI HIZLANDIRIN

Ramazan sırasında yavaşlayan metabolizma hızımızı tekrar eski düzenine adapte ederken yine sağlıklı beslenme kuralları çerçevesinde az ve sık beslenmeyi tercih etmeliyiz. Beslenmemizde ana öğünleri destekler nitelikte ara öğünler ilave edersek hem yağ depolanmasını, hem de kan şekerinde yaşanan ani düşüş ve yükselişleri önlemiş oluruz.

TATLI TÜKETİMİNE DİKKAT!

Kimi bireyler Ramazan sonrası kaybedilen enerjinin geri kazanılması gerektiğini ve yeme özgürlüğüne kavuştuklarını düşünerek aşırı yemek, özellikle tatlı tüketimini arttırırlar. Bunun sonucu olarak da bazı sorunlar kaçınılmaz olur. Bu sorunlar arasında en önemlisi; midede hazımsızlık ve bağırsak probemleridir. Bunun nedeni oruç tutmaya alışmış vücudun aşırı miktarda tatlı ve çikolata tüketimine karşı tepki göstermesidir.

Osteoporozdan korunmak için nasıl beslenmeliyız?

25-30 yaşlarında tamamlanan kemik yapısı bu zamana kadar sürekli kendini yeniler Dengeli beslenmeyi hayatından eksik etmeyenin kemik yapısı sağlıklı ve dengelidir

Osteoporoz; halk arasında basit tanımlamasıyla kemik erimesi olarak bilinen, kemiklerde zayıflama, kemik yapısında bozulma ve buna bağlı olarak kemik kırılabilirliğinde artışla karakterize bir iskelet hastalığıdır. Daha çok menopoz sonrası kadınları etkileyen bir sağlık problemidir.

Osteoporoz, 2000'li yıllarda geniş halk kitlelerini ilgilendiren önemli bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmekte ve tüm dünyada 200 milyondan fazla kişiyi etkilediği tahmin edilmektedir.

KALSİYUMU EKSİK ETMEYİN

Kalsiyum; kemiklerimizin oluşumunu ve sağlamlığını sağlayan vücudumuz için gerekli minerallerden biridir ve vücut ağırlığımızın yüzde 1.5-2.0'sini oluşturur, bu miktarında yüzde 98'i kemiklerimizde, yüzde 1'i dişlerimizde, diğer yüzde 1'i ise kan dolaşımı ve yumuşak dokularda bulunmaktadır.

Kalsiyum sadece kemik sağlığı için değil diğer vücut fonksiyonları için de gerekli bir mineraldir. Vücudumuz kanda belirli bir miktar kalsiyum bulundurmak zorundadır. Kaslarımızın kasılması, kalp ritmi ve normal kan akışkanlığı için kalsiyuma ihtiyaç vardır. Bunlar kalsiyumun kemik yoğunluğu üzerindeki etkisinden daha öncelikli fonksiyonlarıdır. Bu fonksiyonları yerine getirebilmek için yeterli kalsiyum almıyorsak vücudumuz depoları, yani kemikteki kalsiyumu kullanacaktır.

Kemik yaşam boyu sürekli yapılan, yıkılan canlı bir dokudur. Yaşam süresince eski kemik yıkılır ve bunun yerini yeni kemik alır. 25-30 yaş civarında kemik kütlesi pik noktasına ulaşır.

Beslenmesi yeterli olan, yeterli egzersiz yapan, ergenlik dönemini sağlıklı geçirenlerde, kemik yapımı ve yıkımı dengededir.

Osteoporozun gelişmesini sağlayan risk faktörleri nelerdir?

Bazı risk faktörleri değiştirilebilirken bazıları değiştirilemez. Yaşlı olmak, kadın olmak, erken menopoz veya menopoz sonrası dönemde bulunmak, erkeklerde testesteron oranında bir azalmanın söz konusu olması, beyaz ırk, sarışın ve ince yapılı olmak, ailede osteoporoz ve osteoporoza ait kırık öyküsü olması düşük C ve D vitamini alımı, hareketsiz yaşam, sigara, alkol, fazla kahve tüketimi, romatizmal hastalıklar, kortizon, heparin gibi çeşitli ilaçların kullanımı birer risk faktörüdür.

Kalsiyum kaynakları

Her yaşta hayatımızın vazgeçilmezi olan kalsiyum, ileriki yaşlarda da günlük tüketimimizin başlangıçlarını oluşturur

Süt ve süt ürünleri en önemli kalsiyum kaynaklarıdır. Süt, yoğurt ve peynir en fazla kalsiyum içeren gıdalardır. Bir bardak süt günlük ihtiyacımızın 1/4'ünü sağlar.

Tükettiğimiz süt ve süt ürünlerinin az yağlı veya light olanlarının tercih edilmesi enerji, kolesterol ve yağ alımının da minimuma indirilmesini sağlar. Ayrıca bu ürünlerin kalsiyum içerikleri tam yağlı olanlara göre daha fazladır.

ZENGİN GIDALAR

Kalsiyumdan zengin diğer gıdalar; yeşil sebzeler, kabuklu deniz hayvanları, sardalya balığı, soya fasulyesi, fındık, badem, pekmez, kalsiyum ile zenginleştirilmiş meyve suları, ekmekler olarak sayılabilir.

Besin Ölçü Kalsiyum

Yağlı süt 1 Su Bardağı 291
Yağlı yoğurt 1 Kap 400
Beyaz peynir Kibrit Kutusu 190
Kaşar-çedar-permesan peynir Kibrit kutusu 200300
Ayran 1 Su Bardağı 285
Balık 1 Porsiyon (100 gr) 200
Sardalya 1 Porsiyon 300
Ispanak 1 Porsiyon 125
Börülce 1 Porsiyon 160
Soya 1 Porsiyon 225
Salata (yeşil) 1 Porsiyon 235
Mercimek 1 porsiyon 59
Nohut 1 Porsiyon 92
Portakal 1 Orta Boy 72
Muz 1 Orta boy 100
Kivi 1 Orta Boy 170
Yumurta sarısı 1 Adet 147
Fındık 100 gr 200
Badem içi 100 gr 250

Kışa girerken sağlıklı beslenin

Havaların giderek daha da soğuduğu şu günlerde kendinizi mutsuz, depresif mi hissediyorsunuz? İşte size kendinize gelmeniz için öneriler

Mevsim değişiklikleri, gündüz saatlerinin kısalması ile pek çok kişi aynı ruh haline giriyor malesef. İçinizi ısıtacak sıcacık bir kase sebze çorbası, 1 tabak kış türlüsü, stress dolu günler ardından içeceğiniz bir fincan aromalı kahve ya da afiyetle içilen tarçınlı zencefilli bir bardak ılık sütün düşüncesi bile biraz olsun mutluluk kattı hayatınıza değil mi!

Mutluluk veren gıdalar

Beslenmemizde doğru seçimler yaparak, bu moral bozucu dönemleri kendimize zarar vermeden, kilo almadan da atlatabiliriz. 'İzin verin gıdalar ilacınız olsun' diyen Hipokrat her derde deva bir besin olduğunu yıllar once söylemiş, doğaya kulak vermenin önemini gözler önüne sermiştir. Bazı gıdalar ruhsal durumumuzu, performansımızı ve alışkanlıklarımızı etkileyerek kendimizi daha iyi, dingin ve mutlu hissetmemize neden olabilmektedir. Vücudumuzu son model bir arabaya benzetirsek onun daha verimli çalışması için kuşkusuz devamlı bakımlarını yaptırmamız gerekliliği kadar, asıl işlevini sürdürmesi için de özelliğine uygun benzini eksik etmememiz gerekir. Bunun gibi vücudumuzun da sağlıklı fonksiyon göstermesi için doğru kaynaklardan beslenmesi kaçınılmazdır. Her bireyin kendi metabolizmasına yönelik, doğru besin gruplarından, doğru miktarlarda, doğru zamanda, doğru sıklıkta yemesi hem fizyolojik hem de ruhsal parametreleri etkilemektedir.

Bunun için en belirgin örnek sıklıkla gündeme oturan mutluluk hormonu içeren besinlerdir. İçinde endorfin bulunan besinlerin insanı mutlu ettiğini artık çoğumuz biliyoruz. Bu besinler vücutta kimyasal bazı şifreleri çözmenin ötesinde damak tadını okşayan lezzetleri ile de anlık hazlar yaratmaktadırlar. Kış havasının, iş stresinin, moral bozucu tabloların kovucusu sayabileceğimiz bazı besin önerilerimiz şöyledir:

Su: Gece yemeleriniz, kendinizi yorgun hissetmeniz, moral düşüklüğü gibi sıkıntıların altında yetersi su alımının olabileceğini biliyor muydunuz? Sıvı eksiliği ve dolaşımın yavaşlaması, organların çalışma temposunu düşürmelerine neden olabilir. Bu nedenle sadece kendinizi susuz hissettiğinizde su içmeyin, hergün en az 8-10 bardak su tüketmeyi alışkanlık haline getirin. Kışın su içmeyi vücudunuz hatırlatmayabilir, ister meyve parçaları ile tatlandırmak, ister bitki çayları tüketmek gibi farklılıklarla sıvı almaya gayret edin.

Hindi: Dopamin ve noradrenalin seviyelerinde artışa neden olan Tirosin aminoasidinden zengin hindi; hem yağ içeriğinin düşük olması hem de protein kalitesi ile beslenmemizde bulunması gereken besinlerdendir. Bu nedenle haşlanmış hindili salatalar, sandviçler, ton balığı ve tavuk tercihleri uzun süreli doygunluk hissi vermeleri ve hormonal temelde dengeleyici etkileri ile mükemmel seçimlerdir.

Kırmızı Biber: Kırmızı biber içeriğindeki kapsaisin denen fitokimyasallar ile üzerindeki sinir terminallerini uyarır, bu yanma hissi beyinde endorphin salgılarını artırarak mutluluk hissi yaratır. Metabolizmanın canlılık kazanmasına yardımcı olabilen kırmızı biber, yemeklere kattığı lezzeti ile kış aylarının vazgeçilmezlerinden olmalıdır.

Balkabağı: Turuncu rengi ile zengin beta karoten içerdiğini anlatan balkabağı ayrıca iyi bir C vitamini ve potasyum kaynağıdır da, lifli yapısı ile de uzun süre tokluk hissi sağlayabilmektedir. Balkabağı, çorbalarınızda rahatlıkla kullanabileceğiniz bir sebzedir. Lifli yapısı ile çorbaya tokluk kazandırabilir, farklı aroması ile yeni lezzetler yaratabilirsiniz. Birçok kanser çeşidini, damar sertleşmesini önlemeye yardımcı özellikler taşıyan bal kabağı, antioksidan içeriği ile de vücudun enfeksiyonlara karşı direnmesine yardımcı olabilir. Meyvesi dışında çekirdeklerinden de yararlanılabilen kabağın yağı, çinko ve doymamış yağ asidi içeriği ile prostat problemlerine de yardımcı olabilir.

Tam Tahıllar Doğadaki gıdaların çoğu bir veya birkaç aminoasit türü içermektedir, bitkisel veya hayvansal kaynaklı olmalarına gore farklılık göstermektedirler. Bu öğeler beyni beslemek için birbirleri ile yarışırlar. Örneğin 1-2 dilim tam tahıl ekmeği tüketmek beyne 'mutlu ol' sinyali gönderir. Triptofan aminoasidinden zengin bu besin beyinde serotonin üretimini artıramaya yetecek eşiği aşarak, beyine trankilizan ve ruhsal modu yükseltici etki yaratmaktadır. İşte bu nedenle makarna, bulgur veya pilav yerken tam tahıllı olanları tercih etmemiz gerekir.

Muz: Her ne kadar yoğun kaloriye sahip olsa da magnezyum mineralinden zengin muz kendini iyi hissetmek isteyenler için doğru bir seçimdir. 1 paket çikolata yemektense 1 orta boy muz tüketmek soğuk günlerde faydalı olacaktır. Kendini sürekli yorgun ve depresif hissedenlerde sıklıkla gözlenen magnezyum eksikliği bu teroriyi desteklemektedir.

Portakal: C vitamininden yetersiz beslenenlerin (özellikle sigara tüketenler) noradrenalin salgısındaki dengesizliğe bağlı olarak kendilerini irite ve mutsuz hissettiklerini gösteren çalışmalar, her öğünde yeterli ve aşırıya kaçmayan C vitamini alımının yararını göstermiştir.

Yine demir emilimini artırıcı özelliği ile C vitamini yorgunluk, uykuya meyil, mayışık ruh halinin de birebir yardımcısıdır.

Ceviz: Yetiştiği toprağın kalitesine gore selenium içerikleri değişse de ceviz kendini mutlu hissetmek isteyenlerin dostudur. Yüksek kalorili olmasına rağmen, iyi yağ kompozisyonu ile, makul miktarlarda tüketildiğinde enerjik ve mutlu ruhsal gelişime katkı sağlamaktadır.

Mutluluk verici bir mineral diyebileceğimiz selenyumun diğer kaynakları ise balık, deniz ürünleri, kırmızı et ve tam tahıl ekmeklerdir.

Fıstık: Yağ oranı yüksek ama yine de insanı mutlu ediyor. Roma İmparatorluğu'nda 'Tanrı yiyeceği' olarak adlandırılan fıstığın kolestrolü düşürdüğü ve kalp krizi riskini azalttığı bildiriliyor. Çocuklar ve sporcular daha fazla yiyebilirler. Demir, bakır, selenyum, magnezyum, çinko, potasyum ve fosfor gibi minerallerin doğal kaynağı olan bu çerez kalbimizin yanı sıra beyinsinir sistemi, kas ve kemiklerimizin de dostu. Tuzsuz olanından her gün ortalama 10 adet yenilebilir.

Vücudumuzu antioksidanlarla savunalım!

Çevre kirliliği, hazır yiyecekler, yaşam tarzı ve stres gibi etkenler; sürekli olarak sağlık üzerinde tehdit oluşturmakta ve bu etkenler sonucunda normal metabolizma faaliyetlerinin yanı sıra serbest radikaller meydana gelmektedir. Antioksidanlar, vücut hücreleri tarafından üretildiği gibi, gıdalarla da alınan bir grup kimyasal maddedir.

Bazı uzmanlara göre; antioksidan üretimi, 25 yaşından itibaren yavaşlamaktadır. Bu nedenle ilerleyen yaşlarda daha fazla ek antioksidan alınmalıdır.

HAVA KİRLİLİĞİ, SİGARA

İnsan vücudundaki her hücre, günde ortalama 10 bin serbest radikalin saldırısına maruz kalıyor.

Ağır metal, toksin ve kirleticilerden sakınılsa bile serbest radikallerden tümüyle kaçınmak imkansızdır.

Serbest radikaller nefes alırken, yemek yerken, sigara içerken, hava kirliliğinden, egzoz gazlarından ve sulardan bile bedene girer. Vücutta metabolik işlemler sonucunda oluşan hidrojen peroksit veya yağlı besinlerin yüksek sıcaklıkta işlenmeleri, pişirilmeleri sonucu oluşan lipit peroksit en zararlı serbest radikallerdir.

Serbest radikaller, oksidatif stres adlı kimyasal işlemlerle hücrelere ve hücrenin esas yapısı olan genetik materyal DNA'yı hasara uğratarak hücre ölümünü artırırlar.

Yapılan çalışmalara göre, bu maddeler yaşlanmaya neden olur. Bunu en güzel cilt yaşlanmasında görebiliriz. Bu durumu engellemek, dejeneratif hastalıklara erken yaşlarda yakalanmamak (örneğin, kanser, kalp hastalıkları, akciğer hastalıkları, katarakt gibi) ve hücre hasarını en aza indirmek için yaşla birlikte güçsüzleşen savunma sistemi güçlendirilmelidir.

ORAC VÜCUDU KORUYOR

Antioksidanların serbest radikallerle savaşma yetenekleri farklıdır.

Ne kadar güçlü ve etkili olurlarsa antioksidan kapasite güçleri de o kadar fazla olur. Bu nedenle her besin aynı güçte antioksidan etki göstermez. Tufts Üniversitesi'nde yapılan çalışmalarda hemen hemen her besinin ORAC değeri (serbest radikalleri emme kapasitesi) araştırılmış, sebze ve meyvelerin en yüksek antioksidan içeriğine ve ORAC değerine sahip oldukları bulunmuştur. Yapılan çalışmalarda günde yaklaşık 3-5 bin ORAC değerine sahip besin tüketildiğinde serbest radikal hasarından yeterince korunacağı belirtiliyor. Ne yazık ki, fast-food diyetlerle sadece 1200 ORAC değeri tüketiliyor.

Sonbahar migren mevsimi

Çağın hastalığı migren, kadın erkek herkesi etkisi altına aldı... Özellikle mevsim geçişlerinde çekilmez olan migren nöbetleri gelmeden önce bazı önlemler almak bu sancılı dönemi hafif atlatmanızı sağlayabilir...

Migren krizi baş göstermeden önce birtakım uyarıcı belirtiler görülür; bedenin sıvı toplaması, ruh halinde değişiklikler, yiyeceğe özlem çekme ve yorgunluk gibi. Bunları görsel rahatsızlıklar izler. Baş ağrısı başlamadan hemen önce hasta, parlayıp sönen ışıklar görebilir.
Baş ağrısı birkaç saat de sürebilir, 2-3 gün de ve çoğu kez hastayı karanlık bir odada uzanmaya zorlar. Dinlenme ya da uyku genellikle ağrıyı hafifletir. Hatta ağrıyı tamamen geçirebilir.

Beslenme önemli

Migren tedavisinde beslenme büyük önem taşımaktadır. Bazı besinlerden uzak durulması ağrının oluşmasını önleyebilir. Bunun için dikkat edilmesi gereken besinler, aşağıdaki rejimle sınırlandırılır.

Migren ağrısı varken ne yenebilir?

Migrenle ilişkili başlıca yiyeceklerin bulunduğu rejime dört hafta devam edilmesi uygun olur. Eğer bu programı uygularken migren krizi geçirmezseniz, 3-7 gün aralarla, dokunduğundan kuşkulandığınız yiyecekleri birer birer yiyin ve hangi yiyeceğin krize neden olduğunu saptayın. Eğer bir yiyeceği yedikten sonra migren ağrıları baş gösterirse, 3-4 gün yeni bir yiyeceği denemeyin. Çünkü bu süre içinde trombosit anormallikleri belirgin olmayabilir. Eğer bu programı uyguladığınız halde durumunuzda bir düzelme olmazsa, daha kısıtlı bir rejim uygulamak gerekir. Bu rejimde kişinin ancak 10-15 tür yiyeceği denemesine izin verilir. Bu rejim ancak bir doktor denetiminde uygulanmalıdır.

Doğum kontrolünde B6 vitamini

Dönüşümlü ya da ek olarak, trombosit yığılımını önleyen besin bütünleyiciler de alabilirsiniz. Bu yaklaşımın bir yararı da,çok sıkı bir rejim uygulamanızı gereksiz kılmasıdır. Trombositlere karşı güçlü etkileri olan besin bütünleyicilerin başında B6, C ve E vitaminleri,temel yağ asitleri (keten tohumu yağı,balık yağı ve eşekotu yağı gibi) ve zencefil gibi bazı besin maddeleri gelir. Yukarıda verilen rejim ve bileşiminde maya bulunmayan karma vitaminler, hastanın durumunda iyileşme sağlayabilir.

Doğum kontrol kullanmaktan kaynaklanan ya da hapların kullanımıyla azan migrenlerde B6 vitaminini denemenin yararı olabilir. Östrojenler B6 vitamini gereksinimini artırır. Ayrıca günde 50 mgr B6 vitamini almak trombosit yığılımını da önler.

Stres ana nedeni

Migrenin öbür nedenlerinin başında çevresel kimyasal maddeler (sigara dumanı, parfümler gibi), aşırı televizyon seyretmek, stres, yorgunluk, omurga bozuklukları ve hipoglisemi gelir.

(Omurgadaki bozukluklar çoğu kez masajla ve osteopatik uygulamayla geçirilebilir) Ayrıca bir öğünü atlayıp yememek de migrene yol açabilir. Düzgün aralıklarla yemek yemek önemlidir.

* Sebze çorba
* Haşlanmış yumurta
* Sebze püresi
* Armut, elma
* Papatya çayı, melisa çayı
* Kereviz
* Kivi

Migrenliler için kısıtlama rejimi

Aşağıdakileri bırakın:
* Sigara
* Doğum kontrol hapı
* Çay, kahve vekolalı içecekler, kakao, çikolata gibi bileşiminde kafein bulunan yiyecekler
* Alkol, (özellikle kırmızı şarap)
* Şeker
* Bazı durumlarda aspartan içeren besinler Çoğu hasta yukarıdakileri uygulayınca iyileşir. İyileşmeyenler şunlardan da kaçınmalıdır:
Bileşiminde tiramin bulunan yiyecekler; çikolata, maya türevleri ve maya ürünleri, karaciğer, salam, sosis, bakla, salamura ringa balığı ve peynir
* İçinde histamin bulunan yiyecekler; peynir, salam, sosis, tuzlama, lahana gibi
* İçinde migreni azdırabilecek doğal kimyasal maddeler bulunan yiyecekler; portakal, muz gibi
* Yiyeceklere konan katkı maddeleri; tartrazin (E102), benzoat (E210-219), monosodyum glütamat (E621) gibi
* Buğday
* Süt

Detoksa ihtiyacınız var mı?

5 günlük yazı dizisi; sizler için detoksla sağlıklı olabilmenin kapılarını aralıyor

* Şehirde mi yaşıyorsunuz?
* Ofis ortamında mı çalışıyorsunuz?
* Sıklıkla yeraltı taşımacılığı mı kullanıyorsunuz?
* Trafik olan yoğun yollara yakın mı yürüyüş yapıyorsunuz?
* Sürekli cep telefonu kullanıyor musunuz?
* Sıklıkla bilgisayar kullanıyor musunuz?
* Nükleer, elektrik ya da cep telefonu dağıtım şebeke santrallarına yakın mı oturuyorsunuz?
* Sıklıkla sigara içiyor musunuz?
* Düzenli veya sık ilaç kullanıyor musunuz?
* Düzenli alkol alır mısınız ya da hafta sonları sosyal içici misiniz?
* Sedentar bir yaşam tarzınız mı var, yoksa düzenli spor yapar mısınız?
* Yılda 3 defadan fazla grip, nezle ve/veya başka bir virütik enfeksiyona kapılır mısınız?
* Dişlerinizde civalı dolgu var mı?
* Her gün kahve, musluk suyu, gazlı içecek içer misiniz?
Her gün şeker, tatlı, çikolata, beyaz ekmek, konserve, dondurulmuş ürün, kızartma, hazır gıdalar, cips veya kremalı tatlılar tüketir misiniz?
* Genelde kahve veya çayınıza şeker ekler misiniz?
* Genelde yemeklere pişerken veya yerken tuz ekler misiniz?
* Yemek alışverişi sırasında etiket okur musunuz, katkı maddelerine dikkat eder misiniz?

Eğer bu soruların 5'inden fazlasına "evet" cevabı verdiyseniz; kronik bir rahatsızlığınız yoksa en kısa sürede arınma programına başlamalısınız, mesela bu hafta sonu.

BİRÇOK SORUN ORTAYA ÇIKABİLİR

Eğer bu soruların 10'undan fazlasına "evet" cevabı verdiyseniz oldukça fazla toksik atık taşıyor olma riskiniz çok yüksek. Hücreleriniz serbest radikal tehdidi altında, ağız kokusu, midede gaz, kötü ten ve ter kokusu sorunu yaşıyor olabilir ya da en yakın zamanda yaşayabilirsiniz. Kronik bir rahatsızlığınız yoksa hemen yarın başlamalısınız.

YAPILACAK İŞLER LİSTENİZE ALIN

Kent yaşamının üzerimizde kurduğu baskıyla baş edebilir miyiz?

Kendimizi ihmal ettiğimizin, bedenimize daha az zaman ayırabildiğimizin, yorgun hissetmeye alıştığımızın farkında mıyız acaba? Şehrin koşturmasında o kadar yoruyoruz ki bedeni bize anlatmak istediklerini, sağlık anlamında verdiği sinyallerin aciliyetini bile göremiyoruz çoğu zaman.

Artık durup bedeni dinlemeyi, iyi hissetmek, kaliteli yaşamak için beslenme ve yaşam şeklinde fark yaratmayı yapılacak işler listesine alın...

Başlıca kurallar!

Hava ve mevsim değişikliği insan biyoritmini olumsuz etkilemektedir. Havadaki ağır elektrik yükü, hava kirliliği, sanayi atıkları ve trafik yoğunluğu bu belirtileri daha da artırmaktadır. Bu yoğun yük; başta sinir gerginliğine, damarlardaki büzülmeye bağlı mide ve bağırsak rahatsızlıklarına, kas, omuz, sırt ve boyun ağrılarına, konsantrasyon bozukluğuna, neşesizlik, aşırı sinirlilik, hafıza zayıflaması, uyku bozukluklarına neden olabilmektedir. İşte bu durumlarda en iyi cevabı arınma programları vermektedir.

Bu olumlu fonksiyonlarının ötesinde, detox programlarının temel amacı kilo kaybı olmasa da dolaylı yoldan zayıflamaya da destek olmakta, metabolizmanın arınmasına yardımcı olduğu için zayıflama diyetleri için alt yapı hazırlamaktadır. Özellikle mevsim geçişlerinde'hastalık ayı' dediğimiz; havaların hızlı değişimiyle birlikte bağışıklık sisteminin zayıf olduğu bir noktada hastalıkların oluşumunu da engelleyebilmektedir.

Toksinlerden kurtulmak için olumsuz dış etkenlerden uzak durmak her zaman mümkün değildir. Değiştiremediğimiz pek çok çevresel etken vardır, değiştirebildiğimiz ve sağlığımız üzerinde olumlu sonuçlar doğuran en büyük etkenlerden beslenmeyi ne kadar mükemmel yaparsak o kadar güzel sonuçlar alabiliriz. Bunun için zaman zaman beslenmemizde, bedeni detoksifiye edecek yeni bir düzene geçmek gerekir. Bir diyet uzmanı tarafından vücut analiziniz yapıldıktan ve beslenme/sağlık hikayeniz dinlendikten, programa uygunluğunuz değerlendirildikten sonra ihtiyaçlarınıza yönelik özel detoks programı hazırlanmalıdır. Genel hatlarıyla öğün sayısı sıklaştırılıp, bolca sebze ve meyve suları ile başlanmakta, akabinde daha katı kıvamlı mevsim sebze ve meyvelere geçiş yapılmakta son olarak da adaptasyon dönemi ile normal beslenmeye başlanmaktadır.

Sebze/meyve sularına, zencefil, hindiba, rezene, yeşil çay, ısırgan gibi bitki çaylarına ağırlık verilmekte kafeinsiz, katkı maddesiz, şeker ilavesiz sıvı tüketimi artırılmaktadır.

TOKSİNDEN ARINMAK

Detoks programlarının içerik ve süreleri kişisel olarak değişse de genel hatlarıyla ilk adım ödem ve toksinlerden arınmak, ikinci adım vücut mineral ve su dengesini geri kazandırmak, üçüncü adım ise arınan vücudun daha fit ve enerjik olmasını sağlamaktır. Tüm bu faydaların daha etkin ve uzun vadeli olabilmesi için devamlılık önemlidir. Sürekli çevresel kirleticilere maruz kalan bedenin belli aralıklarla arındırılmasına özen gösterilmelidir. Örneğin 1 veya 3 günlük yoğunlaştırılmış bir detox programı yaptıysanız akabinde tekrar etmelisiniz. Bu kısa süreli programlar özellikle fazla kirlenmeye maruz kalmayan bireylerde, mevsim geçişlerinde, özel günlere hazırlık gibi acil dönemlerde ve diyet programına başlamak için alt yapı oluşturmada yardımcınız olacaktır. Özetle detoks programlarının acil dönemlere özel olarak daha iyi hissetmek, görünmek gibi hedefleri olabildiği gibi, uzun soluklu daha iyi uyuyabilmek, vücudun daha iyi nefes alabilmesi, beslenebilmesi, hastalıklara yatkınlığı azaltması gibi sağlığa alt yapı yaptıracak amaçları vardır. Her durumda da ortak payda 'kendini iyi hissetmektir'.

SÜRE KİŞİYE ÖZELDİR

Öte yandan detox programlarını yine kişisel ihtiyaçlara göre uzatmak mümkündür, kesin bir zamanlama olmamakla birlikte kişisel ihtiyaçların analizi sonucu programlar hazırlanacaktır. Daha dinç, enerjik hissetmek aynı zamanda zayıflamak da istiyorsanız sürenin en az 7-10 gün olarak uzatılmasını tavsiye ederiz. Ancak süre uzadıkça programın ciddiyeti de önem kazanır, detoks mönülerinin uzman eşliğinde yapılması elzemdir. Uzun süreli programlarda en belirgin yan etkiler yanlış yapılan mönülerle karşılaşılabilen kan şekeri düşüklüğünü bağlı sersemlik hissi, aşırı kafein düşüşüne bağlı olarak da baş ağrılarının yaşanması olabilir. Bunun için takip altında olmak bu sorunları önlemede yardımcıdır. Yine yanlış detoks planları ile posa tüketimi sınırlandırılabilir ve buna bağlı bağırsak sorunları yaşanabilir bunu engellemek için diyetin iyi dengelenmesi, yulaf ezmesi ya da diyet lifinin eklenmesi gerekebilmektedir, bu konuda takibi altında olduğunuz uzman medikal ekip gerekli önlemleri alacaktır.

Detoksun bir özelliği de bağışıklık sisteminin güçlendirilmesidir. Toksinlerden arınan, hücresel ve bütünsel anlamda iyi olma halinin yaratıldığı detoks programlarında savunma sistemimiz de kuvvetlenmektedir. Bunun için uzman tavsiyeleri eşliğinde C vitamini (ester-C formu), ekinezya, enginar özleri, multivitaminler, probiyotikler kullanılabilir, beslenme planında mevsime özel, organik sebze ve meyveler, çok çeşitli besin desteği sunulacak mönüler ikram edilecektir.

Ana mantığını bilmek şart!

Beslenme alışkanlıklarımızda köklü değişiklikler yaparak; beden, ruh ve zihin arınmasını sağlayacak detoks programları ile yaşam kalitemizi yükseltmek ve bu ışığı sürekli koruyabilmek elimizde. Detoks; yanlış beslenme, stres, çevresel etmenler ve ilaç kullanımı ile beraber vücutta oluşan toksik madde birikimlerini uzaklaştırmak için yapılan bir programdır. Her gün birçok toksin ile karşı karşıya kalır, metabolizmamızdaki koruyucu bileşiklerle bu zararlı öğelerin olumsuz etkilerini yavaşlatmak için çalışırız. Ancak zamanla bu koruyucu kalkan pek çok çevresel etkene bağlı olarak kırılabilir, metabolizmanın detoksifikasyondan sorumlu karaciğer, böbrek ve barsak fonksiyonları bozulabilir, vücut yaşlandırıcı faktörlere karşı etkisiz kalabilir ve sağlığımız tehlikeye girer. Bunun için düzenli olarak bedenimizi arındırmak gerekir işte detoksun ana mantığı da budur.

Detoks genel ilkeleri

Detoks vücudumuzda birikmiş olan toksinlerden arınma anlamına gelir, kesinlikle zayıflama programları ile karıştırılmamalıdır. Detoksun inceliklerini bilmeniz çok önemli bir başlangıçtır

Arınma programlarının mantığında kişiye özel, doğal beslenme yatar. Sizden istenecek kan tahlilleri listesi, kilo, sağlık ve beslenme öyküsü, daha önce zayıflama veya detoksa yönelik programlar incelendikten sonra, vücut analizinize göre menünüz hazırlanır. Duruma göre 1-2 günlük fasting yani 12-15 öğünlük sıvı ve likit formda besin alımına dayalı kısa süreli diyetler uygulanabilir.

Bu nedenle öncelikle medikal ekibin kontrolünden geçmeli, tahlillere bakılmalı programa uygun olup olmadığınıza karar verilmelidir.

Detoks vücudumuzda birikmiş olan toksinlerden arınma anlamına gelir kesinlikle zayıflama programları ile karıştırılmamalıdır. İki programın en önemli benzerlikleri detoksun da zayıflama diyetlerinde olduğu gibi kişiye özelleştirilmesi gerekliliği iken, en belirgin farkı detoksun kısa süreli beden temizliği olması, doğru beslenme ilkelerini öğretmek ve alışkanlık değiştirmekten uzak olmasıdır. Örneğin detoks süresince uygulanması gerekebilen bir günlük bir fasting programı kesinlikle sürekli uygulanması gereken alışkanlıklardan biri olarak kabul edilemez.

Detox'u her kadın, hatta erkekler yapabilir mi?

Hamilelik ve emzirme döneminde olan kadınlar, ciddi bir operasyon geçirmiş ya da kronik sağlık problemi olan kişiler, çocuklar, yaşlılar, ciddi kronik hastalığı olanlar detoks uygulamamalıdır ya da mutlaka bir doktor kontrolünden geçtikten sonra programa uygunluğu onaylandıktan sonra başlamalıdır.

Peki siz gerçekten detoksa hazır mısınız?

Detoks programları ciddi disiplin gerektirir, yemek kaçamakları, uygulamaları aksatmak, spor yapamamak gibi baheneleri kabul etmez. Bu nedenle kafaca sizin de hazır ve istiyor olmanız önemlidir. Kişilerin ruhsal arınmasının da öneminden ötürü kişilerin iş, yaşam streslerini de geride bırakarak bu özel ayrılmış zaman dilimini tam verimli geçirmek adına doğru zamanlamalar yapmaları da gereklidir. Ruh, beden ve zihin temizliği için önce işlerinizi, çevrenizi ve kafanızı kurcalayan soru işaretlerini temizleyin.

Detox evde yapılabilir mi?

Detoks programları farklı amaçlara yönelik olarak farklı seviyelerde, sürelerde yapılır. Çok ciddi medikal takip, detaylı inceleme gerektirdiği için kişilerin sağlık durumlarını korumaları için uzman bir ekibin kontrolünde olması önemlidir.

Öte yandan bazı uygulamalar, spor faaliyetleri, masajlar da gerekebildiği için bir merkezde olması en idealidir. Ancak tam verim alınmasa da tabii ki evde de yapılabilir. Bunun için bolca, mevsiminde (mümkünse organik tarımla yetişen) sebze ve meyve yenmeli, özellikle kullanılması önerilen sebzeler: domates, enginar, salatalık, sarımsak, soya filizi, kurutulmuş domates, kereviz, zencefil, maydanoz, meyveler ise kırmızı erik, kivi, kayısı vişne ve böğürtlene ağırlık verilmelidir. Ara öğünlerde ise sebze ve meyve suları, işlenmemiş tam tahıl ürünlerini, kuru baklagilleri, hayvansal omega 3 kaynağı balığı, mide / barsak florası için yararlı olan iyi huylu bakteriler içeren yoğurt, süt, kefir, kuru organik meyveler ve porsiyon kontrollerine dikkat etmek şartıyla tuzsuz, kavrulmamış yağlı tohumlar beslenme planlarına eklenebilir.

Detoks programı süresince bol su içilmesi önemlidir. Sıvı ihtiyacının büyük bir kısmı sebze/ meyve suları ve bitki çayları ile karşılanacaktır ancak yine de bu sürede bolca ılık su içilmesi de gerekir. Vücudumuz susuz kaldığında metabolizma hızımız yüzde 30 oranında azalma gösterir. Bu nedenle vücuttan sıvılarla toksik atımı bol sıvı alarak desteklenmelidir.

Böbreği temizler ve kan dolaşımını hızlandırır.

Vücut susuz kaldığında beyin sinyalleri mideye yanlış sinyaller gönderebilmekte yani siz kendinizi aç hissederken aslında siz susuzluk yaşıyorsunuzdur.

Yapay içerikli bütün besin maddelerinden uzak durulmalıdır.

Bitki çaylarından piyasada detox adı altında satılanlar dışında, zencefil, hindiba, rezene, yeşil çay da kullanılabilir. Bu süre içinde kafeinli içeceklerden, alkol ve hazır gıdalardan, sigaradan uzak durulmalıdır.

Özel bitki karışımları

4 adet elma kabuğu, 1 dilim limon,1 parça kabuk tarçın, 2 poşet yeşil çay, 1 su bardağı sıcak su içerisinde 5 dakika demlenir. Ilık olarak tüketilir.

1 poşet yaseminli yeşil çay, 3 adet yaprak nane, 1 tutam kekik,1 poşet böğürtlen çayı 1 su bardağı sıcak suda 5 dakika demlenir ve servis edilir.

Önemli bir detoks bitkisi: Biberiye

Ülkemizde Adana, Mersin, Tarsus, İskenderun yörelerinde, kuru güneşli sırtlarda yetişir. Ayrıca, bahçelerde ve saksılarda süs bitkisi olarak da yetiştirilir. Sindirim sisteminde sorunlarında, kramplı mide ağrılarında, bağırsak ve safrakesesi rahatsızlıklarında etkili olabilir.

Sinir sistemini dengeleme, ödem çözme ve kan dolaşımını güçlendirme özellikleri ile detoks programlarında sıkça kullanılır.

Biberiye çayı:

1-2 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış biberiye, 1 bardak kaynar suyla 10 dakika kadar demlenir, süzülür. Günde 2-3 bardak içilmesi önerilir.

Biberiye banyosu:

Biberiye katkılı banyolar enerji azlığı çekenler için çok iyi sonuçlar verir. Ama biberiyenin uyarıcı özelliğinden dolayı özellikle uykusuzluk sorunu olan kişiler bu banyoları sabah saatlerinde almalıdır.

50-60 gr ince kıyılmış biberiye, 1-2 litre suda kaynama derecesine kadar ısıtıldıktan sonra 15-20 dakika demlenmeye bırakılır, süre sonunda süzülür ve banyo suyuna eklenir.

Detox'u ne kadar sürede bir tekrarlamak gerekir?

Kişinin bugüne kadar geçirdiği gerek psikolojik gerek fizyolojik değerlendirmenin yapılması sonucunda bu sürecin tekrarı ve uzunluğu hakkında karar verilir. Kişinin ihtiyaçlarına göre detoks programının içeriği, süresi ve tekrarı da değişmektedir. Ancak özellikle mevsim geçişleri, yoğun strese maruz kalınan durumlar, ağır ilaç kullanımı gibi dönemler ardından tekrarlanmalıdır.

Detox programı uygulanırken kişilerin en çok neye dikkat etmesi gerekir?

Detoksun amacı olan toksinlerden kurtulmak için en çok dikkat edilmesi gereken kuralların başında doğal ve organik beslenmeye dikkat etmektir. Bunun dışında mümkün olduğunca ruhsal ve fiziksel arınma için olumsuz dış etkenlerden de uzak durmak gerekir.

Özel yemek tarifleri:

Maydanozlu Domates Çorbası

6 büyük boy domates, 2 adet kereviz sapı, 1 adet rendelenmiş kabak, 1 demet maydanoz, 1 yemek kaşığı bulgur, 1 yemek kaşığı daha önceden haşlanmış esmer pirinçle pişirilir. Limon sıkılıp, pul biber ile servis edilir.

Ispanaklı brokoli çorbası

2 orta boy kabak, 1 kilo ıspanak, 6-7 adet brokoli haşlanır, suyu ile birlikte blenderdan geçirilir. Yarım su bardağı diyet süt, 2 yaprak taze kişniş, 2.5 cm. zencefil rendesi harmanlanarak pişirilir. Sos olarak ince kıyılmış kırmızı biber, pul biber eklenerek servis edilir.

Detoks programı ile birlikte spor veya başka uygulamalar yapmak gerekir mi?

Vücudun içten yedikleri ile arınabildiği gibi dışarıdan da destek alarak aktif ve pasif terlemesi gerekir. Bunun için performansınıza özel egzersiz programı planlanmalı, mümkün olduğunca gün içinde hareketli olmanız istenmektedir. Pasif terlemek için sauna, hamam, özel makinelere girilmelidir. Ancak tüm bu planları alırken yine de sağlık kontrolünden geçmeniz gerekir, özellikle kalp, tansiyon, astım, alerji, diyabet gibi hastalıkları olan kişilerin kendilerini çok zorlamadan, sakin bir program izlemeleri önerilir.

50-60 gr ince kıyılmış biberiye, 1-2 litre suda kaynama derecesine kadar ısıtıldıktan sonra 15-20 dakika demlenmeye bırakılır, süre sonunda süzülür ve banyo suyuna eklenir.

Detoksun birinci günü nasıl olmalı?

08.30:
Bir fincan (200 cc) limon dilimli sıcak su (asla sıkılmayacak)

09.00:
1 adet probiyotik sade yoğurt içine (1 çay kaşığı keten tohumu, 1 yemek kaşığı kurutulmuş yaban mersini ve 3 adet çilek ve 2 dal taze nane eklenip servis edilir.)

EGZERSİZ UYGULAMASI (1 SAAT SPOR EĞİTMENİ EŞLİĞİNDE)
Yapılacak egzersizler mutlaka spor eğitmeni eşliğinde uygulanmalıdır.
Kişilerin anotomisi ve sağlık değerlendirilmesi uzmanlar tarafından incelemeli, bireysel çalışmalar yapılmalıdır.
Uygulanacak egzersiz kişinin spor geçmişine göre değişir.
Egzersiz geçmişi olmayan kişilerde hafif yürüyüş ve cardio ile programa başlanır. Daha önceden egzersiz uygulaması olan kişilerde ise ısınma hareketleri, yoğun cardio ve gevşeme hareketleri uygulanır.

10.30:
1 orta boy Taylife Limonata 2 adet light kepekli bisküvi

BUHAR BANYOSU VE KESE
Buhar banyosu cildin temizlenmesinde ve toksinlerin atılmasında önemli etki gösterebilmektedir.
Aynı zaman da vücudun su atmasına yardımcı bir öğedir. Türk hamamında uygulanan kese işlemi kişi de endorfın salgılanmasına yardımcı, rahatlatıcı ve su atımına yardımcı olabilir.

11.30:
1 fincan Taylife bağırsak toniği
(İçerisinde kişiye ait ölçülerde özel bitkiler yer almaktadır. Hafif bir bağırsak toniği hazırlamak için 1 poşet Alman çayı + 1 poşet detoks çayı + 1 poşet pyhtoslim çayı + 2 limon kullanılarak hazırlanabilir.)

12.30:
Maydanozlu Domates Çorbası (doyana kadar) 6 büyük boy domates, 2 bardak domates suyu, 2 adet kereviz ve sapı, 1 adet rendelenmiş kabak, 1/2 demet maydanoz, 1 yemek kaşığı bulgur, 5-6 yaprak taze fesleğen ile pişirilir. Limon sıkılıp, pul biber ile servis edilir.

SMP VACUPRESS, VACUSTYLER VE SLİDE STYLER UYGULAMASI
60-90 dakika sürecek olan bu uygulamalar özel makineler ile yapılmaktadır. Uygulamayı yapacak kişiler estetisyen ve bu konuda uzman olmalıdır. İşlemlerin amacı incelme, sıkılaşma ve vücuttan toksin atımının sağlanmasıdır.

15.00:
1 su bardağı light kefir

17.00:
1 orta boy su bardağı (200cc) 'Altın su' ( 1/2 orta boy elma + 1/2 orta boy armut katı meyve sıkacağında hazırlanırken içine 1.5 cm taze zencefil rendelenir. 1 çay kaşığı keten tohumu eklenir).

18.00:
'Zümrüt Su' 1 adet probiyotik yoğurt, 2 adet salatalık suyu ile sulandırılır. 1/4 demet maydanoz, 1 yemek kaşığı ince kıyılmış dereotu ve 4-5 dal taze nane yaprağı eklenir.

VÜCUT MASAJI
Yoğun geçen bir günün ardından kişinin ve vücudun rahatlaması için özel aromatik yağlar ile vücut masajı uygulanır.

19.30:
YOĞURT SOSLU IZGARA SEBZE TABAĞI
( 1'er adet kırmızı, sarı, yeşil biber, 1 adet kabak, 5 adet kiraz domates, 1 orta boy enginar, 2-3 parça brokoli ) (Hazırlanışı: Enginar dışında tüm sebzeler ızgara edilir, yoğurt sos ile servis edilir, üzerine yumuşayana dek haşlanmış enginar doğranır.)

Yoğurt sos:
2 yemek kaşığı diyet yoğurt biraz su ile boza kıvamına getirilir. İçine 1 su bardağı kıyılmış maydanoz, 1 çay kaşığı kuru nane, 2-3 dal taze nane,1 tutam sumak ve çörek otu katılır, salata üzerine dökülür.

21.30:
1 kabuklu yeşil elma 5 adet tuzsuz badem

YATARKEN:
Papatya + huzur çayı (2 dakika demlenmiş)

Detoksun ikinci günü nasıl olmalı?

Uyanınca:
1 orta boy bardak sıcak limonlu su, 1 dilim limon, 2 adet karanfil, 1 parça kabuk tarçın. (Asla limonu sıkmayınız)

09.00:
1 dilim taze ananas + 1 dilim taze mango + 2 yemek kaşığı lor peyniri + 1 tam ceviz + 3 taze badem (Detoks programlarında amaç sindirim sisteminin tetiklenmesi ve toksinlerin vücuttan atılmasıdır. Taze meyveler antioksidant kapasitesi yüksektir. Bu nedenle detoks dönemlerinde taze meyveler sıklıkla tercih edilebilmektedir.)

09.30:
1 dilim limonlu taylife karaciğer toniği

Egzersiz ve Plates
10.30: 1 fincan rezene ve yeşil çay karışımı

11.00:
'Zümrüt Su' (200 g diyet yoğurt ve mutfakta bulunan yeşil sebzeler az miktarda karıştırılarak blenderdan geçirilir. Hazırlanacak zümrüt suyu kişinin biyokimyasal ve fiziksel bulgularına göre içerik değiştirebilir.)

12.00:
Yumuşacık kuşkonmaz ve kereviz çorbası (doyana kadar)

Malzemeler:
2 adet pırasa
1 tatlı kaşığı sızma zeytinyağı
İnce doğranmış kuşkonmaz
1 adet doğranmış kereviz
4 bardak su veya sebze suyu
1 tatlı kaşığı çekilmiş kişniş
1 tatlı kaşığı çekilmiş kimyon
1 tatlı kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı taze çekilmiş karabiber

Hazırlanışı:
Pırasaların köklerini kesip çıkarın. Kalın yeşil yapraklarını soyun. Geriye kalan beyaz ve açık yeşil kısımları soğuk suda iyice yıkayın. Kum kalmaması için katların arasını mutlaka yıkayın. Suyunu silkeleyip çaprazlamasına ince dilimleyin. Büyük bir çorba tenceresine pırasaları alın. Kuşkonmaz, kereviz, su veya sebze suyunu, baharatları ve yağı ilave edip kaynamasını bekleyin. Kapağı kapattıktan sonra ateşi kısın ve bütün sebzeler yumuşayana kadar 15 dakika kısık ateşte pişirin. Karıştırıcıda püre haline getirip tuz ve biber ile tatlandırın. Kaselere koyduktan sonra masaya götürmeden üzerine su teresi serpin.

SMP Vacupress, Vacustyler ve Slide Styler uygulaması
Jet duş uygulaması:
Jet duş suyun vücuda püskürtülmesi işlemidir. Bu işlemle kan akışkanlığı hızlanmakta ve yağ yakımı sağlanabilmektedir.

15.00:
1 bardak active çay 5 adet organik kuru kayısı + 5 adet tuzsuz badem

17.30:
1 bardak (200 cc) 'Altın su'
( 1/2 orta boy elma + 1/2 orta boy armut katı meyve sıkacağında hazırlanırken içine 1.5 cm taze zencefil rendelenir. 1 çay kaşığı toz keten tohumu eklenir.)

Balneoterapi
Suyun tedavi edici özelliğinden faydalanılarak kişilere uygulanan bir tedavi şeklidir. Özel kuvet ve bakım suyu, kremlerinin kullanıldığı bu tedavi biçiminde vücudun yenilenmesi, su atımı, cildin yenilenmesi amaç edinilmiştir.

18.30:
1 dilim limonlu sıcak su

19.30:
Ispanaklı Brokoli Çorbası (3 kepçe)

Hazırlanışı:
2 orta boy kabak, 1/2 kilo ıspanak, 6-7 adet brokoli haşlanır, suyu ile birlikte blendırdan geçirilir. Yarım su bardağı diyet süt, 2 yaprak taze kişniş, 2.5 cm. zencefil rendesi harmanlanarak pişirilir. Sos olarak ince kıyılmış kırmızı biber, pul biber eklenerek servis edilir.

21.30:
1 çay bardağı light kefir + 1 tatlı kaşığı ayıklanmış kabak çekirdeği

Yatarken:
1 bardak papatya + rezene çayı

Detoksun programlarına temel öneriler

Vücudun arınma süreci olarak açıklanan detoksu hızlandırmak için mevsiminde ve organik ürünleri tercih edin. Meyveden vazgeçmeyin!

Detoks nedir, kimler, ne zaman ne süreyle yapmalıdır inceledik. Peki, detoksun diyet ve fiziksel aktivite kapsamında temel kuralları nelerdir? Evimizde arınma programı yapmak istersek nelere dikkat etmeliyiz ya da bir merkeze detoks paketleri almak için başvurduysak buradaki adımları nasıl takip edeceğiz, merak ediyor musunuz? Vücudun arınma sürecini hızlandırmak için canlı besinler tüketmek detoksun temel kurallarındandır. Bu anlamda tercihen organik tarımla yetişmiş, mevsiminde, çok çeşitli sebze ve meyve tüketmek önemlidir. Günlük gereksinimlerinizle paralel olarak alacağınız bu besinleri doğru pişirme tekniklerine uyumlu olarak hazırlamak önemlidir.

Sebze seçimlerinde yaratıcı olmaya, her sebzeden tüketmeye gayret etmelisiniz.

Sebze ve meyvelerden maksimum sağlık faydası kazanmak, arınmayı hızlandırmak adına çok çeşitli beslenmeye dikkat edin. Özellikle enginar, soya filizi, maydanoz, kuşkonmaz, koyu yeşil yapraklı sebzeler, domates, kereviz, lahanaya yer vermelisiniz.

ÖZEL KOMBİNASYONLAR
Meyve tercihleriniz de bol alternatifli olmalıdır. Fasting süresince katı meyve sıkacağında posası ile hazırlanan, özel kombinasyonlu meyve suları, meyve sebze karışımları tüketmelisiniz. Böğürtlen familyası (ahududu, böğürtlen, Frenk üzümü, yaban mersini), kivi, kabuklu armut, elma sıklıkla tükettiğiniz meyve listesinde olmalı.

Dinlenin ve doğru spor programları uygulayın!

Detox süresince vücudun dinlenmesi ancak bir o kadar da çalışması gerekmektedir. Gün içerisinde küçük şekerlemeler yapmak, günlük hayata kıyasla daha erken saatlerde uyumak önerilirken, metabolizmanın dinçleşmesi, enerji depolaması, dolaşımın hızlanması ve sindirim sisteminin fonksiyonelliğinin korunması adına kişiye özel egzersizlerin yapılması da gerekmektedir. Gün içerisinde 2-3 kez 10-15 dakikalık yürüyüşler, dans etmek, pilates gibi kasları geliştiren programlı sporlar uygulamak, uzman eşliğinde kontrollü gitmek önerilir. Toksinlerden arınmak adına belli aralıklarla pasif terlemeye yardımcı olabilecek sauna kullanımı da gereklidir. Spa terapileri ile ödeminizi atın, kendinizi şımartın. Dolaşımı hızlandırıcı, vücudu sıkılaştıran, bakım yapan özel tedavi edici masajlar yaptırın, aromatik yağlar ile mineral desteği sağlayabilirsiniz.

Detoksa özel sebze ve meyveler

Domates: Kanserden koruyucu, yaşlanmayı zihinsel ve bedensel olarak yavaşlatıcı bir sebze. Beta karoten ve çinkodan zengindir. Bağışıklık sistemini güçlendirici etki gösterebilir. Potasyum içeriğinin dengeli olması nedeniyle yüksek kan basıncı üzerinde ve vücudun su tutmasında olumlu etkileri görülebilir. Domatesin içerdiği önemli bileşiklerle bağırsakları harekete geçirmede ve toksin atımında önemli etkileri görülebilir.

Karahindiba: Karaciğere destek verebilir. İçeriğindeki karatenoidler sayesinde antioksidan özelliği içerir.

Enginar: Kan şekerini dengelemede, kandaki üre ve kolesterolün düşürülmesinde olumlu etkileri görülebilir. Özellikle karaciğerden toksin atabilir. Kanın temizlenmesinde, vücuttaki zehirli maddelerin ve yorgunluk maddelerinin idrarla dışarı atılmasında etkin olabilir.

Salatalık: Posa bakımından zengin, iyi bir potasyum kaynağı ve diüretik (su atıcı) etkiye sahip bir sebzedir. İdrarla birlikte vücuttaki üre asidi ve ürat tuzlarını eritip dışarı atılmaktadır. Ciltteki ter bezlerinin çalışmasına yardımcı olabilir.

Sarmısak: Yüksek tansiyon ve kalp hastalığı riskini azaltabilir. Bağışıklık sistemini güçlendirici etkiye sahiptir. İçerdiği allicin adlı madde sarımsağa kokusunu verdiği gibi antibiyotik özellik gösterebilir ve kolesterole yardımcı olabilir. Vücuttaki salgı bezlerinin çalışmasında etkinlik gösterebilir.

Maydanoz: C vitamini ve demir deposudur. Böbrekleri temizleyici, kan şekerini dengeleyici ve kansere karşı koruyucu etkisi görülebilir. Kan şekerinin normal seviyede tutmada yardımcı olabilir.

Zencefil: Sindirim sistemini rahatlatıcı etkiye sahiptir. Vücuttaki zehirli maddeleri dağıtabilir. Kramp, mide ekşimesi ve ishali önleyici etkisi görülebilir. Tokluk sağlamada ve bulantıyı önlemede kullanılabilir.

Kereviz: Antioksidandır. Sindirim sistemini rahatlatabilir. İdrar söktürücü etkisi görülebilir. Süt yapımını ve verimini arttırabilir. Kan şekerini ve yüksek tansiyonu dengeleyebilir.

Elma: Posa bakımından zengin, güçlü bir antioksidan özelliği vardır. Sindirim sistemine yardımcı ve toksin atıcı özelliğe sahiptir. İçerdiği yüksek potasyum ve düşük sodyumla sakinleştirici etki gösterebilir. Karaciğer hücrelerini koruyucu etkileri görülebilir.

Kırmızı erik: Posa ve potasyum bakımından zengin, içerdiği beta karoten sayesinde güçlü bir antioksidandır. Bağırsak hareketini arttırabilir. Karaciğeri temizleyebilir ve böbrek sağlığını koruyabilir.

Kivi: Potasyum ve C vitamini bakımından zengin, sindirime yardımcı. Kolesterol seviyesini düşürücü, karaciğer fonksiyonunu arttırıcı etkileri görülebilir. Kanın temizlenmesinde ve toksin atılmasında yardım edebilir.

Kayısı: Potasyum, posa, beta karoten ve C vitamini yönünden zengin, bağırsakların düzenli çalışmasında etkili. İçerdiği beta karoten adlı madde hücrelere saldıran molekülleri kontrol altına alarak kanseri önleyebilir.

Kayısının parlaklığı arttıkça, içindeki beta karoten oranı da artmaktadır.

Vişne: Potasyum ve C vitamini içeriği yüksek, diüretik etkili ve toksin atmada etkin bir meyvedir.

Böğürtlen: Folik asitten zengindir. Bağışıklık sistemini destekleyici etki gösterebilir.

Ana ilkeleri iyi benimseyin!

* Detoksun ana ilkelerinden biri de güne limon dilimli sıcak/ılık su ile başlamaktır, bunu gün boyu tüketmeye devam edebilirsiniz. Limon dilimi içeriğindeki özlerle bağırsak plaklarının temizlenmesine destek olarak hem bağırsak aktivitelerinin canlılığının korunmasına hem de detoksa yardımcı olabilmektedir. Limon dilimli ılık suyu takiben maydanoz veya adaçayı ile detoks gününe başlayın. Maydanoz çayını 2 silme yemek kaşığı kıyılmış taze maydanozu, 500 ml sıcak su ile 10 dakika demleyip, süzüp azar azar içerek uygulayın. Ağzını sıkıca kapatıp buzdolabında bekletin, gün boyu içmeyi sürdürün. Adaçayını ise açık çaydan demleme ya da poşet çay olarak 3 dakika demleyerek tüketebilirsiniz. Ancak unutmayın ki; detoks boyunca buzdolabında çıkmış soğuk su, meyve suyu, çay veya sebze suları içilmemelidir. Bir miktar oda ısısında bekletip, içebilirsiniz.

* Detoks süresince asla basit sofra şekeri kullanmayın. Tatlandırıcının doğal olanını tercih edin.

* Tuzu mümkün olduğunca azaltın, mümkünse light veya organik olanları tercih edin.

* 1 yemek kaşığı zeytinyağ ile hazırlanmış salatanıza bir orta boy çiğ enginar, yarım paket çiğ soya filizi, ince kıyım taze maydanoz veya kurutulmuş domates ekleyebilirsiniz.

* Keten tohumu tüketmeye çalışın. Öğütülmemiş formda günde 3 tatlı kaşığını aşmayın. Yoğurda ve salatalarınıza rahatlıkla ekleyebilirsiniz.

* Ara öğünleri atlamamaya çalışın. Detoks normal beslenme düzenine göre çok daha sık aralıklarla besleneceğiniz, farklı bir diyet programı olduğu için ana öğünlerde alınan düşük kaloriyi kompanse edecek hiçbir ara öğünü kesinlikle ihmal etmeyin.

* Detoks boyunca sigara, tütün ve alkol almayın/kullanmayın ya da minimuma indirin.

* Gazlı içecek ve yapay meyve sularından uzak durun. Kafeinli, bol katkılı renkli yapay içeceklerden asla içmeyin.

* Yatarken bir çay bardağı oda ısısında içme suyuna, bir çay kaşığı elma sirkesi katarak tüketin.

Masum, Aşkım... ve Kaşif

Bir cumartesi günü, elinize gazetenizi aldığınızda beslenme dışında size hayatın farklı bir penceresini sunmak istedim. Kayıtsız şartsız sadece siz onu sevdiğiniz için size sevgi veren kaç kişi vardır?

Ya da uzun bir yolculuğun ardından evinize döndüğünüzde kucağınıza atlayıp hiçbir şeyi sorgulamadan gözlerinizin içine bakan? Uyurken uyanmanızı bekleyip gözlerinizi açtığınızda sevinen... Oldukça az değil mi? Yine oldukça yoğun bir iş gününün başlangıcında iken telefonum çaldı. Arayan bir televizyon kanalından sıcak sesli bir çalışandı, kanallarında düzenlenecek bir yarışmaya katılıp katılmayacağımı sordu.

Çok çalışmam nedeni ile öneriler konusunda seçici davranmalıydım ve kanallardaki yarışma programlarının içeriklerine dikkat etmeliydim diye düşünürken yarışmanın kimsesiz hayvanları korumak amaçlı yapıldığını açıklayınca tereddütsüz kabul ettim.

***

Çocukluğumdan beri varolan hayvan sevgim; öğrenim ve iş hayatım nedeni ile sadece başkalarının hayvanlarını sevmek şeklinde sürerken annemin ölümü ile karşılaştığım acıyı ancak böyle bir sevginin dindireceği mantığı bana MASUM'u getirdi.

Masum 10-15 günlük yürümekte bile zorluk çeken bir Beagle yavrusuydu. Hepimize neşe veren evin en katı şahsiyetini bile yumuşatan Beagle'lar gibi hiç de huysuz ve haşarı olmayan bir canlıOnu her yürümeye çıkartışım, her sevişim, her yemek yedirişim içimden olumsuz onlarca duyguyu alıp götürüyordu. Sadece onun verdiği güzel duygular dışında ağlarken bile gözlerinizin içine bakıp gözlerinin yaşlandığını görmek yakınlığının en güzel ifadesiydi.

İşte televizyon kanalından gelen yarışma teklifi böyle oturmuş bir sevginin üstüne oldu. AŞKIM'la ilk tanıştığımız andan evimize girdiği ana kadar her şey son derece yakın ve hüzünlüydü. AŞKIM'ı evlerine alan insan görünümlü vahşiler bir çuvala koyup denize atmışlarYavrum oradan mücadele ederek kurtuluyor, bu arada hayırsever vatandaşlarımız Beykoz Barınağı'na yavrumu teslim ediyor. Değerli okurlarım; dünya üzerin de bunca açlıktan ölen yokluk çeken insanlar varken niye bu hayvanlara düşkünlük diye sorabilirsiniz?

İnsanın Tanrı'nın yarattığı başka bir canlıya merhamet göstermesi, onu koruması, onu sevmesi diğer canlılara karşı sorumsuz olacağı anlamına gelmez.

***

Ayrıca sevginin paylaştıkca büyüdüğü gerçegini asla unutmamak gerekir.

Masumiyet ve aşk yaşamımda en değer verdiğim erdemlerNe yazık ki artık pek de kalmayan!!! Her türlü insan ilişkisinin çıkara dayalı olduğu günümüzde; her isimlerini çağırdığımda bana değerli olan ve asla vazgeçmemem gereken duyguları hatırlatan can dostlarım..

Şimdi onlara bir de KAŞİF eklendi. Kaşif bir kedi minicik. Onu da öldürmeye çalışan çocukların ellerinden kurtardığımı anlatmak bile istemiyorum. Nasıl bir duygu, nasıl bir acımasızlık, nasıl bir körlüktür bu? Doğada birbirine bunca zıt iki karakter kedi ve köpek bile geçinirken insanların birbirine yaptıkları nasıl açıklanabilir ki!

Yorgun günün sonucunda evime geldiğimde beni kucaklayan, stresimi yok eden, öğretileni unutmayıp doğalarını eğiten bu canlıları seviyorum. Hem kişiliğim, hem mesleğim nedeni ile çok değer verdiğim hijyen konusunda kimse endişelenmesin. İnanın bireysel temizliklerini izleseniz inanamazsınızEvinizin temizliği de zaten size kalmış...

Anneliği tadan ve anneliğin en kutsal duygulardan biri olduğuna inanan ben, herkesin olanakları dahilinde evcil bir hayvan edinmesinden yanayım

Yazımın yayınlandığı Cumartesi günü ben Ankara'da çalışıyor olacağım... Ama biliyorum ki üçü de evimizde huzur içinde, sevgiyle büyüyorlarPazar günü evime girerken hepsinin yüzleri şimdiden gözlerimin önündeSevgi bir bütün bunu unutmayalım

Hepinize iyi hafta sonları dilerim...

Kırmızı fonksiyonel besinler

Aşkın ve tutkunun rengi kırmızı sizi hayata bağlar... Rengini kırmızıdan alan meyve ve sebzelerde insan vücuduna hayat veren faydalar var...

Besleyici özellikleri dışında vücudumuza fizyolojik yararlar sağlayan ve kronik hastalık riskini azaltabilen besinlere fonksiyonel besinler denilmektedir.

Fonksiyonel besinler günlük beslenme alışkanlıkları içinde doğal şekilleri ile tüketilen gıdalar olabildikleri gibi, genetik mühendislik yoluyla ya da zenginleştirilmiş (omega-3 içeren yumurta, fitosterol eklenmiş margarinler gibi) olabilirler. Günümüzde önem taşıyan fonsiyonel besinler şöyle...

Nar:

Nargiller familyasından; Akdeniz bölgesinden Japonya'ya kadar yabani olarak yetişen canlı kırmızı çiçekli, dört köşe dallı, hafifçe dikenli bir ağaççıktır.

Çiçeklerinin rengi ile de ünlüdür. Eski çağlardan beri nar, şifalı bitkiler literatüründe yer alır. Genellikle besleyici ve tedavi edici ilaç ve panzehir olarak ağız yoluyla çeşitli karışımlarla birlikte yenilir ve içilir, haricen de merhem olarak kullanır.

Yapılan hayvan deneylerinde, nar suyuyla beslenme sonrasında damar plakları ve tıkanıklıklarını yüzde 44 oranında geriletebildiği görüldü. İnsanlar üzerinde yapılan bir araştırma ise 2 hafta boyunca günde 50 ml nar suyunun, tansiyonu artıran enzimi yüzde 36 düşürdüğünü gösterdi.

Bu sayede tansiyon yüzde 5 düşürüldü.

Nar önemli derecede antikarsinojenik bir besindir.

Cilt, meme, kolon kanserine karşı olumlu etkileri görülüyor.

Yapılan çalışmalarda yüksek tansiyonu olan kişilerde tansiyonu düşürücü etkisine de rastlanmıştır.

Elma:

Kökeni Doğu Avrupa olan elmada sindirilebilir şeker, bedenin dengesi için çok gerekli enzimler, temel asitler ve potasyum, sodyum, kalsiyum, fosfor gibi madenler bulunur. Kırmızı, sarı, yeşil gibi birçok çeşiti bulunan elma her derde deva olabilecek kuvvete sahiptir. Kilo verme diyetlerinde yeşil, mide problemi olanlarda kırmızı, c vitamini içeriği yüksek olduğu için çocuklarda sarı elma tercih edilir.

Vücutta neler yapar?

Kolesterolü düşürür. Dalağın kan yapmasını sağlar. Çalışırken devamlı olarak oturanlar ve fazla kilolular için çok faydalıdır. Kan şekerini düşürür.

Nefesi rahatlatır. Yapılan bazı araştırmalar, elma yiyenlerin daha kolay nefes aldığını göstermektedir.

Gastritten kaynaklanan yanmaları hafifletir.

Kabuğuyla pişirildiğinde bağırsakları çalıştırır ve yumuşatır.

Elma kürü, gut, böbrek, mesane hastalıkları ve hemoroit tedavisinde de işe yarar.

Sabah aç karna yendiğinde kanı temizler ve toksinleri atmayı sağlar.

Isırarak yenirse, dişleri temizler ve diş etlerini güçlendirir.

Uykudan önce yenirse rahatlatır ve kolay uyumayı sağlar.

Kandaki şekeri yükselttiği ve mideye doygunluk verdiği için tok hissettirir. Böylece kilo vermemiz kolaylaşır.

Ortasına biraz marmelat ekleyip fırında pişirildiğinde, rejim yapanların tatlı yeme isteğini giderir.

Kırmızı Biber

Kırmızı biber içeriğindeki 'kapsaisin' denen fitokimyasallar ile üzerindeki sinir terminallerini uyarır, bu yanma hissi beyinde endorphin salgılarını artırarak mutluluk hissi yaratır. Metabolizmanın canlılık kazanmasına yardımcı olabilen kırmızı biber, yemeklere kattığı lezzeti ile kış aylarının vazgeçilmezlerinden olmalıdır.

A vitamini açısından oldukça zengin, posa içeriği yüksek bir besin olan kırmızı biber, C vitamini açısından da toplumda bilinenin aksine, limondakinden daha çok C vitamini içermektedir. Özellikle taze kırmızı biber, C vitamini açısından limondan yaklaşık yedi kat daha zengin bir üründür.

Bulaşıcı hastalıklara karşı etkilidir. Vücudun özellikle bulaşıcı hastalıklara karşı olan direncini arttırır. Portakaldan daha fazla miktarda C vitamini içeren bu sebze, aynı zamanda içerdiği beta karoten ile bağışıklık sistemimizi güçlendirmektedir. Beslenmede çok büyük öneme sahip kırmızı biber mide suyu ve tükürük oluşumunu artırır, sindirimi kolaylaştırır, romatizma, mafsal ve diş ağrılarını azaltır, krampları giderir, kolera ve gut hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalığa iyi gelir. Kanser riskini azaltır ve kanser tedavisinde kullanılır. Terlemeyi artırır, serinlik verir (sıcak iklimlerde kullanılmasının nedenlerinden birisi budur), öksürük ve boğaz ağrılarını gidermede (gargara olarak) kullanılır, sinir hastalıkları için doğal yatıştırıcıdır, vücuttaki aşırı yağ ve kolesterol birikiminin önlenmesini sağlar.

Kırmızı Üzüm

Üzümü beyaz ve siyah(kıemızı) üzüm olarak sınıflandırabiliriz. Üzümü renginden çok çekirdeği sağlıklı kılmaktadır. Ancak kuvvetli bir fonksiyonel olan üzüm şu etkileri vücutta gösterebilir.

Üzüm vücutta neler yapar?

Çekirdeği çok güçlü bir antioksidandır. Serbest radikallere karşı savaşmasının yanı sıra sigara, alkol gibi maddelerin vücudumuzda yapmış olduğu kötü ekiyi azaltır. Kan yapımında etkili olduğunu gösteren birçok çalışma vardır. Fitoterapik etkisi olan üzüm yaşlanmayı geçiktirici etki gösterebilir. Antioksidant kuvveti ile kanser oluşumunu engellemede etkili olabilir. Bağırsakların çalışmasını kolaylaştırırabilir ve kolon kanserine karşı koruyucu olabilir. Kötü kolesterolle mücadele ederek kalp damarlarını tıkanmasını önleyebilir. İçerdiği yüksek oradaki potasyum, ödem azaltıcı özelliğinden dolayı yüksek tansiyonun düşürülmesinde yardımcı olabilir.

Su hayatın vazgeçilmezi

Yaşamın kaynağı su aynı zamanda sağlık sorunlarına da iyi geliyor...

Su insan yaşamı için vazgeçilmezdir. En küçük canlı organizmadan en büyük canlı varlığa kadar bütün biyolojik yaşamı ve bütün insan faaliyetlerini ayakta tutar.

İnsan yemek yemeden haftalarca yaşayabilir ama susuzluğa ancak birkaç gün dayanabilir. Vücutta suyun yüzde 2'lik azalması ısı dengesinin değişmesine neden olurken, yüzde 7'lik azalma aşırı yorgunluk, halüsinasyon ve solunum güçlüğüne, yüzde 10'luk azalma ise dolaşım ve böbrek yetmezliğiyle ölüme neden olur. İnsan vücudunun büyük bir kısmı (yüzde 50-60'ı) sudan oluşur. Bu oran yaşa ve cinsiyete göre değişir.

Su oranı yaşa paralel olarak azalır, yerini yağ dokusu alır. Kanın yüzde 92'si, kemiklerin yüzde 22'si, beynin yüzde 75'i ve kasların yüzde 75'i sudur.

Yeni doğanın vücuttaki su oranı yüzde 80 iken, yetişkinlikte bu oran ortalama yüzde 60'a; erkeklerde yüzde 55-60, kadınlarda yüzde 50-55'lere inmektedir.

Su Alım ve Atımındaki Denge

İnsan bedeninin kemik, deri, bağ dokusu ve yağ dışındaki tüm öğeleri vücut suyu içinde çözelti halindedir.

Vücudun yaşamsal en küçük birimi hücrelerdir. Hücrelerdeki yaşam için gerekli olan bütün biyokimyasal tepkimeler bu çözelti içinde oluşur.

Hücrelerin yaşamsal faaliyetleri ve bu sayede vücut fonksiyonlarının yerine getirilmesi su dengesinin korunması ile mümkündür.

Vücudun su dengesi içilen su, içecekler ve yiyecekler içindeki su miktarları ile solunum yoluyla, idrarla, terle ve dışkıyla kaybedilen su miktarları arasındaki dengeyle sağlanır.

Vücut ihtiyacı olduğundan daha az suya sahip olduğunda denge bozulur, bu ödemlerin oluşmasına neden olur. Kahve, çay ve kola gibi kafeinli içecekler, verdiklerinden fazla su atımına neden oldukları için, vücudun sıvısını azaltır. Alkollü içecekler de aynı şekildedir. Su vücudun sıvı ihtiyacının karşılayan en iyi öğedir. Sıcak havalarda fazla fiziksel aktivite yapıldığında, fazla proteinli ve tuzlu besinler tüketildiğinde, terleme ve idrarla, vücut ısısını artıran ateşli hastalıkların geçirildiği durumlarda, özellikle yaz aylarında sık görülen bağırsak enfeksiyonu ve ishal gibi hastalık durumlarında sıvı kaybı artar. Bu durum vücudun su gereksinmesinde de artışa neden olur.

Su alımı yollarının başında içecek ve yiyecekler gelmektedir. Vücudumuza su alımını ayarlayan en önemli mekanizma susama duyusu hissidir. Vücuttaki tuz miktarı ile susama merkezi etkilenmez. Bu nedenle aşırı sıcak ortamlarda çalışanlar terleme ile suyun yanında aşırı tuzda kaybetmektedirler.

Günlük Su Tüketimi Ne Kadar Olmalıdır?

Vücudun büyüklüğü, fiziksel olarak ne kadar aktif olunduğu, iklim, mevcut hastalıklar (örneğin böbrek hastalığı) gibi çeşitli etkenlere bağlı olarak su ihtiyacı bireyden bireye değişiklik gösterir. Alınan her bir kalori için 1 ml. veya kilogram başına 35 ml. su alımı önerilmekle birlikte genel olarak, sağlıklı bir kişi her gün kaybedilen vücut sıvılarını yeniden yerine koymak için 2,5-3 litre su içmelidir.

Suyun vücudumuzdaki işlevleri

* Besinlerin sindirimi, emilimi ve hücrelere taşınması,

* Hücrelerde yaşam ve sağlık için gerekli biyokimyasal tepkilerin oluşturulması,

* Hücrelerin, dokuların, organ ve sistemlerin çalıştırılması,

* Zararlı maddelerin taşınması ve atılması,

* Vücut ısısının denetiminin sağlanması,

* Elektrolitlerin taşınması,

* Eklemlerin kayganlığının sağlanması,

* Çeşitli hastalıklara karşı korunmanın sağlanması,

* Cildin susuz kalmasını önleyerek daha düzgün, yumuşak, esnek ve kırışıksız hale gelmesinin sağlanması,

* Tokluk hissi vererek ve iştahı azaltarak kilo vermeye dolaylı yoldan yardım edilmesi,

* Ve her dışarı çıkışımız metabolizmamızın hızlanmasıdır...

Yaşlılıkta sağlıklı beslenme ayrı bir önem taşır

Yaşın ilerlemesiyle beraber vücutta birçok değişiklik gözlemlenir... Bu değişiklikler, beslenme düzeninin de yeniden düzenlenmesini sağlar

Dünyada gelişmiş ülkelerde daha yüksek oranlarda olmak üzere tüm ülkelerin yaşlı nüfusunda sürekli bir artış söz konusudur. Dünya sağlık örgütüne göre; 45-59 yaş arası orta yaş, 60-74 yaş arası yaşlılık, 75-89 yaş arası ileri yaşlılık, 90 ve üzeri yaşlar ihtiyarlık olarak tanımlanmaktadır.

Yaşlanma deyince cildin kırışması, belin bükülmesi, gözlerin iyi görmemesi, hafıza kaybı ve bazı hastalıkların ortaya çıkması anlaşılır.

Aksine insanın doğduğu tarihle hesaplanan yaşla, hissettiği yaş arasında büyük farklılıklar yaşanabilir.

Bu durum fiziksel ve ruhsal sağlığımıza, beslenmemize ne kadar dikkat ettiğimize bağlıdır.

Günümüzde gelişmemiş ülkelerde ortalama yaşam süresi 48 yıl iken, Japonya'da 80 yıldır. Arada bu kadar anlamlı bir farkın olmasının temel nedenleri arasında; yeterli ve dengeli beslenme, fiziksel aktivite ve stressiz yaşam yer almaktadır.

Eksiklikler ve Alınması Gereken Önlemler

Yapılan çalışmalarda yaşlılarda besinsel eksikliklerin çok sık olduğu gözlenmiştir.

Bilgisizlik, eve kapanma, bedensel yetersizlik, yoksulluk, hastalıklar, artan gereksinim, emilim bozuklukları, diş sorunları nedeni ile çiğnemede güçlükler, alkol ve ilaç kullanımı, iştahsızlık besin eksikliklerinin temel nedenleridir.

Fiziksel olarak;
* Vücut ağırlığında azalma,
* Yağsız doku miktarında azalma, yağ dokusunda artış,
* Kemiklerde kalsiyum miktarı azalma, buna bağlı olarak düşme ve kırık riskinde artış,
* Eklem esnekliğinde azalma ve eklem hareketlerinde kısıtlılık nedeni ile hareketlilikte azalma,
* Vücuttaki su yüzdesinde azalma gerçekleşir.

Organ fonksiyonlarında ise;
* Tat ve doku duyusu azalma,
* Ağız ve diş problemleri,
* Yutmada güçlük,
* Mide fonksiyonlarında azalma,
* Karaciğer, bağırsak, bağışıklık ve sinir sistemi fonksiyonlarında azalma,
* Bazal metabolizma hızında yavaşlama söz konusu olur.

Bu değişimlere paralel olarak yaşlılarda beslenme ile ilişkili ortaya çıkabilecek sağlık sorunları; malnutrisyon, kardiyovasküler hastalıklar ve felç gibi dolaşım sistemi hastalıkları, kanserler, artrit ve osteoporoz gibi iskelet-kas sistemi rahatsızlıkları, diabetes mellitus gibi fazla besin tüketiminin yanı sıra fiziksel uğraşıların kısıtlanması, şişmanlık ile artış gösteren ve kardiyovasküler hastalıkların oluşumunu da hızlandıran hastalıklar, anemiler ve avitaminozlar en sık karşılaşılan sağlık problemlerinin başında gelir.

Çoğu yaşlıda A, B1, B2, B3, B12 , C, E vitaminleri, folik asit, demir, krom, çinko eksiklikleri bulunmaktadır.

Bu vitaminlerin çoğu vücudun bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara yakalanma riskini de azaltmaktadır.

Bu besin ögelerinin yaşlılıkta değil orta yaşlarda miktarının artırılması ve yaşamın her anında beslenmeye dikkat edilmesi gerekmektedir.

BESLENME KALİTESİ

Hücrelerin yıpranmasına neden olan ve yaşlanmayı yaratan mekanizmalar genlerin kontrolünden de etkilenmektedir. Genetiğe bağlı olarak ilerleyen bu hücre yıkımının kökeninde doğrudan ya da dolaylı olarak beslenmenin kalitesine bağlıdır. Son zamanlarda yaşlılığın önünü almak için başarılı sonuçlar veren çalışmalar yapılmıştır. Örneğin büyüme hormonumuz bağışıklık sistemimizi korumaktadır, fakat yaşla beraber daha az salgılanmaktadır. DHEA, 50 yaş sonrasında normal miktarın yüzde 30'u kadar üretilmeye başlar. Deney hayvanlarına verilen büyüme hormonu ve DHEA olumlu sonuçlar vermiştir.

Bir tür antioksidan olan alfa lipoik asit yaşlanmayı azaltan etkenlerden biridir, vücutta glikozun zararını azaltıp yaşlanma sürecini uzatmaktadır. Lycopene bir tür karotenoiddir ve seviyesi yaş ilerlerledikçe düşer. Lycopene'in yaşlanmayı önleyici etkisi olduğu bilinmektedir.

Yaşlanmayı önleyen mucizevi bir yiyecek yoktur, genel olarak iyi bir beslenme alışkanlığı edinilmesi sağlıklı yaşlanmaya katkıda bulunur.

Genel öneriler

* Öğün sayısı artırılmalı, az ve sık yemek yenilmelidir. (3 ana, 3 ara öğün) Mutlaka sabah kahvaltısı yapılmalıdır. Öğün sayısının az olması, bir öğünde yenilecek besin miktarını artırarak çeşitli sindirim sistemi rahatsızlıklarına neden olabilir.

* Yağ, şeker, tuz tüketiminizi azaltın.

* Yağı azaltılmış süt ve süt ürünlerini tercih edin.

* Günde ortalama 2,5 litre su için. Özellikle sıcak havalarda sıvı alımının artırılmasına dikkat edin.

* Diyet lifi içeren sebze, meyve, tahıl ve kurubaklagilleri tüketin.

* Kan bulgularınıza uygun olarak ve doktorunuza danışarak antioksidan vitaminler alın.

* Haftada 2 kez balık tüketin.

* Etli pişirilen yemeklere dışarıdan yağ ilave etmeyin, eti kendi yağı ile pişirin.

* Katı yağ tüketiminizi azaltın.

* Yemeklerinize fındık yağı, ayçiçek, soya, mısırözü yağlarını karışım halinde kullanın.

* Salatalarınıza zeytinyağı kullanın.

* Yemek pişirme yöntemleri çok önemlidir. Sindirim sisteminde rahatsızlık yaratmayacak haşlama, ızgara ve fırında pişirme yöntemlerini tercih edin. Yaşlılar için kızartma ve kavurma yöntemleri uygun değildir. Kızartılmış besinler yağ çektikleri için enerji içeriğinin daha yüksek ve yaşlılar açısından sindirimlerinin daha güç olacağı unutulmamalıdır.

* Beyaz ekmek yerine kepekli, esmer ekmeği tercih edin.

* Sigara, alkol, kafein tüketiminizi azaltın.

* Ağız ve diş sağlığınıza dikkat edin.

* Düzenli olarak egzersiz yapın.

* Uygun vücut ağırlığınızı koruyun, şişmanlıktan sakının.

* Besin tüketimini cazip hale getirmek için yiyeceğin lezzet ve çekiciliği artırılmalıdır. Bu amaçla çeşitli baharatlar (nane, kekik vb.) kullanılabilir.

* Yemek yemek için yeterli zamanı ayırın, hızlı yemek yemeyin.

* Ve lütfen yaşama sarılın, stresi yenme veya azaltma yollarını bulmaya çalışın.

Kanserden korunma yöntemleri

Çağımızın hastalığı kanserden korunmak için beslenmenize ve yaşam tarzına dikkat etmelisiniz...

Kanser, kontrolsüz bir biçimde büyümeye başlayan çağın en tehlikeli hastalıklarındandır. Yaşam kalitesini düşüren, hayatı kısaltabilen bu hastalığı önlemek, tedavi etmekten daha kolaydır.

Kanser içsel ve dışsal faktörlerle ilişkili olarak gelişen, hatalı yaşam tarzının hastalığı olarak görülebilir. Hatalı beslenme, çevre ve solunum kirliliği, stresli hayatlar, rahat düşünme özgürlüğüne sahip olamama, fiziksel aktivite eksikliği gibi etkenlerin birleşiminden kaynaklanabilir.

Bağışıklık sistemi vücudun hastalık yapabilecek mikroorganizmalara karşı oluşturduğu savunma sistemidir. Bağışıklık sistemimizin beslenme şeklimizle doğrudan ilişkisi vardır. Bu ilişki dünya çapında yapılan araştırmalarla da kanıtlanmıştır, kanser ve daha pek çok hastalığın önlenmesinde ve tedavisinde beslenme temel faktörlerdendir. Doğanın sunduğu besleyiciliği yüksek gıdaları diyete sokarak yaşam ve beslenme kalitesini artırmak önemlidir.

Daha güçlü savunma sistemi için besinlerin içeriğinde doğal olarak bulunan, adeta sağlık kalkanı denebilecek antioksidanlar önemlidir.

ANTİOKSİDANLAR

A, E, C ve beta karoten bilinen en güçlü antioksidanlardandır. Sağlıklı bir yaşam ve hızlı yaşlanmanın engellenmesi için büyük önem taşıyan antioksidanları, doğal kaynaklarından yeterli miktar ve çeşitlilikte almamız büyük önem taşır. Yeterli, dengeli bir beslenme şekli; vitamin ve minerallerin ana kaynağı olan sebze ve meyvenin ağırlıklı olduğu bir beslenme programının uygulanması antioksidant eksikliğinin önlenebilmesi için atılacak adımlardan biridir.

Eğer beslenme planlarını bilinçli yapar ve aşağıda belirtilenlere dikkat ederseniz, bedeninizin gereksinim duyduğu radikal yakalayıcılar artar.

Taze meyveler (özellikle turunçgiller, çilek, biber ve diğer C vitamini içerenler)

Sarı renkli meyve ve sebzeler (havuç gibi), yeşil yapraklı sebzeler

Buğday kabuğu, ayçiçeği yağı ve zeytinyağı (E vitamini)

Balıklar, tahıllar, brokoli, lahana, soğan, sarımsak da iyi bir antioksidandır.

Sigara vitaminleri öldürüyor

Vücuda yeterli miktarda aldığımız vitamin ve mineralin vücut tarafından optimum şekilde kullanılabilmesi ise emilim ve kullanımında bozukluklar olmaması ile mümkündür.

Bu anlamda emilimin bozulmasına neden olan herhangi bir rahatsızlık var ise giderilmesi çok önemlidir. Sadece vitamin-mineral değil başka besin öğesi ve gruplarının emilim bozuklukları da vitamin mineral emilimini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Örneğin yağda eriyen bir vitamin olan E vitamininin emilimi yağ emilimin bozulması veya yağ emilimini inhibe eden bir ilacın kullanılmasına bağlı olarak bozulabilmektedir. Fazla posa tüketimi de vitamin-mineral emilim bozukluklarına neden olabileceğinden; günlük posa tüketiminin 25-30 gr. düzeyinde olmasına dikkat edilmelidir.

YETERLİ MİKTARDA TÜKETİLEMİYORSA...

Vücudumuza dışarıdan aldığımız bazı kimyasal bileşikler antioksidan eksikliğine neden olabilir. Örneğin içilen her sigara 25-100 mg C vitaminini vücuttan eksiltmektedir. Bu nedenle sigara içenler akciğer kanserinin yanı sıra kalp, damar ve akciğer hastalıklarına daha çok eğilimlidir, bu kişilerin vücutlarına ekstra destek olmaları gerekir. Tiryakilerin özellikle A, C, E vitaminleri ve selenyum gibi antioksidanları tercih etmesi, yeterli besin tüketemiyor ise antioksidantları supleman olarak alması gerekmektedir. Ayrıca ağır metaller, zehirli bileşikler, radyasyon ve hava kirliliğine maruz kalma, fazla miktarda ilaç kullanımı gibi durumlar vücutta daha fazla serbest radikal oluşumuna neden olmakta bu durumda antioksidantlara duyulan ihtiyacı arttırmaktadır.

Kanserden koruyan vitaminler ve mineraller

C vitamini

Özellikle C vitamini suda eriyen ve çok kolay okside olabilen dolayısıyla da çok büyük oranda kayıplar verebildiğimiz bir antioksidant vitamindir. Bu kayıpları önleyebilmek adına alabileceğimiz önlemler aşağıda belirtilmiştir: C vitamininin kanseri önlemedeki etkinliğiyle ilgili çeşitli araştırmalar vardır buna göre C vitaminini az alan kişilerin kalın bağırsak kanseri olma riski 3 kat artmaktadır. Yine mide kanserini önlemede taze meyve ve sebzelerin rolü birçok araştırmayla ispatlanmıştır. Beslenmeyle fazla ilgisi yok gibi görünen akciğer kanserinde bile C vitamininin koruyucu rolü bulunmaktadır.

Beta karoten ve A vitamini

Özellikle sarı turuncu renkli meyvelerde ve koyu yeşil yapraklı sebzelerde bulunan ve yüzde 50'si A vitaminin öncüsü gibi tanımlanabilen karotenoidlerin yaklaşık 700 doğal çeşidi bulunuyor. Bunlar bağışıklık sistemini güçlendiriyor, kanser riskini azaltıyor, kalp-damar hastalıklarından korunmada etkili oluyor. Harvard Üniversitesinde 90 bin kadın üzerinde yapılan bir araştırmada A vitaminini en çok tüketen kadınların meme kanseri riskinin çok düşük olduğu gösterilmiştir.

Havuç, bal kabağı ve patatesten vazgeçmeyin!

A vitaminini karşılamanın en iyi yollarından biri de beta karoten içeren gıdaların diyette fazlaca yer almasıdır. Havuç, kabak, bal kabağı, topatan kavunu ve tatlı patates en zengin kaynaklardandır. Turuncu rengi ile zengin beta karoten içerdiğini anlatan balkabağı ayrıca iyi bir C vitamini ve potasyum kaynağıdır da, lifli yapısı ile de uzun süre tokluk hissi sağlayabilmektedir. Balkabağı, çorbalarınızda rahatlıkla kullanabileceğiniz bir sebzedir. Lifli yapısı ile çorbaya tokluk kazandırabilir, farklı aroması ile yeni lezzetler yaratabilirsiniz. Birçok kanser çeşidini, damar sertleşmesini önlemeye yardımcı özellikler taşıyan bal kabağı, antioksidan içeriği ile de vücudun enfeksiyonlara karşı direnmesine yardımcı olabilir. Meyvesi dışında çekirdeklerinden de yararlanılabilen kabağın yağı, çinko ve doymamış yağ asidi içeriği ile prostat problemlerine de yardımcı olabilir.

Tuza bağlı tansiyon

Çağımızın en yaygın sağlık sorunlarından biri olan yüksek tansiyonun en birincil nedeni aşırı tuzlu beslenmek ve genetik yatkınlık...

Kan Basıncı Nedir?

Kan Basıncı yani tansiyon, damar yatağındaki kanın akım sırasında damar duvarlarına yaptığı basınçtır. Kalp tarafından pompalanan kan miktarı ve damarların bu akıma karşı oluşturduğu dirence bağlıdır.

Hipertansiyon Nedir?

Kan basıncının, ısrarlı olarak 140/90 mmHg veya daha yüksek olarak seyretmesine hipertansiyon denir.

Hipertansiyonun Sebebi Nedir?

Hipertansiyonun birincil nedeni aşırı tuzlu beslenmek ve genetik yatkınlıktır.

Kan Basıncı Nasıl Düşürülür?

Yaşam biçimi değişiklikleri

Zayıflama: Şişman bireylerde kan basıncı yüksekliği daha fazladır. Sağlıklı bir vücut ağırlığına sahip olma yeterli ve dengeli beslenme ile mümkündür. Günlük diyetinize uymanız ve kilo vermeniz tansiyonunuzun normal seviyede olmasına çok yardımcı olacaktır.

Sigaranın Bırakılması:

Sigara içimi kan basıncında belirgin yükselmeye yol açmaktadır. Bunun yanısıra sigara içildiğinde kan basıncını düşürmek amacıyla kullanılan ilaçların etkinliği de azalmaktadır.

Egzersiz: Düzenli fiziksel aktivite başta kalp sağlığı olmak üzere sağlıklı bir vücut için zorunludur. Fizik aktivite HDL 'iyi' kolesterolu artırmakta, kan basıncını ve kandaki yağ miktarını düşürebilmektedir.

Tuzun sağlık üzerine etkisi

1-Tuzlu yiyecekleri herkes sever. Tuza bir kez bağımlılık kazandınız mı, ne tuzsuz yiyeceklerden, ne de tuz yerine konulmuş maddelerle yapılmış besinlerden zevk alabilirsiniz. Tuzlu tatlara bağımlılık çocukluk çağlarından itibaren yavaş yavaş kazanılır. Bir süre sonra da vazgeçilmez bir tutku halini alır.

2-Yapay tuzların içerisindeki en önemli madde olan 'potasyum' bazı durumlarda ciddi problemler yaratabilir. Böbrek yetmezliği olanların, potasyum birikimine eğilimli sorunu bulunanlarının ve potasyum tutucu idrar söktürücüleri kullananların bu tür tuzları kullanmadan önce uzman ile konuşmaları gerekmektedir.

3-Kullanılan fazla tuz ödeme neden olacaktır. Ödemi el, ayak, göz ve yüzde şişlik olarak hissedeceksinizdir.

4-Fazla tuz böbrek sağlığınızı olumsuz yönde etkileyecektir. Aynı zamanda kalp ve tansiyon problemlerine de neden olabilir.

5-Felç riskinizin artmasına neden olur.

6-Görme kayıplarına neden olabilir.

7-Fazla tuz tüketimi, idrarla kalsiyum atımını artırır. Bu durum kemiklerden kalsiyum kaybına neden olur.

8-Böbreklerin hipertansiyon gelişiminde rolü büyüktür. Hipertansiyonu olan bir hastada yüzde 5 olasılıkla böbrek hastalığı vardır. Hipertansiyon tuz miktarının artması ile tetiklenmektedir. Bu nedenle de mutlaka bireyler tansiyon ve böbrek sağlığı açısından değerlendirilmelidir.

9-Tüketilen fazla tuz böbrek ve damarları olumsuz etkilediği gibi bağırsaklardan beyine tüm organları olumsuz yönde etkileyecektir.

10-Fazla tuz kullanımı aynı zamanda baş ağrısı, nefes darlığı, yorgunluk, burun kanaması, yol yürüme ve merdiven çıkmada yorulma, sık idrara çıkma gibi bozukluklara neden olabilmektedir.

11-Tuz yerine geçen ürünleri kullanmak, tuzun zararlarından kurtulmanın en kolay yoludur ama tuz yerine geç en maddeler her zaman ve herkes için uygun olmayabilir. Bu nedenle bu tür ürünler mutlaka kullanılmadan uzman eşliğinde kararlaştırılmalıdır.

Kanserden koruyan vitaminler ve mineraller

E VİTAMİNİ

Hem serbest radikalleri yakalayarak, hemde bağışıklık sistemini güçlendirerek kanser riskini azaltır. Amerika'da kalıtımsal meme kanseri riski taşıyan kadınlarla yapılan bir çalışma, günlük fazla dozda E vitamini tüketiminin risk taşıyan kadınlarda kanser riskini yüzde 99, risk taşımayan kadınlarda yüzde 30 oranında azalttığını ortaya koyuyor. İyi protein kaynağı olan yağlı tohumlar vücut için önemli yağ asitleri, posa, mineral (özellikle potasyum, çinko, bakır, magnezyum) ve E vitamini içermektedir. Ayçekirdeği iyi bir E vitamini kaynağıdır. Kolesterol ve damar sertliğine karşı olumlu etkileri görülebilmektedir. Biyoyararlılığı yüksek yağ içermektedir. Beyin gücüyle çalışanların ve çocukların enerjilerini sağlayabilmesi için önem taşımaktadır.

FOLİK ASİT

Sebze ve meyvelerde bol miktarda bulunan bu B vitamini genlerin normal olarak kuşaktan kuşağa geçmesi için gereklidir. ABD'de yapılan geniş çaplı bir araştırmada kalın bağırsak kanseri için belirteç olan bağırsak poliplerinin diyetteki folik asit düzeyiyle ters ilişkisi ortaya çıkarılmıştır. Yeşil sebzeler, portakal suyu, kuru baklagiller, enginar folik asitin en iyi kaynaklarıdır.

D VİTAMİNİ VE KALSİYUM

Bu iki besin öğesinin kanserden koruyucu rolü ilk kez kuzey ülkelerinde yaşayan insanların kanserden ölüm oranlarının daha yüksek olduğunun farkına varılması sonucu ortaya atılmıştır. D vitamini ve kalsiyumu yağlı balıklar, yumurta sarısı, kuru baklagiller, yeşil sebzeler, incir kurusu, badem, peynir ve sütten alabiliriz. D vitamini güneş ışınlarıyla deri altında sentez edilebilen bir vitamindir.

SELENYUM

Selenyum, vitamin E ile birlikte güçlü bir antioksidan ve hücre koruyucusu olarak çalışır, özellikle glutatyon peroksidaz enziminin yapısında rol alır. Dokuların oksidasyon nedeniyle zarar görmesini engeller. Erken yaşlanmanın önlenmesi üzerine de olumlu etkileri vardır. Erkeklerin selenyuma kadınlardan daha çok ihtiyaç duydukları düşünülür. Selenyumun en yaygın kullanımı kanser ve kalp hastalıklardan korunma amaçlıdır. Bağışıklık sistemini güçlendirmek ve deri sağlığını artırmak amacıyla kullanılabilir. Keshan hastalığı olarak tanımlanan bir kalp damar hastalığı üzerinde etkilidir. Ancak selenyumun koruyucu dozu ile toksik dozu arasında çok dar bir sınır ulunduğundan zehirlenmeyi önlemek için doktor kontrolünde alınmalıdır. Selenyumun en zengin kaynakları deniz ürünleri, karaciğer, böbrek ve diğer etlerdir. Tahıllar ve tohumlarda da selenyum bulunur fakat bu, bitkinin yetiştiği toprağın selenyum miktarına bağlıdır. Sebzeler ve meyveler iyi kaynaklar değildir.

Yağlı tohumlardan uzak durun!

Dikkat! Sağlıklı olduğu için tüketilen kuruyemiş türü gıda grubu, aşırı yendiği takdirde kalp gibi sağlık sorunlarına yol açıyor

İçki sofralarında, misafir davetlerinde bazen sabah kahvaltılarında tüketilen yağlı tohumlar abur cubur olarak görülmekte, fazla kalorileri ama sağlık faydaları ile bilinmektedirler. Bazen gerektiği kadar tüketilmemekte, hak ettikleri sıklıkta beslenme ara ve ana öğünlerine girememektedirler.

Özellikle büyüme çağındakiler, hamile bayanlar, proteinden fakir beslenenler, hatalı beslendiğini düşünenler için yağlı tohumlar doğru bir alternatiftir. Bunun için özellikle kuru meyvelerle birlikte, mısır gevreklerine, ara öğünlere, salatalara, sebze sotelerine, tavuk yemeklerine katılarak beslenmedeki yeri artırılabilir.

MİKTARI ÇOK ÖNEMLİ

Günden güne artan koroner kalp hastalıklarının artmasının önüne geçilmesinde tüketilen yağ içeriği, miktarı da önemlidir. Temel beslenme kurallarına dikkat edildiğinde tam tahıl, posa içeriği zengin beslenmek, şekerden uzak durmak, yağı kesmek gibi temel yaklaşımlar vardır ancak önemli olan doğru kombinasyon, miktar ve seçimlerdir. Genel olarak kuruyemişlerde tohum yağının % 90'ını oluşturan tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri kalp için en sağlıklı yağ asitleridir ve kalp hastalığı riskini azalttığı bilinmektedir.

Epidemolojik çalışmalar göstermiştir ki gıdalarda, linoleik ve oleik asit gibi doymamış yağ asidince zengin yağ kullanımının artması ile koroner damar hastalıklarının azalması arasında doğrusal bir bağıntı bulunmaktadır. İnsanlar üzerinde yapılan çalışmalarda diyette yüksek miktarda linoleik asit içeren bitkisel yağ kullanımı sonucu koroner damar hastalıklarından ölümlerin kayda değer bir şekilde azaldığı görülmüştür.

Kuruyemişler, başta doymamış yağlar olmak üzere protein, diyet lifi, çeşitli vitaminler ve mineral içerikleriyle çok değerli bir besin grubudur.Kalp damar sağlığı, genel iyi hissetme durumu, kansere karşı koruyuculuğu, cilt, saç deri güzelliği için önemli olan E vitamini bakımından da zengin olan yağlı tohumların günde bir avuç tüketilmesi tavsiye edilen günlük 15 mg E vitamini ihtiyacının yaklaşık üçte birini karşılamak mümkündür. En iyi kaynakları ayçiçeği olmak üzere badem, kabak çekirdeği, fındık ve yer fıstığıdır.

K VİTAMİNİ AÇISINDAN ZENGİN

Yağlı tohumların avantajlarından biri de K vitaminince zengin olmalarıdır. Ayrıca kemiklerin sağlıklı olması ve kırıkların iyileşmesi için gerekli bir vitamindir. Bunların dışında ayçiçeği niasin (B3), pantotenik asit (B5) ve piridoksin (B6); Antep fıstığı tiamin (B1) ve piridoksin (B6); badem riboflavin (B2); yerfıstığı da niasin (B3) gibi vitaminleri yoğun olarak ihtiva etmektedir.

Protein kaynağı olarak sayılır İyi protein kaynağı olan yağlı tohumlar vücut için önemli yağ asitleri, posa, mineral (özellikle potasyum, çinko, bakır, magnezyum) ve E vitamini içermektedir. Önemli ölçüde protein içermesine rağmen bu proteinin biyoyararlılığı düşüktür.

AYÇEKİRDEĞİ: Ayçekirdeği iyi bir E vitamini kaynağıdır. Kolesterol ve damar sertliğine karşı olumlu etkileri görülebilmektedir. Biyoyararlılığı yüksek yağ içermektedir. Beyin gücüyle çalışanların ve çocukların enerjilerini sağlayabilmesi için önem taşımaktadır. Hormonların dengeli çalışmasını sağlayabilir. Kalp ve sinir hastalıklarına karşı yardımcı olabilir. İçerdiği B6 vitamini bağışıklık gücünün artmasına ve kan şekeri düşüklüğünün düzenlenmesine yardımcı olabilir. Posalı bir besin olmasıyla kansorejen maddelerin bağırsakta kalma sürelerini kısaltarak kansere karşı faydalı olabilir. Cilt yaşlanmasını geciktirebilir. İçerdiği E vitamini ile prostat kanserine yardımcı olabilir.

PATLAMIŞ MISIR: Patlamış mısırın, yüksek posa içeriği sayesinde glisemik yükü azdır. Yağsız ve tuzsuz olarak hazırlanmış patlamış mısır, zayıflama diyetlerinde veya canınız abur cubur istediğinde sınırsız tüketilebilir.

CEVİZ: Kalsiyum, magnezyum, çinko, potasyum, folik asit, E vitamini, omega 3 ve 6 yağ asitlerinin iyi kaynaklarıdır. Sağlıklı yağ asidi içeriyle kolesterolü düşürücü etkileri vardır. Yapılan birçok çalışmada cevizin kalp sağlığına olumlu etkileri, iyi huylu kolesterolü artırıcı (HDL), kötü huylu kolesterolü( LDL) ve kan yağlarını düşürücü etkisi görülmüştür. Fitokimyasal etkisiyle kanserin oluşum riskini azaltabilir.

YERFISTIĞI: Yerfıstığı içerdiği protein, yağ, vitamin ve minerallerle önemli bir besin kaynağıdır. Yerfıstığında yağ oranının çok yüksek olması bitkisel yağ üretiminde sık kullanılmasına neden olmaktadır. Bitkisel yağların kızartıldıktan sonra saklanması karsinojen madde taşıması nedeniyle önerilmemektedir. Yerfıstığı yağında yoğun şekilde bulunan antioksidan maddelerden dolayı kızarmış yerfıstığı yağı bir süre saklanabilmektedir.

KESTANE: Nişasta, protein, sakkaroz deposu ile çocukların gelişiminde önemli bir besindir. Potasyum düşüklüğünden yakınanlar için ideal bir besindir. Çocuk, genç ve yaşlılar için çok değerli bir enerji kaynağıdır.

FINDIK: Başta oleik asit olmak üzere vücut için önemli yağ asitleri içermektedir. Protein, diyabetik lif, fitosterol, antioksidant bileşikler, kalsiyum, fosfor, Bl, B2, B6 ve E vitaminleri taşır.

Ceviz tüm yağlı tohumlar içinde bitkisel kaynaklı en iyi Omega 3 yağ kaynağıdır. Konsantrasyon gücü, zeka gelişimi, kalp damar sağlığı için önemli omega 3 yağ asitleri vücut tarafından üretilemediği için dışarıdan alınması elzemdir.

Kanserleri önlemede etkili oluyor

Kuruyemişlerin fenolik bileşikler diye adlandırılan antioksidan özelliği yüksek damar sağlığı, kalp hastalıklarına ve kansere karşı koruyucu özellikleri vardır. Lignin kalp hastalıklarını ve bazı kanserleri önlemede etkilidir, kandaki kolesterol ve LDL seviyesini düşürür.

Arginin de kalp sağlığı için oldukça önemli olduğu bilinmektedir.

Kolin ise hafıza ve kavramada önemli rol oynar. Kuruyemişlerde bulunan ve kolesterole çok benzer yapıda olan fitosterollerin diyetlerde yeterli miktarda bulunması halinde kandaki kolesterol seviyesini düşürdüğüne ve bağışıklık sistemini güçlendirerek çeşitli kanser risklerini azalttığına inanılmaktadır.

Kabak çekirdeğinde önemli miktarda bulunan potasyum sinir sistemi ve kasların duyarlılığında ciddi etkiye sahiptir. Yine mangan besinlerden enerji üretmeye yardımcı olur.

Öte yandan fosfor sayesinde kemik ve dişlerin oluşumunda, doku tamirinde rol oynar.

Kabak, badem, fındık, yerfıstığı ve cevizde yüksek miktarda bulunan magnezyum, kas ve sinir fonksiyonlarının yürütülmesi, kemiklerin güçlendirilmesi, kalp ritminin düzeninin sağlanmasında önemli bir görev üstlenmektedir.

Kuruyemişlerin önemli mineral içeriğinden birisi olan demir, birçok enzim için hayati bir bileşendir. Yine bakır da vücut için gerekli iz elementlerden birisidir. Sinir sisteminin faaliyetlerinin düzgün devam etmesinde ve enerji metabolizmasındaki enzimlerin aktivasyonunda görev almaktadır.

Ayçiçeğinde önemli miktarda bulunan selenyum, serbest radikaller tarafından verilen hücresel zararı önlemeye yardımcı olur.

Ergenlikte değişen beslenme alışkanlıkları

Ergenlik dönemindeki beslenme tarzı çocukların büyümesini etkileyen en önemli faktördür

Ergenlik döneminde fiziksel, bilinçsel ve duygusal açıdan dramatik değişiklikler yaşanır. Bu gelişme ve değişmeler, gencin düşüncelerine, davranış alışkanlıklarına ve beslenme düzenine de yansır. Bu dönemde cinsiyet hormonlarının etkisiyle vücut şeklinde değişiklikler olur. Boy ve ağırlık ölçülerinde önemli artışlar olur. Kız çocuklarda göğüs ve kalçalar belirginleşir. Erkeklerde ise kalçalar küçülür, vücut adaleli ve daha az yağlı bir görünüm alır. Büyüme daha hızlı olduğu için ergenlik çağında toplam enerji ve besin ögesi ihtiyaçları, yaşamın hiçbir döneminde görülmeyecek kadar yüksektir.

FAST-FOOD'A DİKKAT

Vücut yapısında ani değişiklikler ergenleri vücut biçimleriyle ilgilenmeye yöneltir. Psikolojik değişiklikler nedeni ile çocuk aile ile bağlılığını azaltabilir. Bunun sonucunda ise çocuk arkadaşlarına daha çok yönelir ve yemek zamanlarında arkadaşları ile birlikte olmaktan zevk alır. Bu durum da bazen çocuğu beslenme bozukluklarına iter ve bu yaş grubunun ev dışında ayaküstü fast-food tarzı yiyeceklerle beslenmesine sebep olur. Genellikle ayak üstü beslenmede A ve C vitaminleri, kalsiyum, posa tüketimi yetersizdir, yağ ve tuz tüketimi ise yüksektir. Bu tip beslenmenin yol açtığı hiperlipidemi, kalp-damar hastalıkları daha çok yetişkinlerde görülmesine rağmen temelleri çocukluk çağında atılmaktadır. Yağ içeriği fazla olan fast-food beslenmenin temelini attığı diğer bir önemli sorun da obezitedir. Bu dönemde büyüme ve gelişme sürecinin devam ettiği göz önünde bulundurularak, kilo verme yolunda küçük çaplı ve ulaşılabilir hedefler koyulmalıdır ki, sonuç caydırıcı olmasın, normal büyüme süreci devam etsin. Tüm aile bireylerinin katılımı da motive edici bir etkendir. Hem anne babanın, hem de çocuğun yer aldığı kilo kontrol programları; yalnızca çocuğa uygulanan program ile karşılaştırıldığında, uzun süreli etkililikte daha büyük öneme sahiptir. En sağlıklı ve en kalıcı sonuca; beslenme tedavisi, fiziksel aktivite ve davranış tedavisinin bir arada bulunduğu tedavi yöntemleri ile ulaşılabilir.

Kalsiyum yeterli alınmalı

Ergenlikte, günlük alınması gereken protein miktarı, biyolojik değeri yüksek olan et, süt ve yumurtadan karşılanmalıdır. Yapılan çalışmalar, proteini yeterli miktarda almayan ergenlerde büyüme ve gelişmenin tam olmadığını göstermektedir. Bu yaşlar aynı zamanda kemik gelişiminin en hızlı olduğu yıllardır. Erişkin kemik kalsiyumun yüzde 50'si ergenlik döneminde depolanır ve kemik kalsiyum içeriği 30 yaşında tepe noktasına ulaşır. Ergenlikte kalsiyumun yetersiz alımı ileri yaşlarda osteoporoz riskini arttırır. Kemik kitlesinin maksimum düzeye ulaşabilmesi ancak kalsiyum gereksiniminin tam olarak karşılanmasıyla mümkün olabilir. Kalsiyum alımının yeterliliği, sağlam bir kemik yapısı oluşumunu sağlayarak ileri dönemde görülebilecek osteoporoz (kemik erimesi) riskini azaltmaktadır. Az yağlı/yağsız süt ve yoğurdun tercih edilmesi hem yağ ve kolesterolün az alınmasını hem de daha fazla kalsiyum alınmasını sağlayacaktır.

Yanlış diyet uygulamaları hormon sağlığını da tehlikeye sokar

Kilo vermek için bilinçsizce uygulanan çok düşük kalorili diyetler, büyümenin ciddi bir hız kazandığı bu yaşlarda metabolizmanın dengesini bozduğu gibi hormon sisteminin de aksamasına neden olur. Bu durumdan en çok etkilenen organlardan biri tiroid bezidir. Tiroid hormonlarının fonksiyonları bozulunca elektrolit dengesizlikleri, ergenliğin gecikmesi, kan şekerinin düşmesi, kortizon hormonunun yükselmesi, büyüme faktörünün azalması gibi pek çok sağlık sorunu görülür. Sağlıksız diyetler genel olarak baş ağrısı, sinirlilik, yorgunluk, bulantı, kusma, ishal, kabızlık, safra ve böbrek taşı, kalp ritminde bozukluk, tansiyon düşüklüğü, adet düzensizliği, saç dökülmesi gibi sorunlara neden olur. Oysa ergenlik döneminde obezite durumu varsa tedavi, diğer yaş gruplarına göre daha özenli bir yaklaşımı gerektirir. Büyüme ve gelişmenin doruk hız yaptığı bu dönemde, tüm besin ögelerini dengeli olarak içeren, yeterli kaloriyi sağlayan, büyümeyi engellemeden zayıflamayı sağlayacak bir beslenme programı uygulanmalıdır.

Demir eksikliğine dikkat!

Bu dönemde kız çocuklarında mestruasyon ile kan kaybı olmakta ve bunun sonucunda demir gereksinimi, özellikle genç kızlarda görülen önemli bir problem haline gelmektedir. Eğer önlem alınmazsa demir eksikliği anemisi ciddi boyutlara sürüklenebilir. Ülkemiz genelinde ortalama okul çocuklarının yüzde 20-35'i demir eksikliği anemisi problemiyle karşı karşıyadır. Proteinli besinleri ve özellikle demir emilimini artıracak C vitaminiden zengin besinlerle birlikte (mandalina, portakal, sivri biber, domates, maydanoz gibi) tüketmeleri, yemekten sonra demirin emilimini azaltacağı için çay içmekten kaçınmaları demir eksikliğini önlemek açısından önemlidir.

Yeme davranışı bozuklukları görülebilir

Yapılan pek çok araştırma, genç sağlıklı erkeklerin yaklaşık olarak üçte birinin, sağlıklı olan genç kızların ise yarısının kendilerini şişman bulduğunu gösteriyor. Ergenlik çağı güzel görünmek için çabaların arttığı bir dönemdir. Bu dönemde özellikle genç kızlarda yeme davranışında normalden sapmalar gözlemlenebiliyor. Fazla kilolarından yakınan genç kızlar, yaş gruplarına uygun olmayan ve almaları gereken besin öğelerini karşılamayan zararlı zayıflama diyetlerini bilinçsizce uygulayabiliyor. Bu da çeşitli yeme davranışı bozukluklarına yol açabiliyor. Özellikle 1314 yaşları bu açıdan anoreksiya nervoza ve bulimia nervoza gibi çok tehlikeli ve kişiyi ölüme kadar götürebilen beslenme bozukluklarına yönlendiriyor.

Onlara örnek olabiliriz

Bu tür sorunlarla karşılaşmamaları için çocuklarımıza daha en başta sağlıklı beslenmenin ilkelerini öğretebilir ve dengeli beslenmeyle onlara örnek olabiliriz. Besinlerde çeşitliliğin sağlanması, yağ ve şekerin sınırlandırılması, lif bakımından zengin besinlere yer verilmesi, vitamin ve minerallerin yeterli düzeyde alınması ve sağlıklı vücut ağırlığının korunması, obezitenin ve çeşitli sağlık sorunlarının önlenmesi için atılabilecek önemli adımlardır.

Sağlığınıza 41 kere maşallah dedirtecek 41 öneri

Sağlıklı beslenme ile ilgili size vereceğimiz 41 farklı öneriyi uygulayarak uzun, dinç ve kaliteli bir yaşamın kapılarını aralamayı başaracaksınız...

1- Yemeklerinizi hazırlarken ve pişirirken zeytinyağı, kanola yağı, mısırözü yağı, ayçiçek yağı gibi kalp dostu yağları kullanın.

2- Probiyotik yoğurtlar gibi bağışıklık sisteminizin güçlenmesine yardımcı yoğurtları, süt ürünlerini, lif kaynaklarını tüketin.

3- Kalp sağlığı için önemli olan esansiyel yağları, diyetimizde düşük olan E vitamini, selenyum ve magnezyum gibi mineralleri içeren ceviz, fındık, badem gibi kabuklu yemişleri öğün aralarında atıştımak için kullanın.

4- Günlük 2.4 g dan fazla sodyum tüketmeyin. Bunu sağlamak için satın alırken besinlerin etiketlerini okuyun ve sodyum içerikleri düşük olanları tercih edin.

5- Koyu renkte olan besinleri tüketin. Kırmızı, yeşil ve mor renkli besinlerin kansere karşı savaşan bileşikleri içerirdiğini unutmayın.

6- Som balığı, ringa balığı ve alabalık gibi vücudun üretemediği omega3 yağ asitlerinden zengin kalp dostu balıkları tüketin.

7- Posa kaynağı ve diyabete karşı savunma sağlayan esmer pirinci, bulguru, kepekli makarnayı beyaz olana tercih edin.

8- Kolesterol düşürücü çözünür posa içeren besinleri (yulaf ezmesi, kurubaklagiller, arpa ve elma) tüketin.

9- Her gün en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketin; ancak 9 porsiyona çıkarmayı hedefleyin. Mevsiminde olan sebze ve meyvelerden seçim yaparak, çok çeşitlilik sağlamayı da unutmayın.

10- Yüksek kan basıncını düşüren potasyumdan zen gin haşlanmış patates, yoğurt, muz, portakal ve domates suyu gibi besinleri hayatınıza dahil edin.

11- Prostat kanserine karşı koruma sağlayabilen kimyasalı (laykopeni) içeren domatesi ve domatesi pişirerek hazırlayacağınız domates soslarını tüketin. Bunların öğün aralarında içecek olarak tüketebileceğiniz gibi yemeklere eşlik edecek bir alternatif olarak da düşünebilirsiniz, yine her yemek için en iyi garnitürlerden biri de yoğun domates püreleridir.

Posa alımınızı artırmak için...

12- Ara öğününlerinizde atıştırma olarak meyve tercih edin. Özellikle liften zengin elma, armudu kabukları ile yemeli, portakal, greyfurt, mandalinanın beyaz posalı kısımlarını çok soymadan tüketmelisiniz.

13- Seçiminizi yüzde 100 tam tahıllardan üretilmiş ekmekten yana kullanın. Bunun için etiket okuma alışkanlığı edinip ürünün ne kadar lif içerdiğini okuyun.

14- Meyve suyu içmek yerine meyvenin kendisini tüketin.

15- Meyve ve sebzelerinizi tüketirken kabuklarını eğer mümkünse soymayın.

16- Kahvaltılık gevreklerinize, yoğurt ve salatalarınıza posa kaynağı ve omega-3'den zengin keten tohumu ekleyin.

17- Yoğurdunuzu sade tüketmek yerine içerisine meyve veya salatalık, maydanoz, dereotu, nane doğrayarak tüketin.

18- Yemeklerinize ve salatalarınıza haşlanmış kurubaklagilleri veya haşlanmış bulgur, buğday veya esmer pirinç ekleyin.

19- Şehriye çorbası yerine mercimek çorbasını tercih edin. (1 büyük kase mercimek çorbası 7 g posa içerir)

20- Tencere yemeklerinin (mesela güveç tarzında olanlar) üzerine ufalanmış ekmek yerine yulaf serpiştirin.

21- Küçük parçalar halinde doğranmış brokoli, kabak ve havuçları haşlayıp makarnanıza, pilavınıza hatta baklagil yemeklerinize ekleyin.

22- Balık, tavuk, et ve/veya yumurtalı salatalarınıza ızgara, haşlama, benmari, sote veya söğüş sebzeler ilave edin.

23- Sandviçinizin arasına taze marul ve ıspanak yapraklarını ekleyerek tüketin. Özellikle domates, salatalık, renkli biberleri artırın.

24- Kahvaltılık gevreklerinize kurutulmuş veya taze meyveleri ekleyin. Özellikle dondurulmuş vişne düşük kalorisi ve lezzetiyle vazgeçilmeziniz olabilir.

Sağlığınıza 41 kere maşallah dedirtecek 41 öneri

Sağlıklı beslenme ile ilgili size vereceğimiz 41 farklı öneriyi uygulayarak uzun, dinç ve kaliteli bir yaşamın kapılarını aralamayı başaracaksınız...

Kilo kontrolü için

25- Tam yağlı veya yarım yağlı sütler yerine yağsız olanları tercih ederek her porsiyonda 45-72 kalori daha az alın.

26- Kızartılmış balık yerine ızgara, fırın, buğulama balık tercih edin.

27- Kilo değişikliklerinizi belirli aralıklarla tartılarak izleyin ve kilonuz kontrolden çıkmadan gerekli önlemleri alın.

28- Sıvılarla aldığınız kalorileri takip edin. Meyveli soda, meyve suları ve alkol gibi kalorili içecekler siz farketmeden aldığınız kalorilerin artmasına neden olur.

29- Sağlıklı pişirme yöntemlerini tercih edin, bu konuda uzmanlardan destek ve eğitim alın.

30- Besinleri kızartmak yerine ızgarada, fırında pişirerek veya haşlayarak tüketin.

31- Sos hazırlarken çok az yağ ilave ederek hazırlayın; çünkü yağların hemen hepsinin 1 yemek kaşığının 120 kalori içerdiğini bilin.

32- Yüksek yağlı besinlerden vazgeçmeyin, bu besinleri alternatifler üreterek tüketin (örneğin kızarmış köfte ve beyaz ekmekle hazırlanmış hamburger yerine, ızgara et ve çok tahıllı ekmek ile hazırlanmış sandviçi tercih edin).

33- Besinleri gün içerisinde küçük öğünler ve porsiyonlar halinde tüketin. Böylece hem doygunluk hissiniz artacak hem de vücudun çalışma hızını artırmış olacaksınız.

34- Yemeklerinize çorba ve salata ekleyerek kalori yerine miktarlarını artırın. Sebze çorbaları ile iştahınızı dengeleyebilirsiniz.

Sağlıklı atıştırmak için

35- Mikrodalgada veya teflonda yapılmış yağsız tuzsuz patlamış mısır tüketin.

36- Atıştırmak için light peynir ile beraber tahıllı kraker veya ekmek tüketin.

37- Küçük porsiyonlarda atıştırma yapın ve atıştırmak için besin öğesi içeriği zengin besinleri tercih edin.

38- Küçük bir avuç badem ya da fındığı hem atıştırmak hem de iştahınızı bastırmak için kullanın.

39- Açılış yemeğinizi iştah açan besinlerden en düşük kalorili ve besleyici olanlardan seçin ya da ana yemek olarak appetizerlerden seçim yapın.

40- Kızartılmış tavuk, balık yerine ızgarada veya fırında pişirilmiş olanları tercih edin

41- Yemek ve salatalarınız sossuz sipariş edip, kendiniz masaya getirilen limon, nar ekşisi, balzamik, hardal gibi kalorisiz tat vericilerden ekleyin.

Kulağınıza küpe olsun

- Yemeklerin nasıl hazırlandığını sormaktan çekinmeyin, mümkünse mönüde en kısa yazan pratik hazırlanmış düşük kalorili olanları tercih edin.

- Yemeklerin hepsini tüketmeye çalışmayın, kalanları paketlettirebileceğinizi ya da yemeğe eşlik edin arkadaşınızla paylaşabileceğinizi unutmayın.

- Yemeklerde sağlıklı birkaç alternatif sunan restoranları seçin, önceden biraz araştırma yapıp sağlıklı seçimler yapabilirsiniz.

- Pizza yemeye karar verdiğinizde, yanında yiyeceğiniz besinleri seçerken yüksek yağ içerikli etleri atlayıp salatalar üzerine yoğunlaşın.

Haftanın öğüdü

Doygunluk, rahatlık ve mutluluk duygusunu seratonin hormonu sağlar. Bu hormon açlık duygusunu önler. Seratonin, yani mutluluk hormonu salgılandığında zihnimiz daha açık olur ve pozitif enerji sayesinde daha iyi öğreniriz. Çilek ve muz, stresin etkilerini azaltan ve beyine mutluluk veren serotonin maddesi içerir. Ayrıca beyinde serotonine dönüşen "triptofan"dan zengin balık, beyaz et, süt ürünleri, avokado, yağsız peynir, yulaf, taze fasulye, yumurta gibi yiyecekler de tüketilmelidir. Yapılan araştırmalar Omega-3 yağının yetersiz alımıyla kandaki serotonin seviyesinin düşük olması arasında bağlantı olduğunu göstermektedir. 11 ülkede yürütülen araştırmalar, balık tüketimi arttıkça depresyon oranının azaldığını göstermiştir. Ciddi bir atıştırma sebebi olan stresi azaltmak için gevşeme tekniklerini öğrenmek, spor yapmak, açık havada yürümek ve günde biriki saat dışarı çıkıp, güneş ışığı almaya çalışmak da serotonin seviyesini arttırmak için yardımcı olacaktır.

Selülitle nasıl baş ederiz?

Kadınların en büyük düşmanlarından biri olan selülitle mücadelede doğru adımlar atmalısınız

Özellikle kadınlarda görülen ve deri altı yağ hücre gruplarının kan ve lenfatik dolaşımını bozmasıyla oluşan selülit (hidrolipodistrofi), deride çöküntülerle ve portakal kabuğu görünümüyle kendini göstermektedir. Genellikle uyluğun üst kısmı, dizin, bileğin iç kısımları, kalça, baldırların arkası ve üst bacaklara yerleşmiştir.

Selülit daha çok ergenlik, hamilelik ve menopoz gibi hormonların daha çok değişime uğradığı dönemlerde ortaya çıkıyor olmasına rağmen, kişinin genetik yapısı, metabolizma hızı, dolaşım sistemi, sindirim ve boşaltımda yaşadığı sorunlar, doğum kontrol hapları, alınan hormon ilaçları, dengesiz ve düzensiz beslenme, aşırı hareketsizlik, stres, sigara ve alkol tüketimi de selülit oluşumunda etken faktörlerdir. Selülit ve damar sertliği birbirine paralel gitmektedir. Selülitin damar yollarında oluşması kan dolaşımını daha da zorlaştırır ve dada ciddi boyutlara varır.

Erkeklerde selülit olmamasının en önemli nedeni hormonların farklı oluşudur.

Erkeklik hormonunun yağlı hücre oluşumunda etkisi yoktur. Ayrıca erkeklerde kadınlara göre kas kitlesi daha fazladır. Bu da onları daha avantajlı bir duruma getirir.

SİGARA YİNE DÜŞMAN....

Selülitin tek nedeni tabii ki östrojen değil; başka tetikleyiciler de var. Sigara damarların en büyük düşmanıdır.

Güçlü bir damar daraltıcı özelliğe sahip olan sigara, cildin yeterince beslenmesini engelleyerek selülite neden olmaktadır.

Bunların yanısıra; hareketsiz yaşam biçimi, sürekli bacak bacak üstüne atarak oturmak, çok dar pantolon ve diz altı çorap giymek de dolaşım sistemini ve lenf sisteminin düzenli çalışmasını engelleyerek selülite yol açabiliyor.

Bunlar, kişinin yaşam tarzı ve alışkanlıklarına bağlı etkenler.

Ancak selülitin, kan dolaşımındaki bozukluklar, ailesel yatkınlıklar ve hormonal etkenler gibi elimizde olmayan nedenleri de var.

Sadece kilo vererek selülitten kurtulamazsınız

Yalnızca kilo vererek selülitten kurtulmak mümkün değil. Önemli olan beslenme alışkanlığını değiştirip, bilinçli beslenmeye geçmektir. Beslenme ne kadar tek yönlü olursa, selülit de o kadar çabuk oluşmaktadır. Özellikle fast-food ve hazır yemekler dokuları olumsuz yönde etkilemektedir. Bu tarz beslenme yağ hücrelerini şişirir, dokularda su birikmesine yol açar ve vücudun atıklardan temizlenmesine engel olur. Günlük beslenme programında tuz, şeker ve yağdan fakir, sebze ve meyvelerden zengin bir diyet kan dolaşımını artırıp bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.

YEDİKLERİNİZE DİKKAT!

A ve C vitamini alımını artırmanın selüliti azalttığı düşünülmektedir. Bu nedenle, mutlaka günlük meyve tüketimine özen göstermek gerekir. Bol lifli gıdalar ve çinko alımı da selülit oluşumunu engellemektedir. Özellikle su, idrar oluşumunu artırarak vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlamakta ve selülit oluşumunu azalmasına yardımcı olmaktadır.

Kilonun merak edilenleri

- Kışın kilo almak normal mi, normalse kaç kiloya kadar? Yazın beslenmeye ve alınan kilolara dikkat edilirken, kışın bu konuda gösterilen özen yerini ihmalkarlığa bırakır. Birçok insan sağlıklı beslenme alışkanlıklarından uzaklaşır. Kış mevsiminde artan soğuklar vücutta olumsuz etkilere neden olur. Bazal metabolizmanın düşmesiyle birlikte düşen vücut ısısını, normal ısı düzeyine çıkarmaya çalışan vücut fazladan enerjiye ihtiyaç duyar. Bu nedenle kış aylarında yemek yeme isteği artar. Dolayısıyla yüksek enerji veren karbonhidratlı gıdalar tüketilir. Bu tarz beslenme alışkanlığı aşırı kiloya yol açabilir. Kışın alınan kiloların bir diğer nedeni de soğuk havalarda çok yemenin yanı sıra; evden ya da çalışılan mekanlardan dışarı pek fazla çıkılmamasıdır. Bu durum da hareketsizliğe neden olur. Yenilen yiyeceklerin eritilememesi kilo almada önemli rol oynar. Ancak tüketilen besinlere ve fiziksel aktiviteye dikkat edilerek kış mevsimini kilo almadan geçirmek tabii ki mümkündür.

- Sürekli kilo alıp vermenin psikolojimiz üzerindeki etkileri neler? Kilo problemi özellikle kadınlar açısından son derece önemli bir konudur. Sürekli kilo alıp veren bir bireyin özgüven duygusu azalır. Her defasında uyguladığı diyet sonucu istediği kiloya inmesi özgüven duygusunu yerine getirse de, tekrar kilo alması tersi bir durum yaşanmasına neden olur. Belirli bir süre sonra sadece kilo odaklı yaşmaya başlar ve bu hayatında en önemli konu haline gelir. Bazen aşırı yeme davranışı sergiler, bazen kendini aç bırakır ve bu da yeme davranışı bozukluklarına kadar giden çok ciddi sorunlara ve sağlık problemlerine neden olabilir.

- Kilo kontrolü için nasıl bir beslenme öneriyorsunuz? İdeal beslenme modeli bütün besin gruplarının yer aldığı (süt ve ürünleri, et ve ürünleri, sebze ve meyveler, tahıllar), öğünlere dengeli bir dağılım gösteren, vitamin ve mineral dengesi sağlanmış, az az ve sık sık beslenme mantığına dayanan, sağlıklı pişirme yöntemleri kullanılarak hazırlanmış besinleri içeren, basit şekerleri minimum düzeyde içeren, sıvı özellikle de su alımı dengelenmiş, kişisel özellikler değerlendirilerek bireye özelleştirilmiş bir programı kapsar. Bu beslenmeye ilaveten fiziksel aktivitenin de hayata dahil edilmesi hastalıklardan korunmak ve yaşam kalitesini artırmak açısından son derece önemlidir.

HAFTADA EN AZ 3 KEZ EGZERSİZ YAPILMALI

- Obez hastaları hangi egzersizleri yapabilir? Egzersizin çeşidi kadar sıklığı ve devamlılığı da önemlidir. Aerobik, kardiyo, direnç egzersizleri, pilates gibi egzersizler obez hastalar için uygundur. Egzersiz haftada en az 3 kez, 30 dakika ter atılacak şekilde yapılmalıdır. Egzersizle birlikte kilo kaybı, kolesterol seviyelerinde düzelme, kan şekeri seviyelerinde düzelme, ruhsal halde iyileşme görülecektir.

- Obezite aşısı var mı? Obezite hakkında yeni gelişmeler nedir? Obezite aşısı şu an bilimsel anlamda kanıtlanmış ve kullanılabilirliği olan bir aşı değildir.

Hâlâ hayvan deneyleri devam etmektedir. Ancak obezite aşısının temel mantığı, acıkınca yeme isteği uyandıran ve kiloya neden olan ghrelin hormonunun kontrol altına alınmasıdır.

Bilim adamlarının çalışmalarında ghreli'nin yüksek oranda dışarıdan verilmesiyle yeme miktarının arttığı bulunmuştur. Obestatin(yeme ile ilgili başka bir hormon) verilmesiyle de yeme isteğinin yüzde 50 oranda azaldığı ve kısa sürede kilo kaybı olduğu görülmüştür. Bu durum obestatinin ghrelini baskılamasından kaynaklanmaktadır.

LİGHT ÜRÜNLER, DİYET BİSKÜVİLER VE YAPAY TATLANDIRICILARI KULLANMAK DOĞRU MU?

Bu ürünler tabiki kullanılabilir.Ancak her şeyin çoğu zarar azı karar mantığı ile yaklaşmak gerekmektedir. Bir ürünün light ya da diyet olması onun sağlıklı ve kilo almayı engelleyeceği anlamına gelmemektedir. Bunları kullanırken dikkat edilecek nokta etiket bilgisidir. Ana ya da ara öğünde ne kadar kalori alıyorsanız ya da almanız gerekiyorsa ona eşdeğer ürünü tercih etmelisiniz. Tatlandırıcı kullanırken doğal olmasına ve miktarına dikkat edilmeli. Miktarı kilo,ihtiyacınız ve tatlandırıcının içeriğine göre değişmektedir.

- Kilo ve obezite problemiolanlar hangi tatlıları yiyebilirler?Tarifiniz var mı? Obezler ve sağlıklı bireyler içinsütlü ve hafif tatlılar tercih edilmelidir. Aşırı şekerli ve yüksek kalorili tatlılar boş enerji kaynaklarıdır. Sütlaç, su muhallebisi, evde yapılacak sütlü puding doğru tatlı seçeneklerindendir. Aynı zamanda meyveli tatlılarda tercih edilebilir.

Taylight Elmalı Tatlı

Porsiyon: 1 kişilik

Malzemeler: 1 orta boy elma, bir tutam tarçın, 1 tatlı kaşığı dövülmüş ceviz, 1 top diyet dondurma

Hazırlanışı: Elmanın kabuklarını soyduktan sonra ortadan ikiye bölelim. Ve üzerine tarçın serpiştirerek fırınlayalım. Piştikten sonra üzerine dövülmüş cevizimizi serpelim. Diyet dondurmayla beraber servis yapalım.

Kalori Hesabı: Elmalı tatlımızın 1 porsiyon için toplam enerji değeri 120 kalori

Kralların hastalığı 'gut'

Bol miktarda et ve et ürünü tüketimine bağlı olarak geliştiği öne sürüldüğü için kralların hastalığı olarak bilinen Gut; vücutta ürik asit fazlalığı sonucu ortaya çıkan ve pek çok organda soruna yol açabilen bir rahatsızlıktır...

Ürik asit, normalde sağlıklı bir insanın kanında çeşitli kimyasal süreçler sonucunda ortaya çıkan bir yıkım ürünüdür. Ürik asit fazlalığı sonucunda 'Gut Hastalığı' (Podagra, damla hastalığı ve nikris olarak da bilinen) meydana gelebilmektedir. Bunun yanı sıra fazla miktardaki ürik asit, dolaşım sisteminde, damarlarda, kalpte, böbreklerde ve daha pek çok organda birikip sorunlara sebep olabilmektedir.

NASIL ORTAYA ÇIKAR?

Zamanla eklem sıvılarında ürik asit kristaller birikmeye başlar ve Gut ataklarına neden olur. Ürik asidin fazlalılığı; ürik asidin yapım fazlalığından, böbreklerden atımının az olmasından ya da vücutta ürik asit haline dönüşen pürinlerin bazı yiyeceklerle fazla miktarda alınmasından kaynaklanabilmektedir.

Genellikle her seferinde diz, dirsek ve bileği gibi bir eklemi etkileyen bu ataklar daha çok ayak başparmağı ekleminde dayanılması oldukça zor ağrı, şişlik ve kızarma ile ortaya çıkmaktadır. Tüm romatizma türleri içerisinde en ağrılı olanıdır.

Hastanın bu dönemde aspirin ve benzeri ilaçları alması son derece yanlıştır, çünkü aspirin ürik asitin vücuttan atılımını yavaşlatır.

Gut hastalığı çoğunlukla 40 yaş üstü erkeklerde görülmektedir. Kadınlarda ise çok nadiren menopoz sonrası gelişebilmektedir.

En küçük bir atak açısından tetikte olunmalıdır. Çünkü tedaviye ne kadar erken başlanırsa o kadar yararlı olur.

Bir eklem sürekli gut ataklarına maruz kalırsa o zaman ürik asit kristalleri ekleme zarar verir ve kronik artrit gelişebilir.

Gut hastalığı şişmanlık, hipertansiyon, hiperlipidemi ve diyabet hastalığı ile yakından ilişkilidir. Eğer tedavi edilmezse, böbrek taşları da oluşabilir.

PÜRİN İÇEREN BESİNLER

* Düşük miktarda pürin içeren besinler (100 gramları 0-15 mg pürin içerir): Süt ve türevleri, peynir, yumurta, ekmek, tahıllar, sebze ve meyveler.

* Orta miktarda pürin içeren besinler (100 gramları 50-150 mg pürin içerir): Et, tavuk, balık, kuru baklagiller, mantar, ıspanak, karnabahar, kuşkonmaz.

* Fazla miktarda pürin içeren besinler (100 gramları 150-300 mg pürin içerir): Sakatatlar, av etleri, havyar, ançüez, küçük balıklar.

Tedavi için öneriler

Gut hastalığının tedavisinde diyet, ilaç ve çok nadiren de cerrahi tedavi uygulanmaktadır. Tedavi için önerilenler şöyle sıralanabilir:

* Günde 23 litre su içilmelidir.

* Aşırı kilolular kilo vermelidir.

* Bol pürin içeren sakatat, konserve balık, denizürünleri, et suları alınmamalıdır. Beyaz etler ve sığıreti az miktarda alınabilir.

* Ispanak, kuşkonmaz, mantar ve karnabahardan uzak durulmalıdır.

* Alkol kesinlikle zararlıdır. Çay, kahve ve kakao az miktarda alınabilir.

* Baklagiller için de bi ruzmana danışılmalıdır.

* İlaçlar ile kan ürik asit seviyelerinde tehlikeli yükselme önlenebilir.

* Fazla miktarda tüketilen yağ ürik asit birikimine yardımcı olur. Bu nedenle beslenme tedavisinde yağ kısıtlamasına gidilmeli, tüketilen süt ve süt ürünlerinin yağsız olmasına özen gösterilmelidir. Bitkisel sıvı yağlar tercih edilmelidir.

Bu sebzeler mevsiminde güzel

Kış mevsimini daha sağlıklı geçirmek için mevsime özel sebzelerden tüketin. Bu besinlerin başında ise brokoli ve brüksel lahanası geliyor

Her ne kadar yazı aratmayan sıcak günler yaşasak da kış sebzeleri tüm güzellikleriyle rafları süslüyorlar. Sağlık hazinesi lahanagilleri mutfaklardan eksik etmeyerek hem leziz hem de fonksiyonel faydalar sağlayabiliriz. Bazı çalışmalar brokolinin yüzde 56, brüksel lahanasının yüzde 29, lahananın yüzde 70, karnabaharın yüzde 70 oranında kanser ve kalp damar hastalığı risklerini azalttıklarını göstermektedir. Bu faydaları özetle içerdikleri glikosinolat maddesine bağlıdır.

KANSER RİSKİNİ AZALTIYOR

Kışın vücudumuzun direnci düştüğü için vitamin ihtiyacımız iki kat artar. Vitamin açısından kış sebzeleri daha zengindir. Sebzelerde bulunan antioksidantlar (A, C, E vitaminleri ve selenyum gibi mineraller, oligosakkaritler, alkol ve fenoller, diyet posası... gibi bazı maddeler) hastalıklara karşı vücudun savunma mekanizmasını güçlendiriyor.

Ayrıca sebzeler, içerdikleri posa ile bağırsak faaliyetlerine yardımcı olurken kabızlığı engeller ve uzun süre tok kalmamızı sağlar. Ayrıca, lahana, karnabahar, ıspanak, marul, pazı, roka, pırasa, soğan, sarımsak gibi kış sebzeleri kanser ve kalp damar hastalıkları riskini azaltıyor. Sarımsak, soğan, turp ve şalgam gibi sebzelerdeki kükürtlü bileşikler ise kan yağlarının (kolesterol) ve yüksek tansiyonun düşmesinde etkili olup kanser ve kalp damar hastalıkları riskini azaltır.

Brüksel Lahanası

Brüksel lahanası besin öğesi içeriği zengin bir sebzedir. C vitamini ve K vitaminin mükemmel kaynağıdır. Folat, A vitamini, manganez, diyet posası, potasyum, B6 vitamini ve tiamin açısından iyi bir kaynakken, omega-3 yağ asitleri, demir, fosfor, protein, magnezyum, riboflavin, E vitamini, bakır ve kalsiyum da içeren önemli bir besindir. Hastalıklara karşı savaşan sülforafan, indoller, glukosinolatlar, izotiyosiyanatlar, komarin ve fenollar gibi pek çok bitkisel kimyasalı içerir. Brüksel lahanası; l Kanser de dahil olmak üzere hastalıklara karşı vücudun doğal savunma sisteminin aktivitesini artırır. Kanserli hücrelerin gelişimini kolonda yüzde 41-52 oranında azalttığı, karaciğerde ise yüzde 27-67 oranında azalttığı gösterilmiştir.

* Diğer sülfürlü sebzelerde de bulunan yapısındaki sülforafan isimli bileşenle vücudun detoksifikasyon enzimlerini etkinleştirir. Bu sayede özellikle prostat, kolon ve akciğer kanser riskini oldukça azaltır.

* Vücudun suda eriyen birincil antioksidanı olan C vitaminin önemli bir kaynağı olması nedeniyle kollajen dokunun oluşmasına ve bağışıklık sisteminin desteklenmesine yardımcıdır.

* Ayrıca A vitamini içeriği ile de vücudun enfeksiyonlara karşı korunması ve cilt sağlığı için önemlidir.

* Hem çözünür posa hem de çözünmez posa olmak üzere yüksek posa içeriğine sahiptir. Bu sayede tokluk hissi vererek açlığı dengelemesinin yanında kolon sağlığının korunmasına da yardım ederek, divertiküller ve kolon kanseri gibi hastalıklara karşı koruyucudur.

* Romatoit artrite karşı koruma sağlar.

* Zengin folat içeriği ile nöral tüp defekti gibi doğumsal defektlere karşı bebek sağlığını korur.

Pırasa

* Potasyum, kalsiyum, demir ve fosfor bakımından oldukça zengindir.
* E, C, B1, B2 ve A vitamini içeriği yüksektir.
* Pırasa böbrek taşlarının oluşumunu engelleyic ietkin maddelere sahiptir.
* İçerdiği posa sayesinde kabızlıkta tercih edilen sebzeler arasındadır.

Brokoli

Brokoli lahanagiller ailesinden olan glukosinolatlar (indol ve izotiyosiyanatlar) denilen bitkisel kimyasalları, karotenoidleri (lutein) içeren bir sebzedir. Önemli bir K, C ve Avitamini, folat ve diyet posası kaynağıdır. Fosfor, potasyum, magnezyum, B6 vitamini ve E vitamini yönünden dezengindir. Brokoli;
* Sülforafan ve indol isimli kansere karşı koruyucu iki bitkisel besin bileşenini içerir. Araştırmalar bu bileşenlerin özellikle tümör büyümesini ve yayılmasını engellediğini, vücudu toksinlerden arındıran enzimlerin etkinliğini artırdığını göstermiştir.
* Yapısındaki aktif bileşenlerle vücudu arındıran enzimlerin yapımını artırarak, zararlı öğelere karşı bedeni temizler.
* Yapısında bulunan sülforafan sayesinde ülsere neden olan H.pylori enfeksiyonuna karşı koruma sağlayarak, mide hücrelerinin zarar görmesini engeller.
* Potansiyel olarak kanser geliştirici etkiye sahip olanve serbest radikal adı verilen zararlı maddelere karşı hücrelerin korunmasını sağlar.
* UV ışınlarının zararlarına karşı cildi koruyucu etkiyesahiptir.
* Kalp hastalıkları riskini azalmasına önemli bir katkısıbulunur.
* Yapısındaki lutein ve zeaksantin sayesinde göz hücrelerini serbest radikallerin zararlı etkilerine karşı koruyarak katarakt gelişimini önler.
* 1 porsiyonu (8 yemek kaşığı) yaklaşık 37 kaloridir ve 62 mg C vitamini içerir, dolayısıyla kalsiyum emilimini önemli düzeyde artırır ve kemikleri korur.
* Bağışıklık sistemini güçlendirici etkiye sahiptir.

Bu sebzeler mevsiminde güzel - 2

Kış ayları yaklaşırken bu mevsime özel sebzelerden bol bol yararlanmayı ihmal etmeyin Her birinin mucizevi yararlarını öğrenerek kışın sağlıklı olun...

Ispanak
Başta demir olmak üzere çeşitli mineral tuzları ile A ve C vitaminleri açısından zengin olan ıspanak çok değerli bir besindir.
Mide, karaciğer ve pankreas salgılarını uyarır.
Ispanakta, demir dışında magnezyum, fosfor, iyot ve vücudun dengesini koruyan mineraller bulunur.

Karnabahar

Yapısında yeşil klorofilin bulunmaması nedeniyle diğer sülfürlü sebzelerden renk olarak farklıdır. C vitaminin, folatın ve posanın oldukça önemli bir kaynağıdır. Ayrıca B5 vitamini, B6 vitamini, manganez ve omega-3 yağ asitlerini de içerir. Karnabahar;

* İçeriğindeki bileşenler sayesinde brokoli, lahana gibi sülfürlü sebzelerle birlikte karaciğerin toksinleri zararsız hale getirmesini sağlar. Eğer zararlı moleküller karaciğer tarafından etkisiz hale getirilmezse, hücre membranları ve DNA molekülüne zarar vererek kanser yapıcı hücrelerin oluşmasına ve gelişmesine neden olurlar.

* Vücudun temizleyen sebzelerden biridir.

* Zerdeçal ile lezzetlendirilmiş karnabahar özellikle erkeklerde prostat kanserine karşı koruyucudur.

* Romatoit artrite karşı koruma sağlar.

Kereviz

Antioksidan ve sindirim sistemini rahatlatıcı etkiye sahiptir.

Kerevize özel kokusunu veren fitalid adlı maddenin kandaki stres hormonunu azalttığı, bu yolla damarların gevşemesini ve tansiyonun düşmesini sağladığı, ayrıca kolesterolü de düşürdüğü belirtiliyor.

Ispanak

Lahana yuvarlak şekilli, iç kısımdaki yaprakları güneş ışığı görmemesi nedeniyle dış kısımdaki yapraklara göre daha açık renkli olan sülfürlü sebzelerden biridir. Mükemmel bir C vitamini kaynağıdır. Posa, manganez, folat, B6 vitamini, potasyum ve omega-3 yağ asitlerini içerir.

Tiamin, riboflavin, kalsiyum, potasyum, magnezyum, A vitamini ve protein için de önemli bir kaynaktır. Lahana;

* Vücudu serbest radikallere karşı koruyarak DNA hasarını engeller ve böylece kanserli hücrelerin gelişimini engeller.

* Gastrointestinal sistemin sağlığının korunmasına yardım eder.

* Özellikle kadınlarda östrojen hormonunun toksik etkisini engelleyerek meme kanserine karşı koruyucu etki gösterir.

* Çiğ lahana suyu mide ülserinin tedavisine karşı etkilidir. Yapılan bir çalışmada her gün bölüm bölüm olmak üzere toplamda tüketilen 1 litre taze lahana suyunun 10 günlük sürede ülseri iyileştirdiği bulunmuştur.

* Alzheimer hastalığına karşı koruyucudur.

İçeriğindeki antioksidan polifenoller beyin hücrelerini zararlı maddelerin etkilerine karşı korur.

Çocuklarda abur cubur tüketimi nasıl önlenir?

Çocukların sağlıklı yetişmeleri ve ömür boyu sağlıklı bir birey olmalarını sağlamak için beslenmelerine çok dikkat etmelisiniz.

Çocuklarımız bizim en değerli varlıklarımız. Daha onlara hamile kalındığı andan itibaren tüm ebeveynler olarak üzerimizde büyük bir sorumluluk duygusu oluşmaya başlar. Onların daha kaliteli bir hayat yaşamaları için elimizden gelen herşeyi yapmak için çabalarız. Sağlıklı olarak yetişmeleri ve ömür boyu sağlıklı bireyler olarak hayatlarını sürdürmeleri için ise yeterli ve dengeli bir beslenme düzenlerinin olması ve bu alışkanlıkların daha bebeklikten başlayarak kazandırılmasının önemi büyük.

YANLIŞ BESLENME STRATEJİLERİ

Büyük bir hızla ve maalesef genellikle bilinçsiz bir çizgide büyüyen gıda sektörü, medyanın yanlış yönlendirmeleri, okullardaki yanlış beslenme stratejileri vb. çocuklarımızı tehdit ediyor. Buna, hareketsiz günlük yaşam da eklenince obez çocuk oranı giderek artıyor. Sağlıksız beslenme ise onların ileride oluşabilecek obezite, diyabet, kalp hastalıkları, metabolik sendrom gibi kronik rahatsızlıklara yakalanmalarına olanak veriyor. Bunda genetik faktörler kadar ailenin beslenme ve yaşam tarzının da önemli rolü vardır. Çocuklarımız henüz küçükken ve kontrol henüz bizim elimizdeyken ileride oluşabilecek riskleri minimuma indirme adına dengeli beslenme alışkanlıklarının oturtulması için elimizden geleni yapmalıyız.

Fastfood restorantların ve gıda şirketlerinin çocukların dikkatlerini çekmek için hiç durmadan ürettikleri çizgi film karakterleri ve oyuncaklar arasında çocukların doğru tercihler yapması zaten beklenemez. Medya çocukların en temel bilgi edinme kaynaklarındandır. Doğruyanlış bilgi bombardımanına tutulduğumuz günümüzde iyi ile kötüyü ayırt edecek bir bilgi birikimine ihtiyaç duyarız. Bunun için muhakeme yetisi tam gelişmemiş çocuklar tehdit altında olabilir, yanlış alışkanlıklar edinebilir. Çünkü onlar hangi besinlerin onlar için uygun ve hangilerinin uygun olmadığını bilemeyeceklerinden tercihleri hoşlarına giden karakterler veya oyuncaklara göre olacaktır. Reklamlar, televizyon şovları, filmler, kutlamalar, spor programları vb. programların çocukların besin seçimleri üzerinde büyük etkisi olabilmektedir. Bu yüzden çocukların yaş grubuna yönelik programları izlemeleri gerekmektedir, İşte bu nedenlerle oldukça kararlı olmalı ve bu gibi durumlarda çocukların bitmek bilmeyen isteklerine karşı koymayı -onların iyiliği için yaptığımızı aklımızdan çıkarmadan-başarabilmeliyiz.

Neler Yapabiliriz?

Peki durmadan abur cubur yemek isteyen, bu yönde istekleri hiç bitmeyen, reklamlarda gördüğü her şeyi isteyen, fastfood restoranlara gitmek için yolda sürekli kolunuzu çekiştiren, ısrarcı ve kural tanımaz çocuklarımızı nasıl koruyabiliriz? Bu durumda, sürekli bir şeyler isteyen çocuğu yatıştırabilmek için yiyecekleri bir pazarlık aracı olarak ya da anlaşmazlıklarda rüşvet olarak kullanmamamız gerekir. Ayrıca anne ve babalar olarak bazı durumlarda çocuğumuzu mutlu etmek için onu ödüllendirme yöntemi olarak yiyecekleri kullanmamalıyız.

Bunun sonucu olarak çocuklarımız ihtiyaç duydukları besinler yerine her zaman için veya sıklıkla fazla miktarda şeker içeren besinleri, kolalı içecekleri, hamur işi veya bol miktarda çikolata, cips türünde yiyecekleri tercih ederler. Bunlar gibi yararı olmayan besinleri ödül olarak verdiğimizde, sağlıklı tercihler sunulduğunda kendilerini cezalandırılıyor gibi hissetmeye başlayabilirler. Bu nedenlerle öncelikle çocuklarımızı besinlerle ödüllendirmeye ya da besinleri bir rüşvet olarak kullanmaya son vermeliyiz ki daha en başından hataya düşmeyelim. Bu konuda alabileceğiniz bir diğer önemli önlem ise çocuğun bakımından sorumlu kişiye de durumun ciddiyeti konusunda vereceğimiz eğitim olabilir. Aksi halde anne babalar olarak tüm çabalarımız boşa çıkabilir.

Küçük çocuklarda yeme sorunları büyük ölçüde psikolojik nedenlerle ortaya çıkar. Çünkü beslenme bu dönemde, çocuk ve ailesi arasındaki duygu alışverişini belirtmenin en iyi yoludur. Bazı çocuklar dikkat çekmek için beslenmeyi reddedebilirler. Bu durumda yemekten önce çocuğun hoşlanacağı bir şeyler yapmak, örneğin oyun oynamak yararlı olabilir. Çocuk tarafından yiyeceğin reddedilmesi, annebabaya karşı kullanılan güçlü bir silahtır. Yemeği reddeden çocuk daha sonra abur cubura başvurmakta çok geç kalmayacaktır.

Onlara Nasıl İyi Bir Model Olabiliriz?

- Çocuklar anlatılanı değil, gördüklerini taklit ederek öğrenirler. Bu nedenle çocuklara iyi bir model olmak için anne baba ve çocuğun bakımından sorumlu diğer kişilerin olumlu yeme davranışı içinde olmaları gerekir. Tüm aile bireylerinin bir arada sofrada oturarak beslenmesi de alışkanlık haline getirilmelidir. Gazlı içeceklerin zararını, içilmemesi gerektiğini savunan bir ebeveynin gazlı içecek tüketmesi, savunduğu gerçeği çocuğuna uygulatma adına doğru bir yol değildir.

- Şekerli ve gazlı içecekler yerine su, ayran, süt tercih edilmeli.

- Grup halinde, yaşıtlarıyla yemek yemek ya da arkadaşlarının evinde, restoranda, piknikte yemek, çocuklarda, özellikle seçici çocuklarda olumlu yeme davranışının gelişmesine yardımcı olur.

- Yemek ceza veya pazarlık aracı olmamalıdır. Yemeğin gelişimi için önemli olduğu çocuğa anlatılmalıdır.

- Oyun oynarken, televizyon izlerken beslenmek çocuğun farkında olmadan fazla besin tüketmesine ya da iştahsız çocuklarda doygunluk hissinin çabuk oluşmasına neden olabilir. Bu nedenle televizyon ve bilgisayar başında geçirilen süre kısıtlanmalıdır.

- Uzun süren açlık sonrası kan şekeri seviyelerinin düşmesine bağlı olarak çocukların daha çok şeker içeriği yüksek olan besinlere yönelmesini önlemek için ana öğün aralarına ara öğünler ilave edilmesi doğru olacaktır. Ara öğünlerinde kurabiye, çikolata, kek yerine süt, ayran, meyve veya meyveli yoğurt gibi besinleri tüketmesine özen gösterilmelidir.

- Çocuklara örnek olan öğretmenlerin de beslenme konusunda bilgili olması, doğru örnek olması gerekir. Okul saatlerinde karşılanacak olan öğünlerin doğru besinlerden seçilmesi, hijyenik olması, taze sebze ve meyvelerden oluşan ara öğünlerin eklenmesi en temel önerilerdendir.

- Eve mümkün olduğunca abur cubur niteliğinde besinleri almayın ve çocuğunuzun yanında bu tür besinler tüketmeyin.

- Çocuklarınızı reklamlar hakkında ve kullanılan satış stratejileri hakkında eğitmeye başlayın. Yaşı küçük olsa bile sizin karşıt görüşlerinizi örnek alacaktır.

- Çocuklarınıza besinler ve sağlıklı beslenme konusunda eğitimler vermeye çalışın. Bu konuda zorlanıyorsanız bilginizi arttırmak için bir diyetisyenden yardım alın.

- Yaşıtların özellikle de 10 yaşa kadar çocukların birbirine etkileri çok fazladır. Bu yaş grubu birbirlerine kendilerini kabul ettirip sevdirmek isterken aynı zamanda birbirlerini taklit etmektedirler. Özellikle yedikleri besinler konusunda hepsi aynı şeyleri tüketmek isterler. Bu anlamda ailelerin çocuklarını takip etmeleri, gelişen davranışları zamanında tespit edip doğru yönde değiştirmeleri çok önemlidir.

- Çocuklarınızı piyasada bulunan besinlerden maalesef tamamen uzaklaştırmanız mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla zaman zaman bu tür besinlerin yerine geçebilecek daha sağlıklı besinler hazırlamaya çalışın veya ürünlerin içinde daha sağlıklı olanları ayırmaya çabalayarak bu alternatifleri çocuklarınıza belirli fakat uzun süreli aralıklarla sunun.

- Fast-food dan çocuklarınızı mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışın. Eğer bu konu ile ilgili sorun yaşıyorsanız, evde daha sağlıklı alternatifleri çocuğa sunabilirsiniz. Örneğin hamburger ve patates kızartması isteyen çocuğa evde hazırlayacağınız tahıllı ekmek ve ızgara köfte ile yapılmış bir sandviç, fırında üzerinde çok hafif yağ gezdirerek pişireceğiniz 2-3 ince dilim patates ve yanında 1 bardak ayran vermeyi deneyebilirsiniz.

Ya vücudunuz yediklerinize tepkiliyse...

Beslenmede yapılan yanlışlıklar iç organların tahrip olmasına neden oluyor. Bunun için doğru beslenmeyi öğrenmelisiniz!

Vücuda ağız yoluyla alınan gıdalar öncelikle çiğneme sırasında, ardından mide ve bağırsaklarda asit ve diğer sindirim enzimleri aracılığıyla parçalanır.

Sindirim sonrası açığa çıkan vücut için faydalı yapıtaşları bağırsaklardan emilerek kana geçer ve dokular tarafından kullanılır. Gereksiz bağırsaklar yoluyla vücuttan atılır.

Vücudumuz belirli bir gıdayı sindirmekte zorluk çektiğinde bu gıdaya karşı vücutta bir reaksiyon yani "intolerans" veya "duyarlılık" gelişir. "Gıda intoleransı" terimi gıdaya karşı oluşan farmakolojik reaksiyon anlamına gelir. Farmakolojik reaksiyon, yiyeceklerde katkı maddeleri şeklinde veya doğal olarak bulunan kimyasal maddelerin yol açtığı ilaç benzeri yan etkiler olarak tanımlanabilir.

Gıdaların doğal içeriklerinde bulunan salisilatlar, aminler ve benzoatlar, farmakolojik reaksiyonlara yol açan başlıca gıda kimyasallarıdır.

Gıda intoleransı, gıda alerjisinden farklıdır

Alınan herhangi bir gıdaya karşıvücutta alerji varsa, gıda ile temastan hemen sonra, dakikalar içinde bulgular ortaya çıkar. Belirtiler hayatı tehdit edici düzeyde şiddetli olabilir. Astım, kusma, ishal, deri dökülmesi ve derinin farklı bölgelerinde şişlik görülebilir. Alınan bazı gıdaların içeriklerindeki proteinler bağırsak kanalından sindirime uğramayarak direkt kana geçer. Kanda dolaşan proteinleri vücut yabancı, yani antijen olarak kabul eder. Sıklıkla alerjiye yol açan gıdalar arasında süt, yumurta, fındık, balık, buğday ve çikolata yer alır. Tedavide ana prensip alerjiye yol açan gıdalardan uzak durmaktır. Gıda intoleransında, alerjide olduğu gibi vücutta o gıdaya karşı ani bir fiziksel reaksiyon oluşmaz.

STRES VEYA TRAVMANIN ETKİSİ

Vücuda alınan gıdalar sindirim bozukluklarında tam olarak parçalanamadığından bağırsaklardan uygun bir şekilde emilemez ve bu gıdalara karşı vücutta bir reaksiyon oluşur. Örneğin, laktoz intoleransı olarak adlandırılan rahatsızlıkta, "süt şekeri" olarak bilinen laktoz sindirilemez. Tam olarak parçalanamayanlak toz şekerine karşı vücutta reaksiyon gelişir; kramp, kusma gibi şikayetler meydana gelir. Önemsemediğimiz bazı ufak sağlık problemleri yıllar içinde vücutta gıdaların sindirimi, emilimi ve atımını etkileyen mekanizmanın zayıflamasına yol açarak gıda intoleransına neden olabilir. Viral hastalıklar, uzun süren ilaç kullanımı, stres veya travma, kaza,fiziksel hassasiyet, zayıflık ya da bu faktörlerden bir kaçının birleşmesi gıda intoleransını tetikleyebilir.

SİNDİRİM SİSTEMİ TAHRİP OLUYOR

Vücudumuzdaki sindirim sisteminde yer alan organlar görevlerini tam olarak yerine getirmelerine rağmen sindirim kanalının duvarında bulunan ve besinlerin emiliminde görevli hücrelerin geçirgenliğinin bozulması sonucu tamolarak parçalanamayan gıdalar kana geçerek reaksiyona yani intoleransa yol açabilir.

Belirtileri nelerdir?

Gıda intoleransı, gıda alerjisinden daha sık görülür. Gıda intoleransının tetiklediği semptomlar gıda alerjisinin yol açtığı bulgulara çok benzediğinden başlangıçta ayırıcı tanı güçlükle yapılabilir.

Belirtiler genellikle geç ortaya çıktığından reaksiyona yol açan gıda içeriğini tanımlamak güç olabilir. Gıda alerjisinde ise gıdaya karşı hızla reaksiyon oluştuğundan erken tanı rahatlıkla konulabilir.

Gıda alerjisinde genellikle bir veya iki yiyeceğe karşı alerji oluşur, oysa gıda intoleransında farklı kimyasallara karşı farmakolojik reaksiyonlar gelişebilir.

Gıda intoleransında ortaya çıkan belirtilerin şiddeti doza bağımlıdır. Farmakolojik reaksiyona yol açan gıdaların sürekli tüketimi vücutta doz birikimine ve bulguların ortaya çıkmasına neden olur. Besin maddelerinin normal alınım ve sindirim şeklinin bozulması bütün vücudu etkiler.

Kişiye özgü farklı şikayetler ortaya çıkabilir. Cilt kızarıklığı, baş ağrısı, sırt ağrısı, astım, hiperaktivite, davranış bozuklukları gibi çok sayıda mide veya sindirimle ilişkili olmayan belirtiler görülebilir.

Tedavisi:

Gıda intoleransı ve gıda alerjisinin yol açtığı semptomlar başka klinik durumlarda da görülebileceğinden bu şikayetlerin olduğu vakalarda, öncelikle uzman hekim tarafından detaylı bir araştırma yapılıp diğer durumlar ekarte edildikten sonra gıda alerjisi veya intoleransı araştırılmalıdır.

Sindirim ve emilim bozuklukları düzeldiğinde, alınan gıdanın neden olduğu problem de ortadan kalkacaktır. Sindirim sorununu çözmek her zaman çok kolay olmayabilir. Fiziksel, duygusal, hatta ruhsal nedenler araştırılmalı ve tedavi edilmelidir. Sindirim veya emilim bozukluğuna yol açabileceği düşünülen özgül gıdalar diyetten uzaklaştırılarak vücudun bunlarla mücadele etmesi önlenir.

Böylece vücut üzerindeki stres hafifler.

Bazen vücudun dışarıdan desteğe ihtiyacı vardır. O zaman yaşam tarzında ve diyet içeriğinde değişiklikler, dinlenme, tıbbi tedavi, besinle alınan bazı maddelerin dışardan takviyesi gerekebilir.

Afrodizyak etkili besinler...

Başarılı bir beslenme planı ile sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşamın kapılarını aralayabilirsiniz. İşte afrodizyak besinler

Beslenmenin yaşamın her anında etkili olduğu inkar edilemez bir gerçektir. Besinler günlük enerji, protein, yağ gereksiniminizin ve vitamin, mineral dengenizin sağlanması için vücudunuz için elzemdir. Başarılı bir beslenme planı ile sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam sağlanabilir. Vitamin ve minerallerin cinsellikte etkisi çok büyüktür, ancak doğru miktarda ve doğru zamanda almakta çok önemlidir. Sağlıklı bir cinsellik için;

• İdeal kiloda olmak,

• Az az sık sık beslenmek,

• Karbonhidrat ve proteini dengeli almak,

• Yağdan uzak durmak,

• Bol bol su içmek gerekir.

• Bitki çayları ve mutluluk verici besinler de unutulmamalıdır.

• Çikolata, tatlı, dondurma, şekerli yiyeceklerin dışında, posa miktarı yüksek besinler, yeşil yapraklı sebzeler, magnezyum içeri yüksek besinler ve meyveler de mutluluk sağlayan besinler arasındadır. Yağ içeriği ve şeker oranı yüksek besinler kısa süreli keyf getirse de uzun sürede sağlığınızı olumsuz etkileyeceği için sakıncalıdır. Afrodizyak etkisi olan bazı besinler size cinsel yaşamınızda yardımcı olacaktır. Eğer doğru beslenme alışkınlıkları sizin yaşam tarzınızı oluşturuyor ise doğurganlığınız ve cinsel yaşamınız açısından sağlıklısınızdır.

Afrodizyak etkili 13 besin

* Çilek: Güçlü bir C vitamini deposu. Cinselliği arttırıcı etkisi vardır. Yaşlanmayı geciktirir.E vitamini içeriği ile sperm sayısını ve cinsel organlara giden placeStatekan dolaşımını arttırmaktadır. Mutluluk hormonlarının salgılanmasında da etkili olan çilek cinsel hayatınıza ve ruhsal hainize yön vermede başarılıdır.

* Kereviz: Erken dönemde ki cinsel isteksizliği önler. İç salgı bezlerini etkiler ve cinsel sağlığınızı kuvvetlendirir. Yunanlılar ve Romalılar tarafından çok önemsenen kereviz birçok kronik hastalığı önleyici etkisinin yanı sıra cinsel gücünüzü ve isteğinizi arttırır. Diyetlerde sürekli yer alması gereken kereviz idrar söktürücü, karaciğer temizleyici gücüyle beraber placeStatekan ve süt yapımında da etkilidir. Aynı zamanda cinsel gelişiminizi de etkiler.

* Muz: Bir magnezyum deposu olan muz strese karşı etkilidir. Endorfin deposudur. Endorfin mutluluk sağlayan bir hormondur.

* Çikolata: Magnezyum, fosfor, kafein içeren çikolata cinsel mutluluğunuz da etkilidir. Aşırı tüketiminden kaçınılmalıdır. Içerisindeki magnezyum ve fosfor ile cinselliğe yardımcı olan çikolatanın fazlasından sakınılmalıdır. Aynı etkiyi sağlayabilecek posa ve magnezyum içeriği yüksek besinler tercih edilmelidir.

* Avokado: Hormon üretimini arttıran avakado, içerdiği yağ asitleri ve antioksidantlarla cinsel yönlü hormonların üretimini hızlandırmaktadır.Temel yağ asitleri ve antioksidanlarıyla seks hormonlarının üretimini hızlandırıyor.

* Yahombin: Afrika da ki bir ağacın kabuklarından elde edilmektedir. Kanın cinsel organlara toplanmasını hızlandıran etkisi vardır.

* Zencefil: Vücut ısısını arttırarak iki cinste de uyarıcı etkisi vardır. Yüksek çinko içeriği ile erkeklik hormonu olan testosteronun miktarını arttırır ve cinsel dürtüyü kuvvetlendirir.

* Domates: A vitamini deposudur. A vitamini seks hormonlarının üretimini artırır.

* İstiridye: Çinko içeriği ile afrodizyak etki gösteren istiridye sperm çoğalmasına yarıdmcıdır.

* Somon balığı: Zengin bir omega-3 kaynağı olan somon balığı cinsel güç üzerinde olumlu etkileri vardır. Potasyum, A ve D vitamini bolca bulunur ve testosteronu artırır.

* Fındık: Omega 3 yağ asit içeriği ile ereksiyon sağlayan cinel gücü arttıran en önemli kuruyemişler arasındadır

* Bal: İçerdiği bor minerali özellikle kadın hormonu olan östrajenin salgılanmasında etkili olup cinsel gücü arttırır.

Ayrılmaz ikili egzersiz ve beslenme

Sağlıklı bir yaşam için hem beslenmenize dikkat etmeli hem de doğru egzersiz programını uygulamalısınız. İşte size birkaç sağlıklı öneri

Egzersiz hem yaşlanmayı geciktirmede, hem formumuzu korumamızda ve obezite tedavisinde, hem de özellikle kalp damar rahatsızlıkları başta olmak üzere, hipertansiyon, diyabet, artrit, osteoporoz, kan yağlarının yükselmesi, depresyon, kanser vb. hastalıklara karşı bizi korumakta ve tedavilerinde destek olmaktadır. Sağlıklı yaşam ilkelerinde büyük bir önem taşıyan egzersiz uygulamasının beslenme ile iç içe olması gerekmektedir. Ancak birçoğumuz egzersiz yaparken nasıl besleneceğimizi bilmeyiz. Egzersiz sırasında nasıl mı beslenilir?

HIZLI KİLO VERME

Yağlar yavaş yakılmaktadır. Yağlar yakılırken karbonhidrat ve proteine göre daha fazla oksijene ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle yağların yakılmasını sağlayan egzersizler tercih edilmelidir. Aerobik egzersizler enerji kaybını hızlandırır ve çalışan kaslara bol miktarda oksijen gitmesini sağlar. Yağlar gerekli oksijen varlığında yanmaktadır.

Yürüme, koşma, yüzme, bisiklete binme, kayak, dans aerobik egzersizlerdir.

Aerobik egzersiz sırasında kalbin atım sayısını arttırmakta ve daha çok nefes almaya neden olmaktadır. Düzenli ve aerobik egzersizle kan hacmi artar, gerektiğinden daha fazla oksijen sağlanır, kan dolaşımı hızlanır, kaslar kandan daha fazla oksijen alabilme kapasitesini geliştirir. Böylece kas kaybına neden olmadan yağ yakımı sağlanır ve kilo vermeyi destekler.

Egzersizin yaparken hızlı kilo kaybından kaçınmalı, yavaş kilo verme hedeflenmeli, diyette karbonhidrat değil, yağ sınırlandırılmalıdır.

Hızlı kilo verilirse yağ dokusu değil, su ve kas dokusu kayba uğrar.

Egzersiz sırasında beslenme

* Günde en az 3 ana öğün tüketilmelidir. Ana öğünlere ek olarak 2-3 ara öğünde yapılmalıdır.

* Egzersiz sırasında mutlaka sıvı alınmalıdır. Dehidrasyonu (sıvı kaybı) önlemek için egzersiz öncesi, sırası ve sonrasında sıvı tüketimi arttırılmalıdır.

* Egzersiz sırasında ağızdan değil, burundan nefes alınmalıdır.

* Karbonhidratlar egzersiz sırasında temel enerji kaynağıdır. Bu nedenle karbonhidrat alımına dikkat edilmelidir. Kompleks karbonhidratlar (esmer ekmek gibi) tercih edilmelidir.

* Egzersiz öncesinde çok tok veya aç olunmamalıdır.

* Egzersiz öncesi öğünde düşük insülin dalgalarını sağlayan düşük glisemik indeksli besinler (elma, yeşil mercimek, baklagiller) kana devamlı glukoz girişi sağlarlar. Bu da egzersiz yapan kişinin verimini artırır.

* Egzersiz sonrası kaslarda azalan karbonhidrat depolarının yenilenmesi hızlı bir şekilde gerçekleşmektedir. Bu nedenle egzersiz sonrası ilk iki saat içinde karbonhidrat içeren yiyecek ve içecek tüketmelidirler.

* Yeterli ve dengeli diyetlerle yapılan egzersizlerde vitamin mineral gereksinimi karşılanmaktadır. Ancak diyetle yeterli alım sağlanamıyorsa ek vitamin mineral kullanılabilir.

* Özellikle kadınlar diyetle yeterli düzeyde demir almalıdır.

* Egzersizle birlikte yeterli düzeyde protein içeren yağdan kısıtlı bir diyet planlanmalıdır.

Her yaşta aktivite önemlidir!!!

Çocuk ve gençleri (5-12 yaş) düzenli fiziksel aktivite yapmaya cesaretlendirmek, olumlu sağlık alışkanlıkları geliştirmelerine, sigara ve ilaç bağımlılığından uzak durmalarına, okul başarılarını geliştirmelerine yardımcı olmaktadır. Ergenlik (13-19 yaş) döneminde, çocukluktakinden daha yoğun aktiviteye devam edilebilir. Bu dönemde yarışma sporlarına katılım karakter gelişimini olumlu etkilemektedir. Ayrıca aşırı kilo alımını engelleyerek, yetişkin dönemde sık görülen kronik hastalıklara yakalanma riskini azaltmaya yardımcı olmaktadır. Yetişkin yaşamında (20-65 yaş) fiziksel aktivitenin yararları daha belirgindir. Daha önce belirtildiği gibi pek çok fiziksel ve zihinsel hastalıklara yakalanma riskini azaltmaktadır. Yaşlılıkta (65-75 yaş) kronik hastalıklara karşı korunmanın yanı sıra, en büyük önemi zihinsel ve bedensel fonksiyonların korunmasını sağlamasıdır. Örneğin eşini kaybetmiş bir kişinin grup egzersizlerine katılması, mücadelesinde yardımcı olmaktadır. Düzenli egzersiz yapan bir kişi daha kaliteli bir yaşamı tek başına 10-20 yıl daha sürdürebilmektedir. Ayrıca "yaşam stili aktiviteleri" olarak adlandırılan yürüyüş, bahçe işi ile uğraşma, araba yıkama, bisiklete binme, merdiven kullanma vb. gibi aktivitelerle aktif bir yaşama başlamaya karar verilerek egzersiz yaşamın bir parçası haline getirilebilir.

Organik tarım

Son zamanlarda adını sıkça duyduğunuz organik tarım ve organik besinler hakkında bilmeniz gereken birtakım gerçekler bulunuyor

Organik ürünler; doğa ve insan sağlığını korumayı amaçlayan, doğadan aldığını doğaya iade edip tarımın sürekliliğini sağlamayı amaçlar. Üretim aşamasında suni gübre, sentetik ilaçlar, antibiyotikler, hormonlar, kimyasal boyalar ve diğer katkı maddeleri kullanılmayan ve genetik modifikasyona uğramamış ürünlere verilen genel isimdir.

Organik tarımla ilgili gerçekler

Kalite ve görünüm:

Organik ve geleneksel gıdalar aynı kalite ve güvenlik standartlarına sahiptir. Aradaki fark; gıdanın nasıl yetiştirildiği, işlendiği ve toplandığındadır.

İşte bu sebeple;

Organik gıdalar daha çabuk bozulmaktadır. Katkı maddeleri kullanılmadığından görünümleri çok düzgün, büyük, renkleri albenili olmayabilir.

ÇEVRE

Organik tarımın en belirgin artısı; doğaya saygılı olması, doğadan aldığı doğaya geri sunmasıdır. Bu bakış açısında çevreciler tarafından organik ürünler tercih edilmektedir.

FİYAT

Çok uğraşa rağmen düşük verim alındığı için bu, fiyat artışlarına neden olmaktadır.

TAT

Organik olmasından çok bir besinin tazeliği tadını belirleyen en önemli faktördür. Çoğu kişi organik gıdalarla, olmayanlar arasında tat farkı olmadığını dile getirmektedir.

Uygun olmayan koşul ve durumlarda yetişen gıdaların sağlığa olumsuz etkileri olduğunu unutmayın!

Uygunsuz gıda yetiştirmek, işlemek ve üretmek, besinlere ve içeceklere çeşitli yollarla bulaşan mikroorganizmalar, inorganik elementler, pestisit, insektisit gibi kimyasal ögeler, işlenmiş besinlerdeki zararlı katkı ögeleri, uygunsuz paketleme malzemeleri, radyoaktif kalıntılar, hormonlar, fabrikalardan atılan toksik kimyasallar sağlığı tehdit eden, başta kanser olmak üzere pek çok hastalığa yol açabilen etkenlerdir.

Organik olması şart olmayanlar

MEYVELER
1) Ananas
2) Muz
3) Mango
4) Kavun
5) Kırmızı erik
6) Kivi
7) Ahududu
8) Papaya
9) Greyfurt

SEBZELER
1) Avakado
2) Karnıbahar
3) Brüksel lahanası
4) Kuşkonmaz
5) Turp
6) Brokoli
7) Soğan
8) Bamya
9) Lahana
10) Patlıcan

Dikkat

Tüm sebze ve meyvelerinizi akar su altında ovarak hatta sert sebze meyveleri de fırçalayarak yıkamalısınız. İlaç kalıntıları içinizi rahatsız ediyorsa sebze ve meyvelerinizin kabuklarını soyup, yapraklı sebzelerin dış katmanlarını ayıklayarak kullanabilirsiniz. Unutmayın bazı pestisitler yağda birikir bunun için et, tavuk ve balık ürünlerinin yağlarını da ayıklayın.

Mucize diyet yoktur

Kısa zamanda kilo vermenin doğru olmadığı artık herkes tarafından biliniyor. Kilo verme hususunda önemli olan sağlıklı beslenmeyi bir hayat felsefesi haline getirmek

Kısa vadeli hedefler peşinde olmayan, doğruları yapmak isteyen insanlar mucize peşinde olmazlar.

Eğer yaşamımız boyunca istediğimiz kilo ve görünümde olmak istiyorsak o zaman yaşamımız boyunca uygulayacağımız ve vazgeçmeyeceğimiz doğruları, yani 'Sağlıklı Beslenme İlkeleri'ni öğrenmemiz şarttır.

Her insanın doğduğu andan itibaren birçok faktör sonraki beslenme düzenini belirler. Bu faktörlerin en önemlilerini şöyle sıralayabiliriz :

Genetik Faktörler

Kişinin kan bulguları ile belirlenebilen organik durumu

Beslenme Alışkanlıkları

Sosyal Yaşamı

Tüm bu faktörler hemen her bir birey için birbirinden değişik ihtiyaçlar ve çözümler bulunmasını gerektirir.
Sözgelimi ailesinde şişmanlık kalıtsal olan bir birey için istediği kilolara inebilmek, az kilolu bir aileden gelen kişi için olduğundan çok daha zor bir iştir ve onun için değişik ve belki de daha uzun süreli bir program uygulamak gerekebilir.
Ya da iş yaşamı boyunca devamlı seyahat etmek zorunda olan bir kişi, kendisi için hazırlanmış beslenme listesinde olan enginar yemeğini o gün o saatte bulamayabilir.
Bununla beraber enginarın yerine ne yemesi gerektiğini tahmin edebilecek beslenme eğitimini almışsa başka bir gıda ile değiştirebilir.
Dolayısıyla bu konu ile ilgilenen yani sağlıklı beslenmek isteyen herkes kendisine bu faktörleri bir araya getirilmiş ve sentezi çıkarılmış hali ile, bir uzman tarafından tavsiye edilecek kendisine özgü beslenme düzenini öğrenmeli ve uygulamalıdır. Gazetelerde, dergilerde ya da kitaplarda yayınlanan ve çekici bir tanımlama ile "Mucize" oldukları bildirilen Rejim Listeleri hem yanılsama yaratmakta hem de bunları deneyip başarısız olan insanların daha fazla umutsuzluğa kapılmasına neden olmaktadır.

Bu yüzden birçok insan için geçerli olabilecek, tek tip beslenmeye yönelten "Mucize Diyet" diye bir kavram yoktur.
Öğrenilmesi gereken şey Sağlıklı Beslenme İlkeleridir.
Bu dört faktörden başka da bir çok değişkenin geçerli olduğu insan yaşamında, en temel ihtiyaç olan beslenme ilk bakışta komik ve garip de gelse bir uzmandan öğrenilmelidir.
Yani bir uzman size nasıl beslenmeniz gerektiğini öğretmeli , bu öğrettiklerini belli bir süre pratik ettirmelidir.
Bu pratiğin sonunda kilo verdiğinizi de görürsünüz, daha sağlıklı hissettiğinizi de... Bunun yaşamınız için ne kadar değerli bir bilgi olduğunu anladığınızda da kendi kendinize bu ilkeleri yaşam boyu uygulamaya çalışırsınız.

Genetik faktörler ve beslenme

Kalp Sağlığı: Bazı genetik faktörler belli kişilerin kalp rahatsızlıklarına yakalanma ihtimallerini daha yüksek olarak gösterirler. Basit ve uyulması kolay beslenme tavsiyeleri bu riski azaltmaya yarar.

Kemik Sağlığı: Belirli genetik faktörler, kemiklerin, bazı besinlerle daha sağlam kalabilmesi için bazı gıdalara olan ihtiyacı işaret eder. Tavsiye edilen bazı yiyecekler bu sorunu çözer.

B Vitamini Kullanımı: Birçok insan vücutlarının B vitaminini kullanım yolu ile ilgili birçok değişik genetik varyasyona sahiptir. Tavsiye edilen bir takım destek ürünleri bu sorunu çözebilir.

B Vitamini Kullanımı: Birçok insan vücutlarının B vitaminini kullanım yolu ile ilgili birçok değişik genetik varyasyona sahiptir. Tavsiye edilen bir takım destek ürünleri bu sorunu çözebilir.

Detoksifikasyon: Genleriniz vücudunuzun toksinlerden kendi kendini temizleyebilme yeteneğini de belirler. Eğer gerekliyse, sağlığınızı geliştirmek için temizleme sistemlerinize uygun spesifik gıdalar tavsiye edilir.

Antioksidanlar: Vücudumuzun serbest radikalleri nasıl nötralize ettiği bilgisi genetik olarak belirlenmiştir. Bu yaşlanmada ve birçok değişik rahatsızlıkta önemli bir etkendir.

İltihaplanma: Genetik profilinize bağlı olarak, iltihaplanma hasarları ile savaşabilmek için bazı belirli yiyeceklere ihtiyaç duyabilirsiniz.

İnsülin hassasiyeti: Eğer genleriniz insülin hassasiyeti riskinizi arttırıyorsa, beslenme sisteminiz ve hayat tarzınız ile ilgili tavsiyeler ile bu riskinizi azaltılıp şeker hastası olma ihtimaliniz düşürülebilir.

Gen deyip geçme

Sağlıklı kilo vermek ve doğru beslenme noktasında genlerin belirleyici rolü çok büyük...

Hepimiz sağlığımızın yediğimiz ve içtiğimiz şeylerden ve herkesin bildiği yaşam tarzı seçimlerimizden etkilendiğini biliriz. Son bilimsel araştırmalar göstermiştir ki her birimiz için bu yaptığımız seçimler sağlığımız üzerinde çok büyük değişiklikler yaratabilir.

Genlerinizdeki küçük farklar vücudunuzun gıdaları nasıl metobolize ettiğini, besinleri nasıl kullandığını ve zararlı toksinleri nasıl vücudunuzdan çıkardığını belirler. Bütün bunlar ise sizin genel sağlığınızı etkilemektedir.

Tüm bunları öğrenerek bildiğinizde, beslenme sisteminizi ve yaşam tarzınızı optimum beslenme sağlığınız için değiştirip şekillendirebilirsiniz.

Örneğin, bazı genleriniz sizin kalp rahatsızlığına sahip olma riskine sahip olduğunuzu işaret ediyorsa, verilecek olan beslenme listeleri ve hareket etme tavsiyeleri bu rahatsızlığınızın gelişme şansını azaltacaktır.Yada vücudunuz B vitaminleri ile çalışamıyorsa ki bu deri yenileme için önemli bir faktördür, değiştirilmiş bir beslenme sistemi yada günlük alınan bir yardımcı ürün (supplement) size sağlıklı bir deri değişimi sağlayabilecektir.

ABD'de 19 adet genimizi inceleyerek tüm bu konular ile ilgili beslenme sistemleri tavsiyeleri yapılmaya başlanmıştır.

Kişinin kan bulguları ile belirlenebilen organik durumu

İnsanlar beslenme sistemlerini değiştirmek için bir uzmana danışmaya başladıklarında diğer faktörler gibi vücutlarının o anda içinde bulunduğu durumu öğrenir ve belki de daha önce farkında bile olmadıkları birçok gerçeği fark etmeleri sağlanır.

Herhangi bir rahatsızlığı olmadığını düşünen birçok insan yaptırılan bazı belirli kan tahlillerinin sonucunda şeker hastalığı riskine sahip olduğunu, magnezyum seviyelerinin düşüklüğü ve buna bağlı sonuçları ve sebepleri öğrenebilirler.

Kalp rahatsızlığını öngörülebilir bir şekilde iyileştirebilmek için gerekli iki şey olduğunu söylenmektedir: Biri zayıflamak ve mükemmel şekilde beslenmek, diğeri LDL'nizi 100 ün altına çekmek.

Bu ve benzer birçok sebep yüzünden beslenme sisteminizi değiştirmek istiyorsanız ilkönce bir uzman size belirli kan değerlerinizi açıklamalı ve yeni beslenme sisteminizi bunlara uygun belirlemelidir.

Beslenme alışkanlıkları

Çocukluktan itibaren edinilen beslenme alışkanlıkları kişinin ileriki dönemde sağlıklı bir ömür sürmesinde büyük etkendir. Önemli olan nelerin sizin için faydalı olduğunu bilmek

* Kalori miktarını yiyeceğin hacmine göre hesaplamak derece faydalı olacaktır.
* Bir kişi her gün kaybedilen vücut sıvılarını yeniden almak için 1.5 ile 2.5 litre su içmelidir.

Yaşamın başından itibaren gelişen ailenin okulların tüm toplumun bu gelişmede etkili olduğu beslenme alışkanlıkları değiştirilmesi oldukça zor olan bir konudur. Eğer bir kişi kızartmaları ve bol yağlı yiyecekleri yiyerek lezzet duygusunu tatmin ediyorsa, yaşamının başından itibaren alışmış olduğu bu tatminden ayrılması sadece ikna yöntemi ile mümkündür. İkna etmek ise ona verilecek olan güven duygusu ve bu zararlı alışkanlığın onun vücudunda yaptığı tahribatı tam anlamıyla ona göstererek olabilir. İnsanoğlu kendisine zarar verecek şeyi gerçekten görüp anlayabildiğinde bunu engeller. Bu ister çok lezzetli bir baklava porsiyonu olsun isterse tam yağlı bir peynir. Vücudumuza ne yaptığını öğrenirsek ondan uzak durmak için irademizi sesini daha istekle dinleyebiliriz. Burada yapılması gerekli en büyük işlerden biri sizi zararlı beslenme alışkanlıklarınızdan vazgeçmenize ikna edecek olan beslenme ve diyet uzmanınızındır. Gereken tüm çabasını göstermeli ve bunun ne kadar önemli olduğunu anlatarak ikna etmelidir.

ATIŞTIRMALARA DİKKAT

Aile içerisinde yenilen gıdaların daha çocukken bile tüm bireylerin üzerinde alışkanlık açısından büyük etkisi vardır. Eğer bir evde devamlı olarak hayvansal yağlardan yapılan yemekler ile büyüme çağı geçirilmişse, bir genç devamlı olarak fast food ve atıştırma tipi besinler için bir alışkanlık edinmişse bunun akılla ve sabırla vazgeçmeden çaba göstererek zararlarının gösterilmesi ve değiştirilmesi gereklidir. Örneğin; yağın bir gramında yaklaşık 9 kalori bulunur, oysa protein ve karbonhidratın bir gramında yaklaşık 4 kalori vardır. Bu nedenle, taze sebze ve bazı meyveler gibi yüksek karbonhidratlı yiyecekler yediğimizde daha fazla yiyebilir ve yine de aldığınız kalori miktarını nispeten düşük tutabilirsiniz. Karbonhidrat açısından zengin, rafine edilmemiş yiyeceklerdeki yüksek lif oranı, kendinizi daha doymuş hissetmenizin ve canınızın daha fazla yiyecek çekmemesinin önemli bir nedenidir.

KALORİ MİKTARINI HESAPLAYIN

Bunları sağlıklı beslenmeyi öğrenmek isteyen insanların tek tek öğrenmesi şarttır. Başka türlü zararlar ve yararların farkında olamayacaklardır. İştah, vücudun ağırlığı tarafından değil, lif, besin yoğunluğu ve kalori yoğunluğu tarafından kontrol edilir. Kalori miktarını yiyeceğin hacmine göre hesaplamak faydalıdır. En az kalori alarak doymamızı sağlayacak olan yiyeceklerin hangileri olduğu çok açık: Yeşil sebzeler, baklagiller ve bazı meyveler. Öte yandan su içmek de iştahı baskılayabilir. Yaşam için elzem öğe olarak tanımladığımız suyu temiz, sağlığı bozmayan kaynaklardan karşılamalıyız. İnsan besin almadan günlerce yaşayabilir, günlerce susuz yaşam ise olanaksızdır. Ne kadar su içmeniz gerektiği çeşitli etkenlere bağlıdır: vücudunuzun büyüklüğü, fiziksel olarak ne kadar aktif olduğunuz ve iklim Genel bir kural olarak, ortalama bir kişi her gün kaybedilen vücut sıvılarını yeniden almak için 1.5 ile 2.5 litre su içmelidir. Ayrıca hamilelerin daha fazla su tüketmeleri gerekmektedir. Bu durum anne ve bebek arasında ortaya çıkan su transferi düşünüldüğünde ve anne karnındaki bir bebeğin günde yaklaşık 1 lt. su tükettiği dikkate alındığında annenin daha fazla su tüketmesini zorunlu kılmaktadır. Hamilelik döneminde kadınlar normal dönemden yaklaşık 8lt. daha fazla su taşırlar.

KİLO VEREBİLİRSİNİZ

Çoğumuz çok fazla yağ yeriz, fakat bilimsel araştırmalar çok az yağ yemenin de problem olabileceğini göstermektedir. Beslenme alışkanlıklarını değiştirmek isteyen ve bu şekilde kilo vereceklerine yada sağlıklarına kavuşacaklarına inanan insanlar bunun gibi ve benzeri birçok bilgileri öğrenerek yaşamı boyunca uygulamalıdırlar. Ayrıca sevdikleri bir spor dalını bulup, günlük fiziksel aktivitelerini hareketli olmalılar.

Dışarıda yemek yerken

Yemek yiyeceğimiz mekana kurt gibi aç gitmemeliyiz, siparişimizi vermeden ekmek sepetindekileri bitirmemeliyiz. Ekmeğimizin üzerine yağ sürmemeliyiz, en bayat ekmeğin bile lezzetli olmasına sebep olabilir. Mönüye göz atmak için 2 dakika daha uzun süre harcamalıyız. Lezzetli ve yumuşak olduğu kadar besleyici de olan bir yemek seçmeliyiz. Yarım porsiyonlar sipariş etmeli ya da arkadaşımızla paylaşmalıyız. Yiyemediklerinizi eve götürme seçeneği olduğunu hatırlayıp illa bitirmek için ısrar etmemeliyiz. Yarım saatlik bir yemek sonrası yürüyüşünün zevkini çıkarmalıyız.

Sosyal yaşam

Kilo vermek isteyen insanların hepsi aynı yaşamı yaşamamaktadırlar. Bir iş adamı devamlı seyahat etmek zorundadır. Bir ev hanımı her gün ailesi için yemek yapmak ve evde bulunmak zorundadır. Bir marangoz bedeni ile çalışırken bir ofis görevlisi çoğunlukla beyni ile çalışmaktadır. Dolayısıyla herkes bir yandan beslenirken bir yandan da değişik hayatlar yaşamakta ve enerjiler harcamaktadır. Bu yüzden herkes için aynı, ortak ya da benzer diyeti uygulamaya kalktığınızda hem uygulanabilirlik açısından birçok sorunla karşılaşabilir hem de gerçek ihtiyacınıza uygun olmayan şeylerle kendinizi beslemeye kalkışabilirsiniz. Beslenme sistemimizi değiştirmemek için aslında birçok sebep bulabiliriz. Sosyal yaşamımız bize bu sebepleri vermek için birçok fırsatlarla doludur. Eğer uzun vadeli olarak bir karar vermişsek bu sebeplerin hepsini ortadan kaldırmamız mümkündür. Gün boyunca okulda olan bir öğrenci kantinden ne seçmesi gerektiğini bilmelidir. Devamlı açık büfelerden yemek almak zorunda kalan bir satış temsilcisi neleri seçmesi gerektiğini bilmelidir. Pazardan alışveriş yapan bir ev hanımı tere yağ ya da hayvansal yağlar yerine ay çiçek yağı, zeytinyağı gibi yağlara yönelmeli, tezgahtarlara kepekli pirinç sormalıdır.

Türkiye de obezite dengesi değişiyor mu?

Dünyayı tehdit eden obezite Türkler için de büyük sorun haline geldi. Veriler Türkler için alarm zillerini çalıyor

Tüm dünyadaki beslenme eğilimleri günden güne değişmektedir. Beslenme eğilimlerinin değişiminin temelinde;
Sağlık
Para

Zaman yatmaktadır. Ülkemizde sosyo-ekonomik dağılımdaki değişiklikler bölgeler arasında ki obezite oranlarını da değiştirebilmektedir. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Obezite ve Lipit Hipertansiyon Grubu tarafından yapılan araştırma da Metabolik Sendrom değerlendirilmesi yapılmıştır. Araştırmaya 20 yaş üzeri, Türkiye'nin 7 bölgesi, 24 ilinden toplam 10 binin üzerinde kişi katıldığı belirtilmektedir. Araştırma sonuçlarına göre; "Türkiye'de görülen obezite oranı kadınlarda erkeklerin iki katı. 100 kadından 40'ı obezken, erkeklerde 100 kişiden sadece 20'si obez. İllere göre obezite oranı en yüksek şehir Çanakkale... En zayıf kişiler ise Van'da bulunuyor. Bel çevresi oranına bakıldığında, Antalyalılar en geniş bel çevresine sahip" olduğu belirtildi. Dünyada ve Türkiye de obezite verilerini netleştirmek için birçok çalışma yapılmaktadır. Araştırma sonuçları bir birine çok yakın değerleri göstermektedir. Araştırmalar kadınların obeziteye daha yatkın olduğunu göstermektedir. Bugün dünya kadınlarının yüzde 51'i obez iken erkeklerde bu oran yüzde 34'ü göstermektedir. Ülkemizde ise durum yüzde 40 kadın, yüzde 28 erkek obez olduğu verilerde yer almaktadır.

METABOLİK SENDROM KRİTERLERİ

1-Santral obezite-bel çevresiyle belirlenmiş Avrupa kökenli erkek-94 cm/kadın-80 cm
2-Santral obeziteye aşağıdaki kriterlerden 2 tanenin eklenmesi
A) Trigliserit-150 mg/dl
B) Düşük HDL: erkek-40 mg/kadın-50 mg
C) Kan basıncı yüksekliği: sistolik-130 mm/distolik-85 mm
D) Yüksek açlık plazma glukozu-100 mg veya tanı konmuş tip 2 diyabet

Kadınlarda MS: Neden daha fazla? Nasıl azaltılabilir?

Çalışmalar Türk kadınlarında MS sıklığının yüksek olduğunu ve giderek artma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Erişkin Türk kadınlarında yüzde 39.6, erkeklerde yüzde 28. Uluslararası Diyabet Federasyonu kriterlerine göre kadınlarda yüzde 51.1, erkeklerde yüzde 33.9 bulunmuştur.

Türk kadınlarında sık görülmesinin nedeni;

Kadınlardaki abdominal obezite sıklığının artması dengesiz ve aşırı beslenme aktivite düzeyini azaltan teknolojik araçların kullanılması, fiziksel aktivitenin az olması, ikram kültürü.

Son dönemlerde yapılan çalışmalarda obezite oranları gitgide değişmektedir. Ülkemizde de artış gösteren bu veriler bölgesel obezite değerlerin de farklılık gösterebilir. Örneğin ülkemizin doğu bölgesinde eskiye nazaran daha az obezite görülebilir. Batı'da ve Akdeniz Bölgesi'nde bel çevresi ölçümleri artabilir. Bunun birincil nedeni sosyo-ekonomik değerlerde her geçen gün büyük bir farklılık görülmesidir. Doğu ve iç Anadolu bölgesin de yoğun karbonhidrat ve protein tüketiminin miktarı genel gelir durumunun azalması ile birlikte miktarca azalabilir. Bunu ek olarak hareket düzeyinin artması ve iş hayatında insan gücünün kullanılıyor olması da bu verileri doğrulayabilir. Akdeniz ve Ege Bölgesi'nde sosyoekonomik durumun daha yüksek olması, teknolojik aletlerin hayatın içinde olması, kadınların ev içinde daha az aktif olması, iş hayatının masa başı olması da bu bölgelerdeki verilerin değişmesinde etkinlik gösterebilir. Biz beslenme uzmanlarına düşen görev ise beslenme eğitimini tam ve eksiksiz vermektir. İnsanları "zeytinyağına ekmek banma" mantığından, "tereyağlı ballı kaymaklı ekmek arası" mantığından ancak eğitim ve bilinç düzeyini yükselterek kurtarabiliriz.

Yararları ve zararları ile yağlar

Yağ, fazla kiloları ve hastalıkları akla getirdiği için bizi korkutur. Ama sağlıklı bir vücuda sahip olmak için de yağlara ihtiyacımız var. Dolayısıyla aldığımız yağların dengeli olmasına özen göstermeliyiz

Sağlıklı bir beslenme programında tüm besin gruplarının doğru kombinasyonlarla bir arada olması büyük önem taşır. Vücudumuzun altı çeşit besine ihtiyacı vardır. Bunlardan üçü ana yapı taşımız protein, karbonhidrat ve yağlardır. İkisi vücuttaki enzimleri ve kimyasal reaksiyonları teşvik eden vitamin ve minerallerdir. Son çeşit ise liflerdir. Bu besin gruplarından bizi en fazla korkutanı yağlardır. Yağ dediğimizde genellikle fazla kilolar ve beraberinde getirdiği rahatsızlıklar ya da bizi estetik açıdan kaygıya düşüren hücreler akla gelmektedir. Çok da yanlış bir kanı değildir. Çünkü gerçek kilo kaybı yağ kaybıdır. Ama yağlar bir yandan da vücudumuza gereken enerjinin en önemli kaynağıdır. Belli faktörler göz önünde bulundurularak (yaş, cinsiyet, boy vs.) doğru oranda vücudumuzda bulunması gereklidir. Yağ fazlası obezite, kalp hastalıkları ve kansere neden olabilmektedir. İyi yağ asidi dengesi sağlandığında, aldığımız yağlar vücudumuza zararlı değil, yararlı olmaktadır. Yağlar yağ asitleri denilen temel ünitelerden oluşur. Yağların tipleri farklı özellikleri olan yağ asitlerinin değişik karışımı ile oluşur.

Doymuş yağlar

İnsanlar üzerinde yapılan deneysel araştırma sonuçları, diyetteki doymuş yağ asitleri ve kolesterolün serum kolesterol düzeyini etkileyen en önemli diyetsel faktörler olduğunu göstermiştir.

Genel olarak hayvansal gıdalarda bulunan doymuş yağların diyette artması kardiyovasküler hastalıklar için risk faktörüdür. Ayrıca diyetin yağ içeriğinin yüksekliği özellikle kolon, prostat ve meme kanser riskini arttırmaktadır.

Yüksek yağlı diyet şişmanlık için de önemli risk faktörüdür.

Serum kolesterolünün çoğunun (LDL) ile taşındığı, doymuş yağ asitlerinden zengin yağların serum kolesterolünü yükselttiği belirlenmiştir. Doymuş yağ asitlerinden zengin yağ ve kolesterolü yüksek diyetle deney hayvanlarında aterosklerozis (arter duvarlarında yağların düzensiz dağılımı sonucu damar çeperlerinin esnekliğini kaybederek kalınlaşması) oluşturulmuştur. Aterosklerozisin, serum LDL-kolesterol ile doğrusal, yüksek dansiteli lipoprotein (HDL-kolesterol) ile ters yönde ilintili olduğu ortaya konmuştur.

Doymuş yağlar, et, süt ürünleri, kümes hayvanlarının derisinde ve yumurta sarısında bulunur. Hindistancevizi, hurma yağı ve kakao yağı gibi bazı bitkisel besinler de doymuş yağ bakımından zengindir. Zeytinyağı, ayçiçeği yağı, kanola yağı, soya yağı, yerfıstığı yağı gibi sıvı yağlar da çok küçük miktarlarda olsa bile doymuş yağ içerir.

Günlük alınan toplam kalorinin en fazla yüzde 7'sinin diyetteki doymuş yağlardan gelmesi önerilmektedir. Örneğin günlük 2000 kalori alan bir kişi en fazla 140 kaloriyi diyetindeki doymuş yağlarla alabilir. Yağın her gramında 9 kalori olduğu düşünülürse maksimum 15-metricconverterProductID16 gram16 gram civarında olmalıdır.

Tekli doymamış yağlar

Doymamış yağlar vücudun gereksinim duyduğu zorunlu yağ asitlerinin en iyi kaynaklarıdır. Çoğunluğu bitkisel kaynaklıdır. Doymamış yağlar tekli ve çoklu yağlar olarak ikiye ayrılır. Zeytin ve kanola yağları, kabuklu yemiş yağları (yerfıstığı ve badem yağları), avokado tekli doymamış yağları çok miktarda içerir.

Çoklu doymamış yağlar

Çoklu doymamış yağ asitlerinin omega-3 ve omega-6 yağ asitleri olmak üzere iki ana grubu vardır.

Omega-6 (linoleik asit) ayçiçeği, mısır, soya ve tahıl ürünlerinde bulunur. Düzenli kan dolaşımına yardımcı olur. Kalp hastalıkları riskinin azaltılmasını ve enfeksiyonlara karşı güçlü bir savunma sisteminin kurulmasını sağlar.

Omega-3 yağ asitleri daha çok soğuk su balıklarında (somon, sardalye, uskumru, ton) bol miktarda bulunur. Omega-3 yağ asitlerini tüketenlerde koroner kalp hastalığına bağlı ölümler daha düşüktür. Ayrıca omega-3 yağ asitleri VLDL (çok düşük dansiteli lipoprotein) sentezini azaltarak serum trigliserit düzeyini düşürür. Haftada en az iki defa balık yenilmesi sağlıklı bir beslenme programında yerini almalıdır. Günde beş-altı adet fındık, 1-2 adet ceviz yenmesinin de yararı vardır.

Omega-3 ve Omega-6 yağları kandaki kolesterol seviyesini düşürerek kalp sağlığını korur, kalp ve damar hastalıkları riskini azaltır. Gebelik döneminde ve sonrasında bebeklerin beyin ve sinir sisteminin gelişimine yardımcı olur. Depresyonda etkilidir. Kan şekeri seviyesinin kontrol altında tutulmasını sağlar. Regl ve menopoz döneminde yaşanan sorunları azaltır. Kemik erimesi hastalığının tedavisinde de katkıları vardır.

Trans yağlar

Trans yağlar, sıvı bitki yağlarının hidrojenizasyonu ile oluşan en tehlikeli yağlardır. Vücuttaki kanser riskini artırır. Diyet içindeki trans yağların çoğu ticari hazır fırın ürünlerinde, fast-food yiyeceklerde ve işlenmiş besinlerde bulunur. Trans yağlar kolesterol düzeylerine etkileri bakımından doymuş yağlardan daha tehlikelidir. Çünkü bu yağlar LDL kolesterolü yükseltmenin yanı sıra, HDL kolesterolü de düşürme eğilimindedir.

Yağlar ne işe yarar?

Her bir gram yağda 9 kalori bulunur. İyi bir enerji kaynağıdır.

Yağlar A, D, E, K vitamini gibi vitaminlerin emilimini sağlar.

Vücut ısısının korunmasında rol oynar.

Organların dış darbelerden korunmasını sağlar.

Beyindeki sinir hücrelerinin yapısında yer alır.

Hormonlar fonksiyonlarını normal olarak yerine getirebilmeleri için yağa gereksinim duyarlar.

Önerilen günlük yağ alımı günlük gereksinim duyulan kalorinin yüzde 25-30'unu karşılayacak miktarlarda olmalıdır.

Yaşlılık ve Alzheimer

Sağlıklı ve güzel bir yaşlılık geçirmek istiyorsanız dikkat etmeniz gereken bazı noktalar var... Beslenmenize ve fiziksel aktivitelerinize dikkat etmek bunlardan birkaçı

Günümüzde gelişmemiş ülkelerde ortalama yaşam süresi 48 yıl iken, Japonya'da 80 yıldır ama bilim adamlarına göre insanlar 150 yıl yaşayabilirler. Bunu başarabilmek için yeterli ve dengeli beslenmek, fiziksel aktivite ve stressiz yaşam gerekmektedir. Yapılan çalışmalarda yaşlılarda besinsel eksikliklerin çok sık olduğu gözlenmiştir. Bilgisizlik, eve kapanma, bedensel yetersizlik, yoksulluk, hastalıklar, artan gereksinim, emilim bozuklukları, diş sorunları nedeni ile çiğnemede güçlükler, alkol ve ilaç kullanımı, iştahsızlık besin eksikliklerinin temel nedenleridir. Çoğu yaşlıda A, B1, B2, B3, B12, C, E vitaminleri, folik asit, demir, krom, çinko eksiklikleri bulunmaktadır. Bu vitaminlerin çoğu vücudun bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara yakalanma riskini de azaltmaktadır. Bu besin öğeleri yaşlılıkta değil orta yaşlarda miktarının artırılması ve yaşamın her anında beslenmeye dikkat edilmesi gerekmektedir. Yaşlanmayı önleyen mucizevi bir yiyecek yoktur, genel olarak iyi bir beslenme alışkanlığı edinilmesi sağlıklı yaşlanmaya katkıda bulunur.

Genel öneriler:

Yağ, şeker, tuz tüketiminizi azaltın.

Yağı alınmış süt ve yoğurt kullanın.

Günde ortalama 2.5 litre su için.

Diyet lifi içeren sebze, meyve, tahıl, kuru baklagilleri tüketin.

Kan bulgularınıza uygun olarak antioksidan vitaminler alın.

Haftada 2 kez balık tüketin

Etli pişirilen yemeklere dışarıdan yağ ilave etmeyin, eti kendi yağı ile pişirin.

Beyaz ekmek yerine kepekli, esmer tam tahıl ekmeği tercih edin.

Sigara, alkol, kafein tüketiminizi azaltın.

Yaşama sarılın, stresi yenme veya azaltma yollarını bulmaya çalışın

Düzenli olarak egzersiz yapın.

Yaş ilerledikçe artan sorun: Alzheimer

Bunama ya da demans, günlük yaşamın her zamanki gibi sürdürülmesini engelleyen ilerleyici, kronik bir beyin hastalığıdır. Alman doktor Alzheimer tarafından ilk kez bir kadın hastasında teşhis edilen bu hastalığın 1906 yılından beri bilinmesine rağmen hala çaresi bulunamadı. "Bunama"nın en sık sebebi olan Alzheimer, gelişen tıbbın yeni tedavi olanaklarına karşın 21. yüzyılın en önemli halk sağlığı sorunlarından biri haline geldi. Ailesinde Alzheimer'li bulunanlarda hastalığın ortaya çıkma riski, diğer kişilere göre biraz daha yüksek. Ancak bu da Alzheimerli akrabası olan herkesin mutlaka bu hastalığa yakalanacağı anlamına gelmiyor. Alzheimer hastalığının en önemli belirtileri, günlük yaşam işlevlerini etkileyecek düzeyde bellek kaybı, günlük yaşam işlevlerini yerine getirmede zorluk çekme, basit kelimeleri bulmada güçlük çekme, zaman ve mekanları karıştırma, yargıya varma ve karar vermede güçlük çekme, pratik düşünme becerisinde güçlük çekme, sık kullanılan eşyaları yanlış yere koyma, ruh hali veya davranışlarda değişiklik gösterme, kişilik değişiklikleri gösterme ve alışılagelmiş işler ve sorumluluklardan kaçma olarak sıralanıyor.

Haftasonu ve Kebap ilişkisi

Riskli ve lezzetli bir yemek olan kebap Türk kültüründe yer alan önemli bir besin kaynağıdır. Özellikle hafta sonu tercih edilen genellikle alkollü içeceklerle tüketilen kebap sağlıklı beslenmenin kaçamakları arasındadır. Hafta sonları dolup taşan kebapçılarda peki ne yenmeli, hafta sonu diyet nasıl olmalı ve neler tercih edilmelidir.

İnsan sağlığında etin yeri

Ülkemizde kişi başına düşen yıllık kırmızı et tüketimi sadece 12 kilogram. Oysa kırmızı et hayvansal proteinler içinde en çok demir içeren iki besin maddesinden (diğeri karaciğer) biridir. Kırmızı et ve karaciğerin içerdikleri demirin bir önemi de emilebilme özelliklerinin yani biyo yararlarının yüksek olmasıdır. Kırmızı et ve karaciğerdeki demirin yüzde 25'inin emilebilir demir olması kırmızı et ve karaciğerin kan yapımındaki önemini gösteriyor. Demir içeriğinin yanı sıra çinko ve B vitaminleri açısından da zengindir.

Türkiye'de de çok sık görülen demir eksikliğine bağlı kansızlık (anemi) organizmadaki demirin azalması sonucu ortaya çıkar. Türkiye'de hamilelerin yüzde 40-70'inde, hamile olmayan erişkin kadınların yüzde 15-40'ında, erişkin erkeklerin yüzde 5-10'unda, 5 yaşına kadar olan çocukların yüzde 50'sinde anemi görülüyor.

Mangalda pişirilen tavuk, kanat, bonfile, pirzola, köfte, kebap gibi yiyeceklerin sağlığı tehdit etmemesi için bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. Mangalda kömür ateşi kullanılıyorsa kömürlerin tamamen korlaşması beklenmeli, ızgara teli ısı kaynağına çok yakın olmamalıdır. Pişirme süresini kısa tutmak da önemlidir. Çünkü uzun süre yüksek ısılı işleme tabi tutulan bol proteinli besinler kanserojen maddelerin oluşmasına neden olur. Yine ateşe çok yakın tutarak pişirmek ve tütsülemek de kansere yol açabilir. Mangalda et yenilen öğünlerde, mutlaka domates, salatalık, biber ve soğan gibi çiğ sebzelerin miktarı artırılmalıdır.

Mümkün olduğunca az tüketin

Kırmızı etin sık tüketildiğinde yüksek tansiyon, kanser ve kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini artırdığı biliniyor. Hazırlanıp bekletilirken uygun koşullara dikkat edilmemesi ve iyi pişirilmemesi durumunda da mikroorganizmaların kolaylıkla üreyebileceği bir yapıya sahiptir.

Kebap mümkün olduğunca seyrek ve az miktarda tüketilmeli, hazırlarken kuyruk yağı koymamalı ve yağsız siyah etten yapılmalıdır. Kebap ateşe çok yakın pişirildiği için içindeki yağların ve proteinlerin yapısı değişerek sağlığı tehdit eder duruma gelir. Kömür dumanındaki kimyasallar kebabın içine girer. Bu nedenle dumansız ateşte pişirilmeli ve ateşle et arasında en az 15 santimetrelik mesafe bırakılmalıdır. Kebapla birlikte gazlı içecekler yerine ayran içilmeli, C ve A vitamini içeren yeşil sebze salataları ile portakal, mandalina gibi meyveler yenmelidir. Uyurken metabolizma daha yavaş çalıştığından, yatmadan önce alınan besinlerin sindirimi zorlaşır. Bu nedenle kebap, akşam öğünlerinde tüketilmemelidir.

Kebap çeşitleri

Döner: Şöhreti yurtdışına taşan döner bir dünya değeri haline gelmiştir.

İskender: Üretiminde sadece kuzu ve koyun etleri kullanılıp yaprak kıyma döneri şeklinde hazırlanıyor. Özellikle et seçimi, etin terbiye edilmesi ve dönerin hazırlanmasına kadar tüm aşamalarda özen gösterilmesi gereken bir kebaptır.

Adana kebabı: Adana kebabını ayıran en önemli özellik, üretiminde kullanılan etin, doğal ortamda ve kendine has bir floraya sahip bölge yaylalarında yetiştirilmiş koyunlardan elde edilmiş olmasıdır. Karışım hazırlanırken salça, sebze, karabiber, iç yağı gibi maddelerin dışında hiçbir şey katılmaz.

Alinazik: Patlıcanın közlenip ince ince kıyılması, üstünün sarımsaklı yoğurtla kaplanması ve yoğurdun üstüne de kavrulmuş kıyma veya Adana kebabına benzer bir köfte konmasıyla oluşturulan, Gaziantep'e özgü bir kebap türüdür.

Patlıcanlı kebap, Urfa kebabı, beyti, küşleme, çöp şiş, fıstıklı kebap, islim kebabı, külbastı ve oltu kebabı da diğer kebap türleri arasında yer alıyor.

Kebabın vazgeçilmezleri

Şalgam suyu: Şalgam suyu şalgam bitkisi, havuç ve bulgurun fermente edilmesiyle yapılıyor. B1, C vitaminleri ile bazı yararlı bakterileri içeriyor. Mide ağrılarına iyi geliyor, idrar söktürücü ve cinsel gücü artırıcı özelliği de bulunuyor.

Turp: Çeşitli esansları, bol C vitamini, iyot ve kükürdüyle turp, karaciğeri ve mideyi çalıştırıyor, böbreklerdeki kum ve taşı döküyor, bronşlara iyi geliyor, dalak şişliğini gideriyor, cildi güzelleştiriyor ve bağırsakları dezenfekte edip pekliği gideriyor.

Roka: P ve K vitaminleri ile çok faydalı mineralleri içeren roka karaciğeri temizliyor, mideyi kuvvetlendiriyor, kansızlığı gideriyor ve cinsel gücü artırıyor.

Hafta sonu kaçamakları nasıl düzeltilir?

Hafta sonunda geç saatte kalkıldığı için beslenme düzeni bozulur. Ayrıca kışın yeme isteği artar. Bunlardan zarar görmemek için bazı önemli noktalara dikkat etmemiz gerekir.

Hafta içi yoğun bir şekilde çalıştıktan sonra yorgunluğu üzerimizden atmak için hafta sonunda gezer, alışveriş yapar, sinema, tiyatro ya da konsere gider ve sevdiğimiz yiyecekleri yeriz. Kış mevsimine girdiğimiz günlerde ise yeme isteğimiz daha da artar. Bu nedenle hem metabolik tepkilerin ve yeme isteğinin arttığı hem de kaçamak miktarının arttığı hafta sonlarında dengeli gitmekte fayda var. Aksi halde ciddi bir kilo problemi ile karşılaşılabilinir. Bu nedenle hafta sonu programınızda kebap varsa yeme planınızı şu şekilde ayarlayabilirsiniz.

Aç karna: 1 fincan ılık limon dilimli su

KAHVALTI:
1 adet probiyotik sade yoğurt
2 yk ayıklanmış nar
1 tk keten tohumu
1 yk sade müsli
Ara: 1 fincan yeşil çay + 1 avuç kuru vişne

ÖĞLE:
1 tabak(8 yk) zeytinyağlı sebze yemeği + 200 g diyet yoğurt
Ara: 1 fincan pyhtoslim çayı + 1 porsiyon meyve

AKŞAM:
1 porsiyon kebap(ekmek + lavaş yok) + bol salata (Meze tercih edilecekse yağsız, kızartılmamış ürünler tercih edilmelidir)
Ara: 1 fincan form çay + 1 porsiyon meyve.

Cildinizi koruyun

Kış aylarının gelmesiyle birlikte cildimiz de bir takım değişikliklere uğrar Cildimizin tahriş olmaması için yapmanız gereken bir dizi önlem var...

Havaların soğumasıyla birlikte cildimizde bundan nasibini aldı. Kuru, nemsiz cildimiz, her an çatlamaya hazır dudaklar, ellerin hassaslaşıp kurumaya yüz tutması rahatsızlık veren bir durumdur. Bu dönemlerde beslenmeye ve özellikle su içmeye özen gösterilmelidir. Soğuk havada su içmek aklımıza gelmeyebilir, aman dikkat.

VİTAMİNİ İHMAL ETMEYİN

Cilt sağlığında en önemli vitamin biri A vitamini ve türevleridir. Çok geniş olarak konuşulmasa da C vitamini, selenyum, dengeli beslenme, spor ve su cilt sağlığı ve kırışıklıkların giderilmesi veya oluşumunun engellenmesinde önemlidir. Yapılan bazı çalışmalar kollajen yapımı üzerine etkileri nedeni ile C vitaminini de gündeme getirmiştir. Bazı çalışmalar C Vitamininin, vücudumuzdaki bağ doku denen, koruyucu doku katmanının korunmasında anahtar rolü oynadığını göstermiştir. Kollajen de bu dokunun bir elemanıdır. Kollajen sentezi için gereken sinyali C vitaminin oluşturduğu düşünülmektedir.

SEBZE VE MEYVE

Günlük hayatımızda besinlerimiz ile C vitamini almaktayız. Bu vitamin suda eriyebilen vitaminler gurubundandır. Asit yapıdadır, kimyasal ismi Askorbik asittir. Yani sindirim kanalından kana, vücudun emme mekanizmasının izin verdiği ölçüde geçer, ve vücudun her noktasına taşınır. Hücreler ihtiyaçları kadar C vitaminini kandan alırlar ve fazla alınmış miktar ise vücuttan idrar yolu ile atılır. Sıklıkla yediğimiz, taze sebze ve meyveler C vitamini için iyi bir kaynaktır.

Günlük erişkin bir kişi için önerilen C vitamini dozu 300-500 mg. dır.

Sigara kullanan kişilerin ihtiyacı daha yüksektir. Fazla miktarda C vitamini alınması halinde idrar yolu ile atılır bir zararı yoktur. Ancak çok yüksek dozda alınan C vitamini, atılımı sırasında idrarda, kum veya taş oluşumuna neden olabilir.

Genç ciltlerde daha çok kan akımı ve damarsal oluşumlar varken, yaşlılıkta azalan kan akımı ve daha çok ultraviyoleye tabii kalmış yıpranmış, daha çok serbest radikallerin oluştuğu ciltte, daha çok C vitamin gereklidir.

Ciltte kırışıklıkların oluşumuna engel olan bir diğer mekanizmada E vitaminidir. Anti oksidan özelliği ile serbest radikalleri ortadan kaldırır. Bu tip ürünlerin güneşe çıkmadan değil de, güneşe maruz kaldıktan sonra uygulanması önerilmektedir. Vitamin E'nin kendisinin de ultraviyole karşısında, serbest radikaller oluşturduğu bilinmektedir. Güneşlenmeden 8 saat sonra uygulanan E vitamini yağının, ciltteki zarardan cildi koruduğu ve şişme oluşumunu engellediği söylenmektedir. Ağız yolu ile alınan E vitamininin, cilt kırışıklıkları üzerine olan etkisi yeni çalışılan bir konudur ancak, bu tip uygulamanın cildin daha sağlıklı olmasına ve ultraviyole zararlarından korunmada etkili olduğu bildirilmiştir.

Su her derde deva oluyor

Vitamin E gibi etki gösteren bir başka mineralde selenyumdur. Toprakta bulunan bu mineral besinlerimiz yolu ile alınırlar. Topraktaki selenyum içeriği doğrultusunda bazı bölgelerde alım eksikliği olur. Cilt sağlığı için günlük önerilen minimum miktar 50-200 mikrogramdır. En çok kullanılan selenyum tuzu l-selenomethionin'dir. Bu mineralin kullanılmasında mutlaka hekiminize danışmalısınız. 100 mikrogramın üzerindeki yüksek dozlarda toksik olabilmektedir. Sadece gereğinde kullanılmalıdır. Özellikle soğan, sarımsak gibi yemeklerimizde sıklıkla kullanılan sebzeler yüksek miktarlarda selenyum içerir. En çok ton balığında vardır. Ondaki miktar bile 3 konserve kutu balıkta 100 mikrogram kadar yer alır. Bazı araştırıcılar iyi sonuçlar aldığını bildirmektedir.

Cilt kırışıklıkları konusunda içki ve sigaranın da çok etkisi vardır. Sigara içerdiği maddeler nedeni ile damarların büzülmesine ve kan akımının azalmasına neden olur. Ciltte tahrişlere ve kurumalara neden olurlar.

Vücuda su alımı da çok önemli bir faktördür, ciltte bulunan hücrelerin su içeriklerin tam olması, yağ ve ter bezlerinin normal fonksiyonları için su çok önemlidir. Bir kişinin günde 3 lt. ye yakın miktarda sıvı alması gerekir. Bol bol su içilmesi, tüm sağlık problemlerinde önerilen bir unsur olduğu gibi cildin her türlü sorununu da çok önemlidir ve etkindir. Dolaşım sisteminin, sağlıklı çalışması cildin de beslenmesi konusunda çok önemlidir. Dolaşımın artması ve düzenli olması, hücrelere daha düzenli besin ve oksijen taşınması demektir. Sağlıklı bir vücut için sporda önemli bir faktördür.

SAĞLIKLI SAÇLAR

Dengeli bir beslenme, güneşten korunma, spor yapmak ve bol bol su içmek, cilt sağlığı için yapılması gereken en temel davranışlardır. Saçlarımızın sağlığı da beslenmemizden etkilenir. Özellikle de saç dökülmesi önemli bir saç sağlığı sorunudur. Sağlıklı saçlar için beslenmemizde B vitaminleri özellikle B6, biotin, inositol, folik asit, magnezyum,kükürt ve çinko alımına yer vermeliyiz. Saçların uzaması için B vitaminlerinin büyük önemi vardır. B6 vitamin eksikliği ve folik asit özellikle erkeklerde saç dökülmesine neden olur. A vitaminini uzun süre yüksek dozlarda almak ta saç kaybını artırabilir. Esansiyel yağ asidi keten tohumu ve somon yağı saç kuruluğuna iyi gelmektedir.

Demir yetersizliği anemisi

Vücutta eksik olan demir, kendinizi yorgun ve halsiz hissetmenize neden olur. Bunun önüne geçmek için doğru beslenmeli ve gereken tetkikleri yaptırmalısınız

Demirin vücudumuzda birçok biyolojik fonksiyonu bulunmaktadır. Özellikle en önemli görevi, kırmızı kan hücrelerindeki hemoglobinin yapısında bulunarak oksijeni taşımasıdır. Hemoglobin enerji üretiminde kullanılmak üzere oksijeni vücut hücrelerine taşır. Ayrıca kırmızı kan hücreleri enerji dönüşümü sonucu oluşan karbondioksidin hücrelerimizden alınarak dışarı atılmasına yardım eder. Kırmızı hücrelerimizin ömrü 4 aydır. Ömrünü tamamlayan kırmızı kan hücrelerindeki demirin bir kısmı yeniden kullanılmak üzere depolanır ya da hemen yeni hücrelerin oluşumu için kullanılır. Bu dönüşüm mekanizması bizi demir yetersizliğinden korur. Demir depolarının miktarı bireylerde diyet ve genetik yatkınlıklara bağlıdır. Düşük demir deposu kötü sağlığın göstergesi olmadığı gibi çok fazla miktarda demir deposu da iyi anlamda yorumlanmamalıdır. (Ferritin=demirin depo formu)

FİZİKSEL AKTİVİTE

Yeterli demir tüketmezseniz ya da vücudumuzdaki demir depoları çok azalırsa kırmızı kan hücrelerimiz yeteri kadar oksijen taşıyamaz, kendimizi yorgun ve halsiz hissederiz. Bu nedenle fiziksel aktivitelerimizde maksimum performansa ulaşamaz hale geliriz .

BULGULAR ÖNEMLİ

Bunlar ise aneminin bulgularıdır. Demirin ayrıca; bağışıklık sistemimizdeki enzimlerin bir parçası olarak bizi enfeksiyonlardan koruma, beta karotenin A vitaminine dönüşmesi, vücuttaki kollojen ve diğer vücut proteinleri ve aminoasitlerin sentezine yardım etme görevleri de bulunmaktadır. Menapoz öncesi yetişkin bir kadının demir ihtiyacı RDA'nın önerilerine göre 18 mg/gün kadardır. Vejetaryenlerde ise bu rakam 33 mg/gün olarak belirlenmektedir.

Besinlerde demir emilimini engelleyen faktörler

* Fitat ve Posa (Tam tahıllı ürünlerde ve kuru baklagillerde bulunur.) Posadan ziyade tam tahıllı ürünler ve kuru baklagillerde bulunan fitat, demir emilimini engellemektedir. Bununla ilgili besinlerin üretimi esnasında fitatın besinden uzaklaştırılması işlemi yapılabilir. Yapılan son çalışmalarda MAYALI ürünlerde, örneğin mayalı tam tahıllı ekmek de; demir emiliminin daha iyi olduğu gözlemlenmiştir.

* Polifenoller (fenolik asit, flavanoidler ve onlaron polimerizasyon ürünleri vb.) anemiye neden olabilmektedir. Bu polifenoller ise ÇAY, KAHVE, KAKAO, KIRMIZI ŞARAP ve bazı bitkisel çaylar... (Bu bileşenlerden zengin özellikle SİYAH ÇAY da bulunmaktadır.)

* Süt ürünlerinde bulunan bazı proteinler

* Yumurtada bulunan albumin adı verilen protein

* Soya ve diğer kuru baklagillerdeki protein demiri bağlayabilmektedir.

* Tahıllardaki gluten adındaki protein

* Belirli miktarlarda (örneğin destek ürün olarak kullanılan çinko veya kalsiyum tabletleri demir tableti ile bir alınmamalıdır.) Kalsiyum, Çinko, Manganez, Kobalt, Nikel, Kadminyum demir emilimini azaltmaktadır.

Demirin emilimini arttırmak için neler yapmalıyız

Önemli olan hem olmayan (bitkisel kaynaklı demir) demirin emilimini arttırmaktır. Çünkü hem demirin emilimle ilgili bir problemi bulunmamaktadır. Hem olmayan demirin emilimini arttırmak için;

* C vitamini ile birlikte tüketilmesi sağlanmalıdır (yani sebze ve meyveler). C vitamini, fitat ve polifenollerin emilimi engelleyici etkisini yıkar. Not; Diğer bazı organik asitlerin de örneğin laktik asitin de bazı çalışmalarda demir emilimini arttırdığı görülmüştür.

* Ayrıca (bitkisel kaynaklı demir kaynakları) demir içeren besinlerin yanlarında demir (hayvansal kaynaklı demir kaynakları) içeren besinlerle birlikte tüketilmeleri de demir emilimini arttırmaktadır.

* Çay, kahve, kakao, kırmızı şarap gibi içeceklerin yemeklerle birlikte tüketimlerinden kaçınılmalıdır. Mümkünse yemeklerden bir müddet sonra tüketilmelilerdir. İçtiğiniz çayı açık olarak içine biraz limon damlatarak içmenizde de fayda vardır.

* Yapılan çalışmalarda, demir tencerelerde pişirilen yemeklerin de bizim için olumlu etkilerinin olduğu vücudumuza az da olsa bir miktar demir sağladığı görülmüştür. * Demir tabletlerini C vitamini kaynağıyla almak, çinko veya kalsiyum tabletleri ile birlikte almamak ve çayı yemekten bir süre sonra içmek daha yararlıdır.

Beslenmede doğru bilinen yanlışlar

Sağlıklı beslenme ve uzun bir hayat için yapmanız gerekenleri bilmelisiniz. İşte sorular ve cevapları

Sağlıklı beslenme söz konusu olduğunda en sık sorulan ve cevapları hakkında pek çok farklı görüş öne sürülen soruları derleyip; yanlış bilinen doğrularla doğru bilinen yanlışları tek tek ele alıyoruzİşte sağlıklı beslenmede en merak edilenler

Natürel zeytinyağı, saf zeytinyağından daha mı az kalori içerir?

Tipleri fark etmeksizin zeytinyağında tekli doymamış yağ asitleri yüksektir ve kalorileri oranları aynıdır. Ekstra natürel zeytinyağı daha az asit içerir ve saf ya da natürelden daha aromalıdır.

Diyet yaparken yağ tüketilmemeli midir?

Tamamen yağsız diyetler yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E ve K) emilimini engelleyerek bu vitaminlerin eksikliğinde oluşacak hastalıklara meydan hazırlar. Ayrıca hormon metabolizmasının düzeninin bozulmaması için de bir miktar yağ tüketilmelidir. Fakat 1 g'ının 9 kalori enerji verdiği düşünülerek aşırı tüketimden kaçınılmalıdır.

Öğün atlamak, aç kalmak kilo verdirir mi?

Hayır. Tam aksi ara öğünlerle desteklenmeyen bir beslenme düzeni ile metabolizma hızı düşer, aşırı açlık dolayısıyla bir sonraki öğünde fazla besin tüketimi gerçekleşir. Bunun sonucu olarak da kilo verme güçleşir.

Gıdalardaki katkı maddeleri kansere neden olur mu?

Birçok kişi gıdalara katılan kimyasal maddelerin kanserin başlıca nedeni olduğuna inanmaktadır. Oysa ki, bu konudaki araştırmalar tüm kanser nedenlerinin yüzde birinden daha azının katkı maddelerine bağlanabileceğini göstermektedir. Gıdalara eklenen bazı katkı maddeleri ise inanılanın oluşumunu ya da etkisini engelleyebilmektedir. Burada önemli olan gıda denetiminin tam yapılması ve üreticilerin iyi üretim koşullarını sağlamasıdır.

Aşırı su içmek zararlı olur mu?

Kızarmış ekmeğin kalorisi daha mı düşüktür? Ekmek kızartıldığında sadece yapısındaki suyu kaybeder. Dolayısıyla enerjisi aynı kalır. Yapısında az miktarda da olsa bulunan proteinin kalitesi ısı etkisiyle düşer.

Karbonhidratsız beslenmek zayıflatır mı?

Zayıflama diyetlerinde kilo aldırdığı düşüncesiyle makarna, pilav gibi karbonhidrat içeriği yüksek olan besinlerden uzak durulur. Oysa ki vücudumuzun onlara da ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır.

Fazladan E vitamini almak genç görünmenizi sağlar mı?

Gençliğin kaynağını bulmak hepimizin hayalidir. Yaşlanma sürecini geri döndürecek veya durduracak E vitamini gibi besin öğesi almakla ilgili herhangi bir buluş yoktur.

Aşırı su içmek zararlı mıdır?

Böbreklerin dışarı atamayacağı kadar çok su, toksik etki gösterir. Sonuç olarak su aynı zamanda mineral de içermektedir. Ancak su zehirlenmesi günlük gereksinimin çok üzerinde içildiği zaman ortaya çıkabilir. Bazı hastalık durumlarında bu kadar çok su içilmeden de böbreklerin atma kapasitesi aşılabilir. Aşırı su içme belirtilerinden biri de bulanık görmektir.

Sıcak su içmek zayıflatır mı?

Sıcak ve soğuk suyun tek farkı mideden boşalma hızlarının faklı oluşudur. Sıcak su mideden daha geç boşaldığı için tokluk hissi oluşturabilir. Ülkemizde su tüketiminin bu kadar yetersiz olduğu göz önünde bulundurulursa "hangi ısıda olursa olsun, yeter ki bol miktarda tüketin" şeklinde önerilerde bulunmak doğru olacaktır.

Gıdaların besin değerlerini kaybetmemek için çiğ olarak mı yemeliyiz?

Gıdaların pişirme işlemleri de dahil, herhangi bir yolla işlenmesi besin öğelerinde bir miktar azalmaya yol açar. Bu besin değeri kayıpları uygulanan sıcaklık derecesine ve süresinin uzunluğunu bağlı olarak artar. Örneğin; çiğ yumurta salmonella bakterisinin, çiğ çiğ et çeşitli bakteri ve parazitlerin, pastörize edilmemiş çiğ süt bir çok hastalık mikrobunun vücuda girmesine neden olur. Buna karşılık çiğ olarak tüketilebilen sebze ve meyvelerden besin öğelerini ve kalp, kanser gibi çeşitli hastalıklardan koruyucu maddeleri daha fazla alırız.

Şekersiz besin aynı zamanda kalorisiz midir?

Tam olarak değil. Şekersiz bir besin şeker içermez, ancak diğer karbonhidratlardan, yağdan ve proteinden dolayı kalori içerebilir.

Diyet ürünlerden istenilen miktarda yenilebilir mi?

Kalorisi ne kadar azaltılmış olursa olsun, tamamen kalorisiz olmadığı için fazla tüketimi ağırlık artışına neden olacaktır.

Diyette meyve sınırsız tüketilebilir mi?

Meyveler, meyve şekeri olan fruktozu içermektedir. Dolayısıyla aşırı tüketimi gereksiz kalori alımına neden olacaktır.

Akşam 19.00' dan sonra birşey yenmemeli midir?

Saat sınırlaması bireyden bireye farklılık göstermektedir. Örneğin gece çok geç saatlerde uyuyan bir birey için akşam yemeği saati daha geç bir zamana çekilebilir. Gece açlığı günün en uzun açlığı olduğu için ve kan şekeri düzenini sağlamak için gece ara öğünü yatmadan yaklaşık 2 saat önce tüketilmelidir.

Diyet yaparken tuz kesilmeli mi?

Bireyde yüksek tansiyon problemi yoksa makul ölçülerde tuz tüketebilir. Miktarı artırıldığında vücutta ödem ve su birikimi artacaktır.

Spor aç karna yapılmalıdır?

Spor ne aç karna ne de çok ağır yemek sonrası yapılmamalıdır. Aç karna yapılan fiziksel aktivite kişinin kan şekerini çok fazla düşürürken, hemen yemek ardından yapılan aktivite kalbe yük getirecektir. Bu nedenle hafif bir kahvaltı, bir ara öğün ya da ana öğünden yaklaşık 1 saat sonra yapılması doğru olacaktır.

Kadınların korkulu rüyası: Menopoz

Birçok kadının oldukça sıkıntı yaşadığı menopoz dönemi, doğru beslenme ve bilinçli bir yaklaşımla sorunsuz geçebilir. Önemli olan doğru yolu izlemek...

Menopoz döneminin tedavi edilmesi gereken bir hastalık olmayıp tümüyle doğal bir süreç olduğu asla unutulmamalıdır. Ama beden sağlığınızı destekleyecek düzeyde hormon üretilmesi için menopoz döneminde her kadının fiziksel, duygusal, ruhsal ve durumsal açıdan çok sağlıklı olarak girmesi gerekir. Menopoz genellikle yaşamımızın orta noktasında ortaya çıktığından biraz durup düşünmek ve sağlığımızı korumak için gereken her şeyi yapıp yapmadığımızdan emin olmak için çok uygun bir zamandır.

Menopoz nedir?

Menopoz; vücutta östrojen seviyesinin azalmasına bağlı olarak, kadında aylık periyotların sonlandığı, yaşam döngüsünde görülen doğal bir süreçtir. Östrojen nedir? Östrojen, yumurtalıklardan salgılanan bir dişilik hormonudur. Kanda östrojen yoğunluğunun azalması sonucu kemiklerdeki kalsiyum kaybı hızlanmakta ve osteoporoz riskinin artmasına neden olmaktadır. Aynı zamanda östrojen kalp ve damarlar için de son derece etkili bir koruma faktörü içermektedir.

Menopozun belirtileri nelerdir?

* Östrojenler toplam kolesterolü düşürerek kan yağlarını olumlu etkiler ve HDL/LDL dengesini ayarlar.

* Östrojenler vücudun 'radikal avcısı'dır. Vücutta serbest radikallere karşı andioksidanlara benzer bir etki mekanizmasına sahiptirler.

* Östrojenlerin doğrudan doğruya damar genişletme etkisi vardır. Böylelikle damar içinde kan akışı iyileşir ve tek tek organların daha iyi kanlanması sağlanır.

Dolayısıyla menopoz dönemi ve sonrasında, östrojen eksikliğine bağlı olarak kadınların özellikle kalp hastalıkları ve osteoporoza karşı hassasiyeti artmaktadır. İlk belirti adet kesilmesi...

- Bir kadının menopoza girdiğinin ilk belirtisi adetlerin kesilmesidir.

- Ateş basması,

- Terleme, sinirlilik,

- Uykusuzluk,

- Cinsel isteksizlik,

- Vajinada kuruluk, idrar kaçırma,

- Düzensiz kanamalar menopozu düşündüren bulgulardır.

Menopoz ve kilo kontrolü

HRT (Hormon Replasman Tedavisi) ve kilo alımı Son çalışmalar, kilo alımı ile HRT arasında herhangi bir bağlantı kuramamıştır. Hatta Amerikada yapılan geniş bir araştırmada, HRT kullanan kadınların, menopoz öncesi ve sonrasında almayanlara oranla az farkta olsa daha düşük kiloda kaldıkları görülmüştür.

Bazı kadınlarda, HRT su toplamaya neden olmakta bu da vücudun şişman görülmesine neden olabilmektedir. Kilo alımı, vücudun yağ miktarındaki artışıyla orantılıdır. Dolayısıyla bu dönemde alınan kilolar gerçek yağ artışı değil, vücudunuzun yapmış olduğu ödem de olabilir. HRT ve kilo kaybı birçok kadın bu dönemde kilo vermenin zor olduğunu düşünür. Oysaki sağlıklı beslenmenin kuralları çerçevesinde, iyi bir tıbbi bakımla elde edilen verilerin neticesinde bireyin özel gereksinimlerinin belirlenerek buna yönelik bir beslenme programıyla, çok rahat bir şekilde sağlıklı olarak kilosunu kontrol altına alabilir.

Orta yaş döneminde kilo kontrolünün ilk beş adımı:

Adım 1: Sağlık için ölçü alın.(bel/kalça oranı, beden kitle indeksi ve beden yağı yüzdesi.)

Adım 2: Metabolizmanızdaki stres yaratıcılarını araştırın. ( meslek stresi, akut yada kronik hastalık, hasta bakımı vb )

Adım 3: Tiroid testlerini gözden geçirin.

Adım 4: İnsülin ve kan şekeri düzeylerini normalleştiren ve hormonları dengeleyen besinler tüketin.

Adım 5: Egzersiz

Menopozda beslenme ilkeleri...

* Dengeli beslenmeyi amaç haline getirmelisiniz. Yaşam tarzınızı ve beslenme alışkanlıklarınızı yeniden gözden geçirmeli ve uzun vadeli düşünmelisiniz.

* İdeal vücut ağırlığınızı korumaya özen göstermelisiniz, kilolu iseniz zayıflamalı, düşük kilolu iseniz ideal vücut ağırlığına ulaşmaya çalışmalısınız. Çünkü menopozdan sonra vücut, yağ dokusundaki östrojenden de yararlanmaktadır.

* Sağlıklı bir yaşam çizgisini yakalamak için düzenli klinik bulgularınıza baktırmalı, buna paralel olarak sağlıklı beslenme ilkeleriyle, doğru beslenmeye özen göstermelisiniz.

* Günlük öğün sayınızı artırmalı, böylelikle artan yaşla beraber düşen metabolizma hızınızı korumaya çalışmalısınız.

* Her yaş döneminde yeterli kalsiyum alımına dikkat etmelisiniz. Menopoz dönemi öncesi günlük kalsiyum ihtiyacı 1000 mg/gün iken, bu dönem sonrası günlük ihtiyacınız 1500 mg/gün ' a kadar çıkmaktadır. Özellikle süt ve süt ürünlerinin yanı sıra yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, fındık, badem, kuru incir en iyi kalsiyum kaynaklarıdır.

* Aşırı protein tüketiminden kaçınmalısınız. Çünkü yüksek proteinli proteinli diyet idrarla kalsiyum atımını arttırır ve osteoporozis için önemli bir risk faktörüdür. Önerilen protein miktarı,günlük hayvansal kaynaklı besinlerin ağırlıklı olduğu diyette 1 g/kg , bitkisel ağırlıklı diyette ise,3 g / kg dır.

* Balık,fındık, ceviz ve zeytinyağına dayalı, tahıl,az yağlı süt ve peynirlerle zenginleştirilmiş, domates, salatalık,yeşil biber gibi vitamin, mineral ve lif kaynaklarını,bitkisel östrojenlerle yüklü soya ürünlerini ve keten tohumunu daha çok tüketerek bu dönemi daha sağlıklı geçirebilirsiniz.

* Yemeklerde tuz kullanımına dikkat etmeli,salamura besinlerden uzak durmalısınız. Hormonal değişimin görüldüğü bu dönemde,vücudunuz ödem yapmaya yatkın olduğundan dolayı aşırı tuz tüketiminiz, ödeminizi artıracaktır. Aynı zamanda aşırı tuz tüketimi idrarla Ca atımını da hızlandıracaktır.

* Günlük gerekli D vitamini ihtiyacı karşılanmalıdır. Güneş ışınlarından uygun şekilde ve düzenli olarak yararlanılmalı, kış günlerinde öğle vakitleri, yaz aylarında ise kuşluk ve ikindi vakitlerinde güneşlenmelisiniz.

* Sigara içmemeye özen göstermelisiniz. Sigara,kandaki C vitamini düzeyini ve serum östrojen düzeyini düşürücü olumsuz etkiye sahiptir.

* Yapılan fiziksel aktivite, gençlikte kemik kütlesini artırmada,yaşlılıkta ise kemik kaybını önlemede son derece önemli role sahiptir.Dolayısıyla düzenli olarak egzersiz yapmaya özen göstermelisiniz.

* Alkollü içeceklerden ve kafeinden uzak durmalısınız.Alınan alkol ,kemik oluşum hücrelerini olumsuz etkilemekte ve kalsiyum emilimini engelleyici etkiye sahiptir.

Menopoz dönemi egzersiz!

Menopoz dönemi egzersizleri çoğu zaman ihmal edilir. Aman dikkat! Egzersizleri ihmal edilmemelidir.

Hangi bölgeyi çalıştımalı? Tüm gövdeyi etkileyen egzersizler, kolları da hareket ettirerek yürüme, aerobik, yüzme, dans etme, tenis ve golf, (lütfen golf arabalarına binmeyin), ağırlık ve vücut geliştirme çalışmaları başlangıç olarak tercih edilmesi gereken egzersiz çeşitleridir.

Gövdenin alt bölümünü etkileyen egzersizler: Yürüyüş, koşu, trekking, bisiklet.

Gövdenin üst bölümünü etkileyen egzersizler: Tenis, badmington veya, squash. Ağırlık çalışmalarının da bu dönemde oldukça faydaları görülebilmektedir.

Hipoglisemi

Vücuttaki şeker miktarının anormal derecede düşük olması hipoglisemiye yol açar... Şekerin yüksek olması kadar düşük şeker de tehlike arz eder!..

Hipoglisemi (kısaca "hipo"), kandaki şeker (glikoz) düzeyinin anormal derecede düşük olması demektir. Beyin sürekli olarak tek enerji kaynağı olan glikoz ikmaline bağımlı olduğundan, bu durum tehlikelidir. Genellikle, tedavi edilmemiş ya da yeterince kontrol altına alınmamış şeker hastalığı olanlarda görülmekle birlikte, sadece onlarla sınırlı değildir.

Vücudumuzda kan şekeri dengesi nasıl sağlanır?

Şeker (glikoz) vücut için iyi bir yakıttır, beyin ve sinirler içinse tek enerji kaynağıdır. Sinir sistemi şekeri depolayamayacağından, kandan gelen sabit miktara bağımlıdır. Vücudumuz kandan alınan şeker seviyesinin her zaman doğru olduğundan emin olmak için, emniyet mekanizmalarıyla donatılmış bir kontrol sistemine bağlıdır. Pankreasta üretilen insülin ve glukagon hormonları, bu dengeyi sağlamada anahtar rol oynamaktadır. Diyabeti olmayanlarda besinlerin emilimini takiben kan şeker düzeyi artar. Kan hücreleri nin ihtiyaç duyduğu şekerin hücre içine alınmasını sağlamak üzere insülin hormonu pankreastan salgılanıp kana verilir. İnsülinin görevi hem kasların bunu yakıt olarak yakmasını, hem de karaciğerin bunu depolamasını sağlamaktır. Kan şeker seviyesi çok düşerse bu kez, glukagon hormonu görev üstlenir. Bu hormonun görevi, kan şeker seviyesini tekrar normal seviyesine yü kseltmek için karaciğerin depoladığı şekerin bir kısmını salıvermesini sağlamaktır. Genellikle İnsülin ve glukagon, kan şeker seviyesini dengelemek için birlikte çalışırlar.

Nedenleri Nelerdir?

Diyabetlilerde, doğru kan glikoz düzeyinin sürdürülmesi, iğne ile alınan insülin miktarı ile yenen yemek miktarının dengelenmesi anlamına gelir. Hipoglisemi'nin en yaygın nedeni, nispeten fazla dozda insülin alınmasıdır. Alınan insülin dozu normalde alındığı kadar olsa dahi, alınan karbonhidrat miktarı azaltılırsa ya da sarf edilen güç nedeniyle vücut yakıtı normalden daha hızlı kullanırsa, hipoglisemi krizi oluşabilir. Ağızdan alınan hipoglisemi ilaçları (diyabetlilerin sık sık kullandığı, kan glikoz seviyesini düşüren ilaçlar) da kandaki şeker düzeyini düşürebilir. Hipoglisemi ayrıca, karaciğeri veya böbrekleri etkileyen bazı rahatsızlıkları olanlarda ya da pankreas veya tiroit bezi gibi endokrin sistemi bozuklukları olanlarda görülebilir.

Belirtileri nelerdir?

Hipoglisemi, yaşamı olumsuz anlamda etkileyen, halsizlik, yorgunluk ve baş dönmesine neden olan, iş verimini düşüren ve bireyi kızgın, öfkeli, sabırsız hale getiren bir durumdur. Hipoglisemi ataklarında; psikolojik durumda değişiklik, ellerde titreme, bulantı, soğuk terleme, yemek yeme isteği, depresyon ve kontrolü kaybetme, uykusuzluk, şekerli gıdalara düşkünlük, unutkanlık, sebepsiz yere ağlama gibi belirtiler mevcuttur. Sağlıklı insanlarda kan şekeri değerleri 70110 mg/dl aralığında yer alır. Kandaki şeker seviyesi 60 mg/dl'nin altına düştüğünde çarpıntı, terleme, halsizlik gibi belirtiler oluşur. 50 mg/dl'nin altında ise bu belirtilere baş ağrısı, davranış değişiklikleri, konsantrasyon sorunları, bellek bozulması gibi sinir sistemi işaretleri de eklenir.

Teşhis

Hipoglisemi krizi, kanda çok fazla şeker olması (hiperglisemi) ile karıştırılabilir. Emin değilseniz, söz konusu kişiye daima bisküvi ya da süt gibi biraz şeker içeren besin maddeleri verin. Kişinin bilinci tamamen yerinde olduğu sürece, zarar vermez. Bu tür durumlar, kişinin kan şekeri düzeyinin kontrol edilmesiyle teyit edilebilir.

Tedavi

Derhal yapılacak tedavi şeker içeren yiyecek yemek veya içecek içmektir. Ardından, bisküvi ya da sandviç gibi, etki süresi daha uzun olan karbonhidratlı yiyecekler yenmelidir. Bu, genellikle krizi sona erdirir. Diyabeti olanlar daima beraberlerinde bu tür yiyecekler taşımalıdırlar.

Acil durumlarda, özellikle kişi kendinde olmayıp hiçbir yiyecek veya içecek verilmemeli ise, iğne ile glukagon hormonu verilebilir. Diyet düzenlenirken besinlerin glisemik indeksi düşük olanları tercih edilmelidir. Glisemik indeks, bir besinin kan şekerini yükseltme kabiliyetidir.

Besinlerin glisemik indeks açısından değerlendirilmesi

Düşük glisemik indekse sahip besinler (40 ve daha düşük): Kurubaklagiller, rafine edilmemiş tahıllar, süt ve süt ürünleri, yeşil sebzeler, greyfurt, erik, elma, kayısı, şeftali, portakal, mantar, biber, soğan, brokoli, karnabahar, domates, kuruyemişler. Orta düzeyde glisemik indekse sahip besinler (40-60 arası): Haşlanmış patates, havuç, mısır, bezelye, beyaz unlu yiyecekler, makarna, pirinç, erişte, patlamış mısır, bulgur, üzüm, kivi, mango, muz, incir, dut. Yüksek glisemik indekse sahip besinler (60 ve daha yüksek): Şeker, bal, pekmez, ananas, kavun, muz, patates, pişmiş havuç, tatlı kurabiye, kek, beyaz ekmek.

Komplikasyonlar

Hipoglisemi krizinin kendisi vücut için tehlikeli olmamakla birlikte, boğulma riski nedeniyle, bilinç kaybı tehlikelidir. Dolayısıyla, derhal şekerli bir şey yiyerek ya da içerek hipoglisemi krizini durdurmak önemlidir. Alkol, vücudun glikozu serbest bırakma kapasitesini etkileyebilir. Diyabetlilerin günde 2-3 kadehten fazla alkol içmemeleri ve alkol içtikten sonra çerez yemeleri tavsiye edilir.

Hipogliseminin önlenmesi için

Hipoglisemi krizinden kaçınmanın en güvenli yolları, kandaki şeker düzeyini düzenli aralıklarla kontrol etmek ve başlangıç belirtilerini anlayabilmektir. Diyabeti (şeker hastalığı) olan çocukların annebabaları, belirtilerini çabukça anlarlar. Yine de çocuklar, belirtilerin başladığını kendileri anladıkları zaman kullanmak üzere daima çikolatalı bisküvi taşımak için teşvik edilmelidir. Yetişkinler de yanlarında şeker içeren yiyecek ve içecekleri bulundurmalıdırlar.

Eyvah alerjim var

Son günlerde sıkça duyulan ağızdan ağıza dolaşan besin alerjisi ne demektir. Bu güne kadar hiçbir problem yaratmayan besinler nasıl olurda birden alerjik olabilir? Bünyemiz kendi kendine alerji geliştirebilir mi?

Alerjilerin birçok hastalığa ve şikayete neden olabileceği, son yıllarda giderek anlaşılmaktadır.İstatistiklere göre,dünya nüfusunun %20'si alerjiktir.Hafif saman nezlesi,çocuklarda hırıltılı bronşit,hafif egzamalar,yiyeceklere dayanıksızlık gibi daha ufak çaptaki alerjileri de sayarsak,bu oranın çok yükseleceğine kuşku yoktur.Bunca insanın çevrelerindeki maddelere karşı Alerjik olması şaşırtıcıdır.Bize öyle geliyor ki, son 100-200 yıldır değişen Beslenme tarzının ve çevre kirliliğinin bunda büyük payı vardır.

Alerji nedir?

Alerji sözcüğü Yunancadan alınmıştır gelmektedir. Alerjik biri, genellikle baş ağrısı,kusma,deride döküntüler,migren, astım gibi bedensel belirtilerden yakınır.Ayrıca,zihinsel belirtiler de görülebilir ki,buna daha sonra değineceğiz.Bu belirtiler kişi duyarlı olduğu maddeye maruz kaldığında ortaya çıkar.Kişide bu tepkiyi doğuran maddeye alerjen denir.

Besin alerjisi

Son yıllarda besin alerjisinin birçok hastalığa yol açabileceği gerçeği tıp dünyasınca kabul edilmiştir. Günümüzde besin alerjisini ve bunun birçok rahatsızlıktaki payını inkar etmek, kafamızı kuma gömmek olur.Artık tartışma konusu olan şey hangi besin alerjisinin hangi hastalığa yol açtığıdır.Besin alerjisiyle ilgili pek çok uydurma kanı da vardır ki,bu bölümde bunları da ayıklamaya çalışacağız.

Besinlere karşı duyarlılığın gelişmesi

Yiyeceklerin olumsuz reaksiyonları eski Yunanlılar zamanında bile bilinirdi. Örneğin,Hipokrates bazı yiyeceklerin insana dokunduğunu bilirdi.Çağlar boyunca da pek çok büyükanne,çocukların ve büyüklerin belli yiyeceklere olumsuz tepki gösterdiğini bilmiş,bunlara karşı önlem almıştır.

Genel olarak diyebiliriz ki, bebekliğimizden beri günde birkaç kez yediğimiz birçok yiyeceği büyüdükten sonra da yemeye devam ederiz. Buğday, süt, mısır, şeker buna örnektir.

Bebeğe ilk katı yiyecekler örneğin,buğday verilmeye başlandığında,bebek buna karşı bir tepki gösterebilir. Bunun sonucu olarak da ishal, karında kolik, huysuzluk, burun akması, hatta orta kulak iltihabı, astım ya da egzama görülebilir.Bu belirtilerin nedeni anlaşılmayabilir ve çoğu kez önemsenmeden geçiştirilir.

Çocuğun tepki gösterdiği yiyecek verilmeye devam edilir ve çoğu kez akut belirtiler kısa süre içinde kaybolur.Bununla birlikte,daha hafif ama sürekli belirtiler kalabilir ve günler,aylar,yıllar sonra yeniden baş gösterebilir.

Dokunan yiyecek kesilirse,belirtiler genellikle 3-5 gün sonra kaybolur.Ama bazen,özellikle çocuklarda,belirtiler üç hafta kadar sürebilir.Eğer kişi yiyecek kesildikten sonraki iki hafta içinde ki bu dönem duyarlılığın en yüksek olduğu dönemdir yeniden aynı yiyeceği yerse,belirtiler tekrar ortaya çıkar.Belirtiler öncekinin aynı da olabilir,biraz değişik de olabilir.Belli bir yiyeceğe karşı duyarlılığın ne kadar süreceği kesin değildir ve kişinin durumuna göre değişir.

Bebeklerde ve küçük çocuklarda dokunan yiyeceği kesip sonra doktor gözetimi olmadan yeniden vermeye başlamak yanlıştır. Bu özellikle süt için geçerlidir.Çünkü,bebekte süte karşı ağır alerjik tepkiler olabilir,hatta bu ölüme kadar gidebilir.Bu tür denemeler ancak bir hastanede, bebeklerde besin alerjisinin ne gibi olumsuz sonuçlar doğurabileceğini iyi bilen bir uzman hekim gözetiminde yapılmalıdır.

Maskeli alerjiler

Kronik besin alerjileri her zaman apaçık değildir, çoğu kez maskelenmiş durumdadır. Dokunan yiyeceğin kesilmesiyle alerjinin maskesi düşürülebilir. Dokunan yiyecek yeniden verildiğinde kişide gene aynı belirtiler ortaya çıkar. Kişinin en duyarlı olduğu dönem,dokunan yiyeceğin kesilmesinden sonraki üç haftadır.Ancak kimi vakit duyarlılık aylarca,hatta yıllarca sürebilir. Besin bütünleyici takviye maddeleri akıllıca kullanmanın ve stresi azaltmanın bu duyarlılık dönemini kısaltabileceğine inanıyoruz.

Karma alerji

Kimi vakit saman nezlesi,burun akması,tekrarlayan enfeksiyonlar gibi belirtilerin nedeni tek bir maddeye değil,birkaç maddeye karşı alerjidir;solunum yoluyla aldığımız maddelere, yiyeceklere, kimyasal maddelere karşı alerjiler gibi. Elbet bu durumda işler daha da karmaşık hale gelir. Öyle ki,belli bir yiyeceğin kesilmesi,belirtilerin tümünün kaybolmasını sağlayamaz. Çünkü kişi hala öbür maddelerin yol açtığı tepkilere maruzdur.

Besin alerjisine yol açan öbür öğeler

Kişide alerjik tepkiye yol açan yalnız yiyeceğin kendisi de olmayabilir. Her yiyecek binlerce molekülden oluşmuş karma bir bileşimdir. Tepkiyi doğuran da bu moleküllerden biri ya da birkaçı olabilir. Öte yandan,besinlere eklenen boya,koruyucu,anti-oksidant,tatlandırıcı gibi katkı maddeleri de alerjiye yol açabilir.Tarımda kullanılan böcek öldürücüler gibi kimyasal maddeler, kesilecek hayvanlara verilen hormonlar, antibiyotikli ilaçlar alerjiye neden olabilirler. Özellikle tahıllarda bulunan maya ve küf de alerjik kimselerde klinik belirtiler doğurabilir. Örneğin,bazı kimseler belli bir besinle beslenmiş tavuğu ya da yumurtasını yiyebilir de, başka bir besinle beslenmiş tavuğu yiyemez. Burada kişi,doğrudan doğruya tavuk etine karşı değil, tavuğa verilen besinlere karşı alerjiktir.

Besin alerjisinin belirtileri

Besin alerjisi kendini çok değişik klinik belirtilerle gösterir.Öte yandan, alerjiler bağırsak bozuklukları, romatizmal artrit ya da migren gibi iyi bilinen,tanımlanabilen klinik hastalıkların da nedeni olabilir.

Besin alerjisinin yol açtığı hastalıklar

Hissedilen rahatsızlığın besin alerjisi olup olmadığını anlamak için alerjinin bir takım belirtileri taşıması gerekir...

• İltihaplı artrit (romatizmal artrit)
• Migren ve öbür baş ağrıları
• Çocuklukta aşırı hareketlilik, uyku bozuklukları, öğrenme zorluğu
• Astım
• Rinit (burun iltihabı)
• Sinüzit
• Tekrarlayan enfeksiyonlar (bademcik iltihabı gibi)
• Bebeklikte karın ağrıları, kolik
• Ağız ülserleri
• Egzama ve öbür deri döküntüleri
• Ürtiker (kurdeşen)
• Anjio-ödema
• Adet öncesi belirtiler
• Bedende sıvı tutma
• Aşırı duyarlı bağırsak sendromu (Kabızlık ve/veya ishal, karında şişkinlik, karın ağrısı, gaz)
• Peptik ülser ve gastrit
• Crohn hastalığı ve ülserli kolit
• Yorgunluk ve aşırı uykusuzluk
• Depresyon
• Anksiyete
• Şizofreni ve başka akıl hastalıkları
• Epilepsi (sara)
• Hipoglisemi
• Diyabetiklerde (şeker hastalarında) kötüleme
• Bazı böbrek hastalıkları
• Safra kesesinde hastalık belirtileri
• Yüz kızarmaları
• Bazı tip palpitasyonlar (çarpıntılar)
• Beden ağırlığı sorunları
• Çölyak hastalığı

Besin alerjisinin anahtar özellikleri

Rahatsızlık belirtilerinizin altında besin alerjisinin yatıp yatmadığını anlamayı kolaylaştırıcı bu hastalığa özgü bazı özellikler vardır. Başlıca özellikler aşağıda belirtilmiştir.

Kararsız, düzensiz belirtiler

Gelip giden, belli bir çevresel etkene bağlanamayan kararsız belirtilerin nedeni, belli bir yiyeceğe dayanıksızlığınız olabilir. Kuşkulu yiyeceği yediğiniz halde, bir gün buna tepki gösterebilir, bir gün göstermeyebilirsiniz. Bu, o yiyeceğin dokunmadığı anlamına gelmez.

Yorgunluk

Yiyeceklere karşı alerjisi olan kişiler genellikle çok yorgun olurlar. Bu öyle bir yorgunluktur ki, dinlenmekle de geçmez. Genellikle sabahları kendilerini çok kötü hissederler, sonra yavaş yavaş açılıp canlanırlar. Kimi vakit o kadar yorgun olurlar ki, bütün gün yataktan çıkmazlar. Çoğu kez yorgunluk belirtisinin ne zaman başladığını bulmak mümkündür; örneğin, nezle geçirdikten sonra, bir ameliyatın, stresli bir durumun ardından ya da gebelik sonrası v.b.

Zihinsel ve psikolojik belirtiler

Besin alerjisi kendisini zihinsel ve psikolojik belirtilerle de gösterir. Ömürlerini depresyona karşı ilaçlar almakla geçirenler vardır. Oysa birçoğunun depresyonu, sinirliliği ve gerginliği doğrudan doğruya besin alerjisine bağlıdır.

Bedende su tutma

Bu da besin alerjisinden kaynaklanabilir. Alerjiye yatkın olan kişilerde her besin duyarlılık doğurabilirse de, bedeninde su toplananlar genellikle buğdaya ve öbür tahıllara karşı alerjiktir. Sayısız kadın, bedenindeki sudan kurtulmak için yıllar boyu idrar söktürücü ilaçlar (diüretikler) kullanır. Oysa kişinin duyarlı olduğu yiyecek kesilince, idrar kendiliğinden sökmeye başlar. Kişi bol bol idrar çıkarır, bu arada kilo kaybeder. Bedende su tutma aşırı tuzlu yemekten de olur.

Beden ağırlığında kararsızlık

Çoğu kez bedende su tutmakla ilgili bir durumdur. Bu durumdaki kişinin beden ağırlığı 24 saat içinde bile birçok değişikliğe uğrayabilir. Bunun nedeni doğrudan doğruya besin alerjisi olabilir. Beden ağırlığı sorunları çoğu kez besin alerjisine işaret eder.

Kas ve eklem ağrıları

Besin alerjisi bulunan kişilerin ortak şikayetidir. Her ne kadar kas ve eklem ağrıları besin eksikliğinin (örneğin, magnezyum ya da B vitamini) bir sonucu olabilirse de, dokunan yiyecek kesildiğinde bu belirtilerin de ortadan kalktığı görülmüştür.

Düşük kan şekeri

Kan şekeri bazen o denli düşer ki, kişide yorgunluk, anksiyete, uyuşukluk, çarpıntı, soğuk terleme, baygınlık, baş dönmesi, baş ağrısı, açlık, saldırganlık, sinirlilik gibi belirtiler baş gösterir. Bu da çoğu kez besin alerjisiyle ilgilidir.

Bağırsaklarda belirtiler

Aşırı duyarlı bağırsak sendromunda tipik olan ishal ve/veya kabızlık gibi belirtilerin nedeni çoğu kez besin alerjisidir. Buğday ve öbür tahıllar, inek sütü gibi yiyec eklerin yol açtığı alerjiler bazen uzun süren kabızlıklara neden olabilir.

Belli yiyeceklere aşırı düşkünlük

Besin alerjisine bağlı olabilir. Alerji dolayısıyla özlenen besin kesilince, kişi kendisini çok kötü hisseder, o besin yeniden verildiğinde daha iyi olduğunu söyler. Özellikle alkol tutkunluğunda görülen bir durumdur.

Baş ağrıları ve migrenler

Çoğu kez besin alerjisine bağlı belirtilerdir. Ani yüz kızarması ve terleme; bazı kimseler görünürde hiçbir neden yokken birden kıpkırmızı kesilir, ter dökerler. Bu da besin alerjisine bağlı bir durumdur. Alkole dayanıksızlık, kişide besin alerjisine bulunduğunun kesin göstergesidir. Klasik olarak alerjik kişiler; bu grup özellikle risk altındadır. Daha önce saman nezlesi, migren, ürtiker, deride döküntü, astım ya da rinit gibi alerjik hastalıklar geçirdiyseniz, kendinizde tuhaf belirtiler görür görmez aklınıza ilk gelen şey, besin alerjisi olmalıdır.

Besin alerjisine işaret eden diğer belirtiler

Besin alerjisine yüklenebilecek daha birçok hastalık belirtisi vardır. Çocukluk çağında aşırı hareketlilik, öğrenme bozuklukları, sakarlık, aşırı susama, tekrarlayan enfeksiyonlar (boğaz ağrısı, tekrarlayan kulak ve sinüs iltihapları), yemekte mızmızlık, bacak ağrıları, baş ağrıları, uyku bozuklukları, karın şişmesi, sürekli tıkalı burun, kuru pul pul olmuş yüz derisi, kuru yanaklar, kırmızı kulaklar, ileri geri sallanma gibi tekrarlayan hareketler, öksürük şurubu, antibiyotik ilaçlara tepki ve bebeklikte inek sütü alerjisi.

Bilinmeyen sorun PKO

Sadece adet düzensizliği ve tüylenmenin ötesinde bir sorun PKO

Dünyanın her tarafında milyonlarca kadın polikistik over (yumurtalık) sendromu ile mücadele etmektedir. Menopoz öncesi dönemde kadınların yaklaşık yüzde 10'unda polikistik over sendromu görülmektedir. Bu kadar sık karşılaşılan bir durum olmasına rağmen henüz bilimsel olarak polikistik over sendromunun isimlendirilmesinde, tanımlanmasında, teşhisinde ve tedavisinde birçok bilinmeyen bulunmaktadır. Stein-Leventhal sendromu olarak da adlandırılan polikistik over sendromu mensturasyonun olmaması, vücutta tüylenme ve obeziteden oluşan bir hastalıktır. Hastalarda ultrasonografide yumurtalıklarda büyüme, yumurtalık kapsülünde kalınlaşma ve kapsülün hemen altında birçok küçük kist görülür. Ancak polikistik over sendromu olan hastalarda bütün laboratuar tetkikleri ve ultrasonografi normal olabilir. Hastalığın tanısı daha çok klinik bulgularla konulmaktadır. Hastada menslerin seyrek olması veya hiç olmaması, tüylenme, obezite ve yine bazı hastalarda kısırlık görülebilir. Diğer pek çok hormonal hastalık gibi polikistik over sendromunun da nedeni tam olarak bilinmemektedir. Stres, obezite, insülin direnci, sinir sistemindeki bazı hormonların salınımındaki bozukluklar ve genetik faktörlerin rolü üzerinde durulmaktadır.

KİLO KAYBINA DİKKAT EDİN

Kilo kaybı tedavinin en temel destekleyicilerindendir. Toplam vücut ağırlığının yüzde 5 kaybı yumurtlamanın geri dönmesini sağlayabilir. Polikistik over sendromu beyinde hipofiz bezinden salgılanan LH ve FSH hormonlarının anormal şekilde üretilmesinden kaynaklanır. Bu dengesizlik neticesinde her ay düzenli olarak overlerden yumurtlama olmaz ve mensin olmaması veya seyrek olması ortaya çıkar. Ayrıca yumurtalıklardan testosteron ve androstenodion hormonu üretimi artar. Salgılanan hormonlar yağ dokusunda östrojene dönüşmekte ve bu östrojen dönüşte LH üretimini arttırmakta ve bir kısır döngü ortaya çıkmaktadır. Kilo fazlalığına bağlı olarak insüline karşı bir direnç ortaya çıkmaktadır. İnsülin direnci sonuç olarak şeker hastalığına eğilimi artırmaktadır. İnsülin direncinin hastalığın bir belirtisi mi veya hastalığın esas nedeni mi olduğu tam olarak bilinmemektedir. Tüm bu belirti ve şikayetler kişiden kişiye göre değişmektedir. Bazı belirti ve bulgular bir kişide görülürken, diğer belirti ve bulgular başka bir kişide görülebilmektedir. Bu durum hastalığın gözden kaçmasına, atlanmasına neden olabilmektedir.

Tanı nasıl koyulur?

Polikistik over sendromu tanısı klinik bulgular, laboratuar tetkikleri ve ultrason incelemesinin bir arada değerlendirilmesi ile konur. Ultrasonografide yumurtalık kenarlarında çok sayıda küçük kist saptanır. Bu kistler sadece birkaç milimetre çapındadır ve tek başlarına sorun yaratmazlar. Kistlerin kaynağı gelişen ancak yumurtlama ile atılmayan foliküllerdir. Kadınların yüzde 20-30'unun yumurtalıklarında çok sayıda küçük kistler görülmesine rağmen, kadınların ancak yüzde 5-10'unda polikistik over sendromu bulguları vardır. Bu nedenle polikistik overler tanıyı koymak için tek başına yeterli değildir. Çok sinsi bir hastalık değildir, çoğu zaman belirti vermektedir. Kanda androjen düzeylerinin, LH ve FSH oranları tanıda yardımcı olur. Polikistik over sendromunda LH/FSH oranı genellikle 3'ün üzerindedir. Yumurtlama olup olmadığını saptamak için mensin 21. günü kan progesteron değerleri tayini yapılır. İnsülin direnci tayininde genellikle uygulanmakta ve hastaların çoğunda saptanmaktadır.

Belirtiler nelerdir?

En sık görülen belirtileradet düzensizliği, sivilce, yağlı cilt, tüylenmede artış, infertilite (kısırlık) ve kilo artışıdır. Polikistik over sendromuilk kez ergenlik döneminde menarşın başlaması ile tanınır. Ancak menarş başlangıcında genç kızlarda polikistik over sendromu olmasa bile adet düzensizlikleri ilk 2 yıl boyunca normalde de görülebilir. En sık rastlanılan düzensizlik seyrek mensturasyon görme şeklindedir. Zaman zaman amenore yanimensin hiç olamaması görülebilir. Gecikmeyi takiben görülen kanama genelde fazla miktarda ve uzun süreli olur. Bu düzensizlik yumurtlamada bir bozukluğun işaretçisidir.

Bayram diyeti

Bayramlar, düğünler, yılbaşı ve doğum günü gibi özel günler aile ve sevdiklerin bir araya geldiği özel günler hepimiz için çok keyiflidir. Bu değerli birliktelikleri daha anlamlı hale getirmek için kişiler binbir telaşa girer giyecekleri kıyafetlerden yenecek yemeklere kadar özenilir. Bu dönemi kilo ve sindirim sorunları yaşamadan geçirmek için beslenme bilincinin bu dönemde de devam etmesi gerekir. Bayram ziyaretlerinde birbirinden lezzetli ikramlarla karşılaşacağınız kesin bu durumda iradenizi test etmelisiniz.

Uzun bayram ziyaretleri sırasında ikram edilen yemekler, tatlı ve şekerler iştahınızı kabartabilir ama unutulmaması gereken husus, ihtiyacın üzerinde alınan her besinin yarar değil zarar getirdiğidir. Bayram ikramlarından sizin için sağlıklı olanları tercih edin. Bayram günlerinin vazgeçilmezi tatlı ve çikolatadan uzak durun. Kan şekerinde ani artışlara ve yağ depolanmasında hızlanmalara neden olan tatlı ve şekerlemeler sağlığına dikkat edenler ve kilo kontrolü yapanlar için kaçınılması gereken gruptadır. Bu bayram, misafirlerinize meyve salataları, light dondurmalı meyve tatlıları veya light sütlü tatlılar ikram ederek onlara büyük bir iyilik yapabilirsiniz.

Bayram diyeti

Bayramlar, düğünler, yılbaşı ve doğum günü gibi özel günler aile ve sevdiklerin bir araya geldiği özel günler hepimiz için çok keyiflidir. Bu değerli birliktelikleri daha anlamlı hale getirmek için kişiler binbir telaşa girer giyecekleri kıyafetlerden yenecek yemeklere kadar özenilir. Bu dönemi kilo ve sindirim sorunları yaşamadan geçirmek için beslenme bilincinin bu dönemde de devam etmesi gerekir. Bayram ziyaretlerinde birbirinden lezzetli ikramlarla karşılaşacağınız kesin bu durumda iradenizi test etmelisiniz. Uzun bayram ziyaretleri sırasında ikram edilen yemekler, tatlı ve şekerler iştahınızı kabartabilir ama unutulmaması gereken husus, ihtiyacın üzerinde alınan her besinin yarar değil zarar getirdiğidir. Bayram ikramlarından sizin için sağlıklı olanları tercih edin. Bayram günlerinin vazgeçilmezi tatlı ve çikolatadan uzak durun. Kan şekerinde ani artışlara ve yağ depolanmasında hızlanmalara neden olan tatlı ve şekerlemeler sağlığına dikkat edenler ve kilo kontrolü yapanlar için kaçınılması gereken gruptadır. Bu bayram, misafirlerinize meyve salataları, light dondurmalı meyve tatlıları veya light sütlü tatlılar ikram ederek onlara büyük bir iyilik yapabilirsiniz.

SABAH 1 dilim kepek ekmeği
1 kibrit kutusu peynir
3-5 Adet zeytin
2 çay kaşığı şekersiz reçel (kendi tadıyla pişmiş)
Domates(mevsim nedeniyle Cherry olabilir)
Salatalık,
Sivri biber, istenirse maydanoz
Hafta sonu 1 yumurta (istediğiniz gibi pişebilir, tercihen yağsız)

Veya
(2 Gün)1/2 simit- 1 kibrit kutusu peynir-domates

Veya
5 Yemek kaşığı musli cornflakes-nesfit
1 su bardağı diyet süt
1-2 kuru kayısı

Veya
1 Orta boy elma
1 Kivi
5 badem
1 Kibrit kutusu dil peyniri
Bayramın ilk günü muhtemelen kahvaltılarda bir büyüğünüzün evinde iseniz kendinize biraz kaçamak hakkı tanıyın. (Örneğin; 1 parça peynirli börek / 1 2 dilim sucuklu yumurta / 1-2 dilim hindi salam veya yağsız sosis sote gibi)

ARA
Ziyaretler esnasında ikram edilen şeker, tatlı, pasta'dan mümkün olduğunca uzak durun. Şayet bir şekilde içinizdeki isteğe yenik düşerseniz lütfen ardından 1 çay bardağı süt ya da 1-2 yemek kaşığı yoğurt yiyin ki şeker seviyeniz dengelensin.

ÖĞLEN
Başlangıç yemeklerinden ve zeytinyağlılardan ve (1'er yemek kaşığı kızartma olmamak kaydıyla), çorbadan (ne olursa olsun) 1 kepçe yiyin...

AKŞAM
1 ana yemek seçin + yanına salata, sebze ve 100 gr kadar yoğurt
Izgara (200 gr.) (balıktavuket) + şayet restaurant'da iseniz salata
Çin veya İtalyan veya Japon veya Meksika yemekleri yediğinizde karbonhidrat ve proteini karıştırmadan yemenizi öneririm.
Şayet gün içinde ziyaretleriniz esnasında tatlı yediyseniz meyve yemeyin. İçki içmeyi düşünüyorsanız da tatlı yemeyin.

Bayram önerileri

Etler proteinlerin en önemli kaynaklarıdır. İyi kalite proteinin yanı sıra yağ, çeşitli mineraller ve vitaminleri de içermelerine rağmen C ve E vitaminini içermezler. Bu nedenle etlerin sebzelerle birlikte pişirilmesi veya etlerin yanında sebzelerin de tüketilmesi sağlıklı beslenme için gereklidir. Özellikle şişmanlık, kalp-damar hastalığı, diyabet, hipertansiyon, mide rahatsızlığı vb. sağlık problemi olan bireyler ve yaşlılar beslenmelerine dikkat etmelidir. Kırmızı et, tatlı ve hamur işleri tüketiminin artması; buna karşılık sebze, meyve ve kurubaklagil tüketiminin azalması sıkıntıyı daha da artırır. Özellikle yağlı etler doymuş yağı fazla miktarda içerdiklerinden bu bireyler az yağlı olanları tercih etmelidir. Hayvanın iç yağları yemeklere lezzet vermek amacıyla kullanılmamalıdır. Etler aynı zamanda sindirimi zor olan besinlerdir. Yeni kesilmiş hayvanların etlerindeki sertlik pişirmede ve sindirimde zorluk yaratır. Bu nedenle özellikle sindirim sistemiyle ilgili problemi olan bireyler bu etleri hemen tüketmemeli, buzdolabında birkaç gün beklettikten sonra tüketmeyi tercih etmelidir. Etleri pişirme yöntemi haşlama veya ızgara olmalı ve pişirme sırasında yağ ilavesi yapılmamalıdır.

FORMUNUZU KORUMAK İÇİN;

Kahvaltının içeriği

Çoğu aile için herkesin bir araya geldiği bayram kahvaltısı çok önemlidir. Kahvaltı için doğru seçimler yapmak gerekir. Ağır, kızartılmış hamur işleri, yağlı pastane ürünleri, bal, kaymak, sucuk ve salamlı omletlerin yer aldığı kahvaltı menülerinden uzak durulmalı; sofrada peynir çeşitleri, bol salatalık, domates gibi söğüş sebzeler, süt, kahvaltılık gevrek, haşlanmış yumurta veya yağsız sebzeli omlet, kepek, çavdar veya tahıllı ekmeklerin bulunduğu sofralar tercih edilmelidir.

Tatlı seçimi yaparken

Bayram günlerinin vazgeçilmezi tatlı ve çikolatadan mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Kan şekerinde ani artışlara ve yağ depolanmasında hızlanmalara neden olan tatlı ve şekerlemeler kronik hastalığı olanlar, sağlığına dikkat edenler ve kilo kontrolü yapanlar için kaçınılması gereken gruptadır. Misafirlere meyve salataları, light dondurmalı meyve tatlıları veya light sütlü tatlılar ikram edilebilir. Diyabet hastaları veya kilosunu korumaya çalışan bireyler tatlandırıcı ile yapılmış sütlü tatlılardan tüketebilirler. Ancak dışarıda, diyabetik ve diyet olarak satılan tatlıları alırken mutlaka dikkatli olunmalıdır. Diyabetik ya da diyet adını alan her gıda uygun olmayabilir. Kalorisi mi azaltılmış yoksa tatlandırıcı mı kullanılmış sorgulanmalıdır.

Su tüketimi

Su metabolizmanın devamı, sağlığı ve arınması için çok önemli olduğu kadar, kişiler üzerindeki rahatlatıcı etkisiyle de vazgeçilmezdir. Bayram boyunca günde en az 8-10 bardak su içilmeli, sık sık ikram edilen çay, kahve, asitli-gazlı içeceklere hayır denilebilmelidir. Bayram ziyaretleri sırasında tüketilen fazla çay ve kahve tüketimi uykusuzluk, kalpte ritim bozuklukları, mide problemlerine sebep olabileceğinden bu tür içecekler tüketilirken miktarlarına dikkat edilmelidir.

Ayrıca,

Alkol tüketilecekse şarap veya light bira tercih edilmeli ve aşırıya kaçılmamalı, Açık havada 30-60 dakikalık yürüyüşler yapılmalı, Vücudu toksinlerden arındıran yani antioksidan etkisi bulunan, posa kaynağı meyve ve sebzeye ağırlık verilmelidir.

Kahvaltının önemi

Yemek yeme alışkanlıklarımız, zihinsel ve bedensel faaliyetlerimizi etkiler. Sağlıksız beslenme düşünme ve kavrama yeteneğinin azalmasına, hatta hafıza kayıplarına neden olur.Günde 8 saat uyuduğumuz halde kendimizi yorgun hissediyor, çabukyoruluyor, hafıza ve düşüncemizde azalma görüyorsak mutlaka yemek yeme alışkanlıklarımızı gözden geçirmeliyiz. Gece boyunca düşen metabolizma hızı, kahvaltı ile yüzde 20-30 artmaktadır. Kahvaltı atlandığında ise vücut bir sonraki öğünde besin alınmayacağını zannederek gelecek öğünde tüketilen besinleri yağa dönüştürerek depolayacaktır.

En Önemli Öğün

Kahvaltı günün en uzun açlığı olan gece açlığını takip etmesi nedeniyle biten enerjinin tekrar alınabilmesini sağlayan en önemli öğündür. Kahvaltı kan şekeri olarak bilinen glikoz için kaynak oluşturduğundan büyük önem taşır. Glikoz beyin için en önemli enerji kaynağıdır. Çünkü beyin bir enerji deposuna sahip değildir. Çocuklar için okulda veya yetişkinler için iş yerinde beyin fonksiyonları için yüksek oranlarda glikoza ihtiyaç duyulur. Uyanır uyanmaz gereksinim duyulan tüm besinleri karşılayıp vücudun güne hazır hale getirilmesi gerekir ki, bu bireyleri fiziksel ve psikolojik olarak etkiler. Her gün düzenli olarak kahvaltı yapan kişiler, diğerlerine oranla daha başarılı ve verimlidir. Kahvaltı alışkanlığına sahip olmayanlarda ise konsantrasyon güçlüğü, yorgunluk ve bitkinlik gibi problemler ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, sağlıklı bir kahvaltının yaşlanmayı geciktirdiği, yaşlılık döneminde ortaya çıkması muhtemel bellek ve algı kusurları ile kas zayıflıklarına engel olduğu da araştırmalarla ortaya koyulmuştur. Her sabah sağlıklı bir kahvaltı yapan bireylerin kilolarını korudukları, daha düşük kolesterol ve daha dengeli kan şekerine sahip oldukları yapılan araştırmalarca ispatlanmaktadır. Ayrıca düzenli kahvaltı yapan bireylerde vitamin ve mineral eksiklikleri görülmemekte, sabahları uykuyu kahvaltıya tercih eden bireylerin daha hızlı kilo aldığı ve kalp krizi riskiyle karşı karşıya olduğu da belirtilmektedir.

Çocuklar İçin Mutlaka

Çocuklara sağlıklı beslenme alışkanlıkları öğretilmek isteniyorsa ilk hedefkahvaltı alışkanlığını kazandırmak olmalıdır. Kahvaltı çocukları öğrenmenin getireceği zorluklara karşı hazırlar. Bu nedenle okul hayatında kahvaltının önemi daha da fazladır. Gelişim sürecini henüz tamamlamamış bireylerin hızlı değişimleri, yeterli ve dengeli beslenmeyle desteklenmelidir. Gerekli olan karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve minerallerden oluşan besin öğelerinin doğru öğünlerde yeterli miktarlarda alınmaması, bağışıklık sistemini zayıflatır. Karın ağrısı veya şiddetli açlık ağrılarının, kahvaltı yapmadıkları günlerde çocukların söylediği en önemli şikayetlerden biri olduğu dikkati çekmektedir. Bu nedenle her çocuğun düzenli bir şekilde kahvaltı yapması sağlanmalı, yapamıyorsa kahvaltı yapmalarına uygun koşullar yaratılmalıdır.

Bu konuda yapılan araştırmalar; kahvaltı yapan çocuğunproblem çözme gibi konularda daha başarılı olduğunu, kavrama yeteneklerinin daha iyi olduğunu, beslenme bozukluklarından oluşan hastalıklara daha az yakalandıklarını ve kahvaltı yapmayan çocukların kahvaltı yapan çocuklara göre dahaşişman olduklarınıbelirterek kahvaltının önemini bir kez daha ispatlamaktadır. Sabahları işe geç kalma endişesi, kişinin kendini aç hissetmemesi, kahvaltı yaptıklarında midelerinin bulandıklarını hissetmeleri, kahvaltı etmeyerek zayıf kalacaklarını düşünmeleri, çocukların servis zamanının gelmesi kahvaltının atlanma nedenlerinden bazılarıdır. Poğaça tarzı yağ içeriği yüksek besinlerdense, hazırlanabilecek pratik ve besleyici birtakım kahvaltı seçeneği mevcuttur; 3-4 kaşık kahvaltılık gevrek + 1 bardak süt, 1 adet tost + 1 bardak süt, 1 adet meyve + 1 bardak süt gibi.

Kahvaltılık gevrekler iyi bir kahvaltı seçeneği

Özellikle zamansızlık nedeniyle kahvaltı öğününü atlama sözkonusu olunca, kahvaltılık gevrekler tempolu bir yaşam için besleyici, lezzetli ve pratik bir çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır. Gevrekler, posa içerdiği ve yanında genellikle süt veya yoğurt tüketildiği için kana karışma hızı yavaşlayarak acıkma hissini azaltır. Ancak basit şekerli gevrekler yerine şekersiz veya meyveli seçeneklerin tüketilmesi daha yerinde olacaktır. Genellikle çözünür posa içeren yulaf gevreği tercih edilmelidir. Ayrıca, mısır ve buğday gevrekleri de kullanılabilir. 5-6 yemek kaşığı kahvaltılık gevrek, 1 su bardağı light veya yarım yağlı sütle tüketilebilir. Bu öğüne, 1 tatlı kaşığı toz keten tohumu ve yine 1 tatlı kaşığı toz kepek eklendiğinde, posa miktarı artacak ve bireyi daha tok tutacaktır. Ayrıca eklenecek olan 1 adet taze elma ya da kuru meyve de vitamin, mineral ve posa sağlayarak hem kendimizi daha iyi hissetmemizi, hem de dengeli beslenmemizi sağlayacaktır.

Çölyak hastalığı

Son yıllarda sıkça görülen hastalıklardan biri olan çölyak, kalıtsal bir hastalıktır. Ailesinde çölyak olanlar risk altındadır

Çölyak hastalığı bağırsaklardaki sindirimi sağlayan ve villus denilen yapıların bozulmasına sebep olan, dolayısıyla da yiyeceklerdeki besinin emilmesini engelleyen ve ince bağırsakta hasarlar oluşturan bir sindirim hastalığıdır.

Belirtileri önemli

Ağırlık kaybı, bulantı, kusma, karın ağrısı, halsizlik, ishal, anemi, vücutta ödem ve çocuklarda büyüme geriliğidir. Çölyak hastalığına yatkınlık kalıtımsaldır. Avrupa'da hastalığın görülme sıklığı 1/350 ile 1/2000 arasında değişirken İrlanda ve Avusturya'da hastalık prevelansı daha yüksektir. Görülme sıklığı Kuzey Amerika'da Avrupa'dan düşüktür.

Genetik bir hastalık

Çölyak hastalığı genetik bir hastalıktır, yani ailevi kalıtım söz konusudur. Bazen hastalık bir ameliyat, çocuk doğumu, hamilelik, viral enfeksiyon ya da şiddetli duygusal stresten sonra tetiklenebildiği gibi ilk seferde de aktif olabilir. Hastalık yaşamın herhangi bir bölümünde ortaya çıkabiliyor. Çölyak kimi kişilerde çocukluk, kimilerinde ergenlik, kimilerinde ise orta yaş grubunda kendini gösterebiliyor.

Çölyak hastalığının yol açtığı emilim bozukluğu tablosu, başta vitaminler ve mineraller olmak üzere vücudun gereksinim duyduğu çeşitli maddelerin eksikliğine yol açar. Zaman içinde emilim bozukluğuna bağlı olarak meydana gelen beslenme yetersizliği sonucunda genel belirti olarak kilo kaybı, halsizlik ve yorgunluk, çocuklarda büyümegelişme geriliği ortaya çıkar. Kalsiyum ve D vitaminin de yeterince emilememesi sonucunda kemik dokusunun yumuşaması (yetişkinlerde osteomalasi, çocuklarda raşitizm), kemik yoğunluğunun azalması ve böbreklerde kalsiyum okzalat taşlarının oluşması söz konusu olabilir.

Teşhis ve Tedavisi

Çölyak teşhisi en zor olan hastalıklardan biri. Çünkü hastalığın belirtileri başka hastalıkların belirtileriyle aynı olabiliyor. Böylece diğer hastalıklarla karıştırılabiliyor. Kesin tanı için özel kan tahlilleri (AGA ve EMA) ve deneyimli bir gastroenterolog tarafından ince bağırsak biyopsisi yapılmalı. Biyopsi için üniversite hastanelerinin gastroenteroloji kliniklerine başvurmak gerekiyor. Genetik bir hastalık olduğu için ailesinde çölyak vakası olanların şikayeti olmasa da mutlaka doktora başvurmaları ve gerekli kontrolleri yaptırmaları şart.

Beslenmeye dikkat edin

Çölyak hastaları buğday, arpa, çavdar ve yulafta bulunan ve gluten olarak adlandırılan bir proteine tahammül edememektedir. Tanı konulduktan sonraki aşamada uyulması gereken tek tedavi yöntemi ömür boyu glutensiz diyet uygulamak. Gluten içeren tüm besinler diyetten çıkarılır. Bunlar; buğday, çavdar, arpa, yulaf ve unlarından elde edilen besinlerdir (makarna, ekmek gibi). Bazı hastalar laktoz içeren besinleri de tolere edemediği, ishalin şiddetini arttırabileceği için o hastaların diyetlerinden süt ve süt ürünleri de çıkarılmaktadır. Pirinç, mısır, baklagiller, gluteni ayrılmış mısır nişastası, sebze ve meyveler serbesttir.

Çölyaklı hastalar gluten içeren yiyecekler yediklerinde, onların bağışıklık sistemleri bunu ince bağırsaklara zarar vererek yanıtlar. Özellikle çok küçük ve parmak şekline benzeyen, villus olarak adlandırılan ve ince bağırsaktaki emilimi sağlayan yapılar kaybolur (düzleşir ve görevini yapamaz hale gelir). Villuslar olmadan kişi ne kadar yiyecek yerse yesin beslenemez. Vücudun kendi bağışıklık sistemine zarar vermesinden dolayı çölyak hastalığı otoimmün sistem rahatsızlığı (bağışıklık sisteminin yetersiz fonksiyonu) olarak düşünülüyor. Bununla birlikte, yiyeceklerin emilememesinden dolayı sindirim rahatsızlığı olarak da sınıflandırılabiliyor.

Glutensiz gıdalar

Gluten; buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi tahılların içerinde bulunan bir protein maddesidir. Glutensiz gıdalar, bir ince bağırsak alerjisi olan çölyak hastalığının tek tedavi yöntemidir. Çölyaklı bireyler etiketinde "glutensiz" ibaresi olan tüm gıdaları tüketebilirler. Buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi tahıllar ve bu tahıllarla yapılan her türlü besinler diyetten çıkarılmalı, yerine pirinç, patates, nohut, soya, fasulye, fındık, kestane, mercimek gibi besinler ve bunlardan elde edilen unlar kullanılmalıdır. Glutensiz ürünler ülkemizde de bulunabiliyor. Bu ürünler bisküviler (kayısılı, kremalı, parça çikolatalı), çikolatalı gofret, un karışımları, dilimlenmiş beyaz ekmek ve spagettidir. Ayrıca çölyaklı bireyler dışarıda özendikleri poğaça, ekmek, bisküvi gibi yiyecekleri evde kendileri uygun malzemelerle hazırlayabilirler.

Sağlıklı saçlar

Saçlarımızın sağlığı da beslenmemizden etkilenir. Özellikle de saç dökülmesi önemli bir saç sağlığı sorunudur. Daha sağlıklı saçlar için beslenmemizde B vitaminleri özellikle B6, biotin, inositol, folik asit, magnezyum, kükürt ve çinko alımına yer vermeliyiz. Saçların uzaması için özellikle B vitaminlerinin önemi vardır. B6 vitamin eksikliği ve folik asit özellikle erkeklerde saç dökülmesine neden olur. A vitaminini uzun süre yüksek dozlarda almak ta saç kaybını artırabilir. Esansiyel yağ asidi ketentohumu yağı, somon yağı saç kuruluğuna iyi gelmektedir.

VİTAMİN VE MİNERALLER

* Lipoik asit; Vücudumuz için bir antioksidant olarak görülmektedir. Hem suda hem de yağda eriyebilme yeteneğine sahip olan lipoik asit vücudumuzun her bölgesinde etkin bir koruyuculuk yapmaktadır. Özellikle şeker hastalarının yaşadığı nöropatik ağrılar olarak değerlendirilen, karıncalanma ve uyuşmayı belirgin oranda azalttığı rapor edilmiştir.

Bu olumlu etkisini, sinirlere giden kan akımını arttırak yaptığı ileri sürülüyor. Ayrıca araştırmalarda serbest radikallerin vücudumuzda yarattığı tahribata karşı koruyucu etkisiyle cilt hücrelerinin yenilenmesini sağladığı ve böylelikle daha dinç, canlı ve genç görünmesini sağladığı görülmektedir. Vücudumuz tarafından üretilmekle birlikte besinler yoluyla da alınabilmektedir. Özellikle mayalı ürünlerde, tahıl ürünlerinde ve az yağlı ve yağsız kırmızı ette bulunmaktadır. Ancak burada önemli olan tüketilen besin miktarıdır ve bunun yanı sıra kolesterol probleminizin olup olmamasıdır. Bu durumda bir uzman gözetiminde ağız yoluyla alımını gerçekleştirebilirsiniz.

* Alfa lipoik asit coenzyme Q-10 ile birlikte alındığında daha etkilidir. Vücut için önemli görevleri olan coenzyme Q-10'in besin destekleri piyasalarda bulunmaktadır, kullanmadan önce doktorunuza danışınız.

* Biotin; sağlıklı ve parlak cilt ve saçlar için ayrıca sinir sağlığı içinde önemli rol oynamaktadır. Özellikle; süt, yumurta, domates, greyfurt, badem, marul ve karnıbaharda bulunmaktadır.

* Magnezyum ve kalsiyum gibi mineraller de pürüzsüz bir cilt sağlığını vücudumuza sağlamaktadır. Koenzim Q 10; enerji üretiminde ve antioksidant olarak görev almaktadır. Antioksidant özelliğiyle yaşlanmanın etkilerini azaltıcı rolü üstlenmektedir ve bu etkisiyle cilt ve saç sağlığı yönünde de olumlu etkilerde bulunmaktadır. Diğer faydalı olduğu alanlar; kardiyovasküler rahatsızlıklarda, şeker hastalığında, yüksek tansiyonda ve alzheimer hastalığı...

Baş ağrılarınız arttı mı?

Migren çeken çok insan vardır. Erkeklerde ortalama yüzde 17 kadınlarda ise yüzde 6 sıklıkta görüldüğü düşünülmektedir. Tek yanlı baş ağrısından, bulantı ve kusmadan ve ışıktan rahatsız olmaktan yakınırlar. Migren krizi baş göstermeden önce birtakım uyarıcı belirtiler görülür; bedenin sıvı toplaması, ruh halinde değişiklikler, yiyeceğe özlem çekme ve yorgunluk gibi. Bunları görsel rahatsızlıklar izler. Baş ağrısı başlamadan hemen önce hasta, parlayıp sönen ışıklar görebilir. Baş ağrısı birkaç saat de sürebilir, 2-3 günde ve çoğu kez hastayı karanlık bir odada uzanmaya zorlar. Dinlenme ya da uyku genellikle ağrıyı hafifletir. Hatta bazen ağrıyı tamamen geçirebilir.

Migrene karşı birçok tedavi yolu olduğu gibi, migrenden korunmak için de birçok önlem salık verilir. Bunların hepsi yararlı olabilirse de, hiçbiri migrenin nedenini açıklamaz. Araştırmacılar, migren hastalarının kan trombositlerinin migren krizleri arasında normalden daha çok yığılarak birbirine yapıştığını saptamışlardır. Migreni önlemek üzere aspirin gibi trombosit kümelenmesini azaltan ilaçlar yararlı olabilirse de biz bu konuda özel bir yaklaşımı yeğliyoruz.

BESİN ALERJİSİNE DİKKAT EDİN

Yakın zamanda yapılan araştırmalar, çocuklukta baş gösteren migrenin başlıca nedeninin, besin alerjisi olduğunu ortaya koymuştur. Araştırmacılar sık sık şiddetli migren krizleri geçiren 88 çocuktan yüzde 93'ünün sıkı bir kısıtlama rejimi uygulayınca hastalıktan kurtulduğunu saptamışlardır.

Migrenliler için kısıtlama rejimi

Aşağıdakileri bırakın:
Sigara
Doğum kontrol hapı
Çay, kahve ve kolalı içecekler, kakao, çikolata gibi bileşiminde kafein bulunan yiyecekler
Alkol, özellikle kırmızı şarap
Şeker
Bazı durumlarda aspartan içeren besinler

Çoğu hasta yukarıdakileri uygulayınca iyileşir. İyileşmeyenler şunlardan da kaçınmalıdır:

Bileşiminde tiramin bulunan yiyecekler; çikolata, maya türevleri ve maya ürünleri, karaciğer, salam, sosis, bakla, salamura ringa balığı ve peynir
İçinde histamin bulunan yiyecekler; peynir, salam, sosis, tuzlama lahana gibi
İçinde migreni azdırabilecek doğal kimyasal maddeler bulunan yiyecekler; portakal, muz gibi
Yiyeceklere konan katkı maddeleri; tartrazin (E102), benzoat (E210219), monosodyum glütamat (E621) gibi
Buğday
Süt

Migrenle ilişkili başlıca yiyecekler bunlardır. Rejime dört hafta devam edilmesi uygun olur. Eğer bu programı uygularken migren krizi geçirmezseniz, 3-7 gün aralarla, dokunduğundan kuşkulandığınız yiyecekleri birer birer yiyin ve hangi yiyeceğin krize neden olduğunu saptayın. Eğer bir yiyeceği yedikten sonra migren ağrıları baş gösterirse, 3-4 gün yeni bir yiyeceği denemeyin. Çünkü bu süre içinde trombosit anormallikleri belirgin olmayabilir. Eğer bu programı uyguladığınız halde durumunuzda bir düzelme olmazsa, daha kısıtlı bir rejim uygulamak gerekir. Bu rejimde kişinin ancak 10-15 tür yiyeceği denemesine izin verilir. Bu rejim ancak bir doktor denetiminde uygulanmalıdır.

Dönüşümlü ya da ek olarak, trombosit yığılımını önleyen besin bütünleyiciler de alabilirsiniz. Bu yaklaşımın bir yararı da, çok sıkı bir rejim uygulamanızı gereksiz kılmasıdır. Trombositlere karşı güçlü etkileri olan besin bütünleyicilerin başında B6, C ve E vitaminleri, temel yağ asitleri (keten tohumu yağı, balık yağı ve eşekotu yağı gibi) ve zencefil gibi bazı besin maddeleri gelir. Yukarıda verilen rejim ve bileşiminde maya bulunmayan karma vitaminler, hastanın durumunda iyileşme sağlayabilir. Doğum kontrol kullanmaktan kaynaklanan ya da hapların kullanımıyla azan migrenlerde B6 vitaminini denemenin yararı olabilir. Östrojenler B6 vitamini gereksinimini artırır. Ayrıca günde 50 mgr B6 vitamini almak trombosit yığılımını da önler.

Migrenin öbür nedenlerinin başında çevresel kimyasal maddeler (sigara dumanı, parfümler gibi), aşırı televizyon seyretmek, stres, yorgunluk, omurga bozuklukları ve hipoglisemi gelir. (Omurgadaki bozukluklar çoğu kez masajla ve osteopatik uygulamayla geçirilebilir.) Ayrıca, bir öğünü atlayıp yememek de migrene yol açabilir. Düzgün aralıklarla yemek yemek önemlidir.

Migrenli Nevralji

Bu tür baş ağrısı migreni andırırsa da bazı değişik özellikleri vardır. Baş ağrısı genellikle yetişkinlerde ve daha çok da erkeklerde baş gösterir. Birkaç hafta boyunca günde 1-2 kriz gelir. Sonra hasta birkaç ay hiç baş ağrısı çekmez. Ta ki, yeniden sık sık tekrarlayan krizlerle dolu haftalar gelene kadar. Ağrı genellikle bir gözün çevresinde odaklanmıştır, bu göz sulanabilir. Yüzün gene aynı yanında doluluk hissi ve burun akması olabilir.

Bu tür baş ağrılarına da çoğunlukla migrene yol açan nedenler yol açar. Çay, kahve, şeker, alkol, tütünden kaçınmak ve bir yiyecek güncesi tutmak yararlıdır. Baş ağrıları baş gösterince son 24 saattir yediğiniz yiyecekleri bir yere not edin,sonra bu notlara dayanarak bir kısıtlama rejimi uygulayın. Bu arada trombosit yapışkanlığını azaltacak besin bütünleyiciler almayı da ihmal etmeyin.

Öbür baş ağrılarının nedenleri ise şunlar olabilir:

* Yüksek tansiyon
* Besin alerjisi
* Sinirsel gerginlik
* Aşırı çay, kahve içmek ya da bunları ansızın kesmek
* Aşırı alkol
* Atlanıp yenmemiş öğünler
* Adet öncesi gerginlik
* Sinüs sorunları
* İlaçların yan etkileri
* Göz sorunları (belki yeni bir gözlüğe gereksiniminiz vardır?)
* Omurga sorunları
* Tam bir check-up gerektirebilecek başka tıbbi hastalıklar
* Migreniniz ne yapsanız geçmiyorsa, doktorunuzdan sizi tıbbi bir denetimden geçirmesini isteyin.

Migrenle mücadelede unutmamanız gerekenler:

- Günlük tutun. Baş ağrılarınızın ne sıklıkta, hangi tetikleyici ile oluştuğunu kaydedin. Son 24 saat içinde aldığınız ilaçlar, yedikleriniz, stres durumunuz gibi kriterleri not edin.

- Kas rahatlatıcı egzersizler yapın. Meditasyon, yoga, gibi sporları deneyin. Bunun için bir kursa yazılabilir, evde kasetler eşliğinde çalışabilirsiniz ya da sizi dinlendiren hobilerinizle vakit geçirebilirsiniz.

- Yeterli saatlerde uyumaya gayret edin. Azı karar çoğu zarar mantığını izleyin, yetişkinler için bu süre 7-9 saati geçmemelidir.

- Dinlenin ve sakinleşin. Mümkünse karanlık, sessiz bir odada dinlenin. Sabahları baş ağrısı ile uyanıyorsanız buz torbasını ince bir kumaşla kaplayıp ensenize koyun, ağrıyan noktalara elinizle basınç uygulayın.

Daha fazla su içmemiz için 10 neden

Yaz aylarında bardak bardak içtiğiniz ve sürekli boşalttığınız sürahiler artık boynu bükük ve dolu bir şekilde sizi mi seyretmeye başladı. Su içmek istemiyor hatta neredeyse su bile görmek istemiyorsanız üzülmeyin yalnız değilsiniz. Soğuk havalarda su içme isteğinin azalması birçok kişinin yaşadığı bir durumdur. Ama bu sizi yıldırmasın. İşte kışın da yaz aylarındaki kadar su tüketmeniz için size geçerli 10 neden;

1- Su insan vücudunun ana bileşenidir: İnsan vücudunun yaklaşık yüzde 75'i bu oran yaşa, cinsiyete, vücut yağına ve benzeri etmenlere bağlı olarak değişiklik göstermekle birlikte- sudan oluşmaktadır. Dışarıdan besin alınamaması durumunda 4 ila 8 hafta süreyle yaşam devam edebilirken; susuz kalma durumunda bu süre oda sıcaklığında 10 güne düşmektedir.

2- Vücudun besleyici bir ajanıdır: Su kanın içeriğinde tüm vücudu dolaşarak, tüm organ ve hücrelere besin öğeleri ve oksijen taşımaktadır. Birçok besin öğesi, esansiyel tuz için çözücü olarak görev yaparak; vücut tarafından emilimlerine olanak sağlamaktadır.

3- Vücudun temizleyici bir ajanıdır: İdrar ve ter yoluyla metabolik artıkların vücuttan atılmasında bir aracıdır. Suyun en önemli ancak günlük yaşantımızda en geri plana attığımız özelliklerinden bir tanesidir. Ancak suyu detoksifiye edici bir ajan olarak değerlendirmek gerekmektedir.

4- Böbrek taşı oluşum riskini azaltır: Böbrekler kandaki artık ürünleri süzerek onları üre formatında vücudun dışına atmaktadır. Üre içerisindeki bazı tuzların yoğunluklarının artışı böbrek taşı oluşumu için ciddi bir risk oluşturmaktadır. Ve bu risk birçok kişide daha fazla su tüketimi ile ürenin seyreltilmesi yoluyla düşürülebilmektedir. Böbrek taşı oluşum riski taşıyan yetişkinlerde günlük 12 bardaktan az su tüketmemeleri önerilmektedir. Bu miktar diğer yetişkin bireyler için 8 bardak olarak belirtilmektedir.

5- Güneş çarpması riskini azaltmaktır: vücut sıcaklığının ayarlanmasında su tek başına en önemli ve kritik rolün sahibidir. Sıcak günlerde daha fazla terleme yoluyla vücut kendini soğutmakta, rahatlatmakta ve bu yolla sıcaklığını da korumaktadır. Su eksikliğinde ise dehidrasyon oluşmakta, sıcaklık ayarı bozulmakta ve aşırı derecede artan vücut sıcaklığı güneş çarpmasına neden olmaktadır. Güneş çarpması özellikle üreme organlarında ciddi hasara yol açabilmektedir.

6- Kan basıncının düşürülmesinde etkilidir: Vücudun optimal sıvı düzeyleri, az sıvı tüketimi, ağır egzersiz veya hastalık gibi çeşitli nedenlerden ötürü düştüğünde vücut bu sıvı eksikliğini damarlarında gidermeye çalışarak büzüşmelerine bu durum da kan içeriğindeki suyun azalmasına (solunum ve terleme yoluyla) ve kan basıncının artmasına neden olmaktadır. Tabii ki bu sonuç su yüksek miktarda su kaybının olduğu durumlar için geçerlidir.

7- Kalp hastalıkları riskini azaltmaktadır: Artan dehidratasyon doku ve hücrelerin su ihtiyaçlarını kandan karşılamalarına bu durumda daha önce belirtildiği gibi kan damarlarının büzüşmesine ve kan basıncının artmasın yol açmaktadır. Tabi artan kan basıncı da kalbin basıncı düşürebilmek için daha yoğun ve hızlı çalışmasına yol açmaktadır. Fazla yorulan kalp için hastalanma riski de yükselmektedir.

8- Cildin elastik ve sağlıklı olması için hayati önem taşımaktadır: Terleme sırasında ciltte meydana gelen kirler de dışarı atılmakta ve ter cildi tertemiz sağlıklı bir şekilde terk etmektedir. Dehidrate olmuş ciltler daha kırışık ve çökmüş bir görünüme sahip olmaktadır.

9- Kalorisizdir: Her zaman duyduğumuz 'su içsem yarıyor' sözü aslında tamamen bir şehir efsanesidir. Çünkü su hiç ama hiç kalori içermez. Dolayısıyla gün boyunca içilen şekerli içecekler yerine su tükettiğinizde vücudunuzdaki hafifleme ve rahatlamayı fark etmemeniz kaçınılmaz olacaktır. Amerikalılar her yıl 13 milyar galon dolusu kalori içeriği oldukça yüksek olan şekerli içecekleri tüketmektedirler. Bu içeceklerin su ile yer değiştirmesi durumunda kar edeceğimiz kalori miktarını düşünün... Yemeklerde veya dışarıda bu içecekler yerine su istemeyi alışkanlık haline getirmeniz her açıdan sizin yararınıza olacaktır.

10- İştahı baskılamaktadır: Hiç kalori içermemesinin yanında su aynı zamanda iyi bir şişiricidir. Su içildiğinde kendimizi tok hissetmemize neden olarak daha az besin tüketmemize bu yolla da obezite ve şişmanlıkla savaşmamıza yardımcı olmaktadır.

10,5- BONUS- Su ulaşabileceğiniz en ucuz ve doğal içecektir.

Çalışan kadınlarda kilo sorunu

Çalışan kadınlar kilo sorunuyla neden daha çok karşılaşıyor?

İş hayatı çoğumuz için kabus gibidir. Bir düzen kurmakta zorlanırız. Hele kadınlarda dünya ikiye ayrılır. Bir yanda ev işleri, çocuklar ve eş, diğer yanda strese boğulduğunuz iş. Öğün saatleri ayarlanamaz ya da unutulur. Kadınların iş hayatında kendilerini daha sık göstermeleriyle birlikte kilo problemi de daha sık görülüyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, kişilerin vakitsizlik bahanesi ile çok az öğün yapması ve yapılan öğünde yüksek kalori içeren besinler tüketmesidir.

Kilo alma nedenleri

Araştırmalar çalışan kadınların yüzde 23'ünün 50'li yaşlarına geldiklerinde obezite sorunuyla karşı karşıya kaldığını belirtiyor. Kilo alımı genler ve beslenme alışkanlığı kadar sosyal yaşamdan da kaynaklanıyor.

Hızlı yemek:

Yoğun iş hayatı olan kadınların hızlı yemek yemeleri kilo problemlerinin oluşmasına neden olabilir. Fast food tarzı besinlerin yenilmesi veya enerjisi yüksek atıştırmaların yapılması vücutta yağ hücrelerinin büyümesine yol açabilir. Yemekler yavaş yenildiğinde tokluk hissi daha erken fark edilir ve daha az kalori alınmış olur.

Egzersiz yapmamak:

Çalışan kadınların çoğu masa başı işleri yapıyor. Sürekli oturur halinde çalışmak bel ve basen bölgesinde yağ birikiminin artmasına neden olabilir. Egzersiz yaparken vücutta mutluluk hormonu olan endorfin hormonu salgılanır. Bu hormonun, egzersiz tamamlandıktan sonra da devam eden sakinleştirici bir etkisi var. Bu da çalışan kadınları strese ve aşırı yemeye karşı koruyabilir.

Hormonal denge:

Kadınlar daha çok armut tipi (basen bölgesinde yağ birikmesi) şişmanlığa yatkındır. Erkeklerde ise elma tipi şişmanlıkla karşılaşılır. Elma tipi şişmanlık diyabet, kalp krizi ve inme açısından yüksek risk taşıyor.

Kadınlarda armut tipi yağ dağılımının asıl nedeni östrojendir. Östrojen basen bölgesinde yağ birikimini artırsa da bu, hastalıklara karşı riski azaltabilir. Kadınlarda östrojenin fazla salgılanması armut tipi şişmanlığın gelişmesine, yağların kalçalarda birikmesine ve orantısız bir vücut tipine neden olabilir.

Nasıl mücadele etmeli?

• Sabah güne mutlaka kahvaltıyla başlayın. İş stresini azaltmak için işyerinde gün içinde 5 dakikalık yürüyüşler yapabilirsiniz.

• Sofranızda besin çeşitliliği ve renk çeşitliliği oluşturun.

• Üç ana ve üç ara öğünü mutlaka tüketmeye çalışın.

• Egzersiz yapmayı vakit kaybı olarak değil, sağlıklı yaşamanın yolu olarak görmeye çalışın.

• Diyetinizde bütün besin gruplarını bulundurun.

• Kilo vermek için kalorisi aşırı kısıtlı katı rejimler uygulamayın.

• Şeker, tuz ve unlu gıdalardan mümkün oldukça uzak durmaya çalışın.

• Tuz ve sodyum alımını düşürün.

• Az ve sık yiyin.

• Bol su için.

İş hayatı ve beslenme

Çalışan kadınlar kilo sorunuyla neden daha çok karşılaşıyor?

İş hayatı çoğumuz için kabus gibidir. Bir düzen kurmakta zorlanırız. Hele kadınlarda dünya ikiye ayrılır. Bir yanda ev işleri, çocuklar ve eş, diğer yanda stresli ve bir o kadarda yoğun iş hayatı.

Yoğun iş hayatı, uzun çalışma saatleri, sık ve uzun seyahatler çalışanların; kendilerine yeterli zaman ayırmalarını engellemekte, çoğunlukla bu durum beslenmeyi ikinci plana atmakta ve sonuçta yetersiz ve dengesiz beslenme tablosu ortaya çıkmaktadır. Dengeli beslenme sistemi içerisinde olması gereken bütün besin gruplarına her zaman ve her koşulda ulaşma imkanının da olmaması yine dengesiz beslenmeye zemin hazırlar. Zaman planlamasında en fazla ertelenen unsur yemektir. Kadınların iş hayatında kendilerini daha sık göstermeleriyle birlikte kilo problemi de daha sık görülür hale gelmiştir.

Kilo alma nedenleri

Araştırmalar çalışan kadınların yüzde 23'ünün 50'li yaşlarına geldiklerinde obezite sorunuyla karşı karşıya kaldığını belirtiyor. Kilo alımı genler ve beslenme alışkanlığı kadar sosyal yaşamdan da kaynaklanıyor.

Hızlı yemek:

Yoğun iş hayatı olan kadınların hızlı yemek yemeleri kilo problemlerinin oluşmasına neden olabilir. Fast food tarzı besinlerin yenilmesi veya enerjisi yüksek atıştırmaların yapılması vücutta yağ hücrelerinin büyümesine yol açabilir. Yemekler yavaş yenildiğinde tokluk hissi daha erken fark edilir ve daha az kalori alınmış olur.

Egzersiz yapmamak:

Çalışan kadınların çoğu masa başı işleri yapıyor. Sürekli oturur halinde çalışmak bel ve basen bölgesinde yağ birikiminin artmasına neden olabilir. Egzersiz yaparken vücutta mutluluk hormonu olan endorfin hormonu salgılanır. Bu hormonun, egzersiz tamamlandıktan sonra da devam eden sakinleştirici bir etkisi var. Bu da çalışan kadınları strese ve aşırı yemeye karşı koruyabilir.

Hormonal denge:

Kadınlar daha çok armut tipi (basen bölgesinde yağ birikmesi) şişmanlığa yatkındır. Erkeklerde ise elma tipi şişmanlıkla karşılaşılır. Elma tipi şişmanlık diyabet, kalp krizi ve inme açısından yüksek risk taşıyor.

Kadınlarda armut tipi yağ dağılımının asıl nedeni östrojendir. Östrojen basen bölgesinde yağ birikimini artırsa da bu, hastalıklara karşı riski azaltabilir. Kadınlarda östrojenin fazla salgılanması armut tipi şişmanlığın gelişmesine, yağların kalçalarda birikmesine ve orantısız bir vücut tipine neden olabilir.

Nasıl mücadele etmeli?

• Sabah güne mutlaka kahvaltıyla başlayın. İş stresini azaltmak için işyerinde gün içinde 5 dakikalık yürüyüşler yapabilirsiniz.

• Sofranızda besin çeşitliliği ve renk çeşitliliği oluşturun.

• Üç ana ve üç ara öğünü mutlaka tüketmeye çalışın.

• Egzersiz yapmayı vakit kaybı olarak değil, sağlıklı yaşamanın yolu olarak görmeye çalışın.

• Diyetinizde bütün besin gruplarını bulundurun.

• Kilo vermek için kalorisi aşırı kısıtlı katı rejimler uygulamayın.

• Şeker, tuz ve unlu gıdalardan mümkün oldukça uzak durmaya çalışın.

• Tuz ve sodyum alımını düşürün.

• Az ve sık yiyin.

• Bol su için.

Sağlık problemleri

Yeterli ve dengeli beslenmenin olmadığı durumlarda vitamin, mineral, protein gibi vücudun temel besin öğeleri yetersiz alınabilmekte ve bu durum çeşitli sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Yine yetersiz lif tüketimi veya fazla yağlı beslenme bağırsak problemlerine neden olabilmekte, hızlı yemek yeme sonucu sindirim ve mide rahatsızlıkları oluşabilmekte ve kilo problemleri görülebilmektedir.

Atlanan veya hazır gıdalarla geçiştirilen öğünler, hızla tüketilen besinler, ağır akşam yemekleri, fazla alkol tüketimi, yüksek enerjili ve yağlı besin tüketimi gibi faktörler beslenme düzenindeki dengesizliklerle beraber kilo problemlerinin oluşmasına neden olabilir.

Seyahatler...

Öğün atlayarak zaman kazanmak sağlıktan olmak demektir. Öğün düzeni her koşulda çok önemlidir. Sabah güne mutlaka kahvaltıyla başlanmalı, atıştırma yapılmamalı, atıştırmalar nedeniyle öğün atlanmamalı, 3 ana ve 3 ara öğün tüketmeye çalışılmalı, öğle ve akşam yemekleri dengeli tüketilmeli, ara öğünler için mutlaka çantada sağlıklı atıştırmalıklar bulundurulmalıdır.

Yolculuklar sırasında sulu ve hafif gıdalar tercih edilmeli, yemeğe salatayla başlanmalı, posalı besinlerin tüketimine ağırlık verilmeli, bulunulan şehir veya ülke koşullarına göre her gün 5-6 porsiyon sebze ve meyve tüketilmeye çalışılmalı, bol su tüketilmeli, ödemi önlemek için çaykahve yerine bitki çayları tüketilmelidir. Kızartma ve yağlı besinler yerine buharda pişmiş, ızgara, haşlama veya buğulama olanları tercih edilmeli, açık büfeden uygun miktarlarda ve azar azar besin seçilmelidir.

Tatlı için yemeğin bitmesi ve tokluk hissinin oluşması beklenmeli, tatlı tüketirken özellikle sütlü, meyveli tatlılar veya dondurma gibi daha sağlıklı seçimler yapılmalıdır. Alkol tüketilmesi gerekiyor ise alkol yüzdesi düşük olan şarap veya light bira tercih edilmelidir.

Çalışan kadınlara ipuçları

Çalışan kadınlar kilo sorunuyla neden daha çok karşılaşıyor?

İş hayatı çoğumuz için kabus gibidir. Bir düzen kurmakta zorlanırız. Öğün saatlerimizi ayarlayamayız. Eğer çok yoğun bir iş hayatımız varsa en büyük problemlerden biri de zaman yetersizliğidir. Sağa sola koşturmaktan bazen öğün atladığımızda olur. Hatta yemek yemeyi bile unuturuz. Peki bu kaosun içinde nasıl formunuzu koruyacaksınız? Aslında yapılması gerekenler benzer şeyler. İster çalışın, ister çalışmayın sağlıklı beslenme ilkelerini benimsemeniz ve o doğrultuda bir program takip etmeniz gerekmektedir. Fakat çalışan bayanlar için belki bu programı takip etmelerinde kolaylık sağlayacak püf noktalar verilebilir.

Hem çalışan hem de formunu korumak isteyen iş kadınlarına beslenme stratejileri;
• Güne kahvaltı ile başlayın
• İş stresini üzerinizden atmak adına iş yerinde bile arada 5 dakika yürüyüşlerle gününüze hareket katın
• Besinleri çeşitli tüketin
• 3 ana ve 3 ara öğününüzü mutlaka tüketmeye çalışın (aralarda kuru meyve ve kuruyemiş veya bitki çayı yanında iki adet grissini gibi kolay atıştırabileceğiniz ve taşıyabileceğiniz besinler tüketebilirsiniz)
• Ağırlığınızı dikkate alarak beslenme programınız ve fiziksel aktivitenizi dengeleyin.
• Diyetinizde tahıl ürünleri, sebze ve meyveler gibi bitkisel ürünlere ağırlık verin.
• Diyetinizde doymuş yağ, kolesterol ve yağlı besinleri azaltın
• Diyetinizde şeker miktarını azaltın
• Tuz ve sodyumu azaltın
• Alkollü içecek tüketiyorsanız miktarını azaltın
• Az az ve sık sık tüketin
• Yediğiniz besini küçük parçalara bölerek yavaş yavaş tüketin
• Bol su tüketin( 12 su bardağı)

Öğle aralarında dışarıda yemek yerken :

• Yemek yiyeceğimiz mekana kurt gibi aç gitmemeliyiz, siparişimizi vermeden ekmek sepetindekileri bitirmemeliyiz
• Dışarıda yemek yiyecekseniz sevdiğiniz restoranlarda az yağlı haşlama veya ızgara olanları tercih edin. Kızartmalardan uzak durun. Porsiyon ölçülerini uygun tutun.
• Ekmeğimizin üzerine yağ sürmemeliyiz, en bayat ekmeğin bile lezzetli olmasına sebep olabilir.
• Mönüye göz atmak için 2 dakika daha uzun süre harcamalıyız.
• Lezzetli ve yumuşak olduğu kadar besleyici de olan bir yemek seçmeliyiz.
• Yarım porsiyonlar sipariş etmeli ya da arkadaşımızla paylaşmalıyız.
• Yiyemediklerinizi eve götürme seçeneği olduğunu hatırlayıp illa bitirmek için ısrar etmemeliyiz.
• Yarım saatlik bir yemek sonrası yürüyüşünün zevkini çıkarmalıyız...

Şok diyetlerin zararları

Baharın habercileri yavaşça yaklaşırken, kış aylarında alınan kiloları vermek için her yıl olduğu gibi bu yılda insanları bir zayıflama telaşı sarmış durumdadır. İnsanlar, kilolarından hızla kurtulabilmek için haftada 45 kilo verdiren, farklı seçenekler içeren, çok düşük kalorili, çoğu besin öğelerini yetersiz içeren diyetlere yani şok diye tabir edilen diyetlere yönelmektedir. Fakat burada önemli olan, tartıda kaç kilo olunduğu mudur, yoksa olunması gereken ağırlıkta, sağlıklı yağ yüzdesine sahip bir vücuda sahip olmak mıdır?

KAN ŞEKERİNE DİKKAT!
Haftada 45 kilo verdirmeyi vadeden şok diyetler, son derece düşük kalorilidirler ve vücudumuzun ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzaktırlar. En önemlisi, bu tür diyetlerle yağlar kaybedilmez, su ve kas kayıpları gözlenir. Vücut ihtiyacı olan enerjiyi, bu tür diyetlerle karşılayamaz ve enerjiyi sağlamak için kas proteinlerini ve karaciğerde bulunan bir tür şekeri (glikojen) kullanmaya başlar. Gün boyunca aç kalan bir insanda kan şekeri düşer, halsizlik, güçsüzlük, yorgunluk ve baygınlık gözlenir, iş verimi, anlama ve öğrenme kabiliyetinde düşme gözlenir, baş ağrıları oluşur. Bütün bu olumsuzlara rağmen, sonuçta kaybedilen yağ değil, su ve kas olur. Bir gram kas kaybedildiğinde, yaklaşık 2,7 gram da su kaybedilir. Dolayısıyla tartıda görülen kayıplar aldatıcıdır. Doğru kilo kaybı vücut yağ dokusundaki azalma ile olur. Bazal metabolik hız vücudumuzdaki yağ ve yağsız doku ile orantılıdır.

YAĞLANMA ARTAR
Bu da yağsız doku kitlesinin yani kas ağırlığının korunması hatta artırılmasına bağlıdır. Vücutta ne kadar fazla kas varsa, metabolik hız da o kadar yüksek, yani yağ yakma yeteneği o kadar iyi demektir. Öte yandan, vücuttaki kas kütlesi azaldıkça yağları yakma güçleşir. Karında, bel çevresinde, üst bacaklardaki yağlanma, gün geçtikçe artar.

Metabolizmayı yavaşlatır
Şok diyetlerin diğer bir olumsuz etkisi metabolizmayı yavaşlatmasıdır. Bu tür diyetler ile yağ dokusundan çok kas dokusu kaybedildiği için metabolizma yavaşlar. Bir miktar kilo verilmiş olsa da bunlar ilk fırsatta geri alınır. Hatta kişi daha az veya eskisi kadar bile yese kilo almaya devam eder. Daha sonra yapılan diyetlerde kilo vermek zorlaşır. Diyet yapılırken sonuca hemen ulaşılmak istenir, ancak seneler süren yanlış beslenme alışkanlıkları nedeniyle bozulan metabolizmanın bir veya iki ay gibi kısa sürede düzelmesinin imkansız olduğu kabul edilmelidir.

Egzersiz yapın!
Diyet programı mutlaka fiziksel aktiviteyi artırmakla veya egzersiz ile desteklenmelidir. Egzersize başlayınca vücut ağırlığı hemen azalmaz. Çünkü egzersizle başlangıçta kas hacmi olmak üzere yağsız vücut kitlesi artar. Ama vücut hızla daralır ve dokusu sıkılaşır. Artan kas kütlesiyle birlikte metabolizma hızlanır ve yağlar kalıcı olarak yakılmaya başlar. Böylece sağlıklı ve gerçek bir zayıflama başlar. Yapılacak sporun sıklığı, tipi, aktivitenin hızı, şiddeti, süresi ve tekrar sayısı önemlidir.

Hastalıklar kapıda

Şok diyetler sağlık açısından uygun olmadığı gibi besin öğeleri açısından yetersiz ve dengesiz olması nedeniyle hastalıklara daha kolay yakalanma riskini artırır. Şok diyetler genelde çok düşük kalorilidir ve bazıları bir besin öğesinden zengindir ve diğer öğeleri hiç içermez, bazıları bir besin grubuyla diğerini bir arada tükettirmez, bazıları ise tek bir besine dayanır. Örneğin yüksek miktarda hayvansal kaynaklı besinlerden oluşan bir diyette, kolesterol açısından zengin olan hayvansal kaynaklı gıdaların çok fazla tüketimi, bu tür diyetler uzun dönem yapıldığında kalp sağlığını tehdit eder. Proteinleri yüksek miktarda içeren bir diyet böbreğe yük getirir, safra taşlarına neden olabilir. Sık sık çeşitli şok diyetleri uygulayan kişilerde sindirim ve sinir sistemi bozuklukları, osteoporoz, dikkat azalması, anemi, saç dökülmesi, yorgunluk, baş dönmeleri, bulantı ve kusma problemleri görülebilmektedir.

Aç kalmamalısınız!

Zayıflamak uğruna aç kalmak, öğün atlamak, sanılanın aksine kilo almaya neden olur. Çünkü yeterince beslenemeyen metabolizma, durumu 'kıtlık' olarak algılar ve enerjiden 'tasarruf etmeye' karar verir. Böylece tüketilen ilk öğündeki her besini vücutta yağ şeklinde depolamaya başlar. Kilo vermek için bir beslenme programı oluşturulurken; biyokimyasal bulguların (tüm metabolizmanızı gösteren kan değerlerinin), genetik özelliklerin, metabolizmanın, yaşam şeklinin ve beğenilerin, yaşın, cinsiyetin, fiziksel aktivitenin, özel durumların (herhangi bir hastalık geçirildi mi? veya kullanılan herhangi bir ilaç var mı? vb.) incelendikten sonra, bu bilgiler ışığında bir diyetisyenin kişiye özel hazırladığı beslenme programını uygulanmalı ve sonrasında da yeterli ve dengeli beslenme yaşam boyu alışkanlık haline getirilmelidir.

Sağlığı geliştirmek ve iyileştirmek için 45 öneri

Hastalık riskinizi azaltmak için
1. Yemeklerinizi hazırlarken ve pişirirken zeytinyağı, kanola yağı, mısırözü yağı, ayçiçek yağı gibi kalp dostu yağları kullanın.
2. Probiyotik yoğurtlar gibi bağışıklık sisteminizin güçlenmesine yardımcı yoğurtları tüketin.
3. Kalp sağlığı için önemli olan esansiyel yağları, diyetimizde düşük olan E vitamini, selenyum ve magnezyum gibi mineralleri içeren ceviz, fındık, badem gibi kabuklu yemişleri öğün aralarında atıştırmak için kullanın.
4. Günlük 2.4 g dan fazla sodyum tüketmeyin. Bunu sağlamak için satın alırken besinlerin etiketlerini okuyun ve sodyum içerikleri düşük olanları tercih edin.
5. Koyu renkte olan besinleri tüketin. Kırmızı, yeşil ve mor renkli besinlerin kansere karşı savaşan bileşikleri içerdiğini unutmayın.
6. Som balığı, ringa balığı ve alabalık gibi omega3 yağ asitlerinden zengin kalp dostu balıkları tüketin.
7. Posa kaynağı ve diyabete karşı savunma sağlayan esmer pirinci beyaz olana tercih edin.
8. Kolesterol düşürücü çözünür posa içeren besinleri (yulaf ezmesi, kuru baklagiller, arpa ve elma) tüketin.
9. Her gün en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketin; ancak 9 porsiyona çıkarmayı hedefleyin.
10. Yüksek kan basıncını düşüren potasyumdan zengin haşlanmış patates, yoğurt, muz, portakal ve domates suyu gibi besinleri hayatınıza dahil edin.
11. Prostat kanserine karşı koruma sağlayabilen bitkisel kimyasalı (laykopeni) içeren domatesi ve domatesi pişirerek hazırlayacağınız domates soslarını tüketin.

Posa alımınızı artırmak için
12. Ara öğünlerinizde atıştırma olarak meyve tercih edin
13. Seçiminizi yüzde 100 tam tahıllardan üretilmiş ekmekten yana kullanın.
14. Meyve suyu içmek yerine meyvenin kendisini tüketin.
15. Meyve ve sebzelerinizi tüketirken kabuklarını eğer mümkünse soymayın.
16. Kahvaltılık gevreklerinize, yoğurt ve salatalarınıza posa kaynağı ve omega-3'den zengin keten tohumu ekleyin.
17. Yoğurdunuzu sade tüketmek yerine içerisine meyve doğrayarak tüketin
18. Yemeklerinize ve salatalarınıza haşlanmış kuru baklagilleri ekleyin.
19. Şehriye çorbası yerine mercimek çorbasını tercih edin. (1 büyük kase mercimek çorbası 7 gr. posa içerir)
20. Tencere yemeklerinin (mesela güveç tarzında olanlar) üzerine ufalanmış ekmek yerine yulaf serpiştirin.
21. Küçük parçalar halinde doğranmış brokoli, kabak ve havuçları haşlayıp makarnanıza ekleyin.
22. Balık, tavuk ve yumurtalı salatalarınıza ızgara sebze ilave edin.
23. Sandviçinizin arasına taze marul ve ıspanak yapraklarını ekleyerek tüketin.
24. Kahvaltılık gevreklerinize kurutulmuş meyveleri ekleyin.

Kilo kontrolü için
25. Tam yağlı veya yarım yağlı sütler yerine yağsız olanları tercih ederek her porsiyonda 45-72 kalori daha az alın.
26. Kızartılmış balık yerine ızgara balık tercih edin.
27. Kilo değişikliklerinizi belirli aralıklarla tartılarak izleyin ve kilonuz kontrolden çıkmadan gerekli önlemleri alın.
28. Sıvılarla aldığınız kalorileri takip edin. Meyveli soda, meyve suları ve alkol gibi kalorili içecekler siz fark etmeden aldığınız kalorilerin artmasına neden olur.
29. Sağlıklı pişirme yöntemlerini tercih edin, gerekirse bu konuda uzmanlardan destek ve eğitim alın.
30. Besinleri kızartmak yerine ızgarada, fırında pişirerek veya haşlayarak tüketin.
31. Sos hazırlarken çok az yağ ilave ederek hazırlayın; çünkü yağların hemen hepsinin 1 yemek kaşığının 120 kalori içerdiğini bilin.
32. Yüksek yağlı besinlerden vazgeçmeyin, bu besinleri alternatifler üreterek tüketin. (kızarmış köfte ve beyaz ekmekle hazırlanmış hamburger yerine, ızgara et ve çok tahıllı ekmek ile hazırlanmış sandviçi tercih edin)
33. Besinleri gün içerisinde küçük öğünler ve porsiyonlar halinde tüketin.
34. Yemeklerinize çorba ve salata ekleyerek kalori yerine miktarlarını artırın.

Sağlıklı atıştırmak için
35. Mikrodalgada veya teflonda yapılmış yağsız patlamış mısır tüketin.
36. Light peynir ile beraber tahıllı kraker veya ekmek tüketin.
37. Küçük porsiyonlarda atıştırma yapın ve atıştırmak için besin öğesi içeriği zengin besinleri tercih edin.
38. Bir avuç bademi hem atıştırmak hem de iştahınızı kesmek için kullanın.

Dışarda yemek yerken
39. Açılış yemeğinizi iştah açan besinlerden seçin.
40. Kızartılmış tavuk ızgarada veya fırında pişirilmiş olanları tercih edin.
41. Yemek ve salatalarınız soslarını kendiniz ekleyin.
42. Yemeklerin nasıl hazırlandığını sormaktan çekinmeyin.
43. Yemeklerin hepsini tüketmeye çalışmayın, kalanları paketlettirebileceğinizi unutmayın.
44. Yemeklerde sağlıklı birkaç alternatif sunan restoranları seçin.
45. Pizza yemeye karar verdiğinizde, yanında yiyeceğiniz besinleri salatalardan seçmelisiniz.

Diyetten sağlıklı beslenmeye

Dünyadaki özgün diyetlerden sentez diyeti hayatımızdaki ikileme bir son verip sağlıklı beslenmeyi yaşamımıza sokuyor... Mutfaklarımızda Doğulu, iş hayatımızda Batılı olarak yaşıyoruz. Bedenimiz bu çatışmanın kötü sonuçlarının arenası adeta. Dünyadaki en son özgün diyet çalışması olan Sentez Diyeti işte bu çatışmayı çözerek bedenimizin bu ikili yaşama uyumlanmasını maksimum farkındalıkla sağlıyor. Sentez diyeti ile diyet kavramından sağlıklı beslenme kavramına geçiyoruz.

Sentez diyeti;
1. Vücudunuzdaki yağ yakımını ve tokluk hissini hızlandıran "hormon sistemini" harekete geçirir
2. Sosyal yaşamınızı yadsımadan, (seyahatte, işte, toplantıda, her ülkede) her koşulda doğru beslenmeyi, kilonuzu azaltacak ve istenen seviyede tutacak şekilde yaşamınıza uygular
3. Vücudunuzdaki gerçek durumu biyolojik olarak algılayabilmek için kan bulgularınızı inceleyip kişisel vücut haritanızı çıkarmak. Bu doğrultuda vitaminmineralsporsu vs. desteği verir
4. Beslenme eğitimi sırasında ve sonunda kişiye tüm iletişim araçlarıyla tam destek verir.
5. Açıklık ilkesiyle psikolojik destek unsurunu kullanıp beslenme eğitimi boyunca kişiyi neden, nasıl, niçin sorularıyla bilimsel ve açık bir şekilde yönlendirir

Günlük beslenmenizde;
1- Diyetinizde önerilen yiyecekleri yedikten sonra hangilerinin size iyi ya da kötü geldiğine dikkat edin.
2- Yiyecekleri sindirebilmeniz onun size iyi geldiğini göstermez. Sindirim sisteminizi iyi kullanmasını öğrenin.
3- Size iyi gelen yiyecekler ve biyokimyasal yapınızla birlikte doğru sindirim sistemi sizi daha sağlıklı daha enerjik hem de daha zayıf kılacaktır.
4- Ailenizden geçen sağlık problemleri beslenmenizin şekillenmesini etkileyecek önemli bir faktördür, ancak bunu hiçbir zaman kendinize bahane olarak görmeyin.

Maksimum farkındalık;
Sağlığımızı kalıcı bir durum haline getirmenin yolu yaşamımızın her saniyesini "maksimum farkındalıkla" yaşamaktan geçer. Daha enerjik ve daha sağlıklı olmayı keşfetdiğinizde maksimum farkındalığı yakalarsınız.

Sağlığlı olmak için;
Vücudunuzu bir makine gibi düşünmek yerine bu makinenin içindeki biyokimyasal dengeyi çok iyi anlayıp onunla birlikte hareket etmeniz daha iyi olmaz mı? Vücudumuzun yaşadığımız çevreye genlerimiz, yediklerimiz ve duygusal dengemizle uyumlanmasına yardımcı olmalıyız. Kuşkusuz ki bu uyumlanma hepimiz için farklı bir süreçte gerçekleşir.

Diyet, sağlıklı beslenme olduğunda kazanım sağlar!

1- Maksimum seviyede değerli bir duygusal yapı ve zihinsel performans artışı...
2- Fiziksel performans artışı...
3- Vücut yağ seviyesinin olması gerektiği seviyeye gelmesi ve kilo kaybının yağsukas gibi öğelere dikkat edilerek verdirilmesi...
4- Diyet esnasında var olan hastalıkların beslenmeyle ilgili yanının tedavi edilmesi...
5- Kilo verirken ya da beslenme alışkanlığı kişiye kazandırılırken tüm yaşama adapte olmasını saklayacak bilgilendirme sürecini içermesi...
6- Yaşama yeniden "var olan durum" ve "var olacak durum"la kazanılan sonucun motivasyonla iyileştirmeye dönüştürülebilmesi...
7- Her yiyecek ve içeceğin ne, neden, nasıl, niye sorularına cevap verilecek şekilde çözümlenip hayatımızın sentezleştirilmesi...
8- Ve her bireyin ne kadar farklı bir dünya olduğunun "asla ve asla unutulmaması"...

Sağlıklı beslenmeye geçerken doğru sentez nasıl olmalı?

1- Durum Analizi

Öncelikle var olan beslenme durumunuzla ne haldesiniz, enerjiniz nasıl? Ülser, diyabet, yüksek tansiyon, mide, bağırsak problemi var mı? Neden bu şekildesiniz?

2- Hasta Geçmişi
Hastanın geçmişi hastadan, ailesinden alınan sübjektif bir bilgidir. Hastanın geçmişi önceki değerlendirmedeki beslenme eksiklişlerini saptar.

3- Tıbbi Geçmiş
Hastanın sağlık durumu ile ilgili geçmişi beslenme durumunu etkileyebilecek faktörleri saptamak için ayrıntılı bir şekilde gözden geçirilmelidir.

4- Klinik Bulgular
Vücut yapımızla ilgili ayrıntılı bilgiyi verip diyet programını hazırlamaya yardımcı olacak bazı analizlerin irdelenmesi gerekmektedir. Sağlıklı beslenme programlarının hazırlanabilmesi ve kişiye özel olması için bu analizler elzemdir.

5- Beden Kitle İndeksi
BKI, kilonun boyun karesine oranıdır ve vücut yaşlarının göstergesi olarak kullanılır. Sonuçlar kişiye göre yorumlanmalıdır BKI aşağıdaki eşitlikleri kullanarak hesaplanabilir.

Beden Kitle İndeksi sınıflandırması
* BKI Sınıfı
* 40 ve üzeri 3. derece obezite
* 35-39. 9 2. derece obezite
* 30-34. 9 1. derece obezite
* 25-29. 9 fazla kilolu
* 18. 5-25 normal
* 17-18. 4 1. derece proteinenerji kötü beslenmesi
* 16. 0-16. 9 2. derece proteinenerji kötü beslenmesi
* 16'dan küçük 3. derece proteinenerji kötü beslenmesi

6- Siz Özelsiniz...
Hiç kimse bir başkasıyla aynı değildir. Hepimiz için genel doğrular vardır, ancak bunları uyguladığınızda bireysel ayrıcalıklara dönüşür. Bireysel ayrıcalıklarımız ise çevresel dinamiklere, ailemizden gelen genlere, doğum anından yaşadığımız ana kadar olan beslenmemize, cinsiyetimize bağlıdır. Bu nedenle kişilerin beslenme planları farklılık göstermektedir.

Detoks sebze ve meyveleri

Domates: Kanserden koruyucu, yaşlanmayı zihinsel ve bedensel olarak yavaşlatıcı bir sebze. Beta karoten ve çinkodan zengindir. Bağışıklık sistemini güçlendirici etki gösterebilir. Potasyum içeriğinin dengeli olması nedeniyle yüksek kan basıncı üzerinde ve vücudun su tutmasında olumlu etkileri görülebilir. Domatesin içerdiği önemli bileşiklerle bağırsakları harekete geçirmede ve toksin atımında önemli etkileri görülebilir.

Karahindiba: Karaciğere destek verebilir. İçeriğindeki karatenoidler sayesinde antioksidan özelliği içerir.

Enginar: Kan şekerini dengelemede, kandaki üre ve kolesterolün düşürülmesinde olumlu etkileri görülebilir. Özellikle karaciğerden toksin atabilir. Kanın temizlenmesinde, vücuttaki zehirli maddelerin ve yorgunluk maddelerinin idrarla dışarı atılmasında etkin olabilir.

Salatalık: Posa bakımından zengin, iyi bir potasyum kaynağı ve diüretik ( su atıcı ) etkiye sahip bir sebzedir. İdrarla birlikte vücuttaki üre asidi ve ürat tuzlarını eritip dışarı atılmaktadır. Ciltteki ter bezlerinin çalışmasına yardımcı olabilir.

Sarımsak: Yüksek tansiyon ve kalp hastalığı riskini azaltabilir. Bağışıklık sistemini güçlendirici etkiye sahiptir. İçerdiği allicin adlı madde sarımsağa kokusunu verdiği gibi antibiyotik özellik gösterebilir ve kolesterole yardımcı olabilir. Vücuttaki salgı bezlerinin çalışmasında etkinlik gösterebilir.

Maydanoz: C vitamini ve demir deposudur. Böbrekleri temizleyici, kan şekerini dengeleyici ve kansere karşı koruyucu etkisi görülebilir. Kan şekerinin normal seviyede tutmada yardımcı olabilir.

Zencefil: Sindirim sistemini rahatlatıcı etkiye sahiptir. Vücuttaki zehirli maddeleri dağıtabilir. Kramp, mide ekşimesi ve ishali önleyici etkisi görülebilir. Tokluk sağlamada ve bulantıyı önlemede kullanılabilir.

Kereviz: Antioksidandır. Sindirim sistemini rahatlatabilir. İdrar söktürücü etkisi görülebilir. Süt yapımını ve verimini arttırabilir. Kan şekerini ve yüksek tansiyonu dengeleyebilir.

Elma: Posa bakımından zengin, güçlü bir antioksidan özelliğe sahiptir. Sindirim sistemine yardımcı ve toksin atıcı özelliğe sahiptir. İçerdiği yüksek potasyum ve düşük sodyumla sakinleştirici etki gösterebilir. Karaciğer hücrelerini koruyucu etkileri görülebilir.

Kırmızı erik: Posa ve potasyum bakımından zengin, içerdiği beta karoten sayesinde güçlü bir antioksidandır. Bağırsak hareketini arttırabilir. Karaciğeri temizleyebilir ve böbrek sağlığını koruyabilir.

Kivi: Potasyum ve C vitamini bakımından zengin, sindirime yardımcı. Kolesterol seviyesini düşürücü, karaciğer fonksiyonunu arttırıcı etkileri görülebilir. Kanın temizlenmesinde ve toksin atılmasında yardım edebilir.

Kayısı: Potasyum, posa, beta karoten ve C vitamini yönünden zengin, bağırsakların düzenli çalışmasında etkili. İçerdiği beta karoten adlı madde hücrelere saldıran molekülleri kontrol altına alarak, kanseri önleyebilir. Kayısının parlaklığı arttıkça, içindeki beta karoten oranı da artmaktadır.

Vişne: Potasyum ve C vitamini içeriği yüksek, diüretik etkili ve toksin atmada etkin bir meyvedir.

Böğürtlen: Folik asitten zengindir. Bağışıklık sistemini destekleyici etki gösterebilir.

Detoks genel ilkeler
Sigara, alkol, çay ve kahve tüketimi program boyunca kısıtlanmalıdır. Su kaybı yüksek oranda gerçekleşeceğinden dolayı bitkisel çaylarla sıvı alımı desteklenmeli hiçbir sıvı su yerine geçemeyeceğinden su tüketiminin yüksek oranda tutulması, bunun yanı sıra da bitki çaylarının tüketimi önerilmektedir. Vücudumuz susuz kaldığında metabolizma hızımız yüzde 30 oranında azalma gösterir. Bu nedenle vücuttan sıvılarla toksik atımı bol sıvı alarak desteklenmelidir. Böbreği temizler ve kan dolaşımını hızlandırır. Vücut susuz kaldığında beyin sinyalleri mideye yanlış sinyaller gönderebilmekte yani siz kendinizi aç hissederken aslında siz susuzluk yaşıyorsunuzdur. Yapay içerikli bütün besin maddelerinden uzak durulmalıdır.

Önemli tavsiyeler
- Kalkar kalkmaz oda ısısında su için (Suyun içine akşamdan kabuklu limon dilimleri koyun )

- Sıvı alımını arttırın ve günde 3 lt su içmeye özen gösterin

- Her gün beş poşet yaseminli yeşil çayın yanı sıra bir poşet karahindiba da içmeye çalışın.

- Detoks süresince asla şeker kullanmayın. Tatlandırıcının doğal olanını tercih edin.

- Tuzu mümkün olduğunca azaltın.

- Önerilen miktarda sebze ve meyve tüketin.

- Yoğurt ve süt grubunu yağsız tercih edin.

- Zeytinyağlı salatanızın içine bir orta boy enginar, yarım paket soya filizi, maydanoz ve kurutulmuş domates koyun.

- Keten tohumu tüketmeye çalışın.

- Ara öğünleri atlamamaya çalışın

- Detoks boyunca sigara ve alkol almayın/kullanmayın ya da minimuma indirin

- Gazlı içecek ve yapay meyve sularından uzak durun

- Yatarken bir çay bardağı içme suyuna, bir çay kaşığı elma sirkesi katarak için

Sebze ve meyvelere dikat!

Vücudun en büyük dostu olan sebze ve meyveleri saklamak ve besin değerlerini yükseltmek büyük önem taşır... İşte size faydalı birkaç öneri!
Vücudumuz her gün çeşitli besin öğelerine gereksinim duyar. Yiyecek ve içeceklerin çoğu birden fazla besin öğesi içerir; ancak hiçbiri hepsini birden içermez. Vücudun gereksinimi olan bu öğeleri yeterli miktarda almak için besinler çeşitlendirilerek tüketilmelidir. Sebze ve meyveler dört ana besin grubu içinde yer alan önemli bir gruptur. İçerdikleri vitamin ve minerallerin yanında, yapılarında sağlığı geliştirici pek çok öğeyi de bulundururlar. Hastalık riskini minimuma indirmek ve sağlığı geliştirmek için her gün 59 porsiyon sebze ve meyve tüketilmelidir.

Sebze ve meyvelerin içerdiği vitaminler, mineraller, proteinler, antioksidan öğeler ve biyoaktif bileşenler gibi pek çok öğeden yararlanmak için bu besinlerin marketten alınmasından sofraya gelene kadar ki evrede saklama, hazırlama ve tüketim koşulları çok önemlidir. Uygun koşullar sağlanmadığında bu besinler sağlığı geliştirici ve hastalıklardan koruyucu etki göstermeyecekleri gibi çeşitli sağlık problemlerine dahi neden olabilirler. Bu nedenle sebze ve meyveleri satın alırken, kullanırken ve saklarken aşağıdaki ilkelere dikkat edilmelidir:

MEVSİMİNDE ALIN

Sebze ve meyveler mevsiminde tüketilmelidir. Mevsimlik sebze ve meyveler turfanda olanından daha ekonomik, daha lezzetli ve daha besleyicidir. Tazesi bulunmayan ortamlarda dondurulmuş olanları veya konserve olanları tercih edilmelidir. Marketten veya pazardan sebze ve meyve alınırken meyvelerin iri ve gösterişli olanları değil, düzgün, çürüksüz, pörsümemiş sulu ve lezzetli olanlarını seçilmelidir. Yeşil yapraklı sebzelerin yaprağı bol ve yeşil olanları, patatesin yeşillenmemiş ve çillenmemiş olanları, yeşil fasulyenin kırıldığında gevrek ve kılçıksız olanları tercih edilmelidir. Taze sebzeler dayanıksızdırlar. Ispanak, marul gibi sebzeleri, köklerindeki çamur, toz ve toprakları gidecek şekilde temizlendikten sonra buzdolabında 2-4 gün saklanabilir. Diğer taze meyve ve sebzeler ise çamurluysa yıkadıktan sonra, çamuru değilse yıkanmadan saklanmalıdır. Patates orta nemli, karanlık, hava akımı olan yerde, kuru soğan serin ve kuru yerde saklanmalıdır.

Taze sebze ve meyveler toplandıktan sonra işleme koşullarına bağlı olarak vitamin değerlerinde azalmalar olur. Sebzeler oda ısısında ve oksijenle temas edecek şekilde bekletilirse vitamin kayıpları olur. Bu nedenle sebze ve meyveler soğutucuda saklanmalı, kullanılacağı zaman doğranmalıdır.

Derin dondurucular yiyeceklerin daha uzun süre saklanması için oldukça uygun dur; ancak derin dondurucudan çıkarılan yiyecekler; çözüldükten sonra yeniden dondurulmamalıdır.

Sebze ve meyveler çözdürme işlemi yapılmadan kullanılmalıdır Dondurulacak sebze ve meyveler, mevsimine göre seçilmeli, kaliteli olmalı, temiz soğuk suyla iyice yıkanmalı, aynı boyutta olanlar seçilmeli ve kullanılacak malzemeler temiz olmalıdır. Meyve ve pişmemiş sebzeler buzdolabında ayrı bölmelerde saklanmalıdır, böylece besinlerden biri bozulmaya başladığında diğerlerinin de bozulmalarını engellemiş olur.

İYİCE YIKAMALISINIZ

Sebzeler önce yıkanmalı, sonra ayıklanmalı ve doğranmalı, hava temasında bekletilmeden pişirilmelidir. Haşlama ve pişirme suyu dökülmemelidir.

Yemekler pişirildikten sonra hemen tüketilmelidir. Bekletme ve tekrar ısıtma besin değerinin azalmasına neden olur. Salatalara limon suyu yeneceği zaman eklenmelidir.

Uzun süre yüksek ısıda pişirme vitamin kaybına neden olur. Sebzeler kendi suyu veya çok az su ile kısık ateşte pişirilmelidir. Pişmiş yemekler buzdolabında kapalı kaplarda saklanmalı ve sürekli yemeğin tamamını ısıtarak bozulmalarına neden olmak yerine tüketilecek miktar kadarı ısıtılmalıdır.

Sıcak yemekler soğumadan buzdolabına konulmamalıdır.

Sebze ve meyvelerin güneşte kurutulması da vitamin kayıplarını artırmaktadır. Direk güneş ışığına maruz kalmayan, temizliğinden emin olunan bir ortamda, besinin üzeri açık bırakılmadan kurutulmalıdır.

Reçel yapılacak meyvelerin ezik ve çürük olmamalıdır.

Kışın çocuk beslenmesinde dikkat edilmesi gerekenler
Çocukların kış mevsiminde hastalıklardan korunması ancak güçlü bir bağışıklık sistemiyle mümkündür. Sebzelerde ve meyvelerde bulunan "antioksidanlar" (A, C, E vitaminleri ve selenyum gibi mineraller, oligosakkaritler, alkol ve fenoller gibi bazı maddeler) hastalıklara karşı vücudun savunma mekanizmasını güçlendirirler. Maydanoz, kuşburnu, yeşilbiber, limon, portakal, çilek, greyfurt, kivi, enginar, brokoli, fasulye ve ahududunda bol miktarda bulunan C vitamininden ; ayçiçek yağı, zeytinyağı, fındık, badem, soya, ceviz ve fıstık türlerinde bulunan E vitamininden ; havuç, ıspanak, brokoli, domates, pırasa, marul gibi turuncu, kırmızı, yeşil sebze ve meyvelerde bol miktarda bulunan A vitamininin bir türevi olan beta karotenden zengin bağışıklık sistemi hücrelerinin güçlenmesi sağlayan bu sebze ve meyveler bol miktarda tüketilmelidir. Bunun için sebze ve meyveler (taze, salata veya sebze yemeği şeklinde) sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemeklerinin vazgeçilmez yiyeceklerinden biri olmalıdır.

YEŞİL YAPRAKLI SEBZELER

Yoğurt bağışıklık sistemini güçlendirerek birçok hastalığı önleyici etkiye sahiptir. Yoğurdun ve yoğurt üretiminde kullanılan laktik asit bakterilerinin bağışıklık sisteminin baskılanması nedeniyle oluşan enfeksiyonları, gastrointestinal sistem hastalıklarını ve kanseri önleyici etkileri bulunmaktadır. Probiyo tik yoğurtlar ise yeterli seviyede alındığı zaman bağırsak mikroflorasının dengesini geliştirerek katkıda bulunan probiyotik ve prebiyotik bakterileri içeren bağışıklığın güçlendirilmesini sağlayan önemli fonksiyonel besinlerden biridir. Bağışıklık sist emini güçlendiren probiyotik yoğurdun sindirimi kolaylaştırıcı, ishali ve kabızlığı önleyici, kolon kanseri riskini de düşürücü etkisi bulunmaktadır.

Güçlü bir bağışıklık sistemi için besinlerle daha çok demir, magnezyum, selenyum ve çinko almaya özen gösterilmelidir. Demiri koyu yeşil yapraklı sebzeleri, kırmızı et, tavu k, kuru kayısı ve kuru üzümü; magnezyumu tahıl, sebze, süt ve deniz ürünlerini; selenyumu balık ve diğer deniz ürünlerini; çinkoyu ise yumurta, süt, et, tahıl ve deniz ürünlerini tüketerek alabilirsiniz. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki bağışıklık sistemini güçlendirmek için tüketilmesi önerilen bu minerallerin yüksek miktarlarda alımı vücudu olumsuz etkileyebileceğinden, bu mineralleri içeren besinler önerilen düzeylerde tüketilmelidir.

Diyeti bozmadan yılbaşı sofrası

Kalp, karaciğer, diyabet ve kolesterol sağlığını korumak için yılbaşı akşamı yapmanız gerekenler
Meyve ve sebzelerin antioksidan etkisi bulunduğu için salata veya sebze olarak tüketin. 4Kırmızı et yerine balık, tavuk ve hindiyi tercih edin. Ancak et miktarlarına ve pişirme şekline mutlak dikkat edin.

* Toplam yağ tüketiminizi azaltın. Katı yağlar yerine sıvı yağları, özellikle zeytinyağı kullanın. Zeytinyağı içerdiği yağ asitleri açısından oldukça yararlıdır ve yer fıstığı yağında doymamış yağ asidi olan oleik asit kötü kolesterolü düşürürken iyi kolesterolü yükseltir.

* Çorba veya sebze yemeğinize veya cacık olarak 2-3 diş sarımsak tüketin, sarımsak bol miktarda potasyum, fosfor, selenyum, A ve C vitaminleri ile 75 farklı kükürtlü madde içerir. Kan damarlarını genişletmekte ve kanın pıhtılaşma yeteneğini azaltmakta, böylece damar tıkanmasını önlemektedir.

* Yılbaşı sofralarında şarküteri ürünlerinin tüketilmemesini öneriyorum. İçeriğindeki doymuş yağ asitleri özellikle kalp damar sağlığını olumsuz etkilemektedir. Eğer tüketilmek istenilirse miktarını minimumda tutarak ve beraberinde C vitamininden zengin yiyecekleri de bulundurmaya özen gösteriniz. İçeriğindeki nitrit ve nitratın etkilerini minimuma indirmek için domates, limon, yeşil biber, maydanozdan oluşan bir salata uydun bir seçenek olacaktır.

* 2-3 yemek kasığı kadar barbunya pilakisi, kuru fasulye veya nohut tüketin. Kurufasulye, nohut, mercimek, börülce ve barbunya hem çok besleyicidir, hem de kalp hastalıkları ve kanserden koruyucu maddeler içermektedir. Bu koruyucu maddelerden biri diyet lifidir. Diyet lifinin yüksek tansiyonu v e kötü kolesterolü düşürdüğü, kan şekerinin yükselmesini, kabızlığı ve kalın bağırsak kanserini önlediği belirlenmiştir.

* Diyet lifi tüketiminizi arttırın. Kuru baklagiller, tahıllar, meyve ve sebzeler iyi lif kaynağıdır. Baklagillerin başka bir yararı folik asitin çok iyi kaynağı olmalarıdır. Folik asit kalp hastalığında risk faktörlerinden biri olan homosistemini kontrol altında tutar.

* Alkol kullanıyorsanız en azından 1-2 kadeh kırmızı şarap tüketin.

* Azar azar yiyin, hızlı yemek daha çok insüilin salgılanır, bu da hem yağın vücutta depolanmasına, hem de karaciğerde kolesterol yapımının artmasına neden olur.

* Kuruyemişler özellikle kalp hastalıklarının önlenmesinde önemli etkilere sahip besin maddeleridir. Daha önceleri yağlı oldukları için kalbe zararlı sanılan yerfıstığı, ceviz, badem, fındık, fıstık, ay ve kabak çekirdekleri gibi çerezlerin yapılan çalışmalarla kalbi koruyucu maddeler içerdikleri bulunmuştur. Kuru yemişlerde bulunan tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri ve bitkisel steroller kolesterolü düşürür. Ama aşırı tüketilmemelidir.

Yılbaşı menüsü

Başlangıç
1-2 KK peynir + 1 adet biber, domates dolma + 1-2 YK patlıcan salatası, kısır

Ana
100-150g. hindi (ızgara/dolma) bol salata + 5-6 YK zeytinyağlı veya ızgara sebze yemeği

Tatlı
* Elmalı Tatlı 1 Orta boy elmanın kabuklarını soyduktan sonra ortadan ikiye bölün ve üzerine tarçın serpip fırınlayın, piştikten sonra üzerine 1 tatlı kaşığı ceviz serpip ve 1 top diyet dondurma koyup afiyetle yiyin..
* 1 kase meyve salatası
* 1 kiwi / elma / armut / 1 dilim ananas / 1 top diyet dondurma
* 1 kase sütlü tatlı
* Maksimum 4 kadeh şarap içmenizi öneriyorum
* Ertesi gün 2.5-3 litre su

Yılbaşı ertesi günü diyeti

Sabah
1 dilim ananas + 1 KK peynir

Ara
1 adet kepekli grisini + 1 poşet phytoslim çayı

Öğle
1-2 kase sebze çorba + salata veya 1 tabak sebze yemeği + 100g. diyet yoğurt

Ara
1 SB greyfurt suyu + 1 adet kepekli grissini

Akşam
200gr. diyet yoğurt + 1 OB armut + 2 YK keten tohumu + tarçın

2 Saat Sonra
Sınırsız salatalık

Karşı konulmaz lezzet çikolata

Çikolata; özellikle çocukların yoğun ilgisini çekmekle birlikte, tüm yaş grupları tarafından beğeni ile tüketilen bir gıda maddesidir. Dilinizin üstünde saf bir parça çikolatayı, yavaş yavaş eritip, o coşku verici tadı sindire sindire almak hayatın oldukça keyif verici yanlarından biridir.

3000 yıl önce Amerikan Aztek ve Mayalar çikolatanın elde edildiği, kakao tanelerinin yetiştiği, kakao ağacını theobroma'yı yetiştirdiler.

Çikolata ağzına kadar, polyphenol diye adlandırılan ve içinde procyanidins, epicatechin, catechin olan antioksidan bileşim dizileriyle doludur. Meyve, sebze, şarap ve çay da polyphenol içerir, fakat çikolata ve kakaodaki miktar oldukça fazladır.

Sadece lezzetli değil, yararlı da

Çikolata sadece muhteşem lezzetli bir yiyecek değil, aynı zamanda yararlı da. Çikolatanın kanseri önlemede, kalp hastalıklarını engellemede, bağışıklık sistemini kuvvetlendirmede rol oynadığı belirtiliyor. Aynı zamanda duygusal anlamda da kendimizi iyi hissetmemizi sağlıyor. Çikolata kanın akışkanlığını arttırdığı, damarları açtığı, metabolizmanın ürettiği kalp hastalıkları ve kansere yol açan zararlı moleküllerle vücudun savaşma gücünü arttırdığı da biliniyor.

Yapılan araştırmalar

California Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre, çikolatanın içinde bulunan flavonoid bileşiminin damar kaslarını rahatlattığı ve dolayısıyla damarların daha fazla açıldığını tespit edildi. Buenos Aires Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada, çikolata yiyenlerin damarlarında serbest radikallerin yol açtığı zararların, çikolata yemeyenlere oranla daha az olduğunu belirtildi. California Üniversitesi Kalp Hastalıkları Departmanı'nda, hayvanlar üzerinde yürütülen bir çalışmada, damar sertliği denilen ve kalp hastalıklarına yol açan rahatsızlığın çikolata ile azalabileceği gösterildi.

Çikolatayı karşı konulmaz yapan ne?

Kızgın ya da depresifken biraz çikolata yiyince, kendimizi daha iyi hissederiz. Çünkü çikolata phenethylamine (PEA) içerir. Phenethylamine ise sinir sistemini uyarır, ağrıları dindirir ve insanın kendini daha iyi hissetmesini sağlar.

Mutluluk hissi

Çikolata aynı zamanda uyarıcı ve keyif vericidir. Çikolata beyindeki serotonin seviyesini arttırır, ve mutluluk hissi verir. Kadınlar bu konuda daha duyarlıdır.

Çikolatadaki kalori ve şeker durumu nedir?

Acaba "aşırı" çikolata tüketmek zararlı mı? Bu sorunun yanıtı, kilo aldırıcı bir özelliği olduğu için, ne yazık ki "evet". Çünkü çikolata, içeriğinde çok fazla şeker bulunduran, oldukça kalorili bir yiyecek. Tabii bu çikolatanın çeşidine de bağlı. İyi kalite çikolatalar kakao yağından yapılırlar ve kullanılan diğer doymuş yağlara nispeten yaklaşık üçte bir daha az kalorilidirler. Doymuş yağlar, kötü kolesterol (LDL) içerdiğinden kandaki kolesterol miktarını yükseltir. Ancak tüm çikolataların kakao yağından yapılmadığını unutmamak gerekir. Emin olmak için çikolatanın içeriğini okumakta fayda vardır. Özellikle bitter çikolata, daha az doymuş yağ içerdiği için daha doğru bir tercihtir. Çikolatadaki şeker miktarı oldukça yüksektir. İçindeki işlenmiş şeker kandaki şeker seviyesini yükseltir ve kilo yapar. Diyabetik olanları, çikolatadan vazgeçemeyen ama şeker almak istemeyenler için alternatif olabilir. Çikolata aynı zamanda uyarıcı bir madde olan kafein içerir.

Çikolata sağlıklı bir yiyecek mi?

Çikolata sağlık için gerekli birçok mineral, kalsiyum, fosfor, magnezyum, demir, çinko, polifenoller ve bakır içerir. Ancak tabii çikolatanın içindeki yüksek şekeri ve kaloriyi de göz ardı etmemek gerek. Çikolata tüketimi konusunda da aşırıya kaçmamalı ve sağlıklı beslenmenin en önemli koşullarından birinin bu olduğunu asla unutmamalıyız.

Kalp sağlığı ve beslenme

Kalp hastalıklarından korunmak için dikkat etmeniz gereken bir takım hususlar var. İşte kalbinizi koruyacak ipuçları...Yaşayan her canlıdaki dokuların, organların ve hücrelerin; oksijen, karbondioksit, aminoasitler, yağlar, vitaminler ve mineraller gibi madde ve besinlere gereksinimi vardır.

Metabolizma faaliyetleri sonucunda oluşan artık ürünlerin de vücuttan uzaklaştırılması, vücut ısısının düzenlenmesi, asitbaz dengesinin korunması, hormonlar ve enzimlerin vücudun gerekli bölgelerine taşınması gerekir. Bütün bu işlemleri bir taşıma sistemi gerçekleştirir ki bu işi kalp ve damarlardan oluşan dolaşım sistemi yapar.

Kalp bu sistem içerisinde motor görevi yapar. Kalp dakikada 6080 vuruş arasında değişen bir hızla günde 9000 litre kanı vücudumuza pompalar. Hayati bir organımız olan kalbin yaşam süresince hiçbir dinlenme dönemi yoktur. Bu nedenle kalbin düzgün çalışması için gerekli olan tüm maddeler eksiksiz olarak ve zamanında alınmalıdır. Kalp kasının normal fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için sadece kalp kasının yeterli oksijeni ve besinleri alması yetmez. Kalbe kanı getiren damarların da sağlıklı, esnek ve doğru fonksiyon görür durumda olması gerekmektedir.

Yaşla birlikte damarlarda yer yer yağ (kolesterol) birikimi olur. Erken dönemde damarlardaki daralma (darlık derecesi yüzde 30-40) kan akımına önemli engel oluşturmadığı için hiçbir şikayete yol açmaz ve bulgu vermez. Darlık derecesi yüzde 70-80'i geçtiği zaman hiç beklenmedik bir anda damar pıhtıyla tıkanır ki daralan damar akciğerlerdeyse solunum yetmezliğine, beyindeyse felce, kalpteyse kalp krizine neden olabilir. Yapılan istatistiklere göre ülkemizde ölüm nedenlerinin yüzde 47'si kalp ve damar hastalıklarına bağlıdır.

Kalp hastalıklarında ileri yaş, erkek cinsiyeti ya da aile hikayesinde kalpdamar hastalığı geçmişi değiştirilemeyecek faktörlerdir.

Lipoproteinler

Lipoproteinlerin genel işlevi, suda çözünmeyen lipidlerin, çözünür lipid ve protein kompleksi şeklinde kanda taşınmaların sağlamaktır. Lipidler trigliserid, kolesterol esterleri serbest kolesterol ve fosfolipidleri içerir. Lipoproteinler ayrıca yağda eriyen vitaminler (A,D ve E), ilaçlar, bazı virüsler ve bazı antioksidan enzimleri gibi bir çok maddeyi taşırlar.

Kolesterol ile protein birleşimine lipoprotein adı verilir. HDL, LDL, VLDL gibi çeşitleri vardır. LDL; düşük yoğunluklu lipoprotein olarak adlandırılır. LDL plazmada başlıca kolesterol taşıyıcı lipoproteindir; total plazma kolesterolünün yaklaşık yüzde 70'i LDL' dedir. Bununla beraber, LDL-kol birçok hücrede kolesterol kaynağı olarak kullanılır. Buna karşın HDL yüksek yoğunluklu lipoprotein olarak adlandırılır. HDLlipidlerin lipoproteinler ve hücreler arasında dağılımını sağlar. Ters yönlü kolesterol transportu adı verilen bir olayda yer alırlar. HDL hücrelerden kolesterolü alır ve atılım için karaciğere veya kolesterole ihtiyacı olan hücrelere aktarır. Bu yüzden iyi kolesterol adıyla bilinir.

VLDL ise çok düşük yoğunluklu protein olarak adlandırılır. VLDL karaciğerde yapılır ve üretimi yağ asidi sağlanmasıyla uyarılır. Karaciğere artmış yağ asidi girişi yağlı diyetle veya çeşitli metabolik durumlarda ya da açlıkta ikincil olarak yağ asitlerinin yağ dokusundan salınımına bağlı olarak ortaya çıkar.

Trigliserid de kolesterol gibi kanda çözünen bir yağdır. Trigliseridler adipoz dokudaki depolanan yağ miktarıdır. Fazla karbonhidrat içeren özellikle de basit şeker alımı yüksek bir beslenme trigliserit düzeyini kanda yükseltir. Alkoliklerde, obezlerde, böbrek hastaları ve diabet hastalarında kan trigliserit düzeyi genelde yüksektir.

Kalp hastalığı ve kalp krizi oluşturan risk faktörleri

Genler: Kalıtım kolesterol seviyeleri üzerinde önemli bir etkendir. Araştırmacılar aile ile ilişkili hypercholesterolemia ve diğer ailevi kolesterol bozukluklarından dolayı tüm dünya da her yıl 10 milyon orta yaşlı insanın öldüğüne inanmaktadırlar. Bazı kişiler karaciğerde LDL alıcılarının eksikliği ile doğarlar. Bu yüzden karaciğerin filtre kapasitesi sınırlıdır. Başka karaciğer bozuklukları da kolesterol seviyelerini etkilerler.

Tiroid hastalıkları: Diabet gibi bazı genetik faktörlerde kolesterol seviyelerini arttırıcı etki gösterebilirler.Bu sebeple ailenin tıbbi öyküsünün bilinmesi önemlidir. Ailede erken yaşlarda geçirilmiş kalp krizi veya kalp krizine bağlı ölüm öyuküsü varsa koroner arter hastalığı veya yüksek kolesterol riski ailevi olarak artmaktadır.

Yağlı yiyecekler: Eğer yağlı yiyecekleri çok fazla tüketiyorsanız kanınızdaki LDL seviyeleri yükselecektir. Kolesterol et, peynir gibi hayvansal gıdalarda ve hazır gıdalarda çokça bulunur.Bunları tükettiğinizde vücudunuz daha çok sature yağ ve kolesterol emer.

Hareketsiz yaşam tarzı: Diyet kadar önemli bir risk aktörüdür. İstatistikler fiziksel aktivite ile kolesterol düzeyleri arasında direk ilişki olduğunu göstermektedir. fiziksel aktivitesi az olan kişilerde HDL düşük, LDL yüksektir ve koroner arterlerde plaklar oluşmaktadır.

Aşırı kilo: Ciddi derecede şişman kişilerin kanlarında kolesterol ve trigliserid miktarları oldukça yüksektir. amerikan Kalp Birliği aşırı şişmanlığı kalpdamar hastalıkları açısından büyük risk faktör olarak kabul etmektedir.Çünkü aşırı şişman kişiler hareketsizdirler ve beslenme alışkanlıklarında yağlı yiyeceklerin payı çok yüksektir. Bu da arterler de plaklar oluşumunu hemen hemen garantilemektedir.

Sigara: Sigara içenler yüksek kolesterol seviyeleri açısından risk grubundadırlar. Sigara içenlerin arterlerinin iç duvarlarının yüzeylerinde düzensizlikler oluşur ve bu düzensiz yüzey daha çok yağ tutulumuna sebep olur. Sigara içenlerde HDL miktarları yaklaşık olarak yüzde 15 azalmaktadır. Genellikle hareketsiz yaşantı tarzına eğilimlidirler. Düşük HDL düzeyleri ile tütünün toksik etkileri bir araya geldiğinde kalp krizi riskinin arttığı görülmektedir.

Aşırı alkol tüketimi

Ilımlı miktarlarda tüketilen alkolün (özellikle günde biriki bardak kırmızı şarabın) yararı, aşırı miktarlarda tüketilen alkolun ise karaciğere zararı ve kolesterol ve trigliserid düzeylerini yükseltici etkisi vardır.

Yaşlanma: Yaşla beraber genellikle kolesterol düzeylerinde de artış görülür. 45yaş ve daha üstündeki erkekler, 55 yaş ve daha üstündeki bayanlar her yıl kolesterol seviyelerini ölçtürmelidirler.Ayrıca sigara ve hareketsizlik gibi diğer risk faktörlerden mümkün olduğunca uzak durmalıdırlar.

Cinsiyet: Erkeklerde 45 yaş ve üzerinde yüksek LDL düzeyleri görülme sıklığı artar.

Kadınlarda ise menapozu izleyen dönemlerde kolesterol seviyesinde belirgin artış görülür.

Ancak hormon replasman tedavisi yapılan kadınlarda kolesterol düzeyleri azalmaktadır.

Uzun Süreli Hastalıklar: Kronik hastalıklar yüksek kolesterole neden olabilirler. Çalışmalar diabet, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları ve hipotiroidizm'in kandaki lipoprotein dengesini değiştirdiğini ve kardiyıovasküler hastalık riskini arttırdığını göstermiştir.

Yüksek kan basıncı (Hipertansiyon). Damar yapılarında değişiklikler oluşmuştur ve risk artmıştır. Bazı tansiyon ilaçları LDL ve Trigliseridleri arttırıp HDL yi düşürebilir. Kontrollere önem vermek gereklidir.

Stres: Stres ve yüksek kolesterol düzeyleri arasındaki ilişki henüz kanıtlanmış değildir.Ancak bazı araştırmacılar stres altındaki insanların kendilerini daha çok yiyerek veya alkol ve tütün tüketimini arttırarak teselli ettiklerini, bunun da kolesterol düzeylerini olumsuz etkilediğini savunmaktadırlar.

Yanlış beslenme: Fazla yağlı yiyecek yemek gibi çok az yağlı yiyecekleri yemek te kolesterolü yükseltir. Uzun süreli uygulanan yetersiz ve dengesiz diyetler kalbi zayıflatır. Tansiyonu bozabilir böbrek ve kalpte bozukluklara sebep olabilir. Bol lif, iyi yağ asidi, sebze, meyve ve rafine edilmemiş tahıllardan oluşan dengeli bir beslenme programı uygulanmalıdır.

Hareket edin !

Sağlıklı zayıflamak için yapmanız gereken en önemli kural egzersiz yapmak olacaktır... Zayıflama programlarında temel iki yaklaşım kalori kısıtlanması ve fiziksel aktivite uygulanması. Araştırmalara göre diyet ve egzersiz birlikte uygulandığında sadece diyet uygulanarak yapılan programlara göre daha fazla kilo kaybı görülmektedir.

KALORİ HARCANIR

Özellikle uzun dönemde, verilen kilonun korunabilmesi için egzersiz vazgeçilmez unsurdur. Bu nedenle egzersiz kilo vermeye yönelik tüm programların vazgeçilmez bir parçasıdır. Egzersizin yararları şöyle özetlenebilir. Egzersiz sırasında kalori harcanır. Kan basıncı, serum kolesterolü, vücut kompozisyonu, kalp ve solunum sistemi üzerinde olumlu etkileri vardır.

YAVAŞ YAVAŞ ARTTIRIN

Egzersiz obez kişinin psikolojik durumunu iyileştirir, bazal metabolizma hızında artışa sebep olur, karbonhidrat oranı yüksek olan, tatlı, çikolata, hamur işlerine karşı isteği azaltır, uyku düzenini olumlu yönde etkiler, doğal yaşlanmayı geciktirir, spor yapan erkeklerde de prostat kanseri riskini ve kadınlarda osteoporozu durdurur. Yağsız vücut kütlesi kaybını önler. Egzersiz haftada en az 3 kez, 30 dakika süresince ter atacak kadar yapılmalıdır. Egzersiz yoğunluğu ve süresi yavaş yavaş artırılmalıdır.

Kilo vermeye başlamadan önce muhakkak bir uzmana gitmelisiniz.

Bu hem kilo kontrolünüzü sağlayacak hem de sağlıklı ve bilinçli kilo vermenizi sağlayacaktır. Aynı şekilde spora başlamadan öncede bir doktor kontrolünden geçmeniz çok önemli. Kalp sağlığınız yerinde olup olmadığını öğrenmeli ve egzersiz programınızı ona göre belirlemelisiniz. Özellikle ağır ve yorucu hareketlerden kaçınmalısınız.

* Düzenli fiziksel aktiviteye genç yaşta başlamak kilo kontrolünün yanı sıra kronik hastalıklara yakalanma riskini de azaltır.

* Egzersiz haftada en az 3 kez, en az 30 dakika süresince yapılmalıdır. Egzersiz yoğunluğu ve süresi yavaş yavaş artırılmalıdır.

* Body yapmak (kas gücünü geliştirerek) çok fazla kilo verdirmeyebilir ama haftada bir iki kez kısa ve sürekli olarak yapmak kasların gevşemesini önleyebilir.

Egzersizin ağırlık kaybı üzerine etkileri

Egzersiz sırasında ve sonrasında bazal metabolizma artarak enerji harcamasını arttırır. Kas kitlesi koru nurken yağ oksidasyonundaki artış ile yağ kitlesinde azalma görülür. Uzun dönemde, verilen kilonun korunabilmesi için egzersiz önemli ve gereklidir. Birçok kişiye göre egzersiz jimnastik salonları, yüzme havuzları, koşu alanlarında yapılan hareketlerdir.

ASANSÖRE BİNİN

Oysa günlük yaşamda bazı alışkanlıklar da egzersiz yerine geçebilir, kısa mesafelerde araba kullanmamak, asansöre binmemek, hızlı tempoyla yürümek, ev işlerini kendi kendine yapmaya çalışmak gibi. Bu nedenle spor kesinlikle yapılmalı ama ölçüsü de önemli. Fiziksel aktivite eksikliği hastalıklara, hatta erken ölümlere neden olma bakımından, sigaradan sonra ikinci sırada yer almaktadır. Uzun ve sağlıklı yaşam için en iyi koşullar haftada 500-1000 kalori harcayan aktivitelerle sağlanabilir. Fiziksel aktiviteyi üç grupta toparlayabiliriz; genel bedensel aktiviteler, aerobik (kardio) egzersizler ve kas güçlendirici egzersizler.

SÜREYİ KONTROL EDİN

Bazı kişilerde nefes problemleri, eklemlerle ilgili sorunlar söz konusudur. Buna bağlı olarak seçilecek aktivite düzeyi bireyin kapasitesine uygun olmalı ve yavaş yavaş artırılmalıdır. Kilo kaybı başladıktan sonra egzersiz programları süresi ve güçlüğü kademeli olarak artırılmalıdır.

Sizin için en iyisini seçin

Kilo vermek amacıyla uygulanacak egzersiz programları ayarlanırken, yaşam boyu devam ettirilebilecek tarzda aktivitelerin seçilmesi önemlidir. Her gün yarım saat veya haftanın 3-4 günü bir saatlik tempolu yürüyüşler, özellikle yaz sıcaklarında hem serinletici hem de dinlendirici spor olan yüzme vazgeçilmeziniz olmalıdır.

YÜZMEK ÖNEMLİ

Yüzme; kalbi güçlendirir, fiziksel görünümünüzü değiştirir, kan dolaşımını düzenler, varis gibi hastalıklarda faydalıdır, kilo kontrolünü sağlar. Suda yürüyüş veya koşu bel seviyesine kadar girilen suda yapılan yürüyüş veya koşu karada yapılandan 2 kat daha fazla dirence karşı yapıldığından iyi bir egzersizdir.

KAZALARA DİKKAT

Üstelik karada yapılan çalışmalarda oluşabilecek kazalar ve yaralanmalar suda yüzde 90 oranında azalmaktadır. Boyun seviyesindeki suda 20 dk veya daha uzun süreyle yapılacak, bütün vücudu çalıştıran ritmik aerobik hareketleri kalp damar sistemini güçlendirmektedir.

Su içinde yapılacak pedal çevirme hareketi ve kolları açıp kapama hareketi faydalı olacaktır. Yapılan sporun fazlası da sakıncalıdır, üç saatten uzun süreli yoğun egzersizler tehlikeli olabilir.

E-Bültenimize Abone Olun
Top