Vitaminler Hakkında Bilmek İstedikleriniz

Vitaminler Hakkında Bilmek İstedikleriniz

Bugün evlere, iş yerinde masalara baktığımızda herkeste bir çeşit vitamin görüyoruz, kafamız karışık, bu karışıklık nerede başladı, vitamin tabletleri mi alalım, yoksa yemekten mi alalım vitamini?

Vitaminler vücudumuz için gerekli olan maddelerdir. Tabii ki eksikliğe göre almalıyız. Özellikle beslenme bozukluğu olanlarda, çok ileri yaşlardaki kişilerde, hamilelikte, bebekliğin erken dönemleri gibi bazı özel durumlarda takviye yapılmalıdır. Ama bunlar dışında sağlıklı bireylerde ekstra vitamin almanın ek bir yararı olduğu kanıtlanmış bir bilgi değildir, ama zararı olduğu da gösterilmemiştir. Aldığımız veya alamadığımız tüm gıdalar; uykusuzluktan hormon bozukluğuna, cildin yağ ve nem dengesinden genel savunma sistemine, hafızamızdan gözlerimize, sindirim sorunlarından saç ve tırnaklarımıza hatta depresif veya huzurlu olmaya kadar, her türlü “insanlık halini” etkiler. Bu nedenle beslenmeyi tamamlayıcı (diet supplement) olarak kullanılan vitamin tabletleri oldukça değerlidir. Beslenme sorunları olduğunda, sağlık dengesi bozulduğunda veya vücudun belirli besinleri özümseyemediği durumlarda; diyet tamamlayıcı tabletler, kimi zaman hiç abartısız, can kurtarır. Ne var ki, insanoğlu yeni keşfettiği her şeyde biraz uç noktalara gider. Bu nedenle vitamin ve antioksidan tabletlerinin tüketimini teşvik ederken de biraz dozunu kaçırmış olabiliriz. Sağduyulu düşünürseniz, doğal beslenmenin yerini hiçbir şey tutamaz. Taze gıdalardan alınan besinler hem tüm yaşamsal ihtiyacımızı karşılar, hem de lezzetleri, kokuları ve paylaşımı ile ruhumuzu doyurur. Haplar ve kapsüller zamanla vücudu tembelliğe alıştırır. Doğal gıdalar ise vücudun ihtiyacı olan maddeleri kendi kendine üretip dönüştüren sistemlerini aktif ve canlı tutar. Öte yandan sindirimi düzenler, mide ve bağırsak sağlığını korur. Hapları tam olarak besinlerin yerine koymak mümkün değildir. O zaman her işlev için ayrı bir destek aramaya başlarız. Antioksidanlar için bildiğiniz tabletleri ve kapsülleri yuvarlarken, sindirimi düzenlemek için başka ilaçlar aramaya başlarız vb. Bence, taze gıdaları yeteri kadar tüketen sağlıklı bir insanın, ayrıca vitamin almaya ihtiyacı yoktur. Hele pazarlarda her şeyin bol bol bulunduğu bu güzel ülkede, tüm ihtiyaçlarımızı doğal kaynaklardan karşılayabiliriz.

• 10 sene olmayan hastalıklar türedi şimdilerde, bu beslenme alışkanlıklarımızla mı ilgili yoksa hormonlu gıdalar gibi söylemler de var...

Hastalıkların artışı genelde hormonlu yiyeceklerle ilgili olarak bilinse de, bence beslenme alışkanlıkları tüm hastalıkların işleyişini değiştirir. İstanbul gibi büyük bir metropol insana pek çok olanaklar sağlasa da, bir yanda da insan sağlığı açısından bazı şeyleri de alıp götürüyor. Şehrin yoğun temposunda koştururken pek çoğumuz sağlığımızı aslında ikinci planda bırakıyoruz. Çalışma saatlerimiz daha fazla, trafikte geçirdiğimiz süre daha uzun olunca kendi sağlığımızla çoğu zaman ilgilenemiyor, daha hazır gıdalara yöneliyor, egzersiz konusunda da “vakit yok” diyoruz. Artık neredeyse evlerde de yemek yapılmıyor, telefonla fastfood yiyecekler sipariş ediliyor. Gelir durumu zayıf olanlar ise köyden gelen bulgur, un, kavurma gibi ürünlerle karbonhidrat ve yağ ağırlıklı yiyeceklerle beslenmeye başladı. Bu da toplumda obezite, diyabet, hipertansiyon ve kanser gibi hastalıkları artırmaya başladı. Başta İstanbulluların bu sağlık problemlerini aşabilmesi uzun bir süreci getirecek ama öncelikle beslenme alışkanlıklarının değişmesi gerekir. Sebze, meyve, bakliyat ve balık ağırlıklı beslenme modelini gündeme getirerek en azından ana öğünlerimizi evde yemediğimiz sürece bu sorunların çözülmesi pek olası değil.

• İnsan kendini robot gibi hissediyor, tablet alınca... hımmm şimdi d almalıyım, kış geldi c vitamini şart... Buna nasıl karar veriyoruz?

Sağlığımızı garantiye almak için başvurduğumuz yöntemlerden biri de ‘Her gün bir vitamin tableti yutmak’ oldu. Sağlığın garantisinin küçücük bir hapta saklı olduğunu düşünmek ve her gün avuç dolusu hap yutup gün boyu zımba gibi olmak iyi bir fikir ama bu fikrin geçerliliği konusunda tıp dünyasında hala ortak bir fikir yok. Vitamin, mineral ve besin desteklerini kullanmayı doğru bulanlar da var, karşısında olanlar da. Ben kendime her iki fikrin ortasında bir yer arıyorum. Ne iflah olmaz bir vitamin düşmanı ne de bu hapları rastgele kullanmanın taraftarıyım. Vitamin, mineral ve besin desteklerini doğru zamanlarda, doğru dozlarda, doğru kombinasyonlarla ve ihtiyacınız olduğunda kullanırsanız karlı bile çıkabilirsiniz. Ama bu işi arkadaş, komşu tavsiyesi, internet reklamı, kulaktan dolma bilgilerle yapmaya kalkarsanız yalnız paranızı ve zamanınızı değil sağlığınızı bile kaybedersiniz. Bu işin püf noktası şu: Düzenli, dengeli beslenen, herhangi bir sağlık sorunu olmayan biriyseniz bu istisnai durumlar dışında vitamin, mineral ya da besin desteklerine pek ihtiyacınızın olmadığı anlamına da gelmektedir. Bu maddelerin neredeyse tamamı yiyecek ve içeceklerde zaten var. Bir kısmını da bağırsaklarınız (K vitamini, D vitamini) veya cildiniz (D vitamini) zaten üretiyor. Kısacası herhangi bir beslenme sorununuz, özel sağlık riskiniz ya da bir hastalığınız yoksa ekstra vitamin yutmak çoğu zaman gereksiz bir harcamadan başka anlam İfade etmiyor.

• Vücut herhangi bir vitaminin eksikliğinde nasıl tepki gösteriyor, belirtiler var mı yoksa tahlil şart mı ? Eğer insan vücudunda herhangi bir vitaminden yeterli miktarda bulunmazsa vitamin eksikliği belirtileri görülebilir. Yeterli miktarda alımlar sonucu birçok rahatsızlık ortadan kalkar, fakat bazıları uzun süre etkili olurlar. Vitamin eksikliklerin bazı belirtilerini şöyle sıralayabiliriz.

A: Gece körlüğü,cildin kuruması ve pul pul olması,sık sık yorulma
B1: Kalbin düzensiz çalışması, yorulma, sinir bozuklukları, zihinsel karışıklık
B2: Ağız kenarlarında çatlamalar, ciltte lekeler, kansızlık
B3 (niacin): Cilt bozulmalarına, ishal,sindirim güçlüğü,genel yorulma
B5 (pantothenic asit): Yorulma,kusma,mide zorlanması enfeksiyon
B6: Sarsılma,deri iltihabı,kas zayıflaması,cilt çatlaması, kansızlık
B8 (biotin): Bulantı,kusma,depresyon,sac dökülmesi,kuruması,ve çatlaması
B9 (folate): Mide ve bağırsakta düzensizlikler,kansızlık,dudakta çatlama,
B12: Kansızlık,sinirlilik,yorulma ve bazen sinir ve beyin bozulması
C: Diş eti şişmesi veya kanaması,yaraların yavaş iyileşmesi, ishal, iskorbüt, depresyon, yetersiz sindirim
D: Çocuklarda raşitizm ve kemik zedelenmesi; yetişkinlerde kemiklerde kalsiyum kaybı
E: Kas zayıflaması,sinirlerin zara görmesi, çoğalan hatalar,kansızlık
K: Yeni doğmuş bebeklerde kanın düzensiz akması ve insanlarda ilaç tedavisinde kanın incelmesi

• Vitaminin ana kaynağı toprak ana aslında... vitamini doğrudan yemeklerden alsak olmaz mı?

Evet; eğer yeterli ve dengeli besleniyorsanız gereken tüm vitamini besinlerle almanız mümkündür. Günde 4 porsiyon sebze ve meyve, 4 porsiyon hububat, 2 porsiyon süt veya süt ürünleri, 2 porsiyon et ve yumurta gibi protein içeriği zengin besinler alındığında, gerekli tüm vitaminler alınmış olur. Diyetiniz bu dört besin grubundan herhangi birini içermiyorsa, ya da her birinden çok az miktarda yiyorsanız, gereksiniminiz olan vitaminlerin tümünü besinlerden almanız mümkün olmaz.

• Vitamin hapları hiç olmasa olur mu, yoksa onlara da ihtiyacımız var mı?

Diyetin desteklenmesi yani supleman kullanımı diyetle yetersiz gıda tüketildiğinde besin ögeleri alımı önerilenin altında olduğunda, hamilelik yada emzirme dönemi gibi özel durumlara bağlı olarak gereksinme arttığında, hücre fonksiyonlarının düzeltilebilmesi için, besinlerin hazırlanmasında, pişirilmesinde ve saklanmasında kaybedilen besin öğelerinin takviyesinde,yaşlılıkda yetersiz beslenmeden kaynaklı beslenme ihtiyacını karşılamak amacıyla uygulanan yöntemdir.

Suplemantasyon yöntemleri arasında, altıncı aydan sonra bebek, çocuk ve gebelere demir, kalsiyum verilmesi; bebek ve yaşlılara D vitamini verilmesi; doğurganlık çağındaki kadınlara folik asit verilmesi, kan bulgusunda yetersiz seviyede vitamin, mineral bulunması veya bazı hastalıklarda kolesterol, kan şekeri, karaciğer fonksiyon testleri, homosistein seviyesinin desteklenmesi sayılabilir.

Insanlar suplemanları bazen hastalıklarının tedavisi için bazen de hiçbir sorunları yokken kullanırlar. Kımılerı ıse besın tuketımı yerıne gereksınımı oldukları besın ogelerını hap olarak almakta kullanırlar. Ancak biliyoruz ki günümüzde birçok kişi kendi kararları ile diyetlerini yeterli kılmak, daha sağlıklı olmak veya varolan hastalıklarını tedavi etmek veya önlemek amacıyla supleman kullanmaktadır.

Bazı suplemenların aşırı kullanımı kusma, böbrek taşı , karaciğer hasarı, doğumsal bozukluklara neden olabilmektedir. Bu nedenle kişi kan bulgularına uygun ve sahip olduğu rahatsızlıkların komplikasyonlarının etkilerini negatif etkilemeyecek şekilde bir uzman kontrolünde kullanmalıdır.

• Diyelim ki kendi kafamıza göre vitamin alıyoruz, bunun faturası ne olur, kişi kendisine iyilik yaptığını zannederken en büyük zararı mı veriyor aslında?

Eğer vücudun bir eksiği yoksa vitamin almanın bir yararı yok. O nedenle hekimin kişiyi muayene edip bir ihtiyacı varsa onu tespit ederek gerekirse vitamin vermesi doğrudur. Aksi halde bazen yarar yerine zarar getirebilir. Bu noktada şunu açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Vitamin adı altında çok fazla ürün var ve bunların bir kısmında antioksidan veya çeşitli hastalıklara iyi geldiği iddiası ile bitkisel kökenli bileşikler mevcut. Bir kısmı ile ilgili yeterli bilimsel veri mevcutsa da hepsi hakkında elimizde kanıtlanmış bilgi yok ve çok sık kullanılan bazı bitkisel kökenli desteklerin yan etkilerinin ya da kişinin kullandığı diğer ilaçlarla olumsuz etkileşimleri olduğunu biliyoruz.

• Öte yandan yiyeceklerin saklama, yıkama, pişirme sürecinde de vitamin değerlerinde önemli bir kısmı kayboluyor, burada nelere dikkat etmek gerekiyor?

• Gıdaları satın alırken taze olmasına dikkat ediniz. İmal ve son kullanım tarihlerini okuyunuz, tarihi geçmiş olanları almayınız. Üzerinde son kullanım tarihi olmayan gıdaları rengini, görünüşünü ve kokusunu inceleyerek satın alınız.

• Bir ürün satın alınırken üzerinde; gıda adına, firma adına ve adresine, üretildiği yere, miktarına, hazırlama ve kullanma talimatına, depolama ve saklama koşullarına dikkat ediniz.

• Fazla miktarda katkı maddesi içeren besinlerden kaçınınız.

• Marketlerden alışveriş yaparken et, süt, sebze ve dondurulmuş yiyecekler gibi kolay bozulabilecek gıdaları kuru gıdalardan sonra almaya özen gösteriniz.

• Dondurulmuş gıda alırken taş gibi sert olanları tercih ediniz. Üzerinde buz kristali olanları kesinlikle satın almayınız.

• Bozulabilecek besinleri satın aldıktan sonra kısa süre içinde buzdolabına yerleştiriniz. Buzdolabının sıcaklığı +4°C üzerinde olmamalıdır.

• Besinleri buzdolabında nem ve hava geçirmeyen kaplar içinde saklayınız.

• Buzdolabınızı tıka basa doldurarak içerisindeki hava akımını engellemeyiniz.

• Buzluğu çözdürürken veya buzdolabını temizlerken dondurulmuş ve kolay bozulabilecek gıdaları buzla dolduracağınız kaplar içerisinde bekletiniz.

• Yağlar yakıldıktan sonra yemeğe eklenirse (örnek; mantı, İskender kebap, yayla çorba) kanserojen öğeler içerirler.

• Tuzun ışık almayan, kuru ve serin bir yerde muhafaza edilmesi gerekmektedir. Tercihen iyotlu tuz kullanılmalı ve 3 ay içerisinde tüketilmelidir.

• Üzerinde sebze ve salata doğradığınız tahtada kesinlikle et kesmeyiniz.

• Pişmiş ve çiğ besinleri yan yana getirmemeye özen gösteriniz.

• Besinleri mümkün olduğunca tekrar ısıtmaktan kaçınınız.

• Çok yüksek derecede sıcaklık ve vakum altında ısıtma koşullarını sağlayamadıkça evde konserve yapmaktan kesinlikle kaçınınız.

• Tek tek ele alalım o halde doğadaki şifacıları... B12 vitaminin işlevi nedir, hangi hastalıklara karşı kalkan görevi görüyor ve hangi besinlerde bulunuyor?

Karaciğerde, sütte, yumurta akında, peynirde, balıkta, ette ve karideste bol miktarda, bitkilerde ise son derece az miktarda bulunur.

B12 vitamini eksiklği, folik asit eksikliğinde olduğu gibi, alyuvar yapısında biçim bozukluğuna yol açarak persinyöz ya da megaloblastik anemi denen kansızlığa neden olur.Ayrıca sindirim sistemi düzeyinde ve epitel dokunun beslenmesinde bazı etkileri görülür. Kansızlığın yanı sıra hafif sarılık, iştahsızlık, ishal, parestezi (karıncalanma) ve uyuşma gibi duyumsama bozuklukları, ataksi, işitme siniri iltihabı ve zihinsel bozukluklar ortaya çıkabilir.

• Şu günler güneşli ama kış aylarında güneşe hasret kaldığımız günler oluyor, bu durumda akla ilk gelen D vitamini... faydalarını ve nelerde bulunduğundan bahsedelim biraz...

Daha etkili olduğundan tedavide daha çok kullanılan D2 vitamini (ergokalsiferol) ve D3 vitamini (kolekalsiferol) olmak üzere iki tipi vardır. Molekül yapısı steroidlerle aynıdır.D2’ nin kaynağı deridir; derideki 7- dehidrokolestrol, mor ötesi ışınların etkisiyle vitamin D2’ ye dönüşür. D3 vitamininin kaynağı besinlerdir; daha çok et, süt ve yumurta sarısında bulunur.

Normal olarak güneş ışığı alan insan vücudunda D vitamini yeterince üretilir. Ama yenidoğanlarda, büyüme çağındaki çocuklarda, gebelik ve süt emzirme dönemlerindeki kadınlarda besinlerle dışardan daha fazla miktarda alınması gerekir.

D vitamini eksikliğinde çocuklarda raşitizm, yetişkinlerde osteomalazi (kemik yumuşaması) gelişir.

• Hekim ve diyetisyen kontrolünde verilmesi gereken vitamin "K"... gıda kaynakları ve faydalarından bahsedelim mi? Kan pıhtılaşması için gereklidir, kemikleri korur. Dozu: 31+: Günde 90-120 mcg (mikro gram).

Kaynak besinler: Yeşil yapraklı sebzeler, süt ve süt ürünleri, yumurta, tahıllar ve karaciğer.

• Mutluluk hormonu olarak da bilinen B6 vitamini... faydaları, nelerden alabiliriz B6 vitaminini?

Hayvansal ve bitkisel besinlerde düşük dozda bulunur.

B6 vitamini eksikliği son derece enderdir. Bu durumda deri, sindirim sistemi rahatsızlıkları ortaya çıkar.

• B1 büyüme sürecinde etkili bir vitamin... Faydaları, nelerden alıyoruz, eksikliğinde bizi neler bekliyor?

Buğday başağı, kepek, bira mayası, sebzeler gibi bir çok besinde bol miktarda bulunur. Memelilerin karaciğer, böbrek, kalp, beyin ve bağırsaklarında az miktarda bulunur. Sebzelerin pişirilmesi, sütün kaynatılması ve sterilize edilmesi (mikroptan arındırılması) çok miktarda tiyamin kaybına yol açar. Tiyamin ince bağırsaklardan etkin taşınma mekanizmasıyla emilir. Vücutta depolanmaz ve kullanılmayan bölümü yemekten üç saat sonra böbrekler yoluyla tamamen dışarı atılır.

B1 vitamini yetersizliğine bağlı olarak gelişen hastalık tablosunda depresyon, huzursuzluk, bellek zayıflığı ve dikkat azalması, hipotoni (kas gevşekliği) ve anoreksi (iştahsızlık) yer alır.

• B2... B6... C vitamini... A vitamini.... E vitamini... bunları da madde madde konuşalım mı?

B2 vitamini (riboflavin)

Hayvansal besinlerde, bira mayası, buğday başağı, yeşil sebzeler, havuç, enginar, fındık, yerfıstığı ve mercimek gibi bitkisel besinlerde bol miktarda bulunur.

B2 vitamini eksikliğinde protein oluşması azalır ve deride yaralar, sinirsel bozukluklar ve göz bozuklukları biçiminde ortaya çıkar.

B6 vitamini (piridoksin)

Hayvansal ve bitkisel besinlerde düşük dozda bulunur.

B6 vitamini eksikliği son derece enderdir.Bu durumda deri, sindirim sistemi rahatsızlıkları ortaya çıkar.

C vitamini (askorbik asit)

İnsanlar tümünü dışardan almak zorundadır.Turunçgillerde bol miktarda, ayrıca taze sebzelerde, maydonozda, kabakta, soğanda ve domatesde bulunur.

C vitamini eksikliğinde skorbüt denen ve kıl diplerinde kanamalı döküntüler, dişeti kanamalarıyla belirlenen hastalık ortaya çıkar.

A vitamini (retinol veya akseroftol)

Yalnızca hayvanlarda bulunan ve yağda eriyen doymamış bir alkoldür.Sütte, yumurta sarısında, ton ve morina balıklarının karaciğer yağında (balıkyağı) bulunur.Havuç ve havuç benzeri sarı-turuncu renkli sebzelerde A vitamininin ön maddeleri vardır. A vitamini eksikliğinde gözde ve deride keratoz, kseroftalmi (göz akı ve korneanın parlaklığını kaybederek kuruması), foliker hiperkeratoz ( deri hastalığı) ve gece körlüğü görülür.

E vitamini (alfa-tokoferol)

Başta tahıl olmak üzere ıspanak, kabak, lahana, marul gibi yeşil sebzelerde bol miktarda bulunur. İnsanda karaciğerin yanı sıra yağlı dokularda, böbrekte, kalpte, kaslarda ve böbreküstü bezi kabuğunda depolanır. Fazla olan bölümü idrar ve dışkıyla atılır. Antioksidan özellik gösterir.

E vitamini eksikliği son derece ender görülür ve kansızlık biçiminde ortaya çıkar

Not:

Aşağıda yazdığımız demir, kalsiyum, magnezyum, çinko vb. mineraller grubunda yer alıyor. Vitamin grubu olarak adlandırmayınız, programda yanlışlık olmasın. Bilginiz olsun…

 

• Demir eksikliği de önemli bir konu aslında... biz bunu nasıl takviye ederiz, eksikliğinde neler olur ?

DEMİR” eksiliği nasıl giderilir?
- Karaciğer, kırmızı et, tavuk, balıketi ve yumurta (b12 masasıyla aynı)
- Üzüm ve pekmez
- Kuru baklagiller
- Kuru kayısı, kuru üzüm, kuru dut gibi kuru meyveler
- Yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, pazı)
- Fındık, fıstık ve susam

Belirtileri neler?

Solukluk, çarpıntı, nefes darlığı, yorgunluk, halsizlik gibi genel anemi belirtileri yanında dudak köşelerinde çatlaklar, tırnakların kırılması, saçların kırılıp dökülmesi, dil yanmaları,yutma güçlüğü, iştahsızlık, kabızlık gibi belirtilerin altında da kansızlık yatıyor olabilir.

DEMİR EMİLİMİNİ ARTIRAN ÖNERİLER

- Her öğünde bol limonlu yeşillikler ve bu yeşilliklerden oluşan karışık bir salata, demir emilimi artırmaktadır.
- Yumurta tüketilirken yanına taze sıkılmış portakal veya greyfurt suyu tercih edilmesi, yumurtadaki demirin daha fazla emilmesini sağlamaktadır.
- Yumurta haşlama yerine kimi zaman menemen gibi pişirilip; yeşil, kırmızıbiber, domates ve soğanla C vitamini kazandırıldığında, demirin alımını artırılır.
- Ispanak yanına yoğurt ile tüketildiğinde demir emilimi azalmaktadır. Ispanağın yumurta ile pişirilmesi ise biyoyararlılığını artırır.
- Kuru baklagil ve tahıllı yemekler; yanında mutlaka bol maydanozlu, marullu, domates ve limonlu salata ile tüketildiğinde, tahıl ve baklagillerin içindeki demir daha fazla emilir. Ayrıca bu besinler kıyma, parça et ya da tavukla pişirildiğinde demir alımı artmaktadır.
- Kalsiyum bir dönem dilimize pelesenk olmuştu...

Kalsiyum

• Kemikleri ve dişleri korur, kemik kaybı ve kırılması riskini azaltır.
• Bağırsak kanseri riskinin azaltılmasına yardımcı olur.
• Uykusuzluğa iyi gelir.
• Sinir sistemine yardımcı olur.
• Doğal kaynakları: Süt ve süt ürünleri, tüm peynirler, soya fasulyesi, sardalya, fıstık, ceviz, ayçiçeği çekirdekleri, kuru fasulye, karalahana, brokoli, yeşil meyve ve sebzeler.
• Kemikler için çok önemlidir. Ancak bazı araştırmalar, çok yüksek dozda alınan kalsiyumla prostat kanseri arasında bağlantı olduğunu gösterdi. Dozu: 31-50 yaş: günde 1000 mg 51+: günde 1200 mg
• Kaynak besinler: Süt, peynir, yoğurt, brokoli, lahana ve portakal suyu
• Magnezyum, biotin, kalsiyum ve çinko... kısa kısa bunlara da değinelim mi?

Magnezyum

• Yağların yakılmasına ve enerji üretimine yardımcı olur.
• Depresyonla mücadeleye yardım eder.
• Daha sağlıklı bir kardiyovasküler sistem sağlar ve kalp krizini önlemeye yardımcı olur.
• Dişleri sağlıklı tutar.
• Kalsiyumla birleşerek doğal bir sakinleştirici olarak çalışır.
• Adet öncesi sendromları (PMS) azaltır.
• Doğal kaynakları: Öğütülmemiş tahıllar, incir, badem, fındık, çekirdek, koyu yeşil sebzeler, muz.

Çinko

• Dahili ve harici yaraların iyileşme süresini hızlandırır.
• Tırnaklar üzerindeki beyaz noktaları yok eder.
• Prostat sorunlarının önlenmesine yardımcı olur.
• Büyüme ve zihinsel uyanıklığı destekler.
• Zihinsel rahatsızlıkların tedavisine yardım eder.
• Soğuk algınlığının uzunluğunu ve şiddetini azaltmaya yardımcıdır.
• Doğal kaynakları: Et, karaciğer, deniz ürünleri (özellikle istiridye), buğday tohumu, bira mayası, balkabağı çekirdeği, yumurta, toz hardal.

Biotin

• Yağ üretimi için de yağ asitlerinin yapılmasında gereken bir maddedir.
• DNA ile RNA yapımı için etkili olur.
• Birden fazla enzimin yapısına girmektedir. Bu enzimlerde besinlerin vücudunuza faydalı hale gelmesini sağlamaktadır.
• Kan şekerinin düşmesine fayda sağlar
• Saçların dökülmesi ile beyazlaşmayı azaltır
• Cildinizin sağlığı açısından gerekmektedir

E-Bültenimize Abone Olun
Top